Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 6 Temmuz 2018 · 42:17
Selamun aleyküm. Allah gecenizi ayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Bankada hesabım var. Olan hesabın yanında ayrıca borsa hissesi alıp satmak istiyorum. Ama bu durum beni rahatsız ediyor. Almadan önce size tanışıp öyle karar vereyim dedim. Bildiğim bir şey değil. Benim bildiğim real ticarettir. Benim bildiğim real üretimdir. Real ticaret yapanlar, İslam'ın kendi içerisindeki hukukuna göre en helal rızık edinme yolların ikincisiyle iştigal etmiş olur.
Üçüncüsü üretmektir. Bir şeyin imalatını yapmak. Bir sanat sahibi olmak. Üçüncüsü de budur. Bu tip işlerle iştigal eden insanlar da, dinin bu noktada en helal diye gördüğü rızık kapılarından üçüncüsüyle iştigal etmiş olur. Birincisi cihat meydanında ganimettir. Dinin en bu noktada helal kazanç kapısı ganimettir. Ama Müslümanlar ne yazık ki bu manada cihadı terk ettiklerinden dolayı böyle bir ganimeti elde etmeleri mümkün değil. Tabii bir şeyin ganimet olabilmesi için karşıdaki kimseden bir, o kimse küfür ehli olması gerekir. Ve sizinle de savaşması gerekir.
Eğer küfür ehli değilse sizinle savaşmıyorsa, onun malı ganimet olmaz. Ancak Müslümanlarla savaşanların malları ganimet olur. Müslümanlarla savaşanların ancak kanları helal olur. Bir kimse Müslümanlarla savaşmıyorsa, onun kanı, malı bir Müslümana helal olmaz. Bunu özellikle belirttim ki, şimdi bazı İslami kendilerini dindar, İslammış gibi gösteren grup, kurum, kuruluş, ne bileyim yapılanma adına ne derseniz deyim.
Bunlar Müslümanların mallarına tabiri caizse çöküyorlar, onu ganimet gibi görüyorlar. Bu ganimet değildir. O yüzden La İlahe İllallah Muhammeden Resulullah diye bir kimsenin malı hiçbir zaman bir başka Müslümana ganimet olmaz. O yüzden borsa denilen şey kapitalist sistemin çıkarmış olduğu bir unsur. Kapitalist sistem, insanları ütmek için bu tip sistemler, düzenler kuruyor.
Aslında İslam'ın kendi içerisinde kağıt parada yoktur. İslam'da bu noktada nakli değer altın ve gümüştür. Kağıt, İslam'ın kendi içerisinde bir değer manzumesi olan bir şey değildir. O yüzden kağıdın rengini değiştiriyorlar, insanları aldatıyorlar. Borsa dediğimiz şey kağıdın renginin değişmesi. İşte ortalıkta bir tane bir firma var, onun bir şirketi var. Ondan sonra o halka açılıyor hesafta. Bir kağıt basıyorlar. Basmış oldukları kağıdı halka arz ediyorlar, satıyorlar. Böylece beyaz kağıdı başka bir kağıtla değiştiriyorlar. Sen diyorsun ki benim şu kadar param var, hepsi de kağıt.
Diyorlar ki sana, senin bu kadar param var ama sen bu para senin elinde durursa sen çarçur edersin. Oraya buraya düzgün harcayamazsın. Sen o elindeki paraları ver, ee bu beyaz kağıdı al. Sen de elindeki paraları veriyorsun, beyaz kağıdı alıyor. Tabi ondan önce o parayı elde etmek için de ya iş gücünü veriyorsun ya da bir maden veriyorsun. Mesela ne yapıyor şimdi uluslararası deccal kapitalist sistemi? İnsanların yer altı zenginliklerini önce doların rengi yeşil mi? Yeşil mavi karışımı mı? Siyaha kaçan yeşil mi? Şimdi uluslararası bu deccalist kapitalist sistem sizin yer altı kaynaklarınızı alıyor, onun karşılığında bir kağıt veriyor. Sen o kağıdı kendinin zannetme.
O kağıt benim zannetme. O kağıdı da vermiyor zaten sana. Orada bir rakam yazıyor orada. Diyor ki şu kadar milyar dolar senin burada bankada hesabın var. Sen o kadar milyar doları istediğin anda çekemiyorsun bankadan zaten. Bir müddet sonra diyor ki biz sana hani diyor bir yeşil bir kağıt verdik ya evet. Gel diyor seni o yeşil kağıtla değiştirelim. Neyle değiştirelim? Beyaz kağıdla değiştirelim. Ne yapıyor? Senin eline bir tane bir şirketin beyaz kağıdını veriyor. Ama o şirketin beyaz kağıdı senin elinde durursa yine tehlikelisin sen. Neden? Şirkete göçebilirsin, çökebilirsin. Şirketteki hiç senin üzerinde bir şeyler yapabilirsin. Olur mu olur senin? Kafan çalışmaz çünkü.
Eee? Senin o elindeki beyaz kağıdı da değiştirelim. Ne yapalım? Gel sana biz merkez bankası değil. Merkez bankasının kağıdını verelim. Kimin? ABD merkez bankasının. O kağıdı da elinden alıyor. ABD'nin merkez bankasının kağıdını veriyor. Ve ABD'nin kendi elinde vermiş olduğu beyaz kağıtların hiçbirisinin de karşılığı yok.
Ne kadar ABD merkez bankasının vermiş olduğu beyaz kağıt varsa hiçbirisinin real karşılığı yok. ABD'nin ne kadar dışarıda doları var ise hiçbirisinin de karşılığı yok. Dünya üzerindeki bütün dolarları, kağıtları toplasanız götürseniz ABD'ye ben bunlarla altın alacağım deseniz karşılığında o kadar altın yok. ABD'nin merkez bankasının dünyadaki devletlere veyahut da çok uluslu şirketlere vermiş olduğu beyaz kağıtları paraya çevirmeye kalksanız karşılığında çevirecek parası yok.
Zaten ABD de bunu dünyaya ilan etti. İlan yani okuduğumdan kalan, aklımda kalan 1938'de mi, 1933'te mi, 1935'te mi ne? Amerika Birleşik Devletleri bütün dünyaya ilan etti. Dedi ki, getirdiğiniz dolarların karşılığında bende altın yok, ABD'nin böyle bir taahhütü de yok dedi, bunu ilan etti. Merkez bankasının vermiş olduğu beyaz kağıtlarının da karşılığı yok, bunu ilan etti dünyaya.
O yüzden borsa dediğiniz şey de beyaz kağıtlarının değiştiği yerler. Yok borsa yükseldi, yok borsa alçaldı, bütün milleti onun kafaya taktırıyorlar. Borsa yukarı çıktı, dolar aşağı düştü, dolar yukarı çıktı, borsa indi, dolar çıktı, dolar indi, borsa bindi. Biz de onun karşısında böyle diyoruz ki, vay dolar yükselmiş, şu kadar olmuş, vay dolar inmiş, bu kadar olmuş, üreten var mı? Yok.
Fabrika kuruluyor mu? Hayır. Ülkenin fabrikaya ihtiyacı var. Üretmeye ihtiyacı var. Üretip satmaya ihtiyacı var. Üretirken de, hani dil olarak öyle diyorlar ya, işte katma değer sağlayan üretim. Katma değer sağlayan üretim ne biliyor musunuz? Maliyeti 1 lira, satışın 11 lira. Katma değer sağlayan üretim bu. Adam telefon üretiyor. Maliyeti 1 lira, satışı 10 lira. Bilgisayar üretiyor. Maliyeti 1 lira, satışı 10 lira. Türkiye'nin bu manada ihracatının yüzde ikisi mi, üçü mü ne böyle?
Türkiye'nin böyle ihracatı yüzde iki mi, yüzde üç mü ne? Geri kalan işte sanayi ürünleri var, tarım ürünleri var. Tarım ürünleri dediğiniz şey paketlenmiş. Aynı zamanda işte Antalya'dan, oradan buradan, Serha'dan olanlar. Onlar da bir aşağı iniyor, bir yukarı çıkıyor. Bir kota giyiyor, bir kota yemiyor. Onların da normalde teknolojik olarak paketlenip ihracat edilmesi lazım. Öyle bir şey yok. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sabana, sapına yapışarız. Hakkı da gabisi şeridi var. O yüzden üretime dayalı ekonomiden ziyade serbest piyasa ekonomist dediğimiz ticaret ekonomisini mi görürsünüz?
Yoksa gerçekten üretime dayalı Türkiye bir politika mı bulunuyor? Türkiye her alanda üretime dayalı bir politika uygulamalı. Hem sanayi olarak hem de tarıma dayalı üretim. Ama bu tarıma dayalı üretimde burada mesela hurmayı alıp satarlardı. Müslümanların hurma bahçelerinde gayrimüslimler çalışır, köleler çalışırdı. Müslümanlar hurma bahçelerinde çalışmazlardı, başlarında dururdu. Buradaki mesela bir adamın yüz dönüm yeri vardır, başında durur adam. Orada çalışan Müslüman işçi değildir. Müslümanlar cihad ederler. Bize öğretilmeyen yer. Müslümanlar geçimlerini birinci dereceden, cihatta ikinci derecede ticaretten elde ederler.
Müslümanlar giderler bir hurma bahçesini, kompesini satın alırlar, satarlar onu. Ama hurma bahçesinde hurma toplamazlar. Bir Müslümanın elinde üç bin tane, beş bin tane, on bin tane sığır vardır. Bir tane sığırın kuyruğundan tutmaz Müslüman. Adamları vardır, köleleri vardır, esirleri vardır. Onlar sığırların peşinde koşarlar. Burada ne zamanki ümmetim işte sabanın sapını tuttu, ineğin kuyruğunu tuttu, zulle düşmeyi beklesin, zulle düşmüştür diye adı şerif var. Bu ne? Hani bazen kendi kendine düşünür ya Müslümanlar. Yani üç tane inek alayım, çekileyim kenara. O zulü seçti. On dönüm bir tarla alayım, gideyim orada ekeyim, dikeyim. O zul olmayı seçti.
O birinci derecede cihad edecek, ganimet elde edecek. İkinci derecede ticaret yapacak. Üçüncü derecede sanatını gösterecek. Dördüncü derecede hayvancılıkla, ziraatla uğraşacak. Beşinci derecede kirayla iştigal edecek. Altıncı derecede bir memuriyet seçecek. Şimdi Müslümanların bu hali kalmadı. Zaten cihad deyince herkesin zaten külleri diken diken oluyor. Yani cihadı söyleyen Müslüman, bunlar cihatçı Müslümanlar. Kötü yani. Bunlar cihatçı, kötü. Yani bugün dünya üzerinde cihatçı Müslüman tiplemesini kötü olarak biz tanımlıyoruz şimdi. Bir Müslüman cihat edilmesi lazım dediğinde o terörist oldu.
Funda Maleteist oldu. Hemen biz onun terörle bağlıyoruz onu. Eğer onların terörle bağlantısı yoksa dahi içlerinden bir iki tane içine ajan sokuyorlar. O bir iki tane ajanla onu teröre bulaştırıyorlar. İçinde birkaç tane de sapını buluyorlar. Onlara da bir iki tabanca, bir iki bomba veriyorlar. Oldu orası terörist bir yapılanma. Allah muhafaza eylesin. Amin. Tabi cihadı istemek, cihadı konuşmak da bu sefer suç olmuş oluyor. E tabi bu cihadı konuşanları, cihadı isteyenleri de tuğkaka ilan edebilmeleri için içlerinden muhakkak aykırı davranan bir şeyler olması lazım. Onlar da bulup buluşturuyorlar, içlerine koyuyorlar.
mesele biliyor. Allah bizi affetsin. Hizmet sektörü yoksa? Üretim. Evdeki için silah fabrikası, silah fabrikaları, uçan bir eşyası. Orada açamıyorsa bile çok güvenli. O da bir cevap olmaz. Nasıl? Nasıl? Silah fabrikaları açamıyorsa, var olan silah fabrikaları da güvenli. O da bir cevap olmaz. Olmaz. Olmaz. Bu manada olmaz. Çalışıyor. Önemli yasak hastalığı.
Nasıl üretiriyorsunuz? Evet. Varmak bir soru. Şimdi üretim politikasıyla tarzı olarak baktığımızda ülke çok büyük üyesi aldı. Ovalarına zaten sanayi ve ev yaptık. O yüzden kalmalı.
Pek uygun da değil. Kalanlar da dediğimiz var. Fakat jeopolitika çizen Avrupa, Asya, Afrika'nın tam ortasında. Asya'nın malını Afrika'ya, Afrika'nın malını Avrupa'ya, Avrupa'nın malını Asya'ya, Orta Doğu'nun malını Ural Altay, Rusya'ya şeklinde. Yani ülkelerden ülkelere ticaret değiştirme şeklinde bir ekonomi sistemi için bilirsiniz. Muhteşem. Bu üretime dayalı politikadan daha iyi olmaz mı? Üretime dayalı bir politika olması gerekir. Bir ülkenin kendi kendine ayakta durabilmesi, kendine yetecek bir şekilde üretime dayalı bir politikası olması gerekir. Portakal satıp da yani umudu portakala var mı? Yok. Bu normalde patatesle ithal etmemesi lazım bir ülke.
Bir ülkede patates ithal eden hali geldiyse, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, o zaman o tüketim politikalarına da iyi bakmak gerekir. Veyahut da buğday ithal ediyorsa Türkiye, yarın öbür gün... Dışarıda da örneğin Sudan, Afrika'da çok büyük arazileri, büyük arazileri bunlar yapılıp 50 kuruşa geliyorsa Türkiye'ye, bu şekilde 1 liraya mal edeceğin 1 kuruşa almak daha mantıklı olur mu?
Çok mantıklı. O zaman buğdayın ucuz olması lazım. Neden pahalı içeride? İçeride pahalı. Evet, hayır. Eğer normalde dışarıdan üretilip getirilecekse neden pahalı olur? Dışarıda da üretilip getiriliyor. Yani burada şu anda Türkiye'deki tarım ve hayvancılık politikalarında sıkıntı var. Bu sıkıntının sebebi şu, evet normalde armutu ihraç ediyoruz.
Armutu ihraç ederken, ihracattan dolayı içerideki ürünün fiyatının yükselmesi farklı bir şey. Üretimsizlikten dolayı, dışarıdan ithal edildiğinden dolayı ürünün pahalı olması farklı bir şey. Biz kirazın iyisini ihracat ediyoruz. Kiraz pahalı ise şu anda hala da pahalı olmasının sebebi ihracattan kaynaklanır. Bu pahalılıktan şikayetçi değil. Sebep? İhracattan kaynaklanır çünkü. Para kazandı ülke. Armutu ihracat ediyoruz. Domatesi ihraç ediyoruz. Bunları ihraç ettiğimizden dolayı iç piyasada yüksekse buna söylenecek bir laf yok. Harika. Ama yok. Biz o ürünü ithal ettiğimizden dolayı pahalı ise buna söylenecek laf var. O zaman tarım politikalarında ne ekilmesi lazım, ne ekilmemesi lazım, ne katma değer getiriyor, ne katma değer getirmiyor.
Biz tarım politikalarında neyi burada işleyerekten satıyoruz, neyi işlemeden satıyoruz. Mesela bir tır dolusu domates mi satalım yoksa bir küçük konteyner domatesin kurusunu mu satalım. Eğer kurutulmuş domates bir küçük konteyner. Bir küçük konteyner ile sen 20 tır domatesin parasını alıyorsan neden işlenmiş tarım ürünleri satmayalım biz? Eğer işlenmiş tarım ürünlerinden dolayı biz bir yatırım yapmış olsak o zaman katma değeri daha da artmış olacak. Örnekliyorum şimdi domates mi satalım, salça mı satalım? Salça satalım. Salça mı satalım, kurutulmuş domates mi satalım? Kurutulmuş domates satalım. Biz taze bamya mı satalım, kurutulmuş bamya mı satalım, konserve bamya mı satalım?
Tarıma dayalı bir şey o zaman şey değişti yani tarımın teknolojik ürünü haline getirmez. Özür dilerim, peynir satabiliyor muyuz? Hayır. Sebep bizim çünkü üretim kalitemiz aynı standartta değil. Bir parti peynirin kalitesiyle sonradan ürettiğimiz aynı fabrikada üç gün sonra ürettiğimiz peynirin kalitesi standartta aynı değil.
Öyle olmayınca biz peyniri ihracat edemiyoruz. Biz peyniri ihracat edemeyince böyle sufi topluluğunda ekonomi konuşuyoruz ama lazım bize bu daha. Ya biz o peynirdeki üretim bandında aynı kaliteyi yakalayamadığımızda adam üç ay sonraki partideki peynirle beş ay sonraki partideki peynirin kalitesi aynı değilse o peyniri biz ihracat edemiyoruz. İhracat edemeyince ne oluyor? Peynir iç tüketime kalıyor. İç tüketime kalınca para yapmıyor. Parayı yapmayınca hayvancılık para kazanmıyor. Hayvancılık para kazanmayınca kimse hayvancılık yapmıyor. Sütçülük bitiyor. Süt inekçiliği bitiyor. Süt inekçiliği bitince dolayısıyla besicilik de bitiyor. Besicilik de bitince et pahalanıyor.
Bağırıyor herkes et pahalanıyor. Etin pahalanmasının sebebi bizim süt ürünlerinde üretim bandındaki teknolojik yetersizliğimiz. Herkes etin pahalılığından bağırıyor. Hiç kimse peynir üretiminin, yoğurt üretiminin veya süt ürünleri üretiminin kalite standartını yükseltmeyi konuşmuyor. Türkiye'nin en büyük süt ürünleri üreticisi kim?
Sütaş öyle değil mi? En köhnesi. Kim? Pınar. En köhnesi. Bunlar iç piyasada, iç piyasanın kaymağını yiyen, tabiri caizse sömürüp de yeni yatırım yapmayan firmalar. Var mı Pınar'ın ihracatı? Yok. Var mı Sütaş'ın ihracatı? Yok. Yoksa o zaman sen köhnemiş bir teknolojiyle yapıyorsun. Ancak içeri satabilirsin, ancak Orta Doğu'ya satabilirsin, ancak Afrika'ya satabilirsin. Onu da satabilirsin. Avrupa'ya satabilir misin? Satamazsın. Avrupa'ya satamadığın müddetçe eti pahalı yiyeceksin. Bakın bunların hepsi de birbirine bağlantılı. Ama oradan öbür taraftan işin siyasi argümanı, oradan bağırıyor adam. Eti pahalı yiyoruz biz. Eti pahalı yemenin sebebi ne? Hayvancılık kalmadı. Onun sebebi ne?
Terör ve standardı yakalayacak kaliteli ürün elde edemeyişimiz. Aynı şey tekstil ürünlerinde var. Bizim bir parti ürettiğimiz iplik ile sonradan ikinci parti ürettiğimiz ipliğin kalitesi aynı değil. Eğer o kumaşı çalışan elemanlar orada birinci partinin ipliğinin arasına bir tane de ikinci partinin ipliğini koydu mu kumaş yol yolu oldu. Aynı standartta boyayı almadı. Çizgi yaptı. Sen onu ihracata gönderebilir misin? Hayır. Nereye göndereceksin? Orta Doğu'ya göndereceksin, Afrika'ya göndereceksin. Pahalı satabilecek misin oraya? Hayır. Ne oldu? KDV üretemedi. Aynı tişörtü Orta Doğu'ya bir dolara satacaksın. Ama Avrupa'ya düzgün üretirsen iki dolara satacaksın.
Ama o çizgiyle Avrupa'ya satabilir misin? Satamazsın. Bu sefer ne yapacaksın? Sen onu ikinci kalite gibi Afrika'ya satacaksın. Kaçtan satacaksın? Bir dolardan satacaksın. Bir potansiyeli var, bir bütün potansiyeli var. Elinizde içtiğiniz çay bir yerde üretiliyor. Sizde de şu anda tüketiliyor. Fakat çayın üretim olarak çıkışı bir lira, sizin tüketimiyatınız on lira veya sekiz lira. Bu para üreticiye gitti. Arada bir sistem kurulmuş. Artık buna ticaret de diyebiliyoruz. Ve bu aradaki sistem bütün parayı bloke ediyor. Emiyor. Bunun için çözüm önemli değil mi? Koopeterifleşme. Normalde tüketicilerin, aynı noktadaki tüketicilerin kendilerince koopeterif kurup, koopeterif desteğiyle ayakta durması. Tüccara veyahut da başka ondan alıp üretenlerin eline bakmaması.
Şimdi bir kimse ııı burada da çok önemi yok. Eğer üretim yapıyorsa, üretim yapan bir kimsenin beyni senelerin içerisinde üretime dayalı çalışmaya başlıyor. Yani onun satışına, onun ticaretine yönelik bir beyinsel mekanizması gelişmiyor. Dolayısıyla insanlar o noktada da başarısızlıklar yaşıyorlar. Ve Türkiye'nin en büyük sorunlarından bir tanesi de bu. Kiraz dalında elli kuruş, sofrada beş lira. Herkes şunu soruyor. Bu aradaki parayı kim kazanıyor? Ha bu helal bir para. Helal. Fakat bunu minimize etmek, yani üreticideki miktarını arttırıp tüketiciydeki oranını düşürmek için ne gibi bir yol önerirsiniz? Bunun normalde tüketici ile üreticinin direkt olarak birbirini bulması mümkün değil.
Bu bir itop yolu. Bu mümkün değil. Ama tüketici ile üreticiyi en kısa noktada buluşturacak olan koopetrifler kurulmalı. Ve o koopetrifler kendilerinin, bu benim kendi düşüncemim. O koopetrifler kendince, kendi içlerinden satış organizasyonları kurmalı. Ve o satış organizasyonları ile direkt üreticinin bu noktada karlılığını arttırmalı. Mesela örnekliyorum şimdi, İdir köyünde bir İdir'in mahsullerini pazarlayan bir koopetrif kurulmalı. Ama o koopetrif İdir'deki mahsulleri bu noktada paketlemeli, rantabılı hale getirmeli. Ve direkt mesela örneğin. İşte ne? Salatalık mı topluyorsunuz şimdi Fatih?
Salatalık topluyor. Salatalığı kime veriyor? Tüccara veriyor. Doğru mu? Pazarcılara mı tüccarlara mı veriyor? Tüccara veriyor. Tüccara veriyorsunuz. Şimdi mesela tüccara veriyor salatalığı. Tüccar alıyor. Öyle bir sistem kurulmalı ki İdir köyü, kalkınma koopetrifi. Salatalığı direkt mesela örneğin şeye satmalı. Örneğin atıyorum bir alışveriş merkezinde BİM'e satmalı örneğin. BİM'e demeli ki gel salatalığını komple yıl 12 ay ben seni sağlayayım. Ama bunu paketleme sistemi, bunu normalde saklama sistemi, bunu yol boyunca bozulmasını önleyecek soğuk hava sistemi buna bir yatırım yapmalı. Yani bunu yatırım yaparaktan bunu sağlamalı. Bunu böyle bir yatırım yaparaktan İdir köyü kalkınma koopetrifi, koopetrif üretmiş olduğu ürünü koopetrif olarak satmalı.
Ve koopetrif her sezonun sonunda salatalıktan ne kadar kar etmiş? Atıyorum 20 lira. O zaman o salatalıktan ayrıyetten etmiş olduğu karı da salatalık üreticilerine artı süspansiyon olarak dağıtmalı. Salatalığı demeli bu sene 3 liradan alacağım. Yıl sonunda salatalığı mevsimi bitti veya yıldan yıla, yılbaşından yılbaşına işte hesap etti. Salatalığı 3 liradan aldı, 5 liradan sattı. Yani arada kar etti, yatırımını da parasını çıkardı. Ve yatırımdan kalan karını salatalık üreticilerine süspansiyon olarak dağıtmalı örnek. Ama bizde bunlar böyle ahlaklı bir şekilde yürüyorlar. Biz köy yaşamlarına baktığımız zaman yüz dönümü ekleyecek bir alan varsa bunları on kişi arasında ona dönümden taksim ediyoruz.
On kişi on tane ayrı traktör kullanıyor. On kişi on tane ayrı eleman tutuyor. On kişi farklı on işçilik yapıyorlar. Bunların maliyeti bu derece artıyor. Ama diğer bir yerde adam yüz dönüm değil. Bin dönüm. On bin dönüm yeri tek bir mahsul, tek bir traktör. Çok daha az işçi ile mal edip çok daha ucuza ürünü pazarlıyor. Sonra Türkiye'de 3 liraya mal ettiği ürünü diyor ki ben sana 1 liraya veririm. Türkiye'de diyor ki ben onu 1 liraya alıyorum. Alıyorum. 3 sene aldığı zaman Türkiye kendi içerisindeki üretim ekonomisini dolaylı olarak fikirmiş oluyor. Ondan sonra o adam diyor ki benim ürünü müçkün. Bunda Türkiye'nin uyguladığı sistem geç kaldı.
Şimdi Türkiye mirastan dolayı yerleri parçalamıyor, bölmüyor artık. Ama şimdi yapıyor. Birkaç yıldan beri yapıyor. Daha tarım alanları. Evet. Daha yeni çıktı bu. Şimdi öyle olunca normalde şimdi miras paylaşıyor herkes. 10 dönüm yer var. Kaç çocuk var? 5 çocuk var. Herkese 2'şer dönüm paylaşılıyor. Herkese 2 dönüm var. Hiç kimse demiyor bu 10 dönümü birimize alsın. Kavga çıkıyor bir de birbirlerine vuruyorlar zaten. Şimdi burada normalde miras hukukunun yeniden gözden geçirilmesi lazım. Dermesi lazımdı ki önceden. Tarım alanları bölünüp parçalamaz. Parçalamaz. Kendi içlerinde anlaşacaklar bir kişiye kalacak. Veyahut da ortak olarak kalacaklar.
Yine yeri paylaşmayacaklar. Böylece çok hisseli yerler çıkacak. Şöyle bu Ecevit'in köy kent projesi vardı. Bir de Alparslan Türkleş'in 9 işin ilkelerinin 6. maddesi köycülük vardı. Köyleri tarım kentleri halinde birleştirilmesi. Örneğin iyidir köyler. Sen sadece Doğru köyler. Alanca köyler. Sen sadece işte Salatalık köyler. Deme noktasında bir politik oluyor mu? Bunu yapıyor zaten şu anda. Yeni normalde 3-4 yıldan beri uygulanıyor. Var şu anda 3-4 yıldan beri. Mesela bu normal doğal. Bu normalde bu noktada o bölgenin yatırımları hatta sanayi yatırımları da öyle olmalı. Mesela bir kimse gidiyor Toka'da örneğin tekstil dikiş atölyesi açmış.
Neden? Burada teşrik var diyor. Gidiyor oraya tekstil dikiş atölyesi açıyor. İpliği buradan gidiyor. İğnesi buradan gidiyor. Vatkası buradan gidiyor. Yapıştırması buradan gidiyor. Kartonun buradan gidiyor. Bilmem nesi buradan gidiyor. Her şey buradan gidiyor. Aslında orada normalde kendince oraya bir teşvik yaptı. Teşvik yaptı ama oraya normalde örneğin Toka'da uygun bir teşvik yapmadı. Toka'da neyi sen kalkındırmak istiyorsun? Atıyorum işte Toka'dın kendine göre yazması var. İyi. Sen yazmacılara teşvik et oradan. De ki Toka'da yazmasını daha da ileriye götürün. Aha buraya bir tane sanayi kurdum. Bu sanayi arsalarını ben işte 10 yıl ücretsiz vereceğim. 10 yıl sonu ücretini alacağım. Ama burada normalde yazma baskılarının olduğu veya yazma sanayinin olduğu bir yer haline getireceksiniz desin.
Ama öyle yapmıyor. İşte Toka'da teşvik çıkarıyor. Orada bir sanayi kuruyor. Toka'da yatırım yapanlara teşvik vereceğim diyor. Bu sefer de insanlar o teşviği alıp da başka yerlerde kullanmak için orada gidiyor uydur kaydır işler yapıyor. Mesela örneğin Denizli şimdi pamukta mı önde? Evet. Denizli hiç polyester yatırımı yapmamaları lazım. Bursa polyester dememinde evet. Bursa'ya da pamuklu yatırım hiç vermemesi lazım. Böylece şehirleri böylece ne bileyim işte köyleri küçük kazaları bir konuda uzmanlaştırabilirler. Bu harika bir şey olur. Bakın bu harika bir şey olur. Devlet böylece mesela örneğin Bursa'da polyester yatırımını tekstil ürünleri desteklenirken denince de pamuğa dayalı tekstil ürünleri desteklenir.
Veyahut da Bursa'da otomotiv desteklenirken örneğin işte İzmit'te de otomotivin lastiği var değil mi? Kaç tane lastik fabrikası var orada? Dört tane. İzmit'te dört tane lastik fabrikası var. İzmit'te altı tane lastik fabrikası olsun. Sekiz tane lastik fabrikası olsun. Örneğin işte Petlas Ankara'da mı kurdu? Nerede? Efendim? Kırşehir'de örnek. Ne işi var Petlas'ın Kırşehir'de? Madem İzmit'te yatırım oldu komple İzmit'te yatırım olması lazım. Demesi lazım ki İzmit işte otolastikte uzmanlatsın. Sanayi çevirsinler otolastiğine, dünyaya otolastiği satsın orası örnek. Bunun gibi şehirleri ve köyleri konularında uzmanlaştırabilirler. Bu iyi bir yatırım olur.
Ama Türkiye kendi kendine yönetilebilen bir ülke olmadığından böyle olmuyor. Bir de canhıraş kalkınalım diye uğraşıyoruz ya ondan kaynaklı. Bir de biz de üç kuruş beş kuruş verirken verirse herkes işini yürütüyor. Olmayacak işler oluyor. Bir siyasetçi bulunca bir böyle şeyci ne o bürokrat bulunca olmayacak işin olur, çıkmayacak işin çıkar. Veya onun kötüsüne denk gelirsen olacak işin olmaz. O illa ki senden nimetlenmek ister. Allah iyisi. Abdullah İbni Mesud radıyallahu anh şöyle demiştir. Kendisi sadık ve masluk. Doğru söyler ve kendisine doğru bildirilir olduğu halde bize Resulullah aleyhissalatü vesselam insanın yaratılması hakkında şunları söyledi. Sizin her birinizin yaratılması.
Yaratılma başlangıcında ana baba suyunun maddeleri kırk gün anasının karnında toplanır. Sonra o maddeler o kadar zaman kırk gün içinde katı bir kan pıltısı halini olur. Sonra yine o kadar zaman içinde bir çiğnem et olur. Sonra dördüncü tekamün tavrında Allah bir melek gönderir ve o çocuk hakkında şu dört kelimeyi yazması emrolunur. Onun işini, rızkını, ecelini şakibet bah yahut sahib bahtiyar olduğunu yaz denilir. Sonra ona ruh yüklenir, çocuk canlanır. Artık sizden bir kişi bu fıtratı gereği dünyada bir iş yapar. Nihayet kendisiyle cennet arasında yalnız bir zira arşın kadar mesafe kalır. O sırada meleğin ana karnına yazdığı yazı gelir. Yazısı o kişinin önüne geçer, onu önler.
Bu defa o kişi cehennemliklerin işini yapmaya başlar da cehenneme girer. Sizden bir kişi de kötü iş yapar. Nihayet kendisiyle cehennem arasında ancak bir kulaş mesafe kalır. Bu sırada meleğin yazdığı o yazı önüne geçer, onu önler. Bu defa o kişi de cennet ehlinin hayırlı amelini yapar, cennete girer. Buhari, Ebu Davud, İbni Hanber. Ben okudum anlamadım, anlayacağımız şekilde anlatır mısınız? Evet. Bu tip hadisler var. Bir kimse iyilik yapar, yapar, yapar. Son noktada onun işte bu yazısı öne geçer, kötülük yapar, cehenneme gider. O sanki o kimsenin kötülük yapması, o yazısından dolayı olduğu varsayılarak da burada o kimse cebriye girer. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle demetirsiniz.
Bu da hadis-i şerif. Bunu normalde bu hadis-i şeriften bir kaç tane daha bu manada var. Bunu normalde naklederlerken rivayet edenler böyle rivayet etmişler, böyle nakletmişler. Ama yorumlarken ben bunu böyle yorumlamıyorum. Diyorum ki o kimse normalde Cenab-ı Hak onun Said veya Şaki olduğu Allah tarafından biliniyor. Said veya Şaki olarak Cenab-ı Hak onun bildiğini yazdı. O kimse sonunda kendi cüz-i ihtiyarıyla, kendi ihtiyarıyla ama kötülük yaptı. Ama iyilik yaptı. Yaptı kötülükle cehenneme, yaptı iyilikle de cennete girer. O kimse kendisi yapar. Ben bunu böyle algılıyorum. Bunu böyle inanıyorum. Allah bizi affetsin. Fâlimennâhu
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.