Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 27 Ekim 2017 · 41:44
Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Bankalardaki altın hesabı caiz midir? Bunu defalarca söyledim, yine söyleyeceğim. Bir yaşadığınız ülkenin, yaşadığınız bir ülke var. Bu ülkenin mevcut ceza hukuku, ticaret hukuku, onunla sona eşler arasındaki evlilik hukuku gibi ekonominin durduğu ticaret hukuku gibi bütün hepsi de Kur'an ve Sünnet'ten çıkarılan kaidelere, kurallara uygun değilse, uymuyorsa
veya o devlet kendisini Kur'an ve Sünnet'e bağlamadıysa Orada bireyin kendi şahsı, şahsi dini kalır. Bireyin şahsi dinidir o. O birey dini kendi şahsında yaşamak zorunda kalır. Geri kalan dışarıdaki hiçbir şey İslami değil çünkü. İslami olmayan bir düzeninde, İslami olmayan bir sistemde, bankada şu caiz midir? Banka bankadır. Bu caiz midir diye sormanın bir anlamı yok. Almanya'da yaşıyorsunuz örneğin. Almanya'da yaşarken banka caiz midir diye soracak mısınız? Sormayacaksınız. İngiltere'de yaşıyorsunuz. Banka caiz diye soracak mısınız? Sormayacaksınız. Neden sormayacaksınız?
Çünkü orada İslami bir düzen, İslami bir sistem yok değil mi? Aynı şey. Türkiye'de de İslami bir düzen, İslami bir sistem yok. O yüzden normalde kamu kurum ve kuruluşları, bu ne olursa olsun devleti ilgilendiren bütün her şey dahil buna. Bunlarla alakalı bu caiz mi değil mi diye sormanın bir anlamı yok. Bakın sormanın bir anlamı yok. Bireyin kendi hukuku vardır. Örneğin işte ben Halit Hoca'dan 50 bin lira borç para alırım veya Halit Hoca benden alır. Ben derim ki aylık 5 bin lira faiz alacağım. Bu faiz olur. Bu annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi o kimse günaha girer. Veya Halit Hoca ile bir ticaret yapmışızdır. Halit Hoca ödeyememiştir veya ben ödeyememişimdir.
Buna bir fark alır ama ben almış olduğu fark otomatikman faiz olur iki kişinin arasında. İki müminin arasında o da. O zaman yine caiz olmaz. Ama bir kimse mümin değil. Müminle mümin olmayanın arasında faiz yoktur. Bu hadiste sabittir. Müminle mümin olmayanın arasında faiz yoktur. Bankaları mümin diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin mümin diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti layık, demokratik, insan haklarına saygılı bir hukuk devleti. Öyle değil mi tanımlaması bildiğim kadarıyla? Öyle. İlk kurulurken yalnız Türkiye Cumhuriyeti bir İslam Cumhuriyeti'dir diye, dini İslam'dır diye şey vardı, ibare vardı.
Ondan sonra bu ibareyi kaldırdılar, dini İslam ibaresini. Ama devlet kurulurken önce dini İslam olarak kuruldu. Sonradan dini İslam ibaresini kaldırdılar, dinsiz oldu. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin dini yok. Bu ayrı bir tartışma konusu. O yüzden bankada altın hesabı açtırabilir misin? Açtırılsın. Darül Harp Hukukuna göre bir Müslümanın bankayla olan alışverişinde faiz olmaz. Örnek. Örnek, Diyanet'in şimdi kendi bütçesi var. Nerede? Bankada. Diyanete bağlı Diyanet Vakfı var. Hemen hemen Türkiye'deki vakıfların içerisinde en zengini, birinci sırada mal varlıkları ve nakit keş para. Çünkü bütün haç ömre şeyini, ne o?
Organizasyonlarını Diyanet Vakfı üzerinden yapılıyor. Diyanet Vakfı o yüzden giden her ömreciden, giden her hacıdan parasını alıyor. Yani siz ömreye de gitseniz özel şirketle Diyanet'e bir para ödeniyor. Diyanet Vakfı'na daha doğrusu. Diyanet'e de değil. Diyanet Vakfı'na. Mesela hiçbir vakıf öyle haç ömre işi yapamaz. Diyanet Vakfı yapar. Tek yetkili. Bizim Diyanet Vakfı elhamdülillah iyi bir şey. Turizm şirketi aynı zamanda. Her hacıdan, her ömreciden ister kendisiyle gitsin gitmesin. Parasını alır. Ve işin enteresan noktası onun mührü olmadan da sen Mekke'ye, Medine'ye gidemezsin. Amerika'ya gidersin.
Amerika'ya giderken Diyanet'e başvurmana gerek yok. İşte ne bileyim herhangi bir Avrupa ülkesine gidersin. Herhangi bir seyahat esnasına, herhangi bir yere gidersin. Diyanet'e para ödemezsin. Ama Mekke'ye, Medine'ye gideceksen Diyanet'e para ödeyeceksin. Allah selametli karşısına. Cenab-ı Hak cümlemizi muhafaza eylesin. En hakiki mürşid ilimdir. Bu söz hakkında ne düşünüyorsunuz? Söz doğruysa bütün herkes için doğrudur. Ama ilim gerçekten müminin yitik malıdır hadis-i şerifte. İlim Çin'de de olsa gidin alınız demiş. O yüzden normalde ilim gerçekten insanı bu noktada kemale erdirmez diyemeyiz. Çünkü ilim olunca zahiri, batın hepsi de girer.
İlim denilince ilmin bütün kategorileri girer. Yani bu böyle bütün ilim sözü normalde kocaman bir şemşiye. O yüzden o şemşiyenin içerisinde bütün ilimler girdi. Tasavvuf ilmi de girer. Tarikat ilmi girer. Tefsir ilmi girer. Ne bileyim hadis ilmi girer. Fıkıh ilmi girer. Astrofizik girer. Kimya, matematik falan hepsi de girer işin içerisine. Ve varlık, tamamiyetle varlık bu ilim üzerine yürür. O ilmin altına girer. O yüzden söz doğru. Söze kalkıp da söyleyecek bir laf yok. Ayet-i Kerime'de de hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu demiş. O yüzden ilim ehli ve bu noktada ilimle iştikal etmek büyük sevap. Bir Müslümanın hayatında bir sıkıntı ve dert yok. Her şey yolundaysa bir sıkıntı var mıdır?
Derviş dertsiz olur mu? Zaten bir kimse mümin ise, mümin bir kimse muhakkak başında bir sıkıntı, bir dert vardır. Eğer mümin ise o kimse, sıkıntısız, dertsiz değildir. Ama o kimsenin üzerinde bir sıkıntı, bir dert yoksa otursun ağlasın kendine. Cenab-ı Hak ayet-i Kerime'de çünkü anne babalarınızla, eşlerinizle, çocuklarınızla, mallarınızla, canlarınızla imtihan ederiz demiş. O yüzden bir kimsenin üzerinde muhakkak bunlardan bir sıkıntı, bunlardan bir problem olacak. Üzerinde muhakkak bunlarla alakalı bir derdi, bir gamı, bir kasaveti, bir problemi olur. Muhakkak olur. Ve bir kimse mümin ise, muhakkak bir sıkıntısı olur. Eğer yoksa, bol bol tövbe etsin. Cenab-ı Hak onu bu noktada, demek ki hani sahabenin sözü bu, Allah bizi unutmuş derlerdi.
Bu gamlarla dolu olan bucağın aslı o alemdir. Her ayrılığın aslı buluşmadır. Hazreti Mevlana. Ayrılık dediği dünya zevklerinden ilahe aşka yöneliş midir? Ayrılığa herkes bir mana verir. Hazreti Pir'in ayrılığı, Hazreti Pir'e sormak lazım. Ne mana var? Biz şimdi Hazreti Pir'in sözlerini kendi veçemizden, kendi kabımızla, kendi anladığımızdan şerh etmeye çalışıyoruz. Ama normalde sözün sahibine gidip bulmak lazım, bu sözden ne kastettiniz diye. O yüzden Hazreti Pir ayrılıktan neyi kastetmiş, ona gidip sormak lazım. Sen ayrılıktan neyi kastettin diye. E tabi kimisi bunu dünya ayrılığı olarak da nitelendirebilir. Kimisi bunu ahiret ayrılığı olarak da nitelendirebilir. Kimisi bunu Cenab-ı Hakk'ın kendi kün lafzıyla insanların ilmi ilahiyesinden sudur etmesini de, onu da bir ayrılık olarak nitelendirebilir.
Vücudunda nefsi ölen kişinin fermanını güneşte, güneş de tabidir, bulut da. Normalde bir kimsenin vücudunda nefsi ölen demek, nefsini terbiye etmek manasında herhalde. Çünkü bir kimsenin nefsi ölmez hiçbir zaman. Nefsi ölürse mesela o su içime ihtiyacı duymaz, yemek yeme ihtiyacı duymaz, uyku ihtiyacı duymaz, dinlenme ihtiyacı duymaz. O normalde bir kimsenin bedeninin ayakta durması için nefis denilen olguya ihtiyacı vardır. Cenab-ı Hak bizi onunla beraber yaratmıştır. O yüzden buradaki nefsin ölmesi demek, nefsin terbiye olması demek. Bu manada o kimsenin bütün fiil ve sıfatlarının Allah'ın fiil ve sıfatlarında yok olması demektir. O yüzden eğer bir kimse nefsini terbiye eder, bütün fiil ve sıfatlarını Cenab-ı Hakk'ın fiil ve sıfatlarında hiçlik noktasına getirir, orada yok ederse, yani kendi üzerinde sudur edecek olan bütün fiil ve sıfatların, Cenab-ı Hakk'ın fiil ve sıfatlarına addederse,
bütün kendi üzerinden sudur edecek olan bütün her şeyi Cenab-ı Hakk'a zaptu Rab ederse, o kimse nefis terbiyesinde çok önemli bir noktaya gelmiş. Demektir ki o zaman varlık onun emrine girer. O zaman güneş de ona tabi olur, evet bulut da ona tabi olur, ay da ona tabi olur, yıldız da ona tabi olur. Ama burada güneşi ve bulutu, buradaki güneş ve bulutu siz zahir manada güneş olarak ve zahir manada bulut olarak nitelendirirseniz gene yayan kalırız.
Normalde bir kimse nefsini o noktaya getirirse, nefsini o noktaya getirirse, bütün manevi alem o kimseyi alkışlar, o kimseyi ayakta karşılar. Bulutu da biz mecaz olarak görelim, mecaz da ona tabi olur, mecaz da ona tabi olur. Hakikat da ne yapar? Ona tabi olur. Sorunun devamı varmış, nefis ölür mü yoksa bilinir mi demiş. Nefis önce terbiye olunur. Terbiye olmazsa o kimse hiçbir şey olmaz. Orada nefsini bilmek demek, nefsini terbiye etmek demek. Nefsini bilmek demek, senden istediklerinin, senden istediklerini, senin yaptıklarının hangi veçeye doğru, ne tarafa yol aldığını bilmek demek. Kötü ve rüsva şeytan ömrünü yok ettikten sonra ev zübü çekmek, fatiha okumak beyhudedir.
Ama yine de gaflete düşmek, feryat etmekten daha kötüdür ya. Hz. Mevlana, tövbe etmek faydasız mıdır bu noktaya gelince? Hayır, normalde bir kimse ömrünü şeytanın yoluna vakfetmiş, şeytana vermiş. Ondan sonra o şeytana verdikten sonra iş işten geçmiş, ecel gelmiş ona, o tövbe edeceğim diye uğraşıyor. Bu onunla alakalı. Bu kardeş maşallah, bugün mesnevi dersi yaptık dedi bize. Yıldızlarımızı gizlemedikçe can güneşi bil ki gizlidir. Buradaki yıldızlar nelerdir? Normalde bir kimse kendi üzerindeki, kendi enesine ve nefsine ait olan şeyleri geriye çekmedikçe, o zaman o kimsenin üzerinde Cenab-ı Hakk'ın fiil ve sıfatları tecelli etmez.
Görünüşte su nasıl ateşten üstünse sen de kadından üstünsün. Fakat hakikatta ona mağlupsun. Onu istemedesin Hz. Mevlana. Mağlup olduğumuz hakikat nedir? Kadındır. Hepimiz kadınlarımıza karşı mağlubuzdur. Atamız Adem Aleyhisselam'a, havanemiz gel dedi, o da arkasından tıpış tıpış gitti, ye dedi, ye dedi. Erkekler kendilerince erkeklik yaparlar ama kadına mağlup dururlar.
Bakarsın o ne erkek, ne erkek, ne erkek. Eğer kadın havvaysa, senin erkekliğinin bir anlamı yok. Gel dediğinde gidersin peşinden. Allah'tan başka herkes düşmandır, dost odur. Şu halde dosttan düşmana şikayetlenmek olur mu? O noktada başıma şunu geldi, bunu geldi, bundan sıkıntı oldum, bundan dert gördüm derseniz, o zaman Allah'ı Allah'ın kullarına şikayet etmiş olursunuz. Bir kişi bir konu için yemin ediyorsa, karşısındaki buna ısrarla inanmamakta diretiyorsa, her türlü yemini ediyor, inanmıyorsa ne yapmak gerekir? Bir insan bir sefer yemin eder, biter. Karşıdaki kimse o yeminden sonra hala da inanmıyorsa onun üzerine gitmenin bir anlamı yok. Yemin etti, başka söyleyecek laf yok. Yeminin arkasından gelecek olan şey lanetleşme.
Bu var, tavsiye edilmemiş çok. Bir kimse yemin etti, valla da billa da tilla da ben böyle bir şey yapmadım dedi. Öbürü ki diyor ki yaptın. Öyle denilince o zaman o kimse, yani yeminine inanılmayan kimse yalancı hükmüne çıktı. İnanmıyorum diyen kimse ona yalancısın sen dedi. Ben senin yeminine inanmıyorum deyince sen yalan söylüyorsun dedi. Ve o kimse de yalan yere yemin etmiş oldu. Fıkıh açısından. E bunun bir daha yemin etmene gerek yok. Bunun bir çıt üstü lanetleşmek o zaman. O zaman yeminine inanmayan kimse şunu diyecek o zaman. Sen ben yemin ettim, yeminime de inanmadın. Hadi gel lanetleşelim o zaman. Bu tavsiye edilmemiş ama bu da bir yol. Lanetleşelim.
Allah'ın, meleklerin, lanetcilerin bütün laneti üzerime olsun, üzerine olsun. Ben bunu normalde yapmadım. Ben yapmadım derken yaptıysam benim üzerim olsun. Sen yaptın diyorsun, yapmadım halde yaptın diyen sensin. Ben yapmadıysam senin üzerine olsun. Lanetleşme bu. Fakat bu lanetleşme olduktan sonra bir kimse yalan yere lanetleşirse, o kimse imansız öleceğine dair hadis-i şerif var.
Geriye dönüşü yok. Lanetleşmenin geriye dönüşü yok. O yüzden lanetleşme sıkılı, sıkıntılı. Vefa nedir? Vefasız kimlere denir? Vefa Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarından bir sıfattır.
Vefa bir kimsenin unutmamasıdır. Nankörlük etmemesidir. Size bir iyilik yapılmış, siz o iyiliği unutmazsınız. Size bir iyilik yapılmış, o iyiliğe siz nankörlük yapmazsınız. O zaman vefa ehli bir kimsesiniz. Vefasız kimlere denir? E bunun karşılığı da nankör olanlara, unutanlara, gaflete düşenlere de ne olur? Vefasız denir. Allah muhafaza edersin. Yine uzun maşallah ama okuyayım. Hazreti Aişe bir rüya görmüştü. Onu Hazreti Peygamber'e sallallahu aleyhi ve sellem'e anlatmaya unuttu. Eğer o rüyayı Peygamber'e söyleseydi asla o evden dışarı çıkamazdı.
Semadan 500 kere vahiy gelse bile bütün peygamberlerin ve velilerin özlediği bir sevgili konuşmak için çırpındıkları bir dilekti bu. Bu yüce olan Allah Peygamber'i öyle ulu biri olduğu halde böyle zatların için özlüyordu. Ah kardeşler, ah kardeşlerime bir kavuşabilseydim diye hep oyunu sayıklardı. Bu birkaç meseleden ancak ev kudreti peygamberlerin haberi oldu.
Bir gün onları yakından yahut uzaktan görmek bunlara nasip oldu. Ama geri kalanlardan bir kısmının onlardan haberi olmadı. Bir kısmı da onları görüp görüşmek mutluluğuna eremediler. Şems-i Tebrizi makalat soru bir. Bu açıklamaya katılıyor musunuz? Ve Şemseddin-i Tebrizi'nin bir sözü ise bu noktada Şemseddin-i Tebrizi Hazretleri'nin sözüne katılıp veya katılma onunla normalde bakın şunu unutmayın. Hazreti Peygamber Efendimiz'in sözü, Şemseddin-i Tebrizi'nin sözü, Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin sözü, Hazreti Mevlana'nın sözü, Muhyiddin İbni Araba Hazretleri'nin sözü. Bunlara böyle katılıyor musunuz, katılmıyor musunuz sözü çok hoş bir söz değil. Şimdi katılmıyoruz desek, onlardan daha yüksek bir idrak söz konusu olacak.
Katılıyoruz desek, yani o idrakı kabul edeceğiz. E daha ötesine gidemeyecek miyiz? Burada normalde katılıp katılmama ayrı bir söz. Hani desek ki bunu şerh eder misiniz? Burada ne demek istedi? Eyvallah. Tamam, katılır mısınız, katılmaz mısınız? Bu sıkıntılı. Burada Şemseddin-i Tebrizi Hazretleri'nin sözünden ziyade, çeviren çevirdiğini anladığı gibi aktardığından çok bu rakam yaşanıyor. O da olabilir. Yani aslında biz birçok âlimin sözünü, onu çevirenin anladığı şekilde alınıyor. O da tefsirde sıkıntı var.
Bu da olabilir. Ama normalde şimdi buradaki, yani sonuçta Şemseddin-i Tebrizi Hazretleri, Mevlana Cenab-ı Ruma Hazretleri, Mesnevi, Şemseddin-i Tebrizi'nin makalatı kendi el yazmaları değil. Makalatı Fisamettin Çelebiye yazdırdı. Pardon, Mesnevi'yi Fisamettin Çelebiye'ye yazdırdı. Makalatı da sohbete katılan dervişler yazdı. E bunu da tabii bir normalde çeviren de var. Bu noktada ben bunları inkar etmem hiç. Yani bunları hiç inkar etmem ben. Söylenmiştir, söylemişlerdir. Öyledir. Ben bununla memur değilim. Cenab-ı Hak bu sözden beni hesaba çekmeyecek.
Bunu anladın mı, anlamadın mı, bunların hesaba çekmeyecek beni. Bunu bir kere yerli yerine yerleştirin. Ben derim ya, biz yapmak zorunda olduğumuz işleri yapalım. Biz neyle mükellefiz ona bakalım. Eyvallah. Ama bunları da okuyacağız mı okuyacağız, bunları da anlamaya, idrak etmeye çalışacağız. Eyvallah. Ama bu soruyu soranla alakalı değil. Genel olarak sufilerde şöyle bir duruş noktası var. Bu genel olarak bütün herkes için geçerli. Bütün herkes bir şeyin en zirvesine ulaşmaya çalışıyor. Anında. Bütün bu normalde biraz acelecilik var ya, insanoğlu acelecidir.
Bir an önce her şeye kavuşacak. Bitirecek her şeyi. Bu tüketim toplumu olmamızdan, bütün Ümmet-i Muhammed'in tüketim toplumu olmasından kaynak dönüyor. Biz anında hazır gıdağı atacağız mikrodalga'ya, hemen nısır eden kimse orada mı kalsın? Şeytana yem mi olsun? Bana zaman zaman bununla alakalı değil de, işte dergâhtan bunları neden atmıyorsun? E dedim gel, sen otur, at. Sen bir dergâh, Allah'ın izniyle Cenab-ı Hak sana bahşetsin. Çalış, çabala. Rabbim sana bir dergâh nasip etsin. Böyle de kardeşler nasip etsin. Sen at. İşte küfür ettin de, at. Hanımına hakaret ettin de, at. İki kişinin arasını bozun de, at. Yan yattın, at.
Çamura battın de, at. At herkesi sen. Senin dergâhın kalem gibi olsun. Harika. Seviniriz. Mutluluk duyarız. Aç evini diyorum ben, başla hemen çalışmaya. Nasıl yani? Evet. Evini aç, milleti davet et. Artık nasıl yapacaksan. Başla koşmaya. E ben öyle bir kimse değilim. Aha ben sana diyorum bak, bütün dergâha ben bir anda çavuşluk veren insanım. Sohbet ediliyordu. Şeyde sohbet ediyorduk. Burada bulunan bütün kardeşler dergâhın çavuşu dedim. Haydi çalışın, koşturun. Zaman zaman burada da söylüyorum. Koşun.
Sizin önünüze duran mı var? Kadını erkeği. Sen evinizi kullaha açtığında, yasaklayan mı var? Aç evini. Tamam işte örneğin atıyorum, dik kaldırımda ders, ne gün? Salı günü. Salı günü evine ders koyma. Perşembede burada ders var, Perşembe günü de koyma. Pazartesi mi koyacaksın? İşte çarşamba mı koyacaksın? Cuma mı koyacaksın? Cumartesi de olmaz. Tekke var, Bursa için. Pazar günü mü koyacaksın? Koy bir ders ya. Toplayın. Ama sen ben bizim oğlan yapmayın oğlan. Apartmanın da kınları topla, arkadaşlarını topla, komşularını topla.
Hadi sen ben bizim oğlan da yapın. Birbirinizi davet edin, oturun, yapın ders. Herkes yapsın. Kadını erkek. Bütün Türkiye'de. Engelleyen yok ki. Bir laf söyleyen de yok. İp gibi yap. Sen kalem gibi yap arkadaşlarına. Seviniriz. Ama sen oturduğun yerden şeyhlik yapmaya kalkma. Bu adamı dergâhtan neden atmıyorsun? Bu filanca kimseyi dergâhtan neden tutuyorsunuz? Bana özelden yazanlar var. Filanca yerdeki zakirin, zakirliğini neden almıyorsunuz? E çarpılınca da işte özür dileriz.
Ya ne özür diliyor ki o zaman? Biz akıldan kurtulmaya çalışıyoruz. Millet bize akıl vermeye çalışıyor. Çalışın, koşturun. Herkes için geçerli bu. Yürüyün. Allah yolunuzu açık etsin. Durmayın. Duruyorsunuz. Kadınlar da erkekler de duruyorlar. Ondan sonra oturdukları yerden yazıyorlar. Filancaya at filancayı tut. Şunu şöyle yap, bunu böyle yap.
Yürü kardeşim bakın işinize. Önünüz açık. Çalışın, koşturun, gayret edin. Açın şöyle bir duyayım evlerinizde güldür güldür sekulullah oluyormuş. Bir gelsin o küçücük çocuklar bir evlerinize, halılarınıza, kilimlerinize. Bir koltuklarınızı bir altını üstünü getirsinler. Bir göreyim sizi. Oturduğunuz yerden, klevyanın başında. Millet işte ne o? İşte böyle böyle yapanlar hizmette çalışır mı? Çalışıyor kardeşim. Böyle böyle yapanlar ilahi söylüyor mu? Söylüyor biz de. Böyle böyle yapanlar semazenlik yapıyor mu? Yapıyor biz de. Böyle böyle edenler çavuşluk, zakirlik yapıyor mu? Yapıyor kardeşim. Sen bir dergah kur, yaptırma. Yola çık. Beğenmiyorsan dersini ver, yürü git bak işine.
Lan burası nasıl bir dergahmış ya de. Eyvallah. Biz böyle çok iddiasabi bir kimse değiliz. Çok on numara düzgünüz de demiyorsun. Değiniz kardeşim. Var mı aranızda yamuk olmayan? Herkes yamuk bak burada. Ben daim. Öyle düzgün bir kimse ol. Varsa gelsin aramıza katılsın. Ona bakalım biz de kendimizi düzeltelim. Hizaya geçelim. Ne güzel demiş değil mi İsa Aleyhisselam? İlk taşı demiş. Günahsız olan atsın. İnsanlar alem ya. Buradan şu çıkmasın arkadaşlar. Muhakkak ki en güzel ahlakla kendilerini ahlaklandırmak için uğraşsınlar.
Haramlarını aşağı çekmeye gayret etsinler. Gerçekten eşlerinizi dövmeyin, sövmeyin, hakaret etmeyin, yapmayın. E kadınlar da serkeşlik etmesinler. Adamı zivan eden çıkarınca kadar uğraşmasınlar. Onlar da usturubunu bilsinler. Onlar da yollarını düzelsinler. Onlar da adamları sıkboğaz etmesinler. Herkesin bir istihabatli var. Herkes kim kiminin istihabatlinin üstüne yürürse, e bir yerden patlayacak ya. Contayı dahi fazla sıkınca yalama oluyor çıkıyor. Onu ıslubunca sıkacağım. Fazla sıkarsan yalama yapar. Hepten bozulur. Hiç dikiş tutmaz. Bakın yalama yapar.
Hepten bozulur. Hiç dikiş tutmaz. Bir derviş de aynıdır. Sen onu çok sıkarsan birden yalama yapar. Adama sen gecede elli rekat namazı emret anında. Ya dur ya hoş geldin 23 Nisan. Lan adam beş vakit namazı kılmıyor. Gece elli vakit namazı nasıl kılsın? Adama demişler ki gecede elli vakit namaz kılacaksın. Otuz bin yağ Allah çekeceksin. Günlük bilmem kaç bin tane tövbe çekeceksin. Adam Mustafa Efendi'yi arıyorum filan bir onun önünde. Hayırdır dedim tamam mı? Bir şey danışmam lazım dedi. Buyur dedim. Siz misiniz dedi. Estağfurullah dedim. Benim adım Mustafa Özbağ. Söyle. Ben filan cezata imtisaf ettim. Allah mübarek etsin kardeşim.
Bana dedi otuz bin lafzayı celal verdi. Bilmem kaç bin tane tövbe verdi. Gecede elli bin ne o? Elli rekat namaz kılacağım. İşte bilmem ne. Böyle bir sıraladı. Benim hayatımda olmayan şeyler. Maşallah subhanallah. Dedim vallahi sen bunları yap. Ondan sonra siyah bir tane. Bizim İsa bir takke. Nerede İsa? İsa bir böyle takke dikmiş. O da orada. Sen bunları yap dedim. Ben bunu sana hediye edeceğim bak dedim. Yani sen dedim bunları yap. Gel dedim ben. Böyle devam et. Bunu ben sana hediye edeceğim dedim. Böyle baktı. Ha on iki dilimli dedim. Şeyh takkesi. Ben şimdi. Böyle baktı. Tebessüm ettim. Bu dedim derviş takkesi. Şeyh takkesi dedim. On iki dilimli olmaz.
Kaç tane dedim şeyh pirden ders aldısa o kadar dedim dilim olur. On iki dilim olunca dedim ben. Derviş takkesi olur. Bu derviş takkesi dedim. Gel sana dedim hediye edeyim. Yok dedi ben bunları yapamayacağımdan dolayı buraya geldim. O zaman dedim gideceksin. Helallık isteyeceksin. Diceceksin ki dedim ben aşağıya indirin. Olur mu ki dedi. Dedim olur. Ne olmasın git dedim. De ki ben yapamayacağım bu kadarını. Lütfen benim dersimi aşağıya indirir misiniz de dedim. Tamam mı? Bu gitmiş koşa koşa işte halife mi vekil mi işte neyse onunla görüşmüş. Ertesi gün gene yakaladı beni. Dedi ki olmuyormuş. Aa neden dedim ben? O dediler ki olmaz. Allah Allah dedim ya.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri iyi ne Hazretleri demek ki dedim. Ona da dedim namaz fazlaydı. Musa aleyhisselam dedi ki dedim ümmetin bunu yapamaz. Git Rabbine danış. Bu namazı aşağıya indirsin. O bir gitti dedim ben. Bir indirtirdi. Musa aleyhisselam gene Rabbine danış. Senin ümmetin bunu kaldıramaz dedi. Gitti bir daha danıştı. Bir daha indirdiler. Üçüncüsünde beş vakte indi. Gene kaldıramaz bunu ümmetin senin. Git şunu bir daha indirttir dedi. Ama utandım bir daha artık gidemem dedi Hazreti Muhammed Mustafa dedim sallallahu aleyhi ve sellem. Ha demek ki dedim sizinki böyle değilmiş demek ki dedim. Bu durdu. Ya sen öyle bir şey söyledin ki şimdi dedi.
Ortalık karman çorman oldu dedi. Benim işim o dedim. Hep karıştırıyorum ben mikser gibi dedim. Ama dedim bu sünneti Resulullah'ta var. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti dedim. Müracaat etti. Bunu ümmetim yapamaz dedi. Aşağıya indirdi dedim ben. Sen bir daha danış onlara dedim. Ev var böyleleri de. Yani şimdi bizde yok elhamdülillah. Bizimkiler yani yamuk hep düzelteceğiz diye uğraşıyor. Düzelteceğiz diye uğraşıyor. Hep beraber düzelteceğiz inşallah. İnşallah. Evet. Hureyre o hadis inkarcılarının hiç sevmediği adam. O hadis inkarcıları Ebu Hureyre deyince şeytan onları neresinden dürtüklüyorsa onlar hop oturup hop kalkıyorlar böyle.
Bizde böyle hani Hazreti Mevlananın bir şeyi var ya deyimi var ya. Yani diyor ki eşeğin kuyruğunun altına bir diken batarsa diyor eşek onu çıkarmak için diyor havre tepinir koşar. O diyor bununla uğraşırken diyor o daha daha hani içeri girer huysuzlandırır diyor ya. O tabir tam hadis inkarcılarına uyuyor. Bu hadis inkarcıları da böyle şeytan nasıl bir diken koyuyorsa onlara Ebu Hureyre deyince ipini koparmış eşekler gibi oluyorlar her biri.
İpini koparmış bir eşek oluyorlar. Hatta böyle hadis inkarcılarına husisi böyle şeytan azapta gerek gibi tamam mı? Diyeceksin ki Ebu Hureyre'den bir hadis var tamam bitti. Yani kafirlere bu kadar kızmıyorlar. Ya müşriklere, gavurlara bu kadar kızmıyorlar. Masonlara bu kadar kızmıyorlar. Onların zaten enişterileri oluyor da mason. Kızmıyorlar. Hiç. Radıyallahu anh Hazretleri'ne kızdıkları kadar. Bu hadis inkarcıları çünkü böyle enteresan. Tövbe Rabbim bir taraflarına diken batmış eşek gibiler. Herhangi bir kavim bir mecliste Ebu Hureyre'den naklediliyor. Herhangi bir kavim bir mecliste bulunur.
Orada Allah'ı zikretmezlerse mutlaka eşek leşi gibi kalkarlar. Ve kıyamet gününde üzerlerine pişmanlık çöker. Ebu Davut'e hakim ve müslim rivayet etmiş. Demek ki insanlar bir yerde bir mecliste bulundular. O mecliste bulunduklarında muhakkak Allah'ı zikrederekten doğalacaklar. Allah'ı zikretmezler ise ne oluyormuş? Eşek leşi gibi kalkıyorlar. Eşek leşi. Eşek de değil, ölü. Eşek leşi gibi kalkarlar. Demek ki bir toplandık, toplandığımız zaman ne yapacağız? Muhakkak Allah'ı zikredeceğiz. Allah'ı zikrettikten sonra doğalacağız. Allah'ı zikretmezsek en kısa, üç teyhid okuyacağız. Allah'ı zikretmezsek eşek leşi gibi kalkarlar.
Ve kıyamet gününde üzerlerine pişmanlık çökerler. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi bu tip pişmanlıklar yaşatmasın inşallah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.