Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 23 Aralık 2017 · 43:34
Yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Kardeşim cinle ilgili sorunları var, ne yapmamız gerekiyor, bize tavsiyeniz nedir? Kardeşim diyor ki, gelip sıkıyorlar, konuşmama ve yürümeme engel yapıyorlar, ne yapmamız gerekiyor? Allah razı olsun. Kafir cinliler bu tip şeyler yapabilirler, ancak müminlerin üzerinde tesirleri olmaz.
Mümin ise bir kimse, kafir cinlilerin ve şeytanın, onların üzerinde herhangi bir tesirleri olmaz. Ama insanlar bu noktada Kur'an ve sünnete tam bir şekilde bağlı değiller. Müslümanlar ama Kur'an ve sünnete tam bağlı değiller. Böyle arada derede yaşıyorlar. O yüzden arada derede yaşadıkları için onların etkilenmeleri mümkün oluyor. Bir de ahir zaman işaretlerinden birisi bu. Bu konuda ahir zaman yaklaştıkça cinni taifesinin insanlar üzerinde etkisi daha da fazlalaşacak. Bununla alakalı işte şaklabanlar da var, bu meseleyi kullananlar da var. Kendilerince bununla alakalı bir etkileri olmadığı halde etkisi varmış gibi gösterip, işte minnetin parasını ütenler de var.
Ama genel itibariyle aileden süre gelen vakalar da var. Bunu da unutmamakta fayda var. Annesinde var, babasında var, dedesinde, nenesinde var. Yer ediyor, yatak ediyor. Yer edince, yatak edince bu devam ediyor. Normalde bir kısmı mesela işte dedesi böyle cincilik yapmış, kendini küfürükçülük yapmış. Onun intikamını çocuklarından, torunlarından alıyorlar.
Bu tip şeyler var. Allah muhafaza eylesin. Bizim bu konuda çok fazla bir bilgimiz yok. Bu konuda çok böyle maharet sahibi değiliz. Bununla alakalı işte telefondan, mailden, whatsapp'tan, ondan sonra her türlü iletişim araçlarından günlük yaklaşık böyle yalan olmasın bir hayli şey alıyoruz. Ne o? Bu konuda işte yardım edin, ne yapmamız lazım filan gibisinde. Bizim bu tip şeylerle alakalı çok fazla bir hani onların bildiği, halkın bildiği veyahut da insanların kendi kendilerine, kendi içlerinde konuştuğu böyle bir hani halimiz, durumumuz yok açık konuşmak gerekirse. Sufiler kendimce benim sufi anlayışıma göre bu tip şeylerle uğraşmak bizim için bir kapı değil, bir yol değil.
Hani herkes elinin altındakilerden sorumludur ya, biz kendimizce dergahımızda bulunan kardeşlerden böyle bir rahatsızlık var mı? Yok. Kardeşler burada böyle bir rahatsızlığa tutuluyorlar mı? Hayır. Ben 30 yıldan beri sufi yolunun içindeyim. Biz hiç böyle bir şeyle karşılaşmadık şu ana kadar. Dışarıdan kardeşlerden kardeşlerden böyle tanıdıklarından bu tip şeyler oluyor.
Bizim onlara yapabileceğimiz bir şey yok. Biz ahlakımızı güzelleştirmeye, Allah'ı çok zikretmeye, farzları yerine getirmeye, bu noktada haramlardan uzak durmaya gayret eden, Allah'a kul olmaya çalışan insanlarız. Bizim bu tip işlerle fazla işimiz olmaz. Bunlarla uğraşacak fazla zamanımız da yok zaten. Kardeşlere tavsiyemiz şu, herkese. Biz bu konuyla alakalı, bu rahatsızlıkla gelen kardeşlere diyoruz ki, Cenab-ı Hakk'ın Kur'an'ı şifadır. İslam baştan başa şifadır. Gelin, 100 tane felak, 100 tane nas okuyun, 100 tane ayet-ül kürsi okuyun, 100 tane fatiha-ı şerife okuyun. Allah'tan şifa dileyin. Buna salavat-ı şerife de ilave edebilirsiniz.
Cenab-ı Hak'tan şifa dileyin. Sizin üzerinizde müminlik nuru var ise, tekrar bunun altını çizerekten söylüyorum. Bir kimsenin üzerinde müminlik nuru var ise, bunlar size bulaşsa dahi, Allah'ın izniyle biiznillah, sizin üzerinizde fazla bir etkisi olmaz. Cenab-ı Hak korur, muhafaza eder. Ama senin üzerinde müminlik nuru yok ise, senin üzerinde müminlik nuru yok ise, o zaman bizim de sizin üzerinde yapacak, edecek bir şeyimiz olmaz. Biz de herkes gibi insanız. Ha, bir üfleyip de işte cinniye şöyle yapanlar vardır. Yok işte böyle bir fiske vuruyormuş da cinniye atıyormuş, atıyordur.
Yok bir tükürüyormuş, tükürüğünle cinniyi yakıyormuş. Biz şimdi böyle yoktur böyle şeyler desek, yine inanmayacaklar. Bizim Halit Hoca'nın beyaz neydi? Beyaz poşetine benziyor. Bu onun gibi bir şey. O yüzden bunlarla alakalı bizim bu noktada, hani yok işte kafir cinnileri yakalım, ondan sonra kül ettim. Bunları söylüyorlar. İşte filanca yerde bir hoca efendi varmış. Eee, kafir cinniyi yakıyormuş. Ulan kafir cinniyi yakıyordu, şu kafirleri de yaksa. Kafir cinnilerin yakıyorsa, bu kafirleri de bir yaksa, bir ateş çıkarsa ortalıkta. Dese ki kovuyormuş, diyeceğim tamam, eyvallah diyeceğim.
Kovuyormuş dese, eyvallah diyeceğim. Ama diyor ki yakıyormuş. Ben de diyorum ki maşallah subhanallah, ben şimdi bana öyle telefonda söyleyene, maşallah subhanallah dedim. Hatta geçen gün dedim, maşallah subhanallah, o kimseye söyleyin dedim ya, şu Trump'u yaksın dedim. Öyle ya. Hiçbir hadis yok, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin kafir cinnileri yaktığına dair.
Bakın bir tane hadis okumadım ben. Bak muhafaza olmak var. Onlardan korunmak var. Onlardan kurtulmak var. Mübarek böyle bir eline bir çubuk alıyor, bir çiziyor, bir daire. Sahabe diyor ki ne olursa olsun, sakın ha. Buradan diyor gelip geçecekler, sen bu dairenin dışına çıkma diyor. Onları dinle, onları seyret. Hepsi de geliyorlar, geçiyorlar, konuşuyorlar. Dairenin içerisine giren yok hiç. Dairenin içerisine giren bugünkü tabirle, elektrik çatmış gibi oluyor, gidiyor. Bunlar eyvallah. Bunlar eyvallah. Cenab-ı Hak korur, Cenab-ı Hak muhafaza eder. Eyvallah. Ama yakıyor diyorlar ya, o zaman duruyorum ne uğraşıyorsun kardeş kafir cinnilerle.
Onu yakıyorsan şu trumpu yak, şu İsrail belasını yak, bak Müslümanların başına dert açıyorlar değil mi? Herkes rahat hayatını yaşarken, günübirlik herkes keyfinceken, adam bir Kudüs meselesi çıkardı, sanki yeni çıkıyormuş gibi, bütün millette de bir galeyana geldi. Sanki bu yeniymiş gibi. Ya adam 96 yılında bunun senato bunun kararını verdi. ABD senatosu. Bunun kararını verdi, uygulamasını hükümete, aynı buradaki gibi bir hani, örneğin Milli Güvenlik Kurulu kararını vermiş, hükümete uygula bunu diyor. Önceden olmuş olsaydı, önceki Milli Güvenlik Kurulu kararları, hükümetçe emredersiniz deyip uygulanıyordu. Bu son 28 Şubat'tan sonra, işte tavsiye niteliğindedir, filan muhabbet oldu.
Öyle gidiyor. Orada da senatör bir karar vermiş. Demiş ki, Kudüs, İsrail'in başkenti olarak tanıyoruz. İsrail zaten orayı kendine başkenti olarak ilan etmiş. Kimse bunu kabullenmiyor. Yani, gidip de, İsrail'in başkenti, şeydir, Kudüs'tür deyip, oraya maslahat güzarlarını götürmüyor. Oysa, başkenti olarak ilan edilmiş. Millet yaygara koparıyor şimdi. Ne yapacaklar? Amerika'ya savaş mı açacaklar? Siz kimle, Kuveyt'le, Bahreyn'le, Dubai'le, Suudi Arabistan, bunlar mı savaş açacak?
İsrail'e. Ürdün mü savaş açacak? Mısır mı savaş açacak? Bana İsrail'e savaş açacak bir tane İslam ülkesi söyleyeyim. Buna İran'da dahil ahir zaman hadisleri tecelli ediyor. Herkes Kudüs diyor değil mi şimdi?
Bakın enteresan, bugün ben Twitter'da bir hadis yayınladım. Medine'yi münevvere kuşatma altına alındığını anlatan hadis-i şerif var. Medine'nin. Medine'nin kuşatmaya alınacağına dair hadis var. Müslümanlar böyle uyumaya devam ederse, böyle bu dağınıklık, bu keşmekeşlik, bu derbederlik devam ederse, Medine muhasara altına alsalar ne olacak?
Kabe'yi yıksalar ne olacak bizim için? Ya yıkamazlar. Kabe yıkılmış vaziyette zaten manen ki. Kabe'nin içerisinde Kabe'yi göremiyorsun. Başını kaldırdığında zemzem tavırı görüyorsun. Başını kaldırıyorsun bilmem hangi oteli görüyorsun. Başını kaldırıyorsun bilmem hangi oteli görüyorsun. Müslümanlardan ses mi çıkıyor? Evet. Yani cinnileri yakanlar gelsin bunlarla uğraşsınlar. Allah'ın hafaza eylesin inşallah. Bu da cinnileri herkes görebilir mi? Gördüklerin kafir dini olduğunu nasıl anlar? Gören kişi ve bundan nasıl kurtulur?
Gördüğü zaman soluğu nerede alacak acaba? Herkes görür, kapatacak. Ama gördüğü zaman nerede soluklanacak, nerede nefeslenecek onu merak ediyorum. Millilik adabı, edep. İslami açıdan nasıl olmalı? Zaman nasıl, neye göre konmalı? Uzatmak caiz midir? Bu konuda uzatmakla alakalı siz evlenecek olan kimseleri evlendirmekte acele ediniz. Hadis-i şerif, evlenecek olanları evlendirmekte acele ediniz. Ölüyü gömmekte acele ediniz.
Namazı kılmakta acele ediniz. Borcu ödemekte acele ediniz. Bunlar acele edilmesi gereken hadisle sabit olan şeyler. O yüzden iki genç birbirlerine baktılar, gördüler, konuştular. Ardından bir daha konuşmaya ihtiyacı duyarlarsa bir daha konuştular. Yine konuşmaya ihtiyacı duyarlarsa yine konuştular. Üç, üç konuşma, görüşme bitti. Karar verdiler, evleneceğiz dediler. Aileler hızla çocuklarını evlendirecekler. Ne kadar hızlı olabiliyorlarsa, olabildiğince. Bunun en hızlısı aynı gün nikahı kıyıp göndermek. Aynı gün, aynı saat, aynı dakika. Tamam mı? Tamam.
Selamun aleyküm, aleyküm selam. Velat teâlin amin, Allah yolunuza açık etsin. Bu işin en kısası. İşin içerisine adetli, gelenekli, görenekti, istemeye gelecekler. Sözdü, nişandı, düğündü, geliver ayvazım, gidiver tingozum. Anası görecek, teyzesi görecek. Teyzesinin, kayınvalidesinin, dünürünün teyzesinin, amcasının kızı da görmesi lazımmış. O görecek. Bunlar ailelerin kendilerince kendi ritüelleri. Bunların dinle alakası yok. Vay o küser sonra halasının, kayınvalidesinin, abisinin dünürü görmezse, gelini veya damadı, küserler düğüne gelmezler. Eee onlar da görmesi lazım. Gibi. Bunlar her böyle ailenin, sülalenin, bölgenin, kendine ait heva ve hevesten doğmuş olan, heva ve hevesten doğmuş olan, adet, gelenek, görenek.
Uyar, uymaz bir kimse. Buna tabi olur, olmaz. Bunlar kendilerinin bilcahiz. Bunun dinle, diyanetle alakası yok. Bir kız çocuğu, baba ben bu gelen kimseyle beni evlendir, bitti. Ailesinin onu ancak, ya bak bu çocuğun şusu var, busu var, şöylesi var, böylesi var. Yine de evlenmek istiyor musun? Evet, evlendirecek. Hanefi'ye göre söylüyorum. Bir erkek çocuk dedi ki, baba ben bu kızla evlenmek istiyorum. Yavrum bak bu kızın ailesi böyle, kendisi böyle. Bunun şusu var, busu var, bak yine de evlenmek istiyor musun? Evet, evlendirecek ailesi. Allah yoluna açık etsin, bitti. Bu kadar. Bizde ne yazık ki, bu uzuyor da uzuyor. Dört ay sonra, beş ay sonra geliyor.
Sen benim teyzemi yüzüne asmışsın. Ulan adamın çekimi döndü, senedi mi döndü, müdürle mi kavga etti? Anasından mı dövüştü, babasından mı dövüştü? Mahallede birisiyle bir şey mi oldu? Ulan, erkek adamın yüzü de asılır, burnu da asılır, kolu da asılır, her şey asılır. Adam ticaret yapıyor, hayat yaşıyor, dışarıda. Vay sen teyzeme yüzünü asmışsın. Çocuğa dedim, oğlum evlenince kadar hep böyle dalaşacaksın dedim, kız tarafı da o zaman. Böyle bir şey çıkıyor dedim ortaya. Aynı şey öbür taraftan da. Erkek diyor ki, sen benim halama ters davranmışsın. Ne? Halana ters davranmışsın. Ne olmuş? Sana bir laf atmış, sen anında cevap vermemişsin. Kızcağız paranı da atıyor, o esnada şununla ilgileniyordum, şöyle yapıyordum, böyle yapıyordum.
Yok. Adam diyor ki, benim halama sen ters davranmışsın. Uzadı mı, bu iş çok özür dilerim, don lastiği gibi çekildiği yere kadar gidiyor. Allah muhafaza eylesin. Bir de ailelerin, tarafların, nefisleri giriyor işin içerisine. Bunlar Allah için evleniyorlar, şunları evlendirelim, bunların evliliklerine yardım edelim. Evlendikten sonra da anne babalar, çocuğumuz evlenmiş, biz onun evliliğine yardımcı olalım, destek olalım. Bunların evliliklerinin yürümesi için destek olalım. Eksiklerini kapatalım. Yanlışlarını örtelim. Varsa elimizden gelecek olan bir şey, elimizden gelen yardımı yapalım. Bunlar genç.
Oğlanın annesi babası, oğlum bak kızı sıkıştırma, ha gençtir daha. Ütüyü eksik yapabilir, yemekte problem olabilir, şunda bunda problem olabilir. Sakın geline bir şey deme. Bak o da annesinin babasının evinden çıktı, geldi, buraya geldi. Yetim çocuk gibi şimdi, sakın ha, üzme onu. Kızın annesi de babası da demeli ki, kızım sakın ha bak, oğlana iyi davran. Bak bu çocuk da annesinin babasının şimdi ana kucağını bıraktı, geldi. Aman ha, kocana iyi davran. Eşinin üzme. Sakın bu kapıya eşini üzerekten gelenlerden olma. Bizim yüzümüzü kara çıkarma. Sakın ha. Bizim yüzümüzü eğme. Gayret göster.
Sıkıştırma adamı. Bir şeye çok ihtiyacın olursa, bak biz halimizce sana yardımcı oluruz el altından. Adamın kazancı belli. Sen sıkıştırma adamı. Öyle aile kalmadı. Kalmadı. Anne babalarda da kalmadı. Dervişler dahil buna. Bu eğitimi, bu öğretimi, bu dergahta veriyoruz. Burada dergahtaki anne babalar dahil buna. Bu acı tarafı işi. Allah muhafaza eylesin. Böylece sıkıntı oluyor tabi. Cenab-ı Hak korusun inşallah. Salı günü sohbette şeytanın derviş kardeşinin kılığına girebileceğini söylediniz. Peki bunu nasıl ayırt edebiliriz?
Böyle karşıdaki kimse cinlinin kafir mi, mümin olduğunu, şeytanın kılığına girip giremeyeceğini bir derviş ancak beşinci esmayı aldığında tam anlamıyla ayırt edebilir. Beşinci esmayı alır, oturur, yerleşir ve oradan düşmezse o kimse cinni taifesini gördüğünde onun kafir mi, mümin mi olduğunu ayırt eder. Uyanıkken görürse, uyanıkken görmek şu, zikrullah yaparken, rabuta esnasında bunu görürse anında ayırt eder.
Ama işte böyle yakaza halinde, yakaza halinde olursa bir de her dervişin, herkesin bir zaafı vardır. Yakaza anında belki de bir anlık böyle yakazada sıkıntı olabilir. Normalde bir yine halde, halde, yakaza noktada bir dervişin şeytan kılığına girer çıkarsa, onu da o kimse Allah'ın izniyle bir izniyle anlayabilir. Perşembe geceleri her hafta sürekli aynı ilahiler söyleniyor.
Ve haberlerden ilahicilerin sesleri çok patlıyor. Zikrullah'ı duymakta ve adepte olmakta zorlanıyoruz. Bununla ilgili bir şey yapabilir mi? Biz de ilahicilerin sesi çıkmıyor diye kızıyoruz ya. Evet. Hoparlörün başındaki salim geldi mi, rahatsızlığı geçti mi salim? Gelmedi mi? Evet. Siz o zaman az bir şey ilgileneceksiniz inşallah. Kudüs üzerinden oynanan oyun hakkında düşünceleriniz nedir? Bize düşen görev nedir? Sizce ümmet tek çatı altında toplanıp tek yumruk olur mu? Bizler nelere dikkat etmeliyiz hakkınızı helal edin. Benim bu konularda biliyorsunuz düşüncelerim belli. Evet Kudüs Müslümanların üçüncü kıblegahı, pardon birinci kıblegahı, mescit olarak üçüncü mescitleri.
Kutsaliyet açısından. İbadeti yasakladı mı İsrail orada? Yasakladı. İstediği gibi at koşturuyor mu orada? Koşturuyor. Siz bunların hiçbirisine seslenmezseniz bunların arkası gelir. Adam bütün dünya devletlerini, bütün dünya devletlerini arkasına almış.
Şimdi bu analizim size tuhaf gelebilir. Bu dünya devletlerinin arasında arkasına aldığım Müslümanım diye. İran'ı almış, Suudi Arabistan'ı almış, Mısır'ı almış. İslam ülkelerinin önde gelen ülkeleri bunlar. E bir şekilde Türkiye'yi de almış. Bir şekilde Türkiye'yi de almış. Ne bağırışın çağrışı ki bu? Haydi birileri bir yerden bir manipüle ediyor. Yürüyün. ABD konsolosluklarının önünde bağırın. Ha bağırıyoruz. Vay ABD de derlendi, toparlandı, hızla topladı bütün kurum ve kurullarını. Ya Müslümanlar sokağa döküldü.
İşte konsolosluklarının önünde orada burada kahrolsun ABD diye bağırıyorlar. Biz bu karardan geri mi dönelim diyecek şimdi. Ben artık yaşlı sayılıyorum. 56 yaşındayım. Ben 13-14 yaşından beri siyasetin içerisindeydim. Ta 26-27 yaşına kadar. Aktif siyasetin içinden. Biz çok bağırdık. Kahrolsun komünistler. Kahrolsun Rusya. Kahrolsun ABD diye. Biz çok bağırdık. Çok dolaştık. Biz kahrolsun Rusya derken, kahrolsun Rusya'yla sayısal olarak ve düşünsel olarak, kahrolsun ABD aynı değildi.
Anladınız mı? Bize ABD'yi sıcak gösteriyorlardı, ılıman gösteriyorlardı. Rusya soğuk, sert, acımasız, gattar. ABD öyle değil, o kadar değil. Bunu gösteren neydi? İçeride belli bir algı oluyordu. Müslümanların üzerinde böyle bir algı oluşturuluyor. Müslümanlarca ABD daha az tuğkaka, Rusya daha büyük tuğkakaydı. Ne zamana kadar? Bu son, Türkiye'de son iki yıla, üç yıla varıncaya kadar, iki yıla varıncaya kadar. Ya dünya üzerinde her türlü hınzırlık ABD'nin altından çıkar.
Her türlü hınzırlığın altında, her türlü hınzırlığın altında. Son elli yıl, İngiltere, ABD, İsrail, Batı bunlar vardır. Biz bunları normalde görmedik mi? Gördük. Ne yaptık? Hiçbir şey. Müslümanlar kendi içlerinde güçlenmedikleri müddetçe, Müslümanlar kendi içlerinde birlikteliklerini sağlamadığı müddetçe, Müslümanlar kendi içlerinde, kendi problemlerini halletmedikçe, dışarıda hiçbir problemi halledemezler.
Halledemezler. Bak Türkiye dahi Güneydoğu'sunu halledemiyordu. Kendi içerisindeki cüruhları temizlemeye başlayınca, Güneydoğu'da başarı geldi. Kendi içindeki cüruhları temizleyince, Suriye, Irak meselesinde başarı geldi. O da daha tam anlamıyla değil. Aldanmayın. Tam anlamıyla değil. Bu ancak ülkelerin kendi içlerindeki güçleriyle alakalı. Türkiye, Rusya ile İran'a yaklaşınca, Doğu'da, Güneydoğu'da belli bir başarı yakaladı. Bunu da yatsımamak lazım. Bunu da yatsımamak lazım. E şimdi normalde bu politikanın da doğruluğu şimdi de görülüyor. Bu daha da ileri adımlar atılmalı, daha ileri şeyler olmalı.
Ama, ya normalde düşünebiliyor musunuz siz? Bütün dünya Müslümanları bir araya gelmiş olsa, toplansalar, aynı noktada karar alsalar, İsrail diye orada bir ülke kalır mı? Kalmaz. Ama ülkelerin başındaki yöneticiler satılık. Kime güveneceksiniz seni? Suud'un prenslerine mi güveneceksiniz? Kime güveneceksiniz? Dubai'dekilere mi güveneceksiniz? Kime güveneceksiniz? Bahriye'dekilere mi güveneceksiniz? Birleşik Arap Emirliklerine mi güveneceksiniz? Kime güveneceksiniz? Hiç kimseye. Bir de Türkiye olarak zaten bunlar senin daha önce vilayetinmiş.
Osmanlı olarak. Bu büyük bir zul değil mi bu toprakların çocuklarına? Yani senin daha önce vilayetin hükmündeki kimseye gideceksin, sen yardımcı olun, beraber olun, şöyle yapalım diyeceksin. Ben hadislere bakıyorum. Hadislere bakınca diyorum ki, demek ki diyorum ben, Kudüs ile alakalı bir şey olmayacak ki, bu gavurlar Medine'yi, Münevvere'yi kuşatma altına alacaklar.
Müslümanlar bu kadar dağınık, bu kadar güçsüz olacaklar ki, bu noktaya gelecekler. Orta Doğu'da kan gövdeyi götürüyor, herkes birbirini yiyor, İsrail'e bir tane mermi sıkılmıyor. Fark ediyor musunuz? Müslümanlar birbirlerini yiyorlar ama. O Sünni'ydi, o Şia'ydı, o Dayışçiydi, o bilmem neciydi, o onu öldürüyor, o onu öldürüyor, o ona saldırıyor, o ona saldırıyor, o ona kafir diyor, o ona kafir diyor. Müslümanlar birbirlerini öldürüyorlar. İsrail'de seyrediyor oradan. Müslümanların birbirlerini öldüremediklerini de oraya gelen gavurlar öldürüyor. Numan kurtulmuş öyle dediydi bir ara. Uçağının kapan geldi dedi.
Hani bu Dayışçiler kakalı, uçağının kapan geldi. E siz ne yapıyorsunuz? Almayın, katmayın. E uluslararası güç oluşuyor. İyi, ne oldu? Neredeyse bizi böleceklerdi. Ümmet-i Muhammed'i idare eden yöneticilere feraset nasip eylesin. Amin. Cenab-ı Hak hepsine de hakkı ve hakikati göstersin. Amin. Hak ve hakikat yolunda hepsini de bir ve beraber eylesin. Amin.
Duamız bu. Biz yine günah-i keballerden bahsetmeye devam edelim. Olmaz mı? İnşallah. Nisa ayet 117 ve 121. Onlar Allah'ı bırakıp dişilere taparlar.
Ve elbette senin kullarından belli bir takımı alıp onları saptıracağım. Onlara kuruntu kurduracağım. Develerin kulaklarını, yarmalarını emredeceğim. Allah'ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim diyen, Allah'ın lanet ettiği azgı şeytana taparlar. Allah'ı bırakıp şeytana dost edinen, şüphesiz açıktan açığa kayba uğramıştır. Şeytan onlara vaat ediyor. Onları kuruntulara düşürüyor. Ancak aldatmak için vaatte bulunuyor. İşte onların varacağı yer cehennemdir. Orada kaçacak yer de bulamayacaklardır. Yine Fatır Suresi ayet 5 ve 6. Ey insanlar! Allah'ın verdiği söz şüphesiz gerçektir. Dünya hayatı sizi aldatmasın.
Allah'ın affına güvendirerek şeytan sizi ayartmasın. Şeytan şüphesiz sizin düşmanınızdır. Siz de onu düşman tutun. O kendi taraftarlarını çılgın ateşlik kimseler olmaya çağırır. Buyurulmuştur. Şeytan insanlara azgınlığı, sapkınlığı vesvese eder. Onu boş kuruntulara sokar.
Ve insanların nefsi bu vesveseye açıktır. Bu vesveseden, bu kurtulmanın, bu vesveseden, bu açıklıktan, bu kuruntudan kurtulmanın yolu Allah'ı daim zikirle durmaktır. Daim zikir, her daim abdestli olmakla başlar. Bir kimse her daim sufiler için bu olmazsa olmazdır. Bir sufi, şeytanın vesvesesinden, kuruntusundan, şeytanın desisesinden, nefsin aldatmasından, kandırmasından emin olmak istiyorsa, birinci derecede abdestli duracak her daim. Hatta kafir cinnilerin kendisine ilişmesinden, şeytanın vesvesesi, kuruntusu, nefsin aldatması, her türlü kötü ve kötülüklerden muhafaza olmak istiyorsa, o kimse birinci derecede abdestli olacak.
İki, o kimse farzlara riayet edecek. Farzların en başında gelen şey, namazını bir tamam kılmasıdır. Namazını bir tamam kılması. Üç, günah-i kebalilerden uyanık olacak, kendini uzak tutacak. En önemlisi, gönlünde her daim Allah'ın zikri, Allah'ın sevgisi, Allah'ın muhabbeti, Allah'ın korkusu olacak. Çünkü Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bir hadis şerifinde buyurdu ki, şeytan kalbimizin kapısında durur.
Eğer zikrullah yok ise, içeri oturur, çöreklenir. Eğer zikrullah var ise, o kalbin dışında, kapısında bekler. Şeytanın kalbinizde yer etmesini istemiyorsanız, abdestinize dikkat edeceksiniz, farzları yerine getirmeye dikkat edeceksiniz, haramlardan uzak durmaya dikkat edeceksiniz ve Cenab-ı Hak'ı zikretmekte uyanık olacaksınız.
O zaman ancak bu oyundan ve tezgahtan kurtulabilirsiniz. Ebu Hureyre rivayet ediyor, İmam-ı Ahmet'in müsnedinden, kulun bana itaat ettiği vakit ondan razı olurum. Razı olunca da hem kendisini hem de eserlerini mübarek kılarım. Benim bereketimin sonu yoktur. Kulun bana isyan ettiği vakit de ona gazap eder öfkelenirim. Gazap ettiğim kimseyi lanetlerim. Benim lanetimin onun yedi nesline kadar iner buyurmuştur. Bunu arkanızda cılız çocuklar bıraktıkları takdirde bundan endişe edecek olanlar, haksızlık yapmaktan korusunlar, dürüst söz söylesinler. El Nisa ayet 9 Bu, bu sözü tahdik eder. Ya da bu ayeti kerime, bu hadis-i şerifle şerh olur.
O zaman biz Allah'ın ipine sımsıkı sarılanlardan olacağız. Günah-ı Kevbailerden uzak olanlardan olacağız. Farzları yerine getirenlerden olacağız. Her daim Allah'ı zikreden, Allah'ın hukukunu gözeten kullarından olmaya devam edeceğiz. İnşallah. Cenab-ı Hak bizleri günah-ı Kevbailerden uzak duran, farzları yerine getiren, her daim Allah'ı zikreden kullarından eylesin inşallah. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.