Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 20 Temmuz 2018 · 1:04:18
Selamun Aleyküm. Allah gecenizi ayıresin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi kendine dost ettiği kullarından eylesin inşallah. İnsanlarla nasıl pazarlık yapılır, insanlarla her defasında karşılıklı pazarlık yaparken kendimi yüzsüz gibi hissediyorum. Sonuç olarak da pazarlığı istediğim şekilde sonuçlandıramıyorum. Bir de insanlar benim iyi niyetimi kullanmaya çalıştıklarını fark ediyorum. Kendilerine karşı kötü sözüm ve tavrım olmuyor. Ama bu durum beni çok rahatsız ediyor. Sizce böyle insanlara karşı nasıl tavır takılmam gerekir? Normalde bir mal üzerinde pazarlık yaparken bir kimse bir mala bir kendince bir değer biçer.
Der ki bu mal beni 5 liraya yarar. Söyler çekilir kenara. Adam der ki yok ben bunu 8 liraya vereceğim. Yapmak istiyorsan 6 liraya çıkarsın. Veyahut o mal sana çok lazımsa dediği fiyattan alır çekilirsin. Bunun üzerinde böyle işte ya bana şunu bu parayı ver, bana bu parayı ver. Bu doğru değil. Neyse senin o konuda o malın üzerine biçmiş olduğun değer onu ver çekil kenara. Adama yalvarıp yakarmana gerek yok bunu bu parayı bana ver, bu parayı bana ver demene gerek yok. Bence. Bu çünkü birisi de öyle yapabilir. Ne yapabilir? Ama bu vakarlı bir şekilde bu mal isterse o adam 10 trilyon istesin. Sen bir trilyonu, dersin ki bir trilyona veriyorsan bir trilyonun var verin. Allah işinin gücünü de rast gelsin.
Bu kadar. İyi niyeti kullanmak bu hiçbir zaman bitecek bir şey değil. Burada insanların kendi tavırları, kendi konumları çıkar meydana. Kimisi kendi iyi niyetinin kullanıldığını görür, kendi iyi niyetini kullandırabilir der. Bir kimse kendi iyi niyetini kullandırmaz. Bu o kimseyle iyi niyetini kullandıracak kimse arasındaki bağ. Böyle kendinizi fazla kullandırmaktan ürkmeyin. Yani birisi sizin iyi niyetinizi kullanacakmış. Size çok zararı yoksa ellemeyin kullansın, faydalansın. Ne var bunda? Ya ben çok iyi niyetliyim de benim iyi niyetimi kullanıyorlar. İyi, iyi niyetli ol, iyi ol.
Zaten amacımız, maksadımız bu değil mi? İyi olmak. İnsanlara faydalı olmak. Birisi de sizin iyi niyetinizi kullanıyorsa ve ondan iyi niyetinizden, sizden kar ediyorsa, bir fayda alıyorsa ne kadar güzel. Sizin en hayırlınız, etrafına en fazla faydası dokunanınızdır. Ellemeyin, faydalansın sizden. Siz bilin onu. Biliyorsanız tamam, feraset sahibisiniz zaten. Aptal değilsiniz. Bile bile zaten insanın kendisini bu noktada iyilikte kullandırması cömertliktir, fazilettir. Bu böyle utanılacak, sıkınılacak bir şey değil. Veya da esirgenecek bir şey değil. Kendinizi esirgemeyin bence.
Pazartesi ve perşembe günleri dergahta iftar yapıyoruz. Ezan okunmasına 4-5 dakika kala bağışlamaları yapıp bundan hayır, bereket ve sevap buluyoruz. Fakat bunun dergahımızın hedef ve adabı olmadığını söyleyerekten müdahale ediliyor. Yani normalde bu tip meseleler yazılıp çizilmemiş. Yazılı çizili bir şey yok. Oruç tutulurken veyahut da hep beraber yemek yenilirken bizde normalde adab nedir? İşte hep beraber yemek yeniliyor. Tevhid okunur. 3 sefer. Tevhid okunduktan sonra destur bismillah yemeğe başlanır. Yemeğin başı zikir, ortası tefekkür, sonu da teşekkür, şükür, hamddır. Yemek adabı olarak budur. O yüzden normalde iftardan önce dua etmek oruçunun duası makbuldür çünkü.
Bu da sünnet-i Resulullah'ta vardır. Ama bu toplu olarak sünnet-i Resulullah'ta yok. Ama toplu olarak zikir yapmışlar mı? Evet. Misafirimizi dergaha getiriyorduk. Başka akrabamız engel oldu. Başka yere götürdük. Günahı var mı? E bir kimse zikrullah'tan birisinin ayağını kestiyse, men ettiyse bir kimse zikrullaha gidiyor.
Onun zikrullaha gideceğini biliyor. Zikrullaha gideceğini bildiği halde dikkat edin yalnız. Bir kadının kocası veya bir kadının babası, anası veya bir erkeğin karısı, bir erkeğin annesi, babası, bir kimsenin zikrine mani olursa Allah muhafaza eylesin. Yani o mani olmanın derecesine, konumuna, durumuna göre küfre bile düşer.
Bu iş çok tehlikeli. Bir kimsenin buradaki zikrullaha gelmesini mani teşkil edecek, böyle çok çok sıkıntılı şeyler olur. O kimseye dersin ki, kardeş sen bizim dergahımıza gelip gitme. Bu çok sıkıntılı bir durumdur. Bunu da ancak Şeyh Efendi söyler. İnsanlar isterler ki ya bu insanın buraya gelmesini yasaklasınlar. Bu adam halakayı zikrullaha gelmesin. Meclisimize gelmesin. O yasakla diyen kimse, o kimsenin gerçekten üzerinde yasaklanacak bir hal yok ise, o kimseyi yasaklarsa, yasaklayan Allah muhafaza eylesin.
İki yakasını bir araya toparlayamayabilir. Bu zakirlerin, çavuşların, nakiplerin, nügabaların, halifelerin imtihanıdır. Bir kimse böyle nefsine uydu, şunu yaptı, bunu yaptı, sen bundan sonra bizim halakamıza gelme. Allah muhafaza eylesin. Allah'ın mescitlerinde Allah'ın zikrini yasaklayandan daha zalim kim olabilir? Ayet-i kerime, Allah'ı zikir en büyük iştir. Sen onu nasıl yasaklayabilirsin? Onun yönünü çalan, oraya göndermeyen bir başkası engel olmaya çalışıyorsa, o şeytanın ta kendisidir. Bir kimseyi zikrullah'tan yasaklayan, zikrullah yapmasını yasaklayan kimse, tekrar söyleyeceğim bunu, konumuna ve durumuna göre kafirdir o.
Bir kimsenin namazını yasaklayan kimse küfür ehlidir. Orucunu yasaklayan sağlık ve sıhhat şartları söz konusu değil ise, orucu yasaklayan küfür ehlidir. Bir kimsenin haccını yasaklayan küfür ehlidir. Bir kimsenin farzını yasaklayan, onu yerine getirttirmeyen, onu engelleyen kimse küfür ehlidir. Allah'ı zikretmek, ayetle, hadisle, imamların iştahı ile hem farzdır, hem sünnettir, hem de imamların iştahı ile nafile ibadettir.
Hepsini de içine alır. Bir kimseyi zikirden alıkoymak, onun zikrini engellemek, onun zikre gitmesine mani olmak küfürdür. Neden? Allah'ı zikir en büyük iştir. Neden? Siz otururken, ayaktayken yanlarınızın üzerine Allah'ı zikrediniz. Bakın bunlardan, bunları yasaklayan kimse, bile bilen.
Bir baba, oğlu zikrullah'a gidecek. Zikrullah'a gideceğini biliyor mu? Evet. Fîsebilillah zikre gidiyor. Baba, oğlunu zikrullah'a yasaklasa küfür ehl olur. Bir kadın, kocası zikrullah'a gidecek. Zikrullah'a gideceğini biliyor. Kadın, kocasını bu noktada engellese zikrullah'a gitmesini, kadın küfür ehli olur. Bir erkek eşi zikrullah'a gidecek. Zikir halakasına. Bir erkek eşinin zikir halakasına gitmesini engellese, yasaklasa küfre düşer. Küfür ehli olur. Bir kimse küfre düşer, oradan tövbe edip geri dönmezse o kimsenin nikahı düşer. Ona tecid-i iman, tecid-i nikah gerekli. Ona tecid-i iman, tecid-i nikah gerekli.
Bir kimse zina etse onun zikrullah'a gitmesini yasaklayamazsınız. Hırsız olsa zikrullah'a gitmesini yasaklayamazsınız. İçki ise zikrullah'a gitmesini yasaklayamazsınız. Hatta bir kimse buraya içkili gelse, kafası kıyak olsa, ben Allah'ı zikredeceğim dese, siz onu buradan yasaklayamazsınız. Diyemezsiniz sen bu halle burada zikrullah'a giremezsin diye. Bir kimse dergah olarak bağınızı kesebilirsiniz. Kardeş senin dersini aldık, bundan sonra bizim dersimizi çekme, kendine yeni bir şey ara. O kimseyi yine zikrullah halakasından atamazsınız. Diyemezsiniz ona. Sen bu meclise gelmeyeceksin yasak diye. Kime dersiniz?
Bir kimse gelir burada bu cemaati ifsad etmeye çalışıyordur. İfsad ediyor buraya. Örneğin işte burada para satmaya kalkıyor. Faizcilik yapıyor. Burada namussuzluk yapmaya çalışıyor. Ona dersin ki bunları yapacaksan gelme kardeşim. Bunları yapacaksan buraya gelme. Ama öbür türlü siz bir kimsenin zikrullahını yasaklayamazsınız. Allah muhafaza eylesin. Bir kimseye zikir meclisine gitme diyemezsiniz. Adam diyor ki ben işte bir iki mevzu soruyorum söylüyorsun. Anlatıyorum bu böyledir şu şöyledir. Ben o dergaha gitmeyeyim o zaman diyor. Kardeş zikirsiz kalma git. Orada hatada olur, kusurda olur, eksiklikte olur, noksanlıkta olur. Her şey olur.
Burada da olur. Sen zikirsiz kalma. Sen zikir halakasına git otur. Sen zikir halakasında otur Allah'ı zikret. Oranın adabı Erkan'ı neymiş zikrullah da buymuş. Oradaki adabı Erkan'a haram olmadığı müddetçe uy. Gözümle görmedim duyduğum şeyler var anlatıyorlar. İşte ne yapıyorlarmış? Yok işte zikrullah esnasında işte böyle nahoş şeyler oluyormuş. Yapma onları sen. Zikrullah'ın adabı bellidir. Otururken ayaktayken Allah'ı zikredilir. Otururken ayaktayken Allah'ı zikredilirken hadisi kutsi mucibince olgunlaşmış buğday tanelerini rüzgarın salladığı gibi siz de sallanınlar.
Sallanaraktan, hafif sallanaraktan Allah zikredilir. Hafif sallanaraktan Her dergahın kendince bir adabı Erkan'ı var. Bizim de ta Çorumlu Hacı Bekir Baba'dan itibaren devam eden bir dergahın adabı Erkan'ı var. Hacı Bekir Baba, Ahiz Kalala Efendi, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi, Nevşeyli Abdullah Efendi devam ediyor aynı bizim zikrullah alakalarımız. Bunların arasında çok az nüans farklılıkları vardır. İnsanların bildikleri vardır, bilmedikleri vardır. Mesela Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi'nin bana gösterdiği zikrullah'taki bazı figürler vardır. Ara sıra bazen burada gösteriyorum, bizim yerimiz müsait olmadığında. Mesela onu bizim eski dergahdan bilen, çok az bilen vardır, yoktur bilen.
Bunları mesela biz şu anda uygulayamıyoruz. Örneğin işte geçenlerde bir halakada Adnan'a, Hüseyin'e gösterdiydim onları. Bu tip şeyler var. İşte zikrullah vuruş adabı aynıdır, bellidir. Mesela Şeyh Efendi Hazretleri bizim devran zikrini bana göstermişti nasıl olacağını. Baş başayken. Oğlum bunu biz yapmıyoruz, uygulamıyoruz. Ama bil, öğren dedi. Böyle böyle böyle yapılır. Gün olur, arman döner, işte zaman gelir. Bu lazım olur dedi. E bunu ben biliyordum mesela. Örneğin. Ama bunları normalde Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi yaptırmazdı. Böyle işte duyduduk birkaç küçük yerde yaptırmış falan diye. Ama bu adab, bu erkan devam eder gider. Ama bir başka yere gidersiniz.
Bir başka yerde benim tarikatımın adabı bu deyip de Orada kendi kendinize yapmazsınız. Oranın adabı neyse oraya tabi olursunuz. Bunda bir sıkıntı yok. Onlar bütün esmaları oturarak söyleyebilirler. Veya bütün esmaları ayakta söyleyebilirler. Veya bütün esmaları devran zikri şeklinde yapabilirler. Veya her esmada farklı figürler yapabilirler. Bunlar yanlış değildir, eksik değildir. Bunların hakkın bir şeyin temelinde, temelinde ayet var ise, hadis var ise temelinde. Bunlar eksik ve yanlış değildir. Ayet-i kerime var. Ayet-i kerime var. Ayaktayken Allah'ı zikredin. Ayakta Allah zikredilir mi? Evet.
Bir de ayaktaki zikrullahı namaza bağlamaya çalışıyorlar. Zorlamayın. Batırmayın kendinizi. Namazlarınızı kıldıktan hemen sonra diyor çünkü ayet-i kerime. Demek ki namaz kılınmış. Namazı kıldıktan hemen sonra otururken, ayaktayken, yanlarınızın üzerine yataraktan Allah'ı çokça zikrediniz. Ayet-i kerimenin meali bu. Yani namazdaki kıyamla, zikrullah'taki ayaktaki ayakta zikrullah aynı manada değil. Namazı kıldıktan hemen sonra. O zaman ayakta zikrullah ayetle sabit mi? Evet. Bu ayaktaki zikrullahın figürü, şekli, şemali, üç aşağı, beş yukarı absürt bir şekilde olmazsa ayetle sabit. Ona karşı çıkan, ayakta zikrullah olmaz diyen, ayakta zikir mi olur diyen ya cahildir ya kafirdir. Neden?
Ayetle sabit ayakta zikrullah. Ayetle sabit oturaraktan Allah'ı zikretmek. Biz zaman zaman hep genel olarak oturaraktan başlarız. Tevhidi oturaraktan. Normalde üç elif miktarını üç sefer okuruz. Aslında önceden tevhidi komple oturduğumuz yerde zikrullah yapardık. Şimdi insanların ayakları pişkin değil. İşte ayakları ağrıyor, ayakları acıyor. Oturamıyorlar. Hadi diyoruz ayakları, normalde akılları ayaklarında olmasın. Ya ben gittim bir saat dizimizin üstünde kaldım. Koptu dizim. Ben bir daha gitmem kardeşim ya. Dizlerin var mı yok mu anlayamadım. Biz bu tip sıkıntılar olmasın diye oturaraktan zikrullahı kısa tutuyoruz.
Üç elif miktarını da yapıp ayağa kalkıyoruz. Aslında tevhid tamamiyetle oturaraktan zikredilir. Bir de dergahta ayağa kaldırmak ancak nakiplere aittir. Normal çavuş statüsündeki kardeşler ayağa kaldırmazlar. Bir yerde zikrullahı ayakta yaptırıyorsa bir kimse nakiptir o. Bu böyleymiş. Tabi ben bayındır da bunun böyle olduğunu da bilmiyorum. Daha gencim, cahilim. Bizde bu bilmemek devam ediyor daha. Gençlik kalmadı ama. Biz kaldırdık ayağı bizim hepimizin ayağı ağrıyor. Vay ayağı kaldırın sen misin kıyamet koptu. Ayakta sen zikrullah yaptıramazmışsın diye. E bu mesele bizim gençlere, arkadaşlara kadar geldi.
Şeyh Efendi'ye telefon açtım. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Dedim hakkınızı helal edin. Biz dedim böyle hepimiz masadan kalkmayız. Şeyh Efendi'ye telefonda Allah rahmet eylesin. Biz dedim meyhaneden çıkmayız. Biz dedim arkadaşlarla ayakta zikrullah yaptık. Bir adaba, erkana karşı geldiysek, özür dileriz. Ne oldu dedi. Dedim zikrullahı ayakta yaptırdık diye. Ortalık burada karman çorman oldu dedi. Ben dedim bildiğim bir şey değil. Bu sefer Allah rahmet eylesin. Sen dedi ayakta da yaptırın, havada da yaptırın, denizde de yaptırın, toprağın altında da yaptırın. Şöyle de yaptırın, böyle de yaptırın. Sıraladı da sıraladı. E dedim tamam, böyle olacakmış.
Ondan sonra neyse bir dahaki perşembe toplandık biz. Tehvidi biz oturarak yapıyorduk. Ben tehvide de kaldırdım ayağı. Biz o gündür bugün tehvidi de kolay kolay normalde oturarak da yapmıyoruz, kaldırıyoruz. Minnetin ayağı ağrıyor diye. Tabi haydi bir curcuna daha çık dedi ardından. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bizde öyle bir şimdi böyle bir işte şunlar ayağı kaldırır diye böyle bir yasaklamamız yok. Siz Allah'ı zikredin, millete Allah'ı zikrettirin. İsterseniz oturarak, ister yatırarak, ister havada, karada, denizde, nerede, nasıl zikrettiriyorsanız zikrettirin. Bunda bir sıkıntı yok. Bu tip adab erkanlar devam eder. Bunların, bu adab ve erkanların temellerinde ayet-i kerime varsa, sünnet-i resulullah varsa sıkıntı olmaz.
Evet. Fazla uzatmayın. Ben Allah nasip ederse ilk defa kurban kesmek istiyorum. İlk kurbanımı da Peygamber Efendimizin ruhaniyetine kesmek istiyorum. Bunda bir sıkıntı var mı? Yoksa keserken ne diye niyet etmeliyim. Allah sizden razı olsun. Kurban nafile bir ibadettir. Zekat vermeye muhtedir değil ise. Kurban vaciptir. Zekat vermeye muhtedir ise. Hanefi'ye göre. Şimdi bir kimseye vacip ise, önce kendisi kesecek kurbanı. Vacip. Onu bir başkasına, bu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de olsa niyet etmez. Önce kendi vacip olan kurbanını kesecek. Nafile ibadet.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine niyet edebilir mi? Evet. Nafile oruç. Ona niyet edebilir mi? Evet. Nafile bir ibadet. Ona niyet edebilir mi? Evet. Eyvallah. Ama vacip bir ibadet. O vacibi kendisi yerine getirecek. Bu bir ikincisi bizde olmuyor da, inşallah olmaz bulaşmasın bize. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin ruhaniyetine kurban keseceğiz. 5 lira ver, 10 lira ver, 50 lira ver, 100 lira ver. Allah Allah. Şimdi onun ruhaniyetine kurban keseceğiz. Vermeyeceğim desem bir dert, vereceğim desem bir dert. Bunu çıkardılar bu son dönem.
Sahabede var mı? Yok. Hazreti Ebubekir Ömer Osman Ali, onların zamanlarında böyle bir şey olmuş mu? Olmamış. Milletten böyle toplamamışlar yani. Ama Allah affetsin bunları da çıkarıyorlar. İnsan topraktan, şeytan ateşten, melek nurdan yaratıldı. Nefsimiz neyden yaratıldı?
Her şeyin bir yaratılış özü var. Normalde nefsimiz neden yaratıldı derken, buradaki nefisten kastımız ne? Bu tabii genç bir çocuğun sorusu. Burada nefsi neyin üzerine tanımlayacağımızla alakalı. Nefsi ruhun üzerine tanımlayacaksak, Cenab-ı Hak kendi ruhundan üfledin dedi. Nefsi beden olarak tanımlayacaksak, onu topraktan yarattı. E nefsi normalde kötülük nefsi olarak mı tanımlayacağız, iyilik nefsi olarak mı tanımlayacağız? Güzel bir soru. Nerede Ali Hamza? Soruyu soran genç delikanlı, utandı mı yoksa?
Burada nefis neden, hani nefsin yaratılışı dediğimizde, biz bunu normalde yine de şöyle söyleyeyim, bir bütünlük içerisinde baktığımızda, onu da Cenab-ı Hak kendi nurundan yarattı. Sohbetlerinizde erkeklere eşlerinizi ezdirmeyin dediğimizde, bu kadının erkeğin ailesine karşı istediğini yapabileceği, saygı çerçevesini aşabileceğim anlamına mı geliyor?
Özür dilerek söylüyorum ama sizin bu sohbetlerinizi alıp, kendi eksikliklerini kapatmak için kullanma durumları oluyor. Eşlerinizin eksikliklerini anlatmayın diyorsunuz. Sohbete geçmeyince, ailelerin her durumu eşlere anlatılıyor. Erkeklerin ailelerine karşı soğuk davranması hak olarak görülüyor. Bu konuda çözüm için bize ne tavsiye edersiniz, nasıl bir yol izleyelim? Erkeklere eşlerinizi ezdirmeyin dediğinizde, bu kadının erkeğin ailesine karşı istediğini yapabileceği, saygı çerçevesini aşabileceği anlamına mı geliyor? Hayır.
Bakın ben konuşurken, İslam hukuku ve sufi ahlakı içerisinde konuşurum. Bir erkek eşini hiç kimseye ezdirmeyecek. Bu kadının bir başkasına olan saygısızlığını görmemesi demek değil. Hiçbir kadın da ne erkeği ne de erkeğin ailesine karşı saygısızlıkta bulunmayacak.
Bu dengeyi korumalı insanlar. Bu şuna dönmesin. Hani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri eşleri dövülmesini yasaklamış, bir gün Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretleri gelmiş, demiş ki, Ya Resulallah ne olursun müsaade et artık demiş. Bizi perişan ediyorlar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de o hali görünce tebessüm etmiş. Bu tebessümden meselenin olumlu olduğunu Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretleri iştahat etmiş kendince, çıkmış Allah Allah midalarıyla. Derviş kardeşler bu hale getirmesinler meseleyi. Evet biz Sufi erkekler olarak eşlerimize zulmetmeyelim. Sufi erkekler olarak eşlerimize bir başkasının da zulmetmesine müsaade etmeyelim.
Ama bizim eşlerimiz de bizlere, bizim çocuklarımıza, bizim anne ve babalarımıza ve akrabalarımıza karşı da zulüm yapmasınlar. Bizim eşlerimiz de bizim bu sufi terbiyemizi, bu sufi ahlakımızı, bu sufi duruşumuzu göz önünde bulundurarak da istismar etmesinler. Bizim sufi ahlakımızı anlamıyorlarsa, bizim sufi ahlakımızı görmezlikten geliyorlarsa, sufi ahlakımızı istismar ediyorlarsa, yazıyorum bir kenara, asıl zalim kendileri olurlar.
Bir kimse sufilik adabına, erkanına riayet eder, yol alır. Ama bir kimse o sufilik adabına, erkanına riayet eden eşini istismar ederse batar, gömülür. O yüzden ne bir sufi erkeğin eşinin ailesine karşı sert, ters davranması, ne de sufir bir bayanın eşinin ailesine karşı sert ve ters davranma hakkı yoktur.
Bunu yapanlar, sufi ahlakını istismar eden kimse, kimselerdir ki, zayıf, kimliksiz, kişiliksiz kimselerdir. İstismarcılar zayıf, kimliksiz ve kişiliksiz kimselerdir. Bu hangi istismar olursa olsun, bir erkek dervişliğini kullanaraktan bir şey yapmayacak, yapmayacak, bir bayan dervişliğini kullanaraktan bir şey yapmayacak, istismar etmeyecek.
En güzel ahlakla ahlaklanma yoludur sufilik. En güzel ahlakla. Biz o en güzel ahlak çerçevesinde yaşayacağız. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Sizin bu sohbetlerinizi alıp, kendi eksikliklerini kapatmak için kullanma durumları oluyor. Olur. Her zaman, her meslekte, her meşrepte işsismarcılar çıkmış.
Hani Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, tasavvuf, tarikat, hakikat, namlar altında öyle nurani, öyle şirin bir yol vardır diye başlar ya, orada da söyler. Der ki bir meslekten, bir meşrepten birileri bir hata, kusura işlediyse, bu der, komplo meslek ve meşrep erbabını bağlamaz. Nasıl ki diyor, bir sepet elmanın içerisinden bir elma çürük çıkarsa, biz sepetin tamamını bu elma çürümüş deyip atmıyorsak diyor, ehli sufinin içerisinde de bir kısım çürük elmalar olabilir.
O çürük elmayı atarız sepetin dışına. Tekrar söylüyorum, çürük elma sepetin dışına atılır. Neden? Diğerlerini de çürütmesin diye. Bu kim olursa olsun, insanlar çürümemeye özen gösterecekler. Rabbim o özeni gösterenlerden eylesin. Amin. Eşlerinizin eksikliklerini anlatmayın diyorsunuz. Sohbete gelmeyince ailelerinin her durumu eşlere anlatılıyor. Erkeklerin ailelerine karşı soğuk davranması hak olarak görülüyor. Hayır, hiç kimse. Kadınların en büyük hatalarından birisi şudur.
Evlerindeki olan, biten bir şeyi kendi anne ve babalarına anlatmalarıdır. Ufak tefek meseleleri, kız, anne, adam ne yaptı biliyor musun? Baba ne oldu biliyor musun? Bu kadınların en büyük handikaplarıdır. Kadınların anne babaları da dört gözle bekliyorlarsa, vay damat ne yapmış, damadın annesi babası ne yapmış bana anlatsın diye, onlar da çocuklarının ayrını düşünmüyorlar.
Cahil insanlar, cahil bir kız anne babası kızının evliliğini daha ileriye götürme, daha iyi götürme için tavsiyelerde bulunacak, nasihatlerde bulunacak. Kızım eşinle iyi geçin, aman çocuklarına dikkat et, eşinin ailesiyle iyi geçin. Eşini üzme, eşini incitme, eşini kırma, eşine doğru sözler, doğru kelimeler kullan.
Ben senin eşin değil miyim, söylediysem ne olmuş? E gel kafamızı kır o zaman, nasıl olsa eşimizsin. Eşler birbirlerine saygılı olacaklar. Kullanacak olduğu kelimeye dikkat edecek. İki eşin ikisi de birbiriyle ne yapacaklar birbirlerine karşı? Ölçülü ve saygılı olacaklar. E kadınlar evde olup biteni kendi annesine, babasına anlatmayacağı gibi. Erkekler de evde olup biteni gidip kendi annesine, babasına anlatmayacak. Anne senin yaptığın kuru fasulyeyi çok özledim ya. Bir kuru fasulye yap da yiyelim. Olur. Madem annenin kuru fasulyesini çok özleyecektin, evlenmeyecektin. Bu ne demek?
Benim hanımım senin yaptığı kuru fasulye gibi yapamıyor. E yapamayacak. Ananın kuru fasulyesi gibi yapamayacak. Hiç evlenme. Ananın ütüsü gibi de yapamayacak. Ananın çorbası gibi de yapamayacak. Hiç evlenme. Ananın çorbasını, kuru fasulyesini bekliyorsan evlenme kardeşim. Otur ananın dizinin dibinde. Öbürkü de kız da annesinin babasından ayrılamayacaksa, annesinin babasının her şeyini böyle ikide bir de gözünde büyütecekse o da evlenmesin.
Otursun anasının babasının dizinin dibinde. Desin ki babam gibi kimse bana bakamaz. Anam gibi de kimse benim önüme sofrayı getirip sofrayı da kaldıramaz. Analar öyle şimdi. Aman okusun o, aman şunu yapsın, aman bunu yapsın. Sofrayı indir, sofrayı kaldır. Kendi kızının önüne. Ebeveynler kendi sultanlarını doğurmadıkça kıyamet kopmaz. Anne babalar kendi sultanlarını doğuruyorlar şimdi. Çocuklar sultan. Evlenmiş, barklanmış hala da sultan. Her şeyi onlar hallediyor. Anne baba hallediyor. Allah muhafaza eylesin. Fazla uzun tutmayayım. Bir aileyiz. Eşim üniversite mezunu.
Şehir merkezinden uzak ulaşımı zor bir yerde oturuyoruz. Üç çocuğumuz var. Küçükler eşim araç almıştı, bana sattı. Ben çocukların eğitimi, geçimini ve zikir halakaları dışında çarşı pazar gezen bir kadın değilim. Ama ne zaman bir yere çıkılması lazımsa eşim hep gerginlik çıkarıyor. Durmadan söyleniyor götürmemek için. Ayrıca evin faturaları ödeneceğinde de hep bir problem. Zaten evin zararı bir ihtiyacı olmuşsa almaz. Fırın, halı, perde gibi ihtiyaçları. Benim kendi annem yuvan huzurlu olsun diye hep almaya çalışır. Genelde bize parası yoktur vermek için ama sigarası hiç eksilmez. Eşimin her ay ödediği kendi cep telefon faturası 780 lira.
Ve aylık sigara masrafı 810 lira. Şimdi bu eve yetişemiyorum, bereketi yok diye burnumuzdan getiriyor. Ben çok üzülüyorum. Kendisinden kaynaklı olduğunu söylüyorum ama kabul etmiyor. Yaz efendime hatam varsa duymaya hazırım dedi. Hem bu dergâhtan hem 810 lira sigara parası veriyorsa bu dergâhtan hiçbir şey öğrenmemiş. Hâlâ da bu dergâhtan ders alıp da sigara içenler var ise şimdi birazdan zikrullah'tan önce niyetlensin, sigarayı bıraksın. Bu dergâhtan dersli olup da sigaraya devam eden bir kimse nefsine uyuyor. Hele bir de eşine böyle problem çıkarıyorsa bu hiç uygun değil.
Bir de bu sigarasından yaz efendime dediyse vay ne cesaretli. 780 lirada telefon parası geliyor. Vah vah vah … Şimdi var mı 780 lira telefon parası gelen içinizde bu arkadaş hariç? Allah kimse yok.
Geliyor mu? Sabit mi? 780 lira diyor aylık. Bak ödediği kendi cep telefonu fartörası 780 lira. Ve aylık sigara masrafı 810 lira. E dinleyelim. Buradasa hayır itiraz etsin, delil desin. Kendisi yaz efendime demiş, yazmış. 780 810 da 790 800 daha ne yaptı? 8 8 16. 1590 lira. Asgari ücret 1800 lira. Asgari ücretle çalışanlar elini kaldırsın. 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10 kişi. Ne kadar asgari ücret?
1600. Ne kadar? Buradan birinin dairi kaç? 1600 lira. Asgari ücret 1600 lira. Adamın telefon ve sigara parası 1600 lira. Yiyeniz içiniz israf etmeyiniz. Yiyeniz içiniz israf etmeyiniz.
Eyvallah. Sufi sigaraya 810 lira verilmiş mi ya? Allah muhafaza eylesin. Bayanlardan bir ablayla bir abiyi tanıştırmak istedik evlilik için. Abla siz de istişareti siz uygun gördünüz. Ama abi dergâhtan başka abilerle istişare edip kararının olumsuz olduğunu söyledi. Bu beni çok üzüldü. Bu uygun gördüğünüz abiler uygun görmedi mi? Anlayamadı. Ben hiç kimseye uygun veya uygun değil demem kolay kolay. Bunun altını çizeyim. Bir kimse bana gelir biz işte filancayı isteyelim mi isteyeyim. Karar sizin derim.
Filanca uygun mudur değil midir? Karar sizin derim. Bu tip işlere çok karışmam. Çünkü bu işin bu noktaya gideceğini bilirim. Bu uygundur dediğimde bu senin için uygun. E o kabul etmedi. Sonra bu sonuç çıkar. Sizin uygun gördüğünüzü o uygun görmedi gibi. Tekrar altını çizerekten söylüyorum. Evlilikle alakalı meselelerde ben hep karar sizin derim. Bu meselelerin içine pek girmek istemem. Altını çizerekten söylüyorum. Çok enderdir. Bundan vazgeç. Bu sana gelmez.
Çok enderdir. Bu meselelerde bir işte bu da bir abi kim abiyse dergâhta herkes abi. O da demiştir. Ya sana uygun değil demiştir. Sana uygun değil de diyebilir mi bir kimse bir başkasına? Diyebilir. Onun da gördüğü bir şey vardır. Der bu sana uygun değil der. Bu sana uygun değil demek. Onun kötü olduğu manasında çıkmaz. Bu tip meselelere öyle bakmamakta fayda var. Velev ki oldu. Diyelim ki örneğin Cafer, Adnan, Hüseyin, Halit, Hacı Mehmet, işte Cemil orada bir kardeşe dedi. Bu ya senin için uygun değil dedi.
Bir. Bu lafı gidip bir başkasına aktarmak uygun değil. Kimle istişare ettin? Örneğin Hacı Mehmet'le. Hacı Mehmet dedi ki kardeş sana uygun değil boş ver. Geç. O erkek onu kalkıp da ben abiyle istişare ettim uygun görmedi. Bunun söylemesi onun cahil olduğunu gösteriyor. Demeyecek onu. Biz Zakir abimizle istişare ettik o uygun görmedi. O yüzden ben seni almıyorum. Böyle bir laf var mı? İyi Zakir abin yarın seni git bundan evlen dese evleneceksin mi? Bir de işin ters tarafı var. Bana da geliyorlar.
Efendim sen kimi dersen ben onunla evlenirim. Ya geç. Bu ağır bir imtihan. Evlendirdim ne yapacaksın? 10 gün sonra diyeceksin. Efendim demeseydi ben seni almazdım. Efendim demeseydi ben seninle evlenmezdim. Annene nasıl anlatacaksın? Babana nasıl anlatacaksın? Sülalene nasıl anlatacaksın? Ne diyeceksin annene? Efendim beni filanca ile evlendirdi. Ben onunla evleneceğim. Büyük bir çoğunluk bu konuda nefsine uyuyor. Herkes açık konuşan bu konuda. Hiç kimse direkt soruyu soran da dahil hiç kimse üzerine şahıssal olarak üzerine almasın. Hoşuna giden, nefsine giden bir şey olursa ne şeyhi, ne zakiri, ne nakibi, ne nükabbası, ne abisi, ne teyzesi, ne ablası.
Hiç kimse söz konusu değil. Nefsinin hoşuna gitsin, çatır çatır çatır istediğiyle evleniyor. Bu herkes için geçerli. Hiç sıkıntı yok. Evlensin herkes. Ama nefsine uygun değil ise o ne bahaneler var. Abilere danışalım, ablalara danışalım. Yetmiyor annemize danışalım, yetmiyor babamıza danışalım. Yetmiyor bilmem nereden dığdığının, dığdığının, amcasının, dünürünün, kız kardeşinin kayınvalidesine danışacak. Patinaj çekiyorum. Yapmayın. Evlenecek olan, oğlunu evlendirecek olan, kızını evlendirecek olan, sormasın kardeşim dergahtan kimseye. Gitsin, kimle evlenecekse evlensin. Velhat talin amin, bitti. Bizim dergahımızda böyle bir adap yok. Evlenmek istiyorum, fişmanca, sor filancaya, sor fişmanca, git.
Yok kardeşim, evlenmek istiyorsan git evlen, kiminle evlenecekse. Seni asacak değiliz ya. Veyahut da beni evlendir. Ben evlendirme memuru muyum? Çöp çatan mıyım? Git, kimle evleniyorsan evlen. Ama filancayı siz evlendirmişsiniz. Ha filancayı ben evlendirdim, şimdi evlendirmiyorum. Veyahut seni evlendirmeyeceğim. Ne olmuş? Filancayı evlendirdiysam seni de evlendirmek zorunda mıyım? Sen filanca mısın? Ne zarureti var insanlara? Ama filanca abi fişmancanın önüne geçti, evlendirdi. Evlendirmiş. Bana ne? Tekrar altını çizerekten söylüyorum.
Hem bayanlara, hem erkeklere, hem annelere, hem babalara. Çocuklarınızı istedikleriyle evlendirin. Hadisi şerif. Çocuklarınız kimi istiyorsa onlarla evlendirin. Evlenmek isteyenler, kiminle evlenmek istiyorlarsa evlensinler. Dergahın bu noktada bir yaptırımı yok. Dergahın bu noktada bir etkisi, yetkisi yok. Evlenecek olan çıksın, delikanlı gibi yiğitçe gitsin, alsın, evlensin. Evlenecek olan kadın da çıksın, delikanlı gibi evlensin, yürüsün, gitsin. Evlenecek olan oturur, bir, iki, üç, görüşür. Bitti mi? Bitti. Tamam mı? Tamam mı? Velat da'l-i namin. Bunu yapmayın, görüş Allah, görüş, görüş Allah, görüş, görüş Allah, görüş, görüş Allah, görüş. Yok o da görecekti de, yok bu da olacaktı da. Beş ay sonra tiyansın, olmuyor.
La beş aydan beri işin ne? Eyvallah. Ama buna da söyleyecek bir lafım yok. Yok. Allah'ım hafaza inesini. Ya bugün hep erkeklerden şikayet var. Ne yaptınız ya ortalığı yıktınız mı? Ne yaptınız ettiniz? Eşim sizde yol yürüyor sürekli yanınızda. Kimse benim yanımda değil, bunu bilmiş olun. Benim sürekli yanımda hiçbir derviş yok. Ben yanımda sürekli herhangi bir kardeş, arkadaş istemiyorum. Ben yalnız adamım. Benim yanımda sürekli hiç kimse yok. Bu söz doğru değil, bunu kabul etmiyorum.
Tekrar söylüyorum, benim yanımda hiç kimse yok. Olmasını da istemiyorum. Benim yanıma hiç kimse sokacağım diye uğraşmasın. Herkes dahil buna. Bu tabir doğru değil. Bir kimse diyorsak ki ben hep yanındayım. Yok istismar ediyor. Doğru değil. Ben dergah hayatım boyunca kendimce kendi yolumda yürürüm. Ben birisinin ensesinden tutup, yakasından tutup, elinden kolundan tutup, yanımda olsun diye uğraşmam. Çok da içime girmeye çalışırsa canım sıkılır zaten.
Böyle bir şey yok. Kadınlar erkekler. Herkes dahil buna. Sebep? Ya kardeşim ben herkesle görüşüyorum, herkesle konuşuyorum. Herkesin bir derdi var, bir sıkıntısı var, bir açmazı var, bir problemi var. Şurada dahi minnet geliyor bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Ben yanı başımda, sağımda, solumda birisi duyacak diye ödüm kopuyor benim onun. Sebep? Onun mahremi, onun özeli. Veya büroya geliyorlar mesela. Ben telefona dahi cevap vermek istemiyorum genelde. Ama mecbur kalıyorum bazen. Eyvallah. Bir onda dahi bir kimsenin normalde, istiyorum ki bunu açık, herkes bunu da duysun. Gelsin derdini anlasın, sıkıntısını anlasın, problemini çözsün gitsin.
Bu kadar. Yani bazı erkek kardeşler de, bayan kardeşler de bu ölçüyü kaçırıyorlar. Veya bir onun etrafında beklemeyin, orada bekleme yapmayın, orada kıyıda köşede durmayın. Orada çay ocağında da durmayın. Kapı açıksa açık, açık değilse yürüyün gidin. Bunu defalarca söylememe rağmen, her arabası burada şimdi açar ya çay ocağında bekleyelim.
Görüşmek zorunda mıyım? Konuşmak zorunda mıyım? Belki de bir mahrem işim var. Belki de hastayım. Rahatsızım. Sohbet hazırlayacağım. Veya bir şey yapacağım. Bekleme kardeşim. Kapı açık, sakir. Kapı açık değil, yürü git. Veya ben şu gün gelebilir miyim? Ya kardeşim deme bana. Sen o gün müsaidsin, o saat müsaidsin. Ben o saat müsait miyim? Senin müsait olacağın zamanı mı kollayacağım ben? Benim işim, aşım, eşim yok mu? Benim özel hayatım yok mu? Benim başka bir çalışmam yok mu? Bana bir randevu ver.
Ya veremem kardeşim. Bunu derslerde söylüyorum açık açık. Yok bana bir gün vereceksin, ona bir saat vereceksin. Bu kim olursa olsun, açık söylüyorum. Hiç kimseye randevu yok. Kapı açıksa gel kardeşim, ne soracaksan sor. Kim olursan ol yine. Kapı açıkken gel. Kapı açık değil. Eyvallah açık değil. Bekleme. Sıkıntının, derdin varsa, başım gözüm üstünesin. Söyle git. O yüzden sürekli yanımda hiç kimse yok benim. Bunun altını çizerekten söylüyorum.
Ama evde anlayışsız döven söven biri, sürekli yanımda olmuş olsa bunu yapamaz. Demek ki yanımda değil. Demek ki canımda da değil. Yanımda olmadığı gibi canımda da değil. Ben hiç dövmem, hiç küfretmem. Ben derviş olduğum günden itibaren ne dövmüşüm eşimi, ne de sövmüşüm. Ne dövmüşüm, ne de sövmüşüm.
Dövüyorsa, sövüyorsa ne yanımızda ne canımızda. Yapmayın. Dövüp sövmekle dervişlik olmaz. Yanlış davranıyordur, hatalı davranıyordur, eksik davranıyordur, fazla davranıyordur, çenesi çoktur, problemlidir, sıkıntılıdır. Dövüp sövmek yok.
Yok. Bu yok. Allah bizi affetse. Şunu getir, bunu götür yapmayınca hizmetten kaçıyorsun deyip bunu bana kullanıyor. Çok yoruldum artık iki çocuğum var, onların önünde dayak, küfür yiyorum. Derviş ahlakı nasıl olur efendim? Derviş evliliği nasıl olur? Karısının neye ihtiyacın olduğunu anlamayan koca olur mu? Zorla yatağa gelen koca olur mu? Hava sıcak diye ayrı yatıyor. Ben kızınca da dövüyor, sövüyor sonra oturup ders çekiyor. Kadın hizmet edecek deyip beni kullanıyor. Kavga edince ailemi arayıp gelin kızınızı alın diyor. Çok yoruldum evlilikten. Allah selamet versin. Demek ki dövüp sövüp üstüne ders daha mı faziletli oluyor acaba ki? Öyle mi anlamış? İyi ki dersi çekiyor demek.
Bir de dersi çekmese hatunu kesecek. Allah muhafaza eylesin. Dervişlik zor zanam. Zor zanam. Ama derviş olmak da iyi. Hiç olmazsa bakın, normalde kadınlar için de erkekler için de. Kadınlar için erkeklerini şikayet edebilecekleri bir merci var. Kadınlar da bunu nimet bilsinler.
Kocasının durdurabileceği, kocasını bu noktada nasihat edeceği bir merci var. Kadın da desin ki, hamdolsun benim beyimin bir şeyhi var. Ona şikayet ediyorum. Olmasaydı kime şikayet edecektin? Hiç olmazsa onu frenleyeceği bir yer var. O yüzden kadınlar da bu meseleyi bir şükür, bir hamd vesilesi olarak görsün. Daha beteri de olabilirdi. Daha beteri de olabilirdi. Allah muhafaza eylesin. Bugün adamları batırdı kadınlar. O yüzden adamlar yine de kadınları batırmasın daha. Rabbim muhafaza eylesin. Ben bu noktada hatanız da olsa, kusurunuz da olsa, eksikliğiniz de olsa, yanlışlığınız da olsa hepiniz de benim kardeşimsiniz. Bunların hepsi de olacak, hepsi de yaşanacak, hepsi de konuşulacak.
Bu konuda vay kadınlar bizi batırdı deyip eve gidip de hatunların boğazını sıkmaya kalkmayın. Allah muhafaza eylesin. Biz bir aileyiz. Bu ailenin içerisinde bütün hepsi de yaşanacak. Hepsi de görülecek. Bunları normalde bu noktada kendi içimizde ne yapacağız? Düzeltmeye çalışacağız. İnşallah. Haklarınızı helal edin. Yan taraftaki kadınlar buradaki kocalarınıza ve eşlerinize haklarını helal edin. Etmiyorlar. Vay İsmail. Kadınlar, buradaki kocalarınıza haklarınızı helal ediyor musunuz? Duyamadık. Duyamadık. Allah razı olsun. Buradaki erkekler, yan taraftaki eşlerinizi, haklarınızı helal ediyor musunuz?
Helal olsun. Helal ediyor musunuz? Helal olsun. Helal ediyor musunuz? Helal olsun. Allah razı olsun. Benden yana da herkese hakkımız helal olsun. Bütün derviş kardeşlerimize varsa haklarımız helal olsun inşallah. Kadınlar, erkekler bana da haklarınızı helal edin. Helal olsun. Allah razı olsun.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.