mustafaozbag.org

550. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 23 Aralık 2017 · 45:34

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak gününüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Size soru sormak konusunda nasıl olmalıyız? Bunun ölçüsü nedir? Hâd-ı Şevt Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurmuş ki, soru üç şey için sorulur.
Bir, bir kimse bilmediği için sorar, bilmediğini bilmediği için soran kimse bilmediğini öğrenir. İki, irşad için sorar. Kendisi biliyordur ama yanındaki bilmiyordur veya bir başkası bilmiyordur. O bilmeyen kimse öğrensin diye sorar. Bu da irşad sorusudur. Üç, o kimse karşıdaki kimseyi utandırmak için sorar. Utandırmak için soran da kendisi utanır der. Bu noktada biz kendi dairemizde Kur'an, sünnet, tasavvuf dalımız bu. Kur'an, sünnet dairesinde bilebildiğimiz kadar fıkıh, bilebildiğimiz kadar Kur'an, bilebildiğimiz kadar sünnet, bilebildiğimiz kadar sufilik tasavvuf adında, tasavvuf şemşiyesinin altında sorulan sorulara cevap vermeye gayret ederiz. Bu normalde kendimizce bildiklerimizi anlatırız.
Bilmediğimiz bir şey olursa öğrenir, gelir, arkadaşlara, kardeşlere bunu aktarmaya gayret ederiz. Bunun dışında bizim soru sormakla alakalı, Adaf Verkan Dairesi'nin olduğumuzda herhangi bir sıkıntımız yok, bir problemimiz yok. Herkes sorusunu sorar, işte genel anlamda bu tip böyle kalabalık cemaatte böyle genel olarak, işte herkes sorusunu yazıp koyuyor. Yıllardan beri böyle bir usul gelişti. Bu diğer illerde, ilçelerde de, sohbete gittiğim yerlerde de aynı usul devam ediyor. Orada da herkes kendince ne sorması istiyorsa, sorusunu sorup buraya işte vazifeler getiriyorlar. Tekke de de öyle, ondan sonra. Bir şeyde ne o, Gelibolu Mevluhanesi'nde canlı sorulu cevap oluyor.
Bazen fırsat kalırsa, sohbetin sonunda ben yine olur mu olur birisinin kafasına bir şey takıldıysa sorsun diye. Bekliyorum, oturuyorum orada. Bu noktada birisinin bir sorusu varsa sorusuna da cevap vermeye gayret ediyoruz. O yüzden bu noktada genel olarak Kur'an ve sünnet tarihsini sufi adaf ve erkanlığı aşmadığının teçeği bir sıkıntı yok. Türkiye'nin Kudüs konusundaki adımlarını nasıl buluyorsunuz? Önümüzdeki süreçte Türkiye'ye ne türlü zorluklar beklemektedir? Siz Türkistan Birliği hakkında düşüncelerinizi lütfen eder misiniz? Türkiye zaten uzun müddetten beri nasıl zorluklar beklemiyor derken zorluğun içinde zaten. Bu zorluk daha da ağırlaşarak devam edeceğine inanıyorum.
Çünkü bazı şeyleri uygulamak, bazı şeylerde belli şeyler yapmak eski dengeleri bozar. Eski dengeleri bozunca o dengesi bozulan muhakkak intikam olmaya çalışır. Bu kaçınılmaz sondur. Bu nerede olursanız olur, ne yaparsanız yapın. Eğer süre gelen bir dengeyi bozuyorsanız siz, o denge sahipleri sizden intikam almayı isteyeceklerdir.
Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri Mekke'de peygamberliğini ilan edince, Mekke'de süre gelen bir denge, bir hiyerarşi, bir sistem vardı. Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri o sisteme olmaz böyle deyince, sistem sahipleri o dengenin bozulmasına müsaade etmek istemediler. Ve Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri ile mücadele ettiler. Bakın Mekke'deki ve Medine'deki mücadeleyi biz hepimiz sadece bir din mücadelesi olarak görürüz. Bu dinin siyasi tarafını, askeri tarafını, toplumsal tarafını, ekonomik tarafını görmeyiz. Yani bu sadece bir iman mücadelesi gibi bize gelir.
Hatta 150-200 yıldan beri, 300 yıldan beri bize bu böyle aktarılmaya çalışılır. Şimdi de böyle aktarılmaya çalışılıyor. Mesela değişik kanallarda, değişik menfezlerde, İslam'ın bir devlet modelinin olmadığını, İslam'ın bir devlet modeli dayatmadığını, İslam'ın bir hukuk modeli olmadığını, İslam'ın bir hukuk modeli dayatmadığına dair İslami kesimler, başka yerlerden de değil bu.
Yani kendince muhafazakar kesimden, İslami kesimden kendince, işte ilahiyat profesörleri, ne bileyim işte ilahiyatçılar, diyanetçiler, siyasetçiler, sosyologlar bize tatlı tatlı konuşmaların arasında bunu anlatıyorlar bize, bunu söylüyorlar. Sebep, yani sen çıplak bir şekilde Allah'a iman ettin, peygamberin peygamberliğini kabul ettin, işte ibadetlerini yerine getir.
Yani bunun ibadetlerini yerine getirdin müddetçe, sana hiç kimse bir şey söylemez. Avrupa'da da sana kimse bir şey söylemez, Amerika'da da kimse sana bir şey söylemez, Türkiye'de de kimse bir şey söylemez. Sen işte hacca gidecekmişsin, git. Ama Beytullah'ta bu böyle olması lazımmış deme. Veya Medine-i Münevvere'de bu böyle olmaz deme. Veyahut da herhangi bir İslam topraklarında, yani halkı Müslüman olan bir topraklarda, oranın devlet sistemini, Kur'an ve sünnetin dışındaki tavır ve davranışlarını eleştirme. ona bir şey söyleme. Uluslararası arenada, uluslararası ekonomik sömürgeye karışma. Ekonomik sömürgeye devam etsin.
Vahşi kapitalist sistemi, neydi belirsiz olan bu deccal sistemi devam etsin. Yani göstermelik, böyle kuklalık, işler, hareketler, ondan sonra, o emperyalist güç, artık böyle bir, bu jargondan bıktım artık. Yani emperyalist güçlerin, onun gücüne boyun eğdiğim müddetçe, sanki böyle çok güç varmış gibi gösteriyorlar ya bize. Oysa Kur'an-ı Kerim'de kafir tek minnettir diyor ya, gavurlar tek minnettir. Değişen bir şey yoktur. Emperyalist güç dedikleri, gavurların bütünüdür. Nerede gavur varsa, o Müslümanı kendine dost eder mi? Etmez. Bize aldatıyorlar. Şu bizim dostumuz, bu bizim dostumuz, şu bizim dostumuz. Bunlar bize dost ülkeler, e öbürkünden düşman ülkeler.
E dost ülkeye baktığınızda, aman o çok mu, yani senin dinine, diyanetine, dindarlığına, geleneğine, göreneğine, kültürüne saygı duyacak? Hiç alakası yok. O yüzden, Anadolu'daki Müslümanlar, bilinçlendikçe, Anadolu'daki Müslümanlar, şuurlandıkça, Anadolu'daki Müslümanlar, bu konuda, diğer İslam ülkelerine, bir ümit oldukça, bu zorlama devam edecek. Ama, sonuçta, ele avuca sığmaz, bir Anadolu insanı var. Bu Anadolu insanını, normalde, işte, 12 Eylül durduramadı, 28 Şubat durduramadı, 15 Temmuz durduramadı, yani durmuyor bu. 60 ihtilal durdurmadı, yani, evet, onlar bir tıraşlıyorlar, bir şeyler yapıyorlar, bir müddet, Anadolu'daki, İslami gelişmeler, inkıtaya uğruyor, düştüğü yerden, yeniden kalkıyor.
Yine birileri çıkıyor, çılgınca işler yapıyor, mücadeleye devam ediyorlar. Yine onlar, bir müddet sonra, tekrar oluyor, tekrar mücadeleye devam ediyorlar. Birileri çıkıyor, o mücadeleye devam ediyor. Bozuluyor, o mücadeleye devam eden insanlar, veya yoruluyor, veya bozuluyorlar. Ama onların yerine geçenler, yeniden taze bir kan olarak, yeniden yürüyorlar, yeniden yürüyorlar. Bu bitmek tükenmez, bilmeyen bir şey. Bu Cenab-ı Hakk'ın ilahi hikmeti. Bir bayrak düştüğü yerden kalkar, işin fıtratı budur. Bakın, işin fıtratı budur. Bu bayrak Anadolu'da düştü. Bu yine Anadolu'dan kalkacak, çaresi yok bunun. Hani demiş ya, zannetmek, bu tekerlek kalmaz tümsekte.
Bu tekerlek tümsekte kalmaz. Bu saatten sonra, Allah'ın izniyle hiç kalmaz. İnsanlar şuurlandı, insanlar bu noktada, belli bir tecrübe sahip oldu. Dinleye dinleye insanlar, tecrübe sahip oldu. Eski bir zamanda olmuş olsaydı, yani 15 Temmuz durmazdı, yani püskürtülmezdi. Ama şuurlu insanlar. Ben böyle dile getirdim de, kızıyorlar, belli çevrelerdeki insanlar. Ben diyorum, herkesten önce sokağa inen bir, topluluğuyuz diyorum ben. Bu toplulukla, evet, gurur duyuyorum. Neden? Bu bilince bu şuura sahip. Rahatından, malından, canından, mülkünden, eşinden, çoluğundan, çocuğundan, her şeyinden geçip, yani kolay bir şey değil, uçaklar havadayken, tanklar yürürken, insanların sokaklara dökülüp, darbeyi durdurmaya çalışması.
Bir cesaret lazım. Ve şimdi onu sulandırmaya çalışıyorlar, değişik şeyler. Herkes, bir taraftan, onun kimisi, ekmeğini, kaymağını yemeye çalışıyor, kimisi sulandırmaya çalışıyor. Herkes bir şey yapmaya çalışıyor. Cenab-ı Hakk'ın da olsun, biz fise bilillah meydandaydık. Bu kadar. Bizim gibi binlercesi, bizim gibi onlarcası, milyonlarcası, meydandaydı. Bu büyük bir şuur. Bakın, bu büyük bir şuur. Bu büyük bir adım. Bu sadece içeride büyük bir adım değil. Bu yurt dışındaki belirli merkezlere ve menfezlere de büyük bir cevap. E öyle olunca, Türkiye gerçekten zor bir süreç yaşıyor. Ve bu zor sürece devam edecek daha. Çünkü bir tabiri caizse, varoluş mücadelesi veriyor.
Ben Türkiye'nin varoluş mücadelesi olarak görüyorum bunu. Ha birileri şöyle diyebilir, işte yok Tayyipçisiniz, yok AK Particisiniz, yok AK Partili Şeyh, yok Tayyipçi Şeyh. Ben bir partici değilim. Bakın, ben partici değilim. Ama şunu unutmayın. Bir mücadele var ise, bu mücadele içerisinde insanlar, bir, iki türlü mücadele ederler. Hem fikri planda, hem devletler planında. Bir, bir lider vardır, liderin altını oymaya çalışırlar. Bu mücadelenin bir tarafıdır. İki, direkt lidere saldırırlar. Bu değişmeyen taktiktir.
Bakın, bu değişmeyen taktiktir. Şimdi Amerika'da ne yapıyorlar? Direkt Trump'a saldırıyorlar. Öyle değil mi? Trump'un altını da bir taraftan oymaya çalışıyorlar mı? Çalışıyorlar. Trump'un altını oyuyorlar. Ne yapıyorlar? Adam başkan yardımcısı istifa ediyor. Yok bilmem ne, sekreteri istifa ediyor. İstifa ettiriliyor aslında onlar. Bakın, onlar istifa ettiriliyor. Böylece ne yapıyor? Adam yanı başında, kadem bir bakıyor ki, ertesi gün yok. Ne olmuş? İstifa etmiş. Veyahut da ertesi gün karşı cepheye geçmiş. Trump'la böyle mücadele ediyorlar. Ben Amerika'dan örnek vereyim size. Aynı zamanda da Trump'un kendisine saldırıyorlar. Seçilinceye kadar hiç saldırmadılar.
Seçileceğini tahmin etmediler. Seçilince, bu boyun eğmedi ilk etapta hiçbir yere. Boyun eğmeyince saldırdılar her tarafa. Aslında, adam kendince, milliyetçi, adam kendince iyi işler yapıyor. Körfezi bir alı boru etti, gitti körfezi alı boru ettikten sonra, 250-300 milyar dolarlık, milyon, milyar dolar mıydı? Milyar dolardı değil mi? 250-300 milyar dolarlık silahı sattı, geldi. Kuzey Kore'yle bir ortalığı bulandırdı, savaş çıkacakmış gibi. Güney Kore'ye, Japonya'ya, bir 250 milyar dolar, 300 milyar dolar da onlara sattı. 600 milyar dolar. Ağzım, yüzüm Avrupa'ya sattı, gelir gelmez adam, 1 trilyon dolar dışarı silah satışı yaptı.
Aslında Amerikan ekonomisini kurtardı. Bakın, Amerikan ekonomisini kurtardı. Ama yetmedi, belli merkezlere, mühefeslere. Saldırıyorlar. Saldıra saldıra, sonuçta kurtuluş semidi. Bunların hepsi de, uluslararası oyun bunlar, büyük oyunlar. En sonunda Kudüs kozunu sürdü, Yahudilere yaranmak için. E o da tepti. Şimdi ben gelirken haberleri dinledim. İşte Birleşmiş Milletler reddetti. Ha reddetse de, bir şey değişiyor mu? Hayır. Bir yaptırım var mı? Hayır. Adam yine gidip de, ben konsolosluğu oraya kurarım der mi? Der. Kurar mı? Kurar. İşin bir de bu tarafı var. Yani Birleşmiş Milletler reddetti deyip de, hani bu işin reddetmesinin bir herhangi bir şey yok.
Karşısındaki, yani veya İsrail devleti çok mu Birleşmiş Milletler kararlarını önemsiyor? Hiçbirisini önemsemiyor. Hiçbirisini de. Bakın hiçbirisini. Diyorum ya, gavurlar tek millettir diye. Orada İsrail Birleşmiş Milletler kararlarının hiçbirisini önemsemiyor. Hiçbirine de tabi olmuyor. Ona bir şey diyen yok. Ama Irak'ta, kitle imha silahı var, terenesiyle Irak'ı yerle bir ettiler. Bakın yerle bir ettiler. Suriye'yi yerle bir ettiler. Afganistan'ı yerle bir ettiler. Libya'yı yerle bir ettiler. Şimdi Yemen yerle bir oluyor. Yemen'i de Suud'lara yerle bir ettirecekler.
Katar'ı da yerle bir edeceklerdi. Türkiye'ye, Katar'ın hemen Türkiye'ye yanaşıp da, Türkiye'ye hemen üst müsaadesi verince, Türkiye'de paldır küldür oraya silahlı kuvvetlerini götürüp üst kurunca, baktılar ki normal değil bu. Biraz daha Katar'ın üzerine gitseler, Katar'la hemen bir anlaşma yapacaklar, bir şey yapacaklar. Katar ellerinden iyice gidecek, ürttüler. Ama sonuçta Türkiye'de yerleşti oraya. Katar'a da sattı adam silah. Satmadı değil. Katar'da rüşvet verdi mi? Verdi. Rüşvetten daha fazla hatta. Rüşvet de değil. Çöktü Katar'a. Katar'dan alacağını aldı mı? Aldı. Ha Katar diyecek ki, ya bu tüfekler neden çalışmıyor?
Demeye hakkın var mı? Yok. Sen tüfekler çalışmıyor diye geri göndersen, o tüfek de gelmeyecek. Sanki o silahların hepsi de çalışır vaziyette mi olacak? Hayır. Ellerinde ne kadar şimdi geri kalmış teknoloji varsa, hepsi de satacak, gönderecek. Sanki ileri teknoloji bir şey mi satacak? Amerikan ordusunda kullanılmayan eski silahlar ne kadar varsa hepsi de derlenip toparlanacak. Hatta boyamaya dahi gerek duymayacaklar. Boyamayacaklar bile. Bakın boyamayacaklar bile. Hepsini gönderecekler. NATO ülkelerine, Amerika ne gönderiyordu? En eski teknolojiyi gönderiyordu. Ne adı altında? İşte Amerikan yardımı, NATO yardımı veyahut da işte uzun vadeli sana silah satıyor. Hep kullanılmış.
Kullanılmamış sana yeni silah mı gönderiyor? Bu tekstil makineleri gibi. Senin gücün yoksa ne yapıyorsun? Gidiyorsun kullanılmış tekstil makineleri alıyorsun. Miadını doldurmuş. Miadını doldurmak üzere. Biz kendimizden biliyoruz. Paramız yok. Gittik burada makinesi aldık. Aldığımız burada makineleri ne? Revizyon görmüş. Revizyon görmüş. Kaç model? 1978 model. Revizyon görmüş. Bir de sevindik. Revizyon görmüş diye. Kaç model? 78. 78'de revizyon görmüş daha doğrusu. E kaç model? 60 model. 58 model. 55 model. 40 model. 35 model. Avrupa Birliği, İsviçre'de köylerde insanlar hayatlarına devam etsinler diye.
Bakın köyde adam hayatlarına devam etsin diye. Avrupa Birliği fonundan gitmiş bir burada makinesi üreten bir firmayla anlaşmış. Köylere burada makineleri kurmuşlar. Alp dağlarının eteklerine adamda iki tane makine var. Eşi, kendisi, çocukları öyle çalışıyorlar. Tıkır tıkır tıkır … çalışıyor. Adam kendi işinde de 8 saat çalışıyor. Almayı da devlet taahhüt etmiş. Demiş ki ben sen üret bunu ben alacağım. O adam da aynı süt ürettiği gibi. Bakın biz öyle süt ürettirmeye çalışıyoruz. O tekstil ürettiriyor. Devlet diyor ki senin ürettiğin fistoyu ben satın alacağım. Ürettiği fistoyu satın alıyor. Kime veriyor? Fransa'ya veriyor. Avrupa Birliği bünyesinden.
Fransa ne yapıyor? Diyor ki Türkiye'ye. Ben sana kredi açacağım. Ekonomik kredi olur. Ne yapacaksın? Sana fisto göndereceğim diyor. Ne fistosu? İş çamaşırlık fisto. Ne kadar? 5 bin dolarlık, 5 milyon dolarlık neyse. Sen paketin içerisinde o fistoları da alıyorsun. Sen Fransa sana ekonomik yardım ediyor zannediyorsun. Öyle diyor. Geliyor sen. Normalde bizim bürokratlar içeride Fransız hayranı çok, İngiliz hayranı çok, Alman hayranı çok. Olmasa dahi götürüyorlar, yediriyorlar, içiriyorlar. Lüks otellerde yatırıyorlar. İmzalıyor bizim bürokratlar oradan. Hollanda'dan tereyağı geliyor bize. Hollanda'dan peynir geliyor. Hollanda ekonomik olarak bize kredi açıyor ya.
Siz zannediyorsunuz ki para kredisi açtı. Hayır. Diyor ki sana 1 milyon dolar kredi açtım. Evet. Bunun diyor. 1 milyon doların yarısıyla peynir, tereyağı çökelek göndereceğim sana diyor. Sende yok iş gibi. Sana gönderiyor onu. Sen onu uzun metrajlı ödüyorsun yine. Bedava değil. Bu silahlar da aynı. Adam geliyor sana şu kadar silah alacak. Sana birinci kalite silahı vermiyor ki. Eski modeli satıyor sana. Ama sende o eski model de yok. Alıyorsun. Sen eski model tezgahı alıyorsun. Yok çünkü sende. Yeniyi alacak güç yok. Yenisini çok pahalı söylüyor sana. Ya üreteceksin onu kendin ya da satın alacaksın. E üretmeye kalkarsan önünde o kadar devasa aşman gereken yerler var ki aşman mümkün değil.
Birkaç kişi deniyor çarpılıyor devlete geri dönüyor. Bakın çarpılıp geri dönüyor. Dışarıdan gelen ucuza geliyor. Veyahut da kolaya geliyor. Devlet politikası bundan. Devlet kendisine öyle bir politika oluşturuyor. Mesela devlet dese ki tekstil makineleri 5 yaşından 3 yaşından fazlasını getirmeyeceksin. Örneğin. Bu sefer iç sanayide onun çözümünü arayacak insanlar. Kopyasını yapacaklar. Mesela Çin kopyacılıkla mücadelede imza etmiyor adam. Fıarlarda insanlar mal şimdi teşhir etmiyorlar. Neden? Çinliler gelip kopyalıyorlar. Aynısını 10 gün sonra yapıyor adam. E Çin imzalamamış ki ben kopyalamayacağım diye.
Umurunda değil adamın. Sen bir şeyi görsün anında fotoğrafını çekiyor anında yapıyor adam. Bildiğin makinenin fotoğrafını çekiyor yapıyor adam. Tekstil makinelerinin mota mota aynısını Çin üretiyor. Ama Çin malı. Bizde de o var ya Çin malı ya. Yani şey. Söyleyirler şunu. Kötü. Aman adam dünyanın en büyük sanayisine sahip şu anda. En zengin. Kes, kopyala, yapıştır yapıyor adam. Bitiyor adam. Yapıyor. Vomatex'in aynısını yapıyor Çin. Ama Çin malı. Ne bileyim işte bilmem ne tekstil makinası. Yapıyor adamlar.
Biz onu yapmıyoruz ya kendimizce. Biz çünkü Avrupa Birliği'ne imza atmışız. Ona buna imza atmışız. Önümüze ne getirdilerse imzalamışız biz. Bize demişler bunları bunları bunları imzala. Biz hepsini de imzalamışız. Şimdi örneğin işte sen Nike'ı yapamıyorsun burada. Nike'ın üzerinde o logosunu yapamıyorsun. Çin yapıyor. Ve Çin yapınca da Çin'in malını toplayamıyor Nike orada. Veya ne en iyi saat, ilk saat değil mi? Motomat aynısını yapıyor. Hacamet anlatıyor bana. Ne en pahalı saat Rolex diyelim değil mi? Diyor ki aynı model Rolex'in diyor 100 dolarlık olanı da var diyor. 1000 dolarlık olanı da var diyor. Çakma diyor.
500 dolarlık olanı da var diyor. 300 dolarlık olanı da var diyor. Ama 1000 dolarlığını alınca diyor 30.000 dolar Rolex'te o saat diyor. Bak 30.000 dolar onda 1000 dolar. Aynısı diyor saatçi dahi anlayamaz onu diyor. Bakın saatçi dahi onu anlayamaz diyor. Çok zor diyor. Müneşrimli diyor konuda saat taşıyor diyor. Çin malı diyor. 1000 dolarlık diyor. 30.000 dolar Rolex'te o diyor. Ama o 1000 dolar alıyor onu oradan diyor. 1000 dolar. Ve onu sen Çin'de gidip de Rolex o saati toplatamıyor. Sen toplat sen de topluyorlar. Böylece ne yapıyor? Seni geri bırakıyor. Sen bir şey taklit edemiyorsun. Sen bir şey üretemiyorsun. Üretacağın zaman da sana zaten geliyor.
Senin tepene biniyor. Bakın üstünü örttüler. Bakın üstünü örttüler. 250 tane uçağı toprağa gömmüş ülke. Araştırmanın üstünü örttüler. Siz bunları küçük haberler olarak geçiyorsunuzdur. 250 tane uçak. Savaş uçağı. 250 tane. Ben basından takip ettim. Basından okudum. Okuyanlar vardır. Var mı okuyanlar elini kaldırırsın. Bak okumuşlar. 250 tane uçağı toprağa gömmüş bir ülke. Bunun altına kim imza attı? Bu kararnamenin altında kimlerin imzası var? Açıklanıyor mu?
Hayır. Bunlar mahkemeye veriliyor mu? Hayır. Bunlar hukukun önüne çıkarılıyor mu? Hayır. Bu imzayı atanlar vatan hainliğinden yargılanıyorlar mı? Hayır. Bu tespit edilen 250 tane uçak. O günün parasıyla. Bugünün F-16'sı diyelim biz. Şu anda tanesi 12,5 milyar dolar yapıyor. Dış borcu %10'u.
250 tane uçak. Kim hesap soruyor? Belli değil. Ne kadar tank gömüldü biliyoruz mu? Hayır. Ne kadar gemi batırıldı biliyoruz mu? Hayır. Ne kadar top tüfek gömüldü biliyor muyuz? Hayır. Koca uçağı gömen bir zihniyet tankı topu gömmez mi? 250 tane uçağı gömen bir zihniyet.
E böyle olunca tabii ne oluyor? Ülkeler geri kalıyor. İslam ülkeleri geri kalıyor. Anadolu geri kalıyor. E şimdi yavaş yavaş ekonomisi düzeliyor. İnsanlar bilinçleniyor. E insanlar sevsinler, sevmesinler. Eleştirsinler, eleştirmesinler. Sonuçta kafa kaldıran bir tane başkan var. Lazım. Bakın lazım. Bir dönem daha durması lazım adamın. Yani lazım. Böyle bağıracak, çağıracak, kaykılacak lazım. Bizim karakteristik özelliğimizi öne çıkaracak bir kimse lazım. E ne yapıyorlar?
Ona saldırıyorlar. Ne yapıyorlar? Onun tabanına saldırıyorlar. Onun etrafına saldırıyorlar. Normal. Normal. E ne yapıyorlar? Türkiye'ye saldırıyorlar. E Türkiye en sonunda eline silahı aldı. 15 Temmuz'dan sonra eline silahı alıp önce Güneydoğu bir güzel hendek temizliği yaptı. Hendek temizliği bitti. Ardından Suriye'ye doğru bir temizlik daha. Aslında Irak'a da bir temizlik lazım. Lazım. Yani o Barzani devlet sevdasından vazgeçmeseydi Türkiye'nin eline iyi bahane çıkacaktı. Ama terör zaten bahane.
Yürüyecek. Mesela eskisi gibi PKK'nın sesini duyuyorsunuz mu şimdi? Duymuyor musunuz? Neden? E Türkiye yumruğunu vuruyor. Bahane. Türkiye'nin eline bahane vermek istemiyorlar şimdi. Baktılar önceden normalde böyle bir hareket yapmıyordu. Şimdi yapıyor hareket. E şimdi daldı, girdi, dağıttı, oturdu oraya. Şimdi baktı oturdu. Suriye'de oturuyor şimdi Türkiye. Bizim orada deve güreşler olur. Deve girer kafayı sokar bir dalar oraya. Öbürkü bağlayacağım diye çöker. Ondan sonra alır onun altına bir oturur. Üstüne deve oturur. Keyif eder. Altındaki mı yıklıyor. Türkiye'de onu yaptı şimdi. Daldı, oturdu, çöktü üstüne. Alttaki mı yıklıyor şimdi.
E aynı şey Irak'ta da olabilir. Olması lazım zaten. Aynı şey Yunanistan'a da olması lazım. Yani o adalar madalar hepsi de böyle bir gecede silinip süpürülmesi lazım. Temizlenmesi lazım. Olması lazım bunların. E bunları yapacak da cengaveri insan lazım. Öyle yurtta su, cihanda su. Sözünün arkasına durup da böyle pısırıklıkla olacak bir şey değil. Barış için muhakkak savaşman lazım. Savaşmazsan barış olmaz. Bir evde adam güçlüyse, adam adamlık yapıyorsa orada bir başkaldırı olmaz. Herkes oturur oturduğu yer. Haddini bilir herkes.
Evde adam pısırıklık yaparsa veyahut da zulmederse o zaman sıkıntı çıkar. Yok. Dergah da aynıdır. Her yer aynıdır. Dergahta da öyle pısırık bir zakir olsun, pısırık bir çavuş olsun, pısırık bir şeyh olsun. Dergahta da iş yürümez. Herkesin nefsi öne çıkar. Herkes kendi heva hevesine göre iş yapacağım diye uğraşır. E birisi heva hevesine uyduğunda onun parmağını kesecek biri lazım. E daha da dinlemiyor. Kolu kesilecek. E daha da dinmiyor. E yapacak bir şey yok. Kelleye alacaksın, koyacaksın ortaya. Bu her yerde aynıdır. Bu değişmez bir şey. Sen susarsan cevap verilmesi gereken yerde uygun bir dille cevap vermezsen artık şu gün daha fazlasını yapar sana.
Dünyanın düzeni sistemi bu. Neden ehli sufi gerektiğinde şeriata göre davranmak caizdir demiş? Sufiler içinde kaidedir o. Sufinin sufi adabı sufileredir. Avama değildir. Sen avama sufilik yapmaya kalkarsan sen ezdirirsin kendini. O avam ya. Ona kısasa kısas lazım. Sebep? O avam çünkü. O senin sufi adabından, ahlakından anlamaz ki. Sen onu sufilik yapacağım diye uğraşırsın. O senin tepende tebelenmeye çalışır. Sen sufilik yapacağım diye uğraşırsın. O senin istediği gibi seni evireceğim çevireceğim diye uğraşır. Yok hayır.
Allah affetsin. Bu fakirin meşhur tezidir. Parmak kesilecek yerde parmak keseceksin. Kol mu kesilmesi gerekiyor? Kol keseceksin. Baş mı kesilmesi gerekiyor? Baş keseceksin. Sevilmesi mi gerekiyor? Sevceksin. Şefkat mi göstermen gerekiyor? Şefkat göstereceksin. Zalime şefkat gösteremezsin. Mazluma da zulüm edemezsin. O zaman zalime baş kaldırman gerekiyor. Zalimin parmağı kesilecekse, parmağını keseceksin, kolu kesilecekse kolunu keseceksin. Neden? Zalim çünkü. O zalim. Adab olarak bunu uyguluyoruz biz. Ha bir kimse der ki, ben bu sufi adabı hoşuma gitmedi benim. Eee?
İşte ben vurana elsiz gerek, sövene dilsiz gerek, derviş gönülsüz gerek, ben hiç kimseye bir şey demeyeceğim der. Ama bu sövene dilsizi biz başka türlü anlıyoruz. Kim? Sufi kardeşin senin. Anlamamış o esnada. Yanlış konuşmuş sana. Sen buna merhamet göster, şefkat göster. Ama mülkü gelmiş, kibirlenmiş, böbürlenmiş. Yok kardeş, dur bakalım ya. Allah muhafaza eylesin. Amin. Hele devlet olunca, devlet olunca, devlet parmak kesileceği yerde parmak kesmesi gerekir. Devlet kol kesmesi gerekiyorsa kolu kesecek. Baş kesmesi gerekiyorsa kesecek. Yoksa devlet olmaz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden önümüzdeki süreçte Türkiye daha badireler artlatır. Bu Kudüs meselesinde Türkiye önderlik ediyor.
Türkiye önderlik edince, e tabi normalde Türkiye'nin önderliğine ses çıkartmasa da Avrupa şu anda, ileride bize de bir sıkıntı çıkaracak deyip herkes bilenebilir. Geliri olan bir bayanın eşinden artık isteme hakkı var mıdır? Normalde kadınların geliri kadına aittir. Hanefiler demişler ki, bir erkek eşine, çoluğuna, çocuğuna bakmakla mükelleftir. Onların kendi hayat standartında, onlara hayat kurmakla yükümlüdür. Kadının babasından, annesinden, oradan buradan bir geliri vardır. Erkeğin o geliri, gelire göz dikme hakkı yoktur. O yüzden kadın kendi annesinden, babasından veyahut da kendi isnihatifinde kendince bir geliri varsa onu kenara koyabilir. Erkekten kendi standartında harçlık alabilir.
Cenaze sahibinin evinde toplanıyor ve yemek yapmalarını yasaklanan matemden bir parça bilirdik. Yapmalarını mı, yapmamalarını mı? Kaynak İbn-i Maci Sünay. Hadiste geçen durum günümüzde yapılıyor mu? Adetlerimizce yanlış mı yapıyoruz acaba? Bunu normalde yapmalarını mı, yapmamalarını mı? Soru buradan mı, bayanlardan mı? Verilen cenaze yemekleri doğru mu? Hadis-i şerifte bunun tersi var diyor. Verilen cenaze yemekleri doğru mu? Hani cenazeye gelenlere yemek vermeyeyim mi? Evet.
Hadis-i şerifte cenazeye gelenlere yemek verilmemesi hususunda bir sıkıntı olduğu söyleniyor. Benim anladığım kadarıyla. Ama bugün böyle bir şey veriliyor diyor. Bunun doğruluğu, yanlışlığı ne de veriyor? Cenaze sahibinin evinde toplanıyor ve yemek yapmalarını yasaklanan matemden bir parça bilirik. Cenaze sahibi yemek yaparsa o matemden sayılırmış. Bizde cenaze sahipleri yemek yapmaz ki. Bizden öyle bir anlayış var sanırım. Cenaze sahipleri, cenaze evinde pide falan böyle bir şey yapmaz. Ama cenaze sahipleri yapmaz onu. Mesela bizim Bayındır'da uygulanan şey şudur. Mesela bir kimse vefat etti diyelim ki orada. Ben sormadım diye. Yok yok ben şey olarak açıklıyorum.
Bizim Bayındır'da birisi mesela bir evde cenaze var. O evde yemek pişirmezler hiç. Yemek yapmazlar orada. Gelene gidene o evin işte etrafındaki konu komşu akrabaları ağırlar dışarıdan gelenlere. Yani evde yemek yapmaz da ben meseleyi tam anlayamadım. Bunu soran kimse bir daha sorsun bunu ya tam net bir şekilde. Türkiye'deki bir firmanın malını yurt dışına satmaya aracı olup bundan komisyon almak caiz midir?
Caizdir. Hadis-i Şerif'te buyuruldu ki Beceli radiyallahu anh anlatıyor. Biz Resulullah zamanında hem cenaze sahibinin evinde toplanıyor ve yemek yapmalarını yasaklanan matemden bir parça bilirdik. Orada cenaze evine toplandılar. Cenaze sahibi de orada yemek yapınca matem var noktasında oluyor. Bizde genelde Bayındır'daki usül cenaze sahibi yemek yapmaz hiç. Etraf oradakileri yedirir içirir. Bir kadın kaç yaşındaki erkek çocuğunun yanında tesettürlü bir halde olmalıdır. Kadın kendi çocuğunun yanında neden tesettürlü olsun ki? Yani tesettürden kasıt başını örtmesi mi? Soru erkeklerden mi, bayanlardan mı? Bir kadının kendi çocuğunun yanında saçını başını açmasında bir beysi yok.
Kendi çocuğunun yanında Türkiye'de hiç kimse soyunmaz zaten kadınların büyük bir çoğunluğu. Ama kadın kadına da olsa, kadın kendi çocuğuna da olsa göbek deliğiyle diz kapağının arası zaten mahrem. Ama normalde erkek çocuğunun yanında da kadınlar zaten soyunup giymezler, edeb ederler. Tesettüre riayet ettiğini söyleyen bir kimse için çok ışıltılı, makyajlı, mantosuz, topuklu ayakkabı ile bulunması durumunda çok dikkat çekici olması, onun kalbinin temizliği ile günah olmasını değiştirir mi?
Kızım ve yeğenlerin bu halde onlara nasıl anlatabilirim? Bu tabi İslam tesettürü gün geçtikçe normal çizgisinden, bu moda denilen illetle normal çizgisinden ayrılıyor. Bu moda denilen illet ne yazık ki Müslüman bayanları daha fazla vurdu. Erkekleri de vuruyor, erkekler de daracık pantolonlarla dolaşıyor, dikralı pantolonlarla dolaşıyor. Erkekler için de sıkıntılı. E bayanlar için de var. Bayanlar normalde bu noktada ben Hanefi'ye göre bir kadının nasıl tesettürlü olması gerektiğini söyleyeyim, yetsin. Kadının yüzü, elleri ve ayakları müstesna, geri kalan her yeri örtülü olacak. İçi görünmeyecek, vücut hatları belli olmayacak. İçi görünmeyecek, vücut hatları belli olmayacak.
Bir bayanın makyajlı bir şekilde dışarı çıkması da caiz değil. Hanefi'ye göre söylüyorum. Bu renke takılmıyorum. Yok işte böyle şu renkte geyse, bu renkte geyse, şimdi zaten tekstil öyle bir hale geldi ki rengarenk. Bunda bir sıkıntı yok ama öbür türlü. İçi görünmeyecek, vücut hatları belli olmayacak. El yüz, ayak müstesna örtülü olmuş olacak. Günümüz gençliği için karakter duruşunda, ev, aile, okul sistemi ve dış çevreyle beraber bulunan bu düzende hedef ve ahlak eğitimi nasıl verilir, ne yapılmalı? Kur'an sünnet dairesinde.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi