Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 1:02:17
İmâm'in karşısında saygı duyulmalı. Saygı nasıl olmalı? Çünkü bazen istemeden saygı duyulmamızı olarak kalıyor. İmâm'a zarar oluyor. İnsanların âlimlere, iştadlara, anne ve babasına, aile büyüklerine, yaşça kendinden büyük olanlara saygılı olması, ellerine mutması, onlara edebli tablanması ön görüyor. Devlet büyük, sonradan Hanefiler günlüğüne devlet büyüklerini de katmışlar. Devlet büyüklerine de saygı duyulur, ayağa kalkmışlar, elleri öpülür diye.
Bir kimsenin saygı duyulacağımız kişi, bir tek zenginliğinden dolayı saygı duyarsak, onun makamından dolayı saygı duyarsak, Allah muhafazayız, o zaman imanımızın yarısı gider. Kim birisinin zenginliğinden dolayı, malından, mülkünden dolayı ona saygı duyar ise, imanın, imanın yarısı gider. Allah muhafaza eylesin. Ehl-i Kasavuk bu noktada devlet ricaline de fazla ehemmiyet göstermemişler. Yani böyle padişahlara, kurtarlara yamanlık ve yalakalık yapmamışlar. O yüzden bu noktada da onlara dini ve dini tavsiye noktasında, doğruları tavsiye noktasında, görüşülür, konuşulursa ama yalakalık ve yalaklık yapılmaz. Allah muhafaza eylesin. Bir kimsenin malı türkü içinde ona saygı duyulmaz. Hani bazı insanlar vardır ya, işte fıkara bir insan gelir, ona yer göstermez. Zengin bir riski gelir, ona yer göster.
İşte fıkara bir insan gelir, onu kapıya kadar uyurlamaz, zengin bir adamın arabasına kadar uyurlar. Şimdi eğer ki ona hürmeti, ona hizmeti, ona saygısı, onun zenginliği neyse, parasını atsa, Allah muhafaza eylesin. Bihninin yarısı yine. Cenab-ı Hak muhafaza eylesin. Şimdi namaz kılarken kalbimizden ferdi veya umumi olarak dua geçiyor.
Bu hal namazın ehemmiyetine zarar vermez. Yani çok ehemmiyetine zarar vermez ama yine de namaz kıldığımızın bilincinde olsun. Böyle oturduğumuzda hep de riya diye okurken zaten hem ferdi olarak hem de umumi olarak namazın içerisinde dua var. Bir kimse Fatiha-i Şerif'i okurken kendi içerisinden, işte ben bütün umuma da dua edeyim ki düşünmüş. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem cennetle cimri, cenenlerle cömert yan yana gelmez diyorlar. Bu hadis sadece iman edenler için bir geçerlik. Evet bu hadis bir kimse iman etmedikten sonra cennete giremez zaten. Ama normalde cimriler asla cennete giremezler. O yüzden bir kimse cimri ise cimri ile cennet yan yana gelmez.
Bu mümkün değil. Eğer bir kimse cömert ise, iman ehli ise o da cehennem ile yan yana gelmez. Çünkü cömertler asla cehenneme girmezler. Cenab-ı Hak cömertler hakkında bunu size ayet-i kerime ile sabitlemiştir. Siz onların ufak tefek hatalarının kusurlarına bakmayın demiş. Açıkça. Demek ki cömertlerin o tür hatalarının kusurlarına Allah affediyor. Allah cömert kullarını sever. Allah cimrileri sevmez. O yüzden bir kimsenin cömertlik insana manevi yol aldatıyor. Cömertlik manevi yol aldatıyor. Yoksa muhakkak herkes Allah'ın zihreyecek, namazılacak, borutlayacak, tesbileyecek. Allah yolunu koşturacak ama cömert olacak. Cömertlik cennet kapılarını açar.
Cömertlik semanın kapılarını açar. Cömertlik arşarnanın kapılarını açar. Cömert olan kimsenin Allah duasını kabul eder. Allah cümlemizi cömertlerden emanet eder. Definenin hükmü nedir? Nasıl helal olur? Zekası var mıdır? Nasıl taksim ediyor? Definen darül harp ve darül islam alışında değişir. Definenin hükmü. Darül harpte eğer ki bir kimsenin tapulu arazisinin içerisinde değilse, umuma açık bir yerde ise defineyi kim bulursa onu varlığa da çalışan bir işe gitmek için ders devam ederken çıksam saldırı var mı Allah'ın lanetini bular mı?
Yok. Bir kimse zikrullahı beğenmez, zikrullahı sevmez, zikrullahla böyle arasında bağ kurmaz da, zikrullah başlayacağı zaman çeker giderse, o zaman Allah'ın laneti onun üzerine olur. Yani bir kimse zikrullaha karşı, zikrullah halakasını, zikrullah meclislerini sevmiyor. Ve kasıtlı olarak zikrullah başladığında çekip gidiyor. Onlar Allah'ın lanetini olur. Oysa bir kimsenin vardiyası vardır, işi vardır, belli bir saat bir yere söz vermiştir. Oraya gidecektir. Onun gönlü buradadır. O gelmiştir. 10 dakikalığında da olsa sohbeti gideyim veya 5 dakikalığında da olsa iki sefer Allah diyeyim gideyim. Veya gideyim orada bir nefes alayım. Bir oraya çok abiyane tabirle sürtüneyim, içeyim içeyim oradan gideyim diye düşünen bir kimse, Allah'a lanet etmez, daha ondan rahmet eder.
O lanet ettiği kimse, o kimse zikrullah'tan kaçmak için yapıyor. Zikrullah'a katılmak istemiyor, onlar için yeterli. Ve sürücü isimlerin anlamlarını açıklarınızı. Ben kütüphane değilim ki ben. Yani bunlara takılmayın arkadaşlar. Bu sohbet, bu soruların sorunca yeri değil. Hakkınıza yeri değil. Ne işimiz var isimler. Hayırlı isim koyayım da ne koyarsanız koyayım. Hiç kimse işte kız ismi, Allah'ın isimlerinden bir isim, Peygamber sallallahu aleyhi ve selam anetlerinin annesinin ismi olabilir. Ondan sonra işte kızlarının isimleri olabilir, hanımının ismi olabilir. Yani böyle hayırlı isimler bunlar.
Onları sormuyorlar. İlla ki böyle hiç bilinmedik, anlaşılmadık, kargacık, uçuk şeyler olacak. İşte neler neler, Kur'an-ı Kerim'i teker teker isim için indiriyorlar. Yani oradan bir tane isim bulacaklar. Yani onun çocuğunun isminden hiç kimse olmayacak. Yani işte örneğin Ayşe. Yani bizim için güzel isim değil mi? Herkeste var Ayşe diyor. Yani onun koyacağı isim hiç kimse de olmayacak. Takılmayın bunlara. Siz hayırlı isimler koyun. Hayırlı insanların isimlerini koyun. Onlar isimleri de müsamaha olsun. Daha işte toprakta, buşta, ağaçta, yeşillik, çiçekta, otta, çöktü. Bu tür isimleri koyun. Ot, çöktü. Daha işte toprak ismi geliyorlar.
Başka bir şey değil mi? Git hayırlı isim koy. Hatice koy, Ayşe koy, Esma koy. Koy. Erkek için koy, Abdurrahman koy, Abdurrahim koy, Abdülkarim koy, Hasan koy, Hüseyin koy, Mustafa koy, Ali koy, Ebubekir koy, Ömer, Ali, Osman, Zübeyir. Ne yazık ki Allah muhafaza eylesi.
Buraya erozyon oluyor bazı şeyler. Fena fika ve beka villah ne demektir? Allah'ta fena olmak, Allah'ta baki olmaktır. Allah'ı rahmi terk etmemek için aileleri telefonla arıyoruz. Fakat onlar çok az ya da hiç aramıyorlar. Üzerlerine vardıkça kendilerini kasıyorlar nasıl davranmak? Kassınlar, bu işin takva noktası, bu işin sünnet noktası, onlar kassalar da biz arayalım. Kasıyorlar zaten ki. Veya siz gitsenin de kasıyorlar zaten. Ama yani bu noktada sizin kimlik ve kişiliklerinizi rencide etmediği müddetçe, siz çıla-ı rahme devam edin. Ne zaman kimliğinizi, kişiliğinizi, çocuğunuzu, çocuğunuzu, hanımınızı, eşinizi rencide ediyorlar, o zaman şeriat hak vermiş. Bu noktada oradan karşıdan bir taarruz geliyorsa, sıla-ı rahmi kesmeye şeriat hak vermiş.
Ama gücünüzün yettiği yere kadar siz yine sıla-ı rahmi terk etmeyin. Gücünüzün yettiği yere kadar. Cenab-ı Hak herkese hidayet etmesin. Anlamıyorlar insanlar. Yani birisine böyle aynı sıkıntıları, yani ben farklı değilim, ben de sizden beraber yaşıyorum. Yani dervişhaneye yaklaşıyorsunuz, dervişlik yapıyorsunuz. Karşıdaki insan bizi silik, kimliksiz, kişiliksiz, böyle zayıf. Ondan sonra bir şeyden haberdar olmayan, işte böyle kendince kendisini yüksek görüyor. Yani sen çok affedersin, ikinci sınıf vatandaşsın, o birinci sınıf vatandaşsın. Veya sen çok kuvvetsizsin, o çok kuvvetli. Sen bilgisizsin, o çok bilgili. Senin bir kariyerin yok, o çok kariyerli. Senin kapasiten yok, o çok kapasitenin.
Yani o dervişliği anlamıyor karşındaki. Zaten karşımızdaki kimsenin dervişliği anlamıyorsa, hani arif olan cevherini boş yere saçar mı demiş ya aşığım birisi. Ona cevher saçmaya gerek yok. Yani avvama, avvama, dervişlikten anlamayacak olan kimseye, şeriat taresinden davranmak abes olmaz. Anlamıyor çünkü adam. Adam seni korkak, ısırıp kimliksiz, kişiliksiz. Böyle bir ucube bir şey zannediyor seni. Dervişsin yani. Sen de dervişlik yapıyorsun, alttan alıyorsun, yumuşak davranmaya çalışıyorsun. Bunu derviş ederim diye düşünüyorsun. Onu İslam ederim diye düşünüyorsun. O da kendini şeytanın kucağına atıyor, kendini işte kafta alınırıyor.
Kendini zeva aynasını görüyor. Bir hiç halbuki, bir hiç diyor ki anneyeyim dervişlikten. Bu Sıla'yı vergi meselesinde de aynı. Yani alttan alıyoruz biz şimdi. Aynı şeyleri bende yaşıyorum sizle beraber. Alttan alıyoruz, yumuşak davranıyoruz, seslenmiyoruz. İşte ne bileyim görmemez diye geliyor, duymamaz diye geliyor. Onlar bizi saf salak zannediyorlar. Yani bu meselede işte anlamayan kimliksiz, kişiliksiz bir şey zannediyorlar. Veya adam böyle böbürleniyor bize, susuyorsun. Dervişlik ediyoruz ya, susuyoruz. O kendini o fasulye gibi nimetten sayıyor. Allah muhafaza eylesin. Şunu hiçbir zaman unutmayın. Herkesin dudağının altında bir dişi saklıyoruz, öyle mi? Hayatınızda bu ölçü olsun.
Hiç unutmayın. Herkesin dudağının altında dişi vardır. Diş ne içindir? Isırmak için. Hayvani bir duygu. Bizim içinde vardır. Taşırız onu. Ve karşındaki kimsenin seni ısırmayacak diye düşünme. Yani eğer o da o hayvani duyguya, el atar, hayvani duyguya müsamaha eder, ona döndüğün anda o da seni ısırırsın. O da senin sır.
Bu kim olursa olsun. Allah bizi muhafaza eylesin. Ama karşıdaki insanlar sadece kendilerinin işi olduklarını tanıyor. Burada arkadaşlar, serbestler. Yani bu noktada şer'i dairede de davranabilir bir kimse. Takva dairede de davranabilir. Takva dairede davranır. Iskıranı hiçbir zaman için veya işte böyle takaz edene ses damlar. Güler geçer. Susar geçer. Ama şer'i tarifinde de ya kardeşim ne sarmadım diyorsun. Neden böyle davranırmışsın diye diyebilir. O da onu akıyor. Sizi çok gülür. Allah razı olsun. Allah da seni özlesin inşallah. Benim ailemde annem ile hanımın arasında tartışmalar oluyor. Ben ikisinin barışık olması için elimden geleni yapıyorum.
Fakat birbirlerini pek sevmiyorlar. Annemin tarifesini hiç hanımın, hanımın ki de annemin hoşuna gitmiyor. Eyvah ki eyvah. Ben nasıl bir tavuk takılmamı düşünüyorum. Arada kaldım. İyi, arada kaldıysa çok iyi. Parçalarlar da adamı. Annem şu anda bizde kalmıyor. Fakat birbirlerine davranlar. Telefon daha yetmiyorlar. Annem gelinin gelini görmek istemediğini söylüyor. Binaya girmelerden korkuyorum. Neye mam lazım? Eşim de biraz görüşmeye ara veriyorum diyor. Kendisi için. Valla yardımcın olsun senin. Kadından iki kadının arasına giren peşleri çıkar. Perişan olur insan. Normalde kadınların ikisi de birbirlerine zıtlaştıkları zaman dünyanın en zor şeyi. Dünyanın en zor şeyi.
İkisi de birbirlerine kuş tutsalar inandıramazlar. Kadın kısmı öyle. Yani onun çok çözümü yok. Zamana ayrılacak. O kardeş annesini anne gibi tutacak gidecek. Annesine hürmet, hizmet, saygı da bulunacak. Hanımını da zorlayacak biraz. İşte diyecek ki annemle yapma, etme falan. Hiç olmazı dövüşük olmayın, barışık olun diyecek. Öyle öyle yapacak. Yani çok acı bir şey. Yani böyle bir zamanda, böyle bir ortamda kadını sokağa da atamıyorsun. Yani vur tekmeyi gitsin. Olmuyor oğlum. O da olmuyor. O yüzden normalde burada vazife en fazla erkeklere düşüyor. Hanefi'ye göre bir kadının kayınvalidesine bakma zorunlu yok. Ama erkek annesine babasına bakmak zorunda.
Annesine babasına hürmet ve hizmet etmek zorunda. Anne ve babasına ihtiyaçlarını görmek zorunda. Kadınlar aslında bu noktada biraz erkeklerine yardımcı olmaları lazım. Kadınlar da nasıl Hanefiler bize nasıl olsa fetva vermişler. Biz bakmak zorunda değiliz deyip biraz çok fazla zıtlaşıyorlar. Yani adam da o zaman desek ki ya Hanefi'ye göre benim de dörde kadar nikahlanmaya hakkım var. Ben anneme babama bakacak gider bir tane kadın alırım desek. O zaman kimin hakkı, hukuku öne çıkıyor, çıkacak meydan. Yani Allah muhafaza eylesi. O yüzden normalde bu noktada biraz kadınlar kocalarına yardımcı olacaklar. Erkekler de bu noktada kendi hanımlarının haklarını korudukları gibi annelerin de haklarını koruyacaklar.
Yani bir kadın ne olursa olsun kaynamasıyla yetişmemesi, tartışmaması lazım. Onun lafına laf vermemesi lazım. Büyük çünkü sonuçta. Buna saygı duyulması lazım. Hoşuna gitmeyen şeyler olabilir. Karnının almadığı, midesinin almadığı, kalbinin, gönlünün aklının almadığı şeyler olabilir. Bu noktada kadın kocasını düşünerekten, kocasının hal ve hareketlerini, kocasının aile içerisindeki kariyerini, konumunu, halini düşünerekten biraz fedakarlık etmesi lazım.
Ama bu noktaya inat girerse Allah muhafaza eylesin. Ailenin kökünü çakırır. Muhafaza eylesin. O yüzden arkadaşlar özellikle şuna dikkat etsinler. Yani hanımları anne ve babalarıyla geçin ne olabilirler? Hanımlarının sözlerine bakıp da anne ve babalarıyla aralarını bozmasınlar. Hanımlarının sözlerinden dolayı anne ve babalarını dövmesinler, sövmesinler, hakaret etmesinler. Bu noktada anne ve babalarıyla ilginçesinler. Eşlerine de bu noktada yardımcı olsunlar. Ya annem ihtiyardır, yaşlıdır, onu biraz hoş gör. İşte onu biraz böyle idare et, şöyledir, böyledir, meseleyi halletsinler. Yani normalde yoksa anne ve babayı da komple terk etmekte uygun değil. Bazı normalde erkekler vardır. İşte annesi babası bir hata yapar.
İşte ya bu hatayı yaptı, o yüzden ben annem babama gitmiyorum. Benim hanıma böyle dediler, benim hanıma şunu yaptılar. Bunlar Allah muhafaza eylesin, ağır şeyler. Böyle olmaması lazım, böyle davranılmaması lazım. O yüzden bu noktada eşlerinizle bir şekilde anlaşma yoluna gidin ve anlaşın. Ve eşleriniz anne ve babalarınıza hürmet ve saygı versinler. Bilhassa sizin evinize geldikleri zaman herkes saygı ve sevgi görsün. Burası çok önemli. Bir kimse sizin evinize geldiyse, sizin evinize kim gelirse gelsin, sevgi ve saygı görsün. Hürmet görsün, evinize kim gelirse gelsin. Evinizde siz haklı dahi olsanız, siz hakarete dahi maruz kalsanız, evinizde taciz dahi edirseniz aileniz tarafından, siz bu noktada kesinlikle evinize gelen misafirlerle tartışmayın ve kavga etmeyin.
Onlarla iyi geçinin, onlara iyi davranın. Allah muhafaza eylesin inşallah. Ve eşimiz görüşmeyebiliyoruz annen babanınla. Hadi öyle bir şey oldu, siz görüşmemezlik etmeyin, görüşün. Allah muhafaza etsin. Ha, bazısı vardır ki böyle namusa leke getirecek, namusa laf söyleyecek, namusla alakalı problemler olur. O zaman insan işte eşine kodakoyar. Ya annenin huvuma hazne gitmesen. Yani laf yapıyorlar, namusa laf söküyorlar. Veya işte namusla alakalı şeyler gibi tek biraz işler değişir. Ama öbür türlü, yok çamalar öyle yapmış da yok çöpler böyle yapmış. Ah bu tip şeylerle uğraşmaya gerek yok. Dervişler bu tip şeylerle uğraşmazlar. Allah muhafaza eylesin inşallah.
Günahına şahit tutma olayının zararı nelerdir? Birisinin arkasından konuşuyorsak, anlattığım kişi o kişiyi tanımıyorsa bu gıybet ve günahı var mı? Yani şahıs belli ise şahıs belli. Yani birisi var, işte Hüseyin'i tanımıyor. Ama ben Hüseyin'in ismini söyleyerekten bizim dik kalınımda bir Hüseyin kardeş oldu. Bunu böyle böyle yaptı dediğimde eğer Hüseyin'in hoşuna gitmeyecek bir laf ise bu gıybet oldu. Dik kalınımda çünkü Hüseyin belli çünkü. O adam tanımıyor olabilir. Gelir Hüseyin'i sanır, gıybet gerçekleşmiş olur bir gün. Allah muhafaza eylesin. Günahı ortak almaktır, günahı anlatmaktır. Yani bir insan işlediği günahı anlatır. Adi şerfi diyor ki Allah onu affede diye sırada öbür gün de der ki diyor, Ya Rabbi sen bunu affedeyim de beni neden affetmiyorsun der diyor.
O da aynı günahı işledi, ben de aynı günahı işledim. Günahın bu noktada anlatmanın buyrunun olmadığına kanı olmuşlar imamlar. Dünya siyaseti Şam bölgesinde aktif şekilde sürüyor. Kan hiç durmuyor. Hz. Hüseyin Kervela'da şehit olurken bu bölgeye beddua etmiş midir? Ya da Hz. Hüseyin'in bir alakası var mıdır? Peygamber torunları hiçbir zaman beddua etmezler bu noktada. Yani o zaman için bir olay olduysa bugünkü insanların bu noktadaki suçu ne ki? Böyle bir şey düşünmemiz uygun değil. İslami değil. Bu bölgesine yansıt ki Ömer. Nesini açabilir misiniz?
Isla, ceza. Allah ıslah etsin derse ceza ile onu yola getirin. Ceza ile onu terbiyeye getirin. Allah ıslah etsin demeyin. Bir bin kardeşlerinize demeyin. Derviş kardeşlerinize demeyin. Hane halkımıza demeyin. Isla cezayı gerektirin. Ceza ile ıslah olun. Allah hidayet eylesin demeyin. Allah hütfetsin. Allah'a afiyet eylesin demeyin. Bu daha uygun etrafınız için. Efendim bir tanıdık bayan kardeşin eşinden ayrıldığı sebebinin, iki sene de 23 yıllık bir evlilikten sonra acayip hal ve hareketlerin bulunduğunu, bildirdi ve büyü yapıldığı öğrendiğini, bir türlü aşamadıklarının değişik vesilelerle başvurduklarını söyledi.
Ben de ona özetle Fatih-i Şerif'in dördüncü ayetinin gözüne uyarak vesileler alması gerektiğini söyledim. Bu noktada sizden ilmi olarak yardım rica edebilirim. Bu soru için farklı olduğu için özür verdim. Büyükler var. Büyükler var. İnsanların birbirlerinden ayırmaya yarayan büyükler var. Ve bu büyükleri yaptıranca yapan da küfre. Ama insanlar kendi heva ve heveslerine uygun bir şekilde hayat yaşarlarken evlerinde, heva ve hevesine, nefeslerine uyarak birbirlerine davranıyorlar. ve suçu büyüye atıyorlar. Bu da var ailelerin arasında. Kadın takmış kafayı, bana büyü yapıyor kaynanan diyor. Adamın canı sıkılmış, işte bir problem yaşamış gelmiş. İçinden diyor ki işte büyülü geldi diyor.
Kadın soruyor. Yemeği hazırlayın mı? He, sonra yeriz diyor. Başlıyor kadın. Bu kadara. Dinledim ben bunu söylemiş adam. Sonra yeriz diyor. Sen yine büyülerdin. Bugün öğlen yemen neredeydin? Akşam tabak kahvaltısını annene gitti. Sen orada annen büyülüğü yedin. Ne yedirdiler sana orada? Sen de hep büyülenip geliyorsun. Büyülenip gelince böyle oluyorsun. Fırtına kopar. Problem. Karşındaki insanın büyülü olduğunu, eve büyülü geldiğini, evin büyülü olduğuna, işte muhakkaklı buna yardımcı faktörler, saf sadak insan mı yok ki derler, işte muska yaptırırlar, götürürler muskaları da evin, yastığın, tahtanın arasına, kapının arasına, yastığın arasına, yolculuğunun arasına bir şeyler koyarlar, bir şeyler yapıştırırlar.
Muhakkak büyü var. Büyüye inanmıyor değil. Ama büyü var olduğu gibi, insanların nefisleri de var. İnsanların nefisleri de var. İnsanlar kendi nefislerinin emrettiği, yani şeytani ahlaklarını, şeytani duygularını, büyüye affediyorlar. İşin bir de burası var. Allah muhafaza eylesin. Ama ne yazık ki, böyle memleketimizin büyü ve büyücüler sarmış. Ve bunlar kimisi, kendi adına şeyh olarak mültelendiriyor, kimisi hoca olarak mültelendiriyor, kimisi mülendiriyor, kimisi mülendiriyor, nefisinin altında dayı varmış, bir tane şeyh varmış. Askerli lisenin altında bir tane şeyh olduğundan haber olan var mı? Kim? Öldü o. O değil. Dedim yok haberimiz.
Hem işte bize muska yazıyor, şunu yazıyor. Ne şey ki ya? Muska mı yazar? Büyü mü yapar şu dünya? Allah muhafaza eylesin. Kim büyü yaparsa, büyü yaparsa, kim etmeden ölürse kübür ehli. Cenaze namazı kılınmaz. Ebedi cehennemlik. Kim büyü yaptırır da, yapılan büyüye inanırsa o da kübür ehli. O da tövbe etmez, onun da cenaze namazı kılınmaz. Büyücünün söylediğine inanan, büyücünün büyüsüne inanan, büyü yaptıran kimse kübür ehlidir. O da asla Allah muhafaza eylesin. Cennete giremezsin. O yüzden büyü ve büyücülerden uzak duracaksınız. Etrafınızda uzak tutacaksınız. Hani ben bir ara diyordum ya, hanımlarını, kız kardeşlerini buralara gönderenler, ahlaken düşük olurlar, şöyle böyle olurlar diye, ağrılarına gitmiş bazılarının.
Telefon açtılar bana. demişsiniz ki, hangi adamın karısını, kızını, büyüye büyücülere, işte bu üçkağıtçılara gönderirse, işte şöyle böyle olur demişsiniz. Doğru dedim dedim ben de. Biz gidiyoruz, bize bir şey olmaz. Sana bir şey olmaması, hiç kimseye bir şey olmayacak, manası çıkmaz. Allah muhafaza eylesin. Göndermeyin hanımlarınızı, çocuklarınızı. Allah muhafaza eylesin. E yani, sonuçta Allah'ın takdiri, Allah'ın kudreti, kuvveti muhakkak ki, her şey kalip gelecek. Allah'a yalvarmayı unutmuş ki insanlar. Allah muhafaza eylesin. Bir günahkar kul, tövbelerinin kabulü ve Rabbinin izniyle Hızır Aleyhisselam'ın ona da gelmesi için ne yapmalıdır? Haydi!
Ne çıkacak? Tavanlara Hızır Hızır ne çağıracak? Sergin kudusu kişiye doğmadan önce mi verilmişse, yoksa sonradan mı kazanılır? Sorarsan herkes Allah'ı ve Peygamber'i seviyor. Ama kişi sevdiğini üzüyor, kırıyor, kendisini herkese sevdiğini üzere. Sevme duygusunun özü bizim gönlümüzde var, hepimizin kalbinde var. Ama o sevme duygusunu geliştirmek, genişletmek, derinleştirmek, yükseltmek, insanın kendi iletini, kendi çabasıyla alakalı. Bu noktada insana sevmek Allah'a mahsus bir şey, Allah'ın direk vergisi, kulların çabalamasına gerek yok dersen, o zaman ayet-i kerimde neden Allah'ı sevin diye buyururdu.
O zaman Allah ve Resulullah Allah'ı sevin, Resulullah'ı sevin diye buyurmazdı. Demek ki sonradan da bunun gelişmesi, derinleşmesi, sonradan olgunlaşması ve oluşması mümkün olan şey. O yüzden biz bu noktada sevmeye gayret edeceğiz. Derviş kardeşlerimizi sevmeye gayret edeceğiz. Ailelerimizi, akrabalarımızı, anne babamızı, çocuklarımızı, üstadımızı, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabı Allah'ı, biz sevmeye gayret edeceğiz. Bu durumumuzu, ders yapılan dergilerin başka bir eve nakledebilir mi? Nakledebilir, gerekli görürsek nefsane olmadığı müddetçe ders yaptıran kardeşler ders yerlerini değiştirebilirler, ders günlerini değiştirebilirler. Bundan nefsane davranılmadığı müddetçe bundan bir şey aranmaz. O uygun görmüştür. Bir evde bir problem vardır, orada bir problem vardır, bir sıkıntı vardır.
İlla cemaat anlatmak zorunda değildir arkadaşlar. Bir kimsenin özel bir meselesi vardır, özel bir durumu vardır. Ders yerini değiştirir, ders gününü değiştirir. Normal şeyler bunlar. Her şey böyle eşkala, konuşulması şart değil ki, bir yerde ders vardır, onun hanımı rahatsız olmuştur. Veya oraya bir misafiri gelmişse, ders yerinin değiştirilmesi gerekiyordur. Değiştirmiştir dersi. Veyahut da dersin iptal edilmesi gerekiyordur. Bir problem vardır, bir sıkıntı vardır. İktidar edilebilir. Bunda bir meis yok, bunda bir sıkıntı yok. Yani ders yaptıran kardeşler, bu noktada muhakkak cemaate sorumlular. Ama ciddi denizde, onların hiyerarşik olarak bir üstlerine sorumlular. O yüzden, bu tür meselelerde arkadaşlar, kardeşler, ders yaptıran, orada ders kardeşlerine, ders yaptıran kardeşler yardımcı olacaklar.
Yani bu neden değişiyor canım, ders yaparken var da bir problem, söylenmemiştir. Yani bir insanın özel hayatı açıklanmaz herkesin içerisinde. Veya işte ders yapılacak olan bir yerde bir sıkıntı vardır. Bu olabilir. Bir başka yerde başka bir sıkıntı vardır. Başka bir problem vardır. Veya bir kardeş, üzülüyordur. İşte böyle kendi kendine anlıyordur. Neden benim evime gelinmiyor hiç diye. Olabilir mi bunlar? Yani onun da gönlü olsun diye, ders yaptıran arkadaş, dersi oraya kaydırabilir. Arkadaşlar filanca kardeşin evinde ders olacaklar. Bu noktadan dolayı, birbirlerinizi üzmeyin, birbirlerinizi kırmayın. Allah bize affetsin inşallah. Ve kardeşlere bu noktada itaat edin.
Yani ders yaptıran kardeşlere bu noktada itaat edin. Onların işlerini zorlaştırmayın. Onlara patinaj çektirmeyin. Onlara yardımcı olun. İşlerini kolaylaştırın. Kardeşliğinizi arttırın. Onlarla irtibarınızı arttırın. Orada daha iyi neler yapılabilir, neler edilebilir? İstişare edin, çalışın. Allah rızası için çalışın. Hristiyanlar her mahalleye bir tane kilise kuruyorlar ya, ev kilise. Kurmuyorlar mı? Kuruyorlar. Sokak sokak kilise kuruyorlar adamlar. Biz sokak sokak dergah kuramıyoruz. Sokak sokak ev sohbeti kuramıyoruz. İnsanlar nefislerine uyuyorlar. Hristiyan, Hristiyan kanı davasına bizden fazla sahip. Biz bölüyoruz. Çoğalsınlar diye böldüğümüz insanlar dağılıyorlar bana. Yani işte burada on kişi topladınız.
Burada on kişi, on beş kişi, yirmi kişi olacağına on kişi, beş kişi kalıyor. Allah için çalışın arkadaşlar. Allah rızası için gayret edin. Allah'ı sevenleriz çoğaltın. Siz insanları Allah'ı sevdirmeye, Allah'ı tanıtmaya çalışın. Koşuşturun. İnsanlara Allah'ı zikrini öğretin. Allah'ı zikrettirmeye çalışın. Kur'an ücreti öğretin. İnsanlara. Varsın onlar sizi tanımasınlar, onlar sizi bilmesinler, onlar sizi saymasınlar. Onlar çekip gitsinler. Hiç önemli değil. Sizin öğrettiğiniz çeksin gitsin. Sizin alıştırdığınız çeksin gitsin. Bundan gurur duyuyorum. Ya adam buradan ayrıldı, şeyh oldu ya. Allah'ım mübarek etsin. Devam eser adam.
Sakın ha benim bu tık mevzulardan böyle sıkıntı duyduğumu da düşünmeyin. Ben içinde tatlı bir tebessümle izliyorum ben. Diyorum ya elhamdülillah. Her biri zakir oluyor, şeyh oluyor, nakip oluyor, nükabba oluyor. Ne güzel diyor ki eğitimleri sağlam demek ki. Oluyor adamlar elhamdülillah. Demek ki karşıdaki insanlar onlar da bir şey görüyorlar ki. Diyorlar ki sen Kur'an'ın zakir ol, sen buranın halifesi ol, sen buranın şeydi ol. Bu güzel bir şey. Yani eğitimleri iyi almış demek ki. O yüzden eğitimsiz. Bizim burada kalanlar da eğitmen olarak kalsınlar. Bu oyunu şeyh üretsin burası. Ne olacak ki? Zarar etmeyin. Siz siz nasıl olsa kaldınız ya buradan. Siz kaldığınız için yani başka alternatif biriniz yok artık.
Siz ömür boyu dergislik etseniz burada. Buradan çıkan şeyh olacak. Şeyh olmak isteyen çıkacak zaten. Veya işte bir yere halife olmak isteyen başka bir dergaha, nakip, nükabba olmak isteyen buradan ayrılırız. Bilhassa görevliler bizim ayrılırlarsa onlar kesin halifelik, şeyhlik, nakip, nükabba olmak belliler. En işte yerine yeni bir görev atacağımıza göre ha böyle şeyh makinası gibi. Buradan hani kuruçka makinaları var ya boyuna cidcik çıkarıyor ya. Burası da şeyh çıkarma makinası gibi boyuna şeyh üretir, nakip nükabba üretir. Bu noktadan ben hiç sıkıntı duymam. Yani neden böyle olup diye duymam. O yüzden siz Allah rızası için çalışın. İsimsiz kahramanım var mı size şehit demesinler veya Allah? Nakip, nükabba demeyin versinler.
Ne yapalım isimsiz kahramanım? Yetişsin buradan herkes. Ve siz de bu yetişmeye öner olun. Bu yetişmeye önder olun. Yani bu okul, bu mektep öyle kale alınmayacak bir yer değil. Hakkınızı helal edin. Yani bu görünmeyen burada bir mektep var, görünmeyen bir okul var. Bunu kardeşler, farkında değiller belki de. Yani Bursa'da 15 yıldan beri buradan ayrılan gitmiştir. Başka dergallarda muhakkak kendine bir yer etmiştir. Buradan ayrıldıktan sonra. Bu onun eğitiminin sağlamlığını gösterir. Bu mektep düzgün bir mektep demek ki. Yani işte. Acaba ne? Senin okul? İki budur. Mesela İstanbul Teknik Üniversitesi. Şimdi oradan mezun olan, orada okuyan bir öğrenciyle işte. Ne bileyim.
Bizim Bayındır'da da var. Üniversite, adı üniversite. İki tane oraya oday yapmışlar. Adını üniversite koymuşlar. Oradan çıkan öğrenci aynı biri olmaz. Öyle değil mi? İşte bu da onun gibi bir şey. Yani demek ki mektep sağlam burada. O yüzden siz yetiştirmeye devam edin. Allah'ı sevmeye, sevdirmeye, bu noktada çalışmaya gayret edin inşallah. Selamun Aleyküm. Hocam hacı olmayan insana hacı veya benzer isimlerle hitap etmek çare düştü. Bunda bir şey olmaz yani. Normalde insanın dinle alışkanı, Allah onu hacı eder inşallah. Yani bizim insanımız normalde her sakallıya hacı derler ya. Veya her namaz kılama hoca derler, hacı derler. Ne der?
İslam'ın üzerinde bir temsilini, İslam'ın bir işaretini taşıyor o üzerinde. İslam'ın işaretini üzerinde taşıdığı için adamlar hoca diyorlar, hacı duyuyorlar. Öyle değil mi? Saygı duyuyorlar. Ha demek ki o kimsenin üzerinde bir İslam işaresi var. Bu o kimse için övünülecek bir şey elhamdülillah. Yani bu noktada hamd edilecek bir şey. Demek ki senin üzerinde İslam'ın bir şiari, bir sincesi var ki, insanlar sana hacı, hoca, sufi, derviş bir şey takıyorlarsınlar. Bu senin için hamd edilecek bir şey. Elhamdülillah. Ama başkası diyor, müşteysin ne yapalım, Allah muhafaza edersin inşallah. Efendim geçmiş her yüzyılda müştehid imam yani anladığımız manada İslam'ın üzeri gelmiş.
Bu son yüzyılda da İslam'ın üzeri gelecek mi, o güne yaklaştık mı, müştehidi açıklar mısınız? Yani gayri bilen Allah. Normalde Cenab-ı Hak her yüzyılda bir müştehit gönderir, bir müceddit gönderir. Bu müceddit on yüzyılda dinin yeniden anlaşılması için öder olur. Bu noktada geçmiş yüzyılın mücedditinin Bediüzzaman Sayın Nursi olduğuna ittifak etmiş İstanbul dünyası.
Tabi bu noktada bölgesel olarak da herkesin müceddidi kendileridir. Bunu unutmayın. Türkiye için Bediüzzaman Sayın Nursi çok büyük bir zattır. Başka bir yerde Hasan Erbenna çok büyük bir zattır. Başka bir yerde de Profesör Mısırlı Seyit Kutup çok büyük bir zattır. Yani Mısırlılar için Seyit Kutup Türkiye'deki Bediüzzaman Sayın Nursi gibidir. Yani Hasan Erbenna Türkiye'deki Seyit Kutup gibi, Türkiye'de Bediüzzaman gibidir. Yani normalde bu meselelerin müceddit meselelerine bakarken bütün İslam dünyasının üzerinde umumi bir şekilde görmeyin. Yani bazı şeyler İslam dünyasında bölgesel cereyan edebilir. Yani Mısır'da Seyit Kutup'un yaptıklarını nasıl hiç kimse reddedemezse ve orada İslam kıvırcılma, İslam ateşini gül bir şekilde yaktıysa ve bunu şehitlikleri de süslediyse, tatçlandırdıysa Hasan Erbenna da aynı noktada Suriye o bölgede bu şekilde etkili olduysa
Bediüzzaman Sayın Nursi de Türkiye'de böyle etkili olmuştur. Bunu Pakistan'da bir başkasıydır. Afganistan'da bir başkasıdır. Olabilir mi? İşte Nurdun'de bir başkasıdır. Ondan sonra Fas'ta, Tunus'ta, Cezayir'de, Bangladeş'te bir başkasıdır. Bunlar da kendi bölgelerinin kutupları gibidir. Mücedditleri gibidir. Veya işte bir cemaatın başındaki bir kimse de o cemaatın mücedditidir. Yani bu meseleleri böyle dar dairede algılarsa elhamız yere basmaz. Yani sadece Bediüzzaman Sayın Nursi'yi kabul edip Hasan Erbenna'yı reddetmek veya işte Hasan Erbenna'yı kabul edip şehit kutubu reddetmek veya şehit kutubu işte kabul edip de işte Afganistan'daki bizzatı reddetmek bu çok uygun bir şey değil. Bunlar hepsi de kendi bölgelerinde, kendi yerlerinde, kendi cemaatların içerisinde kutup noktasına gelmiş insanlar.
Kutuplar, cemaatin kutbu, o bölgenin kutbu. Yani işte muhakkak ki, muhakkak ki kendi bölgelerinde, kendi perdelerinde İslam adına büyük hizmetler etmişler, büyük dirilişe sebep olmuşlar. Hani bu diriliş bir tarafta imani noktadaysa, öbür tarafta siyasi noktada olmuş. Başka bir tarafta cihat noktasında, savaşma noktasında olmuş. Bunların hepsi de ümmet için ayrı ayrı ayrı, ele alınıp ayrı ayrı ders çıkarılacak meseleler. Yani bir tarafta imani hakikatler anlatılırken, öbür tarafta da savaşan insanlar olmuş. Yani savaşanlar ne kadar lazım ise, imani hakikatleri anlatanlar da o kadar lazım, Allah'ı zikredenler de o kadar lazım. Yani hiçbirisinde biz bu gerekli değil diyemez.
Bu bir topyekun diriliş bu, topyekun diriliş. Yani biz bu dirilişi, bu silkelişi, bu kalkışmayı, bu ayağa kalkma mücadelesini tek pencereden, tek menfezden bakamayız. Derin ya her zaman için, bugünkü bu hükümet oluyorsa, bugün hepsi de siyaset yapıyorlarsa, geldikleri bir okul var. Geldikleri okulun hiç mi önemi yok? Red mi edeceğiz? Atacağız bu geldikleri okulu, orada bir şeyler öğrendiler. O öğrendikleriyle yürüyorlar şimdi. Orada bir hocaları vardı, orada bir talebelik yaptılar, orada eğitildiler. O kurumun içerisinde, o eğitim içerisinde belli eğitim aldılar, saptılar, sapmadılar, doğru yaptılar, yanlış yaptılar. Ama orada o kurumun bir faydası çıktı meydana.
Bir faydası çıktı. Ne? Türkiye'deki İslami dünya okullara sahip olanlar da siyaseti becerebiliyorlar. Siyaset yapabiliyorlar. Ve siyaset alanında el hakkı var. İslam sadece iman, hakikatlarını anlayıp anlatmak değil. Onun hayata geçirilmesi. Siyasede, ekonomide, askeriyede, sosyal alanda, kültürel alanda, ondan sonra bütün ticari alanında, her alanda, her alanda İslam hakim olmalı. Madem ki bu önümüzdeki 100 yıl İslam'ın hakimiyetiyle geçecek, İslam hakim olacak, o zaman İslam'ın hakim olması demek, kılıçla, topla, tüfekle bir yere gidip zapt etmesi demek değil. Fikirle, düşünceyle, ahlakla, imanla, ekonomiyle, siyasetle, tülinçle, teknolojiyle İslam'ın adını her yerde duyurmak. Her yerde İslam'ı hakim kılmak.
Bu önümüzdeki 100 yıl bunun mücadelesi verilecek. İslam ekonomiye hakim olacak, İslam siyasete hakim olacak, İslam askeriye hakim olacak. Dünya askeriyesine, zannetmeyin Türkiye'deki askeriyeden kastetmiyorum, Türkiye'deki siyasetten kastetmiyorum, Türkiye'deki ekonomiden kastetmiyorum. Sakın böyle bir dar daireti düşünmeyin. İslam dünya siyasetine sahip olmalı. İslam dünya askeriyesine sahip olmalı. İslam dünya kültürüne sahip olmalı. İslam dünya ekonomisine sahip olmalı.
İslam dünya ahlakına sahip olmalı. Dünyada İslam'ın ahlakı geçerli olmalı. Dünyada İslam'ın, dünyada bakın, İslam'ın ticareti, ekonomisi geçerli olmalı. Ve buna muhtaç bu dünya. Buna muhtaç. Bugün kapitalist ekonomi her şeyi tüketmeye davetmiş. Dünyayı tüketiyorlar. Yecüs mecüs gibi oldu kapitalististler. Dünyayı tüketiyor. İslam ekonomisi ise tüketmeye değildir.
Bakın İslam ekonomisi tüketmeye dayalı değildir. İsrafa, savaş açar ve üretmeye dayalıdır. Az da yetinmeye dayalıdır. Bu teknolojiye karşı çıkmak demek değildir. İslam hafır küfür, hafır küfür her şeyi tüketmez. Bunlar tüketim toplumu oluştururlar. Koca dünya yiyor boyuna. Var dinleniyor, yok dinleniyor. Az dinleniyor, çok dinleniyor. Yiyor, içiyor, bilmem ne evi uyuyor. Tüketime bize yönlendirdiler. Yani hepimizin evinde altışar, yetişar tane gömlek var. Hepimizin evinde altışar, yetişar tane pantolon var. Hepimizin beşer, altışar tane ayakkabısı var. En fukara adamın evinde plazma televizyon var. En fukara adamın evinde işte CD'nin, DVD'nin bilmem ne senin en alası var. Herkes semirmiş vaziyette.
Kurbanlık kuzular gibiyiz hepimizden. Habire gidiyoruz çünkü. Habire geliyoruz, haberi kullanıyoruz atıyoruz. Biz ne yaptığımızın farkında değiliz aslında. Sarboş herkes. Hepimizi mayıştırmışlar, hepimizi uyutmuşlar, sarboşlaştırmışlar. Yani hafta sonu oldu mu herkes işte bilmem hangi alışveriş merkezini gideceğini şaşırıyor. Elinde arabalar alıyor boyuna. Alıyor boyuna herkes. Bu noktaya gelmişiz biz. İstanbul'da neşter vurmalı. Ben şimdi diyorum ya, içmeyin ver. İçmeyin ver kola kardeşim ya. Hem diyorlar ki, bu kolanın içerisindeki gazlar, bu içeceklerin içerisindeki gazlar, dünyanın ekolojik devrisini bozuyor diyorlar. Hem de içiyorlar, hem de ürettiriyorlar.
E git vur kapısına, mülkenin sosuna, millet şerbet etsin kardeşim. Millet ahiremişsin, su içsin. İlla ki gazlı içecek, içecek. Millet sprey kullanmasın kardeşim, dünya kullansın. Madem spreyler sıkıldığında, ozon tabakasını deniyor, dünyanın ekolojik dengesi bozuluyor. Yapmayın, üretmeyin. Yok. Satacak ya. Hem sana satacak, bu spreyi kullan diyecek, ağırlığından gidecek ki, var bunu sana sattım ama, bak sen bunu kullanırsan ozon tabakası denilmez.
Bu ne biçim iş? Satma o zaman. Üretme bunu. Karsında bir tüketim topluma var. Obezitler başladı. Önceden obezit mi vardı ya? Meşhur hadis, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem adında, göbeği olan bir kimse parmağını böyle uzattı, gömdü parmağını. Bizden değildi. Buyurun kardeşim, gömeğinizi yedin. Bizden değil dedi. Bitti bu kadar.
Kadınlara da, erkeklere de. Sabah namazına zümrüt evler gibi bir yerde, yani deriz ki biz zümrüt evler kenar muhalle, öyle değil mi? Oradaki kadınlar sabahleyin yürüyüşe çıkıyorlar. Zannedersin ki bu kadınlar işe gidiyor. Yiyorlar, yiyorlar, yiyorlar hamurları, sabahleyin yürüyeceğizle, eriyeceğizle uğraşıyorlar. Yemiyorlar mübarek insan, oruç tut, orucu terk ettik. Orucu terk ettik derken, Ramazan orucunu tutuyor adam, Ramazan orucunda külalıkta çıkıyoruz hepimizler.
Ya bu nasıl orucu? Ramazan geliyor şimdi. Pidecilerin önünde sıra. Ondan sonra fırınların önünde sıra. Yahu bir de alacak adam, önünde 30 kişi var sıraya giriyor. Hayatımda sıraya girmemişimdir. Yemek için sıraya girirdim hatırlamıyorum ben daha. Yemeye verim dedim ben çıkarırım işin içerisinden. Yemeye ver kardeşim ya. Pide için sıraya girilir mi ya? Derviş adam pideye sıraya mı girer ya? Kendinden utanır mı pide için sıraya girmeyen? Veya ekmek için sıraya girmeyen? Bir şey, yemek için bir şey sıraya girmeyen? Antep'e gittik biz, Seyit'le beraber hava rahmet etmesin. Nohut yürümüş satıyorlar adamı. Sıraya katmış herkese. Bir de başında sanki çavuş gibi değnekli bir adam, sanki milleti sıraya katıyor.
Sıraya gir, sıraya. Biz şimdi gittim, elim cebimizde böyle başında durdum. Hiç adamın yüzüne bakmıyor. Sıraya girmem dedi bana. Açımızdan ölecek mi öleceğim dedim sıraya girmem. At kafasını kaldırdım şimdi. Bana baktı. Acımdan öleceğim dedim. Sıraya girmem dedim ben. Hemen ekmek böldü böyle. Ben ne yaptım? Bizi yaptığını bilmiyorum ben. Yarın ekmek için Nohut attı. Umru sıvırı attı. Allah'ım sana. Pah verdi beni böyle ben. Bir tane de Seyit'i yaptı, bidonu verdi. Seyit'e dedim ver parasını. Seyit verdi parayı. Amca mağam. Al dedi parası yemeyeceğim. Aldı ne sefet. Geçtik kenara, oraya oturduk. Herkes sıra yedik. Yedik. Varacı dedim ya. Adamların sıraya girdi kadar varmış.
Ama ben yine sıraya girmem dedim. Adamların sıraya girdiği kadar varmış dedim. Lezzetli. Ama ben yine bunun için sıraya girmem dedim. İnsan ekmek için sıraya mı giderler? Ramazan geliyor ya şimdi. Hiçbirinin sofrası, hiçbirinin sofrası Resulullah'ın sofrasına benzemecek. Salallahu ve sellem. Seninki de dair. Ben sizi kendime kenara atmıyorum. Benimki de dair. Ben yemeklere gitmiyorum israhtan dolayı. Yere yemeğe geçer ben, o yapıyor üç çeşit, dört çeşit, beş çeşit. Yap, Allah yap. Ben sanki o evin el maharetlerini görmeye gidiyorum. Gitmiyorum ben. Hakkınızı helal edin. Davet ediyorlar arkadaşlar. Allah razı olsun hepsinden. Peygamber salallahu aleyhi ve sellemat yapıyor.
Ben böyle yiyemedim. Böyle yiyemedim. İsteseydi yer miydi? Değer değil. Ama yemedim. Arkasından giden aslaf yemedim. Kilolu bir derviş olmaz. Göbeği çıkmayacak dervişim. Böyle dışarı çıkıyor ya yumurta gibi. En küçüğü yumurta gibi. Ondan sonra portakala benziyor. Ondan sonra kavuna, ondan sonra karpuza benziyor. Biliyor o gün geçtikçe. Ondan sonra diyor ki suyu içsem yarıyor bana. Ben de aynı şeyi söylüyorum. Dermişin iki öğünü yemeye olur. Onu da az yer. Eğer oruç tutmuyorsa. Oruç tutuyorsa evet iftar edecek. Sahur etmesi de sünnet, iftar etmesi de sünnet.
Yine iki öğün oldu. Yine iki öğün oldu. Bizi tüketim toplumu haline getirdiler. Tüketiyoruz boyuna. Boyuna tüketiyoruz. Tüketiyoruz. Tişört, değiştiriyoruz. Şenek değiştiriyoruz. Pantolon değiştiriyoruz. Ayakkabı değiştiriyoruz. Kullan at. İşimiz bu. Havre tüket. Ne maaş yetiyor. Ne adamın kazandığı yetiyor. Ne bir şey. Hiçbir şey yetmiyor hiç kimseye. Trilyon versen trilyon arşacak herkes. Trilyon versen trilyon arşacak. Bir plazma televizyon iki buçuk milyarmış. Öyleymiş değil mi? En ucudu iki buçuk milyarmış. Yani bir fukara insanın ne iş var kardeşim bununla ya? Git elli altmış milyar bir televizyona al otur. Plazma televizyon alıyor adam evine.
Veya gidiyor. Mağazalardan en yüks eşyalar alıyor. Derviş vasat yaşayacak hayatı. Hani derviş orta halde yaşayacaktı ya. Hani derviş vasat halde yaşayacaktı ya. Yemesiyle, içmesiyle, giyinmesiyle, gezmesiyle. Hayatı onun örnek olacak. Ne? Vasat olacak. Orta yol üzerine gidecek. Orta, orta. O temiz olacak, bakımlı olacak, düzgün olacak. Ama o orta olacak. Allah muhafaza eylesin. O yüzden İslam, İslam'a muhtaç. Ekonomisi muhtaç, siyaseti muhtaç. Dünya siyaseti aldatmacının zulmün üzerine kurulur. Hem zulm ediyorlar, hem kan akıtıyorlar, hem aldatıyorlar, hem bozgunculuk çıkarıyorlar. Dünya, dünya siyaseti, İslam'ın siyasetine, İslam'a muhtaç. Dünya'nın askeriyesi, İslam'a muhtaç.
Zulm ediyor adam. Çoluk çocuk katlediyor, sivilleri katlediyor, yeşilleri katlediyor. Yer altı ve yer üstünün zenginliklerini katlediyor. Bu sadece bunların hakkı değil, bu dünya insanlığının hakkı. Allah yeryüzünü insanlara emanet etmiş, bütün insanlara. Biz yeryüzünün bir tarafına, toprağa da zulmediliyorsa, orada yeşilleri katlediyorlarsa, orada av hayvanlarını katlediyorlarsa, orası İslam'a muhtaç. Bu İslam bununla ilgilenmeyecek diye bir kayıt yok. Evet, İslam'a muhtaç orası. Yeryüzünün hani bir bölgesi olabilir, bu hiç önemli değil. İnsanlar av hayvanlarını katlediyorlar. Fakir fukaranın yiyeceğini katletmiş oluyor. Bozguntuluk yapıyor. Av hayvanının ticareti mi olurmuş? Ay hayvanının ticaretini yapıyor. Allah bütün insanlar onlardan fakir fukara faydalarsın diye yaratmış.
Sen git denizin içine bomba at, bombayla balıkları öldür toparlasın. Yok İslam'da, küçüğünü de büyüğünü de yararlısın da zararlısın da hepsini de öldürüyor adam. Atıyor bombayı denizin içine, balık tutacak diye. Ahlapodun da öldürüyor, midyesini de öldürüyor, istiridyesini de öldürüyor, bunların nesini de öldürüyor. Her şeyi öldürüyor. Büyük balıkları topluyor, küçükler ölüyor, onlar da gidiyor. Seneye? Seneye yok. Büyüyecek balık kalmadı ki. Bir yerde katliam var. Küçük evinde tutmuş, orada petrol var gidiyor bombalıyor oraya. Orada binler ne var gidiyor bombalıyor. Düşünmüyor ki hakkı mı haksız mı, benim buna hakkım var mı yok mu diye. Askeriye, İslam muhtaç.
İslam'a, İslam'a muhtaç hepsi de, askeriyeti de, siyaseti de, ekonomisi de, ahlakı da. Orada 9 yaşındaki kız çocuklar satılıyor dünya üzerinde. 9 yaşında. 9 yaşındaki kız çocukların fuhuş pazarında satılıyor. 10 yaşında, 11 yaşında, 12 yaşında. Türkiye'deki fuhuş, Türkiye'deki fuhuş bölgenin en yükseği şu anda. Avrupa'da yok Türkiye'deki fuhuş. Bu ülkelerde yok bu kadar Türkiye'deki fuhuş kadar. Paralı fuhuş. Kendi memleketinde. Adam 300 Euro ile geliyor Türkiye'ye, 5 yıldızlı, 5 boynuzlu otelde kalıyor. İstediği hadunla, istediği reikler hadunla, 3 gün, 5 gün, 10 gün yaşıyor gidiyor. Kendi bulunduğu noktada, kendi bulunduğu dairede, kendi yerinde, Allah için, Allah için, Allah'ın dinine çalışacak gayret edecek.
İster derviş ol, ister alim ol, ister şeyh ol, ister havada uç, ister kazda uç, hiç önemli değil. Sen ne olursan ol. Allah için bir tuğla koy kardeşim. Allah için bir haç koy. Allah için oraya bir kum tanesi koy. Allah için oraya bir bedon tanesi koy. Dünya geçiyor, hayat geçiyor, her şey geçiyor. Sıkıntısı, güzelliği, doğrusu, iyisi, hoşuru, iyi, kötü yemeği, soğuk, sıcak, kahvus, hepsi geçiyor. Hepsi geçiyor. Geçmeye geçmişiyor. Nice dertler yaşanıyor, nice çileler çekiliyor, nice sıkıntılar çekiliyor, nice laf, iftira, ritmet, dedikodu, hepsi birini bir para, neler yaşanıyor. Ve hepsi de geçiyor. Kalıcı olan senin Allah'a olan yaklaşma. Ona yaklaştıysan ne al? Ona yaklaşamadıysan boş. Allah bizi muhafaza etsin.
İslam'ın istikametli bir şekilde yaşamak için Allah sevgisi mi önde gelir? Allah korkusu mu? Bir kimse Allah'ı seviyorsa korkar da. Yani onun korkusu, sevgiyi kaybetmek içindir. Bizim için Allah sevgisi önde gelir. Biz Allah'ı sevmeyi önce düşünürüz. Allah'ı sevmeyi gözümüzün önüne alırız. Biz Allah'tan korkmayı ondan sonraya getiririz. Yani biz bu noktada Allah korkusunu fazla işlemeyiz. Allah'ın sevgisini işleriz. Allah'ı sevin kardeşlerim. Allah'ı zikredin. Allah'a tövbe edin. Allah'a ibadet edin. Kendinizi haramlardan koruyun. Allah'ın dinine yardım edin. Allah'ın dinine yardım edin. Çalışın Allah için. Burada on beş yıldır, on yedi yıldır tanıdığım arkadaşlar var.
Ne sıkıntılar yaşadılar. Geçik bitiyor mu? Geçik bitiyor var. Aynı şekilde hala da dersler devam ediyor. Sıkıllar devam ediyor. Hayat devam ediyor. Kalan ne? Senin kalan yaptığın hayır ve hasanet. Yaptığın ibadet. Bir kimsenin elinden tuttun mu o kalıyor. Allah bizi affetsin. Haklarımızı helal edin. Üç yıldız tüpatı yaşayız.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.