mustafaozbag.org

568. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 6 Temmuz 2018 · 31:34

Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Mahalle derslerine arkadaşlar iştirak etmiyor. Sen et. Eğer bunun mahalle dersini yaptıran bir kardeş şikayet ettiyse, o da kendine baksın. O yüzden sufilik bir başkasını şikayet etme değildir. Arkadaşlar derse gelmiyor. Kabahat sendedir. Sen onlara iyi hürmet, iyi hizmet yapmıyorsundur. Gönüllerini kırıyorsundur, incitiyorsundur. Onların hallerini gözetmiyorsundur. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri namaz kıldıran imama dedi ya, cemaatinizde yaşlılar vardır, emzikli çocuklar vardır, belü bükülmüş ihtiyarlar, zayıf insanlar, mirleri vardır.
Onları da gözeterek de namaz kıldırma. Yani sureleri kısa tutma. Kısa sureyle namazı kıldırma. O zaman bir imamın ibadette arkasındaki cemaati düşünmesi şart oldu. Bir şeyh, cemaat neyi yapabilir, neyi yapamaz, neye gücü yeter, neye gücü yetmez, bunu analiz edip, insanların yapamayacağı, kaldıramayacağı, güç yetiremeyeceği bir vazifeyi onlara vermeyecek, onlara yaptırmayacak.
Cemaat halinde. Fert birey olarak bir kimsenin yapamayacağı bir vazifeyi ona vermeyecek. Neden? Biliyor ki o onu yapamaz. Veya yapmaya kalkarsa, işinden olabilir, eşinden olabilir, aşından olabilir, okulundan olabilir, memurluğundan olabilir, işçiliğinden olabilir, ne bileyim işte çiftçiyse mahsulü yanabilir, ziyan olabilir. O kimseden onu istemeyecek. Onu mecbur kılmayacak. Bunu yapmak zorundasın demeyecek. Muhakkak ki herkesin böyle her cemaatin, topluluğunu yapmakla mükellef gördüğü kendisine ait şeyleri vardır. Ama normalde bir şeyh efendi, bir imam bunu düşünmek zorunda. O zaman bir mahallenin zakiri, bir ilin zakiri, bir ilçenin zakiri, kadın erkek, onlar da etrafındaki insanların neyi yapıp neyi yapamayacağını analiz edip, ona göre onlara bir şeyler söylemesi gerekir.
İşte mesela saat 11'den genel olarak 11'de burada sohbeti, zikrullahı bitirmeye gayret ediyorum ben. Sadece burası değil. Genel olarak bütün gittiğim yerlerde neresi olursa olsun gece sohbetini 11'de bitirmeye gayret ediyorum. insanlar ertesi gün sabahleyin işe gidecek. Dönüş vasıtası bulabilirler, bulamazlar. Onlar oradan tekrar evlerine gidecekler. Büyük şehirlerde bir kimsenin evine gitmesi 1 saat, 1,5 saat şimdi. 11'de dersi bitirsen, kalkıyorum, gidiyorum desen 11,5 oluyor. Millet son arabaya anca yetişecek. Bunları hesap edecek bütün herkes. Mahalle derslerinde hesap edecek. Bakacak çalışanlar var, ertesi gün işe gidecek olanlar var.
Milleti zorlamayacak. Ha imtihan bu, zorluğu aşmak değil. Kolaylaştırınız, sevdiriniz. Hafif tutun, hafif. O insan sevsin oraya. Oraya bir bağlılık söz konusu yapsın. Orada 5 saat ders yapmak takva değil. Milletin canını çıkarırcasına zikrullah yapmak takva değil. Mahalle dersinde kıstırdın 10 kişiyi.
Orada zakirliğini göster. Bu takva değil. Orada mahallede 5 kişiyi, geleceğiniz derse dedin. Bir de herkesi mecbur ettin. O 5 kişiyi yakaladın. Aa, ne esma vurduruyor desinler. Ne zikrullah yaptırıyor desinler diye. Bir saat millete zikrullah yaptırdın. Bu değil. Ondan sonra adama 50 tane veriyorsun, 20 tane geri alıyorsun. 20 tane veriyorsun, 5 tane geri alıyorsun. Eğer bu şikayeti yapan zakir ise, Evet, o işini düzgün yapmıyor o zaman. O işinin hakkını vermiyor o zaman. E bu derviş ise, Aa, o zaman sen de işinin hakkını vermiyorsun. Neden?
Sen kardeşlerine tebliğ et. Şikayet etme. Her şey zakirden olacak, çavuştan olacak diye bir kaydı yok. Sen onlara söyle. Nasihat et. İnceden hatırla. Gayret et. Çalış. Allah yolunda. E şikayet etmek meseleyi çözmez. Allah muhafaza eylesin inşallah. Dinimizi yeni yaşamaya başladım. Şeytan çok vesvese ediyor. Bu vesveselerden nasıl korunabiliriz? Şeytan bu vesveseye devam edecek. Ta son nefese kadar. Bu bir yolculuk. Son nefesine kadar yürüyecek, sürecek. Son nefese kadar sürecek. Ve son nefese kadar yürülecek bir yol. Öyle olunca, Şeytan son nefese kadar sana hep vesvese ver. Onun işi o, onun görevi o.
Onun vazifesi o. Bundan nasıl kurtuluruz? Kurtulamazsın kardeşim. Bundan kurtulmak imtihanın sırrına aykırı. Bununla baş etmenin yolu var. Kurtulmak yok. Ne? Sen Kur'an ve sünnete tabi ol. O habire konuşsun orada. Bu haram mı haram? İşleme. O habire konuşsun. Namaz farz mı? Fars sen namazını kıl. O habire konuşsun. İşi ne onun? Onun işi o. Onun işi müminleri müminlik yolundan saptırmak. Onun işi Allah'a koşan, Allah'a doğru yürüyen insanlara vesvese vermek. Onun işi doğruyu, hakikati, iyiyi, güzelliği yaşayacak olan kimseleri oradan geri döndürmek için vesvese vermek.
Onun işi o. Ne dedi Allah'a? Ben de yeryüzünde senin kullarını saptırıcılardan olacağım dedi. Onları saptıracağım. Onların fıtratlarını bozmalarına vesile olacağım. Fıtrat bozucu. Ne yapıyor? Her tarafına küpe takıyor adam. Burnuna, kulağına, kaşığına, dudağına. Fıtrat bozucu. Ameliyat oluyor. Ben kadınmışım, farkında değilmişim diyor. Ameliyat oluyor. Fıtrat bozucu. Öbürkü de diyor ki ben erkekmişim, ruhum erkek benim diyor. Cesedim kadın. O da ameliyat oluyor. Fıtrat bozucu. Eğer senin fıtratını bozan bir şey var ise bunu normalde sen güzel olacaksın, sen yakışıklı olacaksın, böyle olman lazım deyip de sana bir şey yaptırıyorsa şeytanla, nefisten.
Adamın göğüslerinde kıl olması, vücudunda kıl olması fıtrattır. Adamın sakalı fıtrattır. Adamın bıyığı fıtrattır. Seni bu fıtrat bozuculuğuna sevk ediyorsa, böyle göğüsü kıllı adam olur, göğüslerini yol tavuk gibi diyorsa yoluyorsan göğüs kıllarını, fıtratı bozuyorsun. Bunu kim yapacak? Kadın yapacak. Kadının göğüsünde kıl çıkması, yanağında kıl çıkması, bıyığı çıkması fıtrata aykırı. Kadının ayaklarının kıllanması fıtrata aykırı. Sıkıntı var onda. Ne yapacak o? Ya tedavisini görecek, ya da onları işte temizleyecek. Onun fıtratı o. Ama bir bakıyorsun, gencecik adamlar, orta yaşlı adamlar, yaşını başını almış adamlar, göğüs kıllarını temizletmiş, pimi pak etmiş. Fıtratı bozmuş.
Bir de aşmış bağrını. Hazreti Abbas'tan nakil var. Luti erkekleri tarif ediyor. Onlar kırıtaraktan yürürler. Devam ediyor. Onlar kadın kıyafeti tercih ederler. O zamanlar öyleymiş. Diyor ki onlar buradan yukarıdan birkaç düğme açarlar. Böyle işte göğüs tarafını erkeklere sergilerler. Ta o zamandan söylenmiş söz. 1400 yıl önce söylenmiş sözüz. Şimdi yaşıyoruz biz. Nerede yaşıyoruz? Türkiye'de. Fıtrat bozucu. Şeytanın işi insanların fıtratlarının bozmasına vesile olmak. O vesveseyi vermek.
Şimdi sakalı olmayanlar yüzlerine alınmasınlar. Şeytan vesvesesidir bu. Bir kimsenin sakalını, buyunu komple kazıtması. Devlet böyle emrediyor. Onlar da şeytanın vesvesesine dalıyorlardı. Onlar da şeytanın vesvesesine dalıyorlardı o yüzden. Aldıkları ölçü nereden? Şeytaniyetten, deccaliyetten nereden? Avrupa'dan. Aldığı ölçü Avrupa'dan olunca adamların saçını, sakalını, bınyığını yoluyor. Aldığı ölçü Avrupa çünkü. E hadis-i şerifte var. Onların diyor yaptıklarını siz adım adım takip edeceksiniz. Onlar kim ya Resulallah? Hristiyan ve Yahudiler mi? Evet. Siz diyor böyle takip etmedikçe kıyamet kopmayacak. Takip ettiğinizde kıyamet kopacak. Müslümanlar kıyameti öne çekiyorlar.
Bir saati var eyvallah. Ama bunlar kıyametin öne gelmesine vesile. Müslümanlar kıyamet helametlerini yaşayaraktan kıyameti çağırıyorlar. Diyorlar gel. Bu Allah'ın lanetini celbet etmek gibi. Lanet olsun o kimseye. Kime? Otuz Ramazan geçer de orucu affolmayan. Neden? Orucu terk etti. Lanet olsun o kimseye. Kim? Anne ve babası yanında yaşlandığı halde Allah'ın rızasını ve cennetini kazanmayan kimseye. Lanet olsun o kimse. Kime? Bir mecliste senin adın anılır da orada sana salatu selam getirilmezse. E şimdi böyle bir yer var ise ne yaptı? Müslümanlar laneti celb ettiler.
Bir birey şahıs olarak haramın içerisinde dolaşırsa laneti celb eder. Bir evin içerisinde eşkare haram yaşanıyorsa o ev laneti celb eder. Bir topluluk haramları eşkare işliyorsa o topluluk laneti celb eder. Çağırıyor mıknatıs gibi. Gel bana lanet et diyor. Bütün lanetini benim üzerime indir. Neden? Yapmış olduğu günah-ı keballerden, haramlardan, geçmiş kavimlerin helak olduğu şeylerin hepsini de işliyoruz şimdi. Ad kavmi, Semud kavmi, Lut kavmi neler işledilerse hepsi de Ümmet-i Muhammed'in üzerinde şu anda. İşte bunların vesvesesini veren ne? Şeytan.
Namaz kılacak, namazdan engellemeye çalışan ne? Şeytan. Zikrullah yapacak, zikrullah'tan engellemeye çalışan vesvese veren ne? Şeytan. Bir helalı, bir ibadeti yapmakta vesvese verip onu engelleme, onu öteleme şeytanın vesvesesine ait. Sen de ne yaptın? Nefsin onunla arkadaş oldu, kardeş oldu. Onunla yoldaş oldun sen. El ele, kol kola senin nefsinle şeytan alıp götürüyor seni. Sen Muhammed-i Mustafa'nın sofrasına otur. Sen mürşitlerin, velilerin, salihlerin sofrasına otur. Sen Allah'ı zikreden zakirlerin sofrasına otur. Sen sufilerin, dervişlerin sofrasına otur. O sofra, irfan sofrası.
Feraset sofrası. Kur'an ve sünnet sofrası. Edeb, erkan, usul sofrası. Sen oraya oturduğun müddetçe şeytanın vesvesesi seni etkilemez. Neden? Ayeti kerime var. Koruyucun Allah olur. Cenab-ı Hak şeytana dedi ki sen benim mümin kullarımı yoldan sapıtıcı, azdırıcı olamazsın. Kime? Mümin kullarına. Allah bizi o mümin kulların yanında ve yolunda eylesin. Böylece şeytanın vesvesesinden korunalım inşallah. Mustafa abi, ben Tuncay. Geçen annemi gördüm rüyamda. Acaba gerçek mi değil mi? Bir de bana dua et. Rüya görmüşsün. Rüya inşallah gerçektir.
Neden? Her rüya gerçektir. Sahte rüya olmaz. Ama rüyaların bir kısmı şeytanıdır. Bir kısmı rahmanıdır. Bir kısmı da bir şeyden etkilenerekten görülen rüyalardır. Allah Tuncay'a da yardım etsin inşallah. Cenab-ı Hak onu da bir şeyh nasip eylesin. Burada mı Tuncay? Tuncay hoş geldin. İnşallah Cenab-ı Hak sana hayırlı bir şeyh nasip etsin Tuncay'ı ya. Efendim, Hüseyin Bey bir şey söylemedi bana. Bir şey söylemeye fırsat kalmadı. Ben oturdum, sohbete başladım. Sen söz verdin sana namaz kılmaya başlayacağına dair. Sen de ona ders verdin.
Seni çok ertti yani desene. He? Duyanda. İyi doğru şeyler söylemiş. Doğru söylemiş. Ders aldıktan sonra mı oldu bu? Açıldı desene. Yandı Mustafa Özbağa desene. Yanmadı mı?
Hadi bakalım. Neyse, Hüseyin Aga yapmış artık bir şey. Şimdi Hüseyin Aga'yı incitmeyeyim, kırmayayım şimdi. Yılların hukuku var şimdi Hüseyin Aga'nın. Rahmetine, merhametine gelmişsin hadi. İyi, sözünü tut Hüseyin Aga'ya bak. He? Gelmeye gidince namaz da mı gezmeye gidiyorsun? Namaz geliyor yani senden beraber.
Tamam, sıkıntı yok inşallah. Hadi hadi, Allah mübarek etsin. Ne yapayım şimdi? Hüseyin Aga'yı mı şimdi reddedeyiz? Bir de ne diyor? Hüseyin Bey sana bir şey demedi mi? Dersi almış ya, bey de yaptı bak seni. Hepiniz ayrı ayrı birer değilseniz ayrı mesele de eyvallah. Allah razı olsun inşallah. Bir hadis okuyayım, niyetlendim öyle aldım getirdim. Kitabı, bunu böyle... Ben de sizinle beraber okumaya gayret ediyorum ama bu ara yaz döneminde işte Ramazan girdi derken diğer illerde de, ilçelerde de okuyamadık. İnşallah buradan bir hadis okuyalım. Ensardan bir zat vardı. Evi mescide en uzak evdi.
Bu zat Resulullah'la sallallahu aleyhi ve sellem kılınan hiçbir namazı kaçırmazdı. Biz uzaktan gelip gitmesi sebebiyle kendisine acıyorduk. Ben ona ya falan. Ubey bin Ka'ab bunu naklediyor. Ya falan. Sen bir eşek satın alsan da seni sıcaktan veya yerin zehirli aşaratından korusa. Rahat bir şekilde mescide gelsen dedim. O zat da bana bak. Allah'a yemin olsun ki evimin Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem çadır ipiyle bağlanmasını, yani onunla yan yana olmasını istemem diye cevap verdi. Onun bu sözü bana çok ağır geldi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme gelerek bu durumu haber verdi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem o zatı çağırdı.
O zat da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine aynı şeyleri söyledi. Ve kendisinin adım başına ecir aldığına inandığını ifade etti. Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona gerçekten senin için hesap ettiğin ecir vardır buyurdu. Müslim İbni Mace. Demek ki sahabenin birisinin evi mescide çok uzak. Ama mescide çok uzak olmasına rağmen beş vakit namazı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin arkasında kılıyor. Ve evini onun evine yakınına taşımayı düşünmüyor. Diyor ki ben bu geliş gidişteki aldığım ecri hesaplıyorum. Ve bir de ne diyor evimdir onun çadır ipine bağlı olmasını istemezdir. Burada direkt niyetini söylemiyor.
Ben burada ecri niyet ettim demiyor. Birinci sefer. Rumuzlu konuşuyor. Sufilerin böyle rumuzlu konuşma adet gelenek adaf ve edepleri buradan geliyor. Hani Ebu Hureyre Radiyallahu anh Hazretleri de diyor ya sahabeye onlar çarşıdayken onlar diyor ki siz burada ne yapıyorsunuz? Ne oldu? Diyor ki mescitte Hz. Muhammed Mustafa'nın mirası paylaşılıyor. Siz burada duruyorsunuz. Herkes koşa koşa koşa koşa geliyorlar. Bakıyorlar ki mescitte bir yerde işte ilim öğrenenler, Allah'ı zikredenler var. Dönüyorlar diyorlar ki ya hiçbir şey paylaşılmıyordu orada. Onlara diyor ki orada Allah'ı zikredenler yok muydu?
Evet. İşte diyor Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin mirası oydu. Rumuzlu konuşmak. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ya peygamberler arkalarında bir miras bırakmazlar. Neyle alakalı? Dünya malıyla alakalı. Peygamberlerin bıraktığı miras ilimdir. Yani Allah'ı bilmedir. İşte Sufilerin böyle rumuzlu konuşmaları vardır. Bu bir. İkincisi, buradan asıl kalbime gelen, asıl bu. Yakın başında durmak değildir mesela. Mesele vazifelerini tam harfiyen yerine getirmektir. Uzak da olsa gelip gitmeye gayret etmektir. Halit ve arkadaşları her perşembe hemen hemen gelirler.
Uzaktan gelirler. İşte İzmitliler uzaktan gelirler. İşte Ankaralılar gelir uzaktan gelirler. E bizim Çetin Kaya gelir Yunak'tan. Uzaktan gelirler. İzmirliler gelir. Kuyucu veya arkadaşları. Uzaktan gelirler. Şimdi baktığınız zaman bu enteresan bir şeydir. Ya Bursa'nın bir kenar mahallesinde oturan veya işte biraz böyle şeyde oturana uzak gelir burası. Ya şimdi oraya derse gideceksin de, geleceksin de. Oysa daha uzaktaki kimse Bursalılardan daha erken gelir. O çünkü bir hafta öncesinden niyet eder. Der ki ben perşembe günü derse gideceğim. Her gün niyetini tazeler olun. Ve yakındakiler gelmeden uzaktakiler gelir. O yüzden Hazreti Mevlana Celalettir Ruhu Hazretleri der ki, Kimisi Yemen'dedir.
Canı yanımızdadır. Kimisi Yemen'dedir. Canı yanımızdadır. Kimisi yanımızdadır. Canı Yemen'dedir der. O zaman bir kimse, örneğin şimdi Demirtaşlıları gördüm. Baktığınızda uzaktan geliyorlar. Ama Bursa'daki kimse, ya gelir giderim ya, vaktinle de giderim ya, yetişirim. Ha trafik sıkışıktı ya. Ya eve geç kaldım bak, gördün mü? Saat 9.30-10 oldu. Bu saatten sonra da derse gidilmez. Hanım hadi ya çayı demle, ben ne yapalım? Böyleymiş. Kadın da adamı çok görmüyorsa, ondan sonra, bey otur ya ne yapalım? Evde dersini çekiver. Zekrullah değil mi? Tamam, adam oturdu. Kaldı adam. Ondan sonra, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah.
Efendi baba, buyur. Ben ders çekerken hep uykum geliyor. Allah Allah. Neden ki ne? Maneviyattan mı acaba? Bunu Şeyh Efendi'ye soruyor. Yavrum dedi. Gaflet ne zaman maneviyat oldu dedi. Gaflet ne zaman maneviyat oldu? Yani ders çekerken uyumayı maneviyat görüyor adam. Uyuyun kardeşim, gafletten. Sen düptüzgün dipdiri dersini çeksene. Hem derse gelme, hem evde ders çekeceksin diye uğraş. Dersi de uykuya çektir. Bana da soruyor, derse başlasak diyor. Derse başladığımız zaman diyor, mesela tövbenin yarısında uyumuş olsak, bir saat sonra diyor, uyansak dersimiz çekilmiş olur mu? Gün geçtikçe, dervişler de böyle teknolojik oluyorlar, böyle değişiyorlar.
Yani dersi uykuya çektirecek. Ya kardeşim otur dersini çek. Dersini neden çekmiyorsun? Disipline et kendini. Sufilik, disiplin işi. Biz disipline edemedik, gidelim o zaman. E gidin. E git kardeşim. Ne yapayım? Uzak. Yürü. Niyet et. 630 kilometredi Bursa'dan Nevşehir. 630 kilometre. E ne olacak? Biraz daha uzak olursa gitmeyecek misin?
Beytullah da uzakta gitmeyecek misin? Medine-i Münevvere de uzakta gitmeyecek misin? Uzaktaki kimse yol boyunca ecir alır. Attığı her adıma Cenab-ı Hak onun günahlarını affeder. Attığı her adıma, her adıma. Rabbim onun perdelerini açar. Attığı her adımda Cenab-ı Hak ona derece verir. Attığı her adıma derece verir Cenab-ı Hak ona. Bir kimse mescide gidecek. Mescit uzakta. Attığı her adıma Cenab-ı Hak ne yapar? Derece verir onu. Onun günahlarını affeder. Bir kimse zikrullah'a gidecek. Uzak. Attığı her adıma Cenab-ı Hak ona derece verir. Onun her adımını Allah onun affeder. E o üstadın gözüne de girer.
Girer. Sebep? Ya o bir fedakallık yapıyor. Sen beş adımdan gelmiyorsun, o bin beş yüz adımdan geliyor. Sen beş adımdan kalkıp gelmiyorsun. Ondan sonra çok seviyorsun. İşte o sahabe de diyor ki, ben evimin veya çadırımın Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın mescidinin dibinde olmasını istemem.
Sebep? O gidip geldiğim yol boyunca ecrimi düşünürüm diyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, o senin hesap ettin şey, niyet ettiğin şey sana verilir diyor. Allah bizi böyle ecirlerle donattığı kullarından eylesin. Dostur ya Allah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi