Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 2 Şubat 2018 · 55:51
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Çok teferruatlı olmasa da küfürle alakalı dersi bitirdik. İnşallah önümüzdeki zamanlarda biraz daha teferruatlı yapmaya çalışırız. İkinci büyük günah-i kebailerden riyah bu akşamki dersimiz. Riyanın da haram olduğu hem ayet-i kerimeyle hem Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin hadisleriyle kesin ve sabittir. O yüzden riyanın haramiyetinin üzerinde şek şüphe yoktur.
Bir kimse riyanın haram olmadığına iddia etse veya böyle bir şey söylese o kimse küfre düşmüş olur. Ma'un suresi ayet 6. Onlar gösteriş yaparlar. Riyayla alakalı, riyayı açıklayan, bu noktada riyanın haramiyetini bize bildiren ayet-i kerimelerin başında geliyor.
Onlar gösteriş yaparlar. O zaman dinde gösteriş yapmak, gösterişe düşmek, gösteriş için ibadet etmek, gösteriş için bir şey yapmak, Allah muhafaza eylesin, riyâ olmuş olur. Yine Rabbine kullukta ona hiç ortak koşmasın. Kehf suresi ayet 110.
Bu da ibadetlerde yapılan bütün fiilyatlarda Allah'tan başkasına ortak koşmamak bir işe. Şimdi gösteriş yaparlar olunca o gösteriş ortaklık olmuş oluyor ibadete. İşte devlet başkanına gösteriş, parti başkanına gösteriş, kaymakama, valiye gösteriş.
İşte sufiler şeyhine gösteriş, zâkirine gösteriş veya zâkirler, nâkipler, çavuşlar gösteriş. Bir kimse bir ibadeti yaparken gösteriş yapmak. Fî sebidillâh Allah için yapmamak. Zikrullâh'ı Allah için yapmamak. Gösteriş yapmak. Namazı Allah için kılmamak. Görsünler. Filanca görsün, fişmanca görsün. Evlenecek olduğum kızın kayınpederi bu camide. Beni orada görsün. İşte evlenecek olduğum adamın annesi derse gidiyor. Ben de o derse gideyim. O beni orada görsün. Derse gittiğimi görsün.
Gösteriş. Zekatı verirken gösteriş yapmak. Vay ne kadar çok zekat dağıtıyorlarmış desinler. Vay zekatını işte şöyle yapıyormuş desinler. Gösteriş. Hani bu son dönemlerde eleştirile eleştirile artık öyle kalmadı. Var ya kamyonların üzerinden zekat dağıtıyor, atıyor. Millette yağmacılar gibi etrafında gösteriş. Veyahut da işte bir iş adamı örneğin tırın önüne yazıyor. Filanca kimsenin işte zekatıdır veya hayır hasenatıdır. Tır o kimsenin köyüne gidiyor. İşte o kimsenin köyünde ne o şey dağıtıyorlar. Erzak dağıtıyorlar. İşin en ilginç noktası da buraya geldi. Yani bütün millet şeyinde ne o?
Zekatını erzak olarak dağıtıyor artık. Başka bir şey aklına gelmiyor. Yani zekatı para olarak dağıtmak aklına gelmiyor. Para olarak dağıtırsa belki de çok verecek çünkü. Bir kamyon zekatı doldurunca 10 milyar lira. Halbuki vermesi lazım 200 milyar, 300 milyar, 400 milyar zekat vermesi lazım. Hesapladığında normalde örneğin atıyorum işte adamın 100 milyar, 200 milyar zekat verecekse adam 10 milyar, 15 milyar lira kapattı. Ne oldu? 200 kişiye erzak dağıttı. Ya milletin ne o? Pirince mi ihtiyacı var? Bulgura mı ihtiyacı var? Yoksa doğalgazı mı ödenmemiş? Elektriği mi ödenmemiş? Kirası mı ödenmemiş? Veya çoluğuna çocuğuna bir kıyafet mi alamamış? Ne eksiği var bilmiyor. Ama zekat dağıtacak ya anlaş bir tane marketle. Markete de 5 aylık, 6 aylık çekiver.
Ondan sonra erza, daya milletin önüne dağıt. Ne oldu? Zekat dağıttı. Dağıtırken de gösteriş yap. Gösteriş. Her gösterişte bu manalar. Dini ibadetlerle alakalı. Her gösteriş, her gösteriş. Riya. Birisi görsün, birisi bilsin. Birisi duysun. Riya. Ya bugün sabah namazını kıldıktan sonra. Ha sabah namazını kalkmışsın. Matah bir iş işledin. Öğlen namazını kıldıktan sonra. Ha tamam. Öğlen namazını kıldığını söyleyecek illaki. Ya biz ben de 5 vakit namazı kaçırmam. Ha iyi. Sorduk sana kaç vakit namazı kaçırıyorsun. Kaç vakit kaçırmıyorsun diye. Gösteriş.
İşte filancıya rezekat verirken. Gösteriş. İşte fişmancıya böyle yardım dağıtacağım zaman. Gösteriş. Bunu bir tek. Allah affetsin. Böyle konuşmak istemem ama. Peygamberlere. Halifelere. Alimlere. Şeyhlere müsaade edilmiş bu. Teşvik amaçlı. İnsanlara ibadete teşvike amaçlı. İnsanlara bir amele, bir fiiliyata teşvik amaçlı. Bir tek bunlar yaptıkları iyi amelleri, yaptıklarını söyleyebilirler. Ders olsun diye. Ölçü olsun diye. Hikmet olsun diye. İşaret olsun diye. Feyiz olsun diye. Öğrenilsin diye. Öğrenilsin diye. Geri kalan hiç kimseye yapmış olduğu ibadetleri dile getirmek müsaade edilmemiş.
Getirme dile. Söyleme. Bir toplumun içerisinde anla onu. Gösteriş. İllaki rüyasını anlatacak. Gösteriş. Herkes duysun onun rüyasını. Ne mübarek insan o. Onun halini herkes duyacak. Gösteriş. O bir şey yapmış. Herkes duymalı onun yaptığını. Herkes bilmeli. O mukaddes bir adam. Gösteriş. Allah muhafaza eylesin. Amin. Sufiler iyiliklerini gizlerler. Bunu dillendirmezler. Nafilelerini saklarlar. Yolumuzun adabı budur.
Nafile ibadetini saklarsın. Bunu dile getirmezsin. Bunu anlatmazsın. Farzlar açıktır. Aşikardır. Farz saklanmaz. Bizde desturdur bu. Yolun kaidesidir. Bir kısım sufi topluluklar vardır ki onlar farzları da saklarlar. Bu sünneti Resulullah'ta yoktur. Sallallahu aleyhi ve sellemde. Biz farzları saklamayız. Asla. Ama birisine bir şey öğreteceksek öğretme maksadıyla, öğretme maksadıyla orada nafile kılınabilinir. O topluluk evvabi namazını bilmiyor. Akşam namazından sonra 6 rekat, 2 ile 6 rekat arasında kılınan namaz. Mümkünse dünya kelamı konuşmadan.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri akşamın farzını kılar. Ondan sonra evine gelir. Evine geldiğinde 2 rekat sünnet kılar. 2 rekat sünnet kıldıktan sonra, yani normalde nafile bir namaz kılar. Ardından 2, 2, 2 veya 1, 4, 1, 2 tekrar namaz kılardı. Sordular bu ne namazı? Evvabi namazı dedi. Evvabi namazı. Bunu o kimse bir yerde zakirdir, bir yerde çavuştur. Örneğin işte o şeyh efendidir. Oradaki insanlar o namazı bilmiyordur. Oradaki insanları o namazı tebliğ etmek için kılar. Veyahut da derviş kardeşlerden birisidir. Oradaki insanlar o namazı bilmiyorlardır. O namazı bilsinler, öğrensinler diye orada kılar. Burada maksat insanlara bir şey öğretmek.
Bakın, burada maksat o evvabini de kaçırmıyor. Bu değil. Veyahut da dervişler toplanmışlar, işte akşam yemeği yenecek. Bizim dervişin birisi evvabin kılıyor. Ardından kabir nur kılıyor. Herkes onu bekliyor. Ne? Yemek yenecek. Ama bizim ağır derviş var ya bir tane orada. O böyle ne takva ne takva. Değil. Sen arkadaşlarını bekletme, sofrayı bekletme. Sen sonra evvabin namazını gecesen, teheccühten sonra bir altı rekat kıl. Ne kadar teheccüh kılıyorsun? Altı rekat. Altı da evvabin için kıl. On iki rekat o gece kıl. Orada milletin önünde kılma. Öğle namazının son iki rekat sünnetini her daim dört mü kılıyorsun? Hayır.
Yanına iki kişi gelince dörtler. Aa ne oldu? Ne takva adam oldu ya. Maşallah subhanallah. Ya veya yaslıyı ne yapıyor? Farz vacip yapıyor. Yanına iki kişi gelince, o sünneti de kıldı, son sünneti de kıldı, kıldı da kıldı. Ya bir gün önce farz vacip yaptın ya. Yanına bir kişi olunca mı doldurdun her tarafı? Allah muhafaza eylesin. Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi olun. Mümkünse nafileleri saklar. Nafileyi saklıyoruz deyip de sünnetleri terk etme. Bir de işin bu hastalığı var. Mesela öğlen namazının ilk sünneti aşikar kılınıyor artık. Bütün ümmet biliyor bunu. Bunu saklamanın bir anlamı yok. Neden? Belli. Bu sünnet aşikara çıkmış.
Bunlar normalde toplu halinde ibadet edilen yerde kılınabilir mi? Evet. Bunu saklayacağım diye uğraşma. Ümmetin içerisinde yaygınlaşmış olan bir ibadeti saklayacağım diye uğraşma. Sen de o yaygınlaşmış olan ibadete devam ediyorsan onu saklayacağım diye uğraşma. Onu saklamaya çalışmak da nefis çünkü. O da riyan, o da gösteriş. Allah muhafaza eylesin. Neden? Aşikar o. Herkes o namazı kılıyor. Herkes öğlenin ilk sünnetini kılmaya gayret ediyor mu? Evet. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin hemen hemen belirli, kasıtlı olarak hiç terk etmediği sünnet bir tek hendek kazasında kılamadı. Farzları da kılamadı. Diğer zamanlarda öğlenin ilk sünnetini kıldı mı? Evet.
Son sünnetini kıldı mı? Evet. İkildinin sünnetini birkaç sefer kılmadı. Yatsının ilk ve son sünnetini birkaç sefer kılmadı. O birkaç sefer kılmayınca biz temelli boşa attık vitesi. Öyle değil. O yani Medine döneminde namaz farz olduktan sonra işte 13 yıl içerisinde, 10 yıl diyelim, 10 yıl içerisinde iki sefer namazı bu noktada öğlen işte yatsının sünnetini terk etmiş. Bir rüya iki sefer. Biz her gün terk ediyoruz Allah muhafaza eylesin. Bunlar normalde ne olmuş oldu? Rüya oldu Allah muhafaza eylesin. Yine El İhsan, El İhsan Suresi ayet 9. Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz. Bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz.
Demek ki birisine bir şey yaparken de Allah için yapmak. Karşılık beklememek. Yedirmişsin Allah için yedir karşılık bekleme. İçirmişsin Allah için içir karşılık bekleme. Elinden tutmuşsun birisinin Allah için karşılık bekleme. Birine bir hayır söz söylemişsin karşılık bekleme. Birine tebessüm etmişsin karşılık bekleme. Birine bir nasihat ettin karşılık bekleme. Sohbete gittin karşılık bekleme. Zikurluğa gittin karşılık bekleme. Karşılık bekleme. Bu yol karşılık bekleme yolu değil. Her bütün kardeşlerin hataya düştüğü yerlerden birisi bu. Tebessüm etti, tebessüm bekliyor.
O bana tebessüm etmedi ama. E etmesin. Sen o sana tebessüm etsin diye mi tebessüm ettin? Ben ona hep gittim o gelmedi ama. Ya gelmeyene gitmek sünnet zaten. Yardım etmeyene yardım etmek sünnet zaten. Sana elini uzatmayana elini uzatmak sünnet zaten. Seni affetmeyene affetmek sünnet zaten.
Sana merhamet etmemiş. Kardeşin senin sen merhamet et. Derviş kardeşim sen merhamet et. O sana ikramlı davranmamış. Sen ikramlı davran. Derviş kardeşlerin arasında bu hukukun oluşması lazım. Kardeşler birbirlerinden bir şey beklemeden birbirlerine merhametli, rahmetli, şefkatli davranacaklar. Annenden babandan bir şey bekleme.
Annene babana hürmet et, hizmet et, saygılı davran. Elinden geldiğince yardımcı olmaya çalış. Karşılık bekleme. Evladından karşılık bekleme. Yok yedirmiş de, içirmiş de, büyütmüş de, beslemiş de şimdi böyle mi yapıyormuş? Ya karşılık bekleme. Evladını Allah için büyüt. Akşam bana baktı da, bakmadı da, geldi de, gelmedi de, şu işimi yaptı da, yapmadı da bırak. Her ne yapıyorsan Allah için yap. Her kimle ne yapıyorsan Allah için yap. Adam ders almış, Allah için ders aldın. Akşam yemeni mi veriyorsun bana? Bir tavırlar, bir tarzlar.
Ona bakacaksın yani sen. Kardeş Allah için toplanıyoruz burada. Allah için birbirimize merhamet edeceğiz. Allah için birbirimize biz şefkat göstereceğiz. Allah için yardım edeceğiz. Karşındaki kimse o anda müsait değildir, kafası yerinde değildir, sıkıntısı vardır, bir derdi vardır, bir problemi vardır. O esnada sana cevap verememiştir. Allah için yaşa. Alınganlıklar diz boyu, karşılık beklemekler adam boyu. Allah muhafaza eylesin. Karşılıksız olmak. Çünkü her karşılık işin içerisine rüyayı getiriyor. Her karşılık. Ben seni severim ama sen de beni sev. Ben seni sevmeyeceğim.
Sen de sevme. E gidiyorum ama git istediğin yere. E gittim hakkını helal et, helal olsun. Ertesi gün geldim, hoş geldin, ne hayırdır? Dün gittin ya. Sana yalvarmamı mı istedin? Sana yalvarmamı mı bekledin? Yürü git Allah yoluna açık etsin. Nereye gidiyorsan git. Karşılık. Bugün insanların arasında en büyük problemlerden birisi bu.
Kapitalist sistem bizim boğazımızdan yakaladı. Bizim kalbimizden yakaladı. Bizi çiviledi ya. Karşılığa çiviledi. Ben sana oy attım ama bunu yapacaksın. Partiye böyle söylüyor adam. Kapitalist sistem. Adam bir partide bir yere gelmiş. Örneğin işte bir ooo kim getirdi? Bunlar getirdi. Eee herkes karşılık bekliyor. Adam bir şey yapıyor. Herkes karşılık karşılık üzerine. Allah muhafaza eylesin. Ya hiç mi Allah için sevmez insan? Hiç mi Allah için elinden tutmaz? Hiç mi Allah için tebessüm etmez? Hiç mi Allah için dostluk yapmaz? Hiç mi Allah için arkadaşlık yapmaz? Hiç mi Allah için sevmez?
Hiç mi kader arkadaşlığı yapmaz ya insan? Arkadaşlar bir dergahtan ders aldıysanız, dergahtan ders aldığınız bütün kardeşleriniz sizin kader arkadaşınızdır. Yol arkadaşınız, can arkadaşınız. Manevi bir bağ kurmuşsun. Sen ondan karşılık bekleme artık. Bitti. Herkes kendi gücünden sorunlu. Sana gel dergahı besle diyen mi var? Yok, sana gel şunu yap diyen mi var? Yok. Bir tebessüm Allah için ya. Bir selam Allah için. Bir yumuşak davranış Allah için. Bir merhametli davranış Allah için. Bir kardeşlik yapmak Allah için.
Allah için Allah. Bir dostluk yapmak Allah için. Sufilikte olmazsa olmaz olan şeylerden birisi bu. Allah için yaşama. Dostluğunu, kardeşini, arkadaşını, yedirmeni, içirmeni, attını, gittiğini, geldiğini hepsini de Allah için yapma. Hadis-i şerif ne güzel. Bir cemaate bir kimse geldi, oturdu. Bir müddet oturdu. Ondan sonra da gitti. Hiç kimse ona bir özel muamelede bulunmadı. O kimse için diyor ki cennetlik birini görmek istiyorsanız ona bakın. Allah için yaşama. Şan, şöhret deyip. Vay beni bilsinler. Beni tanısınlar. Vay ben gittim bak ayağa kalkmadılar. Herkes sana ayağa kalkıyor.
Bana neden ayağa kalkmadılar? Öyle demişti bir kardeş. Herkes dedi sana ayağa kalkıyor. Bana neden ayağa kalkmıyorlar? Arkadaşlara demiş ki beni gördüğünüzde ayağa kalkacaksınız demiş. Ben geldim de. Bir de demiş ben imam hatip mezunuyum. O demiş imam hatip mezunu bile değil bender için. Ben ondan daha alimim. Ben ondan daha fazlım. İyi tamam imam hatip mezunları muhakkak benden iyi biliyorlardır. Dedim benim ağzımdan duyulmuş mu hiç? Beni gördüğünüzde ayağa kalkacaksınız dedim ben. Duyulmuş mu? Ses yok. Yani şan, şöhret. Onu gördüğünde herkes ayağa kalkacak. Onu görünce herkes tek sıraya girecek.
Herkes elini öpecek onu. Şan, şöhret. Allah muhafaza eylesin. O büyük insan ya. Büyük adam. Allah için yaşamak. Bu kulluğun, bakın kulluğun en tat alıcı noktası. Kulluğun zirvesi bu. Bütün her şeyi Allah için yapmak. Bu kulluğun zirvesi. Kulluğun tadını almak istiyor musun? Allah için yapacaksın. İmanın tadını almak istiyor musun? Allah için. Hiç kimse tanımayacak seni. Önemli değil. Hiç beklentisiz olacaksın. Bu en muhteşem nokta bu. Beklentisiz olmak demek, küstah olmak demek değil yalnız. Beklentisiz olmak demek, kibirlilik demek değil.
Tevazı göstereceksin beklentisiz. Tevazı göstereceksin beklentisiz. Yardım edeceksin beklentisiz. Tebessüm edeceksin beklentisiz. Açı doyuracaksın beklentisiz. Gariban bir kimseye göz kulak olacaksın beklentisiz. Yani ulan ben sana göz kulak oldum. Beni gördüğünde ne esas duruşa geçmiyorsun? Böyle bir şey yok. Beklentisiz olmak. Beklentisiz olmak, küstah olmak demek değil. Beklentisiz olmak demek, kibirli olmak demek değil. Beklentisiz olmak demek, edepsiz olmak demek değil. Beklentisiz olmak demek, insanları kırmak demek değil. Beklentisiz olmak demek, etrafına ahkam kesmek, etrafına harturt etmek demek değil. Bu beklentisizlik değil bundan.
Beklentisiz olmak, tevazu gösterirken karşılık beklememek. Karşındaki şahıstan bir şey bekleme. Allah için tevazu, Allah için muhabbet, Allah için zikir, Allah için toplanma, Allah için dağılma, Allah için yürüme, Allah için. Allah için birisine bir yemek yedirdin. Bir yıl sonra, iki yıl sonra ben sana yemek yedirdim. Diyorsan, bırak git. Bu değil. Üç yıl sonra, beş yıl sonra, iki yıl sonra canını sıkılınca, ben senin şeyhine yemek yedirdim. Şu kadar yemek yediniz bende. Demek değil bu. Tecrübe bunlar bakın. Adam zorla davet etmiş, zorla evine götürmüş, yemek yedirmiş bize.
Adam üç yıl sonra senin şeyhinle sen dedi, şeyhinle beraber misafirler de yemek yedi biz de dedi. Ben de al parasını dedim. Sen de şu kadar yemek yemiştir şeyh efendi. Biz de bu kadar hani ne yediysek, kendi kafamdan hesapladım, al parasını dedim. Gönderdim parasını. Ondan sonra geldi iki üç gün sonra. Bu lafı söylemedim demiyor adam. Cafer de duruyor benim karşımda. Geldi parayı attım Hasan Üskü'ne. Dedim ne atıyorsun parayı? Bu lafı söyledin mi? Söyledin. Şeyhimle beraber şu kadar yemek, bu da dedim yemeklerin karşılığı. Alacaksın bu parayı. Ben parayı almayacağım dedim. Valla dedim alacağım, bu parayı verdim. Attım Hasan'ın üzerine, Cafer almıyor yani.
Cafer al parayı dedim, birisine ver. Tasaduk et. Yaşadık bunları. Bizatihi. Adam yemek yedirmiş ya. Yemek yedirmiş, bildiğin bu. Bir de beni geçmek için böyle, hani ben yemeğe ona sıra vermiyorum diye, direkt şeyh efendi arıyor.
Efendim hanım da bekliyor da, biz de bekliyoruz da, işte şu da bekliyor da, bu da bekliyor da, işte şöyle de. Oğlum Mustafa Efendi sırayı yapıyor. İşte o bize sıra vermiyor da, masuldan vermiyor da, bize işte şunu yapıyor da, bunu yapıyor da, tamam geliriz diyor ona. Onu öyle diyor. Ertesi gün geliyor. Tabir bu. Hı? Bak şeyh efendi filanca gün kahvaltıyı gelecek bize. Şeyh efendi değil. Şeyhin. Allah'ım diyorum, imtihana bak ya. Ona göre bak ha. Tamam diyorum. Ben sabahleyin götürüyorum. Şeyh efendi. Kapısının önüne bırakıyorum. Nerede beni sevmeyen, bana muhalefet eden var. Hepsinin arabaları orada.
Toplamışlar. Toplanıyorlar. Kumpanyayı kuruyorlar. Ben kapının önüne bırakıyorum. Kapının, o oradan kapının önünden alıyor. Şeyh efendi. Demiyor bana, sen kahvaltıya gelmeyeceksin mi diye. Selamun Aleyküm, Aleyküm Selam. Gidiyorum. Çünkü daha önce de normalde böyle bir iki sıkıntılı problem olduydu. Bir, iki, üç, dört böyle devam etti bu böyle. Tabi bitiyor orada sohbet. Telefon açıyor bana. On dakika sonra burada ol diyor şeyh efendi. Ben on dakika sonra gidiyorum. Gene kapıdan alıp gidiyorum. Bu adam söyledi bana. Senin şeyhin o kadar yedi dedi. Senin de yediğin zer zıkkım olsun demiş. Onu da yedi bana efendim için demiş. Yedirdim de zehir zıkkım olsun. Ben de hepsinin parasını verdim.
Para değil mi? Allah için yapacaksın. Şimdi bazen arkadaşlar neden kötü davranıyorum diye. Hani şey yapıyorlar. İşte bir yerde yemiyor, içmiyor falan. Bunları yaşayınca insan. Kendi kendine diyorsun ki ya. Yarın öbür gün kimin nerede bozulacağı belli mi? Adam bir bardak su içerir. Ondan sonra der ki ben sana bir bardak su içer dedim. Zehir zıkkım olsun. Der mi insanoğlu? Der. İnsanlar gün geçtikçe hamlaşıyorlar olgunlaşacaklarına. İnsanların nerede ne söyleyeceği belli değil. Nerede senin önüne ne koyacağı belli değil. Yaşadık bunları hep. Gördük. Bu demek değildir ki dostumuz yok, arkadaşımız yok, kardeşimiz yok. Böyle bir şey değil.
Ama bunları yaşadık mı? Yaşadık. Gördük mü? Gördük kardeşim. Adam bize yedirdiğini zehir zıkkım etti mi? Adam şeyhime yedirdiğinin parasını istedi mi? İstedi. İstedi. Bunu gördün mü? Ben gördüm. Yaşadın mı? Bunu yaşadım. Allah için yaşayacaksın o zaman. Allah için yapacaksın. Gücünün yettiğini yapacaksın. Senden bir şey isteyen yok kardeşim. Senden bir şey isteyen yok. Allah için yaşa. Dergaha gel. Allah için gel. Allah'ı zikret. Allah için zikret. Hal görmek için, rüya görmek için. Ne bileyim işte perdem açılsın. Yok cam açılsın. Yok oradan üflensin. Yok oradan rüzgar etsin.
Yok ben uçanları göreyim, kaçanları göreyim. Yok bunun için değil. Allah için. Zikrullah Allah için. Bir üstada bağlanmışsın. Allah için kardeşim. Yok ben oraya gidince işim düzelir. Yok eşim düzelir. Yok evliliğim ben. Yok evliliğim düzelir. Yok ben zengin olurum. Yok ben şunu olurum. Yok Allah için ya. Allah için. Ne diyor o arşalanın gölgesinde toplanılacak olanlar için. Ve o nurdan kürsüye, nurdan elbiselere, nurdan taçlara, vakı, mazhar olacak olanlar için. Ne diyorlar? Onlar akraba değillerdir. Birbirleriyle alışverişleri de yoktur. Yani menfaatleri de yoktur. Ama birbirlerini Allah için severler. Ve toplandıklarında Allah'ı zikrederler. Bakın, bu işin en zirve noktası.
Birbirlerini Allah için severler. Siz birbirlerinizi Allah için sevmedikçe imanınız kemale ermez. Birbirlerinizi Allah için sevmedikçe yol alamazsınız. Birbirlerinizi Allah için tutunmadıkça, birbirlerinizi Allah için tutunmadıkça, Birbirlerinizi Allah için dostluk kurmadıkça, Siz o imanın tadını, o kulluğun tadını alamazsınız.
Her toplandığınızda iki kişi olun, üç kişi olun, beş kişi olun. Önemli değil. Bir araya geldiniz mi geldiniz, kısa da olsa bir zikir yapın. Kısa da olsa. Neden? Hadis-i Kudsi aynen öyle çünkü. Diyor ki, onlar birbirlerini Allah için severler. Toplandıklarında da Allah'ı zikrederler. Kısa da olsa. En kısasını tevhid, üç elif miktarı uzataraktan. Kısa da olsa dediğim bu.
Kim eski derviş, is kimse. Biliyor herkes. Abi ben bir kısa tevhid okuyalım, öylesi de olalım. O unutmuş olabilir. O belki de orada hani burada yapabiliriz mi, yapamaz mıyız diye düşünebilir. Kadın erkek, zikrullah yapmaktan utanıyorsa, zikrullah halakasına oturmaktan utanıyorsa, bıraksın gitsin kardeşim. Ayet, onlar kınanmaktan korkmazlar. Biz zikrullah yapıyoruz diye kınanmaktan korkmayız. Korkmam. Kısa da olsa bir zikrullah yapacaksınız. Ya fişman canın evi davet etmesin o zaman. Yok onun villası, yok onun katı, yok onun yatı etmesin davet kardeşim. Biz bir yere gittik mi, dervişlerle bir arada toplandık mı Allah için birbirimizi sever.
Orada muhakkak da Allah'ı zikrederiz. Gösteriş yapmayız, riya yapmayız, etrafa şataat yapmayız. Ulan burada mücehri zikullah yaptıralım, ortalığa kaldıralım. Öyle bir şey yapmayız. Muhakkak her yerin adabı, erkanı, durumu, vaziyete, ahvali vardır. Bir stratejisi vardır. Ama kardeş, zikirsiz de kalkılmaz ya. Üçte bir tokuyalım kalkalım. Eyvallah. Muhakkak. Muhakkak. Neden? O hadise mazhar olacağız. Biz ona mazhar olacağız. O yüzden. Zikurlahta da birinin evine gitmişsin. Ya yapma onu, gösteriş yapma. Her yerde mazhar vuracağız, gösteriş yapacağız, şunu bunu. Yok ya kardeşim her yerde mazhar vurulmaz. Mazhar'ın vurulacağı yer dergahlardır.
Her yerde bir toplanılan bir yer var. Orada vur mazharı. Evlerdeki zikrullahlar da mazhar vurulacak diye bir kaydı yok. Zaten on kişi, on kişinin beş tanesi ilahi söylüyor. Yok kardeşim böyle bir şey. Bir bakmışsın zikrullahın ortasında, biz iki kişi zikrullah yapıyoruz. On, on beş kişi zikrullah okuyor. Ben sustum, yanındakini de susturdum, kombe ilahi söylüyorlar. Bekledim. Bir baktılar ki hepsi de ilahi söylüyorlar. Durdurdum zikrullah. Dedim kardeşler, biz Türk tasavvuf musikisi korosu değiliz. Biz dedim yani biz sahneye çıkmayacağız. Tasavvuf musikisi söylemeyeceğiz. Biz ilahi söylesek ne olacak, söylemesek ne olacak? Bizim amacımız ilahi okumak değil ki.
Biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti konservatuvarı değiliz ki ya. Bizim o işe bakan, bir Ali var. Nerede, geldim Ali. Nerede? Ha o işe bakan, o var. Ses, ses, ses, … Düzelmiyor ses bir türlü. Lan Karadağ'dayız adamın sırf ne İngilizcesi var ne Türkçesi var adamın. Bu ona daha ses şey yapıyor.
Ona illaki sesi öğretecek ona. Ayarlanmıyor bir türlü. En sonunda beceriyor tabii ki en sonunda yani becermiyor değil. Bu onun işi. Biz sanki normaliz. Ya on beş kişisiniz muharek insanlar. On beşiniz de ilahi mi okuyacak? Yok. Veyahut da bir evde mazlar vuruyorlar orada. Allah'ım bir coşmuşlar ortalığı. Ya yapma. Yapma. Hemen hemen üç aşağı beş yukarı her yerde zikrullah yapılan yerler var. Bayanlar da, erkekler de. Orada mazlar vursunlar. Orası nimli artık belli. Ama sen gider ondan sonra otuz dairelik, elli dairelik, yüz dairelik bir apartmanda ben mazlar vuracağım, orada zikrullah yapacağım. Orada gudüm vuracağım dersen yandı ortalık.
Sen davanı da anlatamazsın. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde işin bir de o tarafı var. Gösteriş yok, şatahat yok. Kime gösteriş var? Bakın gösteriş kime? Müminlere değil. Kime? Kafirlere. Kime gösteriş var? Münafıklara. Kime şatahat var? Kafirlere. Ne yaptı Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri Mekke'ye geldiğinde? Hani remel yapmak var ya, omuzunu açıp ne yaptı? Kuvvetli gösterdi kendini. Beytullah'ta. Niçin? Çünkü müşrikler, kafirler onları izliyorlar. Kendi aralarında dediler ki, bak bunlar cılız kalmışlar.
Bunlar beslemesiz kalmışlar. Bak kuvvetsiz kalmışlar. Bir deri, bir kemik kalmışlar. E o zaman onlara karşı Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri ne yaptı? Remel yaptı. Kuvvetli gösterdi kendini. Omuzunu açtı, kuvvetli kuvvetli yürüdü. Bakın kuvvetli kuvvetli yürüdü. Remel yapmak bize onun sünneti oldu. Biz kafire remel yaparız. Münafığa remel yaparız. Mürtede remel yaparız. Kalbi bozuk adama remel yaparız. Ciğeri bozuk, kanı bozuk. Remel yaparız ona. Ona yaparız. Yol kaçkını, yol döngünü ona remel yaparız. Yol müşri, yol kafiri ona remel yaparız.
Ama mümin kardeşlerimize, derviş kardeşlerimize yok hayır. Düşmana gösteriş yapmak. Düşmana şataat yapmak. Harp hutadır, harp hutadır, harp hutadır. Huta hile demek. Harp hiledir, harp hiledir, harp hiledir. Ona güçsüzken güçlü görünmek. Kafire fakirken zengin görünmek. Sufilerde bu vardır. Sufi mesela halini arz etmek istemez. Derdi varsa da derdin var demez. Sıkıntısı varsa sıkıntın var demez. Açsa ben açım demez. Ama sufi hiçbir zaman sanki dilenciymiş gibi kendini göstermez. Allah muhafaza eylesin.
Ama biz kafire şataat yaparız. Münafığa şataat yaparız. Hani bazen de eleştirirler ya bizi. İşte dışarıdan eleştirirler. Bu şatafat ne, bu gösteriş ne diye. Evet. Biz dışarıya şatafatlı davranırız. Şatafatlı davranırız. Sebep? Kardeş. Sen öyle bizi süklüm püklüm görme derim ya. Bizi öyle süklüm püklüm görme. Bizi öyle gavurluk yapmaya kalkar. Bize münafıklık yapmaya kalkarsan boğazını sıkmasını biliriz biz senin. Öyle boğazını sıkamayacak da değiliz. Biz mümin kardeşlerimize karşı şefkatliyiz, merhametliyiz. Gavura karşı değil.
Ama Müslümanlar şimdi gavurlara merhametli, şefkatli. Müslümanlara şedid. Gavura yediriyor, içiriyor. Müslümana şedid. Gidiyor Parislerde, tatil yapıyor. Dubai'lerde tatil yapıyor. Bilmem işte New York'larda tatil yapıyor. Bilmem hangi tatil merkezlerinde. Tatil yapıyor Müslümanlar. Paraları götürüyorlar, gidiyorlar oralarda. Müslümanlara gelince şedidler. Gavuru bırakmışlar, Müslümanlarla uğraşıyorlar. Adam oturmuş, sabahtan akşama kadar ehli tarikattan uğraşıyor. Adam oturmuş, sabahtan akşama kadar sufilerle uğraşıyor. Adam oturmuş, sabahtan akşama kadar tasavvuf vakfıyla uğraşıyor. Gavuru bırakmış, masonu bırakmış, Yahudi'yi bırakmış, dinsizi bırakmış, ursuzu bırakmış.
İçki kol geziyor, kumar kol geziyor, fuhuş kol geziyor. Eşcinsellik kol geziyor. Haramların hepsi de yayılmış kol geziyor. Müslümanlar haramlarla mücadele etmeyi bırakmışlar. Müslümanlar birbirleriyle uğraşıyorlar. Birbirlerine şataat yapıyorlar, birbirlerine şatafat yapıyorlar. Birbirlerine gösteriş yapıyorlar. Meselenin özünü terk etmiş Müslümanlar. Kardeş, bu haramiyet diz boyu ne yapacağız bunlara? Allah muhafaza eylesin. Onlara gösteriş yapan yok. Onlara bir şey diyen yok. Allah muhafaza eylesin. Müslümanlara yapıyorlar ne yapıyorlarsa. Rabbim cümlemizi riyadan korusun inşallah. Sizin için korktuğum şeylerin en korkuncu, küçük şirk olan riyadır. Allah kıyamet günü insanlara amellerinin mükafatını verdiği vakit gösteriş yapanlara, dünyada kime gösteriş için amel ettiniz ise, gidin onlara bakın.
Onların katında alacağınız bir mükafat bulur musunuz buyurur. Allah bizi bu hale düşmekten muhafaza eylesin inşallah. Şu kısa da olsa sıralara bakayım. Biraz gençlerimize nasihat eder misiniz? Bizleri kale almıyorlar lütfen helal haram noktasında. Kardeşler, canım kardeşlerim, biz burada her perşembe bir konumuz var. Bir konumuz yoksa da burada bir nasihatımız var. Gençlere nasihat eder misiniz? Biz ediyoruz. Anne babalar, kendinize nasihat edin önce. Anne babalar, çocuklarınıza neden nasihat etmediniz ufakken? Anne babalar, önce neden kendinize nasihat etmiyorsunuz? Neden çocuklarınızı dizinizin dibinden ayırıyorsunuz?
Erkek, çocuk var, baba derse geliyor, oğlan nerede? Olacak o. Sen derse geldin, oğlan nerede? Evde, internette. E küçük ya, yanında da taşımayacaksın. E sonra? Sonra oğlan beni dinlemiyor, dinlemeyecek. E oğlan ibadet etmiyor, öğretmedin. Anne derste, kız nerede? Kız nerede? E evde, çıkmak istemedi. İyi. Nerede?
E arkadaşlarıyla toplanacak. Nerede? Fişmanca yerde. Nerede? Oy, o kadar çok dersi var ki onun. E dinlemeyecek sonra seni. Dinlemeyecek. Bildiğin bir tek doğru var, ikinci bir doğru yok. Bildiğin bir tek doğru var. Evladın var mı? Evet. Sen nerede? Sen onu da oraya götüreceksin. Taşıyacaksın yanında. Hayırlı evlat olmasını istiyorsan yanında taşıyacaksın. Senle beraber o yolda pişecek oda. E yok. Yani anne baba piş, çocuklar nerede olduğu belli değil. Sıkıntı yaşarsın. Yaşarsın. Alıştır şimdiden. Alıştır.
Daha anne karnına girmezden önce alıştır. Anne karnına girmezden önce alıştır. Anne karnında alıştır. E erkekler de aynı. Hanımını derse getirmek istemiyor. Ağırlık geliyor ona. Ya sen bu hafta gelme. Ya alırken derviş de ya aldın ya. Baksana hava soğuk şimdi. Çocuk üşür. Ha iyi. Hava yağıştı. Hava çok sıcak. Hava çok soğuk. Hava kar yağdı. Yok buz yağdı. Yok çocuk hasta olur. Yok çocuk üşütür. Derse gittin orada üşüttün zaten. Lan derse gelsin de üşüttürsün. Yarın öbür gün meyhanede üfüttüreceksin ona. Evet. E ondan sonra saçını başını yol.
E yol. Allah muhafaza eylesin. Bir kadın 15 aylık çocuğunu emzirirken ikinci bebeğe hamile kaldığını öğrenince emzirdiği çocuğu sütten kesmeli midir? Hükmü nedir? Kesilecek diye bir kaide yok Hanefilerde. Ama normalde kadınların arasında zaten öyle bir şey var. Ne o? Bir inanış var. Böyle işte hamile kalınca sütün eshafı bozuluyor. Bu sefer de çocuğa zarar veriyor. İşte çocuk mesela o hemen çocuk ishal oluyor filan. Onu eski kadınlar biliyorlar. Genelde sütten ayırırlar böyle bir şey olunca. Hastanede yatan ölüm döşeğinde bir hasta için doktor zaten ölecek diye müdahale etmeyin. Kendi halini bırakın ölmesini bekleyin diyorsa bu noktada orada çalışan hemşire sağlık personeli nasıl bir yol izlemelidir?
Onların ita amiri doktorları. O yüzden ita amirlerine riayet edecekler. Onun sorunlusu da o. Orada şimdi ita amiri kim var? Doktor var. O şimdi bırakın diyorsa oradan birisi bir iğne vursa doktor diyecek ki ne amma iğne vurdum ben sana iğne vur dedim mi? Öyle oluyor değil mi? Kızıyorlar değil mi? Senden dolayı da oldu diyebiliyor. İta amiri o çünkü. O yüzden ita amirine itaat edecek çalışanla. Bunda bir sıkıntı yok. Zeytin dalı operasyonu var. 15 Temmuz ruhu tekrar canlanıyor. Devlet millet tek yumruk. İnsanlar oluk oluk askerlik şubesine koşuyor. Analar askerlerimize sarma yapıp kazak çorap örüp gönderiyor. Biz de gazi bir cemaat olarak bir girişimimiz olacak mı?
Görüşünüzü lütfeder misiniz? Biz lazım olduğumuz zaman neye lazımsak Cenab-ı Hak istihdam eder. Onu yaparız. Geri kalan gösteriş. Geri kalan gösteriş. Allah muhafaza eylesin. Lazım o da gösteriş de lazım. Dışarıdaki devletlere karşı o bak hepsi de tek vücut halinde. Kadını erkeği kimisi sarma sarıyor, kimisi dolma dolduruyor, kimisi çorap örüyor. Bak hani bu iş yürüyecek. Bu millet tek vücut haline geldi diye. İyi dışarı iyi bir mesaj o. İçeri de mesaj. Sıkıntı değil. Aman işte şu anlayış şimdi biz de bir şey yapacak mıyız? E ne yapabiliriz biz? Dolma mı saralım? Yıkıp bir nümayiş mi yapalım? Bir salına salına altı parmaya doğru gidelim mi?
Yapılması gerektiği zaman bir şeyi yapacağız. Eyvallah. Lazım. Eyvallah. O lazım olanı yapacağız. Ama öbür türlü tekrar dersin konusu gösterişe şatafatı düşmeye gerek yok. Rabbim muhafaza eylesin. Amin. Hani bugünkü tabirle tribünlere oynamak diyorlar ya. Tribünlere oynamak yok. Allah bizi muhafaza eylesin. Amin. Haleven nehu. Ne.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.