mustafaozbag.org

55. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 39:24

Yok, yok, yok, … Efendim, ayet-i kerimede, sizden de hiçbiriniz müştarşal olmamak üzere, muhakkak cehenneme uğrayacaktır. Meryem Suresi 71, bir Peygamber Efendimiz Ad-i Şerif'inde, La İlâh İlâllah, Muhammed ve Rasûlullah diye herkes cennete girecektir. Yani, o kelimeyi söyleyen cennete girecektir diyor. Buradaki cehenneme uğramak ve iman edip cennete girmek. Cennet yolu, cehennemin üzerinde koruyacak. O yüzden cennete gidecek olanlar dahi cehennemi görerek gidecek. Cehenneme girmek ayrıdır, cehennemi görmek ayrıdır. Ve Allah'u alem, muayet-i kerime, kafirler çeker. Cehennemi görecekler. Mustafa, sevgi ile aşk arasındaki fark nedir? Bir de kişinin ailesini, yakın aile farklarını sevmekleri, diğer bu sevmesi gereken şeyler arasındaki tezatlar, dipler, zirveler nelerdir? Takıldığınız yerler nelerdir?
Aşk, sevginin en üst kaynama noktasıdır. Hani suyu ısıtırız, çok sıcaktır. Öyle değil mi? Ama suyun bir de kaynama noktası, buharlaşma noktası vardır. Buharlaşır. O kaynama, buharlaşma noktası aşktır. Bunun bir alt dairesi noktası da sevmektir, sevgidir. Muhabbetullah'tır, muhabbettir. Hoşlanmaktır, beğenmektir. Bir şeyi avzu etmektir.
Bunların hepsi de sevgi ile alakalıdır. Sevginin alt kademeleridir. Bunun bir kimsenin eşini sevmesi, çocuklarını sevmesi, işini sevmesi, etrafındaki arkadaşlarının sevmesi, Allah sevgisini engelleyici sevgiler değildir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde, hazret-i Aişe validemizi severdi. Etten büyüdüp ısırır, hazret-i Aişe'ye aynı yerden ısıttırırdı. Veyahut da hazret-i Aişe'ye önce etin butundan Allah'a yemin vererekten ısıttırır, onun ısırdığı yerden sonradan kendisi de ısırırdı. Veya bir şey yiyip içeceği zaman önce hazret-i Aişe validemizi içiririz, ondan sonra kendisi içebilir. Hatta Hazret-i Aişe validemizin üzerine olan iftiradan sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin muhabbeti, Hazret-i Aişe validemizden biraz kesildi. O ana kadar Hazret-i Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin muhabbeti, Hazret-i Aişe validemize fazla idi. O muhabbet bir noktada o olayla kesilmiş oldu.
Allah o olayla Hazret-i Resulullah'ın muhabbetini ondan kesildir. Allah kıskançtır çünkü. Bu noktadan hareket ederekten bir kimsenin eşini sevmesi aslında mağlup bir şeydir, fıtri bir şeydir. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bana dünyanızdan üç şey sevdirir diyor. Dünyanızdan. Bazı çeviriler ona dünyadan der. Veyahut da işte dünyalık üç şey sevdirir der. Hadis-i Şerif, Allahu alem dünyanızdandır. Bana dünyanızdan üç şey sevdirir diyor. İyi kadın, gözümün nuru namaz, bir de ne? Güzel koku. Demek ki bu sevdirilme, bak Allah tarafından sevdirilmiş. Sevdildir mi? Sevdildir. O zaman bir kimsenin kadını sevmesi fıtriydir. Mübahtır, doğrudur. Bir insan eşini sever. Bir insan çocuğunu sever.
Kardeşlerini sever. Ama bunların bu sevgisi Allah sevgisini getirmez. Şimdi bir kısım ehli tasavvuf, Allah'ı seviyorum derken eşini, çocuğunu, çocuğunu, işini askıya alıyor. Kenar ekiyor. Bu Allah sevgisi değil, Allah muhafaza eyleseydi. Hayır. Biz sorumluluğumuzu yerine getireceğiz, biz eşlerimizi seveceğiz. Çocuklarımızı seveceğiz, onları muhabbet ve isteyeceğiz. İşimizi seveceğiz, işimize muhabbet ve isteyeceğiz. İş, ekmek paranız. Dükkanınız, dükkanınızı seveceksiniz. Ekmek paranız size. Hatta dükkana sizin gitmeniz, fukaralığınızı gösterir. Allah'a duanızı gösterir, yalvarışınızı gösterir. Kulluğunuzu gösterir size. Bir kimse destur Bismillah gider, dükkanını açar, lisan-ı haliyle der ki, Ya Rabbi sen ganiysin, zenginsin, ben fakirim. Sen rezzaksın, ben rızkı talep ederim.
Geldim, senin ganiliğine güvendim. Senin ganiliğine sığındım. Senin rezzaklığına sığındım. Bu insanın hali odur. Cenab-ı Hak kendisini Cenab-ı Hak'a arz eder. Bu noktada bir kimse, şurası çok önemli. Ehl-i tasvufun düştüğü en büyük yanılgılardan birisi bu çünkü. Allah'ı seviyorum derken etrafını bir şekilde bırakmasın, terk etmesin. Yok.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle yapmadı. Ne arkadaşlarını terk etti, ne eşlerini terk etti, ne etrafi ilişkisini kesti. Peygamberliğinden az önce ve peygamberliğin ilk zamanlarında hiralarına çekildi. Ama ondan sonra inzivai bir hayat olmadı. Ramazanlarda onar günlük, en son Ramazan'da ve o da Medine döneminde yirmi günlük itikaf etti. Bir ara kadınların hepsini bıraktı gitti, bir odada kaldı. Yaklaşık bir rivayette otuz kusur gün, bir rivayette on altı kusur gün değişik rivayetler var. Orada bir odada inzivai çekildi. Başka bir inzivai hayatı olmadı. Meseleyi sevgi noktasına toparlıyoruz. Arkadaşlar, eşlerinizi ve çocuklarınızı sevin. Ama Allah'ını sevin. Allah'ını bir emaneti olarak görün.
Allah'ını bir lütfu ve ikramı olarak görün. Onları sevin. Onlarla iyi geçinin. Onlarla hoş geçinin. Onlara bu noktada güçlerinin yetmeyeceği şeyler söylemeyin. Onlara yardımcı olun. Onlara yardımcı olun. Onlara güçsüz, kuvvetsiz görün demiyorum. Kişiliksiz, kimliksiz görün demiyorum. Ama muhakkak ki onlarla bizim iyi geçirmemiz lazım. Çünkü Muhammed Mustafa'nın bize emri. Anlaşıldı? İbrahim, meseleyi başka bir cenaptan baktıysam o cenabını sorabilirsin. Bakara suresi 256. ayette şey, tağutu reddetmek sağlam kumpara yakışmak. Tağut, Kur'an ve sünnetin dışındaki dinin emirlerinin dışındaki her şeydir. Tağutu reddetmek, dinin dışında olan, dinin dışında olan ve bize dinmiş gibi, inançmış gibi dayatılan her şey tağuttur.
Sağlam kultta Kur'an ve sünnettir. İnsanlar mümin, tipik bir direnişçi gibidir. Mümin, tipik bir direnişçidir. Direnişçiliği nefsinedir birinci derece. Bizim kendi üzerimizde, Kur'an ve sünnetin dışında ne varsa onunla mücadele ederiz. Direniriz ona. İnsanlar kendi içlerindeki tağutlara direnmeden, dışarıdaki tağutlar olarak direncini tağutlara koyamaz. İnsanlar ilk önce kendi içsel yolculuklarını, içsel dirençlerini yapacaklar. Yani nefsiyle mücadele edecek. Kendisiyle mücadele edecek. Bu mücadelesi onu katletmek, onu öldürmek gibi değil. Onunla mücadele etmek. Nefsiniz çalışmak istemeyecek, çalışacaksınız.
Nefsiniz derse gelmek istemeyecek, derse geleceksiniz. Nefsiniz namaz kılmak istemeyecek, namaz kılacaksınız. Nefsiniz Kur'an ve sünnetin emirlerinin dışında bir şey isteyecek. Ona karşı direneceksiniz, yapmayacaksınız. Nefsiniz şimdi yaz, işte gidelim plajda soyunalım, dökünelim diyecek, soyunup dökünmeyeceksiniz. Yaz şimdi, gidelim işte tatil yapalım, şurada şunu yapalım, burada bunu yapalım. Haram ise o haramlardan uzak duracaksınız. Burada insanlara birinci derecede düşen vazife haramı terk etmekte. Kıymetli kardeşler, din haramı terk etmektir. İnsanlara helalden sorun sorulmaz. Allah insanları haramdan hesaba çeker. Bir şey helal mi diye de sorulmaz.
Haramlar bellidir, herkes haramı bilmek zorundadır. Haramın haricinde bir şey helal mi değil mi diye sorulmaz. Bu dini dağıtmak olur. Ya bu neye benzer, çay haram mı değil mi diye sormaya başlar insan. Kuşkuyla, böyle bir güvensizlikle, böyle ne bileyim dini arttırıcı şeylerle ne din yaşanır ne hayat yaşanır. O yüzden haramları, günah-i kebayları iyi bileceksiniz. Haramın haricindeki şeyler size caizler, serbest bırakılmıştır. Bu haram mı diye sorulmaz. O yüzden bir kimse birinci derecede tağıt olarak reddedeceği şey kendi üzerindeki haramlardır. Kendi üzerindeki haramları bitiremeyen, kendi üzerindeki haramları tadilat edemeyen bir kimse hiç kimseye gözünü dikmesin. Hiçbir yere gözünü dikmesin.
Önce o haramlarla hesaplaşacak. Önce o kendisiyle yüzleşecek. Yani haram olan bir şeye sen devam et, ondan sonra ben tağuta mücadele ediyorum der. Hayır. Biz birinci derecede kendi içimizdeki tağutu yıkacağız. Kendi içimizdeki Allah sevgisinin üzerindeki sevgileri yıkacağız. Eğer biz bir harama devam ediyorsak ve ondan zevk duyuyorsak bunu Allah'tan fazla seviyoruz. Bakın bir harama devam ediyorsak ve ondan zevk duyuyorsak biz Allah'tan fazla onu seviyoruz önce. O zaman önce kendi iç dünyamızı bu noktada arındırıp temizleyeceğiz. Bir şeyin hadis-i şerifte şeye geçiyordun içeriğinde zikredenler ve zikre yardımcı olanlar diyoruz. Bu zikre yardımcı olmak ne anlama geliyor?
Bir de geçen haftadan vardı. Üstadım yani dervişin üstadındaki hakkıyla ilgili. Zikreden, buraya gelip oturup da zikrullah yapan insanlar. Bir de buraya gelirken vesile oluyor ya insanlar. Zikre yardımcı oluyor. O adamın zikrine yardımcı oluyor. Orada bir zikrullah var. Buradaki zikrullaha yardımcı oluyor. O zikrullaha vesile oluyor. O zikrullaha yardım etmiş oluyor. Diyor ki zikredenler ve zikre yardımcı olandan olmuş oluyor. Hayır ve hasenet noktasında. Hayır ve hasenet noktasında. Bir kimse ama işler ama yardımcı olur.
Yardımcı olan işlemiş gibi sevaba girer. Yardımcı olan. Hayır hasenet noktasında. Zikrullahı sadece mutlu oturup zikrullah etmek olarak algılamayın. Namaz kılmaktan tutun. Oruç tutmaktan tutun. Bir insana hakkı ve sağlık tavsiye etmekten tutun. İşte Kur'an-ı Kerim dinlemekten okumaya varıncaya kadar. Yani hayır ve hasenet noktasında bir bütündür zikrullah. Namaz kılmakta zikirdir. Oruç tutmakta zikirdir. Tövbe etmekte zikirdir. Kur'an-ı Kerim okumakta zikirdir. Cihad meydanda cihad etmek zikirdir. Mücahitlik yapmak, yani Allah yolunu mücadele etmekte zikirdir. Ama bunların içerisinde en sevap olan, en üstün olan, en âlâ olan şimdi biraz sonra yapacak olduğumuz zikrullah'tır.
Veyahut da bir kimsenin kendi başına yapacağı zikrullah'tır. kim buna ve bunlara yardımcı olursa arş-ı âlâ'nın gölgesinde gölgelerin. O nurdan minberlerin üzerine oturur. Onun hesabı kitabı düzgün olur. Hesabı kitabı çabuk olur. Allah zikredenleri sever çünkü. Burayı biraz açayım müsaade ederseniz. Sizin mesleğinizle alakalı, mesleğiniz zikrullah etmek ya. Aslında zikrullah etmek padişahın, sultanın, meccanın lütfudur. Bir padişah var. Herkes ona hizmet ediyor. Ve herkesin hizmetinin karşılığında onlara lütfediyor. Ama padişahın hizmetkarlarından birisi var. O çok iyi hizmet etmiyor.
Çok çaba sarf etmiyor. Ama Allah ona yine lütfediyor. Hizmetinin karşılığı olarak değil. Herhangi bir şeyinin karşılığı olarak değil. Allah onu, padişah onu sevmiş. Ona muhabbet beslemiş. Sevmiş. Sevmenin aklı yoktur. Sevmenin fikri yoktur. Sevmenin nedenin içini yoktur. Kimliği, kişiliği yoktur. Allah'ın sevmesinin de yoktur. Allah bir şey sevdi mi sever. Aslında zikrullaha tabi olan, Allah'ı zikreden kimseler, gizli bir şekilde Allah'ın sevmesine mahzar olan insanlardır. O kulun, kul bundan farkında değildir. Ve o hizmetkar padişahın ona olan muhabbetinden farkında değildir.
O kendince, o da orada duruyor ya. O da orada durduğundan sorsan, o da çok hizmet ediyorum zanneder kendi kendine. Ve o lütufları belki de gözü kapalı olduğundan, lütfun içerisinde gözünü açtığından, elmanın içerisindeki elma kurdu gibi gözünü açar açmaz elmanın içinde açtığından nimetin farkında değildir. Neden? Çünkü o gözünü açar açmaz nimetin içerisinde gözünü açtığı. Balık misali gözünü açar açmaz ummanın içerisindeydi. Ve ummanın içerisinde olduğunu farkında değil. Ne zaman ki kıyıya atarsan onu, başlanacak çarpınmaya o zaman ummanın kıymetini bilecek. Ve nimetin kıymetini bilecek. Ve lütfun, ikramın kıymetini bilecek. Aslında bir şekilde bunu büyütürsek, iyi müminin hali budur. Mümin, lütfun ve ikramın, ihsanın, hidayetin kıymetini bilmez.
Neden? Onun içinde gözünü açmış çünkü. Veya zikrullah etti, o lütfun, o ikramın içerisinde gözünü açmış. Ve kendince şöyle zanneder. Der ki ben çalıştım, çabaladım da buldum bunu. Ben hizmetimin karşılığında bunu buldum. Aslında öbür taraflara bakılırsa, öbür hizmetkarlarla karşılaştırırsa hiçbir hizmetinin olmadığı anlaşılır. Ve hizmetinin çok aşağıda olduğu, hizmetinin aslında çok âli bir noktada olmadığı, aslında başkalarının daha fazla hizmet ettiği, daha fazla gayret ettiği, orucuna oruç eklediği, namazına namaz eklediği, gece namazına namaz eklediği, hayır hasanet eklediği, aslında dinin emirlerini yerine getirmekte daha titiz davrandığı, ve o titiz davranışının karşısında Allah'ın lütfuna, ikramına mazhar olduğunu, fakat kendisini bir başkasıyla karşılaştırdığında, o kadar titiz bir dini anlayışının ve dini yaşantısının, o kadar fazla ibadetin, o kadar fazla dağıtın olmadığını görür,
anlar, o zaman Allah'ın lütuf ve ikramıyla karşı karşı olduğunu belki de hisseder. Ama karşılaşmadığından böyle birisiyle hala da kendini ibadet eden, hala da fazla hizmet eden, fazla işte gayret eden, fazla mücadele eden, ve bunun karşılığında lütfa ve ikrama mazhar olmuş olarak kendisini görür, öyle zanneder, hey hat öyle değildir. Allah'ı zikredenler, Allah'ın zikir meclislerinde bulunanlar, Allah'ın zikir halakasında bulunanlar, perdenin gerisinde direk meccanen, direk meccanen, Allah'ın hüduf ve ikramına mazhar olmuş insanlardır. Çünkü Allah'ı zikredenler özel insanlardır. Ona devam edenler özel insanlardır. Ve ne zaman o özelliğe, o lütfa, o ikrama, o ihsana hinayetlik etti, o zaman da perperişan olurlar.
E şimdi de bu tarafı vardır. Niçin? Allah der ki, Ey ahlak kulum! Ey saf kulum! Ey salak kulum! Sen aslında hiçbir gayret sarf etmemiştin. Ama benim sana bir muhabbetim vardı. Benim sana bir sevgim vardı. Ben seni sevmiştim. O yüzden senin zikrullah en çok sevdiğim, en kıymet verdiğim, ve Kur'an-ı Kerim'de en büyük iş dediğim, bir işle seni iştigal ettirmiştim. Ama sen taimlik ettin. Ama sen nankörlük ettin. Zikrullah halakasını terk ettin gitti. Aha ben de senin kalbini mühürledim der. O yüzden zikrullah halakasına gitmek, o halakaya katılmak, orada bulunmak, oraya yardım etmek, oraya destek olmak, onunla ilintide bulunmak, onunla ilişkide bulunmak, aslında normal aklın işi, sizin işiniz değildir.
Ne? Bu ikramıdır. Direkt Allah'ın ihsanıdır. Direkt Allah'ın ihsanıdır. Direkt! O direkt Allah'ın işidir. Onda kulun kendi iradesi yoktur desek yalan olmaz. Eğer insanların kendi iradeleri olmuş olsaydı, burada hiç kimse olmadı. Burada hiç siz oturamazdınız buradan. Siz oturamazdınız. Gelirler sizi kovarlardı buradan. Sofaylar. Ben de dairdim. Derlerdi ki, siz böyle bir halakaya layık değilsiniz. defolun gidin şuradan. Biz oturacağız, zikrlar edeceğiz burada. Biz Allah'ın anacağız derler. Allah bizi muhafaza eylesin. Boşuma gider benim. Beyazıt'ın esnavi, padişahlığın sırasında, avlanmaya çıkarlar heyet halinde.
Güzel bir ceylan. Beyazıt düşer ceylanın peşine. Ceylan seke seke o ormandan o ormana, o ormandan o ormana, beyazıt peşinde, atın üstünde. At, kü, eylan. Ceylan en sonunda çöle vurur kendini. Beyazıt da çöle vurur kendini. Ama bir müddet sonra at yordur, kendisi yordur, kantar içerisinde kalırlar. At da kendisi de. Ama hala daha ceylanı yakalayamamışlardır. Vuramamışlardır. Ceylan geriye döner. Ey beyazıt da. Sen bunun için mi yaratıldın? Ben bir ceylanım, beni avlasan ne olacak ki der. Eline ne geçecek ki? Eğer beni sen avlamak için yaratıldıysan, aha vur beni, avla.
Senin yaratılışın bunun için değil ki der. Beyazıt o zaman kendine gelir. Beyazıt o zaman kendine gelir. Arkadaşlar, herkese ceylan konuşmaz. Ama herkes bir ceylanın peşine koşar ki, gider. Gittiği yere bakılır. Ceylanı koşturan kimdir? Allah'tır. Hepiniz biraz ceylanın peşine koştuğunuz, geldiniz buraya. Sizin ceylanınız sizi buraya getirdi. Bir başkasının ceylanı meyhaneye götürüyor. Varhaneye, sazhaneye, cazhaneye götürüyor. Öyle değil mi? Onlarınız da arkasından gittikler. Bir ceylan var. Sizin ceylanınız seke seke buraya getirmiş. Bu sizin kendi aklınızın işi değil.
Bir ceylana takıldınız, geldiniz. Her avcı avın peşine gider. Öyle değil mi? Avcı bilinçsiz bir şekilde avının peşine gider. Av, onu sürükler bir yere götürecekse. Ve Allah'ın yurtudur. Sizin avınız sizi buraya getirmiş. Sizin avınız sizi buraya getirmiş. Başka bir yere de götürebilirdi. Zikrullah alakasına değil de meyhane alakasına gidebilirdiniz. Zikrullah alakasına değil de sazhane, cazhane alakasına gidebilirdiniz. Zikrullah alakasına değil de sokakta kalabilirdiniz. Parka götürebilirdi bir ceylan. Öyle değil mi? Başka bir yere götürebilir miydi? Götürebilirdi. Herkesin bir ceylanı vardır.
Herkesin ceylanı, bestaminin ceylanı gibi, böyle konuşmaz. O Allah'ın lütfu, ikramıdır. Ama herkesin takıldığı ceylan, sonuçta onu bir yere götürür. Allah bizi affetsin. Ceylan dediğimiz mesela nefis. Nefis kötü yere götürdür. Sen nereye vurursa vur. Bir ceylan var ortaya. Allah-u Teala bir ayet-i kerimede buyuruyor ki, Bey iman eder evlatlarımız Allah'ı zikretmekten sizi alıkoymasın.
Bunu anlayamam efendim. Yani benim evlatlarım mesela beni Rabbim'i zikretmekten nasıl alıkıyor diyor, nasıl anlayayım? Evli misin? Evet efendim. Kaç tane çocuğun var? İki tane. Bir gün gelir çocuklarını düşündüğün için veya çocukların için namazı terk edersen, orucu terk edersen, zikri terk edersen, mücadeleyi ve mücahadeyi terk edersen o zaman anlarsın. Tamam? Efendim ilham nedir? Efendim? İlham ne demektir? Kimlere ilham olur? Bir de ilhamın kötü veya iyi taraflar mıdır? Sadece iyi şeyler mi ilham olur insanın kalbinde? İlham. İlham. Vahiyin bir altıdır ilham. Sizin anlayacağınız teknikte. Aslında ilham vahiydir.
Rüyada vahiydir aslında. Vahiy, ilham vahiydir. Ama vahiy kendi içerisinde bölüm bölümdür, derece derecedir. Peygamberlere gelirse halkın anılacağı, herkesin anılacağı vahiy olur. Velilere gelirse ilham olur.
Peygamberlerde olursa mucize olur. Velilerde olursa keramet olur. İlham, Allah'ın bir şeyle bir şeye ilim vermesidir. İlim. Vahiyede arıya ilim verir yani. Arının nasıl yaşaması gerektiğini, ne için yaratıldığını, neler yapması gerektiğini Cenab-ı Hak arıya vahiyetmiştir.
İlim vermiştir. Allah meniye de vahiyeder. Meninin neler yapacağını vahiyedilmiştir ona. Allah kadının yumurtasına vahiyeder. Allah gözünüze vahiyeder. Allah kulağınıza vahiyeder. Allah elinize dokunuza vahiyeder. Aklınıza vahiyeder. Damarlarınıza vahiyeder. Hücrelerinize vahiyeder. Vahiy. İlim. İlim. Bu peygamberlere gelirse sizin anlayacağınız vahiyden olur. Bu velilere gelince ona İslam çok güzel ayırmış ilham derler ona. Aslında herkesin de sahibi Allah'tır. Herkesinin çıkış noktası Allah'tır. Ve herkesin de ilimdir.
Rüyada ilimdir. Rüya hem vahiydir, vahiyin içerisinde ilimdir. Peygamberlerin 46 cüzünden bir cüzdür der hadis-i şerifte. O zaman bu rüya vahiydir. Ama şeytan da vahiyeder. Nefis de vahiyeder insana. Evet şeytan vahiyeder, onu kötülüklere götürür. Nefis vahiyeder, onu yanlışlıklara, eksikliklere götürür. O zaman o şeytanın ilmiyle Allah'ın ilminin arasını ayırt edecek ayırtten ilim lazım. O da Kur'an ve sünnettir. Zahiridir. İnsanlar Kur'an ve sünnete ucaklar. Bu manada ilham dediğimizde, bütün peygamber, en üst noktada peygamberlerden ve en alt noktada herhangi bir yaratılmış hücre varıncaya kadar Allah herşey vahiyeder.
Ama dünya üzerinde böyle sapıklar çıkıyor ya, kendi peygamberliklerini ilan ediyorlar. Veya nebiliklerini ilan ediyorlar. Veya da biz Resul'uz diyenler var. Bize de işte Allah vahyediyor diyenler var. Biz onlardan ayıralım kendimizi. Anlaşıldı değil mi? Peygamberlik kapısı kapanmıştır. Son peygamber Muhammed Mustafa'dır. Ondan sonra hiçbir peygamber, hiçbir nebil, hiçbir Resul gelmeyecektir. Burasını bir, bu kapıyı kapatacağız. Allah ondan sonra hiç kimsenin gönlüne vahye etmeyecek. Yani ilham etmeyecek. Gönlüne onun tecelli etmeyecek. Daha nasıl çıkmasın? Allah velilerin gönüllerine ilham eder. Ona, onlara ilim verir. Müminlerin gönlüne ilham eder.
Onlara ilim verir. Yani gönlünüze gelir sizin. Bu ilhamı sadece velilere has bir özellik olarak da nitelendirmiyorum ben. Kim mümin ise, kim Kur'an ve sünnete sımsıkı yapıştı ise, kim takva noktasında duruyorsa, kim Allah ve Resul'un peşinden gidiyorsa, bu noktada onların emirlerini yerine getiriyorsa Cenab-ı Hak onlara da vahyeder. Yani anlayacağımız dilde ilham eder. Ve bizim gönlümüze ilham gelir. Ve buraya gelişiniz gönlünüze gelen ilhamladır. Buraya sevişiniz gönlünüze gelen ilhamladır. Bir kimse namazı sever, gönlüne gelen ilhamla. Orucu sever, gönlüne gelen ilhamla. İbadeti sever, gönlüne gelen ilhamla. Allah ve Allah ile alakalı şeyleri sever, gönlüne gelen ilhamla.
O ilham kapısını kendisi kapatır o kimse. Nasıl kapatır? Haram işleyerekten, isyan ederekten, küfür ederekten, yanlış yaparaktan o kapıyı kapatır. Allah muhafaza eylesi. Evet. Bir kimse, ayeti kerimede siz bildiklerinizle amel ederseniz, Allah sizin bilmediklerinizi öğretir de. Bir kimsenin bildiğiyle amel etmesi ilmin özüdür. İlmin özüdür, hakikisidir. İlmin hasıdır bir kimsenin bildiğiyle amel etmesi. Ve bir kimse Allah hızası için, Allah için ilim öğrenmeye çalışıyorsa, Allah için ilim öğrenmeye çalışıyorsa, Allah onun ilmin geri tarafını öğretir ona. Cenab-ı Hak ona bilmediğini öğretir. Lazım olduğunu öğretir.
Yani bilmediğini öğrenmesi demek ki kimsenin lazım olan ilmi öğrenmesidir. Bilmediklerinizi öğretir dediği şey, yani sen oturduğun yerde astronomi ilmi lazım değil, sana astronomi ilmi gelecek. Hayır. Sen astronomi ilmini bilmiyorsun. O esnada astronomiden sana bir soru soruyorlar, sen astronomiden cevap veriyorsun. Allah senin bilmediğini öğretti o esnada. Kalbine ilham etti senin. Bilmediğini senin kalbine ilham etti. Ve bilmediğin bir şeyde sen cevap verdin. İşte Allah'ın bilmediğini öğretmesine misal buldu. Allah-u Alem. Ama normalde burada mümine düşen vazife, bir kimsenin bildiğiyle amel etmesidir. İç ki haram, içme kardeşim. Bildiğinle amel et. Sen bunun haram olduğunu öğrendirme, öğrendirsin.
İçme, amel et. Gıybet haram mı haram? Gıybet etme, amel et bununla. Sen onunla amel edersen Allah sana yardım edecek. Allah senin bilmediğini öğretecek. Allah senin burnunun sıkıştığı yerde, kıstırıldığı yerde burnunu açacak senin. Kalbinin sıkıştığı yerde kalbini açacak. Elinin sıkıştığı yerde elini açacak. Sen bildiğin amel et. Yani bile bile haram işleme. Bile bile namazı terk etme. Bile bile orucu terk etme. Bile bile hainlik yapma. Bile bile hıyanetlik yapma. Bile bile hançerleme insanları. Bile bile insanların namusuyla oynama. Bile bile kimsenin ahlakıyla oynama. Senin öğretecek o zaman. Senin kalbini açacak, gönlünü açacak. Bile bile kimseye zarar verme.
Biliyorsun zarar vermek. Oradan zarar görecek o kimse. Oradan mümin kardeşin zarar görecek. Oradan mümin arkadaşın zararı görecek. Oradan müslümanlar zarar görecek. Oradan senin kardeşlerin zararı görecek. Kardeşlerin zarar görecek. Cemaatın zarar görecek. Devletin zarar görecek. Milletin zarar görecek. Zümmet-i Muhammed zarar görecek. Bile bile yapma. Hainlik yapma. Allah bile bile yapmadıklarınızdan sizi sorumlu tutmaz. Bile bile yaptıklarınızdan sorumlu tutar. Cenab-ı Hak kesintiye uğratır ilhamı. Muhabbeti kesintiye uğratır. Kesintiye uğratır. O kimse kendi kendisini keser. Kendi yolunu keser. Kendi halini keser. Neden? Kardeşim sen bile bile yapıyorsun.
Kıybet etme diyorlar, ediyorsun. Haram işleme diyorlar, içiyorsun. Yeme diyorlar, yiyorsun. İçme diyorlar, içiyorsun. Namazını kıl diyorlar, kılmıyorsun. Orucunu tut diyorlar, tutmuyorsun. Anne babanıza asi olmayın diyorlar, asi oluyorsun. Eşlerinizi dövmeyin diyor mu, dövüyorsunuz. Ben demiyorum kardeşim Allah diyor, Peygamber diyor. Eşlerinizi zulmetmeyiniz diyor. Zulmetmeyin eşlerinize. Çocuklarınıza zulmetmeyin, onlara Kur'an ve sünneti öğretin. Eşlerinize zulmetmeyin, onlara Kur'an ve sünneti öğretin. Siz de adaletli davranın, hakkaniyetli davranın. Etrafınızda hakkaniyetli ve adaletli davranmaya gayret edin ki Allah yardım etsin size. Hiç kimsenin yardıma, herkesin yardıma muhtaç olduğu yerde Cenab-ı Hak size yardım etsin.
Allah muhafaza eylesin inşallah. Üç ihlas kutfası açın. Asıl olan sebapları evvelen bizat, sahi şahinatıyla, sahi mevcudat. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme gelmiş ki bütün Peygamber zişan etkilerin zil ruhlarına hayda ile hediye edik, vasil ve sedaale ile yarabbi.
Ve sedaale ile yarabbi. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sedaale ile yarabbi. Amin. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sedaale ile yarabbi. Bütün şehadamın asabı rasullahu aleyhi ve sedaale ile yarabbi. Amin. Amin. Mamo kroşe ve sedaale ve sedaale ile yarabbi. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi