mustafaozbag.org

565. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 13 Mayıs 2018 · 1:45:37

Şimdi iş yerine çalışıyoruz, sıra on dört doksan dokuz olan bir kilo, on beş lira, bir kuruş hakka girmiş alıyorum. Normalde farklılıktan geçirince on dört doksan dokuz olarak geçirmiyor muyum? Bu soruyu sorar mı? Bayram Hanım. Efendim, emanet bir soru o. Bir kuruşu sanırım bir kuruş, bir kuruş kendinde birikiyormuş. Bu normalde karşı on dört doksan dokuz deyip de on beş lira alırsa bir kuruş hakka girmiş olur. Ama normalde on dört doksan dokuz demeyip de bu on beş lira alırsa, normalde on beş liradan gelse, bunda bir sıkıntı yok. Bu farklılık sistemi on dört doksan dokuz girip kenarda kalıyor, birikiyor bir kuruş. Bir kuruş yok çünkü. Evet. Bu iş yerinin, iş yeri bu kimsenin hakkına girmiş olur, bir kuruşluk. Orada çalışan elemanın, orada bir sorumluluğu yok.
Mesela zaten özellikle öyle yapıyorlar. Mesela insanlar bilmem fark etmiyor. Mesela on dört doksan beş diyor, beş kuruş yok. Böylece beş kuruş, beş kuruş, beş kuruş, beş kuruş işletmeye kalıyor. Aslında onu on beş liraya satıyor. Yani geri dönülmeyecek bir parayı söylüyorsa o işletme, mesela bu bir kapitalist sistemin oyunu. Bütün şeylere bakın, bölümlere bakın marketlerde. Geri dönüşü mümkün olmayan kuruşlar vardır. Bu bir de ekonominin hangi noktada olduğunu gösterir. Yani normalde bir ülkenin ekonomisi kuvvetliyse, parası kuvvetliyse, bir kuruşu vardır. Bir kuruşu geriye iade eder. İki kuruşu geriye iade eder. Üç kuruşu geriye iade eder.
Ekonomik kuvvetli değilse, kuruşlar orada iş yapmaz. Şimdi biz de iş yapan ne? Yirmi beş kuruş. On kuruş bile iş yapmıyor biz de şimdi. Yani on kuruşu geri dönüreni görüyor musunuz? Çok zor. Bu bir ekonomide ayrı bir aldatmaca. O yüzden iş yeri o insanlığın hakkına girmiş olur. Hakkına girince biz bir kuruşla bin kuruşun farklı olduğunu düşünüyoruz. İslam bir kuruşla da bin kuruşu da aynı görür. Hak, haklısın. O yüzden hakka girmiş olur. İş yerinde biri beni kızdırdı. Ben içimden senin kitabına bir soru tövbe dini dinden çıkarmıyorum. Bir kimse kitabını demekle dinden çıkmaz ama normalde işte daha ileri söylerse dinden çıkar. Tecrüb-i İman'ı aldı. Lisedeyken müdür yardımcısının tabelasını çaldı.
Bunun hakkını nasıl ve kime ödü? Tabela ne tabelası? Müdür yardımcısı yazan kapıdaki tabelayı çaldı. Devletin malını çaldı. Evet. Namaz ve oruç arazilerini Allah'a nasıl ileteceksin? Araz anlıktır.
Yok olur der. Meslevi çifti ki Mevlana göre ibadet insanlık cevheri çıkarmak için iletecek. Bu cevher canlıdır, bu canlı nasıldır? Hazreti Pir ibadete ilk açıdan bütün şeriatın tüklüğü gereğince kulluk olarak görür. Sufiler ibadetlerin hepsini temel noktada birinci derecede kulluk olarak görür. İbadet kulluğun göstergesidir. İkincisi, ibadet Allah'a yaklaşmada bir basamahtır. Allah'a bizim yakın onumuza, Hazreti Pir'e göre basamahtır. Üçüncüsü, o ibadet o kimsenin Allah'a yakınliğin bir tadıdır, zevkidir, lezzetidir. O kimse artık ibadet ederken Allah'a yakınliğin tabiri caizse tadını çıkarır. Kulun bana en yakın olduğu an secde anıdır.
O en yakın anın, anın secde anında olduğunu tefekkür eder. En yakın anda olduğunu hisseder. Artık o tabiri caizse klasik ibadet düşüncesinden, fikriyatından, tecelliyatından, o esnada bu biraz tabirini hoş görün, yakınliğin zevkini yaşar. Çünkü o Allah'a en yakın anıdır, secde anında. Veyahut da ben, hani oruçla alakalı hadisi kutsi var ya, oruçlunun ağzının kokusu bana miskamber gibi gelir diye. O kimse sevgilisinin ağız kokusunun miskamber gibi gelmesini sevmeye başlar. Artık orucu sevmekten bir üstü yürüyor o. Normalde oruç kulluktur, onun bir üstü orucu sevmektir. Harika.
Onun bir üstü artık o sevgilinin onun ağzından kokusunu alın, ağzını tefekkür etmektir. O yüzden bunların hepsi de aynı noktada da haldir. Halk. Bunların hepsi de o esnada geçer. Siz bugün oruç tutmuşsunuzdur, iftar ettiniz, bitti. Veyahut namaz vaktinde kıldınız, bitti, geçti. Yeni bir vakte niyetlendiniz, yeni bir vakte doğru koşuyorsunuz. O yüzden normalde ibadetler dostluğun bu noktada göstergesi gibidir. Yakınlığın göstergesi gibidir. Seven sevdiğinden değer görmek istemesi hakkı. Görüyorsa bu sevginin bir karşılığındadır. Seven kimse sevdiğinden değer görmeyi düşünüyorsa, onun sevgisinin karşılığı kendince, kendi dairesinde değer görmek olarak oklanır.
Seven değer görmeyi düşünmeden sever. Toplum içerisinde normalde insanların birbirlerine bakış açısı budur. Genel olarak bakış açıları seven kimse de otomatikman karşı sevdiğinden muhakkak bir şey bekliyor. Bizde bu daha ileridir. Ben bazen böyle mizansen yapıyorum ya, yani ben filancayım, ben seni seviyorum, buraya gel. Ve an, işte bugün bana birisi telefon açtı, Hacı Baba çok özledim seni ya. Bir uğrasam bana dedi, bana. Dedim inşallah, uğramaya çalışayım dedim. Çok vakti yok, yok ama dedim, uğramaya çalışırım inşallah dedim. Yani o şimdi çok özlemiş beni.
Yani çok özlediği için bir uğramamı istiyor, çok özlemiş. Ama onun kendince değer yargısı, kendince algısı öyle ama. Yani o beni çok özlemiş ya, ben ona uğramam lazım. Ondan sonra dedim inşallah. Ya ne olursun dedi ya, bir ziyaretime gel ya dedi. Çok özlemiş, çok seviyor, ben onun ziyaretine gideceğim. Yani onu vuracağım dedim. Ama toplum genel olarak bu algıda, yani öğrenmiş olduğun sevgi diye nitelendirdiği şey bu. Seni çok seviyorum, gel. Seni çok seviyorum, bunu yap. Seni çok seviyorum, buna yardım et. Seni çok seviyorum, bunu böyle böyle et. Yani ben seni çok seviyorum, ben seni çok sevdiğim için de ben seni esirim gibi kullanmak istiyorum.
Neden? Ama ben seni seviyorum ama. Bunu mizansenleştiriyorum ya ben bazen. Yani çok seviyorum, ben filanca yerdeyim, beni gel al. Bu bunun gibi bir şey, Allah muhafaza eylesin. Oysa hadisi kutsi de bize söylenilen, Allah için birbirlerini sevenler, birbirlerinden menfaat gözetmeyen, akraba olmadıkları halde. Bakın hadisi kutsinin başında tarif ediyor bize. Onlar akraba değillerdir. Birbirlerinden menfaatleri de yoktur. Bakın nasıl bir sevgi olduğunun başlangıcında bize tarif ediyor Cenab-ı Hak. Akraba değiller. Yani bir aşiretten, bir kavimden de değiller. Birbirlerinden menfaatleri de yok. Allah için birbirlerini sevenler ve toplandıklarında Allah'ı zikredenler, hiçbir gölgenin olmadığı mahşer yerinde, Arşalan'ın gölgesinde gölgelenecekler.
Burası evet, güzel sonuç olarak. Ama başlangıç olarak bir, akraba değil. İki, aralarında bir menfaat ilişkisi yok. Üç, Allah için sevdiler. Ancak Allah için sevgi bu iki şeyin dışında olursa, insanların arasında o zaman menfaat olmayacak, akraba olmayacak, Allah için birbirini sevecek. Böylece seven kimsenin karşısındaki sevdiğinden bir şey beklentisi olmaması lazım. Bir beklentisi olmayacak ondan. Ummayacak bir şeyi. Allah için sevecek. Ya ben bunu seversen beni yedirir, içerir. Ben bunu seversen beni giydirir. Ben bunu seversen benim yol paramı çeker ya. Ah yavrum ben seni çok seviyorum ama gelemiyorum bak.
Neden gelemiyorsun? Benim durumum yok ya. Ama ben seni çok seviyorum. Bu ne demek? Beni götür demek. Hep ummak. Toplumun birbirlerinden öğrettiği şey, birbirlerini öğrettiği şey bu. Daha ileri söylüyorum, kızıyorlar bana. Bizim evliliklerimiz bile menfaatin üzerine kurulur. Menfaatin üzerine kurulur. Kadın da erkek de birbirine bakarken menfaat üzerine bakar.
Hatta klasik fıkıh da menfaat üzerine bakar. Bugün klasik fıkıh ölçüsüne gittiğimizde, yani kadın ve erkek birbirlerinden menfaat denenlerdir. Erkek o kadını nikahladı. Erkek o kadını nikahladı, mehrini de ödedi. Erkeğin menfaatine açıktır kadın. Kadın da iyi aşesi sağlandı, istekleri yerine getirdi. O yüzden de erkeğin menfaati de ona açıktır. Eğer menfaatler açık değil ise tasarruflar da açık değildir. Bu klasik Hanefi fıkhında da veya Şafi'de, Malik'te, Hanbeli'de fıkıhda bu noktadadır. Mesela aynı şey Hazreti Peygamber Samuel Aleyhisselam Hazretleri'nin başına da gelmiş. Hani eşleri dünyalık şeyler isteyince o da dama çıkmış. Mesela dünyalık dama çıkınca kadınların hepsi de şu sözü veriyorlar.
Evet, bundan sonra biz senden dünyalık hiçbir şey istemeyeceğiz. Dünyalık olarak biz seni rahatsız etmeyeceğiz. Dünyalık bir şey talep edenlerden olmayacağız. Bu sözden sonra Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri geri dönüyor. Bakın bu sözden sonra geri dönüyor. Yani eşleri küçümsemek için söylemiyorum. Bu da menfaat duygusunu kaldırıyor. Menfaat düşüncesini kaldırıyor. Bizde bu duygu var. Biz bakarız ya, yani bir erkek kadınla bakabilecek mi? Onu düzgün yedirecek, içirecek, besleyecek, düzgün evlerde oturtturacak neler yapabilecek mi? Hiç unutmuyorum, bir arkadaşı evlendirecektik. İşte bir yere gitmiş ondan sonra.
Dedi filanca yeren, kız bakmaya gidiyor. Niye git dedim lan. Tanımıyordum, emniyorsunuz kim olduğunda. Ben de İnce'den söylüyorum, diyorum böyle böyle derganın dışından çok bakmaya çalışma. Hani üzerler seni. Şöyle bir, o gitmiş şeye. İşte bakmaya. Neyse haber göndermiş. Kızın annesi babası demiş ki, ya sen eve, ev tanışalım, görüşelim, konuşalım. Hani kızla görüşmezden önce. Eve çağırmışlar, gitmiş evinize görüşmek için. Böyle işte yemek yemişler, çay kahveyi çayken. Ondan sonra kadın adam, kızın annesi babası konuşmaya başlamış. İşte ince ince soruyorlarmış. Baban vefat etti, babandan bir mal kaldı mı? Kaldıysa nerede kaldı?
Kaç tane tapu kaldı? Bunların üzerinde ne var? Kimin tasarrufunda? İnce ince sormaya başlayınca. Tabii bizim gençler de sonuçta hani sohbetleri öp, dinliyorlar, bakıyorlar. Aha, yani ne kadar mal o mülkü var? Ne kadar parası var? Onun sorgusu için girilmiş oraya. Tahveye içmiş demiş, müsaade edin. Özür dilerim demiş, hakkınız elabildi. Teşekkür ederim, çok iyi aradınız. Benim babam öldü ama demiş, benim tasarrufumda hiçbir tapu yok şu anda demiş. Size hayırlı akşamlar da göndermiş, çıkmış. Halbuki babası öldü. Yani bir oğlan bir kızla ama işte kız evli. Hatta kızı da tanıyorum, ablası evli. Demiş ki ablası, ben hiçbir şey istemiyorum. Her şey senin olsun.
İşte ablasının da dövüm vaziyeti yerinde, kocasının yerinde. Üç dört katlı evleri var, arsa var, şu var, bu var, bir şeyleri var. Demiş ki hiçbir şeyim yok. Çıkmış gitmiş. Şimdi bu neden kaynaklanıyor? Toplumun içerisinde evlilikler dahi her şeyi maddiyatın üzerine, menfaatın üzerine odakladılar. Şimdi artık hayatımız, menfaatın üzerine odaklanır. Kapitalist sistem bizi bu hale getirdi. Bizim duygumuzu, düşüncemizi, her şeyimizi yıprattı. Duygumuzu, düşüncemizi, muhabbetimizi bizim aldı götürdü. Biz artık bir erkeğe, bir kadına bakar, materyal gözle bakıyoruz. Evliliğe materyal gözle bakıyoruz. Adam kızını evlendirdiğinde fazla malı mülkü yok. Sonra da malı mülkü oluyor.
Damadı diyor ki, gel ne oldu? Evlilik sözleşmesi imzalar. Ne evlilik sözleşmesi? İşte mal talep etmeyeceğine dair. Ya demiş, sen ölmedin daha. Demiş, ayaktasın. Ben de eşimle, hayatıma devam ediyorum. Senin malınla ne işin var demiş. Demiş, yok imzalayacaksın. Adam alıp gübür geldi, çok öncesinden tanıyorum. Dedi, ya böyle mi? Sana imzalatır onu dedim ben. O adamı sana imzalatır, adamı tanıyorum. İmzalattı adamı. Materyal bakıyoruz. İşte, seven gerçek manada. Bir karşılık beklememesi lazım. Ya da ben hani bazen diyorum ya, deme ben seviyorum diye. De ki, muhabbet besliyorum. De ki, beğeniyorum. Eyvallah.
Seviyorum deyince, arkası çok ağır. Bu manada insan, ister istemeyiz. Bakarken, birbirlerine bakarken, kendilerince, hiç olmazsa seviyorum ya, sevgime değer versin diyor. Bekliyorum. Bu çok sıkıntı. Ve toplumun içerisinde duygusal travma halinde bu. Bizde de şöyle bir şey olmuştur. Hani sevilen, kibirleniyor. İnsanların arasında sevilen de kibirleniyor. Bu sefer de acı bir şey, manevi tokatıyor. Bu da işin başka bir acıya. Nezir Ademoğlu'na, nezir denince bizim bütün arkadaşların türleri kendi kendilerinde adak diyelim. Nezir etmek, bir şeye adama alıyor.
Şöyle şöyle bir şey olursa ben de böyle yapacağım. Nezir Ademoğlu'na, Allah'ın takdir etmediği şeyi yakınlaştırmaz. Ancak nezir kadere muvafık olur. Nezir sadece cimrini, malını eksiltir. Dinimizde ada, yeri nedir? Yani var ki adak ama bu hadis-i şerif de var. Çünkü nezir kurbanı değil, kurban var. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bunu tarif etmiştir. Nezir kurbanı. O yüzden normalde ama işte bu eğer diyor Allah'ın kaderine muvafıksa, denk düştüyse harika. Ama Allah'ın kaderine denk düşmediyse cimrinin malı gider diyor. Allah'a iyi yersin inşallah. O yüzden normalde nezir etmek sünnete aykırı değil.
Çünkü nezir edenler. Mesela işte birisi demiş ki böyle böyle olursa İslam öncesi nezirleri zaten kaldırmış Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Haram olan nezirleri, yanlış olan nezirleri İslam'dan sonra nehyetmiş. Onları kaldırmış. Eğer normalde haram olmayan nezirler varsa onların yerine getirilmesine müsaade etmiş. Hatta emretmiş. O yüzden nezir var ama bir olayın üzerine nezirin tesiri. Bu bir şükür gibi. Yani aslında işte üniversiteye girersem yarabbim 10 tane şükür kurbanı keseceğim. Tamam. Nezir olunca İslam böyle bakıyor buna. Hani şükür kurbanı kesecek. Şükür orucu tutacak. Şükür yemeği verecek.
Yarabbim işte şu işin böyle olursa 50 kişiye yemek ver. Bu şükür yemeği. Bir şey olduğunda Cenab-ı Hak'a hamd ettiğini, şükür ettiğini dair o kimsenin böyle şükür üzerine vermiş olduğu şeyler. Biz de öyle bakalım inşallah. Dünyada öğrendiklerimiz görgü, kültür ve bizi biz yapan özellikle ahirette geçerli bir de görürse tekrar dizayn ediliriz. Muhakkak ahirette tekrar dizayn ediliriz ama buradaki görgü, buradaki kültür, buradaki ahlak anlayışımızın ahirete etkisi var. O yüzden buradaki görgülerimiz, kurallarımız, buradaki anlayışımız Kur'an ve sünnete uygun olursa ibadet hükmünde olur. Bir gelenek Kur'an ve sünneti uygun olursa ibadet hükmünde olur. Bir kültür, Kur'an ve sünnet dairesi bulursa kültür geniş bir perspektif, geniş bir çadır.
Böyle bir şey olursa evet bu şey olur, bir ibadet hükmünde olur. Ama öbür türlü yani yaşadıklarımız, yaptıklarımız, ettiklerimiz, az önceki ses daha iyi değil mi? Bu daha iyi şimdi. Kafasına göre tabii. O da mı kafasına göre tabii. Benden kaynatıyor tabii. Bu görgü kurallarımız, yaşadıklarımız, yaşıyor olduklarımız, bunlar Kur'an ve sünnete uygun olursa bunların hepsi de bilinçli olunca bu ibadet hükmünde olur. Bilinçli olması. Yani bir kimse evliliğini Kur'an ve sünnet tarihisinde yapması, onun evliliği ibadet hükmünde olur. Veyahut da işte nişanlanıyor. Kur'an sünnet tarihisinde olursa ibadet hükmünde olur. Veyahut da işte herhangi bir iş yapıyor. O bir norm, işte ailede değişik böyle farklı oluşumlar var. İşte bizim ailemizin kültürü budur.
Aa iyi, harika. O kültür Kur'an ve sünnet içerisinde ise, sünnete uygunsa ibadet hükmünde oluyor. Ve bunları bilinçli bir şekilde, şuurlu bir şekilde bir kimse dizayn ediyorsa, ibadet hükmünde ve ibadet tadında. O zaman o kimse yapmış olduklarından sevap kazanmış olur. Bir önemli olan Müslümanlar için Kur'an ve sünneti hayatın her alanına nüfuz ettirmesi, yaşatması. Allah bizi onlardan eylesin. Arabi Seyir-i Sülük'ün Allah'ın veli kullarında nadir olduğunu söyledi. Seyir-i Sülük ahlakın tamama giden yol mudur? Yoksa hal ve mertebe ile mi delirlenir? Seyir-i Sülük olmadan yol alınalım ya. Allah'ın bu noktada bütün mürşitleri, bütün mürşidi kamiller, ben velilerle mürşidi kamilleri ayırırım.
Bütün hepsi de veli hükmündedir ama velilerin içerisinde mürşidi kamiller farklıdır. Mürşidi kamiller o velilik derecesine ulaşmış olan insanların bir üstü olur. Onlar çünkü aynı zamanda öğreticidir. Bütün veliler öğretici midir? Evet. Ama mürşidi kamiller o velilerin de üstünde bir makamda, bir noktadadırlar. O yüzden bazı velilerin mesela öğretici vazifeleri yoktur.
Onlar biraz daha böyle bütün veliler meczuptur. Bütün veliler, mürşidi kamiller bu dair meczuptur hepsi de. Biz onların meczupt gözüyle bakarız. Allah delisidir onlar. O manada. Biz meczupluğu böyle şey olarak algılamayız. Hani aklını yitirmiş, miskinliğe vurmuş, yollara vurmuş, dağlara vurmuş. Biz öyle nitelendirmeyiz meczupluğa. Onlar Allah delisidir. Hayra koşmakta öndedirler. Hayra koşmakta öndedirler. Onların dünya malları, eşleri, çocukları, ticaretleri, dünyanın tat ve lezzetleri Allah yolunda önde koşmaktan şey yapamaz. Ne o? Engelleyemez. Onun eşi, çoluğu, çocuğu, malı, mülkü neyi varsa onun arkasından koşmak zorundadır. Onun arkasından koştuğu müddetçe o zaten onun eşi, çoluğu, çocuğu, malı, mülkü olur.
Eğer onun arkasından koşmazsa ayet-i kerime sabittir. Onlar senin eşin de, çocuğun da, malın da, mülkün de değildir. Akraban da değildir. Ayet-i kerime sabittir bu konuda. Hatta Nuh'a söylüyor ya arkana dahi dönüp bakma. Bakın enteresandır emir. Arkana dahi dönüp bakma diyor. Sufilik noktasında, seyri sürük noktasında bir kimsenin eşi, çoluğu, çocuğu, malı, mülkü neyi varsa arkadaşı, eşi, dostu, akrabası. Onun koştuğuna, koşmasına engel ise o değildir. Burası çok serttir. Anlatmaz kimse burayı. O koşacak çünkü.
O koşarken eş, çocuk, mal, mülk, ticaret böyle diyor ya ayet-i kerimeler. Sizin diyor zarar edeceğinizi düşündüğünüz ticaretleriniz, eşleriniz, çocuklarınız, mallarınız. Size Allah'ın zikrinden alıkoymasın. O yüzden o kamil noktada olanlar için hepsi de arkadan koşacak. Arkadan koştuğunun ticaret var. İşte içlerinde bunların hani bunların mensupluğu bu noktadadır. Yani o mensupluğu böyle akılsızlık değildir. Hani böyle işte hesap bilmez, kitap bilmezlik, yol yordam bilmezlik veya evinin kapısını bulamamak, arabasının kapısını bulamamak değildir. Onların buradaki mensupluğu Allah yolunda koşmaktır. Allah yolunda, hikmete uygun, sünnete uygun koşmaktır.
Birinci derecede işi o durumda. Herkesin birinci derecede nedir? Adamın işi vardır. İşte ticaretini yapacak, çalışacak, yapacak. İşte ikinci derecede nedir? Adamın eşi, çoluğu, çocuktur. Üçüncü derecede o kimsenin işte malı mülküdür. Dördüncü derecede dergalıdır o kimse. Bu normaldir. Bu kimdir? O orta yolda gidenlerdir. Bu abes midir? Hayır. Bu yanlış mıdır? Hayır. Ben bazen dedim ya işinize, eşinize, aşinize dikkat edin. Bakın, kontrol edin. Koşun. Sevin. Yani herkesin çoluğu, çocuku kaldıramaz mı? Herkesin işi kaldıramaz. Yani ben koşuyorum derken evde eritikler kesilince senin hanımın sessiz kalacak.
İşi değildir. Ve adam işini kaybedecek. Koşarken herkes arkasından teneke çaracak. Bu herkesin kaldıracağı bir yük değildir. Böyle bir şey zor. Ama o önde koşanlar bakmıyorlar ya. Eş, çoluk, çocuk, mal mülkü arkada duruyor. Yani öyle olunca onların halleri farklılaşıyor. İşte buradaki meczupluktan kasıt, alay yoluna koşmada delillikten kasıt, öyle akılsızlık değil.
Bunu o noktada görmüyor. İşte bunlar, o koşanlar, önde koşanlar, bir kısmı seyr-i sülûk görürler. Seyr-i sülûk görenlerin büyük bir çoğunluğu, veliliğe doğru kapı aralanır. Herkesin kapısı aralanmaz. Neden? Herkes o cesaretle, o delille koşamaz çünkü. Kapısının aralanmaması, orada sınırlı olduğundan dolayı değil. O kimsenin o noktada ona nefes yetirememesi, onlardan geçememesi de. Bu da ayıp bir şey, günah bir şey değildir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde seyr-i sülûk, Allah'ın veli kullanında tecelli eder. Normal, biz şimdi belli bir makamdan sonra seyr-i sülûk başlar deriz, ama kimisi dakika bir gol bir dergaha girdi gibi seyri sülükü başlar.
O kimse seyri sülükü devam eder, o kimsenin. O seyr-i sülûk, onun devam ediyorsa, dakika bir gol bir başladıysa, o veliliğe doğru kanat çıkacaktır. Çok ender görülür böyle insanlar, ama va mıdır? Her cevap va'dır. Burada o kimsenin yolu nefisle mücadeledir. O kimsenin yolu nefisle mücadelenin üstüne çıkıp, kalbi olarak, ilmel yakın, aynel yakın, hakkel yakın noktasına koşmaktır. İlmel yakın, aynel yakın, hakkel yakın, kalbi seyri sülüküdür. Nefsin seyri sülükü vardır, nefis meratibleriyle alakalıdır. Normalde nefisle mücadele etmek vardır. Kalbi seyri sülükü vardır, bu sevgiyle alakalıdır. O kimsenin, şeyhinin her şeyden fazla sevmesi, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, namütenayi sevmesi, ardından Allah'ın sevgisinde hemhal olması, Allah'ın sevgisinde tabiri caizse yok olmasıdır ki, bu onun kalbi seyri sülüküdür.
Öbür taraftan da nefsin seyri sülükü, yani nefsin meratibleri, emmareleyvvame, mülhüme, mutmainer, radye, mardiye, safiye ayağı, o ayakta yürümesi lazımdır. Bazı dergahlar bunun sadece nefis mücadelesi, nefis meratibleri tarafını alır. Ki, tarikatların büyük bir çoğunluğu bu veçet alır. Ama, sufilik dememin sebebi odur benim. Bizde nefis mücadelesi vardır. Bir taraftan da kalbi seyri sülükü vardır. Biz o sevgiyi önemseriz. Ben kendi iç darimde önemserim. Bir kimsenin, bu illaki x şeyhefendi olması şart değil. Her kim ise, onun üstadını sevmesi, kalbi seyri sülükünü başlatır. Hz. Peygamber sallallahu ve selam adetlerinin sevmesi, kalbi seyri sülükün da belli bir noktaya gelmesidir.
Ve o kimse ardından Cenab-ı Hakk'ın sevgisinde evhal olur ki, onun kalbi seyri sülükü devam eder. O yüzden, bunu eserlerde, burada tamama giden yol mudur diye demişler. Eserlerde böyle derler. Tamama giden yol diye. Yani böyle tarif ederler. Ben bunu böyle tarif etmiyorum. Eksik olan mı var ki tamam? O yüzden öyle. Eksik olan. Faiz, kumar ve hile ile elde edilen malın yenilmesi haramlıdır. Bir kimse göz göre göre. Bu tabi şeyde mesela faiz, eğer darül harpta faizi harbinden aldıysa, darül harpta kumarda harbinden büttüyse, darül harpta harbinden hile ile mal aldıysa, bu caiz olur.
Sufiler bunu da yemezler. Bunlar davül harpte caiz olur. Ama Sufiler onu da yemezler. Öyle söyleyeyim. Ha, yemezler derken ne yaparlar? Etrafına dağıtırlar. Harbinde bırakmazlar. Harbinde bırakmazlar. Bazen tuhaf karşılarlar ya beni, işte onun bankada ne faiz parası varmış, ben aldıydım. Ondan sonra da benim tenekemi çalarlar, hoca bankadan faizi al dedi.
Ya al, ihtiyacı olan bir kimseye ver. Bir bankaya bırakıp ta faiz yuvasını kuvvetlendirsin. Örneğin, tabi darül harpte de olsa kumar kazanacağı kesin ise oynar, kazanacağı kesin değilse oynamak caiz olmaz. Allah'ın en sevdiği kulları başkalarını Allah'a sevdiren ve Allah'ın kullarını da Allah'a sevdiren ve öğüt vermek için dolaşan kişilerdir.
Hadiste geçen ifade de başkalarını Allah'a sevdirmek nasıldır? İnsan, Allah'ı sever bir kimse bir başkasına dua eder. Ya Rabbi bu kulumunu sev diye Allah da onu sever. Ne yaptık? Başkasını Allah'a sevdirmiş olur. Allah'ı seven kimse çünkü bütün Müslümanlar Allah'ı sevsin diye uğraşır ve Allah onları sevsin diye uğraşır. İşin en kestirme yolu vardır. İşin en kestirme yolu kulun Allah'ı sevmesinden fazla Allah'ın kulu sevmesidir. Allah bir kulunu severse elinin altına alır tabiri caizler. Elinin altına alınca o kulunu muhafaza eder, o kulunu korur, o kulu da bu sefer Allah'ın sevgisinin altında o doğumu sever. Sevgi eğer kemal noktada seven bir kimse varsa seven kimse, seven kimse.
Sevdiğine naz eder çünkü. Allah'la sevenin arasındadır bu. Bir kul Allah'ı çok sever, Allah da onu sever. Allah onu sevince o kulun nazını, niyazını çeker. O yüzden de o kul dese ki, ya Rabbi filanca dese, Allah'ın öyle kulları vardır ki onlar bir şey söylediklerinde Allah onların söylediklerini geri çevirmez. Bakın Allah'ın hadisi fırsı, Allah'ın öyle kulları vardır ki onlar bir şey söyleseler Allah onların sözlerini geri çevirmez.
Başka bir hadisi fırsı. Allah'ın öyle kulları vardır ki yağmur yağsın dese Allah onları geri çevirmez yağmur yağdır. Yeryüzünde Allah'ın öyle kulları vardır ki Allah yağmuru onların yüzü su hürmetine verir. Topraktan nebavat onların yüzü su hürmetine çıkar, yeşillenir. Hayvanlar onların yüzü su hürmetine senir. O zaman Allah'ın öyle kulları vardır ki onlar Allah'ı sevdirmek ve Allah da o kulları sevsin diye uğraş verirler.
Allah cümlemize o kullardan emin. Allah dilediğini kendine seçer ve kendine dönmeni hidayet eder. Şu ha onca. Yakinlik kesbi midir? Evet. Kulun çabası da Allah'tan mıdır? Yakinlik kesbidir. Burada iki hal var. Allah dilediğini kendisine seçer. Bu kendisini dilediğini kendisine seçer dedi peygamberlerle alakalı. Hani Cenab-ı Hak Musa Aleyhisselam için diyor ya ben seni kendime seçtim. Allah peygamberlerini kendisi seçti. Allah dilediğini kendisine seçer. Allah bundan sorunlu değildir. Diğer bizim gibi kullar içinde kim ona dönerse ona hidayet eder. Ona dönerse ona hidayet eder. Seçtikleri seçtikleri Allah'ın peygamberleridir.
Cebri'dir bu. Cebri'dir. Bizim Allah'a yönelmemiz kesbidir. Yani bizim gayretimizle alakalıdır. Bu benim din genel olarak ve aynı zamanda da sufi felsefemi teşkil eder. Ben kulun mücadelesine önem ver. Kul kulluk yapacak. Kulluk noktasında mücadele edecek. Allah'a yakınleşmeyi kendisine biyet edinecek. Yol edinecek. Ve kim Allah'a yaklaşmak isterse Cenab-ı Hak onun önüne engel koymaz. Onu kendisine yaklaştırır. Onu iyi bir kul eder. O yüzden gayret etmek meselenin en önemli noktalarından birisi. Allah bize onlardan eylesin. Bir bir mürşide bağlanmanın hükmü nedir?
Farz mı? Vacip mi? İnsanın manevi yolculuğa çıkmadan önce bir mürşid araması gerekir. Şimdi bunun gün geçtikçe benim eski sohbetlerimi arkadaşlar hatırlarlar. Benim ben bir taraftan derim ki arkadaşlar bir mürşide bağlanmak ne faz ne vacip. Evet. Bu yolda yiyecekse bir kimse Allah'a yakınlık yolunda yürüyecekse o zaman o kimseye farz. O kimseye farz. Ya neden bazen örnekliyorum da kendi kendisine doktor olabilecek olan bir kimse var mı? Eğer olsaydı herkes kendi kendine doktor olur gider biter.
Orada bir tabela satın ben doktorum derim. Yani öyle bir kimse tabela satın ben burada doktorum desem kim gider muayene olur? Mesela işte bir kırıkçı çıkıkçı çıkıyor öyle değil mi? İşte yıllardır bilmem hangi kırıkçının yanında durmuş. Oğul durmuş veyahut da işte kardeşi durmuş. Önceden kırıkçılar çıkıkçılar var ya. Onun yanında durmuş. Orada o eğitimi almış. O eğitimi aldıktan sonra ne yapıyor? Ona devam ediyor. E kimisi var? O eğitimi düzgün almamış. Günden güne günden güne. Düzgün kaynatamamış. Düzgün yapamamış. E duyuluyor halk arasında. Ne oluyor? Herkes bırakıyor. Bir müddet sonra hiç kalmıyor. Şimdi ben 90 yılında Bursa'ya geldim.
Bursa'ya geldim. Üç dört tane çok meşhur kırıkçı çıkıkçı vardı. Bir tane vardı ne? Hasan mıydı? Neydi o? Kuş Hasan. Evet. Değil mi? Birkaç tane vardı. E şimdi nerede bunlar? Çırak bıraktılar mı? Yok. Sebep? Teknoloji o kadar gelişti ki. Hastaneler o kadar gelişti ki. Şimdi artık hiç kimse risk almıyor. Şimdi birisinin kolu kırıldığında kırıkçı çıkıkçı mı arıyor ama hastaneye mi koşuyor? Hastaneye mi koşuyor? Sebep? İşin uzmanı var. Eğitimini almış kimseler var. Öyle işler yapıyorlar ki. Hani önceden böyle muhteşem işler yapmış kırıkçılar, çıkıkçılar söyleniyordu. Şimdi yok öyle bir şey.
Önceden o kırıkçılar, çıkıkçılar kendilerini eğitirlerken birisi anlatmıştı bana. Testiyi kırarlarmış. O testiyi kırdıktan sonra gözlerini bağlarlar, o testinin parçalarını teker teker toplarlarmış. El yordamıyla. Öyle yetişiyormuş. Neden? E şimdi o bakacak, kontrol edecek ya. Neresi kırık? Oradaki o basıklığı, esikliği veya ayrışmanlığı eliyle kontrol edecek. Derinin üstünden, eliyle kontrol edemezse, onu hissedemezse, o kırığı çıkığı çatlağı anlayabilir mi? Anlayamaz. Ne zaman bir testiyi kırdı, bir tamam topladı, bir daha kırdı, bir tamam topladı o kırıkçı kırıkçı ustası.
E var mı öyle bir kimse şimdi? Yok. Şimdi ustaya birisi diyecek ki ben kaportacıyım. Öyle değil mi usta? Sen vereceğin adamın eline çekici, düzeltebilecek mi, düzeltemeyecek mi? Öyle değil mi? Düzeltemezse, benim gibi saçı değiştirirse, vidaları söküp vida takıyorsa, o kaportacımın değil. Öyle değil mi? Ben seyrediyorum onları şimdi. Oğlan da alışmış. Böyle elliyor şeyin üzerinde. Ne o? Saçın üstüne. Neden? Bakıyor o. Engebeli arazi var mı orada diye. Ona bakıyorsunuz değil mi? Onu hissediyorsunuz. Şişeyi, göçeyi hissediyorsunuz. Kaç milim saç? İki milim. Üzerinde boyana kadar kaç sandı?
Kaç milim? Onu baktığınızda kalın mağacım var. Bu onun. Şey, ne o? Boynuz kılar geçermiş ya. Onu sormuşuz. Şimdi normalde bakıyorum, eliyle bakıyorum, eliyle onun, eli hassaslaşıyor zamanın içerisinde. O eliyle baktığında engebeli araziyi tanıyor, biliyor.
Ustalaşıyor, üstadlaşıyor. Bir kimse tek kendi kendine kapatıcı olur mu? Olamadı. İkisi beraber birden olamaz dedi. Birisi de çık dedi. Kimdi bunu? Çocuklar dedi. Aferin. Olamaz çünkü. Ne yapacak? Bir ustaya ihtiyaç. Şimdi işin en enteresan noktası şu. Biz Türkiye'de her şeyin bir ustasının bir profesörünü ararız. Ameliyat olacağız. Profesörünü ararız. Dişçi en iyisini ararız. Arabamızı yaptıracağız. En iyi kaportacıya ararız. Tamir ettireceğiz. En iyi tamirciyi ararız. Ne varsa en iyisini araştırırız biz. Bir tek şeyde araştırmayız. Din. Bizim sosyoloji uzmanı din. Dinden ahkam keser.
Ekonomi uzmanı dinden ahkam keser. Ondan sonra fizikçi dinden ahkam keser. Kimyacı dinden ahkam keser. Ondan sonra tıpçı dinden ahkam keser. Siyasetçiler dinden ahkam keser. Siz hiçbir siyasetçinin tıptan ahkam kestiğini gördünüz mü? Ey cerrahlar o ameliyat öyle olmaz böyle olur diye. Siyasetçiler dinden ahkam keser. Yok. Ya bunların hepsi de ortak bir özelliği var. Hepsi de dinden anlıyorlar. Dinlisi de anlıyor. Dinsizi de anlıyor. Ateisti de anlıyor. Putperestli de anlıyor. Hepsi de anlıyor. Bizim Türk toplumunun ortak anladığı, bildiği mükemmel bir şey var. O da değil.
Tamam. Hiç sen, siz duydunuz mu? Oğlum ne işin var senin tıp fakültesinde? Oku sen kitapları doktor olursun. Ne işin var senin iktisat okuyorsun? Oku kitapları iktisatçı olursun sen. Ne işin var senin ne dış ilişkiler uzmanını okuyormuş? Ne alakası var? Bu üniversiteyi gidiyormuş. Oku kitapları öğrenirsin sen. Şimdi bilgisayar uzmanını gördüm ya onu soracağım. Ne işi var? Bilgisayarlık da okuyacak. Dört yıl. Bilgisayarda değil mi? Oku kitapları sen bilgisayar uzmanı olursun. Böyle diyenin duydunuz mu hiç? Yok. Ama bir tek şeyde duyarsınız. Ne işiniz var sizin tarikatlarda orada burada? Oku Kur'an-ı Kerim'ini.
Allah Allah. Ne gidiyorsunuz onlara, buralara siz? Eee? Oku Kur'an'ına bak ya. Allah Allah. Bütün ilimler için bir okul var. Bir bilen var. Bir anlayan var. Onlar için okuyacağım yetmeyecek. Bir bilene gideceğim. Okuluna gideceğim. Bir profesöre gideceğim. Onunla alakalı uzmanlık yapmış bir kimseye gideceğim. Bir tek dil olunca hiçbir yere gitmeyeceğim. Allah Allah. Böyle değil mi Türkiye'de? Böyle. Ben otuz yıldan beri aynı şeyi söylüyorum çünkü. Önceden şeyh efendi vardı. Mustafa ya, blader ya. Ya oku Kur'an'ına evde otur ya.
Allah Allah. Birine dedi, sen memursun öyle değil mi? Evet, üniversite mezunusun. Evet. Kitapları okuyup da üniversite mezunu olaydın ya. Gitme senin yan kula. Devlet sana bu işi verir miydi? Kaldı. Ama bizim için, Türkiye için böyle bir sonuç geçer mi? Yani biz namad ediyoruz. Ne sufilik yapacak? Ne işin var senin orta burada? Eee, otur evde kitabını oku sen. Ya dağdaki zeytin ağacına bakmazsan, ustasını bulmazsan, zeytin olmuyor ya. Bir zeytin aşılanmazsa deli oluyor ya. Biz orada deli zeytin diyoruz ona. Siz ne diyorsunuz orta?
Siz de mi deli diyorlar? Bak, deli her yerde deli. Adı deli. Zeytinin bile delisi var. Neden? Aşısız. Aşısız. İnsanın insan olabilmesi için aşıya ihtiyacı var. İnsan aşılanacak. Aşılanacak. İlaçlıyorsunuz mu meyveleri şimdi? Evet. Budadınız bir de. Budadınız, budadınız bir de ilaçlıyorsunuz şimdi. Budamazsan oluyor mu? Olmuyor. Buduyor mu? Ardından bir de ilaçlıyorsun. Ardından bir de suluyor. Altını sürüyorsun bir de. Vay. Ondan sonra dünyanın en iyi armudu iyidir de çıkıyor. Bakmazsan çıkar mı? Çıkmaz. E bunun uzmanı mıyız?
Hayır. Hadi sen git bir tarla yap hadi bakalım yapabileceğini. Biliyor musun? Hayır. Ya bir uzman olmazsa zeytini bile yetiştiremiyorsun. Zeytini yetiştiremiyorsun uzman olmazsa. Yemeklik zeytini bile yapamıyorsun. Bilen yapıyor. Adam turşucu. Dededen değil mi? Dedenin gerisi var mı daha? Deden başlamış. Kaç yılında başlamış? 86'da başlamış. 86, 96, 2006, 2016. 30 yıl olmuş. Değil mi? 30 yılı geçmiş. 32 yılı. 32 sene olmuş. Allah'a yolunuzu ömrünürsün. İnşallah siz de peşinden girdin ki de inşallah. 30 yıl olmuş.
Hoş köy komple turşucu değil misiniz? Evet. Ben bu seferinde ilk öğrendim şey o gibi gederek turşudur. Nerede diyordun bu gederek? Bu adamların ne özelliği var? Yoldan gelip geçerken bir tane aldım. Dedim ya. Bayındır turşusundan fazla bir fark yok dedi. Anamuk'u biraz fazla tuzlu. Allah'ın adı teyze. O yüzden normalde bir mürşide bağlanmak bu yolla alakalıysa bir kimse sufilik yaşayacaksa evet farz. Bir kimse şeyhi ve şeyhinde devam etmiş. Elmarı, levname, mülhüme, mutmainneye gelmiş. Mutmainneye gelmiş bir kimseye vacip. Mutmainneye geçmiş. O kimseye artık ben yoldum.
Şurada kenarda oturmak istiyorum diyorsa o kimseye de ne? Ne yapayım? Allah'ın izi affesine inşallah. İnsan Ramazan ayının faziletini bilseydi, yılın hepsinin Ramazan olmasını isterdi. Evet. Ramazan ayı çünkü af ayıdır. Hani meşhur yardı şeritte. Kim Ramazan ayına ulaşır da af olmazsa Allah'ına rahmet etsin. Amin'den. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellet hep Cebrail aleyhisselamın sözü bu. O yüzden Ramazan ayı insanların hayır ve hasenatla dikkatlandı. Sonunda mağfirete uğradı, ahval uğradı bir ay. Ramazan ayında faziletini geçirebilmek adına tavsiyelerini ne verdir?
Oruçlu kimse dilini tutacak, dilini tutarsa dinini tutar. Dilini tutmayan kimse hiçbir şeyini tutamaz. Allah bizim dilini tutanlardan eylesin. Amin. Arabi fütüat-ı Mekkiyede hamile bir hanım neye arzu duyarsa çocuk ona benzer, doğal. Bilge kişileri, faziletli kişilere bakmak, görmeyin bunun irtibatıdır.
Ve bunu keşif yoluyla bilebileceğini varsayın. Bir örnek Hazreti Cebrail'in Hazreti Meryem'e güzel surette görünmesini bu manada görür. Hazreti İsa'nın bu yüzden sakin, tebiyatlı ve güzel surette olduğunu söyler. Kişinin doğumunda ve fıtratında kesbilik mi, vehbilik mi baskın edeceksiniz? Ben yine kesbilik baskın bakacağım. Bu öyledir ki, daha ileriye götürdüğümde, hamilelikten önce erkeğin ve kadının en son gördüğü, en son hayal ettiği ne? Onların dair etkisi vardır. Hamile olunacağı gece, en son kadın kimi gördü, erkek kimi gördü, ne yaşadılar? Hayalleri neydi, düşünceleri neydi, içlerinden geçen neydi, nasıl bir ortamda o çocuk hamile kaldı, bunlar dahi çocuğun üzerinde etkilidir.
Ben bazen sohbetlerde diyorum ya, çocuklar anne ve babalarına şikayetçi olacaklar diye. Çocuklar anne ve babalarına şikayetçi olacaklar. Çünkü doğum, hamile olacağı esnadaki anne ve babanın halleri çocuklar orada mahşerde görecekler. Anne babanın evlenmezden önceki halleri, evlendikleri halleri, ondan sonra çocuğun işte ana rahmine düşüşü, ana rahminden sonra büyümesi, doğuncaya kadar ana rahminde yaşananlar, ondan sonra çocuğun büyümesi, çocuğun orada gözünün önünden geçecek, ve diyecek ki ben davacıyım.
Ya da, diyecek ki, ya Rabbim kendisi cennetlik olduysa, anne ve babamın cennetli keyfi, beni bu hale getirmiş. O yüzden çocuklar, anne ve babalarından şikayetçi olacaklar. Allah muhafaza eylesin. Zaman zaman, böyle söylüyorum, tuhaf karşıtlanıyor tabii. Mesela, Hz. Peygamber sallallahu ve selam adetleri, evlilik yapacak olan kimselere tavsiye etti şey şuydu, erkeklere. Mümin bir kadınla evledi. Çünkü, Müslüman bir erkeğin, gayrimüslim bir kadının nikahını alması caizdir. Müslüman bir erkek. O, normalde mesela, gayrimüslim bir kadının da nikahını alabiliyor mu? Evet. Bu caiz midir? Evet. Bu, Peygamber sallallahu ve selam adetleri, dört halika belli bir zamana kadar, Müslümanların savaştığı zamanlarla alakalı.
Mesela, Müslüman mümin bir erkek. Bir cariye satın alabilir mi? Evet. Cariyelerin çocuğu olabilir mi? Evet. Bir ganimet olarak, esir bir kadın alabilir mi gayrimüslim? Evet. Ondan çocuğu olabilir mi? Evet. Ama Hz. Peygamber sallallahu ve selam adetleri, özellikle erkeklere bunu tavsiye ederken, mümin bir eş edinmelerini, mümin bir eşler çocuk sahibi olmalarını tavsiye ediyor. Kadınlara da bunu tavsiye ederken, kadınlara da diyor ki, siz mümin, ahlakı düzgün erkekler seçiniz. Nikah dört şey için yapılır. İşte meşhur bu hadis-i şerif ya, dini için, güzelliği için, malı mülkü, zenginliği için, bir de asabiyet dediği şey, hani o kimsenin süradesi için. Hadis-i şerif de, siz dindar olanı tercih ediniz diyor.
Siz dindar olanı tercih ediniz. Şimdi, evde dindar bir kadından doğma çocuk ile dindar bir erkekten doğma çocuğun, gelecekle alakalı durumu aynı değildir. Çocuk bundan etkilenir. Çocuk yaşadığı ortamdan etkilenir. Çocuk anne ve babanın haramından, helalından etkilenir. Çocuk anne ve babanın kültüründen, ahlakından etkilenir. Tabi Arabe'nin bu kitabında geniş bir bölümü vardır bununla alakalı. Sonradan o bölümden derlenen, o bölümden şerhler olan şeyler var. Bunun tabi ilk başlangıcı Gazali'dendir. Gazali'nin böyle bir risalesi var. İşte şöyle bir kimseyle evlenenin durumu böyle olur, şöyle bir kimseyle evlenenin çocuğu böyle olur, şöyle bir yüzü böyle bir kimseye, kaşı böyle olanın ahlakı böyle olur, evliliği böyle olur diye böyle sureten, sureten tanımlamaları vardır.
Tabi bunları da artık biz unuttuk. Sonra Gazali'den sonra bunu Arabi ele alır, Arabi de bunu normalde fütuhatına alır. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri'nin marifetnamesi vardır, marifetnamenin sonunda da böyle bir şey vardır. Alnı böyle olanın ahlakı böyle olur, huyu böyle olur, dudakları böyle olan böyle olur, yanakları böyle olan böyle olur diye bunun geniş tefarratlısı Arabi'nin şeyindedir. İlk bunu bu meselede geniş şekilde alan, hüsus değil de, fütuhatında vardır, fütuhatında geniş bir şekilde alır, sonra bunun zaten o Gazali'den sonra Arabi, sonra başkaları bunlarla beraber hadislerle yoğuraraktan evlenecek olan kimselerin pro tiplerini çıkarlar. Yani bir kimse nasıl bir kız alacak, pro tipler, nasıl bir erkek alacak, pro tipler, işte boyu böyle olan, gözleri böyle olan, gözleri çöküp, gözleri dışarıdan, dudakları ince, dudakları kalın, dudakları orta, elmacık kemikleri çıkıp bunlar tuhafınıza gidersiniz, elmacık kemikleri çöküp, normalde işte çok affedersiniz, boyu böyle, işte vücudu böyle, delinin üstü böyle, delinin altı böyle, bunlar tuhaf bir şey mi sizin?
Belki de hiç rastlamadığınız, okumadığınız şeyler, mesela erkek pro tipli vardır, ideal erkek pro tipli vardır, evliler bakmasın, olmuş, bitmiş artık, bakıp dımar elinizi bozma içilmiş, huzurunuzu kaçırmıyor. Vay, bunun adakları ince, ince, ince, çibirli oluyor, uçtan, çibirli bir adamla var mı, yok, çibirli bir erkek var mı, bayanla var mı, bırakıp dımar elinizi bozma içilmiş, muhtemel rahat olsak, problemi yani, evlere yasaklanır. Yeni kalan okuyabilir, bakabilir, ondan sonra eline bir tane kumpas alıp, ondan sonra işte kaşı böyle olacak, ondan sonra, millet çok hatun bulmuş da, çok adam bulmuş da, bir de eline kumpas alacak, yok çekik gözlü olmayacak, yok çukur gözlü olmayacak, onu da yapacak. Ulan bulmuşsun, evlenmişler. Ben de bunların hiçbirisinde muhakkak, ya bu tip şeylere takılmam. Normalde bir ara, Allah affetsin, bununla alakalı birkaç yerde böyle inceden ders yapsın.
Ondan sonra, aa, gençlere bir baktım, kadınlar da erkekler de, kendilerince harburan olan kitaplardan bakıp, onlardan ideal eş adayı bulacaklar. Ben dedim, bırakın, erkeklere de dedim, lan hatun buldunuz da dedim ben, evinize kumpas alıp dedim ben, şunun şurasında nesi var diyor, ona mı bakacaksınız, evlenin dedim. Evet, bu noktada, ben fiziko olarak, nikah, bir dört şey için yapılır, birisi de güzelliği için demiş, eyvallah, ama herkesin kendine güzellik algısı var, siz dindar olanı seçiniz.
Önemli olan bu. Ve evlendikten sonra iyi olmaya gayret ediyoruz. İyi kadınlarımız, iyi erkeklerimiz ve evliliğinizi iyiliğin üzerine kurulur. Önemli olan bu. Eğer iyiliğin üzerine kurulursa evlilik, o zaman Allah'ın izniyle doğacak olan çocuklarınız da iyi olur. İyi şeyler düşünürseniz, iyi şeyler hayal ederseniz, iyi şeyler tefekkür ederseniz, çocuklarınız da iyi olur, çocuklarınız da selametli olur.
Öyle çocuklar çok sakın olsun diye uğraşmıyor. Bazen haşere çocuklardan anne babaları yaka silkiyorlar, erkek çocuğun haşeresi iyi olur. Canınızı sıkmayın. İşte fazla hopluyormuş, sıklıyormuş. Hoplasını sıkmayın. Çocukların bu mantığı da erkek çocukların haşere var, ne güzel bak, birbirleriyle uğraşıyorlar. İyidir erkek çocukların haşere olması. Kız çocuklar da böyle, amam, çok böyle, amam, hareketli değil diye düşünmeyin. Onların da salimen galimen olana uygulanır. Allah cümlemizi iyilerle karşılaştırsın. Cümlesinin çoluğunun çözünün iyilerle karşılaştırsın. Sorular bitti. Mustafa, namazını kıldın. Seni teheccüh için kaldırmışlar. Sen sabah namazını zannedin. Harika. Teheccüh için kaldırmışlar. Allah mübarek etmesin. Olur mu öyle?
İnsan gerçekte ezan okunuymuş gibi oluyor. Boçuyor. Edap yanlıyor geldi yani. Böyle bir tatlı ezan yanlıyor geldi ki. Soru bakıyor, namazı kılıyor. Oraya soruyor. Bakıyor ki, imsak kirlenmiş. Harika. Komşunun bir fabrikanın eriği var. Bizim fabrikanın, diğer fabrikanın karşılıklı. Orada da erik havacı var.
Canım böyle bir erik, canım istedi ki. Mal sahibine söyledi. Abi dedim, canım erik istiyor, koparabilir miyim dedim. Yok dedi, koparamazsın. Tamam dedim, koparamazsın dedim. Biz de koparıp filmi yiyemeyiz dedim. Diğer bizim fabrikada çalışan arkadaşlarımız, gider gele eriği koparıyorlar. Ben dedim ki, ikaf ediyorum. Bak arkadaşlar mal sadece gazi değil. Koparmayın, haramlıdır diyor. Yemeyin demiş, dinleniyor musunuz? Sana demiş belki de koparamazsın diyor. Onları serbest etmiştir belki. Bilemem artık. O yüzden belki de onlara şey yaptık, koparabilirsiniz dedi. Bilemiyor. Bilemem. Geçen gün fotoğraflara bakıyordum. Bu kardeşlerin birbirlerine çok benzediğini fark ettik.
Bu benim algım mı acaba yoksa bir süre sonra? Bir müddet sonra benzeşiyorlar. Atasözü ya, üzüm üzüme baka baka karar alıyor. İnsanlar birbirlerine baka baka benzeşiyorlar. Dervişler birbirlerine muhabbet ettikçe birbirlerine benzerler. Kadınlar, erkekler mesela bir kadın, bir erkeği çok sevmiş olsa erkeğin siması, kadının siması da değişmeye başlar. Yani siması, sevdiği adamın simasına değişmiyor. Benzemeye başlar. Hatta daha ileri, daha fazla sevse kadında sakal çıkmıyor başlar. Normalde o kendince hani buna anlam veremez. Ama normalde sakal bile çıkar, büyük bile çıkar. Kadını çok severse. Çok çok severse kadının sakal büyük bile çıkar. Efendim ben pazardan alışveriş yaptım.
Daha ben bir ürün almıştım arkadaştan. Allah razı olsun dedim. Çok söylediğin kadar da güzelmiş dedim. Abi beş kere var, al götür dedi. Dedi, param yok. Haftaya alırım dedim. Yok abi al illaki dedi. Aldım. İki aydır ben adamı arıyorum, pazarda yok. Dedim, dedim farklı pazarlar alıyorum. Arkadaşlarım da söyle. Çok büyük bir para da değil ama içime batıyor. Tamam olur mu bana? Yok. Adam pazara geldiğinde ödeyecek. Hem de bakıyoruz. Tamam. Bakmaya devam et. Takıntı yok. Ustadım işte birileri mürsüde bağlanıyor ya. Kimi insanların mürsüde bağlanmasına karşı geliyor yani mesela. Karşı geliyor evet.
Abi mürsüde bağlanmak iyi, güzel bir şey. Kimileri bilmiyor anlamıyor, karşı geliyor. Karşı gelecek. Herkes zaten karşı çıkmamış olsa. Herkes terviş olurdu. Allah'a yesin inşallah. Dağıtabilirsiniz. Ben buradan bu arada bir şey vereceğim inşallah. Bir gün Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem mescide girdi. Mescide hitrek arasında görülmüş bir ip görünce bu ne diye sordu. Ashab Zeynep'in de burada namaz kılar. Yorulduğu veya gevşeklik hissettiği zaman buna tutunur dediler.
Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri çözün onu. Sizden biriniz zinde olduğu müddetçe namazını kılsın. Yorulduğu veya gevşediği zaman otursun buyurdu. Bu İslam dünyasında bizim ibadetler ve sufilerin seyri sülükünde ölçü olmuştur. Bir, biz gücümüzün yettiği noktada ibadet ederiz.
Gücümüzün yetmediği yerde kolaylaştırmayız, zorlaştırmayız. Hadis-i şerif müdülünce biz kolay olanı tercih ederiz. Hiçbir zaman kendi kendimizi perişan edecek, kendi kendimizi üzecek ibadet veya ibadetler silsilesine koşmayız. İki, bu işin sufilik yönünde ölçüsü vardır. Sufilik yönünde de bir kimse sufili, seyri sülükü gücü yettiğince yürütüp götürür. Kendisini perişan edecek, kendisini zelil edecek, kendisini bu noktada düşürecek, dağıtacak halilerden uzak durur. Afiyet olsun. Şimdi de İklam zamanı. Sofri dediğim zaman, hani o sofri, eee, denilip, eee, mürçede, mürçede, mürçede, … bağlanması gerekiyor.
Sufilik yapacak mısın? Evet, aynı diyeyim. Şimdi iyi gelmişler.
Şimdi gene işlerinde, şişenin içerisinde bir pişe var. Şekere iyi gidiyorken onu da sıkıntıda gitti. Yani kendimce de şöyle diyorum. Dervişkar. İyi niyetle bir şey getirmiyor. Bir de Cenab-ı Hak için ifadinden verdik. Kullanıyorum ben de iyiyim. Heee. Yalnız istersen çeşme var. Oradan su geldi bana. Daha önce de geldi oradan bana.
Yaşar getirdi değil mi? Evet. Ben bana söyle, Türkçe'yi de şeylere iyi gelir. Nereden ne oldu? Diyor. Bunu ben gelince, yolu o. Ben şimdi herkese onu söylüyorum. Birinci unutacaksın. Hatta bulguru da unutacaksın. Ekmeği unutacaksın. Kullu malı hiç ne olursa olsun. Unutacaksın. Burada kız. Unutacaksın. Ya. Hayatında yemekle alakalı şeyden, bundan unutacaksın. Çok bir şey yok. Bol bol acım vereceksin. Acı düşürüyor mu benim şekerim? Acı düşürüyor mu benim şekerim? Acı düşürüyor. Bak o da şekerli.
Benden daha sıkıntılı. Sen o benden daha sıkıntılı. Sen o sinirleniyor mu? Sen o sinirlenince telkin yardımcı olmaz. Sen o sinirlenince. Sen o sinirlenince. Biri bir tarafta gidiyor. Kaydını okuyor. Bakın öyle durduğuna. Bakma öyle durduğuna, onun boğazı düşkündür olur. Ben bazen tarif ediyorum şimdi.
Bugün dükkanda atil günlerden sessiz sessiz söylüyorum. Mercen kalıyor. Mercen o zaman dükkanda icare söylüyor. İş yok. Bir daha söyletelim. Bir bakış daha sonra. 3-4 oldu. Orada biz çay falan pişirdiğimiz yer var. Oradan bir cazeti geliyor. Bir de koku yayılıyor. Cazır cızır bir şeyler yapıyor. İyi yemek yapar. Bir cazeti kokuyor şeyler. Ulan ne yapıyor diyor bu kendi içimden. Saat işte 4'e kadar geldim. Ben hala da o pilavın tadını tutamıyorum. Bu kuyruk yağını eritmiş, kavulmuş güzelce. İçine pirinç atmış. Aman!
Yokan tadına aşçılar yapamıyor. Tane tane çok pilav. Üzerine küçücük küçücük soğan dolar. Üzerine küçücük küçücük domates dolar. Sıcak sıcak. Karşıdan fırından bir de çıtır ekmek aldım. Ulan ne pilav da o lan. İlkem yiyeyim. Bir baktım öyle. Dedi ki gel birkaç dokma ye. Ben ne yaptım dedim ben. Sıstı şimdi. Ben bir kaşık dağladım pilavı. Böyle pilav yok mu? Hacı ne yaptın dedim ya. Böyle böyle yaptın dedi. Aman ne pilav olmuş mu dedim böyle ya. Ondan sonra oturduk ekmekle pilavı yedik oğlan. Evde yapıyorsun nasıl? Yapıyorum. Yapıyor mu?
Sesimi duyur musun? He? Sesimi duyur musun? Ben sesimi duyurmak için uğraşıyorum zaten. Sen tavana bakıyor zannediyorsun. Sana bakıyor o. Kime senirlendiysa ona bakıyor. Tabii o sana bakıyor da o tavana bakıyormuş gibi oluyor. Adam sonra bana ne alıyor? Al zambalin başından diyor. Ne alıyor? Evet. Üstadın bir sporocuk. Üstadım. Alıyamanın. En zırlıca. Orada da bir evliye var.
Dağıt. Kumur için. Üstadım. Her yerde var. Her yerde var. Dur. Vardım. Efendim bir hadis var. Ben tam manasında anlamakta zorluk çekiyor. Neşeo bilinen bir hadis. Bana dünyanızdan üç şey sevgilerini diye. Güzel koku. Kadınlarla gözümün durumu var diye. Mesnevi'de güzel koku için meleklerin gıdasıdır diye bir ibare var. Arabi'de hüsusta sahnesiyorsan kadınların çocuk doğurmasına Allah'ın rahmaniyetinin bir tecellisi gibi yorumlamış. Bunu bundan bir ilişkilendirebilir miyiz? Namazı zaten söylemeye bir gerek yok. Arabi bir de kadınların güzelliği ile alakalı Cenab-ı Hakk'ın cemaat sıfatının tecelliyeti.
Peki meleklerin gıdası mıdır? Yani meleklerin gıdası mıdır? Güzel kokuyla alakalı evet. Normalde melekler yiyip içmezler ya, bu güzel kokuya müştaktır melekler. Bir çatı derse Allah da güzel kokuya müştaktır. Tütsü yapılması eski mevlevi dergahlarından. Tütsü demeyelim ona. Güzel koku. Evet. Bütün dergahlarda güzel koku var. Bir de önceden her dergahın bir kokuyla alakalı kokucu dedesi olur. O dergaha giren herkese koku sürer. Dergahların içerisinde güzel koku. Mesela o yüzden kokulanması, kadınların da erkeklanması nafile ibadet hükmü. Kadın erkeğine kokulanır, güzel koku.
Bir ibadet hükmü. O yüzden mesela öyle söylüyorum. Yasaklanmasının sebebi. Hadiste yasidinize girmesin. Çünkü onlar güzel kokmaz. Güzel kokmaz. Veya soğan sarımsak yiyelim. Bunu izale etmeye çalışır. Mesela sufiler buna çok dikkat ediyor. Bir kimse örneğin vücudu sallallahu aleyhi ve sellem ağız kokusuna dikkat et.
Hani meşhur ya bir tatlı meselesi var. Cüveydiye annemiz yapıyormuş her gün. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de çok seviyormuş onu. Her gün o tatı. Hazreti Zeynep hanım komplo kuruyorlar. Diyorlar yanına geldiğinde sen ne yedin ağzını? Neye kokuyor? Diyor ki ya Resulallah sen ne yedin? Diyor ağzını misaflıyor. Hazreti Ayşe annemiz yapmış. İşte bir daha yersem diyor. Yemeyeceğim bunu. Unutuyorlar. Hırs unutuyorlar.
Burada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ağız kokusuna karşı olan hassasiyet çıkıyor. Mesela o yüzden insanlar ağızlarının kokularına, vücutlarının kokularına, huzurlarından çıkan kokulara dikkat edecekler. İnsanların huzurları da kadın hareket değişmiyorlar. Onlar da kokabilir. Veya vücudu kokabilir bir kimsenin. Buna da İslam altı ay müsaade ediyor zaten. Altı ay içerisinde tedavi oldu. Eğer tedavi olmazsa taraflara boşanma hakkı. Önceden bu tabi şimdi kalmadı. Mesela şeyde insanlar oğullarını evlendirdilerken gidip gelinle bir yatardı. Kaynan olacak olan kadın.
Siz Mehmet Kuyucu'nun evlendiğini anlatmadın mı size? Yok. Mehmet Kuyucu'yu evlendirecekler. Dayım yani. Ondan sonra. Daha Allah'ın evini kalmadı. Daha istenmedi. Biz sabahın çak çak çak oldu. Pancer motoru var. Bağırıyor sokakta. Anneme dedim ne bağırıyorsun? Dedim Mehmet'e kız bakmaya gideceğiz. Lan dedim sabahın bunun vaktinde ne işiniz var? Böyle erkenle gideceğiz ki diyor. Hani ev derli mi toplumu, kız derli toplumu. Millet evden kovar şimdi. Sabahın yedisinde kız bakmaya gelmişler. Kafayı mı kırdın sen git bak işine der buraya. derdiler. Yedide gitti bunlar. Daha ne Allah'ın emri var, ne bir şey var, ne olacağı belli. Ne gideceğim belli. Çak çak çak … Gittiler. Ne oldu öyle bunların işliğe? Ben de merak ettim. Sordum. Dedim ne oldu? Gittik. Ağırlandık dedim. Dedim kovmadılar mı sizi? Yok dedi. Kovmadılar. Ne kovsunlar dedim. Normal dedim. Ona normal
geliyor ona. Yetmedi. Annem bir gece yaktı gelinim. Ne yapar yaktın evin kızından şimdi git sen git. E dedi vücudu kokuyor mu sayıklıyor mu deli mi dedi çitiriyor mu dedi. Ben kaldım. Öyle aldılar onun. Ondan sonra kız bu süre sınıftan geçti yani. Bir sürü dağına geçti. Sadece kız da geçmiyor. Anası, babası, kivaresi. Dayımla kim uğraşabiliyor?
Allah'a emanet olun. Şimdi ama ben yani sonradan dini okuyunca evet lazım. Tabii. Aslında erkeğe derim. Şimdi öyle adamlar var kokuyor. Utanmasam ben burnunu sıkacağım, yürüyeceğim gideceğim. Mesela derviş olanlar var. Dolayını söyletiyorum. Yıkanmıyor mu bu adam gidin söyleyeyim mi? Mesela sigara içen zikrumlar birinci anakasında olsun ben o kokuyu alıyorum. İçmenin çabuk farkında. Evet.
İkinci ana kadar alıyorum kokuyu ben. Sigara türlü kokuların normalde hani kötü koptuğu için kötü koptuğu için sıkıntı var. Tabii değil mi? Var. Yola engel midir efendim? Engel. O yüzden ben bizim yolda gidecek olanlara haramım. Hem bir hadiste de mesela peygamber efendimiz sahabeye yemekten sonra el ve tırnak temizliğiyle ilgili bir kıssası var. Cebra gelmiyor. Bu temizliğe özendirmek için midir yoksa gerçekten de o şekilde? Temizliğe özendiriyor. Aynı zamanda evet o şekilde. Mesela tırnaklarının altında şeytanın çocuklarının
olduğunu söyler ki bunu tuhaf geliyor. Ben mesela tırnağı uzun olan ben kadının elinden ben ekmek daha yemem. Bileyim ben onun tırnağının uzun olduğunu ben onun hiçbir şeyini yemem. Hiçbir şeyini yemem. Onun elinden hiçbir şeyini yemem onunla. Çünkü tırnaklarının o tırnağın altında şeytanın çocukları o. Hadis mi var bu konuda? Sen hadis mi okudun?
Tabii. Deminki bir kıssaydı. Menkü Bey. Bu bir kuzu eti yerken sahabeye çırnaktaşlarında elinden temizlemesini öğretmiş ve meleklerine artık gelmeydin Cebra Aleyhisselam. O şeyde mesela bir kimsenin tırnaklarının altında mesela bir kimisi temizliğine dikkat etmeyen bir kimsenin tırnaklarının altında şeytanın çocukları o. Eskiler de söyledi bir şey. Ben eskilerin söylediğini bilmiyorum. Onu bilmiyorum. Ben hiç duyduğum bir şey değil. Sonra gördüğüm bir şey oldu. Öldüğüm kez yediremez bana.
bile bile hemen farklı bir şey oldu. Yani bu sadece temizliğe özlendirme değil mesela. Şeytan damarlarımızda da dolaşıyor. Bu ayrı mesela. Bu öfkeyle alakalı mı yoksa? Bütün her şeyle alakalı. Şeytan insanın damarlarında dolaşır. Zikrullah yapmazsa vücuda hakim olur. Zikrullah yapınca vücutta tesiri azalır. Ne kadar çok zikrullah yaptı, tesiri o kadar az olur o kimse. O şey yapacak. Ne o? Tesirini azaltması için zikrullah yapacak. O yüzden mesela şimdi mesela başka tarafa kaymasın da mesela kafir cinliler olan yerlerde daha fazla
duruyor. Ya mesela bir kimse şey yapsın. Şimdi bayanlar yanlış anlayacaklar belki de. Mesela bayanlar kokulanıp çıksınlar. Kafir cinliler etrafından fır dönüyor. Şeytan etrafından fır dönüyor. Eski Mevlevi dergahların üzerlik otu tohumu yakalanmış. Tüksü şeklinde. Mesela ney üflerken de o neyzenin hale girmesini kolaylaştırılmış. Ya da özellik otu tohumu yaptığınız zaman işte felak felak okursanız oradaki zulmet kalkamış. Böyle şeyler de yokturmuş. O evet. Gerçek mi o? Hı hı. Mesela şey gibi en yakmışlar. Şey var ya çörek
otu. Evet. Çörek otu da mesela işte bölüm hariç her derde devam ediyor. Mesela o çörek otu yakmışlar. Örneğin. Vefat edenlerin üstüne koymasının bir sebebi var mı? Normalde vefat edenlerin üzerine koyuyorlar çörek otudur. Normalde onun da kendine kokusu var ya. O çörek otuna mesela kafir şeytanın ve kafir cinlilerinin gelemeyeceğine dair ibareler var. Mesela çörek otunun sadece fiziki faydası yok bence. Bu bence.
Evet. Çörek otunun bir insana manevi faydası da var. Bir kimsenin mesela akli, kalbi, ruhi şifa da olduğuna inanıyorum ben çörek otunun. Yani bunu ilk defa konuşuyorum. Şimdi böyle bir hani farklı algılanmasın diye şey yapıyorum. Ben mesela çörek otunda ben böyle akli, kalbi şifanın da olduğuna inanıyorum. Meslevi'de de var efendim değil mi? Var. Ya normalde çörek otunun mesela ben belki de tohumun tohumların içerisinde en faydalı olduğuna inanıyorum. Mesela değişik insanlara değişik böyle kürler söylüyorum çörek otuyla. Allah'ın izniyle
şifa oluyor. Bir şey oluyor mesela. Döv diyorum, balla karıştır diye diyorum. Sonra geliyor. Allah razı olsun ya diyor. İyi geldi bana diyor. Örneğin. Hani bal da her derde de var. Hadisle sabit. Çörek otu her derde de var. Hadisle sabit. Mesela ben çok uzun zamandan beri yani bu 6-7 yıldan beri sabah akşam mümkün olduğunca kaçırmıyorum. Çörek otu yiyorum açık altında. Ben bu sisi ölme makine aldım ben. Ölütüyorum onu.
Önceden şeyde değirmende ölçemle uğraşıyorum. Bu zor oluyor. Aslında en iyisi o da artışı oluyor. Yani bir tatlı kaşığı onun mesela hem zahiren şifa alınan hem de şifa alınan. Mesela depresyon aşığı işte böyle sıkıntılarla karşı manevi olarak kendince dirençli olma akıl sağlığı yani bunlar bence birbirlerini böyle tamamlayan şey. Güzel koku, güzel sözler bunlar önemli şey. İnsanlar hayat biraz daha kimyasaldan uzak.
Mesela bizde böyle sırtına koyuyoruz. Tavaf ediyordu. Her koku yayıyordu. Bunlar şimdi normalde kayboluyor. Kayboluyor bunlar şimdi. Güzel kokusu. Burada da maddi maddi. Allah bizi
bilir.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi