mustafaozbag.org

558. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 9 Şubat 2018 · 1:16:09

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi ayır etsin inşâAllah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Cenab-ı Hak ümmeti Muhammed'i muhafaza eylesin, Cenab-ı Hak ümmeti Muhammed'i korusun, bir ve beraber eylesin, inşâAllah memleketimizi de her türlü terörden, beladan, her türlü sıkıntıdan muhafaza eylesin inşâAllah. Memleketimizi de bir ve beraber eylesin, memleketimizi idare edenlere de basiret, feraset nasip eylesin, Rabbim onları da doğru kararlar aldırmayı nasip eylesin, bizleri de şeytana uymaktan, nefsimize uymaktan, heva ve hevesimize uymaktan, Cenab-ı Hak korusun, hakkı hak, batılı batıl bilecek feraset nuru ihsan eylesin, inşâAllah.
Allah razı olsun. Komşusundan helallik almadan ömre yapılır mı? Hele ki suçsuz yere komşusunu suçluyorsa, yargısız infaz ediyorsa, suçu olmadan suçluyorsa aydınlatırsanız. İkinizi beraber dinlememiz lazım. Yani bir kimse kendi kendine, kendisini suçsuz ilan edebilir. Kendi kendine haklı ilan edebilir. İşte benden helallik almadı, ben haklıyım diyebilir. Normalde bu insanın kendi düşüncesi, karşıyı dinleyip öyle hukuku koymak lazım. Eğer karşıyı dinlemiyorsak bu hukuku koymak doğru olmaz. O yüzden evet yani insanın helallaşaraktan işte ömreye gitmesi, helallaşaraktan hacca gitmesi, aynı şekilde de helallaşarak da namaz kılması lazım.
Yani namaz mı evla, haç mı evla? Namaz mı evla, ümre mi evla? Yani bunu normalde biz toplumumuzda bu meselenin ehemmiyeti tam anlaşılmıyor. Namaz müminin miracı. Bir kimse herhangi bir sebepten dolayı hacca gidememiş olsa mesela yol bulamadı. Bu ayrı bir şey. Çünkü bakın bazı ibadetler belli şeylere bağlıdır. Ama namaz belli bir şeye bağlı değil. Paran var mı, yok mu? Sağlığın var mı, yok mu? Bunlar şey değil. Namaz için nefes alıp vermek yetti. Şuurun yerindeyse, nefes alıp veriyorsan namaz fars sana. Şuurun yerinde mi?
Evet, nefes alıp veriyor musun? Evet, namaz fars sana. Şuurun yerinde nefes alıp veriyorsun, namazı kasten terk ettin. Allah muhafaza eylesin. İmam-ı Şafi'ye göre kasten terk eden kimse küfre düşebilir. Hatta Şafi'ye göre namazı kasten terk etmek küfürdür. Namazı kasten terk etmek Şafi'ye göre küfürdür. Hanefiler küfür olarak görmemişler.
Eyvallah. Ama Hanefiler demişler ki, bir kimse kasten namazı terk ederse ona namaz tebliğ edilir. Yine kılmazsa, tebliğ edildiği halde kılmazsa hapsedilir. Yine kılmazsa tuzlu su içilerekten katledilir. O da sonunda oraya götürüyor. Ümmet-i Muhammed nerede şu anda? Ya filanca ömreye gitti, benden helallaşmadan gitti. Sen helal et o zaman. Mümin kardeşin değil mi? Komşun bir de. Komşun komşun. Sen helal et gitsin. Allah muhafaza eylesin. Peygamber Efendimiz'i görememe sebebimiz nedir? Nasıl görebiliriz?
Hani meşhur ya bu tuz yalama meselesi. Müritlerden birisi demiş ki şeyhine, efendim demiş, böyle böyle Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri nasıl görebilirim? Evladım tuz yala biraz demiş. O da tuz yalamış tabii şeyhe itaat, şart. Eski dervişler şimdiki gibi değil. Tuz yala, tuz yalıyor. Çamur yala dese çamur yalacak. Taş yala, taş yalacak. Ağacı yala dese ağacı yalacak. Şimdi sorarlar neden tuz yalıyoruz, hikmeti ne? Neden ağacı yalacağız, bunun sebebi ne? Yalamamız lazım mı? Ağaç yerine tahta parçası yalasak olmaz mı? Yok şunun yerine şöyle yapsak olmaz mı?
Bunun yerine böyle etsek olmaz mı? Oradan değil buradan gitsek olmaz mı? Eskiler öyle değil. Tuz yala, tuz yalamış. Tabii sabaha kadar serap görmüş, su. Koşuyor, koşuyor, koşuyor. Su uzaklaşıyor ondan. Koşuyor, koşuyor, koşuyor. Su uzaklaşıyor. Sabah olmuş. Şeyhine demiş efendim, ben demiş sabaha kadar serap gördüm. Suyun peşinden koştum, koştum demiş. Yakalayamadım. Evladım demiş. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görmek için de işte çok sevmek lazım. Eğer çok seversen, sünnetlerine bir tamam tabi olursan, kalbinden ona karşı bir nifak olmazsa, içinden bütün sünnet-i seniyyesine iman edersen, bütün sünnet-i seniyyesine, şimdi böyle kalbin nifak dolu olan, önünde ardında prof yazan, DR yazan, doktor yazan, araştırmacı yazar yazan, o televizyon maymunlarına uymaz da, bütün sünnet-i Resulullah'a, bütün sünnet-i seniyye,
kalbin iman eder, inanırsa, Allah'ın izniyle görürsün, ne görmeyecek ki inşallah. Muaviye bin Ebu Sufyan hakkında, kaynaklarda Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in sahabesi, ve vahiy katibi olarak geçiyor. Malum Hazreti Ali ile Muaviye arasında anlaşmazlık da var. Üstadım bu anlaşmazlık sebebiyle, Muaviye içimizde soğukluk, olumsuz duygular beliriyor.
Bir Müslüman olarak, Muaviye bin Ebu Sufyan hakkında duruşumuz nasıl olmalı? Amacımız Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme, ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem sahabesine ters düşmemek. Eyvallah, biz bu noktada, Muaviye ile ters düşecek, Hazreti Muaviye'ye bu noktada ters olacak, herhangi bir şeyimiz olmaz. Ama, Hazreti Ali'yi sevdiğimiz gibi sevmeyiz. Hazreti Ömer'i, Osman'ı, Ali'yi sevdiğimiz gibi, ben kendi nefsim için söylüyorum. Sevmeyiz. Ben sevmem. Onları sevdiğim gibi sevmem. Onların seviyesinde sevmem. Bu noktada, bir Müslüman olarak, bundan da herhangi bir küfre düşmem.
Onun hakkında, olumsuz bir şey de söylemem. Ama yapmış olduklarını, analiz noktasında, şunu şunu şunu yaptı diye söyler. Şöyle yaptı, böyle yaptı, böyle yaptı derim. Hazreti Ali radıyallahu anh hazretlerine, biat etmedi. Ayrılık çıkardı. Devlet başkanı, olmak için, değişik entrikalar yaptı.
Tarihi tespit bunlar. Yoksa biz, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, altına cübbesini serdi, bir kimseye kalkıp da, hakaret edecek. Ona olumsuz bir şey söyleyecek. Noktada değiliz. Zaten, İmam-ı Azam'ın iştahına göre, sahabenin içerisinde, en fazla sevilecek olanları sıralamış ya, birincisinde, Hazreti Ebu Bekir Ömer Osman Ali, ondan sonra, aşere-i mübeşşere-i sıralamış.
Aşere-i mübeşşere-i sıralamış. Hani, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri Vahşiye demiş ya, Hazreti Vahşiye, Sen demiş, cemaatin arkasında dur, seni gözün fazla görmesin. Sen demiş, çünkü canım, ciğerim, canparem, amcam Hamza'yı şehit ettin demiş. Sen demiş, biraz cemaatin arkasında dur. Bu da onun gibi bir şey. Bizde şöyle bir şey var. Yani, normalde öyle algılıyoruz. Her şeyi, böyle yalayalım, yutalım, ben de o öyle değil. Ben öyle değilim yani. Allah beni affetsin. Belki de çok olgun ve kemal ehli olmadığımdandır benim. Ama, onu da Hazreti Ali Efendimiz gibi sevmek, Hazreti Ali Efendimiz'e sanki böyle, ona karşı bir tavırmış gibi geliyor bana.
Yani, onu gücendirmekten korkuyoruz. Onların arasındaki problemler, biz dilim, İmam Şafi'nin meşhur sözü var ya, Allah diyor, bizim kılıcımızı korudu bu meselede. Dilimizi de korusun. O yüzden biz, onun kalkıp da, ona, vay sen hakslıydın, haksızdın, ondan sonra sen suçlusun, veya bazıları gibi lanet okumak, öyle bir şeyimiz yok. Ama ve lakin, ben İmam Azam'a uymuş olayım, sahabenin içerisinde en fazla sevilecek olan, birinci derecede, Hazreti Ebu Bekir Efendimiz, ondan sonra Hazreti Ömer Efendimiz, ondan sonra Hazreti Osman, ondan sonra Hazreti Ali, ondan sonra Hasan ile Hüseyin, ondan sonra aşere-i mübeşşere gelir. Bu sıralamadır. Hamdolsun, biz sahabeye sövmeyiz.
Bizim inancımız yok. Bu noktada, bu inançta değiliz biz. Sahabeyi sövme noktasında değiliz. Sahabeye hakaret etme noktasında değiliz. Biz ashabını hiçbirisine sövmeyiz. Hiçbirine hakaret etmeyiz. Hiçbirisine de kalkıp da, kalkıp da, incitici bir söz söylemeyiz. Bu işin temel noktasıdır. Ama işte, Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'i, sahabenin bu noktada içinde, en fazla sevmemiz gereken, ondan sonra Ömer, ondan sonra Osman, ondan sonra Ali Radiyallahu anh Hazretleri.
Ölçü bu. Bakın, ölçü bu. Biz bu ölçüden şaşmamaya çalışırız. Ben şaşmamaya çalışırım. Ben kalkıp da, hakaret etmem. Küçültücü, incitici bir şey söylemem. Ama tarihi de gerçekler var. Yani Hazreti Osman Radiyallahu anh Hazretleri'ne, muasara altına almış bir çapulcu var, eşkıya takımı var.
Kan dökülmesin diye uğraşılıyor. Şam'dan da, Muaviye, en az 3-4 bin tane, 5 bin tane bazı kayıtlarda, tam teçhizatlı, donanımlı, asker gönderiyor Medine'ye. Onlar da Medine'nin dışında konuşlanıyor. Yani, o askerler, gelse Hazreti, bu tabii, şey bu, hani, ya kader öyle tecelli edecek. Biz perdenin arkasını bilmiyoruz ki. Perdenin arkasını bilmiyoruz. Biz Müslüman olarak bize düşen ne? biz devlet başkanımızı korumakla mükellefiz. bir Müslümanın, mümin bir kimsenin, bu vazifesidir. Mümin, devlet başkanını korur.
Mümin, ailesini korur. Mümin, kardeşlerini korur. Mümin. Mümin misin? Evet, aileni korumakla mükellefsin. Eşini ve çocuklarını korumakla mükellefsin. Eşini ve çocuklarını bakmakla mükellefsin. Gücünün yettiğince, bakamayacak mısın? Evlenme. Bakamayacaksın, evlenme kardeşim. Milletin, kızının başını yakma. Evlendin. Eşini ve çocuklarını korumak, kollamak, onları bakmakla mükellefsin. Birinci derecede erkek sorunlu. Mümin ise o kimse.
Gücünün yettiğince, bunları yapmak zorunda. Müminsin. Gücünün yettiğince, devlet başkanını korumakla mükellefsin. Müminsin. Gücünün yettiğince, içinde bulundun, mesela örneğin, sufisin, dergahını korumak zorundasın. Mümin ise. Müminsin. Burada oturduğum için söylemiyorum. bunun altını çiziyorum. Benim korunmaya ihtiyacım yok. Allah beni affetsin. Benim herhangi bir şeye ihtiyacım yok. Bunun altını çiziyorum. Ben bunu Şeyh Efendi'nin zamanında derdim ben. Mümin misin? Derviş misin? Evet. Kardeşim, senin şeyhine kim laf söylesin senin yanında? Sen onun susuyorsan, değilsin şeytanın tekisin sen. Sen ne dervişliği senin?
Sen dervişsen, senin şeyhine laf söylemeyecek hiç kimsenin. senin yanında. Sen dervişsen, şeyhin orada yürüyor mu senin? Gideceksin, müsaitse, bir sıkıntı yoksa, bir adım gerisinden yürüyeceksin sen. Mübarek buraya, Ulu Cami'ye gelirdi, karşıdan selam verirdi millet. Ben yazardım onları. Ulan benim şeyhim, karşıdan selam verilecek şeyh mi? Madem korkuyorsun, kınanmaktan korkuyorsun, ona derviş olduğunu, anlaşılmasından korkuyorsun, gel delikanlı gibi de ki, efendim hakkınızı helal edersin. Ben dersimi iade etmek istiyorum. Yürü git, nereye gidiyorsan git. Onunla beraber, görünmekten çekiniyorsan, derviş olma kardeşim. Senin bal mı, bundan mı davet ettiler?
Dervişliğini saklayacaksan, utancından dolayı, kınanmaktan korktuğundan dolayı, olma derviş. Olma. İhsar edemeyeceksen, söyleyemeyeceksen, olma ya. O zaman bir dervişse, dergahını, şeyhini, zakirini, çavuşunu, derviş kardeşini, korucak, korumakla mükellef. Sen derviş misin kardeşim? Evet. Senin yanında bir derviş kardeşinin, gıybeti mi edildi? Evet. Sen de dinledin mi? Evet. Dilsin şeytanın tekisin. Önce git o kardeşinden helallı kal. De ki ya hakkını helal et. Benim yanımda senin için konuştular, ben susturamadım. Gücüm yetmedi. Ben kalben buğz etmek zorunda kaldım. Hakkını helal etti ona.
Hadis, bir Müslümanın namusunu, şerefini, ırzını, haysiyetini arkasından korumak, kollamak. Kim bunu yaparsa. Hadis-i Şerif böyle. Allah da diyor, o kimsenin namusunu, şerefinin, ırzını korur. Eyvallah. Mümin ise. Aynı şey. Hazreti Osman Efendimiz için de geçerli. Muhasar altında. Aç, susuz, yemek veren yok, bir şey veren yok, oruç tutuyor her gün. Su dahi veren yok. İftar edemiyor. hangi inanışa sahip olursa olsun, bir inanış sahipleri, çapulcuysa, hiçbir inanışa onların hiçbir şekilde, hiçbir faydası olmaz. Çapulcu. Nereye silah çektiğini bilmiyor, kime bıçak çektiğini bilmiyor, kime laf söylediğini bilmiyor.
Uydum kalabalığı gidiyor, cahil cüheylanın teki. Onları durdurmak, müminlere farzayındır. Farzayın. E sende tam tesisatlı, ordu var sende, örneğin, Hazreti Osman Efendimiz, muhasar altına alınmış, senin bir emrine bakar. Gidin Hazreti Osman Efendimiz'i koruyun. Çevirin etrafı, evin etrafını. Oruçluyken şehit oldu, Hazreti Osman Efendimiz. Susuz, aç, yiyecek hiçbir şey yok. O muhasarayı, cesaretiyle, secaatiyle, dirayetiyle, yaran, Hazreti Ali Efendimiz'ine.
Bütün Medineliler suskun. Bütün Medineliler suskun. Tarihi gerçek bu. Kader tecelli çekmiş. Biz sonradan bunu söyleriz. Sen mücadele dedin.
Bin tane asker gönderdin. Seni oraya vali atayan kim? Hazreti Osman Efendimiz. Amur bin Asr'ı Mısır'a vali atayan kim? Hazreti Osman Efendimiz. Gelen çapulcular nereden geliyor? Mısır'dan. Çapulcular nereden geliyor? Mısır'dan geliyor. Mısır'ın valisi kim? Amur bin As. Hazreti Ali radiyallahu anh hazretleriyle Muaviye'nin askerleri arasında çıkan savaşta, Muaviye'nin mızraklarının ucuna, askerlerinin mızraklarının ucuna, Kur'an sayfalarının geçirilmesine, takılmasına akıl veren kim? Yine Amur bin As. Resim tamamla şimdi. Bir dilimizi koruyoruz Allah muhafaza ederiz.
Olayı söylüyorum. Bir olay var. Olaya bak kardeşim. Ders al buradan. Buradan ders al. Buradan ders al. Sakın ha. Dersini al. İnsanoğlu Hazreti Ömer Efendimiz'i şehit etmiş. İnsanoğlu Hazreti Osman Efendimiz'i şehit etmiş. İnsanoğlu Hazreti Ali Efendimiz'i şehit etmiş. İnsanoğlu Hazreti Hasan Efendimiz'i şehit etmiş. İnsanoğlu Hazreti Hüseyin Efendimiz'i ve yanında 72 şühedayla beraber, akrabalarıyla beraber, kundaktaki çocuklarla beraber şehit etmiş. Ortada tarihi gerçek bunlar. Ha biz kimseye küfretmeyiz.
Eyvallah. Ama bunu da görelim. Yani bunu görelim. Bunu bilelim. Bunu konuşalım. Bunu konuşalım. Neden konuşalım? Ha başımıza bir şey geldiğinde ders alacağız arkadan. Başımıza bir şey geldi. Ders alacağız. Ha demek ki ne? Korumamız lazımmış. Koruyacağız. Şu var Müslümanlarda. Bir taraftan güzel bir haslet ama bir taraftan da irdelenmiyor mesela. Ya kader böyleymiş. İyi canım kardeşim ya. Biz bilmiyoruz ki kaderi. O esnada biz ne yapmamız gerekiyordu? Biz ne yaptık? Ne yapmamız gerekiyordu bizim? Sen baba mısın? Babasın. Liman babası değilsin.
Babasın. Aile babasısın. Ne yapman gerekiyordu senin? Yapman gerekeni yaptın mı? Sen nesin? Annesin. Annesin. Tavuk dahi civcivini bırakmıyor. Sen annesin. Anneliğini yaptın mı? Sen evlatsın. Allah'tan sonra itaat anneye babaya. Sen itaat ettin mi? Sen nesin? Üstadsın. Elinin altındakilerden sorumlusun. Sen onlara doğru Kur'an'ı sünneti anlattın mı? Sen nesin? Müritsin. Güzel. Sen üstada sımsıkı sarıldın. Sen onun dediklerini yerine getirdin mi?
Herkes sorumluluğunu bilecek. Resmi görecek. Bakacak ona. Burada böyle bir şey olmuş. Ders alalım arkadaş. Ders alalım. Müslümanlar böyle parçalanıyor. Müslümanlar böyle birbirine düşürülüyor. Ders alalım. Dilimizi koruyalım. Aman kardeşim diyelim ya. Ya bizim kardeşlerim, benim kardeşim hakkında benim yanımda konuşma. Varsa bir derdin git ondan konuş, hallet ya. Bitti. Benim yanımda aleyhine konuşma. Ben hakim değilim, savcı değilim. Bu meseleyi hükmetecek noktada da değilim. Ne anlattın bana? Bu dergahın bir sorumlusu var kardeşim. Git bir problem varsa Zakir'e.
Zakir'le bir problem varsa Şeyh Efendi orada git Şeyh Efendi ile görüş. Bitti. Varsa dinlemeyecekse o da toplasın pırtısını, pırtısını gitsin. Zakir de dahil, çavuş da dahil, Şeyh de dahil buna. Gayet basit. O zaman herkes kendi bulunduğu yerde ne yapmam gerekiyorduğuna bakacak. O yüzden Allah bizi affetsin. Yine tekrarlayacağım. Cenab-ı Hak bizim dilimizi ashabın aleyhinde bir şey konuşmaktan muhafaza eylesin. Neden? Hadis-i şerif çünkü. Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine sarılırsanız beni bulursunuz. Eyvallah. Biz bu konuda ashabın hepsinde iman etmiş, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin yanında durmuş, ondan sonra sağlığı boyunca, onun halakayı dairesinde duran bütün ashaba, hiçbirisine hakaret de etmeyiz, küfürü de etmeyiz, saygısızlıkta bulunmayız.
Ama o resimleri de görmemiz gerektiğine inanıyorum. Onları da görürüz. Allah bizi affetsin inşallah. Hasta olan bir bayan kardeşimiz, böbrek kanseri rahatsızlığına yakalanmış. Bizler de iş yerimizde arkadaşlar olarak, 460 Yasin-i Şerif, 8 Tebarek'in, 8 Amma, 2 Haşr, 2 Rahman surelerini okuyup tamamladık. Sizler ricam bu okunan surelerin bağışını yapabilir misiniz? Hakkınızı elal edin. İnşallah. Maşallah ne güzel saymışlar böyle ya. Allah hayırlı şifa versin inşallah. Amin. Nerede hasta varsa, nerede rahatsız olan varsa, Rabbim muhafaza eylesin. Amin.
Saat 10. Bugün kitap, defter de getirmedik biz. Daha doğrusu getiremedik. Bir elmani ismi şerifinden bir şeyde Cenab-ı Hak mani ism-i şerîfi tecelli edecekse yapacak bir şey kalmıyor. O yüzden saatte 10 oldu zaten. Yaşlılık da var ya artık ihtiyarların üzerine. O yüzden böyle hımbıl hımbıl geliyoruz. Hımbıl hımbıl gidiyoruz artık. Hakkınızı elal edin. Elal edin. Şu ada çayını içinceye kadar bir iki tane sorusu olan varsa sorsun. Bir kimse bir İslam halifesine biat etmezse eğer bu ölçüdür. İslam halifesine kim olursa olsun biat etmeyen kimse cahiliye döneminde ölmüş gibi olur.
Hadis. İslam halifesine biat etmeyen kimse cahiliye dönemindeki gibi ölmüş olur. O yüzden helak olur. Anlaşıldı? Yani Hz. Ali radiyallahu anh Hazretleri, Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e 6 ay biat etmedi. Ama böyle bir siyasi çalkantıya sebebiyet vermemek için işte tabiri caizse evinden mescide, mescitten eve. Çünkü Hz. Ali Efendimiz'i de sevenler var. Onun da halife olmasını isteyenler var. O yüzden böyle bir siyasi çalkantı olacak, bir sıkıntı olacak diye 6 ay boyunca biat etmedi. Onun da çünkü halife olması için teklif ettiler. Sonra 6 ay bitti, ondan sonra da gitti Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e biat etti. Bunda bir problem, sıkıntı yok. Çünkü hadis-i şerif, bir kimse bu noktada İslam halifesine biat etmezse, tabiri caizse küfür üzerine ölür.
Hadiste sabit. Bu onunla alakalıydı. Ehl-i Beyt'i sevmek imandandır. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bunu özellikle beyan etmiştir kendince. Ve Ehl-i Beyt'ini de sıralamıştır. O yüzden biz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin komple Ehl-i Beyt hükmünde olan hepsini de severiz. Bu noktada bir sıkıntımız olmaz. Ne var? Efendim bu Darül Halpt'te, Darül İstan halife denilen makabı ve artık bir şeyin özellikleri de mi? Yani bu seçimle mi gelir bu şeyin? Hz. Ebu Bekir radiyallahu anh hazretleri seçimle geldi. Hz. Osman Efendimiz seçimle geldi.
Hz. Ömer Efendimiz seçimle geldi. Hz. Ali radiyallahu anh hazretleri de seçimle geldi. Sonradan Küfe'de artık aşeri mübeşşere kalmamıştı çünkü. Küfe'de herkes Hz. Hasan Efendimiz'e biat etti. Şamlılar da Muaviye'ye biat etti. Şam'da. Şimdi Şam'da Muaviye'ye biat edince devlet ikiye ayrılmış oldu. Bu noktada. İkiye ayrılıyor. Devlet ikiye ayrılma noktasına gidince Hz. Hasan Efendimiz hutbe etmişti. çıktı. Muaviye adına hilafetlikten vazgeçti. Muaviye adına. Hilafetten vazgeçince o zaman Küfe Şam'a bağlanmış oldu. Muaviye'ye bağlanmış oldu. Hz. Hasan Efendimiz de Küfe'yi terk etti. Hz. Hüseyin Efendimiz de beraber Medine-i Münevvere'ye döndüler.
Her ikisi de. Ve Muaviye zamanında çok fazla bir ufak tefek çalkantılar oldu. Hasan ile Hüseyin Efendimiz çok böyle meselelerin içine girmediler. Zaten Medine'ye döndükten bir müddet sonra Muaviye'nin hediye ettiği cariye, Muaviye'nin hediye ettiği cariye. Hz. Hasan Efendimiz'i zehirledi. Muaviye'ye hediye etmiş cariye'ye.
Artık biz şimdi niyet okuyacak değiliz. Herhangi bir şey söyleyecekti değiliz. Resme anlatıyoruz biz. Hz. Hasan Efendimiz zehirlendi, şehit oldu. Onu da Cennet-ül Bakiye'ye defnettiler. Ardından Muaviye kendi sağlığında seçim yapmadan, bakın seçim yapmadan Yezid'i devlet başkanı olarak atadı. Hz. Hüseyin Efendimiz buna karşı çıktı. Dedi ki bu Kur'an ve sünnete uygun değil. Hz. Ebu Bekir Efendimiz seçimle gelmiş. Ömer radıyallahu anh hazretleri seçimle gelmiş. Osman radıyallahu anh hazretleri seçimle gelmiş. Hz. Ali radıyallahu anh hazretleri seçimle gelmiş. Sonuçta Hz. Hasan Efendimiz seçimle gelmiş. Muaviye'de, Şam'da seçilmiş.
Vali çünkü orada o. Hz. Osman Efendimiz zamanında atılma. Hz. Hasan Efendimiz seçimle gelen bir kimse. Onun adına çekilmiş. Ama Muaviye atamayla, oğlu Yezid'i atamayla halife ilan etti. Hz. Hüseyin Efendimiz'in karşı çıkışı da buydu. Mesela anlaşıldı. Peki bu devlet başkanı, yani halife aynı zamanda devlet başkanı mı? Halife normalde Hz. Ali radıyallahu anh hazretlerine gelinceye kadar, hatta Hz. Ali de, Efendimiz de sonra Hz. Hasan Efendimiz de, hem dinle alakalı başkan, hem de devlet olarak başkan, hem de başkomutan. Yani normalde halife delinince bütün her şey onda toplanıyor. Hz. Şerif'te Allah'ın gölgesidir diyor ya, Allah'ın gölgesidir diyor Hz. Şerif'te, halife için.
O yüzden halifeye biat etmek her Müslümana bu sefer farz olmuş oluyor. Halifede aranılacak özellikler. Bu da önemli. Kim halife olur? Halifenin birinci derecede Müslüman olması. İkinci derecede Kur'an ve sünneti tamamıyla kendine rehber edilmesi. İşte erkek olması, işte bunlar normalde şey yapıyor, hatta uzuvlarından dahi eksiklik olmamasına kadar gidiyor imanların iştahatlarından.
Yani birinci derecede halife olarak o kimsenin halife olması için iman ehli olması lazım. Kur'an ve sünneti tamamıyla kendisine rehber edilmesi lazım ki Müslümanların halifesi olsun. Hz. Hasan Efendimiz'den sonra işin yanının bu tarafı var. Hz. Hasan Efendimiz'den sonra Hz. Hasan Efendimiz'in orada bir iştahatı var. Hutübede diyor ki dini meselelerinizle alakalı her ne olacaksa bize soracaksınız diyor. İmamlık müessesesi, hani bugün Şia'nın Ayetullah dediği, ondan sonra Osmanlı'da da Şeyhülislam denilen müessese orada ayırılıyor. Ama yani siyasi ile dini otorite ayrılmış oluyor, öyle söyleyelim. Dini otoritenin başında Hz. Hasan Efendimiz duruyor, siyasi otoritenin başında da Maviye duruyor. Ayrışmanın başladığı zaman bu.
Hz. Ali Efendimiz'de ve Hz. Hasan Efendimiz'in altı aylık döneminde dini ve siyasi otorite tek merkezler. Ama gerçek mahiyette halifelik o. Hem siyasi hem askeri hem de dini otoritenin tek merkezde toplanması. E bu bir daha böyle bir şeyin hani halifelik Medine'den çıkar, tekrar geriye dönmez. Hani bir daha geriye gelmez, halifelik Medine'den çıkar, bir daha geriye dönmez. Hadis-i Şerif var. Halifelik çıktı Medine'den, bir daha Medine'ye geri dönmedi. Hz. Ali Efendimiz de çıktı, bir daha geri dönmedi hiç. Hiçbir zaman Medine'ye münevvere bir daha halifelik görmedi artık. Hala da bu normalde burası biraz böyle şeyli, ne o? Hulu, öyle diyelim.
Yani işte hadisler var. Son Mehdi'yle alakalı, Mehdi'nin Medine'ye münevvereye geleceği. Ondan sonra tabi orada Medine'den kastı, kasıt ne? Onun üzerinde duruyorlar biraz da. Hani Medine'den kasıt ne? İstanbul'da Medine diyorlar. Hani Medine münevver olmuş bir şehir. Hani her şeyle oturmuş, yerleşmiş bir şehir. Bir ara bunu Şam filan dediler. Bağdat demişler, İstanbul demişler. Yani buradaki o Medine'den kasıtları ne? Bu farklı bir tartışma konusu. Biz ağzı içtirecek olursak bugün İslam devleti yok. Yok. Bildiğimiz olarak yok. Yani değişik böyle ada ülkeleri var, duyuyorum filanca eğer İslam hukukuna geçmiş, filanca eğer İslam hukukuna geçmiş diye. Benim o konuda çok ince bir araştırmam yok.
Bir bilgim yok. Biz bugün yaşadığımız Türkiye devlet başkanımızı halife noktasında göremeyiz. Yani bugünkü Türkiye Cumhuriyeti devlet başkanını halife noktasında göremeyiz. İslam hukuku olmadığından dolayı. Peki Suhbiler için halifeler şeyleri mi de müstahatlar mı var? Öyle de denmez. O normalde bu çünkü akaid olarak da usül erkan olarak da uygun düşmez. Yok. Bu çünkü aldatıcı olur Müslümanlar adına. Yani bu böyle büyük bir şey olur. Ne o? Gaflete düşürür, boşluğa düşürür Müslümanları. Bu sefer her Sufi topluluğu, bak bunu söyleyen bir Sufi topluluğuz biz. Her Sufi topluluğu bu sefer kendi şeyhini halife görme noktasında olur.
Bu sefer işin, yani bu zaten batının istediği sulandırmayı bu sefer Sufilerin üzerinden yaparlar. Cemaatlerin üzerinden yaparlar. Yok, hayır. Müslümanların siyaseten bugün için hem siyasi olarak, hem dini olarak, hem askeri olarak bir halifesi yoktur. Bunu cemaat ehli olanlar, böyle ehli sufiler, ehli tarikat olanlar veya bir partiye müntesip olanlar, işte bir topluluğe müntesip olanlar, bizim partimizin başkanı, bizim şeyhimiz, bizim cemaatimizin lideri, bizim hocamız, bizim hacımız, işte o zamanın halifesidir.
Tam siyasi manada bu meseleyi sulandırır. Bu Müslümanları bölüp parçalamanın, Müslümanları bu halifelik mekanizmasını sulandırmanın yolları olur. Bu çok tehlikeli bir şey olur. Yok. Bu normalde dar, Hanefiler şöyle söylemişler. Darül Harp'te Müslümanların, müminlerin işlerini görebileceği, işlerini yapabileceği bir Darül Harp İmamı seçerler demiş.
Seçebilirler demiş. Darül Harp'te yaşayanlar için. Ya Müslümanlar kendi aralarında bir Darül Harp İmamı seçebilirler. Böyle bir seçimi yapamaz ki Müslümanlar şu anda. Müslümanlar, Türkiye'deki Müslümanlar, Almanya'daki Müslümanlar, Bulgaristan'da, Yunanistan'da, Arnavutluk'ta, Bosna'da, Mısır'da, Tunus'ta, Fars'ta, Cezayir'de, Pakistan, Afganistan, Tacikistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Müslümanların bulunduğu yerler aklıma gelenler.
Yemen, Kuvvet, Birleşik Arap Emirlikleri, o tokurdaklar var ya arada bir sürü. Yani nasıl bir kalkacaklar şimdi örneğin işte x bir ülkede Müslümanlar kendilerine imam seçecekler diyecekler. Ayağa kalkar orası. Yapılması gerekir mi? Bence yapılması gerekir. x bir ülkede barolar, avukatlar kendi başkanını seçiyor ya, işte doktorlar kendi başkanını seçiyor, muhasebeciler kendi başkanını seçiyor.
Meslek grupları, sanatkar grupları kendi başkanlarını seçiyor. Örneğin şeyler ne o, Ermeni patrikliğini seçiyor. Kendileri seçiyorlar. Veya Süryani patrini seçiyor. Türkiye'deki Hristiyan cemaatler kendilerince, kendi imamlarını bu manada kendi liderlerini seçiyorlar. Türkiye'de böyle bir dini lider seçilmiyor.
Yasalara aykırı zaten. Seçemezlerdi zaten. Mısır'da da seçemezler. Suudi Arabistan'da da seçemezler. Yemen, Fas, Tunus, Cezayir seçemezler. Bildiğim kadarıyla mesela İran'da seçiliyorlar.
İran'da cumhurbaşkanı ayrı seçiliyor. Şey ayrı seçiliyor. Dini lider, Ayetullah'lar ayrı seçiliyor. Ayetullah cumhurbaşkanını lave edebilir. Veto edebilir çıkan kanunlara. Orada da böyle tipik bir başkanlık sistemi gibi bir şey var. Yani İran Türkiye'den önce başkanlık sistemine geçti. İmam Hümeyni ile beraber. Yani İmam Hümeyni hiç cumhurbaşkanı olmadı İran'da. O direkt şey, dini lider noktasında. İmam Hümeyni, İmam Ayetullah'ın başı. O hiç devlet başkanı olmadı. Zaten İran'da devlet başkanlığı seçimlerine girecek olanı da Ayetullah'lar okeyliyorlar. Birisi adaylığını onların reddederse orada bir sistemi, devleti koruyan bir komisyon gibi, bir senato gibi bir şey var.
Sırf Ayetullah'lardan oluşuyor. Ayetullah'lar toplanıp herhangi bir belediye başkanının belediye başkanlığını fasit hale getirebiliyorlar. Diyorlar ki belediye başkanlığını bırak görevden her çektirebiliyorlar. Cumhurbaşkanını görevden her çektirebilme yetkileri var. Cumhurbaşkanı da seçimle geliyor ama onu görevden her çektirme yetkileri var. Ha çektiriyorlarmış, bugüne kadar çektirmediler. O böyle kılıç gibi duruyor orada. Ya Müslümanların Darül Harp'te kendilerine bir imam seçmeleri, İmam-ı Azam'a göre var ama hani Hanefilere göre var. Ama bunu yapabilecek noktada değil Müslümanlar. Müslümanların böyle bir şey yapmaları da zaten bugünkü fikri yapılarına göre, bugünkü duruşlarına göre de ben çok zor görüyorum.
Biraz böyle ümitsizlik aşılamak istemem ama Müslümanlar kendi içlerinde hem dergahlar hem cemaatler hem topluluklar birinci derecede kendi içlerindeki kardeşliklerini ve birlikteliklerini tam manasıyla sağlayabilmişler değiller. Bu bir. İkincisi, diğer demeyeceğim ama kardeş cemaat, tarikat, topluluklarla da kardeşliklerini tesis edemiyorlar. Burada problem var. Ya Mehdi, âlâ Resûl ne zaman zuhur eder, ne zaman çıkar bilemeyiz. Ama bunu bir kısım cemaat, tarikat, ehli olanlar işte bu iş Mehdi'ye kadar böyle gidecek, işte Mehdi geldiğinde derleyecek, toparlayacak. Bu biraz böyle kolaycılık gibi oluyor. Ben bu söylemlerden uzak durmak istiyorum. Bu böyle Müslümanları gevşekliğe iten, bir meselede mücadeleden uzak tutan, bir meselede bu noktada Müslümanları hem fikri planda hem eylem planında geri iten şeyler.
E Müslümanlar bu hatalara düşüyorlar. Biz de düştük bu hatalara. Biz de düştük. İlk önce 94'te mi çıkacaktı Hüseyin Mehdi? Sonra 98'de çıkacaktı. 96. Ondan sonra kaçtı? 2001 miydi? En son 98'di galiba. Ondan sonra Şeyh Efendi dedi ki, oğlum bundan sonra tarih söylemeyeceğim dedi. Yani bizim bazı arkadaşlar askere gitmemeyi düşünüyorlardı. Tehir ettiriyorlardı. Mehdi çıkacak nasıl olsa askere gitmemize gerek yok.
Mehdi'nin askeri olacağız diyorlardı. Ben onları askere gitmeye ikna ediyordum. Oğlum gidin askere, bakın asker, yapın askerliğinizi gelin. Hayatınız bir an önce başlasın diyordum. Gitmek istemiyorlardı. Nerede Ali Karada? Öyle değil mi Ali? Gitmek istiyor mudunuz? Hasan askerden gelmiştin ama normalde işte gençler vardı. Gitmek istemiyorlardı. Öyle değil mi? Vardı değil mi? 3-5 tane. Ve tarihler de vardı değil mi? 96, 98, 94. En son benim Şeyh Efendi'nin Allah rahmet eylesin bana söylediği söz şuydu. Bana söyledi. Ben bana söylediklerini kendime ölçü olarak alıyorum. Beni ilgilendirmiyor başka bir şey. Bana söylediği şuydu. Mustafa Efendi oğlum bundan sonra tarih söylemeyeceğim.
Siz nasıl emir buyurursanız efendim. Bunları şimdi konuşmak istemiyorum ben. Geldi geçti gitti. Bana soruyordu. Oğlum Mehdi'yi gördün mü? İşte gördüm efendim. Tarih söyledi mi? Tarih yok efendim. Bana bir tarih vermiyor. Ama mesela işte Şeyh Efendi'nin kendi rüyaları var. İşte Mehdi'yi kucağına vermişler. Anlatmaz mıydı? Mustafa Efendi demiş oğlum sen Mehdi'yi göreceksin. Tamam. Şimdi mesela Şeyh Efendi'den kalan arkadaşlar var şimdi. Mehdi yaşadı. Şeyh Efendi de Mehdi'yi gördü. O yüzden bir şeyhe intisap etmemize gerek yok. Bir şeyh de yok. Biz şimdi arkasından kalanlar olarak, zakirler olarak zikirlerimize devam edeceğiz.
Bir şeyh yok. Zikirlerimize devam edeceğiz. Biz üveysi olduk. Haydi. Şimdi yani bakın şunu unutmayın hiçbir zaman. Bir yerde zahir bir noktada Kur'an, sünnet, imamlarının iştahı ve sufiliğin, tasavvufun olmazsa olmaz olmaz ölçütlerini kendi nefsiniz için bir yerden kaçırırsanız siz onu toparlamak mümkün değildir.
Ben bazı şeylerde o yüzden çok sert, keskin dururum. Mesela sufiler, şeyhlerini halife olarak görebilirler mi dedim. Ben hemen seçecektim. Dedim olmaz bu iş sulanır sonra dedim. Mümkün değil böyle bir şey değil. Olması mümkün değil dedim. Bu nefse tatlı gelebilir. Oh herkes beni halife görecek şimdi. Yat aşağı yatacak, kalk aşağı kalkacak. Herkes şeyhini halife görecek. İpin ucu kaçacak. Ölçü bu değil. Ölçü Kur'an, sünnet, imamlarının iştahı. Sufilikse, e gidelim Kuşeyr Risalesine bakalım. Sufilikse, e gidelim işte Heredut'un atlara bakalım. Sufilikse, gidelim Mesnevi'ye okuyalım. Sufilikse, gidelim Arabi'ye bakalım. E sufilikse, gidelim Tasavvuf'un ana ilkeleri bakalım.
E sufilikse, gidelim onların alemine bakalım. Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin sohbetlerine bakalım. Sufilikse. Ölçü bu. Ya bunlardan cem edilmiş bir ölçü koyacağız orta yere. Bunlardan cem edilmiş bir ölçü koyduğumuzda böyle bir şey yok. Ey Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin sözü olduğu söyleniyor. Zayıf hadis olduğu söyleniyor. Zayıf hadis olarak kabul etmiyor mu? Hadis olarak kabul ediyorum. Şeyhi olmayanı şeyhi şeytandır. E yıllardır sen şeyhi olmayanı şeyhi şeytandır diye bangır bangır bangır bangır bağır. Senin şeyhin vefat ettikten sonra de ki biz üveysi olduk. Hoş geldin 23 Nisan. Lan nereden oldun? Şeyhin değil, onun şeyhi değil, onun şeyhi değil, onun şeyhi değil.
Sen nereden üveysi oldun? Şeyh Efendi Nazlı'ndan duymadık benden sonra üveysi olun diye. Zaten üveysi olmak böyle bir şey değil. Bak bir yerden böyle civatayı gevşedince ortalık komple gevşiyor. Nereye gideceği belli olmuyor. Haydi birisi çıkıyor. Şeyh Efendi bana rüyamda görev verdi. Ne? Rüyamda görev verdi. Allah Allah. Sağlığında vermedi, rüyasında verdi. Öyle mi? Ha verdi. Öbürkü de çıktı. Öbürkü çıkıyor bu sefer. Bana da rüyamda görev verdi. Öbürkü çıkıyor. Bana da rüyamda görev verdi. Kadının birisi çıkmış. Abdullah Baba bana rüyamda görev verdi. Milleti derlemiş, toparlamış. Her şeyi de toparlamış. Koymuş cebine gitmiş. Haydi geldi. Abdullah Efendi'nin.
Dedim ne alakası var ya? Abdullah Efendi vefat etmiş, gitmiş. Rüyasında vermiş. Vallahi bilmiyorum dedim. Rüyasında vermekle olmuş olsaydı bu işler olacaktır. Ve X kimse zakirmiş. Kim yapmış zakir? Zakir kim yapmış? Rüyasında görmüş. Allah Allah. Kardeş, bu ölçü değil. Bu ölçü değil. Bu doğru değil.
Ama şey bu, hani ölçüsü kaçtı mı gidiyor. Hani dese ki, ya biz Şeyh Efendi'ye intisap ettik. Şeyh Efendi de arkadan bize kesin bir şekilde, talimatlı bir şekilde kimseyi bırakmadı. Biz bir şeyhe bağlanmak da istemiyoruz. Nefsimize ağır geliyor. Biz kendi kendimizle toplanacağız. Burada zikrullah yapacağız. Layla ölüm yapacağız. Yiyeceğiz, içeceğiz. Ondan sonra eski sohbetlerden muhabbet edeceğiz. Kırık aşk hikayeleri anlatacağız. Vay şöyle zikrederdik, vay şöyle giderdik, vay şöyle gelirdi. Ne pamuk yanaklıydı, ne pamuk sakallıydı. Efendi baba böyle yurdu, böyle şürürdü. Harika ya. Kırık aşk hikayesi. Sağlığında, yanında değil. Sağlığında, etrafında değil.
Öldükten sonra, bizim Hacı Oktay'ın dediği gibi, en iyi şeyh ölü şeyh. Hacı Oktay öyle diyor, en iyi şeyh ölü şeyh diyor. Geldi en yok, git diyen yok diyor. Kafana göre takılacaksın diyor. En iyi şeyh ölü şeyh. Neden? Şunu şöyle yap diyen yok. Bak herkes oturuyor şimdi, zikrullah yapılacak. Sohbet edilecek. Saat oldu on buçuk. Ve hala daha konuşuyor adam. Biz zikrullah yapsa da çeksek gitsek, baksak işimize. Ölü şeyh olunca herkes şeyh. Şeyh olunca herkes şeyh. O yüzden sıkıntı yok, herkes pir. Herkes uçuyor. Sağlığında uçan yok. Sağlığında uçsa imtihan hazır.
Yanındakine diyor. Hiç kimse yanında duramıyor. Zikrullah alakasında, kimse şeyhefendinin Sağına soluna durmak istemez. Kimse. Ateşin içindeki birinci hattaki, sağındaki, solundaki. İster kabristanın başına gitsin, ister zikrullah da olsun. Ateş hattında o. Ya karşındaki, ya sağındaki, solundaki. Vurur. Ne gördün? Ha? Uçuyordum demek değil o. Yandakinden ses çıkmazsa öbürküne der. Sen ne gördün? Öbürküne der. Ne gördün işte efendim işte. Oğlum kestane de mi görmedin? Bitti. Çökersin orada. Öbürküne sorar.
Sen ne gördün işte ık çıktı, ık çıktı. Araba da mı görmedin? Ha? Sen dur sağında, solunda kolaysa. Öyle şeyhin yanında, sağında durmak kolay. Ama vuracak. Tak. Dirsek geliyor böyle. Hemen tık geliyor. Sen bakıyorsun. Ne gördün diyor. Bir şeyi heyecandan kaçırdın. İşte ne kaçırdın? Efendim işte saati de gördüm. On buçuk muydu diyor saat. Bizim eskilerden birisi dedi. Aslında görmüyor o dedi. Bak şimdi aslında şey emendi, Abdullah emendi. Görmüyor dedi. Sizleri konuşturuyor boyuna dedi. Dedim hadi sen nefsin oymuşsun. Selamun Aleyküm dedim. Kalktım ben. Aradan bir müddet geçti. O aslında görmüyor.
Size konuşturuyor diyene döndü. Böyle o da böyle işte birkaç halakanın arkasında. Sen ne gördün dedi ona. Ben kaldım hem de gördü o. Bir hal görmek var. Bir de hal görenleri de görmek var. Bir de hal görenlerin gördüklerini de görmek var. Öyle değil bu işte. Hal görüyorsun iyi. Hal görenleri görüyorsun. Hal görenlerin gördüğü halleri de görüyorsun. Sordu ne gördün dedi ona. Bu işte. Bu işin hemen ağlama moduna geçti. Başladı anlatmaya.
Ben yanı başındayım. Bu dedim şimdi imtihan geliyor. Dedim bir şey atlayacak bu husisi dedim ben şimdi bak. Husisi atlayacak bunu dedim ben. Bir şey atlayacak. Şimdi o anlatıyor Allah affetsin. Gençlik ya bizimki de işte. Anlattığını ben şimdi onu koruyacağım diye uğraşıyorum ben. Bizimki de gençlik işte. Bırak yanan yansın yıkılan yıkılsın. Sana ne otur oturduğun yere. Ben hani ona bastıracağım hani. Anlat. Bir perdeye geçti bu şimdi. Bile bile geçti. Eyvah dedim ben. Ya dedi kalkarsınız. Bir de dedi şeyhinizi imtihan edersiniz dedi. Dervişin küstahı dedi. Dervişin edepsizi dedi. Şeyhin imtihan etmeye kalkar dedi. Mustafa efendi.
Neyi söylemedi dedi. Filanca yeri söylemedi efendim dedi. Sen de dedi kollu cam diye uğraşıyorsun dedi. Aha gir toprağın altına. Aha dedi. Sen de dedi kollu cam diye uğraş dedi. Konuşacak bir şey yok. Allah muhafaza eylesin. Amin. O yüzden o böyle. Mübarek lan ben. Sen yanında duraydın da göreydin bir. Onu Medine-i Münevvere'de kaç gün kaldık. O sene sene rabuta ağacı yaptı seni. Yok yok. Şeyde ne o. Hasan şeyh olması için uğraştığım zaman. Kaç gün kaldık Medine-i Münevvere'de o zaman.
11 gün mü kalmıştık biz. Medine-i Münevvere'de 11 gün kalmışız. Saymadım ben. 11 gün boyunca İsmail'e her gün rabuta yaptırıyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine. Her gün. İsmail'e de diyor sakın Mustafa ağabeyine de söyleme diyor. Kimseye söyleme. Sor. Hasan'a verecek mi? Bunları konuşmak istemiyoruz biz hiç. Kapatıyoruz ağzımızı. Hani iş arkası başka şeyler çıkacak çünkü. Onun konuşturmak istemiyorum şimdi. Sor. Bu şimdi sabahtan akşama kadar Ashab-ı Subfan'ın oradan. Bu rabuta ağacı bu kafayı kaldırıyor. Gönlünü karıştırıyor. Nereye gidecektim diye. Şeyh hemen oradan birisini kaldırıyor İsmail.
Gidin diyor İsmail'e alın gelin. Bu çünkü yolunu karıştıracak. Gidiyorlar bunu alıp geliyorlar. Şimdi pıs pıs pıs … Ben İsmail'e diyorum. İsmail buyur ağabey diyor. Sakın ha kimseye söyleme diyorum ben şimdi bak. Sakın şeyhini dinlen. Hiç kimseye söyleme. Böyle bir şey bu tasavvuf. Tabii on bir gün boyunca Medine-i Münevvere'de sabahtan akşama kadar rabut etti. Otele bile kalmıyordu bu. Bir tek yemek saatlerinde geliyordu otele. Hızlı hızlı yemek yapacağında uğraşıyor. Şeker yerine tuz atıyor. Tuz altına şeker atıyor. Ondan sonra diyor ki Geylana Hazretleri geldi. O yüzden karıştırıyor yemek. Ne oldu? Valla İsmail bu pilav olmamış. Abi kusura bakma Geylana Hazretleri geldi. Olmadı.
İyi hadi olsun Geylana Hazretleri geldi. Tamam. Ertesi gün İsmail bu olmamış. Ondan sonra millet söylüyor. Bir şey demiyor mu? Oldu olmadı. Benim ağzımdan bir şey çıkmıyor. Millet diyor ki abi olmamış. İşte abi şöyle olmamış. Oğlum bana ne söylüyorsunuz? Allah Allah. Burada İsmail kardeşimiz. Ya İsmail abi ya ya işte bu nohut pişmemiş. Rufay Hazretleri geldi. Her gün birileri geliyor bizim yemeğe karışıyor. Asıl İsmail karışık. İsmail her gün gidiyor soruyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine. Şeyh efendinin büyük oğlanı al sana. Verilecek mi verilmeyecek mi? Posta oturacak mı oturmayacak mı? Her gün de aynı cevabı alıyor İsmail.
Cevap geliyor. Tamam yok dergan sahibi Mustafa Efendi. Bu gidiyor şimdi Şeyh Efendi'nin yanına. Şeyh Efendi gidiyor. Bu arkasından gidiyor şimdi. Soruyor yandan. Ben üç metre arkadan gidiyorum. Özel konuşacaklar. Ben de duymayacağım ya. Ben duyulmasını istemiyorum ben. Ben duyulmasını istemiyorum ben. Bir şey arkadan geliyorum ben. Soruyor. Ne dedi? İşte Mustafa abi dedi efendim. Sakın Mustafa abine söyleme. Şeyh de gidiyor. Tabii. O ne olsan sesleniyor. Mustafa Efendi buyurun efendim. Ben koşuyorum yanına tabii. Neredesin oğlum? Buradayım efendim. Tamam. Ha iyi yanından ayrılmaz. Emredersiniz efendim. Biz gidiyoruz yanına tabii. İsmail'in konuşacağında gene yalnız kalıyor.
Ha İsmail. Hiç sormadım daha bak bugüne kadar sana değil mi? Sordum mu ben sana hiç? Sormadım. Hiç konuştuk mu bu mevzuysa ne? Daha anlatayım mı İsmail'i? Neler konuştuklarını. Emir Sultan'a gittiğini. Üftada Hazret'ten de gittiğini. Her bir velinin mezarının başına gidip bunları konuştuğunu. Zikrullah da tabii İsmail boyuna dua ediyor, rabıt ediyor. Ondan sonra cevap ne gelecek? Ne zaman olursa ama İsmail bir sene boyunca rabıta ağacı oldu. Tabii İsmail böyle işte git Emir Sultan Hazretlerine sor İsmail. İsmail gidiyor her gün Emir Sultan Hazretlerine gidiyor. Üç gün, dört gün, beş gün, bir hafta. Ondan sonra bir telefon İsmail Nevşehir'e gidiyor. Ne oldu? Efendim yok böyle bir şey yok.
Haydi İsmail geri dönüyor. İsmail o ara baya rabıta açtı yaptı. Baya eziyet çekti. Allah'ım yersin. Ama bu normal değil. Yol bu. Yani örneğin yani. Bu yaşanacak bunlar. Ben hiç istifimi bozmuyorum. Benim böyle bir derdim yok. Yani böyle bir şey olayım, şeyh olayım, böyle bir şey olayım. Benim böyle bir derdim yok. Allah affetsin. O yüzden öyle hani bir işin ölçüsü kaçarsa bir taraftan nefsine uyar. Bir ölçüyü kaçırırsın. O yürür gider o. Allah muhafaza eylesin. Ölçü. Her daire. E şimdi de ölçü kaçtı ya. Şimdi ne diyorlar? E üveys olduk. İyi hoş geldiniz 23 Nisan. Nereden üveys oldunuz? E işte oldular.
Herkes şimdi bir rüya görüyor. Ondan sonra bana şunu verdiler. Aa onu vermişler ona. İyi harika. Adama şimdi rüya görmedin diyemezsin. Görmediğini bilsen de görmedin diyemezsin. İşin biteği. Sufi tarafı var. Allah muhafaza eylesin. Amin. O yüzden ölçüyü kaçırmayalım. Cenab-ı Hak Kur'an, sünnet, imamların iştahı. İlk Sufilerin ölçüleri, kaidelerinde biz Sufi hayatımıza devam etmek için, çalışmalarımıza, gayretlerimize inşallah o Sufi hayatı devam ettirmek için devam edelim inşallah.
Haklarınızı helal edin. Sürçülisan ettiysek affola inşallah. Bu noktada da hiç kimseye öyle bir husumetimiz, bir garezimiz, herhangi bir şeyimiz yok. Bunlar geçmişten böyle ölçü almamız için bizlere birer böyle bir evliya menkıbesi, öyle diyelim. Şeyh Efendi'nin menkıbelerinden. Buna ama Çorum Naci Mustafa Efendi Hazretleri de uğraşmış. Hani şeyhlik Çorum'da kalsın diye. Böyle demek ki böyle bir şeye istiyorlar. Böyle bir şey oluyor demek ki. Ondan sonra böyle bir yakınlarına böyle bir şey istiyorlar. Yakınlarına böyle bir şey olmasını istiyorlar. Herhalde yol devam etsin. Bu iş böyle kalmasın yarımda, yarıda. Dergah devam etsin, zikrullah devam etsin diye.
Böyle bir şey de istiyor olabilirler. O anki, o duygularını, o esnadaki düşüncelerini, o esnadaki iştahatlarını. Bunu bilmiş değiliz. Ben çünkü Şeyh Efendi ile bunu bizzatihi bu mevzuları görüşmüş, konuşmuş bir kimse değilim. O yüzden ben bunların da pek konuşmayı uygun görmüyordum zaten. Sanki böyle bir beklentisi varmış gibi olur diye. O yüzden çok görüşmüyorduk. Buyur İsmail. Allah hayır versin inşallah. Evet, İsmail 60 gün sonra gelmişti bana. Doğru söylüyorum. Allah hayır versin inşallah.
O yüzden bizim Şeyh'imizdi, üstadımızdı. 18 yıl beraber onunla koşuşturmaya çalıştık elimizden geldiğince. Öyle ona karşı herhangi bir aklınızın ucundan dahi geçirmeyin. Bir eksiktik, noksanlık neden böyle yaptı diye. Hiç benim aklımın ucundan geçmezdi. Hiç ama. Hiç de geçmedi. Benim Şeyh'imdi. Allah ondan gani gani razı olsun. Amin. Hiçbir zaman onu rahmet nurunun dışına çıkartmasın inşallah. O yüzden hiç kimse de, bütün kardeşlere söylüyorum bunu, ne Şeyh Efendi için, ne onun Şeyhi Hacı Mustafa Efendi için, ne de onun Şeyhi Hacı Bekir Baba için, ne de Hacı Bekir Baba'nın icazet aldığı Abdurrahim Tantavi, Abdurrahim Neşabi için, ne de Hacı Bekir Baba'nın yetiştiği Mahmud-i Hüday dergı için eksik, noksan bir şey söylemesin.
Bu onun maneviyatına, yoluna zarar verir. O yüzden her velinin, her şeyhin kendine ait, kendine münhasır hataları, kusurları olur. Kendine münhasır eksiklikleri, noksanlıkları olur. Bunu normalde, hani böyle şeyhlik davası güdenler, bunu söylemeye çekinirler. Benim böyle bir davam olmadığından ben çok rahat konuşuyorum. Bana dervişlerin arasında, şeyhin eksiğini, kusurunu araştıran dervişler de olur. Gelirler de bana, ben devamının yanındayım Şeyh Efendi'nin. Yani Şeyh Efendi, Allah rahmet eylesin, Nevşehir'den dışarı çıktığı anda beraber çıkıyoruz. Üç aşağı beş yukarı. Bana sorarlardı böyle işte lafın arasında. Abi sen hiç mi hatasını görmedin ya?
Bak çok böyle samimi bir şey, söz. Sen de görmüşsündür abi ya. Olmaz mı abi ya, sen yanındasın sen. Bunlar gizli fitnedir. Ben derdim ki muhakkak olmuştur kardeşim, işin şeriat tarafı var. Muhakkak olmuştur bir yerde. Ben şahit olmadım hiç. Bakın ben şahit olmadım hiç. Bitti. Sen şahit oldunsan düş, gıybet et sen. Sen şahit oldunsan bakın, şahit olduğunuz şey, bir başkasına söylediğiniz gıybet. Şahit olmadığınız bir şeyi söylediğiniz iftira. Kimin gıybetini ediyorsun? Şeyhinin. Kime iftira ediyorsun? Şeyhine. Şimdi bana gelirler de, abi senin için böyle söylemiş. Yavrum senin yanında mı dedi?
Yok abi böyle diyorlar. Duyduğunu söylemen sana yalan olarak yeter. Demediyse iftira attın. Dediyse gıybet ettin. Şeyh efendi benim arkamdan konuştuysa, oğlum senin şeyhin gıybetçi mi? Bak senin şeyhin diyorum. Benim şeyhim değil. Benim şeyhim gıybetçi değil. Abi nasıl söylüyorsun yavrum? Benim arkamdan bir kimse konuştuysa, bu kim konuşursa konuşsun. Gıybet mi? Gıybet. Sen bunu konuşmakla şeyhinin gıybetçi noktaya koyuyorsun. Ses yok tabii. Tehlikeli sulardır bunlar. Bakın tehlikeli sulardır. Farkında olmaz adam. Komple maneviyatını bitirir, keser atar. Allah muhafaza eylesin. Amin.
O yüzden hiç kimse bu noktada ne şeyh efendi için, ne Mustafa efendi hazretleri için, ne Abdullah efendi hazretleri için, ne Hacı Bökür efendi hazretleri için, geçmiş şeyh efendilerle alakalı. Hiç kimse ağzını yanlışlığı, eksikliği açmasın. Hatta bir başkasının şeyhi içinde açma ağzını. Açma. Konuşma. Ölçüyü konuş. Bakın ölçüyü konuş. Bu haram kardeşim. Bu yanlış. Bu adab aykırı. Bir mesele. Bu adab aykırı. Kadınlar, erkekler bir halakada zikrullar mı yaparmış? Yapmaz. Bu adab aykırı. Yok böyle bir şey. Şimdi burada bayanlı, erkekli, biz burada toplanacağız, zikrullar yapacağız, ilahi söyleyeceğiz. Yok kardeşim böyle bir şey.
İşte keman, tambur, nambur ne varsa toparlıyorlar. Ondan sonra kadınlı, erkekli, ilahi söyleyip, ondan sonra zikrullar yapıp, cuşu huruş içerisinde, ondan sonra, eğer kimimiz kardeşiz. Yok kardeşim böyle bir şey. Böyle bir şey yok. Kur'an'da yok, sünnette yok, imamların iştahında yok. Sufilerin genel kaidelerinin içerisinde yok bu. E nereden çıkardın bunu? Bakın bu ölçü konuşulabilir. Ölçü bu. Kim olursa olsun. Ölçü ölçüdür. Ölçüyü konuşun. Ama bir adamın şeyhi bağlanmış ona. Ölçü konuş ona. De ki kardeşim bir şeyhefendi, dervişlerden para mı toplarmış? Bir şeyhefendi, dervişlerden her ay aidat mı toplarmış? Bir şeyhefendi, işte işleri düzgün olanlar şu kadar verecek, işleri düzgün olmayanlar bu kadar verecek.
Böyle bir şey mi olurmuş? Bir şeyhefendi, milletin parasını toplayıp kendine iş yeri mi açarmış? Bir şeyhefendi, milletten parayı toplayıp, evet derviş kardeşler, işte Burzan'da dergahın masrafları çıkacak, böyle bir iş yer açıyor. Böyle bir şey mi yaparmış? Yanlış. Hangi şey yapıyorsa yapsın. Bir dergahın ticarethanesi mi olurmuş? Bir dergahın ticarethanesi olmaz. Ya işte dergahın masrafları, yok kardeşim ya. Ne alakası var? Böyle bir şey olmaz. Adam oraya market açmış. Ne dergahın marketi, herkes gidecek dergahın marketinden alacak. Hoş geldin 23 Nisan. Parası nereden dedim ben, sordum.
E çıktık, parası nereden? İşte dervişler topladılar. O zaman market dervişlerin mi? E ses yok. Kimin? E ses yok. Allah muhafaza eylesin. Ölçü konuşulur. Fâle ve nâhû. Destur ya Hazreti Allah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi