mustafaozbag.org

548. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 1 Aralık 2017 · 52:00

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Geçen hafta Diyanet'i arayın demiştiniz, aradım, sordum. Evli kadın veya erkek nikahı düşer mi, nikahları düşmez diye fetva verdi. Evet. Birkaç arkadaş da sormuş, işte evli erkek veya kadın zina ederse nikahı düşer mi diye. Diyanette nikahlarının düşmeyeceğine dair söylemiş. Hatta bu hafta ve geçen hafta yaklaşık bana gelen ona yakın şey var. Ona yakın kardeş sormuş.
Bir kardeş hatta sesi kayda almış. Normalde işte kimisi normal olarak sormuş telefonla. Bir kimse evli bir kadın veya evli bir erkek ne kadar zina ederse etsin, kim ne zina ederse etsin, ne yaparsa yapsın, nikahı düşmüyor. Diyanetin fetvasına göre.
Düşünün bir kadını, evli, gitti üç dört tane adam dolaştı, hamile kaldı. Kimden olduğu belli değil. Diyanete göre yine de nikahı düşmüyor. Sadece Diyanete göre de değil. Ben internetten de baktım, dün mü evvelsi gün mü ne? Bu konuyla alakalı bir şey diyenler var mı diye. Bazı hocaların internette hani koymuşlar kayda. Ondan sonra onlar da şimdi isimleri aklıma gelmedi ama onlar da internette bu noktada böyle kısa bir şekilde videoları var. Onlar da diyorlar ki nikahı düşmez.
Bunlar tabii nikahı düşmez diyenler kendilerince hangi fıkıh kitabından kendilerine örnek almışlar? Bunu söylemiyorlar. Diyanet de bunu söylemiyor. Yani bunu diyen kimseler işte şu eserde böyle bir ibare var. Bu ibare neticesinde nikahı düşmez böyle bir şey söylemiyorlar. Çünkü normalde fıkıh kitaplarının oluşmasının noktasında eski bütün eserlerin hepsinde de bir kimse zina ettiğini itiraf ederse, evli bir kimse zina ettiğini itiraf ederse, itiraf eden kimsenin rejim edilmesi, Hanefi'ye göre öldürülmesi cezası bu, öldürülecek.
Ama o kimse itiraf etmedi. Şimdi itiraf etmeyince dışarı böyle bir söz söylenmeyince hiç kimsenin bu noktada hükmetecek bir şeysi yok. Çünkü İslam'ın ona hükmetmesi için zahiren elinde ya bir itiraf olacak ya da dört tane şahit olacak erkek. Şimdi ben aynı zamanda da o soruyu soruyorum. Diyorum ki öldürüleceğini bilmiş olsa itiraf eder miydi?
Etmezdi. Bu sefer ne olurdu? Lanetleşilirdi. Lanetleşildikten sonra da o kimsenin nikahı düşer. Onu boşamak o zaman hadis-i şerife göre o yine o kadının boşaması gerekiyor o zaman lanetleşilince. Bu mesele Allah muhafaza eylesin. İş daha çok su kaldıracak bu mesele. Ama insan üzülüyor. Yani onun nikahı düşmez dediğinizde doğan çocuk ne olacak? Buna da hükmet. Aslında sormak lazım. Ya normalde işte kadın üç tane adam dolaştı hamile kaldı. Kimden olduğu belli değil. Bu çocuğun hükmü ne olacak? Bu çocuğun mirası ne olacak? Kimden miras alacak?
Kimin soy ismini taşıyacak? Allah muhafaza eylesin. Sekıntılı durumlar. Yakın çevremizde bazı arkadaşlarımızdan üveysilik ile ilgili sorular soruluyor. Üveysilik nedir? Çekilen viltlerle yol alınır mı? Üveysilerin baş parmağında işaret oluşurmuş. Bu doğru mudur? Allah razı olsun. Valla bu konuda baş parmağında mı işaret var? Serçe parmağında mı bilmiyorum. Böyle bir şeyin ne kadar doğru olduğunu da bilmiyorum. Buna katılmıyorum. Üveysilerin dersi de oluyormuş demek ki. Ne dersi çekiyorlar onu da bilmiyorum. Bir de üveysilerin şeyhleri de varmış. Nasıl üveysi şeyhi olunuyor bunu da bilmiyorum.
Yani birileri çıkıyor bir şeyler yapıyor. Üveysilik deyince insanlara böyle bir cazibe, cazip geliyor. Bir böyle onun için cazibe merkezi oluşuyor. O kimse üveysiyim diyen kimse etrafında hiç şeyh bulamamış. Bir tane şeyhten nasibi yok. Yanmış, yıkılmış. Ondan sonra da Veysel Karan Hazretleri gelmiş. Rüyasında ona ders vermiş. Ona bir vir tarif etmiş. Buna söyleyecek bir lafım olmaz. Ehl-i sünnetin bir iştahı vardır. Kendince. Fasiliyet açısından sahabeler derecelendirirken Birinci derecede Hazreti Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali Sonra aşere-i mübeşeri olarak sıralarlar.
Sonra sahabe. Sonra sahabeyi görenler. Sonra sahabeyi görenleri görenler olarak sıralanır. Veysel Karan Hazretleri Mübarek bir zat. Bunun, onun üzerine laf söyleyecek bir Haddimiz, hududumuz bu noktada Yok. Laf söyleyemeyiz. Ama Medine'ye kadar gelmiş. Hazreti Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni Görmeden geri dönmüş. Neden? Annesi demiş ki Git evdeyse bak görüş. Evdeyse dön gel. Rivayetler böyle söylenen söz. Biz onu dağa taşa konduramıyoruz. Ama diğer tarafta Musab bin Ümeyr var.
Annesi açlık grevinde. Uhud şehidi kendisi. Mekke'nin en zengin ailelerinden Birisinin çocuğu. Yakışıklı. Boyu posi yerinde. Genç. Mekke kadınları o yoldan yürürken Kendilerini ortaya atıyorlar. Musab ne olursun benimle Bir sefer beraber ol. Ne olursun gel bu geceyi Bende geçir. Tabiri caizse herkes Bohçasını alıyor. Musab'ın peşinde. Meşhur Mekke'de Zenginliğiyle Yakışıklılığıyla Yiğitliğiyle Delikanlılığıyla Her şeyle meşhur. Belagatıyla Belagatıyla Albenisiyle Rüyanızda görseniz Dersin İnsan rüyasında görse Kendi adamlığından utanır.
Kendi nefsim için söylüyorum. Rüyasında görse Kendi adamlığından Ben kendi nefsim için söylüyorum tekrar. Adamlığından utanır insan. Öylesine bir kimse. Ve annesi Ölüm orucu tutuyor Bugünkü tabirle. Diyor ki Şu Muhammed'i bırak. Mal, mülk, para, pul, şan, şöhret Yıkılıyor her şey.
Diyor ki Şu Muhammed'i bırak. Muhteşem söz. Anneciğim Bin tane canın olsa Bin tane canın olsa Ve gözümün önünde Hepsini teker teker Senden alıyor olsalar Ben yine Muhammed'i Mustafa'yı bırakmam. Musab bin Ümeyir mi? Veysel Karan'ı mi? Hicret eden Hazreti Muhammed'i Mustafa'nın Sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin emrini dinleyen Sahabeler Mekke'den Medine'ye Mekke'den Habeşistan'a Habeşistan'dan Tekrar Medine'ye Hicret eden sahabeler Arkalarında Annelerini bıraktılar Arkalarında Babalarını bıraktılar Arkalarında Mallarını Mülklerini bıraktılar Arkalarında Şanlarını Şöhretlerini bıraktılar Arkalarında Memurluklarını Amirliklerini Devlet görevlerini bıraktılar Arkalarında Yurtlarını bıraktılar Yüz yıllardan beri Yaşadıkları
Yurtlarını bıraktılar Evlerini bıraktılar Eşlerini bıraktılar anne babalarını bıraktılar, çocuklarını bıraktılar, çocuklarını. Bu yolda yürümeye gücü, cesareti, mangal gibi yüreği olmayanlar ashabın yolunu bırakıp Veysel Karani'nin yoluna gidecekler, öyle mi? Hz. Ebu Bekir Ömer Osman Ali dururken, Hz. Hasan Hüseyin dururken, Musab bin Ümeyr dururken, Ebu Zerigifari dururken, 15 yaşında, 16 yaşında gencecik sahabeler şu heda şerbeti içmek için parmak uçlarının üzerine ayağa kalkarken, annesinin sözünü dinledi diye Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini
görmeden geri dönen kimsenin peşinden mi gidecekler? Bir şeyhin elini tutup nefsi onun peşinden gitmeye, onun sözünü dinlemeye müsaade etmeyince, şeytan ona müsaade etmeyince, biz üveysi olduk, hoş geldin 23 Nisan. Dağın başında mısın, şeyh bulamadın mı? Hiçbir tane şeyh bulamadın kendin, öyle değil mi? Sahte de olsa bir git şeyh bul, git bir ağaca bağlan, git bir ota bağlan, İkbalan bir yere. O sana otur desin, otur kalk desin, kalksın. Ondan sonra üveysi olduk biz, maşallah, subhanallah.
Üveysinin zakiri de var, aa! Üveysinin şeyhi de var, aa! Üveysi şeyhi, nereden şeyh oldun? Kim yaptı seni şeyh, kim senin şeyhliğini icaz etledi, tasdikledi? Allah muhafaza eylesin. Amin. Bunlar, bir halt işleyemeyen, nefsini terbiye edemeyen, bir yolda yürümeye gücü takati olmayan zavallı insanlar. Allah muhafaza eylesin. Amin. Hele bir de diyorlar ya böyle, bir de insanlar, onları böyle egzotik geliyor insanlara, böyle enteresan geliyor. Oo! Üveysi olmuş. Bırak lan diyorum, üveysi olmuş.
Şeyhi yok, bir şeysi yok işte. Kalıyor şimdi ben öyle deyince. Benden de böyle egzotizme desteklememi istiyorlar. Vaa! Üveysi. Ne? Üveysiymiş. Biz Hazreti Ali Efendimiz'in yolundan gidiyoruz. Veysel Karani Hazretleri ile Hazreti Ali Efendimiz'i yan yana koyun bakalım, koyabileceğiniz mi? Yan yana tartılır mı? Tartılmaz. Teraziye bile konmaz. Hazreti Ali Radiyallahu Anh Hazretleri ile Veysel Karani Hazretleri teraziye bile konmaz. Konmaz. Bırakın karşılaştırmaya, karşılaştırmaya kalksak zaten Hazreti Ali Efendimiz'e hakaret olur. Allah muhafaza eylesin. Hazreti Hasan'a, Hazreti Hüseyin'e hakaret olur.
Hazreti Fatıma Atun Zehra'ya hakaret olur. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine hakaret olur. Daha 12-13 yaşında kim benim halifem olacak? Kim benim davamda benim yardımcı olacak? Bütün Kureyş'in, bütün baba yiğitleri orada. Sözde baba yiğitler. Hepsi de orada. Ayağa kalkıyor. Ben ya Resulallah. Tekrar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri söylüyor. Kim benim halifem olacak? Kim benim halifem olacak? Yine Hazreti Ali radiyallahu anh hazretleri kalkıyor. Ben ya Resulallah. Üçüncüsünde tekrar söyleyince, ben ya Resulallah deyince, evet benim halifem sensin diyor.
Ebu Cehil diyor ki, aha diyor, bir Mecnun bir de çocuk buldu diyor kendine. Hazreti Peygamber Efendimiz'e diyor ki, Mecnun bu, deli. Yanına bu çocuktan başka da kimse ona itaat etmezdi, biat etmezdi diyor. Aha bir de çocuk diyor, Hazreti Ali Efendimiz için. Hadi kıyaslayın siz şimdi. Hazreti Ali Efendimiz'in yolundan gitmek için mangal gibi yürek lazım. O nefsin tepesinde debelenmek lazım. O benim yolum onun yolu demek için, insanla mangal gibi yürek lazım. Yürüyemeyenler ne yapacaklar? Kendilerini de bir de böyle egzotiklik takacaklar. Yok baş parmakları öyleymiş de, yok sert çatırnakları böyleymiş. Allah iyisin inşallah.
Rabbim muhafaza eylesin. Eşim her fırsatta dışarıda erkek arkadaşlarıyla buluşur. Bundan rahatsız olduğumu söyledim. Fakat devam ediyor bu hareketine. İşim var deyip geçiştiriyor ve bana kesinlikle nerede ne yaptığını konusunda bilgi vermiyor. Bana sorduğunda da net cevap bekliyor. O erkek olduğu için böyle bir hakkı varmış. Devamlı çalışan bir insan da değil. Çalışmayı sevmediğini dile getiriyor. Kendi şahsi ihtiyaçlarına ayırdığı bütçeyi bana da ayırmaya ekonomik özgürlüğüm de yok. Sohbetlerinize süreklilik gösterir. Sizi dinler ama benim hatalarıma cevap vermek için dinliyor galiba. Kendi yaptıklarını görmüyorum. Bazen tükense de sabır göstermekten başka.
Niye yapabilirim? Allah yardımcınız olsun inşallah. İyi ki bana sormuyorlar. Sen neredesin, ne yapıyorsun, nereye gidiyorsun diye. Sorsalar kıyamet kopar. Maşallah, subah'ı Allah. Hacı Mehmet öyle sana da soruyorlar mı? Nereye gidiyorsun, ne yapıyorsun, nerede kaldın diye. Sormuyorlar mı? Sana sormuyorlar mı? Sana Hüseyin'e gel. Sormuyorlar mı sana da? Adnan Hoca sana soruyorlar mı? Nerede kaldın, nereye gidiyorsun diye. Yok mu soran hiç? Halit'e sormuyorum artık. Halit. Soruyorlar mı? Nerede kaldın, nereye gittin, ne yaptın, ne ettin diye. Kelime yok. Maşallah, subah'ı Allah. Hacı Erkan sana, sana da bu kelime yok.
Harf mı yok, cümle mi yok? Yutmuş millet harfi cümle. Sana İdris, sormuyorlar. Erkan sana, sormuyorlar. Doktor sana, sormuyor kimse. Yusuf sen daha iyi. Bebek de yeni ama, sana soruyorlar mı? Allah Allah, sen daha yok daha sende. Örnek al bak, kimse sağdan soldan gidiyor. Soraya, sen. Sana da mı sormuyorlar? Sen daha yeni emlisin ya. Gene sormuyorlar demiyor. Nereye gidiyorsun demiyor mu sana hiç? Sen, damat sana da mı sormuyorsun? Allah Allah. Bu taraftan devam edeyim ya. Mehmet Ali sana, soruyorlar mı? Nereye gidiyorsun, nereye geliyorsun diye. Son zaman daha sonra, önceden soramıyorlar mı?
Yeni derviş oldun da, o yüzden demek ki. Biraz daha böyle dervişlik bir şey olunca, sormayacaklar belki de, ya da soracaklar demek ki. Sinan sana, sormuyor kimse. Sana şey, sormazlar. İsmail sana, sana soruyorlar, nerede kaldın, nereye gittin diye. Senin, soruyorlar sana da. Sıradan sen, Abdülhalim. Soruyorlar mı, nerede kaldın, nereye gidiyorsun, ne yapıyorsun diye. Sana, tamam lan. Sen haber veriyorum. Seninki daha kolaycılıkmış ya. Sormalarına gerek yok diyorsun. Tamam. Sen şuradayım diyorsun, mesele bitiyor yani. Tamam, bak bu da bir taktik bak. Yani bu sorunun sorulmasına sebep olan arkadaş, diyecek, şuradayım diyecek.
Bak bu güzel taktik. İsa sen, sana da mı sormuyorlar? Allah Allah. Ayarım sana, sana da sormuyorlar. Ben zaten şeye sormayayım artık ben, Yusuf Hoca'ya. Yusuf Hoca sana. Onlar alıştı zaten senin, değil mi? Kurtulamadılar. Yani normalde bir taraftan sen bir tarafa diyorsun. Şey olunca gene sormuyorlar. Muhtar bakıyor bana sor diye ya. Muhtar sana. Sen söylüyorsun, sen de yolun kolayını bulmuşsun. İsmail sen ne biliyorsun, gevrek gevrek. Sana. Efendim. Ne derlerse, kabulsün. Sana soruyorlar mı, sormuyorlar mı? Sana sormuyorlar hiç. Neredesin, ne yapıyorsun diyen soran yok yani. Nereye gidiyorsun diyen yok.
Ha bana eyvallah diyorsun yani sen. Maşallah sivam. Demek ki herkesin ayrı bir aile saadet formülü var. Demek ki o ayrı mesele. Söyleyecek bir laf yok. Kimisine soruyorlar, kimisine sormuyorlar. Ama kimisi ben buradayım diye telefon açmış bak. Güzel bir şey. Aferin. Ben buradayım tamam. Eee. Sen de gülüyorsun oradan. Sen. Sen de söylüyorsun filan yere gidiyorsun diye. Yunaklılar baya maşallah şeyler ya. Yunak erkekleri demek ki böyle şey. Ne o maşallah ehil demek söylüyorlar soruyorlar. Güzel maşallah subhanallah ya. İyi. Hacı Mehmet de öyle bakıyor. Ondan sonra hani sen bilmiyor musun gibisin lan. Ne bileyim ben şimdi babanı biliyorsun seni.
Güzel. Hacı Mehmet'in babası evlencağı zaman anneannem anlattı bana. Anlatayım mı size? Pardon. Dedem anlattı. Yani Hacı Mehmet'in dedesi anlattı. Benim de anne dedem oluyor. O anlattı. Hacı Mehmet'in babası Allah rahmet eylesin. Evlenmiş. Evlendi zamanında işte yengemi getirmiş eve. Şimdi Hanay ev, eski ev, dedemin evi aradı bir normal tahta çakılır.
Öyle aşağıya ses gelmeyecek diye böyle bir şey yok. Ses iner kesin. Zaten tahtaların arası da açıktı biraz değil mi Hacı Mehmet? Yarıktı yani. Kurulmuş zamanın içerisinde çekmiş tahtalar. Öyle birbirinin üzerini bindirme tahta diye yan yana getirip çakmışlar. Şimdi Hacı Mehmet'in babası diyormuş ya. Dedem de hayıflanıyor. Dedemin hayıflandığı şu. Ben bunun gibi yapamadım diyor. Ondan hayıflanıyor. Yani o geceyi es geçmiş. Hayıflandığı şey o. Diyormuş ki yengeme Allah rahmet eylesin dayı. Lan garı diyormuş. Babama baba diyeceksen. Anama anama anama ana diyeceksen. İşte şunu şöyle yapacaksan, bunu böyle yapacaksan duanı aşacağım senin.
Yok aşmayacaksan arabaya bindireyim göndereyim sen diyormuş. Bunlar tabii böyle bıdırtı var, konuşma var ya. Dedem de anneanneme demiş, kaklan demiş. Ne konuşuyorlar bunlar? Anneannem demiş, ya niye konuşuyorlarsa konuşsunlar. Boşlar demiş. Dedem zaten yattığı yastığın altında tarra, bıçak, balta, onun son silahı filan çardakta yatıyordu. Yastığın altı onun şeydi. Komple doludu. Ne? Cephanelik. Aferin. Artık elini attırdık da ne geldi eline bıçak gelmiş bir tane anneannemin dayamış gırtlağına. Ulan demiş sen benim sözümü dinlemeyeceksin. Kesip atıvereyim bari ben senin demiş. Anneannem diyor ki, Mustafa oğlum diyor. Deden kesip atıverecekti beni diyor.
Ondan sonra kalkmış, dinlemiş, bunu duymuş sadece anneannem. Anneannemin duyduğu bu. Dedem hayıflanıyordu. Bu benden de adam çıktı. Benim aklıma gelmedi. Adamın hayıplandığı bu. Yani ilk gece gelini getirdiğinde bu benim aklıma gelmedi. Bunun aklına geldi diye buna hayıflanıyor. Yani onun için böyle artı bir adamlık yani bu. Ondan sonra ben onun gibi yapamadım diyordu. Neredeyse onun gibi yapmak için geriye filmi sarıp bir daha evlenecek adam. Onun gibi yapmak için. Ama tabii geçmiş artık. Ondan sonra dedem anlattıydı bunu. Allah rahmet eylesin. Ondan sonra işte hani Mehmet dayımdan için o daha adam, daha herif diye. E tabii onun da herifli adamını yengemin iyiliğinden aslında.
Allah rahmet eylesin. Ağzı var, dili yoktu kadının. Çünkü dayımı normal bir kimse çekmez. Bir anlatsam kadınlar derler ki ya bizim adamlar yani yumuşacık pamuk gibiymiş derdi. Biz komple ailecek, sülalecek oturuyoruz böyle bayrama gidiyoruz. Elinde bir tane çubuk var. Çubukla tahtaya veya duvara vuruyor. Yengem hemen geliyor. O bas zil, çağrı zili. Yengem geliyor. Buyur diyor. Kelime yok. Hareket bu. Pantolonumu çıkar demek. Yengem hemen kemerini çıkarıyor. Pantolonun düğmelerini çıkarıyor.
Ondan sonra bütün soyuyor böyle şey olarak. Altında onun meşhur selanik örme bir tane içliği var. Bu nereden getirdiysa onu vermiş ona. Meşhur onun o yatkış vardı değil mi? Onun ayağının altında. Çünkü olur olmadık yerde sıkıntı geliyor ona. Yengem aşağıdan bakıyor böyle. Açık kalkacağım mı diyor. O bir de yengemin üzerine ellerini böyle bastırıyor. Yengem 50 kilo. Var mıdır acı o kadar? O kadar değil mi? Yengemin üzerinin ellerini böyle bastırıyor. Lütfediyor böyle biraz kaldırıyor şeyi. Yengem öyle alışmış ki tak çıkarıyor pantolonu. Siz bundan bitiyor zannediyorsunuz. Ardından aradan iki üç dakika geçiyor. Bir daha vuruyor.
Yengem koşuyor gidiyor. Çay olmadı mı diyor. Oluyor diyor. Tamam. Çay oluyor. Aradan bir daha vuruyor. Bayram günü ha. Yengem gidiyor buyur diyor. Böyle olmadı ayıp oldu. Hani kızlar gelinler var ya işte. Böyle olmadı ayıp oldu. Geydir pantolonu. Yengem bir daha giydiriyor. Gene lütfediyor. Kalkıyor. Tak geçiyor pantolon. Gözümüzün önünde oluyor bu. Düğmeleri ilikliyor. Kemeri bağlıyor. Tamam mı? Aradan üç dakika geçse yürem kavram yemeyecek. Ne oldu? Çorabı çıkar. Pantolon giyip çorap çıkar. Çorap giyip pantolon çıkar. Biz böyle bakıyoruz. Bize yapıyor aslında. Diyor ki adamlık görün.
Bizi diyor ki adamlık görün. Nasıl adamlık yapılıyormuş? Bakın. Biz tabii oturuyoruz. Ağabım da var. Ağabına bakıyorum. İşaret ediyorum. Adamlık gör diyorum ben şimdi. Kendime bir şey yok. Ağabına bakıyorum şimdi. Ağabına sen bak diyor. Ondan sonra. O tam bize resiter çekiyor. Ondan bitmiyor tabii. Çat çat çat. Elimde böyle çubuk var. Bildiğiniz çubuk. Seslenmiyor yani. Nurteyen demiyor. Veya Hacı Hanım demiyor. O çubuk nereden ses çıkaracak? Çubuk elde. Duvardan duvara. Tahtadan daha güzel ses çıkıyor. Tahtaya vuruyor genelde. Çat çat çat diye. Tabii onun bir de çardağı var. Bahçede.
Yazın gidersen. Bir çardakta oturuyor değil mi? Yarım saat konuşuyorsun. Gene çardakta da vuruyor. Çat çat çat … Duyuyor onu yengem evin içinden. Kulağında hep. Geliyor. Diyor ki. Şu çardağı geçeceğim. Onun çünkü iki tane çardağı var. Balkonu var. Evin altı var. Üstü var. Halet-i ruhiyesine göre. Nereye gideceğim belli değil onun. Şu çardağı diyor. O çardağı kilinmiş, battaniyemiş, yastıkmış. Ondan önce herkes koşturuyor, götürüyor onu. O ardından lütfediyor. Onun köşk hazırlandı. Yengeme yaslanıyor. Yaslana yaslana oraya doğru gidiyor. Biz de arkasından gidiyoruz tabii. Böyle bırakmak yok. E şimdi kadınlar biraz kendilerini çekidüze verdiler ya.
Yok yani. Başlarınızdaki adamların nimetli görün. Bu adam profilden sonra kendi kendinizi ölçü alın. Deyin ki ya elhamdülillah ya. Hiç olmazsa pantolon çıkar, pantolon giyin. Yarım saatte yok. Yarım saat sürüyor mu da Hacı Mehmet'in? Bir ömür sürdü öyle değil mi? Hiç şey yok yani. Kesintisiz. Tabii. Hacı Mehmet'e gece saat 1, 2, 3, 4, 5. Hiç önemli değil ki saat. Bir sefer biz oturuyorduk. Bizim yanımızda oldu çünkü. Oradan şahit. Biz oturuyorduk. Yengem telefonu açıyor. Baban seni çağırıyor. Tak kapatıyor telefonu. Hayır şöyle oldu, böyle oldu. Yan yattı, çamura battı, öksürdü, teşirdi, hasta oldu. Sana şunu diyecek. Böyle bir şey yok. Açıklama yok. Telefon, efendim, baban seni çağırıyor.
Tak kapanıyor telefon. Bu kadar. Hacı Mehmet koşa koşa gidiyordu. Saat önemli değil. Var mıydı saat Hacı Mehmet? Yoktu değil mi? Tabii. Saat yok. O yüzden. Tabii bir de Hacı Mehmet'in bir de dedesinin babası var. Onu da anlatayım size. Hanımı demiş, herif demiş. Bunca zaman oldu demiş. Bir gezdirmedin beni demiş. Yarın hazır ol demiş. Gezmeye gidiyoruz. Kadıncağız en yeni, besbeş tam alırsın. Takmış, giyinmiş. Gezmeye gidecekler ya. Bütün dağdan dağa o zeytinlik senin, bu zeytinlik benim. Gezme dedin, gez, gör. Kadın kısmı işte. Aradan bir zaman geçmiş. Demiş ki, herif bana bir gün yüzü göstermedi.
Yarın hazırlan demiş. Kadıncağız hazırlanmış. Gün yüzü görsün diye, hayatın direni bağlamış onu. Sabahtan akşama kadar, güneşin anına. E gün görmemiş ya, gün görmüsün diye. Bu da Hacı Mehmet'in dedesinin babası. Hacı Mehmet'i size hesaplayın artık. Hacı Mehmet de saçını başını yoluyordur şimdi. Ben onlar gibi olamadım diye. Ha Hacı Mehmet, yoluyor musun? Sufilik'ten sonra yapamamış bir şey. Ahı kalmış adamım. Bu güzeldi. Sufilik'ten sonra hepimiz kaybettik her şeyi. Allah bizi affetsin inşallah. Kalmış adamım.
Allah affetsin inşallah. Rabbim muhafaza eylesin. Evet, günahlardan sakınmayla alakalı birkaç ayet, birkaç hadis okuyalım. İnşallah bu kadar latife yetsin. Aslında latife değildi. Her latifenin arkasında bir gerçeklilik vardır. O gerçekliliği de kadınlar da erkekler de görsünler. Birbirlerini böyle fazla sıkıştırmasınlar. Herkes sorumluluğunu bilsin, herkes haddini bilsin, herkes hukukunu bilsin. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Onlar bizi gazaplandırınca kendilerinden intikam aldık. Zuhruh Suresi ayet 55. Yani normalde insanlar günah keballerle Cenab-ı Hakk'ın intikamını kabartır. Bir kimse günah keballerlere devam ederse ve Allah'ın gözünün içine bakaraktan günah keballere devam ettiği müddetçe Cenab-ı Hakk'ın azabını, Cenab-ı Hakk'ın bu noktada cebbar ismi şerifinin, kahhar ismi şerifinin ayaklanmasına, onun bu noktada tecellisine zemin hazırlamış olur.
Yine ayet-i kerime. Bu suretle onlar serkeşlik ederek yasak edileni yapmakta ısrar edince kendilerine hor ve zelil maymunlar olun dedik. Araf Suresi ayet 166. Bu Yahudilerin bir kavmiyle alakalı olduğu söylenir. Ama geçmiş kavimlerden bir kavimdir. Bu şekilde onlar Cenab-ı Hakk'ın emirlerini çiğnemekte Allah'ın yasaklarını, Allah'ın yasaklarını bilinçli ve mütemadiyen yaparaktan onlar böyle bir cezaya çarptırıldılar.
Tabi bu ayet-i kerime ile alakalı müfessirlerin değişik görüşleri var. Bunlar gerçekten maymuna mı çevrildiler? Yoksa bunlar ahlarken mi maymunlaştılar? Yoksa maymuna mı çevrildiler diye bir kısım müfessirler bunların normalde ahlak olarak maymuna çevrildiklerini söylüyorlar insan. Ama ahlakları maymun manasında bir kısmı da diyorlar ki evet onlar hem fiziken de maymuna çevrildi. Allah için bunda bir zorluk yoktur. Cenab-ı Hak isterse bir insanı maymuna çevirir. Ama bu noktada müfessirlerin büyük bir çoğunluğu onların ahlakan maymuna çevrildiğine ait. Ama yine böyle bir ayet-i kerime var, böyle bir hadis var. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir kavmin böyle bir kertenkeleye benzetildiğine dair hadis-i şerif var.
Çünkü bir yolculuk gaza esnasında aç kalıyor sahabe. Aç kalınca belirli bir kertenkele şeyi var, ne o? Cinsi var. Ondan topluyorlar, toprak tencereleri onları koyuyorlar pişirmek için. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri geliyor asasıyla bütün tencereleri deviriyorlar. Sahabeler diyorlar ki ya Resulallah bu filanca cins kertenkeleydi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki bir kavim var kertenkeleye benzetilen. Ben onlardan düşüncesiyle tencereleri devirdim diyor. Demek ki bir kavimde ne olmuş? Kertenkeleye benzetilmiş. Demek ki günah-i kebahirlere devam eden bir kimse. Bir günah-i kebahir var, o günah-i kebahire devam ediyor.
Bakın bir günah-i kebahir var, o günah-i kebahire devam ediyor. Allah'ın haram kıldığı, yasakladığı bir günaha devam eden bir kimse. Bir, fıtraten, görünüşte zahiren insan gibi olsa da onun manevi hali hayvanlaşır. Ki sufilerde bu zaman zaman mana gözleri açıldığında etraftaki insanları değişik hayvan suretlerinde görme hali olur. Allah muhafaza eylesin. O esnada bu sufiler burada bunun devamlı olduğunu zannederlerse, öyle hükmederlerse hataya düşerler. O yüzden o hal üzerine öyledir. Öyle gören sufi kardeşlere deriz ki biz onun adına tövbe et, kendini tövbe et. Sen kendin o haramı işlemiş olduğundan dolayı onu da öyle görmüş olabilirsin diye uyarırız.
Demek ki normalde bir haramı devam ederse bir kimse, günah-i kebahirde ısrar ederse, onun manevi halinde de hayvanlaşma söz konusu olur mu? Evet. Çünkü ayeti kerimede de var ya, o kimse Allah'ın emir ve yasaklarına uymazsa, nefsine uyarsa, hayvandan daha aşağı mahluk olur diye. İşte günah-i kebahirlere devam edenler, günah-i kebahirlerden sakınmayanlar, günah-i kebahirlerden uzaklaşmak gayretinde bulunmayanlar, nefis olarak hayvandan daha aşağı bir mahluk noktasına gelebilirler.
O yüzden günah-i kebahirler Allah'ın hudududur, çizgisidir. Derviş kardeşler, Müslümanlar, müminler günah-i kebahirlere dikkat etmekle mükellefler. Göz göre göre, bire bile günah-i kebahir işlemeyecekler, ondan uzak duracaklar. Rabbim cümlemizi onlardan eylesin. Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra peygambere muhalefet eder, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse, onu döndüğü o yolda bırakırız. Ahirette kendisini cehenneme koyarız. O ne kötü bir yerdir. El-Nisa ayet 115 Kim kendisine doğru yol bildirildikten sonra ona tebliğ edildi yani, ona nasihat edildi, ona söylendi.
Ona din tebliğ edildi, ona bir şeyin haram olduğu tebliğ edildi, ona anlatıldı. Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünneti de ona söylendi. Ona bir Kur'an ve sünnet ona tebliğ edildi, anlatıldı ona. Hazreti Muhammed Mustafa'nın sünnet-i seniyyesi ona anlatıldı. Ve müminlerin yolundan çıkar giderse, müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa, ona Kur'an söylendi, ona sünnet-i Resulullah söylendi.
Bir de bu Kur'an ve sünnete uyanların, uyan müminlerin yolu oldu. Müminlerin yolu, bu yolda Kur'an ve sünnet içerisinde, yolda bir şeye iştahat edilecek, iştahat edildi. İmamların iştahatları, müminlerin yolu, sufilerin kendi içerisinde, müminlerin yolunun içerisinde bir yol oluştu. Müminlerin yolu içinde, sufiler de o yoldan sapmayacaklar.
Müminlerin yolundan da hiçbir mümin kimse sapmayacak. Ümmetim yanlışta toplanmaz, ümmetim delalette toplanmaz. Hadis-i şerif, bütün ümmet kadere iman etmiş, Mustafa İslamoğlu çıkmış, diyor ki, kadere iman şart değildir. Bütün ümmet ittifak etmiş, hadislerle amel ediyorlar. Hadis-i şerifleri reddetmiyorlar, Mustafa İslamoğlu sünnetle, hadis-i şeriflerle alay ediyor. Bütün ümmet ittifak etmiş, hadislere bağlılıkla alakalı. Sünnet-i Resulullah'a bağlılıkla alakalı, taslamam gibi zırvalar çıkmış, okuyan gibi, soy ismi okuyan gibi zırvalar çıkmış, hadisleri inkar ediyorlar. Müminlerin yolundan ayrılıyorlar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolundan ayrılıyorlar. Bunlar en büyük günah-i kebahir bunlar.
Bunlar şirk, bunlar küfür. Cenab-ı Hak tehdit ediyor, kendisini cehenneme koyar, orada bırakırız. Demek ki Kur'an'ı, sünneti, müminlerin yolunu bırakan bir kimse. Kur'an'ı, sünneti, müminlerin yolunu bırakmış, başka bir kimsenin yoluna gidiyor. Heva hevese gidiyor, nefsaniyete, şeytaniyete gidiyor. Amerikan uşağı olmuş, İngiliz uşağı olmuş, İsrail uşağı olmuş, Batı uşağı olmuş, Deccal'ın uşağı olmuş. Deccal beynli, Deccal kafalı. Kalbine şeytan bevletmiş onun. Cenab-ı Hak diyor ki onu orada bırakırız. Ve ahirette de onu cehenneme göndeririz.
Bakın onu orada bırakırız diyor, ayet-i kerime. Döndüğü o yolda bırakırız. Bakın döndüğü o yolda bırakırız. Sen Kur'an'a, sünneti Resulullah'a, müminlerin yoluna ters düşersen orada kalırsın. Tehdit büyük. Ben bazen diyorum ya, hadis inkarcısı, okuma, dinleme, ona bir şey söyleme. Sebep, ayet-i kerime. Cenab-ı Hak diyor ki onu orada bırakırız. Allah'ın orada bıraktığını sen mi döndüreceksin? Hastalık bulaşır sana. Konuşma, dinleme, görüşme. Onun kalbine şeytan oturmuş. Onun içine şeytan yerleşmiş.
Seni de yutar. Bir anlık gafletinden sen de çökersin, gidersin. Çünkü tehdit büyük. Cenab-ı Hak diyor ki onu orada bırakırız. Allah'ın orada bıraktığını sen mi toplayacaksın? Haşa. Ve diyor cehennemde onu, ebedi, ahirette de. Cehennemliktir, ebedi olan. Allah muhafaza eylesin. Amin. Kim bir kötülük yaparsa, onunla cezalanır ve o kendisini Allah'tan başka ne bir yar, ne bir medetkar bulamaz. Nisa ayet yüz yirmi üç. Bir kimse bir kötülük yaparsa, onunla cezalandırılır. Onun o kötülüğüne hiç kimse yar ve yardımcı olamaz.
Ne yapacak? Tövbe edecek, geri dönecek. Allah muhafaza eylesin. Amin. Ondan vazgeçecek. Cenab-ı Hak günah keballerden uzak duranlardan eylesin inşallah. Amin. Mümin bir günah işlediği vakit kalbine siyah bir nokta, bir leke vurulur. Tövbe ederse kalbi cilalanır ve yeniden parlar. Tövbe etmez, isyana devam ederse siyah lekeler kalbini kaplayıncaya kadar artar. İbn-i Mace'den. Bunu tergipte de bulmanız mümkün bu hadis-i şerifeye. Allah-u Teala'nın bilakis onların kazanmakta oldukları kalplerini yenmiş, paslanmıştır. Ayetindeki randan murat da budur.
Et-tahtif. Ayet on dört. Demek ki onların kazanmakta oldukları kalplerini, kalplerini paslandırmıştır. Ayet-i kerimesi bu. Bir kimse kötülüğe devam ediyor, yanlışlığa devam ediyor, günah-ı kebari devam ediyor. O kimsenin kalbi kirleniyor, paslanıyor. Eğer tövbe eder, geri dönerse tekrar ne oluyor? Kalbi cilalanıyor. O zaman tövbe ne yaparmış? Kalbi cilalarmış. Sufiler ne yaparlar? Yine hadis-i şerif mucibince günde en az yüz sefer Allah'a tövbe ederler. Cenab-ı Hak günde en az yüz sefer tövbe eden kullarından eylesin. Amin. Günah-ı keballeri terk edip Allah'a yüzünü dönen kullarından eylesin.
İnşallah. Bunlardan uzaklaş. Zira en makbul hicret günahlardan uzaklaşmaktır. Farzlara devam et. Zira en üstün cihad farzları eda etmektir. Allah'ı çok zikret. Zira Allah katında zikirden daha sevimli bir ibadet yoktur. Buhari. Günahlardan uzaklaş. Zira en büyük hicret günahlardan uzaklaşmaktır. Farzlara devam et. Zira en büyük cihad Allah'ın farzlarını ihya etmek yerine getirmektir. Allah'ı çok zikret. Zira Allah katında zikirden daha sevimli bir ibadet yoktur. Cenab-ı Hak günahlardan tövbe eden, farzları yerine getiren, nafilelerle Allah'a yaklaşıp, Allah'a en sevimli gelen zikrullah ile hemhal umu'yu bizlere nasip eylesin.
Amin. Amin. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi