mustafaozbag.org

549. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 23 Aralık 2017 · 38:59

Selamun aleyküm, Allah gecenizi hayır eylesin inşallah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Çiftlik bank sistemi hakkında görüşleriniz nelerdir acaba? Caiz olarak etba verenler vardır, sizce bu sistemden elde edilen kar caiz midir? Sanal para borsada alıp satmak caiz midir?
Ya bunlarla neden uğraşıyor ki sufiler? Hem diyeceksiniz ki, La alâ illallah Muhammeden Resulullah dedik, hem de kapitalist sistemin önünüze getirdiği şeylerle uğraşacaksınız, öyle mi? Oturduğunuz yerden, bilgisayardan, internetten para kazanacaksınız, öyle mi?
İyi, size bir şey söyleyeyim. Bir mal varsa orta yerde, malı alıp satmak Kur'an ve sünnet tarihinde caizdir. Mal alıp satmak, bir malı üretmek, ürettiğin malı satmak caizdir. Üretilmiş bir malı alıp, üretilmiş bir malı satmak caizdir. Paranın söz konusu, para nakit paraysa, nakit parayı nakit olarak alıp satmak caizdir. Dolar, doları aldın, bir saat vadeli satamazsın doları. Veyahut da doları satın aldım dedin, ondan sonra doları satın aldığında nakit, canlı. Alnında alıp satman lazım. Bir gün vadeli doları, aynı dolar olsa dahi, hiç değişmese dahi yine faiz olur. Bir de bu, ne bu? Sanal para. Bitcoin ile alakalı mesele, öyle değil mi?
Evet, ne yapıyor şimdi Bitcoin'e? Neden? Diyanet fetva vermiyor. Sebebi neye açıklamış biliyor musun Bitcoin'in karşılığında? Karşılığı olmayan bir para demiş. Evet, karşılığı olmayan bir para, dinen caiz değildir. O zaman doların da karşılığı yok, dolar da caiz değildir. Amerika Birleşik Devletleri, 1938'de olması lazım. 1938'de dolarının karşılığının olmadığını, doları karşılayamayacağını, hiçbir zaman dolarının karşılığının olmayacağını açıkladık. Doları da o zaman caiz değil diyecekler. Bunlar Müslümanların önünü okuyup, üretin kardeşim, üretin, üretin. Ticaret yapın, alın satın. Alnınızın akından, alnınızın terinden iş yapın. Üretin.
Üretmeniz için muhakkak bilgi sahibi olmanız lazım. Bakın, üretmeniz için. Üretmezse bir ülke, bir toplum, bir topluluk üretmezse, eğer bir topluluk kendince ticaret yapmazsa, başkalarının kölesi olmaya mahkum. Ya üretip satacaksın, ya alıp satacaksın. İkisinden biri. Ya üreteceksin, satacaksın, ya da alacaksın, satacaksın. İkisinden biri. Yoksa sizi, ver beyaz kağıdı, al yeşil kağıdı, ver yeşil kağıdı, al beyaz kağıdı. İnternet üzerinden, al bunu aldım, al bunu sattım. Havai şeyler. Allah muhafaza eylesin. Aynı şey borsa için de geçerli. Müslümanım, müminim böyle şeylerle iş olmaz.
Beni gericilikle suçlayabilirsiniz. Sen git fabrika kur kardeşim. Müslüman varsa cebinde para, beş kişi, on kişi toplansınlar, fabrika kursunlar. Birbirleriyle ortak noktada buluşsunlar. Ticarethane kursunlar. Birbirleriyle ortak noktada buluşsunlar. Birbirleriyle anlaşmayı, birbirleriyle anlaşmayı becersinler. İki Müslüman bir araya gelemiyor. Üç tane Müslüman bir araya gelemiyor. Beş tane Müslüman bir araya gelemiyor. Bir araya gelse dahi dağılıyor. Ortak iş yapamıyor. Ortak noktada buluşamıyor. Beş tane Müslüman bir ara toplanınca ortak hiçbir şey yapamıyor. Ortak yaptıkları bir tek dedikodu var, gıybet var. Müslümanların ortak yaptıkları şey dedikodu, gıybet.
Onun bunun fayandesi olmaz. İslam toplumu bilimi üretemiyorsa, bilgiyi elde edemiyorsa, çalışmıyorsa, çalışarak artıramıyorsa, ticaret yapmıyorsa, mal alıp mal satamıyorsa, bu İslam toplumu nasıl kuvvetlenecek ki? Üretmek yok, almak, satmak yok, bilgiye sahip olmak yok, tihat etmek, savaşmak yok. Uyu babam uyu. Uyun elini uyu. Başka bir şey değil. Şimdi bir de sanal parayla uğraşacağız. İşimiz, gücümüz yok, bütün Müslümanlar toplanacaklar. Sanal para caiz midir, değil midir? Paran varsa git ticaret yap. Ne işin var sanal parayla? 20 liram varsa git 20 lirayla ticaret yap. Çorap al, çorap sat. 20 lirayla git tişört al, tişört sat. Kaç param var? 10 lirayla mı? Git 10 lirayla al, sat, ticaret yap.
Veya git birisinin yanına çıraklık yap. Bir meslek öğren, o mesleği yerine getirsin. Hiçbir şey bilmiyorsan git birisinin yanına yaşın, kaç olursa olsun o mesleğinin çıraklığını yap, çıraklık yap orada, öğren, o işi yap. O işi yap. Müslüman çalışacak, didincek, çabalacak, gayret edecek, Allah'tan ümit edecek, koşturacak. Müslümanların önüne koyuyorlar Angarya işler. Angarya işlerle uğraşıyorlar. Biz bir şey yaptığımız yok, hakkınızı helal edin. Geçen hafta, iki hafta önce miydi gene, böyle bununla alakalı bir soru geldiydi. Yani burada bayağı fevkürdüm bununla alakalı. Demek ki yetmemiş. Dinlememişler. Ya normalde bu sorular tekrar buraya geldiğinde ben şöyle düşünüyorum.
Eğer sohbetleri takip eden bir kimse ise, o zaman bu adam bu sohbetleri dinlemiyor. Takip etmiyor. Bu konu oldu mu burada? Oldu. Şunu diyebilir, ben o hafta yoktum. Bu sohbet yayınlıyor mu? Yayınlanıyor mu? Evet, dinle. Facebook'ta takılacağına, Instagram'da takılacağına, Twitter'da takılacağına sohbet dinle o zaman. Ya ben geçen hafta mesaim vardı, dersim vardı, nefsime uydum, şuyum vardı, buyum vardı. Sohbeti dinleyemedim de dinle. Film izleme, dizi izleme, sohbeti dinle. İzleme. Boş şeylerle uğraşacağına bunu dinle. Düğünde kadın erkek iç içe karışık oynarsa caiz olur mu? Düğünden sonraki hayatı olumsuz etkiler mi?
İnşallah uymaya çalışacağım. İnşallah. Amin. Demiş. Kadın erkek iç içe karışık oynamayı kim caizleyecek ki? Allah manfaza eylesin. Rüyalar hakikatin bir parçası, peygamberliğin bir cüzü. Dünya ise bizim için bir rüya için. Rüyalar dünyadan daha mı gerçektir? Evet. Geceniz hayır olsun. Çiftlik Bank diye sanal bir firma var.
Çiftliğin gerçeğini kuramayan onlar, sanalından hayvan alıp hayvan satıp para kazanacaklar. Tabii gerçeğini kurmak için koşmak lazım. Yani gerçeğini kuranlar size süt satıyorlar, et satıyorlar. Gerçeğini kuranlar. Yoğurt satıyorlar, peynir satıyorlar. Gerçeğini kuranlar. Biz köyden şehre geliyoruz. Asgari ücret ne kadar? Bin dört yüz lira. Biz bin dört yüz liraya orada ucuz işçilik yapıyoruz. Köyü terk ediyoruz. Köyde iki tane inek alıp, on tane koyun alıp onu üretmeyi, büyütmeyi düşünmüyoruz.
O hayat bize zor geliyor. Ondan sonra geliyoruz şehirde, işte internette çiftlik diye bir yer var, oradan hayvan alsak, satsak cahit olur mu diyoruz. Allah bizi affetsin inşallah. Evet. Bak damarıma damarıma basmayın benim. Evet. Süt memeye girmediği gibi Allah korkusundan ağlayan kimse de cehenneme girmez. Allah yolunda çarpışırken meydana gelen tozla cehennemin dumanı birleşmez, termizi.
Kıyamet günü bütün gözler yaşlıdır. Ancak Allah'ın bakmasına haram kıldığı şeylerden çekinen, Allah yolunda uykusuz kalan ve Allah korkusundan sebep sineğin başı kadar bir damla gözyaşı döken gözler ağlamaz. İki göz kıyamet günü cehennem ateşi görmez. Bunlar gece karanlığında Allah korkusundan ağlayan ve düşman karşısında uykusuz kalan gözlerdir. Ayet 8. Allah onlardan razıdır. Onlar da Allah'tan razıdır. Bu Rabbinizden korkan kimseyedir. İnanmışsanız benden korkun.
Ali İbran ayet 175. Allah'ın azametinden korkanlar için iki cennet vardır. Rahman suresi ayet 46. Allah'tan korkan öğüt alacaktır. El-Ala ayet 10. Demek ki Allah'tan korkuyorsa bir kimse, Allah'tan korkuyorsa, o kimsenin Allah'tan korktuğuna işaret, günah-ı keballerden uzak durması, farzları yerine getirmesidir. Bir kimse, günah-ı keballerden iki şekilde uzak durur.
Bir, Allah'ı sevdiğinden. İki, Allah'tan korktuğundan. Sufiler, Allah'ı sevdiklerinden dolayı günah-ı keballerden uzak dururlar. Allah'ı sevdiklerinden dolayı farzları yerine getirirler. Allah'ı sevdiklerinden dolayı, Cenab-ı Hakk'ın emrettiği gibi dosdoğru olmaya çalışırlar. Sufi, korkuyla ibadet etmez. Sufi, korkuyla emirleri yerine getirmez. Sufi, korkuyla haramlardan uzaklaşmaz. Korkmak, avamla alakalıdır. Nasihattan anlamayan, korkudan anla. Anlatırsın, anlatırsın, anlatırsın. O kimse nasihattan anlamaz. Onu korkutursun.
Hani, eşinize tebliğ edersiniz, nasihat edersiniz, anlamaz. Bu sefer onu dövmekle korkutursunuz. Çocuğa anlatırsınız, anlatırsınız. Çocuk anlamaz. Bu sefer çocuğu korkutmak zorunda kalırsınız. Avam, korkudan anla. Avamı korkutursunuz. O korkuyla suç işlememeye çalışır. Has ise, sevdiğinden dolayı suç işlememeye çalışır. O yüzden, bir kimse inandıysa, Allah'tan korkacak. Bu kimle alakalı? Avamla alakalı. Eğer bir kimse inandıysa, Allah'ı sevecek ve Allah'ın çizmiş olduğu sınırı aşmayacak. Bakın, Allah'ın çizmiş olduğu sınırı aşmayacak.
Bir şey haram mı? Ondan uzak duracak. Hakkında haram olduğuna dair hüküm yok değil mi? O kimseye o helaldir. Onu yasaklayacak hiç kimse yok. Bir şey haram ise, Kur'an'la, sünnetle, imamların iştahı ile o bellidir. Bir sufi haramı göz göre göre işlemez. Bile bile işlemez. Ondan uzak durmaya çalışır. Bunu Allah sevgisinden yapar. Allah sevgisinden, korkudan değil ama avamı korkutursunuz. O farzları yerine getirirken, korkusundan yerine getirir. Cehenneme gitmekten korkar. Azaba duyçar olmaktan korkar. Der ki kendi kendisine, ben cehennemin azabına duyçar olmayayım.
Ondan uzak durur. Ama bir sufi için, bu korkuyla hareket etmek yoktur. Onlar için ne vardır? Onlar için sevgiyle hareket etmek vardır. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Biz Allah'ın azabından emin olanlardan değiliz. Sufileri böyle eleştirirler. Hani siz Allah'ın azabından emin misiniz ki korkmuyorsunuz derler. Biz Allah'ın azabından azap etmeyecek diye eminliğimizden değildir bizim bu. Biz sevgimizden dolayı, ona olan muhabbetimizden dolayı haramlardan uzak dururuz. Korkumuzdan dolayı değil. Allah muhakkak ki azap edicidir. Allah muhakkak ki cezalandırıcıdır.
Allah muhakkak ki hüsrana uğratıcıdır. Allah muhakkak ki dağıtır, perperişan eder. Bu noktada bizim Allah'ın azap edicilerinin üzerinde, hüsrana uğratacağı üzerinde, kahhar ismi şerifiyle kahredeceği üzerinde bir şüphemiz yok. Ama biz Allah'ı korkuyla Allah'a yaklaşmamız yok söz konusu değil. Bizim Allah'tan korkmamak değil bizimki. Biz Allah'tan korktuğumuz için bir şeyler yapmayız. Bunu anlatmaya çalışıyorum. Biz sevdiğimiz için yaparız. Biz sevdiğimiz için fise bilillah oluruz. Sevdiğimiz için. Sevdiğimiz için dinleriz biz. Sevdiğimiz için birbirimize saygılı davranırız. Biz sevdiğimiz için buradayız. Hiç kimse buraya zorla getirilmiyor. Hiç kimse burada zorla tutulmuyor.
Sufiliğin en güzel yönlerinden birisi odur. Burada hiç kimseye bir zorunluluk yok. İsteyen şu anda dersini bırakıp gidebilir. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Ben dersi bırakmak istiyorum. Allah yolunu açık etsin. Senin arkandan lanet okuyucu olmayacağız. Senin arkandan bela okuyucu olmayacağız. Hakkımızı helal edeceğiz. Yürüceksin gideceksin. Allah yolunu açık etsin. Allah seni daha iyisine, daha güzeline, daha layığını bulundursun. Bizim bu noktada bir iddia sahibi değiliz. O yüzden hiç kimse burada korkuyla, baskıyla, hiç kimse burada herhangi bir bağla burada bağlı değil. Geçen Biga'da sohbette söyledim. Dedim kapının önünde belediye başkanı akçe dağıtmayacak.
O da dağıtmayacağım dedi zaten. Biz de kapının önünde akçe dağıtmayacağız. Bizde mal yok, makam yok, mevki yok, hiçbir şey yok burada. Bunu hep böyle açık açık söylerim. Burada makam yok, burada mevki yok. Burada halifelik yok. Burada şeyhlik yok. Burada zakirlik yok. Yok. Biz Fisebillillah toplandık buraya. Bakın Fisebillillah toplandık. Eğer düşünüyorsanız ben kendimden sonra birisine icazet vereceğim, rüyamda görürsem veririm. Bu kim olursa olsun, bana emrederlerse, bu adama icazet ver derlerse veririm. Ben rüyamda görürsem şu filanca senden sonra şeyhlik yapacakmış diye görürsem onu rüyamda, bana böyle sahih bir şekilde gösterilirse ben ona veririm.
Öbür türlü hiç kimseye hiçbir şey yok burada. Hiç kimseye bir özellik yapacağımı da düşünmeyin. Bakın hiç kimseye de bir özellik yapacağımı düşünmeyin. Hiç kimseye hem. Herkes çalıştığının karşılığını alır. Herkes. Herkes verdiğinin karşılığını alır. Herkes koşturduğunun karşılığını alır. Cenab-ı Hak diyor ya, zerrece hayır yapanın hayli karşılıksız kalmaz.
Kim zerrece bir şey yaparsa karşılıksız kalmaz o. Allah size bir şey verecekse, bütün insanlar isyan etse dahi onu size verir. Bütün insanlar ayağa kalksa, onun size verilmesini istememiş olsa, Cenab-ı Hak o kimseye bir şey yutrekecekse, bir şey ikram edecekse, Allah onu o kimseye verir. Verir. Allah bir şeye zarar uğratacaksa da, bütün insanlar ayağa kalksa, o kimse o zarara uğrar. Buna iman edin. Bakın buna iman edin. Kimse, kimsenin üzerinde hiçbir şey veremez. Ben nice icazetli şeyhler gördüm, Allah muhafaza eylesin.
Ben icazetsiz şeyhler de gördüm. Hiç kimseyi, kimseyi zorla peşine takamazsınız. Takamazsınız. Kimseyi zorla birisini sevdiremezsiniz. Kimseyi, kimseyi zorla bir şey yaptıramazsınız. Yaptıramazsınız. Sufilik böyle enteresan bir şeydir. Zorla bir şey yaptırmaya kalksan patlar bir taraftan o. Bakın bir taraftan patlar. Sufilik öyle bir şeydir. Gönüllülüktür sufilik. O yüzden bütün herkes bir kimseye bir şeyi zorlasa yaptıramaz. Zorla olmaz. Severek olur. İnsanın gönülden vererek olur. Mesela şimdi laf lafı açtı ya, Biga'ya gittim salı günü.
Kardeşler mukemmel bir şiirsel anlatım düzenlemişler. Para versen yaptıramazsın onu. Ve Biga'da o program öyle tıkır tıkır yürüdü ki, kendi kendime böyle kaykıldım geriye. Dedim Cenab-ı Hakk'a hamdü sena olsun. Rabbimin bir lütfu, bir ikramı dedim. Mustafa Özbağ bunu da seyredecekmişsin dedim. Çok hoşuma gitti. Huzurunuzda bütün kardeşlere teşekkür ediyorum. Mükemmel bir iş yapmışlar. Bunu zorla yaptıramazsınız bir kimseye siz. Bunu silah dayarakten, para vererekten yaptıramazsınız. Öyle bir şeyi yaptırmaya kalksanız, yaklaşık olarak en az 30-40 milyar para harcamanız lazım. O insanları çalıştırmak için, gayret ettirmek için.
Mükemmel bir sunum hazırlamışlar. Mükemmel bir şiir dinletisi. Şiir dinletisi demek, meseleyi anlatmaya yetmez. Bakın, şiir dinletisi demek, meseleyi anlatmaya yetmez. Şiir dinletisiydi adı değil mi? Ama şiir dinletisi değildi. Ben öyle söyleyeyim size. Yani onu böyle, hani can kulağıyla dinlemek var ya, can kulağıyla dinleyen, can gözüyle onu izleyen bir kimse, Hz. Mevlana ve Şemsettin-i Tebrizi ile buluşması ve felsefesini çok rahat, iyi bir şekilde anlardı.
Böylesine güzel bir anlatım olmuş. Bu parayla olmaz, bu zorla olmaz. Sufilin en güzel tarafı bu. Bakın, en güzel tarafı bu. Dün akşam çalışma var, bakıyorum ben normalde önce ilahicilerin üzerine ölü toprağı serilmiş gibi, ardından öyle bir coştular ki, kendi kendime dedim ki ya, şunlara bak ne hale geldiler. Çakmak çakmak hepsi de oldu bir anda. Bu zorla olacak bir şey değil. Bakın, bu zorla olacak bir şey değil. Veyahut da geçen hafta Pazar günü, Gelibolu Mevlanesi'nde bütün arkadaşlar, var güçleriyle gelmişler. Bu zorla olacak bir şey değil. Bu sevgiyle, muhabbetle, hoşlukla olacak olan bir şey. E yarın akşam şimdi İzmit'teyiz. İzmit'teki kardeşler koşuşturuyorlar 10-15 günden beri can hıraç.
Tabi program hazırlığı çok öncesinden başladı. Ben muhakkak ki inanıyorum, kardeşler var güçleriyle İzmit'e gidecekler şimdi. Lazım. Bakın, lazım. Kadınıyla, çocuğuyla, erkeğiyle, genciyle, yaşlısıyla. Fisebilillah. Bu böyle, bu sevgiyle olacak olan bir şey, muhabbetle olacak olan bir şey. E önümüzdeki Pazar günü de, Bursa'da var. Yine aynı. E bir dahaki Cuma'ya, Gemlik'te var. Bir dahaki Pazar'a, İzmir'de var. E bizim ayımız bu. Bu koşuşturma sevgiyle olacak, muhabbetle olacak. O yüzden Sufiler, sevgiyle yürürler. Karşılığında bir şey beklemeksizin yürürler. Karşılığında bir şey beklemeksizin yürürler. Karşılığında bir şey beklemeksizin severler.
Karşılığında bir şey beklemeksizin hizmet ederler. Sufilik böyle bir şeydir. Bakın karşılık beklemek, Allah muhafaza eylesin. İnsanı karşılık beklediği şeye köle eder. Benim zakirliğimi almıştı Şeyh Efendi. Allah rahmet eylesin. Daha doğrusu zakirlik almak da değil. Senin zakirliğini aldık da değil. Bundan sonra dersleri filanca yaptırsın dedi. Filanca yaptırsın. Hatta onu bana gelip söyleyen kimse de böyle bir tepeden söyledi ki bana. Ben böyle gayet rahatımla. Böyle sonra baktı hani benim rahatlığımı görünce. Ya filanca yaptıracak ders. Ya dedim kim yaptırırsa yaptırsın. Bismillah buradayız. Ders yaptırmak için burada değiliz ki dedim.
Arkadaşları topladım. Arkadaşlar Şeyh Efendi'nin emri bundan sonra dersi filanca yaptıracakmış dedim. Oturdum oraya. Hiçbir şey olmamış gibi. Sanki hiçbir şey yokmuş gibi. Ben yine Allah rızası için, Allah için koşmaya devam ediyorum. Zakirlik kim, biz kim? Şeyhlik kim, biz kim? Umrumuzda değil bizim. Bizim umrumuzda değil. Nakipmişiz, nügabaymışız, sugabaymışız. Umrumuzda değil bizim. Bakın hiç umrumda olmadı benim. Benim bir şey olmama gerek yok. Ben giderim bir köşede gene Allah veresini anlatırım. Bir şey olmama gerek yok benim. Bir şey olmak için uğraşmadım hiç hayatım boyunca. Bir şey olmak için uğraşmadım hiç.
Sufilik budur. Bir şey olmak için uğraşırsın. Allah'a iyi bir kul. Bir şey olmak için uğraşırsın. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine iyi bir ümmet. Bir şey olmak için uğraşırsın. Bu yolda iyi bir sufi. Olmak istiyorsan, olmak istediğin şeyler bu olacak. Başka bir şey değil. Yoksa zakirlik, zakir olmak isteyen kimse zakir olmaz. Zakir olsa dahi çok affedersiniz. Hani çok affedersiniz. Ben kendi nefsim için söyleyeyim bunu. Köpek ne eylesin takkeyi? Tingil derken düşürürmüş. Siz bir itin kafasına bir takke koysanız durmaz başında. Bakın bir itin kafasına takke koyun durmaz başında. Neden?
Tingil derken düşürür onu. Ama bir kimse öyle bir sufi olur. Takkesiz de sufidir o. Sarıksız da sufidir. Haydaritsiz de sufidir. Onu nereye oturtturursan oturttur, gittiği yeri kandil gibi ışık verin. İster onu derviş de, ister zakir de, ister nakip de, ister nükabba de, ister halife de, istersen hiçbir şey deme. Nereye götürürsen götür, fener gibi koy, oraya aydınlatsın. Hangi topluluğun içerisine giderse gitsin, floresan lambası gibi bütün her şeyi kafasına çeksin. Nereye giderse gitsin, bütün gözler ona çevrilir. O kimse eğer gerçekten Allah'ı seviyorsa, o gerçekten Allah'a iyi bir kul ise, o gerçekten Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin sünnetini yaşayan iyi bir ümmet ise, o gerçekten iyi bir sufi ise, sufiliğin genel esaslarını o kimse üzerinde bulunduruyorsa, hangi topluluğa giderse gitsin, ne tarafa yönelirse yönelsin, ne tarafa adımını atarsa atsın, orada floresan lambası gibi yana, orada mıknatıs gibi bütün her şeyi etrafına çeker.
Eğer bir kimse böyle değilse, kendisiyle alakalıdır bu. Ben derim ya, sen beş kişiyi topladın da sana topla mı diyen, toplama mı diyen oldu. Sen beş kişiyi topladın, Allah'ı zikrettirdin de sana zikrettirme mi diyen oldu. Sen evini açtın insanlara, gelin Allah rızası için bu akşam burada zikir var dedin de, sana neden açtın diyen mi oldu. Sen şeyhinin peşinden gidiyordun da sana gitme diyen mi oldu. Sen şeyhini Allah için seviyordun da sana sevme diyen mi oldu. Kimsenin rüyana ketim vuracak, kimsenin halini durduracak. Kimsenin maneviyatın kuvvetliyse çelme takacak. Laf onların hepsi de. Hepsi de laf.
Sen öyle Allah'ı seversin, öylesin Allah'ı seversin, Cenab-ı Hak bütün her şeyi senin gözünün önüne getirir, koyar senin önüne. Sen öyle Allah'a kulluk edersin, Ya Rabbi dediğinde arşailâ titrer. Sen öyle Allah'ı zikredersin, zikredersin ve âlâ derken arşailâ'da halakan kurulur senin. Sen öyle Allah'ı zikredersin, öyle dostluk kurarsın, zikrullahın ortasında sen arşailâ'da, arşailâ'nın, arşailâ'da ikametgah eden maneviyatın arasına katılır, onlarla beraber halakayı zikrullah yaparsın.
Kim durduracak senin önüne? Kim durduracak? Sana ister, ne diyor millet, bütün herkes senin arkandan teneke çalsa, davul çalsa, bütün herkes senin arkandan gıybet etse, sen Allah'a dosdoğru kursan, senin önünde duracak olan hiç kimse yok. Allah senin yardımcın, Allah senin vekilin, Allah senin muinin, Allah senin sahibin. Durduracak hiç kimse yok. O yüzden sufiler her şeye sevgiyle bakarlar, sevgiyle yaklaşırlar. Haramlardan Allah'ı sevdiklerinden dolayı uzak dururlar. Harzları Allah'ı sevdiklerinden dolayı seve seve yerine getirirler. Allah yolunda, Allah'ı sevdiklerinden dolayı koşarlar. Nerede bir koşulması gereken, hizmet edilmesi gereken bir şey var ise, Allah için oraya koşarlar, orada hizmet ederler.
Allah cümlemizi onlardan eylesin inşallah. Cenab-ı Hak cümlemizi, cümlemizi kendi yolunda yürüyenlerden eylesin inşallah. Yarın malum sohbetin arasında geçti, İzmit'te Şebu Arıs programındayız. Diğer kardeşler üzerlerine alınmasınlar. Üç tane büyük programımız var bu noktada. Gelip olduk, İzmit ve Bursa. Tabii onları küçümsemek değil, İzmir'imiz var. İşte bir de bu sene, her sene yapmaya başladık. Bir de gemlik var. Ama tabii bu üç program bizim için önemli. Birinci programda Allah'ın izniyle kardeşler açısından biz alnımızın akıyla çıktık. Kardeşler, arkadaşlar, Allah razı olsun. Hepsi de hemen hemen programa iştirak ettiler.
Oradaki program kendi dairemizde ufak tefek aksaklıklar, noksanlıklar da olsa, bu normalde bizim kendi içimizle alakalı. Cenab-ı Hak'a hamdolsun bitti. Önümüzdeki şimdi ikinci büyük imtihan bizim için şey, İzmir. İzmir'teki kardeşler canharaç çalışıyorlar, koşturuyorlar, gayret ediyorlar. İnşallah Cenab-ı Hak o çalışmanın, gayretin karşılığını misliyle, fazlasıyla bahşedecek inşallah. Tabii biz de bu konuda elimizden gelen gayreti, çabayı göstereceğiz. Orada programda bulunmaya gayret edeceğiz. Tabii ardından üçüncü noktada sınav, öyle diyelim, Bursa programı. İnşallah Bursa'yla da alakalı bütün kardeşler böyle, nasıl olsa salon doluyormuş diye düşünmeyeceğiz. Biz var gücümüzle çalışacağız. Ben hayatım boyunca yok satmayı çok sevmişimdir.
Biz yok satmalıyız. Ben ticarette de, bu dergahta da ben yok satmayı severim. Hırs yok satmalıyım ben. O yüzden gayret edeceğiz inşallah. İzmir'te de, Bursa'da da yok satacağız. Nereye oturtturalım diye bakacağız. Birkaç programı yaşadık ya onu. Erkekleri kaldıracağız ayağa, bayanları oturtturacağız. Yok satacağız. Geri dönecek insanlar diyecekler ki, çok kalabalıktık, giremedik. Gerekirse biz kendi erkek kardeşlerimizi salonun dışında bekleteceğiz. Diyeceğiz ki, salonun dışına bayanlara yer verin, çocuklara yer verin diyeceğiz. İnşallah öyle dolduracağız. İnşallah.
Allah Allah. Yavaş yavaş sessiz sakin. Bizim tarzımız değil. Biz çakmak gibi olmalıyız. Böyle bir şey yok. Biz böyle şükrüm püktüm, mıyıntı bir ses istemiyoruz hiçbir zaman. Öyle bir hareket de istemeyim. Allah bizi affetsin. Amin. Güldür güldür, güldür güldür gideceğiz inşallah. İnşallah. Hah Fırat Nehri gibi. Allah izin verirse inşallah. Hakkınızı helal edin. Elan olsun. Tabii bunlar olunca bitmeyecek. Ardından ne var? Ardından cumasına gemlik var. Yani gemlik de küçük yer deyip de es geçmeyeceğiz. Gemliği de dolduracağız. Orada da sonuçta belediye bir hizmet veriyor. Belediye bu noktada bir destek veriyor. Onlar da diyecekler ki ya hamdolsun bir program yaptık dolu dolu program oldu.
Ardından İzmir. E öyle bu sene. Öyle İzmir'e gitmeyeceğiz diye düşünmeyin. Ya İzmir'e uzak diye düşünmeyin. Yok. Bu sene bütün şey varuslar inşallah dolu dolu olacak. İnşallah. Cumartesi günü de tekkeye erken gelin. Cumartesi günü dışarıdan misafirler var.
O yüzden misafirleri dışarıdan misafirleri, gelen misafirleri Bosna'dan, Kosova'dan misafirlerimiz var. Onları cumartesi günü tekkede ağırlayacağız. Orada da küçük bir de tanışma merasimi gibi, böyle bir hediyeleşme merasimi gibi bir şey yapacağız. O yüzden arkadaşlar, cumartesi günü mümkün olduğunca tekkeye erken gelsinler. Tekkede olsunlar. İnşallah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi