Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 6 Mart 2018 · 33:45
Selamun aleyküm. Allah gecenizi ayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerinde benim dostlarım ancak muttakilerdir buyuruyor. Muttakiler kimlerdir? Valla buna benzer bir hadis okumadım ben hiç. Okuyan var mı böyle bir hadis okuyan?
Benim dostlarım muttakilerdir diye böyle bir hadis okuyanınız var mı içinizde? Yokmuş. Ben de hiç böyle bir hadis okumadım hiç denk gelmedi. O yüzden bir şey diyemeyeceğiz bu hadis. Hadis-i şerif demiş çünkü. Hadis-i şerif deneyince bir şey hadis değil ise onu hadis gibi kabul etmek de hoş değil.
Bu kardeş buradaysa bu soruyu yazan kimse nereden almış bunu kaynağı neymiş biliyorsa bize söylesin. Efendim takvim yapranda yazıyorsunuz. Takvim yapranda. Evet. Ben hiç okumadım. Yani mana olarak evet muttaki bir kimseyi insan kendine dost edebilir. Muttaki Allah'a iman etmiş. O imanını yerli yerince yaşamaya çalışan kimsedir. Buna eyvallah ama demek ki böyle bir hadis varmış. Biz okumamışız. Ama hoş takvim yapraklarının arkasında yazan no ibareler ne kadar güvenli o da ayrı bir tartışma konusu. Dinde fakih olmak ne demektir? Fakih kimlere denir?
Dinde fakihliğin değişik manaları var. Fakih kimse fıkıhını bilen, hukuku bilen kimse demek. Dinde fakih olmak o kimsenin haramı, helalı, şüphelileri, nerede ne yapacağını bilen kimse demek. Ayet ve hadisler. Bu umumi bir nokta. Bir de bir kimsenin dinde fakih olması vardır. O kimsenin günlük hayatını idame ettireceği kadar fıkıh bilgisine sahip olmasıdır. Bir de sufilerin fakih olanı vardır. Sufilerce de fakih olan kimse, kalbine bir şeyin eksikliği, yanlışlığı, kalbine ilham olunan kimseler. Asıl fakih kimse de odur. Kalbine onun bunu yapma, bunu yeme, böyle söyleme diye haramdan, şüphelilerden uzaklaştırıcı kalbine bir ilham geliyorsa, onun kalbinde böyle bir Cenab-ı Hakk'ın nuru oluştuysa, böyle bir feraset onda oluştuysa, asıl fakih olan odur.
Birey bazında. Ama onun kendisini bağlar. O kimse böyle bir hale kavuşunca Allah'ın izniyle kurtuluşa erer mi? Evet. Ama bu, mesela Kur'an, sünnetle, imamların iştahatlarıyla sabit olmuş, kesinleşmiş haramların dışında şüphelilerle alakalı. Ortada duran meselelerle alakalıdır. Yani içki içmek zaten haram. E benim kalbime içkinin haramiyetle alakalı bir şeysi gelmedi. Şişeyi devir, bu değil. Bu, hani haramlar bellidir, haramlar bellidir, helallar da bellidir. Arasında şüpheli olanlar vardır. Siz onlardan mümkün olduğunca uzaklaşınız. Kaçınız. Takvaydı, bunu söylüyor tarif ederken. Takvanın şeriat noktasındaki tecelliyatı o kimsenin şüphelilerden uzak durması.
O zaman o kimsenin kalbinde böyle bir feraset var ise, Cenab-ı Hak onun kalbine ilham ediyorsa, o da şüphelilerden ne yapar? Uzak durur. Bu takvadır. Bu, az önceki muttaki olmaktır. O kimseni kurtuluşa erdirir. Bu, o kimseyi Allah'a yakin eder. Allah cümlemizi onlardan eylesin. İbadet nedir? Kimler ibadet eder? Sadece din ibadetten ibaret midir? İbadet, Kur'an ve sünnetle sabitlenmiş olan bütün her şeydir. Bakın, Kur'an ve sünnetle sabitlenmiş olan bütün her şey ibadettir. Kur'an-ı Kerim'de beyan edilen, yapılması öngörülen, uzaklaşılması emredilen, hadis-i şeriflerde sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yapılmasını öngördüğü, emrettiği, uzaklaşılmasını istediği bütün her şey ibadet kavramının içerisindedir.
Yani yolda yürürken bir taşı insanların ayağını çermeleyecek, yolla gitmesine zarar verecek, yolda rahat yürümesine engel teşkil edecek bir taşı dahi kenara koymak bu manada ibadettir. O yüzden ibadet iyi amel, salih ameldir. Sadece namaz kılmak değildir. Burada sadece ibadetten ibaret midir? Evet, din sadece bu manada ibadetten ibarettir. Ama ibadeti sadece namaz, abdest, oruç noktasında alırsak, o zaman doğru bir noktada olmayız. Salih ameller de ibadetin içerisindedir. İnsanlara faydalı olmak da ibadetin içerisindedir. Bir Müslümanın kendince sabahtan kalkıp akşam yatıncaya kadar sünnete Resulullah'a tabi olması, haramlardan uzak durması ibadettir.
O yüzden ama İslam dünyasında ibadet denilince sadece namaz, abdest, oruç algılanıyor. Burası sıkıntılı. Yoksa din ibadet midir? Baştan sona ibadettir. Bakın baştan sona ibadettir. Nasıl ibadettir? O kimse her ne yapıyorsa, sünnet-i Resulullah'a uygun bir şekilde yapıyorsa, her ne yapıyorsa, Kur'an ve sünnetin dinin emrettiği noktada yapıyorsa, o kimsenin nefes alması dahi ibadettir. Abdest aldı, oturdu, nefes alıp veriyor. İbadettir onun nefes alışverişi dahi. Abdestli çünkü. O yüzden hadis kudsi de var bu konuda. Hani kul hesap yerine getirilir, işte denilir ki senin şu kadar sevabın var, kul der ki benim bu kadar sevabım yok ki. Neden?
Kul onların o esnada Cenab-ı Hakk'ın ince ince sevap defterinin yazdığının farkında değildir. O yüzden bir kimse haram işlemeye muktedir olduğu halde, haramı işlemiyorsa dahi o kimse ibadet etmiştir. Kalbe gelen düşünceleri nasıl tanımlayabiliriz? Bize yaptırımı ve mesuliyeti var mıdır? Kalbe gelen düşünceler eğer Kur'an ve sünnete uygun ise, olumlu ise bu hayırdır.
Kur'an ve sünnete uygun değil ise bu şerdir. Bunları tanımlayabilmesi için bir kimsenin bir, ya zahiri fıkıh bilgisi olacak, iki, ya da kalbine ne olmuş olacak? İlham gelmiş olacak. Kalbine ilham gelinceye kadar bir Müslümanın yapmakla mükellef olduğu şey ne? Günlük hayatında, dinini yaşayacağı günlük hayatında yetecek kadar fıkıh bilgisine sahip olması. Kalbin harekete geçmesi nasıl başlar? Kalbin harekete geçmesi, bir kimsenin haramlardan uzak durup, nafilelerle Allah'a yaklaşıp, Allah'ı zikretmesiyle mümkün. Bunun başlangıcı ne? İşte bir şey olacak, onun kalbine senin ilham olarak gelmesi. Bu, genelde Müslümanın, müminin sakınması içindir bu. Müminin sakınması için değil de, burası çok önemli.
Bir mümin sakınması gereken bir şey de kalbi çalışmıyor. Veya ona sakınılması gerektiği yerde kalbine bir şey gelmiyor. Çok güzel bir yemek var, yemeği yerken az ye diye kalbine bir şey gelmiyor. Yemeği bir tamam götürüyor. Veya şüpheli bir şey yiyecek, kalbine bir şey gelmiyor. Ama derviş kardeşinin özel bir hali için kalbine bir şey geliyor.
Bu kalbe gelen şey şeytani. Sen de onun peşine takılıyorsun. Sen onun peşine takıldın o heva ve hevesten gelen sese, peşine takıldın gittin. Allah muhafaza eylesin. Kalbe gelen şey seni muhafaza edecek. Seni koruyacak. Seni harama, senin yanlışlığa, eksikliğe düşmekten ne yapacak? Seni koruyacak. Eğer kalbe gelen şey seni korumuyorsa, kalbe gelen şey arkadaşlarını, çevreni, eşini, dostunu korumuyorsa, kalbe gelen şey Ümmet-i Muhammed'in hayrına değilse, korumuyorsa, o kalbe gelen şey bil ki şeytanın hile ve destesidir. Başka bir şey değil. Sen seni anladığın gibi ben beni nasıl anlarım?
Normalde sen de ben de varsak ikilikteyiz o zaman. Bir de bunlar böyle çok özür dilerim. Yani bu soruyu soran kimse başka bir yerden alıntı yapmış bunu. Bunlar boş da, boş felsefe bunlar. Böyle kelimeler internette uçuşuyor ya her yerde. Sen seni tanırsan ben beni tanırım. Ben beni tanıdığım gibi sen seni de tanırsın. Ben sen oldun, sen ben oldun. Gel, hoş geldin. Bunların internette dolaşan boş laflar bunlar. Tekrar söylüyorum, internette dolaşan boş laflar. Bunlar böyle oturduğu yerde insanlar kelime üretmek için uğraşıyorlar. Çok affedersiniz, burnlarının ucunu görmüyorlar.
Ama böyle bir laf söylemeleri lazım. O lafı da söyleyince herkes de onlara bakması lazım. Vay ya, ne laf söyledi ya. Ne muhteşem bir şey söyledi ya. Ne alakası var? Zırvalı da attı işte. Sen de onun zırvasının peşine takıldın. Laf üretiyor. Laf cambazı laf. Bunu genelde melamiler, arabi meştepliler, melamiler, nur arabi meştepliler.
Onlar bunu çok iyi becerirler. Kelime üretirler. Laf üretirler. Veya üretilmiş bir lafı alırlar, onu dillerine persenek ederler. O hal ile hallenmemiştir. Bir kimse bir hal ile hallenmediyse, bir makam ile makamlanmadıysa, söylemiş olduğu sözlerin hepsi de papağan varidir. Hazreti Mevlana Celaleti Rum Hazretleri lanet olsun o maymunlaşmış kimseye diyor. Taklit eder. Sebep? Taklit ediyor o. Onun kalbine bir ilham gelmiyor. Ona bir söz gelmiyor. Bu tip insanlarla konuş, ona gece kalk namaz kıl diyen yok. Gündüzünü oruçlu geçir diyen yok.
Git şurada bir fukarayı doyur diyen yok. Git filancanın borcu var, borcunu öde diyen yok. Git filanca dum kadına yardım et diyen yok. Bu kalbe ilham gelenler, böyle boş ilham hep. Kelam üreteceğiz diye uğraşıyorlar. Kelam üreteceğiz diye uğraşıyorlar. İş üretmiyorlar, amel üretmiyorlar. Onu hiç, şimdi böyle bu hepimiz için söylüyorum bunu. Gece rüyanızda filanca çok fukara ihtiyacı var diye rüya göreniniz var mı? Sıkıntıda olan bir kardeşinizi rüyanızda sıkıntısı var diye rüyanızda görmüyorsanız, bir derviş kardeşinizin sıkıntısını, problemini rüyanızda görmüyorsanız, görüp de onu çözmüyorsanız, hiç şeyhde fani olacağız diye düşünmeyin.
Bir derviş kardeşinizin kalbini kırdıysanız, bir derviş kardeşinizi incittiyseniz, bir derviş kardeşinizin kalbi size burkulduysa, siz fena bir şeyh olacağız diye uğraşmayın. Siz şeyhin size husisi söylediği bir şeyi yerine getirmediyseniz, direk veya en direk şeyhinize muhalefet ettiyseniz, şeyhde fani olacağız diye hiç hayal kurmayın.
Açık net. Sana dağ çık dediğinde, dağ çıkmadıysan, kendi kendine aklına yorum yaptıysan, ya dağ çıkmaktan kasıt şudur, o böyle demek istememiştir de, şöyle demek istemiştir dediysen, sen şeyhde fani olacağım diye hiç bekleme. Sana dedi, şuraya dikel, sen oraya dikeldin. Birisi geldi, ne dikiliyorsun burada? Bana dikiliyorum işte, bana dikil dedi. Ya bu öyle, ne alakası var? Sana dikil demiş ya. Bu manada değil, otur sen. Dedi, sen de oturdun. Sen oturduğun anda o adam senin şeyhin oldu. Sen onda fani ol. Git ona, sen de ki, ver elini öpeyim, ne oldu? Ya yeni şeyhim sensin de.
Zaten bir kişiye, iki kişiye yapsa bir kimse bunu, hiç kimse kimsenin işine karışmaz. Mustafa Efendi, sen çayları dağıtmışsın bugün. Emredersiniz efendim. Ben o gün Nevşehir'de çay dağıtıyorum. Gelin gidene çayı ben dağıtıyorum. Biri geldi, bıraktı hepsini dedi. Hayırdır dedim. Buranın çaycısı benim dedi. Ha yok ya, sen çaycı değilmişsin dedim ben. Dedim bunu. İlk önce dedi, şeyh efendi emretti dedi. Ben çaycıyı koyayım. Sen bırak dedi, buranın çaycısı benim dedi. Ben bıraktım, elini ver dedim ben. Ne oldu dedi, buranın yeni şeyhi sen misin dedim. Haberim yokmuş benim. Nasıl yandı, bas be dedim ya.
Buranın yeni şeyhi sen misin dedim. Ne içeride oturanın haberi var dedim, ne de bu cemaatin haberi var. Hemen arkadaşlara söyleyeyim. Arkadaşlar, yeni şeyhi bu diyeyim dedim ben. Sen ne diyeyim? Deli misin dedi bana. Ha öyleyim dedim ben. Ahmak olunca insan çarpılır. Sonra o bir daha geldi, bir daha çarpıldı. Sonra geldi, bir daha çarpıldı. Çarpılmaktan bıkmıyor. Ben de gülüyorum buna. Bu da Nevşer'in hesapta en iyi dervişi. Meczup hesapta böyle bir gözlerini karıştırıyor falan. Bir sefer yaparsın. Bitti. Her meselede de beni şikayet ederdi. Hiç umurumda değil benim.
Hiç umurumda değil. Eğer bir kimse, bakın bir kimse, ne derse desin sana. Bunlar size tuhaf geliyor. Bunlar arkadaşlara tuhaf geliyor. Bunu dışarıdan bir kimseye söyleseniz. Siz böyle kafayı üşütüyorsunuz. İşte ne o? Gassal'ın önünde siz mevt gibi oluyorsunuz. Muhabbet bu ya. Ha öyle, biz öyle oluyoruz. Bana öyle söylüyorlar da, ha kardeş biz öyle oluyoruz diyordum. Biz öyleyiz. Sen olma. Sen olma ya. Sen akıllısın. Sen çok zekisin. Sen çok biliyorsun. Sen nakipsin, nügabbaysın, halifeysin, dervişsin, hal dervişisin, meczupsun. Her şeysin sen.
Sen olma. Ya nasıl? Olma ya kardeşler. Sen ne yapacaksın? Sana dikil demiş oraya. Sen dikilmezsin. Sana boş gelir o. O sana boş gelir. Sat demiş satmazsın sen. Zararını düşünürsün. Al demiş almazsın. Sebeb pahalı dersin. At bunu demiş. Atmazsın sen. Ya bu atılır mı dersin? Tut bunu demiş. Sen tutulur mu dersin? Tutmazsın. Ama böyle süslü lafları herkes söyler. Süslü söz. Herkes söyler.
Sözü söylemek çok kolay çünkü. Bakın sözü söylemek çok kolay. Sen birine bir şey dersin. Bunu böyle yap. Ben ondan küstüm ama. Ha iyi. Tamam. Sen ondan küssen biz değiştirelim. Başkasına söyleyelim. Örneğin. Aklımdan gelen eskilerden demetler bunlar. Yenilerden söylemiyor. Millet üzerine alınmasın. Utanmasın. Alınganlık yapmasın. Küsüyor sonra dervişler. Ya bir de o var. O yüzden süslü laflara bakmayın. Suflik hal ve makamdır. Önce hale kavuşur o kimse. Sonra makama kavuşur.
Kal değildir. Süslü laf değildir. Hal. Sen o hal ile hallendin mi? Kale gerek yok. Sen seni mi tanıyorsun? Ben beni mi tanıyorum? Sen beni mi tanıyorsun? Ben seni mi tanıyorum? Gerek yok. Sen ben mi oldum? Ben senin mi oldum? Gerek yok. Bunu söylüyor ya işte. O olmak lazım. Kim oldun da o olman lazım senin? Olduğunu söyle bana. Birine öyle dedim. Kimi en çok seviyorum dedim. Dedin bana mı? Kimi en çok seviyorum? Kime aşıksın? Eşime dedi. Hiç rüyanda gördün mü dedim eşini? Açlığını hissettin mi?
Topluğunu hissettin mi? Başının ağrısını hissettin mi? Sancısını hissettin mi? Canını ne hissettin mi? Ne hissettin mi? Sen bir şey yerken aklına geldi mi? Eve götüremeyeceğin bir şey. Ona niyet ettin mi yemek yerken? İçerken ona niyet ettin mi? Gezerken bakarken ona niyet ettin mi? Attığın her adımı ona niyet ettin mi? Seviyorsun ya. Niye? Hanımına aşıksın. Harikasın ya. Aynada kendini mi gördün onu mu gördün? Aynaya baktığında kendini görüyorsan sen aşık değilsin hiç kimseye. Aynaya baktığında aşık olduğunu gör gel. Sana mürid olalım.
Evet. Neye aşık sana? Geçen bayanların sohbetinde olduğu şeyhim demiyorsunuz. Ne yapayım dedim herkes şeyh. Herkesin şeyh olduğu yerde dedim. Şeyh ne yapacak şeyh orada? E mürid lazım. Allah yiyesin. O yüzden hepiniz de tavsiyem. Süslü kelimeleri bırakın. Süslü kelimelerden uzak durun. Kelimenin süsü sizi aldatmasın. Süslü kelimelerle konuşacağım diye uğraşmayın. Sufilik süslü kelimelerle konuşmak.
Süslü cümleler kurup insanların normalde böyle vay ya ne konuştu demek değil. Sufilik hal ehli olmak. Sufilik makam ehli olmak. Sufilik o. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Yine devam edelim bir iki tane. Biz haramları iyi öğrenelim. İyi derviş olmak için haramları iyi öğrenelim inşallah. İki üç tane yine riyayla alakalı hadis sokuyalım inşallah. İmam-ı Ahmet, Müslim, Nesai ve Hakim rivayet etmiş. Kıyamet günü hesap anında üç kişi helak olacaktır. Cömertler, kahramanlar ve alimler. Geçen haftadan ilave edelim.
Cömertler niçin helak olacaktı? Kendilerine cömert desinler diye. Vay ne cömert insan desinler diye ne yapıyordu? Cömertlik yapıyordu. O sağ eli verirken sol elinin haberinin olmaması gerekiyordu. Ama o ne yaptı? Dümbür düdük etti kimseye bir şey yaptığını. Bizim onun tabiridir bu. Dümbür düdük etmek. Yani herkese duyurmak. Annemin tabirleri bunlar. Herkese duyuruyor, bir şey yapıyor. Demek ki cömertlik yaparken herkesi duyurmayacak. Herkesin haberi olmayacak. Herkese onu ne yapacak? Anlatmayacak. Bu bir tek peygamberlere, alimlere, velilere, hakimlere, amirlere müsaade edilmiş.
Sebebi ne? Halkı cömertliğe teşvik etmek için. Bir tek peygamberler, alimler ve veliler yaptıklarını bu konuda açığa çıkarırlar. Çıkarmalarının sebebi örnek olsun diye. İnsanlara teşvik olsun diye. Sen ya peygambersindir, ya mürşidi kamisindir, ya da iyi bir alimsindir. Sen yaptığını insanlara gösterirsin. Sebep? İnsanlara örnek olmak için, teşvik etmek için. O insanlar senden gördüğü gibi amel edecekler çünkü.
Sen onlara ölçü olacaksın. Sen onlara yol açacaksın. Onlara öğreteceksin. Bir tek bunlara müsaade edilmiştir. İşte namazı göstermek, orucu göstermek, işte pazartesi, perşembe oruç tutup, sen mürşidi kaminsen, peygambersen, alimsen, amirsen, pazartesi, perşembe orucunu söylersin. Bugün perşembe oruç tutmak sünnet, işte bu fakirde bu sünneti icra etmeye çalışıyor.
Bunu kime söylersin? Bunu perşembe orucundan haberi olmayan kimseye öğretmek için söylersin. Bu perşembe orucundan o cemaatin haberi var ise onlara bunu söylemezsin. O zaman bu gösteriş olur. Haberi olmayan kimseye öğretmek için bunu söylersen bu tebliğ olur, nasihat olur. Ama biliyor, oradaki o grup, o insanlar biliyorlar.
Onların önünde ben bugün perşembeydi, işte iftar edeceğim zaman, hayır bunu söylemeyeceksin. Onlar biliyorlar bugün perşembe. Perşembe günleri oruç tutmak sünnet. O yüzden o sünneti bilen insanların önünde oruçlu olduğunu söylemenin bir anlamı yok. Allah bizi affetsin. İkincisi kimlerdi? İkincisi de kahramanlar. Vay ne kadar kahraman desinler diye savaş meydanında cihad eder. Vay ne kadar kahramanmış desinler diye kahramanlık taslayanlar. Üçüncüsü de kimlermiş? Alimler. Allah muhafaza eylesin. Onlar da ilmi gösteriş için elde ediyorlar. Vay ne kadar çok hadis biliyor. Şu giden adam vardır ya, evet ya ayaklı kütüphane gibidir.
Elhamdülillah öyleyiz. Filan. O kimse gösteriş için ilim taslarsa, gösteriş için kelimeler ve cümleler kuruyorsa, Allah muhafaza eylesin. O da ne olur? O da helak olanlardan olur. Rabb'i muhafaza eylesin inşallah. Allah-u Teala, hukukunda şüphe olmayan kıyamet gününde, ilk ve son bütün insanları bir araya topladığı vakitte, bir münadi, yani bir münadi dediği çığırtkan veyahut da bir münadi bir şeyi ilan eden kimse, amelinde Allah'tan başkasını ortak eden, sevabını Allah'tan başkasından istesin.
Allah ortakların ortaklıktan en müstani olanıdır diye çağırır. O zaman kim ameline neyi ortak ettiyse, amelinin karşılığını da ne yapacak? Ondan isteyecek. E, mahşer günde böyle bir şey mümkün mü? Değil. O yüzden amellerimizi ne yapacağız? Bir başkasına ortak etmeyeceğiz. Amellerimizi bir başkası görsün, bilsin, tanısın, bir başkası bizi sevsin, bir başkası bizi met etsin diye yapmayacağız. Biz amellerimizi Allah için yapacağız. Cenab-ı Hak cümlemizi onlardan eylesin inşallah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.