mustafaozbag.org

56. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 49:06

Ömreye gidene haç faydalı olur mu? Haç herkese faydalı. İslam'ın şartlarından birisi, o yüzden haç, parası olur mu? Gücü yetemem, cikneye gücü yetemem. Parası olacak veya parası olmazsa da gücü yetecek. Yol bulabilen herkese faydalı. Bir hadî şerifte kadın ancak kocasına karşı sürsemiş, işleri çıkar ama ne yazık ki derviş olan kadın, bunun kocası da derviş, yakından tanınır, çok iyi sürse, oku sürmüş, dışarı çıkıyor, bu nasıl oluyor, açıklar mısınız, bunu yapam derviş.
Başkalarının eksikliklerini ve noksanlıklarıyla uğraşan insanlar kendi eksikliklerini göremezler. Bir başkasını takip eden, bir başkasının ekşiğini, noksanını takip eden kimse, şeytanın desisesini ve sesesini takip eden, inticap ederim, utanırım. Bir derviş kardeşimizin eksikliklerini görmekten, Allah muhafaza ederse. O yüzden kardeşlerinizin eksikliklerini görmeyin. Bu soruyu böyle soracağınıza, bir kadının dışarı süslenip kokulanarak çıkması caiz midir, değil midir diye sorsaydınız daha uykuldu. Ama bir derviş kardeşinizin üzerinde böyle bir şey düşündüğünüzde, böyle bir şey sorduğunuzda, velev ki o doğru olsa gayet, çok uygun bir şey değil.
O yüzden soruları böyle sorarken şahıslara yönelik, gruplara yönelik olarak değil, dinin doğrusu, dinle alakalı, ölçüyle alakalı. Kur'an, sünnet, haram, helal noktasında sorarsanız, daha uygun olur. Allah bizi affetsin inşallah. O yüzden evet, bir kadının kokulanarak dışarı çıkması, zina gibi büyük günahı kefayet. Bu noktada adı şerif de var. Bir kadının süslenip, merkezlerin ilgisini çekecek şekilde süslenip, kokulanıp dışarı çıkması, uygun bir şey değil.
Doğrudur. Ama bu bir ölçü. Birisi bunu yapıyorduk, yapmıyorduk. Bu farklı bir şey. Gönül arzu eder ki, hiçbir kadın süslenip, ilgi çekici bir şekilde dışarı çıkmasın. Buradaki süslenmekten kasıt, dışarıdaki erkeklerin direkt ilgisini çekecek bir süslenip, iyi giyinmesi değil. Yani siz buradaki süsü ve kokuyu iyi anlayın. Yani buradaki kokulanması, kadın kokusuyla erkekleri cezbedecek.
Kokulanmaktan kastı durun. Kadın süsüyle erkekleri cezbedecek. Yani bir kadın iyi bir mantı diyebilir, iyi bir örtü kullanabilir, iyi bir ayakkabı diyebilir, iyi bir çanta kullanabilir. Bu süs hükmüne girmez. Bütün erkeklerin ilgisini çekecek. Allah bizi affetsin. Buna süslenme denir. Veyahut da işte kadın bütün boyamıştır, dayamıştır, makyaj yapmıştır, küçük bir şekilde böyle dışarı çıkmıştır.
Bu uygun bir şey değil. Eyvallah. Ama bir erkeklerin ne kadar iyi giyinmeye hakkı var ise, kadınların da iyi giyinmeye hakkı var. Kadınların da kendi standartlarında, kendi yaşam standartlarında giyinmeye hakkı var. Kadının yaşam standartı vardır. İşte bir milyarlık manto giyiyordur. Ya standartlı olur. O kadın bir milyarlık mantoyla sokağa çıkmayacak deyip de onu haram edemeyiz. Sen süsleniyorsun. Bu süslenmeye gidiyor diyemeyiz. Bu bir kültürel mesele. Kadınlar Türkiye'de veya Bursa'da tesettür noktasında işte manto giyiyorlar. Uzun, ondan sonra mantomsu bir şeyler giyiyorlar gibi bu tip bir tesettür kültürü oluştu. Oluştu bu. Şimdi biz onların bu manto giyip dışarı çıkan bir kadının mantosunun kalitesine bakarak da süslenmeye de dışarı çıktığı hükmüne varırsak, işin içinden çıkamayız.
Örtülmüş çıkmış kadın, örtülmüş çıkmış bir kadın, müddet hatları belli değilse, içi görünmüyorsa, onun kıyafeti çok kaliteli olabilir. Bu onu süslenip de dışarı çıkma hükmünü, hükmünün içine girmez. Süslenip dışarı çıkma, yani bütün insanların ilgisini çekecek. Bütün yoldan geçen kadınların ilgisini, erkeklerin ilgisini çekecek. Süslenmeden kasıt o. Allah'ım o koku, evet. Yani normalde bir kadın çekici bir kokuyla kokulanıp dışarı çıkarsa, o zaman normalde o da bu noktada haddi aşmış olur. Ama kardeşlerin, birbirilerinin hanımlarının üzerinde, onların böyle atıfta bulunmaları, böyle konuşmaları çok uygun değil. Allah bizi affetsin.
Amin. Ama bir insan, cemaati imamlık yapabilir mi? Eğer o noktada ama kimsenin imamiyeti caiz olur, ama ve lakin orada bu noktada imamlık yapabilecek, bundan daha uygun birisi var ise, o daha uygun. Allah için gözyaşı dökmenin faziletini anlatır mısınız demiş. Allah için kim gözyaşı dökerse, onun en alt karşılığı cennettir. İttikap olacak mı? İnşallah. İttikap olacak. Bundan sonra intikaplar olacak. Ama ve lakin işte, yukarıda bir tadilat var. Yaz dönemine de giriyoruz. Yaz dönemi gelince biraz daha sıkıntılı olabilir. O yüzden bu noktada kesin kararlaştırılmış bir gün, günümüz yok.
Bu sebeple. Yaratılmışlar arasında tek irade verilen bir insanlardır. Cinliler de iradelidir. Müslümanın, Müslümana savaş açmasını mümin edir. Müslüman, Müslümana savaş açmaz. İki mümin birbirine savaş açamaz. İki mümin birbirini öldüremez. İki mümin birbirleriyle bu noktada kavga edemez. Kim önce kavgaya başlatırsa, kavganın sorumlusu olur. Kim önce silah çekerse ve silah çeken kimse ölürse, iki ölümden sorumlu olur. Mümin, Müminle savaşmaz. Mümin, Müminle kavga etmez. Allah muhafaza ederseniz. Amin. Tarihte Yavuz Sultan Selim'in Müslümanlarla savaşı olmuş. Bu konu hakkında bilgi verilmişsiniz. Yavuz Sultan Selim, bütün hepsini de tek bayrak altında toplamıştır.
Savaş bir tek şeyle olmuştur. Şah İsmail'le olmuştur. Geri kalan yerlerde savaş olmamıştır. Yani böyle bize aktarıldığı gibi olmamıştır. Veya sizin nereden şey yaptıysanız, Şah İsmail de mevcut sisteme, yani Osmanlı Devleti'ne devamlı saldırılar düzenlemiştir. Ve Yavuz Sultan Selim, daha önce Balkanlardaki savaş esnasında, Şah İsmail arkada Osmanlı'ya zarar vermiş.
Ve belki yerlere kadar girmiş. Orada insanlara belli bir katiyanlar yapmış. Ve bu sebeple Yavuz Sultan Selim, Doğu seferini yapmak zorunda kalmıştır. Osmanlı pek Doğu'yla ilgilenmemiştir. Doğu'dakileri kendi Müslüman kardeşleri olarak görmüş. Biraz da böyle tabiri caizse, hani haylaz kardeşler olur ya, böyle haylaz kardeşler statüsünde görmüş. pek Doğu'daki böyle, ne derler onlar? Arka bahçesi mi derler? Arka bahçesiyle fazla böyle gidişmemiş. Arada bir gitmiş, onları bir düzene katmış, düzene sokmuş, onlarla pek savaşmamış. Ama malumdur ki, eğer ki bir kavim, bir topluluğun başka bir topluluğe zulmediyorsa, ve o devlet, devlet anlayışı açısından, kendisine, kendi tebaasına zarar veren, kendisini rahatsız eden kimseyi, kimseyi bertarap etmesi hakkıdır.
Bunu bertarap etmesi hakkıdır. Osmanlı bir din devleti de değildir. Osmanlı kendisine dini referansı vermiştir. Kendi referansını Kur'an ve Sünnet olarak algılamıştır. Osmanlı bir din devleti değildir. Biz Osmanlı'yı bir kere yerli yerine koyalım. Osmanlı din devleti olmadığı gibi, belli bir dine dayalı bir sistem mi değildir?
Ama devlet ve devletin içerisindeki organlar, kendilerini Kur'an ve Sünnet'e referans etmektedir. Yoksa Osmanlı'nın içerisinde öyle beylikler vardır ki, Hristiyan hukukuyla hukuklanan yerler vardır. Kendi bölgesel hukukuyla hukuklanan, kendi bölgesel dinlerine iman etmiş, kendi kültürlükle yaşayan o kadar çok kavim, o kadar çok inanç topluluğu, o kadar din topluluğu, o kadar çok hukuk topluluğu vardır ki, Osmanlı bunlarla uğraşmamış zaten.
O yüzden Osmanlı'yı bir din devleti olarak görmeyin. Ama kendi Müslüman tevası, kendisine Kur'an ve Sünnet'e referans etmişler. Ve devletin kendi organı, kendi iç organı, kendi iç hukukunda, Kur'an ve Sünnet'i kendine referans etmişler. Eğer biz Osmanlı'yı bir din devleti olarak görürsek, o zaman onun yanlışlığını, dinin yanlışlığı olarak görürüz. Bu bizim ayağımızı yere bastırmaz. Din devleti olarak, bir tek Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri ve dört tane halife, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali Efendimiz'in devlet sistemlerini ancak din devleti olarak görebiliriz. Bunun haricinde ondan sonra gelen din devlet sistemlerini hepsini de din devlet olarak görmeyin.
Böyle bir şey görmeyin. Ve din devleti hiçbir zaman ondan sonra olmamıştır. Ta Mehdi Ali Resul çıkıncaya kadar da olmayacak. Hadis-i şerifler var. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin soyundan gelen torunu olacak olan Hz. Mehdi, bunu kuracağına dair hadisler var. Yeniden bunun inşa edileceğine dair hadisler var. Sahabe sözü var. Evliya-i Tümar Söretleri var. Bir noktada imamların fetvaları var. Ama bu iki dönem arası uygun dönemler. Yani Hz. Ali Efendimiz'in şehit olmasından sonraki dönemlerden geçmiş, işte çok uygun bir şekilde Ömer bin Abdülaziz zamanında böyle bir şey yaşanmış.
Dönem dönem değişik. Devlet başkanlarının döneminde Kur'an-ı Sünnet'e uygun zamanlar, sistemler, düzenler olmuş. Ama tam yine de icra edilememiş. Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin zamanındaki gibi veya ashabın zamanındaki gibi. Osmanlı da bunların içerisinde, Osmanlı da bu noktada gri bir devirdir. Yani direkt Kur'an-ı Sünnet'in çok iyi yaşanılığı, çok iyi yaşatıldığı bir zaman değildir.
Ama Kur'an-ı Sünnet'in referans edildiği, bu noktada gerçekten uzun müddet, yani en azından beş yüz yıl, dört yüz yıl, beş yüz yıl bu referansla yaşantılarını sürdürmüş bir sistem. Ama biz ona yine de bir din devleti diyemeyiz. Bu manada Osmanlı'nın hataları da kusurları da olmuştur. Eksiklikleri, yanlışlıkları da olmuştur.
Biz böyle Osmanlı'yı böyle savunalım derken, böyle bir tipik bir Osmanlı savunması vardır bizde. Hata ve kusurlarını yok kabul etmek değildir, kastımız. Lava olmadan sonra yürümek ve pabuk kullanmamız gerekiyor mu demiş. Yani eğer bu noktada o kimsenin akıntısı varsa, ben kullanacağım diyorsa kullanır. Eğer böyle bir şey olsa dahi kullanmayabilir o kimse. Özgürlüğü hükmünde olun, abdestini alın, namazını kıvarsın. Devamlı akan, yaralı bir kanı olan, yani bir yarası var oradan kan akıyor, bir yarası var oradan elin akıyor, bir yarası var oradan bisik akıyor. O hükmünde olup pamuk tıkanması atıyor, tamam. Ama tıkarsa onun da ayrı bir hükmü var. Pamulun dışına yaşlık geçerse, ıslaklık geçerse yine abdesti bozulur.
Tıkadı, ileride pamulun ıslak olmaması lazım. Bunu kontrol edecek. Islandığı anda yine abdesti bozulur, ona da bakacak. Yürümekle alakalı da, fıkıh kitaplarında bir şey bulamazsınız. Herhalde sahabelerin böyle bu noktada birkaç tane sözü var. Öksüreceğine dair, yürüyeceğine dair, pamuk tıkacağına dair. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin direkt kendi ağzından bu noktada abdestle alakalı hadislerde yok. Ashab'ın bu noktada kendisince bir tenkinli davranması var mı? Biz bu tenkinli davranışları kardeşleri din olarak veyahut da abdestin hükmü olarak aktaramayız, anlatamayız. Allah bizi muhafaza eylesin. Bu noktada önce Kur'an ve sünnettir. Birisinin bu noktada bir problemi var ise o probleme binaen böyle bir şey yapılabilir.
Çünkü abdestle alakalı hadislerin direkt Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ağzından ve fiilinden, fiil olarak da böyle bir şeysini ben karşılaştığımda okumadım. Olabilir birisi okumuştur, ona bir şey diyemem. Allah için kardeşlik hukukun ölçüleri nedir? Kardeşlerimize zarar vermeyin, başka bir şey istemem. Kardeşlik hukuku noktasında siz kardeşlerinize zarar vermeyin, zarar vermeyin. Sizden bir kardeşiniz zarar görmesin, o hukuk yeter size. Böyle bir zamanda, böyle bir zamanda insanlar vermiş kardeşlerine, kendi ana babadan kardeşlerine, komşularına, arkadaşlarına, etrafına alışveriş ettiği kimselere, mal aldı, mal sattı, onlarla beraber yolculuk yaptı, ticaret yaptı insanlara, zarar vermesin, bu onu evliya eder.
Bu onu evliya, ticaret hukukunu bu noktada eğer algılar, bu noktada biz dizayn edersek bu bize yeter. Birisi bizden zarar görmesin, bu yeter. Başka bir şeye ihtiyaç yok. Allah bizi affetsin inşallah. Bir kuldan mı saklayacağım diye bir deyim var ne derece doğrudur. Yanlış. Allah'ın bildiğini kuldan saklarız. Biz senin bir hatasının, kusurunu görürüz. Allah'ın bildiğini kuldan mı saklayacağım da söylersen, bilbet edersin.
Yanlışlık yapmışsın da, Allah kusurları ölçücüdür. Günahları affeticidir. Onu dillendirirsin, Allah'ın bildiğini kuldan mı saklayacağım diye, Cenab-ı Hak örtcek belki de günahını, Cenab-ı Hak örtcek, saklayacak, affedecek. Sen şahitlendirme, Allah'ın bildiğini kuldan saklarız, kullardan saklarız ve saklayın da.
Bu güzel bir hareketi, bir kimsenin kendi yanlışlıklarını, kendi şerini ortaya koyup hayırlarını gizlemesi. Bu mükemmel bir şey. Fakat bunu her nefis kaldırmaz. O zaman da siz bir eksikliğinizi böyle tevazu edip söyleyeceksiniz, öbür tarafta öylesini açmasız ceyaleden yere vurulursun.
Öylesine perişan edilirsiniz ki, ne iş dinleriniz kalır ne aile düzenli. Ticaret yapanlar dertleşirler. Birisi gelir işte bir arkadaşı veya ticaret yapan birisi, ona der ki ya bu çok sıkıntıdayız, çok sıkıntımız var. O dertlendiği arkadaşı öbür tarafa gider, ya çok zordalarmış ya, iddiaz edecekler herhalde der. O laf başka bir yere gider, normal çalıştığın, sistematik olarak çalıştığın yerlerle ilişkin bozulur.
Söyleme, kuldan sakla. Bir rahatsızlığın vardır ama çocuğunundur, ama senindir. Evlenecek kızım vardır, evlenecek oğlu vardır. Bir rahatsızlıktır, gelip geçici bir şeydir. Sen dersin ki ya oğlan bu ara rahatsız, işte şöyle böyle var. O bütün her tarafa senin oğlanın kanser olduğunu söylüyor. Evlenecek olduğun kızına zarar övetsin.
Evet, Allah'ın bildiğini kuldan saklayın. Sen gider ulu örteği anlatırsın, öbür tarafta boşandığını söylerler senin. Allah'ın bildiğini kuldan sakla. Evet, saklayın. Kendi özeliniz olsun. İnsanlar o kadar dedikoduya, iptiraya, hibbete, laf taşımaya, onun bunun üzerine vazife olmadığı işlere karışmaya müsait der ki Allah muhafaza eylesin. Üzerinizi bozarsınız. Nikah yapılırken mehir konuşulmamış, acaba şimdi ne yapılmalı? Mehir konuşulmadıysa, hanefilere göre bazılarına bir koyun miktarı, bazıları iki demiş, bazıları üç koyun demiş.
Ama bu bir iddet, iddet, bekleme zamanı kadar bir kadının kendi standartında, yaşam standartında, yani bir kadın üç ay geçim standartı olarak beş ay üstten bir buçuk milyardır. Başka bir kadın bir milyardır. Başka bir kadın için beş milyardır. O kadının yaşam seviyesinin neyse, o tüzlemdeki üç aylık geçim parasıdır. Onu hadî şeriflerde veya fakir kitaplarında bir koyun, işte kimisi iki koyun demiş, kimisi üç koyun demiş. O koyun, o kimsenin geçimi, iaşesi. Eğer konuşulmadıysa, o kadın kendi yaşam standartındaki parası kazandır.
Din ona öyle hükmetmiş. Bir seyyiden bir kardeşe Mevlana'nın hayatı ve söylevleri hakkında ödev vermiş. Acaba tekkeye getirsek oradaki kaynaklardan yana alınabilir mi? Tekkenin kütüphanesi halka açık. Tekkenin kütüphanesi bütün halka açık. Eve kitap götürmemek şartıyla. Bir ödev filan varsa oradaki yetkililerle bu noktada işte adresli telefonla alabilirler. Yani bir ödev yapacak kalsın uzun sürecekse bir günlüğüne, üç günlüğüne, beş günlüğüne herhalde müsaade ederler. Bilmiyorum, prosedür nasıl. Cafer öyle mi? Evet abi. Öyle, üç beş gün müsaade ediyorsunuz değil mi? Yani orada en gün not oluyor abi.
Tamam. Bu noktada ödev yapacak olanlara da orada işte müsaade ediliyor. Üç beş günlüğüne not alıyor kardeşler. O yüzden bu noktada kütüphane, bütün herkese açık. Ama ne anı açık ki bizim semazem ve mıtırmanın ağırlığı günü kütüphanede bir kardeş görmüyoruz biz. Göreceğimiz gün de cumartesi günleri. Normal günlerde de gitmiyor kardeşler. Normal günlerde gidin. Orada oturun kitap okuyun. Oradaki programa katılın. Katılın orada. Sema izleyin. Bir etkiliğiniz olsun. Alın çoluğunuzu çocuğunuzu gidin. Havalar da güzelleşiyor ne güzel. Kışın dahi çok güzel oluyor. Kar yağırken dışarıda çay içmek. Yağmur yağırken orada durmak. Dönet romantizm yaşayın. Havası güzel, suyu güzel, çayı güzel.
İlk bir yer. Elhamdülillah. Dua ederken ellerimizi açmamız şart mı? Sünnet. Bir de kalbinden de dua edebilir. İşte yürürken de dua eder. Eline açmadan da dua eder. Ama elini açması şart değil. Açabileceği zamanlar vardır. Açamayacağı zamanlar vardır. Keşke herkes elini açacaktır. O etse. Ama toplumun içerisinde şataat olabilir, şatafat olabilir, gösteriş olabilir, rüya olabilir. Bunlar düşünebilir insanlar. O yüzden bu kimsenin kendisiyle alakalı. Ben iş yerinde bildiğini bitirince dua edebilir, patiha okuyorum. Böyle istisnai durumlarda elimizi açmadan Rabbimize yalvasıp olur mu? Murayla nur olur. Bal gibi olur hem de.
Bir de bazen vakit namazlarından sonra tesbihata ekleme yapıyorum. Kelimeyi, tehdit, tövbe, istiğbar vesaire. Bunun mahsuru olur mu? Olmaz. Hiçbir zaman zikrılar yapan kimseyi. Hiçbir zikrılar yapıyorsun demeyiz. Ama bu ders bana yetmiyor. Aslında daha fazla benim ders çekmem lazım. Neden bana ağız ders verdi, ya bu üstad diye düşünürse o zaman o iş tehlikeli. Hay hay. Ölelerden habersiz imam nikahı yapmanın vebali nedir? Eğer ki kızın, kızın babası, kız babasından habersiz nikah yaptı.
Eğer ki kızın babası oğlanın kendi kızının dengi olmadığını iddia ederse ve oğlan kızının dengi değilse nikahı fasil eder. Fethetme hakkı var. Hanefi'ye göre bir kız kendi başına nikah kıyar ama ailenin bu noktada haberi olursa ve biz bu nikahı reddediyoruz, pes ediyoruz derse pes etmeye hakkı var. Oğlanın babası da almış olduğu kızı beğenmezse oğluna boşaltmaya hakkı var.
Şafi'de izinsiz nikah yok, Hanefi'de izinsiz nikah var ama ailelerin böyle de bir hakkı var. Ne düşünecek insanlığa? Bu kadar yeter herhalde. Nikahı unutmuşlar.
Kaç gün unutmuş? Bayağı büyük kahvet var. Adam kızı kaç gün unutmuş? Dini nikahı unutmuş. Büyük günahmaya itaat edilir. Dersin konusu. Ebu Derda anlatıyor. Allah Resulü dokuz şeyi bana emret. Dokuz parça parça kesilse ya da ateşlise yalnızam bile Allah'ın hiçbir şeyi ortak koşma. Bakın bu günah-i kerbalilerle alakalı, bütün bu kitabın sonuna kadar günah-i kerbalilerle alakalı konular önümüze çıktığında, birinci sırada hep Allah'a şirk vardır.
Allah'a şirk, günah-i kerbalidir. İki açı, saklısı meydanlasın. Ne umutu olsun. İki, bilerek parç namazı sakın terk etme. Bilerek bunu terk edenden Allah'ın himayesi kalkar. Bir kimse parç namazı bilerek terk ederse, ondan Allah'ın himayesi kalkar.
Resulullah sallallahu ve sellem alırsa da Ebu Derda'ya tavsiyede bulunur. Bir, ne olursan ol, ister yan yat, ister çamura bak, isterse seni ateşe atsınlar, isterse seni lime lime etsinler, doğrasınlar. Asla Allah'a şirk koşma, ortak koşma. İki, ikincisi, asla bile bile namazı terk etme.
Namazı terk edersen, Allah'ın senin üzerindeki himayesi kalkar. Allah'ın himayesinin kalkması ne demek? Bana Cenab-ı Hak bir tane melek görevlendirir. Bunu himaye et diye. En azından o meleğin vazifesi bitiyor. Allah seni cimni tarifesine karşı korumuyor. Şeytana karşı korumuyor. Başka varlıklara karşı seni korumuyor Cenab-ı Hak. Nazara, büyüye, iftiraya, rivete, dedikosya korumuyor seni. Tabiri caizse hani çilbirinden çıkarılmış hayvanlar vardır ya, çilbirinden çıkmış bir hayvan gibisin yani. Çilbirinden çıkmış.
Muhafaza edilmekten, korunmaktan çıkarılmış, azatlanmış birisisin. Nereye yapıyorsan yap. Bile bile namazı terk etme. Yok akşama özel, yapma. Şu işi hallediverin, yapma. Namazını kıl. Bir yerde git, hemen farzını kıl. Kılamayacaksın, cemek, cemek, kılamayacaksın değil mi? Kılamayacaksın. Öyle mi? Şimdi kıl, birleştir. Kıl, namazı kıl. Terk edenin, terk edenin Allah terk eder. Başka bir adi şerifte Allah Resulü buyurmuş ki, dinde en son yıkılan kale namazdır.
Yani namazı yıkılırsa dini yıkılır adam. Sakın şarap, içki içme. Çünkü o bütün kötülüklerin anahtarıdır. Allah muhafaza eylesin. Buradaki cemaat onu yapmaz. O mereti kullananlar bilir. Gerçekten bütün kötülüklerin anasıdır. İçki içen kumar doylar. İçki içen zinat eder. İçki içen yalanla söyler, bilbet eder, itirad eder. İçki içenin aklı yoktur. Her şey gelir başına. Onun başına her şey gelir, o her şeyde yapar. Başına her şey gelir, o her şeyde yapar.
Bende de arkadaşlar var, otuz yıldan beri adam ayıldı. Diyor ki ben ayıldım. İki aydan beri içimim. İşte Cenab-ı Hak nasip etti. Konuştuk, konuştuk, bırakınak. Diyor ki bana birader ya, ben neymişim ya diyor. Ben yaşamıyormuşum ki ya diyor. Otuz yıldır hiç ayılmamış adam. Otuz beş yıldır hiç ayılmamış. Adam iki aydan beri ayıldı.
Allah muhafaza eylesin. Etrafınızda varsa kullanan, yumuşak yumuşak, tatlı tatlı, ikaz ederekten, ilşad ederekten bıraktın. Adam bugün içki içer, yarın esrare başlar. Yarın eröğine, kokainine, morfine başlar. Allah muhafaza eylesin. Dört, babana saygılı ol. Anne babayla alakarsızlarımız şimdi.
Dördüncüsü neymiş? Ananı babana saygılı ol. Evlatlarınızı iyi yetiştirin. Evlatlarınızı iyi olur, evlatınızı da iyi yetiştirin. Bugün bir baba oğul var. Dükkanda bir problemleri vardı. Utandım. Bu senin oğlun. Sen yetiştirememişsin bunu. Evet yetiştirememişsin. Utandım. Utandım. Yerin dibine girdim. Birbirlerinden kullandıkları kelimelerini duyunca. Beni insanlığımdan utandım. Aksız dahi olsanız anne ve babalarınıza saygınızı yitirmeyin. Anneniz babanız haksız. Saygını yitirmese haksızlık yapıyorlar, yapsınlar.
Sen saygını yitirme. Sen edebini bozma. Sen ahlakını bozma. Muhafaza eylesin. Hareketinden sefere çıkmanı sana emrederlerse onların gönlünü almak için çık. Biliyor musunuz? Diyecekler ki sana Bursa'yı terk et. Onların gönlünü almak için diyor. Terk et Bursa'yı. Diyor ki çık git evden. Onun gönlünü almak için çık git. Bursa'yı beraber oturuyor. Anneniz babası dedi ki defol gitti evden. Sen olacak gidecek. Bunun gönlü olacak. Allah muhafaza eylesin. Sen kendini haklı görsen bile başınızdaki Müslüman idarecilerle çekişme.
Başında Müslüman bir devlet ve idareci var. Sen haklısın. Onunla çekişme. Başında mahallede ders yaptıran kardeşleriniz var. Haklısın sen. Çekişme. Orada hizmet ediyorsunuz. Başınızda bir sorunu var. Haklı olabilirsiniz. Çekişme. Onunla titişme. Onunla mücadele etme. Başırken arkadaşların katsa ve helal olsa bile sen savaştan sakın kaçma. Kepede herkes seni bırakıp gidebilir. Savaşlar ki. Savaş meydanı olarak davranıyor. Evet öyle davranacak. Dini noktada, nefsinle mücadelede veyahut da toplum içerisinde dinin yaşanması ve yaşatılması için mücadele ederken bütün kardeşlerin seni terk edebilir.
Sen yapayalnız kalabilirsin. Mahvede, dergâhta, evde, etrafta. Sen kaçma. Müntetin yaşanması ve yaşatılması için mücadeleye devam et. Seni herkes terk edebilir. Sen mücadelede devam et. Kaçma. Sen gitme. Sen dışarı çıkmaz. Sen çık. Derse hiç kimse gelmeye bilir. Sen otur tek başına. Dersini yap. İnan da kardeşler bu aksan ders var. Git oraya sen. İstat, hiç kimse gelmesin. Mahallelerden. Adam şimdi kaç kişi? On beş kişi. Ama evde kendi kendine düşünür. Ya gideyim mi gitmeyeyim.
Ya on kişi oluyorlar zaten. Ya aman. Ya kalabalık olmuyor ki. Sen evde oturduğun zaman sen kaçtın. Meydandan kaçtın. Meydandan kaçtın. Sen nefsine uydun. Varken sen evinde yatıyorsan nefsine uydun sen. Bir yerde bir etkinlik var iken sen evde oturdun nefsine uydun sen. Bunu basit görme. Disiplin. Basit görme. Bini yaşamak disiplin gerektirir. Tasavvuf disiplin gerektirir. Nefisle mücadelede disiplin gerekir. Sakın disiplinden korkma. Malından aileklarını önce kendi rahmini rahat ettir.
Çocuklarına cömertlik yapıp evlatlarına cimrilik yapma. Evlatlarına çay kaşığına yedirme. Onların iyi geçindir. Sen sopanı kaldırma. Yüce Allah'ın emri için onları korkut. Ama sopanı kaldırma. Hanımlarınızı dövmeyin. Çocuklarınızı dövmeyin. Tebrih ederek tebrih edin. Kendinizi yaşayarak terbiye edin. Allah bizi affetsin.
Hanımlarınızı dövmeyin. Çocuklarınızı dövmeyin. Tekrar tekrar söylüyoruz. Allah bizi affetsin. İnşallah. İsteyen bir adam Resulullah'a geldi. Resulullah ona şöyle buyurdu. Ana ve babası mı? Adam evet dedi. Bunun üzerine Resulullah buyurdu ki içinde cihad et. Yani onlara hicmed et. Babalarına da hizmet etmeleri cihad gibi faziletidir. Allah bizi onlardan eylesin. İnşallah. İnsanoğlu kendisini Allah'ın azabından, Allah'ın zikrinden daha iyi kurtaran bir amel işlememiştir.
İnsanoğlu Allah'ın azabından, Allah'ın zikirden daha güzel bir amel, daha faziletli bir amel işlememiştir. Siz Allah'ın azabından korunmak istiyorsanız, Allah'ın azabından muhafaza olmak istiyorsanız, azaba umramamak istiyorsanız, kim Allah'ı zikrederse, Cenab-ı Hak onu affeder. Cenab-ı Hak'ın azabını kaldırır. Cenab-ı Hak onu kendi himayesinin altına alır. Kendi korumasının altına alır. Onun cehennem ateşini ona yasaklar. Allah bizi affetsin. Bir yirmi gün izan geliyor. Bu pazarteyi bir daha küpazlar. Öyle değil mi? İnşallah bu pazarteyi bir daha küpazlara, bütün kardeşler iyi çalışacaklar şimdiden. İnşallah Rahman, bu noktada bir organize olacaksa, bir toplantı, bir istişare, bir şey var mı cehafet?
Cumartesi. Bu cumartesi mi? Evet. İnşallah kardeşlere bu noktada yardımcı olun. İnşallah Rahman, o programı da yüzümüzün akıyla bitirelim, anlatalım, anlatalım inşallah. Allah bizi affetsin. İz prescribe sayesini. Aşyaatsız. Allah'a erkez.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi