mustafaozbag.org

566. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 18 Mayıs 2018 · 46:34

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ramazanınızı mübarek eylesin. Oruçlarınızı mübarek eylesin. Ramazanın sonunda Cenab-ı Hak'ın cemalullahına kavuşanlardan eylesin. Amin. İnşâAllah. Sınavı kazanırsam ilk maaşımla kuzu kesip dağıtacağım diye niyetlenen kimsenin bu adığından kimler faydalanabilir?
Kestirilen bu kuzudan kimler yiyebilir, kimler yiyemez? Böyle nezir kurbanlarından bir tek nezreden kimse yiyemez. Şayet yiyecek olursa yediğinin parasal karşılığı kadar tasaduk eder. İşte diyelim ki bir kilo ondan yedi, bir kiloluk et parası tasaduk eder. Öylece yiyebilir. Ama öbür türlü nezreden kimse nezretinden bir şey yemez. Okulumuzda din kültürü ve ahlak bilgisir öğretmeni Mehdi ve Deccal'ın yalandan ibaret olduğunu söylüyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Hem Mehdi ile alakalı hem de Deccal ile alakalı mütevatir derecesinde hadis-i şerifler var. Mütevatir derecesindeki hadislerden dolayı bir kimse Mehdi ve Deccal'ı inkar ederse Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini inkar etmiş olur.
Bununla alakalı eski ahitte de yeni ahitte de ibareler var. Yani eski ahit dedim Tevrat, yeni ahit dedim İncil. Mehdi ve Deccal ile alakalı hem Tevrat'ta hem de İncil'lerde söz konusu haberler var. O yüzden bir kimsenin Mehdi ve Deccal'ı yalandan ibaret demesi cahilliğindendir. Başka bir şey değil. Cahillik parayla değil. O yüzden normalde herkesin cahil olma hakkı var. Böyle uyduruk şeyler oluşturuyorlar. Bu ne yazık ki ilahiyatlara karşı bir laf söylemek istemiyorum. Ama ilahiyatlarda ne yazık ki bu tip şeyleri söylüyorlar. Yani Mehdi ve Deccal meselesiyle alakalı değil bu. Yani gelecekle alakalı hadis-i şeriflerin üzerinde o kadar çok oynuyorlar ki.
Ve bu hadis-i şeriflerin üzerinde oynayarak hadislerin üzerinde. Oynamak dediğini değiştirmek değil. Onların işte karşı çıkıyorlar. Onları bu noktada problem haline getiriyorlar. Değişik hadiselerin içerisine giriyorlar. Ve böylece insanların hadis-i şeriflerin üzerindeki inançlarını sarsmaya çalışıyorlar. Bakın kardeşler bunları normalde benden aşinadır duymaya. Ben 30 yıldan beri hadislerin üzerinde çokça duran, bunların üzerine laf söyle etmemeye çalışan bir kimseyim. 30 yıldan beri de şunu söylüyorum. Bu İslam dünyasının içerisinde önce, önce tarikatların ve sufiliğin üzerine gittiler. Tarikatları ve sufileri altını çizerekten söylüyorum. Medrese ulaması savunmadı.
Medrese ulaması tarikatların ve sufiliğin savunucusu olmuş olsaydı kendilerine sıra gelmeyecekti. Ama onlar hasisliklerinden, körlüklerinden, meselenin nereye gideceğini göremediklerinden, meselenin nereye gideceğini göremediklerinden. Savunmadılar. Savunmayınca sıra, sıranın geldiği yer medrese oldu. Medreselere saldırınca bu gavur takımı, ben onlara gavur takımı diyorum. Bunlar gavur, direkt gavur. Bunlar normalde medreselere saldırılınca iş işten geçti ve ümmet medresesine sahip çıkamadı.
Böylece zannettiler ki sadece medreseler kapanacak. Medreseler bu meseleden sadece zarar görecek değil. Nasıl sufi yapılanmaları lav edilince ardından fıkıhla alakalı mezhepsel duruşlar lav edildi. Ve medreseden sonra sıra mezheplere geldi. Ve insanlar önce mezhepsizliği savunmaya başladılar.
Benim yeni sufi olduğumda mezhepsizlik, mezheplere karşı laf söylemek, mezhepleri yerin dibine getirmek, geçtik sufiliği. Zaten bir kimsenin benim yeni sufi olmaya çalıştığım zaman da ben sufiyim, ben dervişim, ben bir şeyhe intisam ettim demek mangal gibi yürek lazımdır. Bildiğiniz mangal gibi yürek lazımdır. Bırak toplumdan tecrit edilmeyi, ailenden tecrit ediliyorsun. Hoş hala daha var bu. Bu sufiliğin çilesidir. Yani bu sufiliğin çilesidir. Toplumdan tecrit edildiği yetmez. Seni ailen de tecrit eder. Seni eşin de tecrit eder. Seni çocukların da tecrit eder. Yani normalde bizim gerçekten Müslümanların işi çok zor. Bu bizim Müslümanların aşacağı o kadar çok engel var ki.
Bir, eş engeli var. İki, çocuklar engeli var. Üç, aile sülale engeli var. Dört, toplum engeli var. Beş, sistem engeli var. Altı, dünya üzerindeki global gavur sistem engeli var. Ya bir kimse la la illallah Muhammeden Resulullah deyince gerçekten iman edip, imanını yaşamaya gayret etmeye başlayınca önüne o kadar sıralanıyor ki putlar, putçuklar. Etrafın öyle sıralı, çevreli yok ki deccal var. Bir tane, iki tane değil ki. Demiş ya Mehdi ile deccal alakası yok diye. Bunlar işte deccal öğretisi. Ancak deccalların, deccalların gayrimeşru çocukları deccalın olmadığını söyler. Evet.
Deccalın gayrimeşru çocukları deccalın olmadığını söyler. Saklar, gizler. Ancak deccalın gayrimeşru çocukları Mehdi ve Mehdiyet'in olmadığını söyler. Bunlar söylerler. Bakın deccal ve gayrimeşru çocukları hadisleri inkar eder. Onlar deccalın çocuklarıdır. Annesi, babası Ahmet'miş, Mehmet'miş, Hasan'miş, Hüseyin'miş, Hans'mış, George'muş. Önemli değil o. O deccalın gayrimeşru çocuğu o. Direkt ancak onlar hadis inkarcılığı yapar, mezhep inkarcılığı yapar, tasavvuf inkarcılığı yapar. Ancak onlar yaparlar. Başka kimseler yapmaz. Onun manadaki annesi, babası deccaldır.
Evet. Onun inin mana olarak silsilesine deccalı görürsünüz. Allah bizi affetsin. O yüzden normalde şimdi hadislere sıra... Ben diyordum ki, çok eski arkadaşlar bunları hatırlarlar. Bir gün bu insanlar Kur'an-ı Kerim'i değiştirmeye çalışacaklar. Sıra oraya gelecek. Ben bunu söylediğimde, bizim arkadaşların dışındaki kimseler... Hani bu Mecnun, bu deli, bu böyle işte meczup bir kimse, bunun sözüne bakılmaz. Bunun sözlerine değer verilmez. Yani aklı gelir gider onun. Meczup ya bir hal görmüştür. Böyle nitelendiriliyordum ben. Bizim bazı, Bursa'dan değil ama dışarıdan bazı derviş kardeşlerimiz de öyle nitelendiriyorlardı.
Çünkü yolun nereye gittiğini bilmiyorlar. Bozulmanın nereye doğru gittiğini bilmiyorlar. Bozulma böyle, birden bozmazlar seni. Bir inancı, bir felsefeyi, bir fikri, bir dik duruşu, bir çizgiyi birden bozmazlar. O zaman hemen anında tepki verir bir kimse çünkü. Yani size bir kimse, bir kimseye, bir topluluğe, bir cemaate, bu Kur'an'da bazı ayetlerin değiştirilmesi lazım dediğinde sizi hiç dinlemez o insanlar. Direkt. Ama siz ona yavaş yavaş girerseniz o sizi dinler. Önce dersiniz ki işte birisi uçtu, kaçtı, sufilikle alakalı, Kur'an ve sünnetle alakası olmayan bir laf söylemiştir.
Veyahut da işte bir meczupane bir laf söylemiştir. Ne bileyim coşmuştur bir laf demiştir. Demiştir bir şey. Hepimiz deriz, hepimiz de böyle şeyler sudur eder. Hata kusur bizim için. Eğer hata kusur ise. O lafın üzerinden bina eder adam. Bütün sufiliği batırır. Çünkü maksat orada sufiliği batırmaktır. Veyahut da bir mezhebin içerisinde bir iştahat vardır, zayıftır. Mezhebin, mezheb onu kullanmıyordur bile. Hiç kullanılmamıştır. Bakın Hanefi mezhebinde bulabilirsiniz, Şafii mezhebinde bulabilirsiniz. Mesela bir kimse namazı kasten terk etse tuzlu su içirilir. Önce diyor hapsedilir. Kılmazsa yine namaz tuzlu su içirilir. Yine kılmazsa tuzlu su içirilirten katledilir. Hanefi'ye göre.
Bir kimse namazı kasten terk ederse. 1400 yıldır hiç uygulanmamış. Bir kişi namaz kılmadığı için katledilmemiş. Ama fetva var mı? Var. Mesela evli zina ederse rejim edilir ya. 1400 yıl içerisinde 7 tane veya 8 tane var rejim cezası. Bunun zaten iki tanesi Osmanlı'da. Onlar da rejim edilenler. Fransız kadınlar. Siyasi 600 yıllık Osmanlı Devleti zamanında zinadan rejim edilen hiç kimse yok. Ama orada ceza var mı? Var. Normalde hadis de sabit mi? Evet. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazreti uygulamış mı? Evet. Ama normalde bir kimsenin normalde zina ettiğini 4 tane erkek şahit görecek.
Bir de tam zina fiilini görecek. Bu mümkün mü? Değil. Bir Müslüman pornografi yapar gibi, porno filmi çeker gibi zina etmez ki. Bu mümkün değil. Bizim en adimiz, en etnamız, en kötümüz yine öyle bir şey yapmaz. Yapmaz öyle bir şey. Bizim gençliğimizde kadından sarılmak, dolaşmak, yollarda öpüp koklaşmak büyük edepsizlikti, büyük saygısızlıktı, büyük namussuzluktu.
Daha ilerisinde öyleydi. Bir kimse yanında eşine, normalde sevgilisine öyle sarılmaz, öpüp koklamazdı yollarda. Öyle yapan insanlar toplumun aşağı bayığı kimseleriydi. Bizim gençliğimizi söylüyorum ben. Şimdi kimseyi kastetmiyorum. Bizim gençliğimizde, benim gençliğimde öyleydi. Bayındır'da veya İzmir'de kolay kolay bayındır gençler öyle bir şey yaşamazlar, mümkün değil.
Bizden büyük birisi öyle bir şey yaşamaya kalktı, hiç kimse konuşmadı onunla. İsmini söylemeyeyim, şimdi sohbeti izleyen bayındırlılar biliyordur şimdi. Hacı Mehmet de anlamıştır zaten. Anladın mı Hacı Mehmet kim olduğunu? Sarmaş dolaş dolaşıyordu, askere gidecekti. Bizden büyük de o ya. Adam bayındır da tutunamadı bir daha. Göçti gitti bayındır'dan. Bildiğiniz bayındır da. Bahalis bayındırın yerlisi, anası babası yerlisi, hiç kimse konuşmadı. Sohbeti kesti, muhabbeti kesti, selamı sabahı kesti adamla. Ondan sonra askeri gitti geldi, göçtü bayındır'dan. Bu mümkün. Yani zina eden bir kimse böyle zina edecek. Yani dört kişi görecek onu, zina fiilini de görecek, o zaman suçu sabit olacak.
Öbür türlü itiraf edecek. Bunun gibi hukuki fetvalar var. İşlenmiyor. Yani şey olmamış hiç. Ne o? İşleme konulmamış. İşleme konulması mümkün değil. Ama bunları, mesela bunun gibi şeyleri öne sürerekten mezheplerin üzerinde algı operasyonu yapıp yerle eksan ettiler. Adama şimdi diyorsun Hanefi'ye göre böyle. Siz Hanefi dinine mi mensuptunuz? Tövbe yarabbi ya. Bu cahillik. Bu düpedüz cahillik. Yani İmam Buhar diyorsunuz, siz Buhar dinine mi mensupsunuz? Bunları söyleyen, gerçekten samimi söylüyorum bu konuda. Ramazan mübarek günde. Bunlar deccal çocuğu bunlar. Bu cahillik değil, kasti yapıyorlar bunu. Ateistler yapıyor, dinsizler yapıyor, kim yapıyorsa yapıyor.
Bir de fikir özgürlüğü var ya, bu fikir özgürlüğü İslam'a saldırmak içindir. Müslüman'a saldırmak içindir. İslam'a ve Müslüman'a saldırmak içindir. Yıllardan beri Müslümanların üzerinde, İslam'ın üzerinde böyle kelimelerle oynarlar. Yani bir irtica furyası olur. Yani bu irticacı kim? Müslümanlardır. Bir gerici damgası vardır. Bu kimdir? Müslümanlardır. Yani Müslüman eşittir, irticacı, gerici, kafası çalışmayan, yobaz. Ondan sonra işte teknolojiden, ilimden, bilimden geri kalmış bir varlık. Onların nezdinde böyle. Hala daha böyle ha?
Hala daha böyle. Ben şimdi bakıyorum, böyle bu ara medyaya bakıyorum, o yapılan tartışmalara bakıyorum. Ortalıkta dolaşan sözlere bakıyorum. Ortalıkta dolaşan tweetlere bakıyorum. Ortalıkta dolaşan. Ve kendi kendime diyorum ki, ya değişmemiş hiçbir şey diyorum. Bakın değiş, bir partiden dolayı değil. Ama böyle damarım kabarıyor. Diyorum ki ya, ya özür dilerim hakkınızı helal edin. Yani AK Partililer AK Partiliyim diyemiyorlar. Savunamıyorlar, konuşamıyorlar. Dedim ki ya hiçbir şey değişmemiş. İşim siyaset değil, beni ilgilendirmiyor.
Yani adam şimdi işte Cumhurbaşkanı'nı çok seviyor değil mi? Savunamıyor adam onu. Onu savunamıyor. Çünkü öylesine saldırıyorlar ki. Bazen diyorum kendi kendime, Allah'ım diyorum ya. Bu kadar diyorum, saldırının altında kalıyor insanlar diyorum ya. Birisi cesaretlenip de veya birileri cesaretlenip de bunun savunmasını yapamıyorlar. Bunun savunmasını yapamıyorlar. Böyle acı bir durumda ortalık. İşte yani normalde o zaman içinde mezhepleri savunamadı Müslümanlar. Sufiliği savunamadılar. Mezhepleri savunamadılar. Hadisleri savunamadılar. İslam dünyası hadisi şerifleri savunamadı. Bu acı bir şey. İslam dünyası altını çiziyorum bunun.
Hadisi şerifleri ve sünnet-i seneyi savunamadı. Hadisi şerifleri savunmak, sünnet-i seneyi savunmak, gericilik, yobazlılık, bilimden uzak, teknolojiden uzak, ilimden uzak. Böyle algılanıyor, böyle söyleniyor. Siz daha hadis var derken sahih değil o diyor. Çıkıyor işin içinden. Ben sen sahih değilsin, deccalın çocuğusun deyince hiç alışa gelmedik, beklemedikleri bir tepki. Çünkü Müslümanlar pısırık, Müslümanlar sessiz, Müslümanlar hakkını, hukukunu korumayaktan uzak, Müslümanlar cesaretsiz, Müslümanlar bakıyorlar bugün iftarda ne yiyeceğiz, iftarda ne pişirilmiş, nerede iftar olacak, yiyelim de uyuyalım. Ama Müslümanlar kendi hakkını, hukukunu koruyabilecek noktada değil, ürkek, korkak, cesaretsiz, acı şeyler bunlar.
Düşünebiliyor musunuz? İptidai çadırlar, iptidai çadırlarda millet toplanmış, iftar edecek. İptidai çadırlarda, hoş bunu da yapamıyordu önceden Müslümanlar. Şimdi Ramazan geldi, iptidai çadırlarda iftar etmek, Ramazan erzakları dağıtılması, teravihler kırılması, mesele bitti. Orada burada iftarlar yapılacak, lüks restoranlarda iftar menüleri takip edilecek. Bunlar beyaz Müslümanlar için, var ya beyaz Türkler, bir de beyaz Müslümanlar var. O beyaz Türklerin üzerine ben beyaz Müslümanlar koydum. Onlar da beyaz Müslümanlar, onlar gidecekler, 200 liralık, 300 liralık, 400 liralık menülerde iftar edecekler. Bilmem hangi şerbeti önce, bilmem neden önce, işte bu Osmanlı şerbeti bilmem neden önce, bu Osmanlı bilmem ne şerbeti bilmem neden sonra.
Yok bu kuş kondu, yok bu kuş konmaz, yok bu kelebek uçurtturur, bu kelebek uçurtturmaz. Bu da lazım canım, Müslümanlar her şeyin en iyisine layık, en güzeline layık. Bu haldeyiz yani, nereden savunacağız ki biz? Bizim bunları savunmamız mümkün değil. İçimizden de böyle Kur'an sünnet deyip, din diyanet deyip, bir bürokrasiden, bir siyasetten oraya buraya gelenler biraz da cebellezi minel beşer yapınca, oh değme keyfim, harika, harika.
Müslümanlar böyle olunca da savunamaz hale geliyorlar. Savunmuyor. Tabii şimdi televizyonlarda da iftar programları, sahur programları, ne kadar Müslüman televizyonlar ya. Yıl on bir ay her türlü fahşiyatını, fuhşiyatı döksünler. Ondan sonra ne o, Ramazan gelince bir saat, hatta bir saat bile yok iftar programı, yarım saat iftar, yarım saat sahur, herkes Müslüman olur.
Allah bizi iyi eder. E sonuç ne? Hadisleri inkar. Sonuç ne? Bakın Fransa'dan sesi geldi. Ne? Ayet-i kerimeleri içinden kaldıralım diyorlar Kur'an'dan. Şimdi Fransa'ya kızıyoruz biz, öyle değil mi? Herkes ver yansın, çek uzansın Fransa'ya laf söyledi mi? Elin Fransızı dönse bize. Dese ki bize ne bağırıp çağırıyorsunuz ya? Siz bunları millet meclisinde tartışmadınız mı bundan 80 yıl önce? Siz ne bağırıp çağırıyorsunuz? Bundan daha önce millet meclisinde bunları tartıştınız, Kur'an-ı Kerim'den bazı ayetlerin kaldırılmasını söylediniz. Hala daha o tutanakları açmıyorsunuz. Ama o tutanaklarda var mı?
Bunlar var. Bize ne bağırıp çağırıyorsunuz? Kendi millet meclisinizde dahi bunları tartıştınız, konuştunuz dese, söyleyecek hiçbir lafımız yok. Var mı? Evet. Var mı? Evet. Tartıştılar mı? Evet. Ehezan-ı Türkçe okuttular. Millet karşı çıkartabildi mi, savunabildi mi? Hayır. İşte 30 yıl önce sıra Kur'an'a gelecek derken sıra Kur'an'a geldi. Şimdi hadislerin üzerinde inkar etmeleri gayet normal. Cemaatle teheccühü namazı kılınır mı? Diyanet camilerde böyle bir uygulama başlattı. Harika. Harika. Tüm nafileler cemaatle kılınabilinir. Bunda bir beis yok. Herhalde Orhan Camii'nde başlatmışlar galiba.
Mihraplı'da da başlatmışlar. Güzel bir şey. İnşallah. Efendim? Ardından da hatim okuyorlarmış. Harika. Filistin'de İsrail devlet terörü işliyor. Müslümanlar katlediliyor. Yeni değil ki bu. Bakın bunlar yeni değil. Bunlar bugünün meselesi değil. Bu var hep. İsrail bir öldürür birkaç bin kişi. Bir topraklara bir girer. Birleşmiş Milletler kınayabilirse kınar. Kınayamazsa sinesine çeker. Hayat devam eder. Halkı Müslüman, hükümetleri ve idareleri Müslüman olmayanlar. Çıkarlar.
Halkı Müslüman olanların halkın gazını almak için bir iki kınama, bir iki laf söylerler. Değil önceden. Şimdi ona da gerek kalmadı. Yani Suud Müftüsü İsrail'le savaşmanın caiz olmadığını, İsrail'le savaşılmaması gerektiğine dair fetva verdi. Suud Müftüsü öyle fetva verir de El-Heser durur mu? Durmaz. El-Heser de o fetvayı verir. Ürdün de verir. Bahreyn de verir. Birleşik Arap Emirlikleri de verir. Yemen de verir. Hepsi verir. E nereye karşı çıkacaklar İsrail'in orada devlet olmasına? Yani ona karşı çıkması demek kendisine karşı çıkması demek. İsrail devletinin devlet olarak karşı çıkmak demek Osmanlı'nın bıraktığı tüm devletlerin kendisiyle tenakuz etmesi, kendisine karşı çıkması demek.
Yemen devletini İngilizler kurdu, Suudi İngilizler kurdu, İsrail'i İngilizler kurdu, Fransa'yı İngilizler kurdu, Suriye İngilizlerin, Irak İngilizlerin, Ürdün İngilizlerin, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuran İngilizler. Neye karşı çıkacak ki? Kim kime karşı çıkacak?
Ya ne diyecek şimdi Suudlular? Kahrosun İsrail mi diyecek? Ne diyecek İngiltere Kraliçemiz? Gel bakayım buraya diyecek. Sen nereye karşı çıkıyorsun? Seni kuran kim diyecek? E sensin Sayın Kraliçe. Altını çiziyorum. Neydi ziyaretin adı?
İngiltere değil. İsim ne? Medyaya sunulan isim. Birleşik Krallık. Ne kadar güzel isim ya. Neymiş ziyaretin ismi? Birleşik Krallık. Hiç siz resmi söylemlerde bu ziyarette İngiltere olarak geçtiğini gördünüz mü, duydunuz mu? Birleşik Krallık. Suud prensi demeyeyim, prensesi. Bu kralın oğluymuş gibi duran var ya prenses. O nereye gitti?
Birleşik Krallık'ı ziyaret etti. O yüzden İsrail'in o yapmış olduğu terörü durdurabilecek, durduracak, ona karşı çıkacak şu anda dünya üzerinde bir devlet veya bir askeri güç, bir askeri oluşum yok. İran dahil buna. Yıllar önce arkadaşlara söylüyordum, İran'ın bağırdığına bakmayın, onlar İsrail'le dost diyordum perdenin arkasında.
Onlar dost, danışıklı dövüş onlar. Dolaylı olarak dost. Yani İran kalkıp da İsrail'le savaşamaz, mümkün değil. Kılını kımıldatamam. Bak İsrail gitti Suriye'de konunun askeri birliklerinin bombaladı, bir şey oldu mu? İran ancak Sünniler'le savaşır. Başka bir şey ya.
Orta Doğu'da Sünniler'le savaşır. Başka kimseyle savaşmaz. Allah muhafaza eylesin. Türkiye'nin ve Müslümanların duruşu nasıl olmalıdır? Türkiye devlet olarak nasıl davranmalıdır? Türkiye devlet olarak bir şey yapamaz ki. Müslümanlar da bir şey yapamaz. Denizin üstünde köpük gibisiniz. Hadis-i Şerif bu. Denizin üzerinde köpük. Hadis-i Şerif bu. Başka bir şey değil. O zaman diyor az mı olacağız ya Resulallah? Müslümanlar az mı olacaklar? Çok olacaklar ama diyor denizin üzerindeki köpük gibi olacaklar. Bir ağırlıkları olmayacak. Bir ağırlığımız yok. Yani çıkarız üç gün beş gün şimdi kahrolsun İsrail deriz. Bağırırız kahrolur o da. Şimdi gene söyleyeyim de yıllardan beri diyorum ben.
Bir gelin bunu öneri olarak sunuyorum. Türkiye olsun başında. Bağımsız bir Mehdi ordusu kurulsun. Bağımsız. NATO'ymuş, Sento'ymuş, Canto'ymuş hiçbir yere bağlı değil. Gönüllülük esasına dayalı. Müslümanlar zekatlarını bu orduya versinler. Çünkü cihad eden kimseye de zekat geçerli ya. Allah yolunda savaşacak, cihad edecek olanlara da zekat geçerli. Müslümanlar bu orduya zekatlarını versinler. Gönüllülük esası. Bu ordu kendi silahını kendisi alsın. Kendi silahını kendisi yapsın. Türkiye'ye genel kurmaya bağlı olsun. Harika.
Aslında Suriye var ya şimdi yeni böyle açılan yerler. Bu işin için münbit topraklar. Zaten Mehdi'nin ordusu da orada olacak. Tam yeri, tam zamanı. Oradan o bölgeyi biraz daha genişlesinler. Oraya bir Mehdi ordusu kursunlar. O Mehdi ordusu kendisi silahlandırsın. Zaten yeteri kadar silah var orada şu anda. Bilmem kaç bin tır gönderdi ABD. Tabi bu Mehdi ordusu serbest bırakılsın. Mehdi ordusu gitsin bu tırlara çöksün. Harika bir şey. Serbest olsun. Cihada gidecek olanlar gitsinler yazılsınlar. Alsınlar pasaportlarını. Büp düzgün bir ordu kurulsun.
Her şeyle. Allah sizi inandırsın. Böyle bir ordunun azı duyulsun. Eğer dünya ayağa kalkmazsa 50 kişilik, 60 kişilik, 100 kişilik, 1000 kişilik bir tane ordu kurulsun oraya. Yemin ediyorum dünya ayağa kalkar. Eğer o pis İsraililer, o siyonistler yattıkları yatakta rahat yatabilirlerse tam böyle onlar bordo bereliler gibi yetiştireceksin.
Operasyon 10 kişilik, 20 kişilik. Sızma rekatı yapacaklar. Sızacak 10 tane İsrail askerini öldürsünler, gebertsinler. Bak dünyaya kalkar. Bir Mehdi ordusu lazım. Cenab-ı Hak tez zamanda ihya etsin inşallah. Tez zamanda Cenab-ı Hak bu orduyu hazırlatsın inşallah. Tez zamanda bu orduyu da bizi de oraya asker eylesin. Ecmay. Başka türlü Müslümanların burnu hep kanacaklar. Ama bugün iyi bir gelişme oldu. Bir tane emekli ne o istihbarat albay demiş ki Türkiye bir tane Kudüs için özel ordu, birlik ordu kurmalı demiş. Hani dedim içimden sevindim. Dedim yıllardan beri söylüyorum sakalım da var dinlemediler ama dedim. Şimdi dinlemişler hamdolsun.
Bursa dışında bir şehirde zikrullah öncesi bağışlama yapılırken dergahın, zakiri filanca abimizin ruhuna diye ekleme yapılıyor. Bu durum uygun mudur, zakirin derslerine devam edebilir miyiz? Ooo. Bunu sormuşlardı daha önce. Ben de bu sorulunca dedim ki bunu yapan bizim dergahımızdan değildir, başka dergahtandır. Başka bir dergahın adabı, erkanı olabilir diye cevaplamıştım ama bizden çıktı bak.
Bizim dergahımızda böyle bir adab, erkanı yok. Bunu yapan her kim ise ya bilmediğinden yapıyordur, cehalettir. Bilmiyorsa öğrenebilir. Halbuki herhangi bir yere derse gitse bunu da görebilir. Nefis başka bir şey değil bu. Biz dergaha girdiğimizden beri Şeyh Efendi'nin zamanında böyle bir şey hiç olmadı. Hiç böyle bir şey yapmadık. Ya bizim bu Hüseyin'le Adnan'dan kaynaklandığı böyle bir şey alıştırmadılar millete. Değil mi Adnan Hoca? Hiç okumadınız değil mi siz böyle zakirimizin de ruhuna diye? Bak ne zakirler yetişmiş haberimiz yok okutuyorlarmış. Bu uygun değil. Bunu normalde ben şimdi geriye sarıyorum ya. Tecrübe.
Bir abimiz vardı bizim böyle. Sonradan duyduk biz bunu. Tabii benim ben oradayken böyle bir şey olmuyordu da ben oradan ayrıldıktan sonra şey yapmaya başlamış. Ne o? Derste bir iki böyle birkaç kişi böyle bağışlama yaparken okumuş ona. Bir iki kişi de kendisine baba dedirtmeye başlamış. Sonra hasbel kedar ben bir böyle şeyh efendi Allah rahmet eylesin o bölgeye beraber gittiğimizde şeyh efendi derste gelmedi. Sen git Mustafa efendi dedi. Ben gittim. Neyse bağışlama yapan kimse filanca abimizin de ruhaniyetini deyince döndüm.
Şeyh mi oldu dedim ben. O abi de orada baştan al dedi bağışlamayı. Şimdi oradaki dervişler de hepsi de işte beni tanıyan bilen benim daha önce bulunduğum yer. Tabii ben baştan al deyince o bir daha baştan aldı. Ondan sonra tabii düzgün olanını söyledi. Dışarı çıkınca o abi dedi ki ya ben bunları böyle yapmayın diyorum dedi. Dedim o zaman söyleseydin abi dedim ne söylemedin dedim yaparlarken. Ses yok tabii. O zaten beni sevmezdi pek. Şimdi bir üstadın edebine adabına bağlı bir derviş sımsıkı bağlıysa bir zakir de bağlıysa dervişle zakirin arasında sıkıntı çıkmaz. Ama derviş bağlı da zakir tam böyle bağlı değil de nefsine uyuyorsa sıkıntı çıkar.
Mesela benim bulunduğum yerlerde ben hiçbir dervişle benim aramda sıkıntı çıkmaz. Çıkarsa derviş nefsine uymuştur herhangi bir meseleden. Benim şeyhimle bağımlı bir problem yoktur çünkü. Bana şeyhim ne derse ne yaptırırsa ben onu yaparım. Beni ilgilendirmez hiç. Bizim bağışlamalar bellidir. Bunun dışında bağışlayan kimse veya bağışlatan kimse ya cahildir, gerçekten cahildir bilmiyordur. Bilmiyordur ya da nefsine uymuştur. Bir çıt üstü şeyh olmuştur. Muhafaza edersin. Bir anıda bunları yaşadık gördük biz.
Suriye'deyiz. Suriye'deki bizi misafirleyen bütün o zevat onların dil alışkanlığı. İşte bir şey oluyor şeyh Mustafa diyor. Şeyh Efendi'nin yanında biz tabii yerin dibine giriyoruz ama herkese diyorlar. Mesela işte bir ağabeyimiz daha var ona da ismiyle ondan sonra söyleyeyim mi ismini. Ahmet Duran ağabeyimiz de var ondan sonra şeyh Ahmet Duran diyorlar ona da.
Bana şeyh Mustafa diyorlar. Şeyh Efendi diyor mu efendim bu sıkıntılı bunlar. Mustafa Efendi oğlum bunların dil alışkanlıkları böyle. Bunlar herkese şeyh diyorlar hani böyle şeyde. Bunlar önemli değil Mustafa Efendi takılma buna diyor. Peki efendim. Şeyh Mustafa gel Şeyh Mustafa git. Şimdi araba var ya bende bir şey oluyor. İşte bir yere gidecek Şeyh Mustafa gidiyoruz. Biz gidiyoruz. Allah rahmet eylesin. Ahmet Duran ağabey aynanın karşısına geçmiş. Haydarisini düzeltmiş sarını sarmış. Şeyh Ahmet Duran gümüş Sivasi diyormuş. Şeyh Efendi de arkadan geliyor. Bu böyle sesli düşünüyor.
Bunu sesli düşündüğünü tabii Şeyh Efendi'yi görünce batıyor. Şimdi üçümüz bir ara geldiğimizde Mustafa Efendi ne yapıyordu bu biliyor musun dedi. Bilmiyorum efendim ben. Diyor sarını sarmış diyor. Haydarisini düzeltiyor. Şeyh Ahmet Duran gibi Sivasi diyor dedi. Eyvah ben döndüm böyle yapıyor Ahmet Duran'a. Hani gittik gibisinden. Dedim Duran ağabey ya dedi inanalım Hacı Efendi öyle değil. Ya öyle değil de dedim dilindeki bu. Dilindeki bu öyle değil ama dilindeki bu. Allah muhafaza eylesin. O abimiz de sonradan zaten kendini şeyh dirittirmeye başladı. Bizim eskilerimiz bilir onu. O böyle bir yol açmaktır. Önemli değil.
Öyle bir kimse özeniyorsa gelsin şeyhlik yapsın sıkıntı yok. Allah muhafaza eylesin. Dergahın adabına uyun. O yüzden normalde bunu bütün pirefendiler söylemişlerdir. Dergahta rabıta edilecekse bir tek şeyhi edilir. O ruhaniyetine bağışlanacaksa isim olarak şeyhin bağışlanır. Bütün derviş kardeşlerinin ruhaniyetlerine bağışlıyoruz zaten biz. Bu bağışlamada bir kimse normalde bile bile buna devam ediyorsa bunda sıkıntı vardır. Allah muhafaza eylesin. Ben bunu geçenlerde bir sordular. Burada mı sordular? Tekkede mi sordular? Ben bu soruya dedim ki bizim dergahımızdan değildir o dedim. Bu böyle bizim dergahtan çıkınca benim öneme konulunca şimdi Allah muhafaza eylesin.
Gerçekten bile bile hedef ve adaba riayet etmezse bir kimse dergahtan değildir. Bunu bir kimse bile bile bunu devam ettiriyorsa o dergahtan değildir. Dergan, adabı, erkanı bellidir. O zaman burada örneğin işte ben olmadığım zaman hadi ne olacak şimdi? Ne o? Hüseyin abimizin de ruhaniyetine. Hüseyin abi yok o hafta Adnan abimizin ruhaniyetine. Haydi Hüseyin abimi, Adnan abimi, filanca abimi. Ondan sonra İzmir'de Mehmet abimizin ruhaniyetine. Efeler Hüseyin abimizin ruhaniyetine. İş çığırından çıkacak. Bu bizim dergah ölçüsünde yok. Allah muhafaza eylesin.
Kim yapıyorsa o kardeşe söyleyin. Burada varsa onun, o kardeşin arkadaşları. Çünkü şey yok. Ne o? Kimin yaptığına dair bir isim, bir yer belirtilmemiş. İyi ki belirtilmemiş. Bu kardeş inşallah tövbe etsin, dönsün geri. İnşallah. Al-Fatiha. Al-Fatiha.
Amin. Teşekkürler.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi