mustafaozbag.org

560. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 23 Şubat 2018 · 35:31

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır eylesin inşallah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Bir sohbetinizde Allah'ı çok sevin. Öyle ki onu şeyhinizden bile çok sevin demiştiniz. Allah Celle Celaluhu zaten şeyhimizden daha çok sevmemiz gerekmez mi? Buradaki vurguyu nasıl anlamalıyız? Her şeyin bir vartası vardır. Tasavvufun, tarikatların da kendi içlerinde vartaları vardır.
Bu vartalardan birisi bir kimsenin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini Allah'tan fazla sevmesidir. Bu vartalardan birisi bir kimsenin şeyhini Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden ve Allah'tan fazla sevmesidir. Bu vartalardan birisi bir kimsenin başındaki zakiri, çavuşu şeyhinden fazla sevmesidir.
Bu sufilin kendi içerisindeki, tasavvufun kendi içerisindeki vartalarıdır. Bunu insan fark etmez. İnce bir çizgidir bu. O yüzden özellikle bunu beyan ettim. Normalde şeyhlerin, zakirlerin, çavuşların nefsine tatlı gelir. Vazife yapanların nefsine tatlı gelir. Bir kimse onu sever, derviş olarak, dervişin birisi. O derviş onu sevince, o zakirin, çavuşun, şeyhin, halifenin, semazen başının, grup başının, orada zikrettiren herhangi bir kimsenin nefsine tatlı gelir bu.
O yüzden bu nefsine tatlı gelince de nefis oradan lezzet alır, haz alır, tat alır oradan. O sanki böyle farklı bir manevi hava yaşıyormuş gibi zanneder. Bunu normalde eğer bir şeyh efendi fark ederse, bunu dervişlere söylemesi lazım. İkaz etmesi lazım, irşad etmesi lazım. Demesi lazım ki bir şeyhin, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden fazla sevilmesi, Allah'tan fazla sevilmesi insanı vartaya götürür. Bu normalde bir an için insanın gözlük, gönlük kayabilir, yeni dervişlerde böyle şeyler tecelli eder. Bunun geçici olması lazım. Bu kalıcı bir şekilde olursa, bu Allah muhafaza eylesen, yola sapkınlık bulaşmış olur.
Yola sapkınlık bulaşınca, geriden gelenlere biz kötü bir adet, kötü bir gelenek, kötü bir örf, kötü bir çizgi, kötü bir yol bırakmış oluruz. İnsanlar gelir geçer, ömür bu. Üç yıl, beş yıl, on yıl, yirmi yıl, otuz yıl. Sufilik olarak kaç yılsa yaşayıp geçip bitecek. Ama insanlar arkadan kötü bir adet, kötü bir gelenek, kötü bir örf, kötü bir yol bırakırlarsa, arkasından gelen kaç kişi o yoldan geçerse, hepsinden kötülük gelir.
Allah muhafaza eylesin. O esnada nefsimize tatlı gelebilir bizim. Vay, derviş ne kadar çok sevdi şeyhini ya. Şeyhin hoşuna gidebilir, etrafın hoşuna gidebilir. Vay, derviş ne kadar bağlı zakirine, ne kadar çok sevdi ya. O esnada zakirin hoşuna gidebilir, dervişin hoşuna gidebilir. Vay, işte ders yaptıran kimse ne kadar çok sevdi ya. Çavuş, işte amir, memur, neyse. O esnada onun hoşuna gidebilir. Bu işin içerisinde iştigal eden kimsenin hoşuna gidebilir. Ama geriye kötü bir yol bırakılır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden özellikle bunu beyan ettim. Dedim ki, Allah'ı çok sevin. Öyle ki, şeyhinizden bile çok sevin dedim. Bunun özellikle üzerine beyan etmemin sebebi bu.
Bir kimse bu noktada vartaya düşmesin. Bir kimse bu noktada yanlışa, eksikliğe düşmesin. Bir kimse ola ki, böyle bir şey aklından, fikrinden geçiriyorsa, yanlışlığa, eksikliğe düşmesin. Çünkü, sufilik ince bir çizgide yürür. O ince çizgide yürürken dengeyi düzgün tutturmak lazım. Denge tutmazsa Allah muhafaza eylesin. Küçük de bir şey olsa, göz yumarsanız, ardından onun arkası çorap söküyor gibi gelir. Bir şeye göz yumarsınız, o gelir. Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir. Nefisle mücadelede o nasihatlere herkesin ihtiyacı var. O yüzden özellikle söyledim onu. Ben şeyh olmadığımdan, bunu kendim için de söylemedim. Zaten biz o kadar sevilecek bir kimse değiliz.
Allah bizi affetsin inşallah. Ama zakir kardeşler, çavuş kardeşler, şeyhlik yapanlar, buna dikkat edecekler. Allah muhafaza eylesin. O normalde seven, öyle seven, hani böyle bu işi bilinçsizce seviyorsa, ona zarar gelmez. Ama ona müsaade edene zarar gelir. Bakın, bir kimse bilinçsiz bir şekilde bunu sever. Bilinçsiz bir şekilde adam örneğin işler. Şeyhini fütursuz bir şekilde sever. Onu şeyh efendi nasihat etmesi lazım.
Ona irşad etmesi lazım. Sufi, bilinçsiz bir şekilde zakirini öyle sever. Şeyhini dinlemez, zakirini dinler. Yapar onu. Bu zakirin hoşuna gider. Tat alır ondan. Dervişin de hoşuna gider. Tat alır ondan. Onu zakir görürse, zakir ona müdahale edecek. Onu şeyh görürse, şeyh müdahale edecek. Şimdi geriye gidelim. Sufilik tecrübedir. Tecrübe. Bu meselenin, bu işin içerisinde en etkin ve yetkin olan kimse, en tecrübeli kimsedir. Sufilik tecrübenin ve kalbin üzerine kuruludur.
Sufilik, aklı fikrin üzerine kurulu değildir. Yani bir kimse bütün meslemiyi okusa, sufilik tecrübesi yok ise, bütün tasavvuf kitaplarını okusa, sufilik tecrübesi yoksa, o batırır gemiye. Geçmiş dönemde bir arkadaş var, bir kardeş var. Bizim de bir hacı abimiz var. Dergahın içerisinde o da, Nakib-i Nükabba. Ona nasıl meylediyor? Ona nasıl meylediyor? Aşırı derecede meylediyor. Ben o Nakib-i Nükabba, örneğin işte X kimse, onun yanında da bir çavuş var.
Ama o çavuş mesela oranın zakiri gibi. Her şeyle o ilgileniyor. Ona dedim ki, bu adamı uyarın. Bu adam dedim, bak filanca abi dedim, şeyh gibi de değil. Şeyhten fazla seviyor dedim. Bu dedim sizin başınızı yaka. Bakın bunlar tecrübedir hep. Bu dedim sizin başınızı yaka. Bunu uyarın. O arkadaş dedi ki, abi çok seviyor ya dedi. Peki, sen bilirsin. Ben bir daha, bir ay, bir buçuk ay sonra gittim oraya. Yine aynı estantanerle karşılaştım. Yine aynı şeyi söyledim ona. Aradan bir, bir buçuk ay daha geçti. Yine aynı şey.
Bine aynı şeyi söyledim. Dedim, hata yapıyorsunuz. Yapmayın. Bir, bir dahaki gittiğimizde camide ders yapıyoruz. O arkadaş geldi. Abi filanca var ya dedi. Evet dedim ben. Şeyh Efendi ile bir görüştürseydik dedi. Bence görüştürme dedim ben. Onun bazı halleri var. İşte şöyle böyle filan bir şeyler söyledi. Dedim bunlar hal değil, görüştürme dedi. O aldı arkadaşı getirdi. Tam çıkıyoruz biz. Gidelim Mustafa Efendi'ye gidiyoruz. Ben Şeyh Efendi'nin arkasındayım. Hemen böyle az bir şey. Şeyh Efendi önüne gidiyor.
O da karşıdan o arkadaşı aldı getirdi. Efendim bu kardeşin bazı halleri var da dedi. Zikrullah'ta da o çocuk böyle tuhaf sesler çıkarıyor. Tuhaf hareketler yapıyor. Bizim o abimiz de Zikrullah esnasında Şeyh Efendi orada gitti. O böyle tuhaf sesler, haller çıkarınca işte parmağını alnına koydu. Onu okudu filan. Allah esmasında yaptı bunu. Neyse esma değişti. Şeyh Efendi beni attı orta yere. Yine o tuhaf sesler çıkarınca ben adamı tuttum. Bunu atın arkaya dedim. Bizim orada arkadaşlar attılar bunu arkaya. Tabii bu en arkada da tuhaf sesler çıkarmaya devam ediyor. Haber gönderdim esmanın ortasında. Gidin söyleyin ona.
Tuhaf sesleri devam ediyorsa açamışsın dışarı dedim. Sen hatırlamışsındır kim olduğunu. Siyah sakallı biri değil mi? Evet. Halakadan dışarı attığımı da görmüşsündür. Sen oradaydın orada. Tabii bu daha da tuhaf sesler çıkarmaya başladı arkada. Haber gönderdim. Dedim gidin söyleyin ona. Dedim camiden atacağım şimdi dışarı dedim. Neyse sesler biraz kesildi tabii. O arkadaş aldı Şeyh Efendi'ye doğru getirdi. Konuşturacak onunla. Tuhaf halleri var ya bakın Şeyh Efendi direkt sordu ona. O arkadaş dedi ki efendim işte bu kardeşimizin bazı halleri var dedi. Şeyh Efendi ona böyle direkt öyle bir sordu ki senin şeyhin kim o yavrum dedi. X baba efendim dedi.
Ali baba efendim dedi. Söyleyeyim artık şey değil. Ali baba efendim dedi. O arkadaşa dedi ki getiren lakir olan arkadaş oğlum bu Ali baba'ya bağlıymış. Ne getirdin ki benim yanıma dedi. Tık yok. Usta efendi oğlum Ali baba'ya bağlıymış. Bu Ali baba kim dedi. Ben tanımıyorum efendim Ali baba diye birini dedim. Öyle ya kim Ali baba. Ben kimin olduğunu biliyorum. Ama desem ki filancadır efendim. Belki de başka birisidir. Benim de ayağım boşa gitmezdi. Ben Ali baba diye birini tanımıyorum efendim dedim. Tanımam zaten sen dedi bana.
Sen zaten tanımazsın dedi. Tanımıyorum efendim dedim. Öyle ya Ali baba diye birini tanımıyorum ben. Ona döndü zakire. Dedi oğlum bu Ali baba'nın dervişiymiş. Ne yapmaya getirdin ki benim yanıma dedi. Götür Ali baba'nın yanına dedi. Bir şey sordu. Kim Ali baba dedi. İşte filanca efendim dedi. Ha git onun yanına dedi. O da ön tarafta. Caminin önünde o da. Hani çıkışma çıkma noktasında. Git oğlum ona götür dedi. Ona. Bana döndü. Mustafa efendi bir baba olamadın dedi. Olamayacağız efendim dedim ben. Böyle baktı. Benden liman babası bile olmaz efendim dedim ben. Benden bir şey olmaz dedim ben.
Böyle güldü hafiften. Tabii Mustafa efendi bu ne oğlum dedi. Yapacak bir şey yok efendim dedi. Sen bunları uyarmadın mı dedi. Ben sustum. Tabii gidiyoruz. O akşam o zakirin evinde kalacaktı. Çanta orada. Gidelim çantayı alalım oradan. Emredersiniz efendim. Evin önüne kadar gittik. Ben dedim çantayı alıyoruz. Baba burada kalmayacak. Tabii onlar da zannediyorlar ki hani burada kalmayalım diye ben söyledim zannediyorlar. Böyle tam andıracak oldu. Dedim şeyh benim emrimde mi? Nerede isterse orada yatar. Nerede isterse orada kalkar.
Nereye isterse gider dedim. Dedim ben ne alakası var? Neyse. Çantayı aldık gittik. Tabii ertesi gün söz konusu olan kimseler heyet halinde kahvaltıdan sonra geldiler. İşte efendim özür dileriz. Biz o arkadaşa öğretecektik. Bir o arkadaşa tanıtacaktık. Söyleyecektik. Bu arkadaş işte şey bu şeyhefendi tek kelime yok. Kafasını sallıyor. Hayırlısı olsun dedi. Tabii o bir kıvılcım oldu. Ardından sonra başka şeyler sökün etti. Başladı sohbetlerde o abimiz ben de babayım deme. O bir şey Allah muhafaza eylesin.
O bu sözü de tecrübeye dayanaraktan söyledi. Evet. Hiç kimse şeyhini Allah'ı sever gibi sevmesin. Hiç kimse Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini Allah gibi sevmesin. Hiç kimse şeyhini peygamberi sever gibi sevmesin. Ölçüdür bu. Hiç kimse zakirini şeyhini sever gibi sevmesin. Ölçüdür bu. Bakın ölçü. Hiç kimse bir kardeşini zakir yerine koymasın. Ölçüdür bu. insanlar gelir gider yol kalır. Biz gelir gideriz yol kalır. Arkamızdan gelenler ya ne çarpık bir yol bırakmış demesinler.
Bu onunla alakalıydı. Allah bizi affetsin inşallah. ben de tecrübe oldu. Bu 28 Şubat döneminde şeyhler toplantısı bir yerde olurken bir yerde de halifeler toplanırlardı. İşte onların yanında aslında derviş gelmesi yasaktı. Onlar böyle husisi hani bizi çok seven var. Biz çok kalabalıkız. Biz çok kuvvetliyiz. manasında böyle 3-5 derviş getirirlerdi. Onların yanlarında getirdiklerinde o dervişlerin üzerinde tespit ettiklerim vardı benim. Allah muhafaza eylesin. Yani o şeyhler o halifeler kendilerini öyle bir yere koymuşlar ki koydurmuşlar ki yani Allah muhafaza eylesin.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine o kadar hürmet etmemiş insanlar belki de. Benim dergaha girdiğimden beri bir tezim vardır. Bir şeyh bir halife bir zakir bir çavuş bir nakip bir nükabba derviş kardeşine özel işlerini yaptırıyorsa sıkıntı vardır orada.
Orada sıkıntı vardır. Bir çavuş bir zakir bir nakip bir nükabba bir halife kendisini şeyhin yerine koyuyorsa sıkıntı vardır orada. bir şeyh kendisini Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini yerine koyuyorsa sıkıntı vardır orada. Bu kim olursa olsun bakın bu kim olursa olsun orada sıkıntı vardır. Ben Allah'a feshin o şeyhlerde halifelerde bu vartaları gördüm. Haddim değil ama gördüm. Biraz agresif olabilirim bu tip meselelerde agresifliğimin temel sebeplerinden birisi benim yaşadığım tecrübelerle alakalı.
Ben böyle ayağını uzatıp abdest alırken ayağını yıkatan şeyhi biliyorum. Ayağını uzatıyor derviş yıkıyor abdest alırken. O bitiyor bir ayağını uzatıyor derviş yıkıyor ayağını. Abdest alıyor şeyh efendiyi. Bunu gözümün önünde görüyorum ben. Bir de diyor ki mahşerde diyor öldüğünde mahşere çıktığında hesaba çekildiğinde dersin diyor. Ben filanca efendinin ayağını yıkadım. Allah muhafaza eylesin. Amin. Ben dervişlik kisvesiyle dilenenleri gördüm. Deniz dervişlik kisvesi şu haydari dervişlik kisvesidir.
Şu sarı dervişlik kisvesidir. sünnettir. Ama böyle sarmak ve bu bu şekil bu renklerde sarmak dervişlik alametidir. Bir kimse başındaki sarıkla sırtındaki haydari ile Allah muhafaza eylesin. Yapmayacak. Biz dışarıda sarmayız bunu. Korktuğumuzdan çekindiğimizden değil. Dışarıda insan bir boşluğa denk gelir püf yapar tükürür bir tarafa başındaki sarıkla dışarıdaki kimse der ki bak dervişim diyene bak nasıl yere tükürdü der. Fark etmez o kimse bir tarafa tükürüverir. O bilmez açık alanda Beytullah'a doğru tükürmek yanlıştır.
Caddenin sokağın içerisinde evinin içerisinde önünde sütre varsa birkaç metre ilerisinde yön cihet aranmaz şeriata. Onu bilmez o. bak der Beytullah'a karşı tükürdü. Bir kimse başındaki sarıkla takkeyle üzerindeki haydariyle bir boşlukta bulunur. Allah muhafaza eylesin. Sana gelmez laf ya direkt dervişliğe gider. Sırtındaki haydarisiyle der. Adamın sırtında haydari başında sarık takke dükkanın birisinde zikrullah yapıyor hem de sema edeceğim diye uğraşıyor. ben de dışarıdan görüyorum onu. Dışarıdan görünce içerideki Mustafa Efendi Mustafa Efendi gel bak bu da derviş bu da sizin dergahtan dedi.
Yeşil sarık var adamın kafasında. Şimdi Allah affetsin ben siyah sarardım dergahta siyah sarmak azdı. Siyah saranın az olmasının sebebi şuydu Şia diye bize atıfta bulunurlardı siyah sarık saranlara. Millet bu şeyden dolayı biraz çekindiğinden siyah sarmazlardı. Ben siyah yeşil sararım benim iki tane ana rengim vardır. Siyah yeşil kah yeşil sararım kah siyah sararım. Bizim Allah razı olsun şey nerede ya salih dal böyle iki top bana şey getirdi bu sarıklı kumaş getir dedi. Ben hediye ettikçe evden kesiyorum ama yeşil ama siyah ikisi de arabada vardır hep benim.
Şimdi yeşil sarık sarmış haydari var üzerinde onun sonra işte kafasında takya var dükkanın içerisinde hay hay diye hem kendince sema ediyor hem de işte zikrullah yapıyor. Dükkanın içinde çarşıda gittim baktım tanıdım adama adamın bizim dervişlikle alakası yok bizim dergahla da alakası yok ama yani işte birkaç derse geldi şeyh efendiyi tanıyor şeyh efendiyi tanıyor bu tip insanlar her topluluğa girerler çıkarlar herkese bir bulaşıklıkları vardır bunların o baktım o devam ediyor ya ben hu dedim şimdi işte bu durduğu
gözlerini belerti filan bir titredi ondan sonra dükkan sahibi de açtı çekmeceyi buna para verdi bu da böyle baygın gözlerle zikrullah'tan geçmiş ya arkadaş hesapta parayı aldı cebine koydu gitti dilencisin sen dedim buna yok dedim sufilikte dervişlikte böyle bir şey sen bizim dervişte değilsin ne dedim insanları aldatıyor Abdullah Efendi'yi bağlayayım ben onun sohbetlerine gidiyorum da ben o mübareği çok seviyorum da dedim yok böyle bir şey yasak dedim bizde bu sen dilencisin ne kızdı bana ben tabi oradan ayrıldım
o da ayrıldı aynı gün 3 saat sonra heykelde aynı kıyafetle eli açık dilenirken gördüm arabayla geçerken durdurdum arabayı trafiğin ortasında açtım camı Allah'a hamd ediyorum ki dedim senin üzerinde olan tespitimi dedim Cenab-ı Hak dedim ölmezden önce gösterdi bana dilenmek yoktur sufilikte kıyafetinle sufilin kıyafetiyle alametiyle bir şey yaparsın Allah muhafaza eylesin yola gelir leke o yüzden biz buradan sohbetten çıkınca kafamızdan sarığı çıkarırız kafamızdan bizim alameti farikamız olan takkemizi çıkarırız ben çıkarırım
yıllardan beri çıkarırım ben haydariyi çıkarırım alameti farika derim ki derste geleceğim sırtındaki haydarinde bir boşluk yaparsın Allah muhafaza eylesin yola gelir o yüzden o korkuyla o düşünceyle biz alameti farikamızla dışarı çıkmayız korkumuzdan çekintimizden değil Allah muhafaza eylesin dikkat edecek herkes bu riyayla alakalı geçen haftadan devam edeceğiz inşallah bir uzun hadis var bu uzun hadisi geçen hafta özellikle okumadım vaktimiz kalsın diye tirimizi ve hakim rivayet etmiş bunu kıyamet günü olduğu vakit
Allah-u Teala hesaplarını görmek üzere kullarına tecelli eder kullarının tümü dizüstü çökmüş şaşkın ve perişan vaziyettedir ilk hesaba çağırdığı Kur'an'ı ezberleyen hafızlar Allah yolunda savaşıp ölenler ve zenginlerdir ilk hesaba çekilen üç kurum bir hafızlar iki Allah yolunda savaşıp ölenler üç zenginler zengin kimdir nisab miktarı mala veya paraya sahip olan kimse zengindir adamın otuz tane dairesi vardır nisab miktarı paraya sahip değildir o zekat bile alabilir evet zenginlik
nisab miktarı para nisab miktarı mala bakar bu adam otuz tane dairenin bir tanesini alıp satmak için aldıysa bakın o bir dairenin parası zekata girer yirmi dokuz tane daire zekata girmez birini alıp satmak için aldı o bir tanesi nisab miktarından fazlaysa o zekata girer adamın elli tane arsası var ama hiçbirisi de satılık değil elli tane arsanın ellisi de birer trilyondan elli trilyon olsa zekata girmez ama bir tanesini alıp satmak için aldı o zekata girer hesabı anladınız değil mi evet zengin kimse kim nisab miktarı
paraya sahip olan bir yıl o para durdu mu durdu o zengin hükmündedir Allah-u Teala okuyucuya yani hafıza hafız demiyor hadis-i şerif medninde hafızı diyor ki okuyucu dikkat edin Resulüme indirdiğim kitabı yani Kur'an'ı sana öğretmedin mi diye sorar okuyucu der ki evet öğrettin ya Rabbi der Allah-u Teala o halde bu öğrendiğin ile neden ne amel ettin diye sorar okuyucu gece gündüz senin rızan için okudum ve okuttum der Allah-u Teala yalan söyledin buyurur melekler de ona yalan söyledin derler Allah belki bunları
yaparken benim rızamı değil halkın teveccühünü arıyor ve falancı ne okuyucudur denmesini istedin ve hakikaten de öyle dediler buyurur demek ki bir kimse hafız oldu güzel Kur'an-ı Kerim okuyor ve öğretiyor ama o bunu okurken ve öğretirken Allah için okuyup öğretmiyor filanca ne güzel okuyor desinler diye güzel okuyor filanca ne güzel öğretiyor desinler diye öğretiyor Allah muhafaza eylesin Cenab-ı Hak diyor ki o zamanda sen böyle denmesini istedin bunun için amel ettin sana da böyle dediler ne muhteşem hafız ya çok
iyi okuyor eğer o hafız gerçekten ne güzel okuyor desinler diye okuduysa gitti zengin getirir ve Allah Teala kendisine size hiç kimseye muhtaç olmayacak şekilde servet vermedin mi diye buyurur zengin der ki evet verdin ya Rabbi der Allah-u Teala o halde sana verdiğim bu servet ile ne amel yaptın diye sorar zengin senin rızan için akrabamı görüp gözettim fakir ve yoksullara tasaddukta bulundum der Allah-u Teala der ki yalan söyledin melekler de yalan söyledin derler Allah-u Teala belki bunları yapmakla falanca ne cömerttir
denmesini istedin ve böyle de dendi buyurur sonra Allah yolunda öldürülen getirilir Allah-u Teala ona niçin öldürüldün diye sorar adam senin yolunda cihad ile emrolundum ve öldürülünceye kadar savaştın der Allah-u Teala der ki ona yalan söyledin melekler de yalan söyledin derler sonra Allah belki falanca ne kahraman ne cesur bir adamdır denmesini istedin ve bu da dendi buyurur Allah muhafaza eylesin o yüzden amellerimizi yapacaklarımızı Allah için yapalım gizli şirke riyaya düşmeyelim riya neydi gösteriş Allah için
yapalım Allah için yaşayalım Allah bizi onlardan eylesin inşallah amin faalemellahum 1 ha ha ha

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi