mustafaozbag.org

539. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 29 Eylül 2017 · 1:23:12

Geçer ya, ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin değil, insanların yakınlıkları, birbirlerine olan yakınlıkları de bu ölçü üzerinedir. Normalde bir kimse kendi arkadaşına, kendi kardeşine, annesine, babasına, eşine, şeyhine, biz bu dereceye ikili ilişkilerinin hepsini koyabiliriz bu noktada.
Bu da ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin derecesinde olur. Herkes kendince, kendi dairesinde bir yakınlı olur. Burada bir mürid-mürşid ilişkisinde bu yakin değil demek abes olur. Çünkü bir kimse bir ders almış, oraya aidetini kesbetmiş, ben demiş buraya aitim demiş. En azından ilmel yakin noktasında yakındır. Yani ona sen yakin değilsin demek abes olur. Bu sefer doğru olmaz. Hem sufi, tasavvufi ilmi açısından da doğru olmaz. Ama bu normalde yakınlıklar da o kimsenin kendince, kendi haline, kendi konumuna, durumuna göre değişkenlik arz edebilir. O yüzden normalde o bir kararda durmak, bir seviyeye tutturmak der bir şey için çok zor olur. Yani o çok disiplinli, çok sıkı, çok muhabbetli, o noktada çok seven bir kimse olması lazım ki, o yakınlık derecesini hiç olmazsa belli bir seviyede tutsun.
Yani o ilmel yakin noktasının bir üstüne, aynel yakin noktasına geçsin, aynel yakin noktasında dursun. Zamanın içerisinde o belki de böyle zaman zaman hakkel yakin noktasına geçebilir, o haliyle hallenebilir. Ama bir dervişin tabii o noktada durması da zordur. O belli bir mesafe kaydetmesi lazım ki o noktada dursun. Mesela işte beşinci esmadan sonra gibi, o zaman o kimse hakkel yakin noktasında durmaya başlar. Yani o, onun da kendi içerisinde kendine ait seviyesi var. Bu ayrı bir şey. Mesela bir kimse ders topluluğu, derse gelir, bütün herkes için ilmel yakin noktasıdır o. O dersin içerisinde normalde insanlar muhabbetlerine göre, kendi disiplinlerine göre, işte aynel yakin noktasına geçebilir. İşte o böyle biraz daha muhabbeti artarsa, oradan daha yukarı giderse, kendini disiplin ederse, eyvallah.
Yakınlığı biraz daha artar ama. Burada önemli olan şey şu, yani o kimse bir dergaha bağlandıysa, oraya aideti kesmettiyse, en aşağıdan, ilmel yakin noktasında bir yakinliği vardır. Bu, sufilerin kendi aralarında azımsanacak bir noktadır. Sufilerin kendi aralarında. Ama bu sufi olmayanlarla kıyaslandığında önemli bir şeydir. Sufiler kendi aralarında bu halden çıkıp daha üst hallere kavuşmak için mücadele ederler. Ama bir kimsenin bir dergaha girip, bir üstada intisap etmesi, bu noktada onun bir hayli nefis mücadelesinden geçip, nefsini kırıp, nefsini diz çöktürüp, oraya gidip intisap etmesi büyük bir mesele. Bu herkesin yapabileceği bir şey değildir.
Zaten herkes yapmış olsa yerler dervişten geçilmez. Yani bu herkesin yapacağı bir şey değildir. Bir insan nefsini kırıp, hem çaylarınız da için çay sohbet ediyoruz çünkü. Nefsini kırıp, bir kimseye ben bilmiyorum, sen biliyorsun, ben sana intisaplıyım demesi büyük bir meseledir. Bu gerçekten büyük bir meseledir. Öyle söyleyeyim. Bu bizim kendi sufilerin kendi arasında bu böyle sanki önemsizmiş gibi görünür. Ama bu büyük bir meseledir. Çünkü bunu her nefis kabul etmez, kaldırmaz. Yani buradan şimdi sağımdan solumdan başlasak, herkes iş güç sahibi, herkes akıl fikir sahibi. Herkesin kendince bir zekası var, kendince bir aklı var, kendince bir duygusu var.
Kendince bir dini bilgisi var, az çok. Kendince herkesin bir düzeni var, sistemi var. Bir kimsenin kendisinin normalde kendisini bu noktada nefsini al aşağı edip, bir üstada intisap etmesi, bir dergaha intisap etmesi kolay, yenilir, yutulur bir şey değildir. Bu yaklaşık, ben de dergaha hayatımı söylüyorum ya, otuz yılın üstünde otuz yıl. Kolay bir şey değil bu. Yani benim için de kolay değildir. Yani ben her ne kadar bunu böyle kendi kendime, ben bunu konuşurken senin bir dergaha intisap etmen lazım, senin bir şeyhin intisap etmen lazım derken, benim için de kolay değildir. Yani belki de ben o ilk zikrullah'a gittiğimde gördüğüm hali görmemiş olsaydım, belki ben de, benimki böyle çok şatahatvari bir delilli oldu, öyle söyleyeyim.
Eğer herkes öyle bir şey görecek diye bir kaydı yok, benim nefsim çok kabargın çünkü. Benim nefsim çok kabargın olduğundan benim karşıma öyle şatahatvari bir hal çıktı. Yani Allah affetsin çünkü benim nefsim de öyle kolay bir şey değildi. Bazen hani şimdi belki de herkes tanıyor burada da tanımayanlar vardır belki de birkaç kişi. E şimdi etrafında insansa ben 12 Eylül döneminde sonuçta Ülkeci Gençlik Derneği'nde yönetim kurumundaydım. Okullar bana bağlıydı. Mesela Oktay, Harun, onlar ta o zamandan benim yanımda. Harun 13-14 yaşındaydı. Bütün ortaokuldan, liseden bütün herkes benim yanımda yürüyün dediğim zaman benim etrafımda 50-60 kişi yürüyor.
Yani o zaman da benim etrafımda bir sürü insan var. Ülkücülükten var 50-60 kişi yürüyen, içkicilikten var 25-30 kişi yürüyen. Benim var etrafımda yürüyenler. Yani etrafımda insansa var. Ben insanları sürtülas edebilecek bir noktadayım. İşte okul başkanlığı yapmışım. Okulda olaylar çıkmış, bir sürü hadiseler olmuş. Etrafımda bir sürü insan var. Sülalede dinlenen bir insanım, ailede dinlenen bir insanım. Öyle bir kimsenin nefsini alaşağı etmesidir. Yani o kimsenin nefsini kılması da çok zor. Yani ben zikrullaha giderken dahi büyük bir ene ile, kibir ile gidiyorum. Yani işte benim yanımda imam hatipten bir arkadaşım, o imam hatip okudum. Ben normal meslek lisesi okudum.
Ama ortaokuldan tanışıyoruz biz onunla. Arkadaşımız, o da ülkücülerden. Onu çağırdılar zikrullaha, beni çağırmadılar. Ben serkeş bir adamım ya. Fıs fıs fıs onu çağırdılar. Ben dedim seni nereye çağırdı o adam? Bilader sana göre değil dedi. Ulan dedim o adamın evini biliyorum. Bu gece valla da billa da tilla da sen beni götürme oraya dedim. Ben basacağım onun evine dedim. Benim zikrullaha gidiş şeklim bu. Yani dedim nereye çağırdı seni? Sana göre değil ne varmış dedim. Zikredeceklermiş dedi. O adam da Nurcu normalde. Risale okuyorlar. Bize yakın bir köy var. 5 kilometre kadar bir yer. Evini mevini her şeyini biliyorum. Çünkü köyün muhtarı bizim Ülke Ocakları Derneği'nin başkanının abisi.
Onu da çok iyi tanıyorum. Köyde kaldım. Köyde kaçak durdum. Köyde çalıştım. Köylülerin hepsi biliyor. Orada tanıdıklarım var. Oranın serkeşleri hepsi de. O köyde böyle bir çatışma çıkar. 5-6 tane yaralı 2-3 tane ölü olur. Bildiğiniz çınar ağaçlarının arkasında. Birisi birinin arkasında. Birisinin birisi arkasında. O an ateş ediyor. O an ateş ediyor. Ateş edenlere bir şey yok. Etraftan 6-7 tane yaralı 1-2 tane ölü var. Öyle bir köy. Normalde her evde 8-10 tane silah vardır kesin. Daha çocuk 11-12 yaşına geldiğinde silah kullanmasını biliyor. Hoş bizim orada bütün herkes oğlunu öğretir de. Çocuk 10 yaşına geldiğinde silah kullanmayı öğrenir bizim orada.
Bildiğiniz jarjar basar, ateş eder hiçbir şey yok. Ya yaralanan olur bir şeyler olur. Gene duran durmaz. Gene yaparlar aynı şeyi. Öyle bir köy. Dedim ki basacağım ben onun evini. Ben evini de biliyorum dedim. Bu gece ben onun evini basacağım dedim. Yani derse gitme şeklim. Evi basaraktan gitme. Ene, kibir o noktada. Yani seni davet etmemişler. Sen nereye gidiyorsun değil mi? Yok ben basarım o evi giderim. Yani beni almama gibi bir lüksleri yok. Öyle bir şeyleri yok. Ne demek seni almadık ya? Böyle bir şey mi var? Mustafa Özbağ bir yere gidecek de onu almayacaklar. Basar Mustafa Özbağ orayı. İndirir aşağı gider oturur oraya. Öyle bir şey o. Psikoloji o. E şimdi böyle bir psikolojideki bir kimsenin gidip bir yerden ders alması çok zor bir şey.
Bir yere intisap etmesi çok zor bir şey. Zor. O yüzden derim ben dünyanın en zor işidir. Bir kimsenin gidip de bir yere intisap etmesi dünyanın en zor işidir. Orada durması dünyanın en zor işidir. Bak orada durması intisap etmiş orada duruyor. O kimse. Dünyanın en zor işidir ona. Orada o kimse böyle son nefesine kadar onu götürecek. Dünyanın en zor işini götürmek. Ben bazen hani arkadaşlara derim. Bir insanın derim. Yani bu çok abesmiş ama. Yani işte ya bu şey değilmiş. İşte bu böyle şey. Hani ne bileyim işte. Hani derler ya mürşidi kamil değil. Kur'an sünneti düzgün mü düzgün. Ya ona intisap etmek ona bağlanmak da zor bir şeydir. Hatta ben derim ki ya bir kimsenin.
Ya sahte de olsa bir şeyhin olsun senin derim. Ya sahte. Adam normalde gerçekten vazifesi yok. Ya git senin bir şeyhin olsun. Bakın bu durduğum nokta aslında çok çelişkiliymiş gibi, tehlikeliymiş gibi görünür. Değil. Yani bu intisap eden kendince kendini kurtarır ki. Kur'an ve sünnete uyduğu müddetçe. İntisap ettiği cız buz olur. Yani adam kendini kurtarır. Yani karşındaki kimse zahiren Kur'an ve sünnete uygun ise. Adam kendini kurtarır. Orada durmak kadar zor bir şey yok çünkü. Zor. Ya bir kimse düşünebiliyor musun? Ben sana kalk diyeceğim kalkacaksın otur dedim oturacaksın şimdi. Yani Mustafa Özban'ın aklınla senin aklın arasında ne fark var ki?
Kaşı gözü mü fazla? O böyle insan nefsini kırma açısından, nefsini terbiye etme açısından büyük mesele. Biz deriz ya işte haylaz adam. Yani işte dervişin en ednası diyeyim öyle. Hani Bediüzzaman'ın sayıdığı bir ehl-i tarikatı diyor ya adi, samimi bir ehl-i tarikatı. Tarif etmiş bak adi, samimi bir ehl-i tarikatı. Silsile-i, meşahiye duyduğu muhabbet cihetiyle muhabbetinden dolayı asla onlardan ümidini kesmez. Asla. Adi, samimi. Kalbi harekete geçmemiş ama adi, samimi. Üstad öyle diyor ya hani enteresan bir nokta. Neden? Ya adam kendi kendine diyor ya bir üstadı var adamın ya bir şeyhi var. Adam şeyhine intisap etmiş.
Duruyor orada adam. O adam orada duruyor. Bu büyük bir nefis mücadelesi. O yüzden biz kendi kendimize hani onu böyle ilmel yakin hani ya bu ilmel yakin noktada. Ya iyi sen hadi dur orada. Hele ben böyle dervişlerin başına bazı şeyler gelir. Böyle işte tökezlerler, sıkıntılı zamanlar geçirler. Gitmez ya onlar. Ben onları daha fazla tebrik ve takdir ederim. Örne. Yani böyle bir örnek o arkadaşlar var. Ben şimdi böyle onları örneklendirmek ya onları teşekkür ve takdir ederim. Onları daha fazla. Kendi içimden. Derim ki kendi kendime. Yani adamın başına sıkıntı geldi. Problem geldi. Hata yaptı. Yanlış yaptı. Hata yapmasına, yanlış yapmasına rağmen adam işte sufilin kendi içerisinde kendine ait böyle bir işte terbiye sistemi diyelim, ceza sistemi diyelim bir sistemi vardır.
Ona rağmen adam duruyor orada sımsıkı. Bu büyük bir şeydir. Bak bu büyük bir şeydir. Bu herkesin nefsinin kaldıracağı bir şey değildir. Adama sen hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hani vahşiye demiş ya sen demiş cemaatin biraz arkasında dur. Sen demiş amcamı şehit ettin. Yani böyle bir nokta dahi yaşanabilir. Yani o kimsenin cemaatin arkasında dur demene rağmen orada duruyorsa büyük nefis mücadelesi olur. Ben onu tebrik ederim. Ben onu takdir ederim. Zaman zaman mesela işte deriz ya sen şey de ne o? Tekke de vazifeli değilsin. Tekke işin görüntü tarafı ya yukarısı. Normalde halbuki yukarısı işin görüntü tarafıdır. Yani normalde işin orası nasıl söyleyeyim tabiri caizse vitrini gibidir.
Yani normalde burası da dergahtır sonuçta. Ama o adam böyle onun çok gururunu yediremez, kibirini yediremez, nefsini yediremez onu. Ama o kalır ya orada mücadele eder mesela. Onun mücadele etmesi takdire şayen bir şeydir. Kimisine öte git dersin çeker gider adam. Öte git dediğin adam çeker gider. Veyahut da adama desen ki gözünün üstünde kaşın var adam çeker gider mesela. O kaldıramıyor onu mesela. Küçücük bir imtihan, küçücük bir şey. Oysa hani sufilik uzun bir yol. Allah rahmet eylesin biz 18-19 sene Şeyh Efendi'yle beraber kaldık. Herkes hani zanneder ki zaman zaman söylerim ya. Ya işte çok balım gülüm de öyle şey yok. Bir üstadın yanında onun yanı başında durmak, yakinen durmak kolay bir şey değildir.
Yani o bir hal görür, o bir rüya görür. O kendi kendine bir şey düşünür, konuşmaz, etmez, sertleşir. Susar, ondan sonra cevap vermez. O insan şaşırır kalır. Şaşırır kalır. Hiç umulmadık bir şey söyler. Şaşırır kalır. Normal gidiyorsun, oradan değil buradan git der. Aklınla oynar seni. Oynar. Normal işte nereye gidilecek? Örneğin Tire'ye gidilecek. Tire'ye gidilecekse selametli yol İzmir üzerine. Mustafa Efendi nereden gideceksin? Şimdi orada biz de pişkin değiliz. Sonra şeyhefendi vefat ettikten sonra düşündüğüm şeyler bunlar benim. O esnada düşündüğüm şeyler değil.
Mustafa Efendi nereden gideceğiz? Siz nasıl nereden emredersiniz? Oradan desen iş bitecek. Efendim İzmir tarafından gideceğiz. Ödemiş tarafından gidelim. Emredersiniz efendim. Kendi kendine düşünüyorsun. Yani yol kötü buradan Akşisar'dan, Gölbaşı'ndan, Turgutlu, Turgutlu'dan, Bozdağ'dan döne döne döne döne ödemiş ödemiş. Gökçen üzerinden Tire'ye gideceksin. Ama sonradan işe ton düşüyor. Sen sana ne nereden emredersen oradan gidelim de. Dervişlik zor sana. Yanında durmak da zor sana. Efendim İzmir tarafından gitmeyi düşünüyoruz. Ödemiş tarafından gitti. Peki. Ödemiş tarafından gidiyoruz. O Bozdağ'a dön Allah, dön, dön Allah, dön, dön Allah, dön.
Onun da, onu da rahatsız ediyor aslında. Yüzü ekşiyor, yüzü kararıyor. Dönüyoruz çünkü boyuna. Bir çıkarken dönüyorsun. Dön Allah, dön, dön Allah, dön. Yani Uludağ yolu onun yanında hiç yayla gibi. Yani o dik böyle. Giden var mı hiç Bozdağ yoluna? Nasıl değil mi? Uludağ yolundan daha şey, ne o? Daha virajlı. Keskin. Çıkıyorsun, çıkıyorsun, çıkıyorsun, çıkıyorsun. Bir de iniyor, inerken de aynı. Yüzü kararıyor, sertleşiyor. İşte şey yapıyorum. Bir şey demiyorsun, bir şey de diyemiyorsun. Konuşamıyorsun daha. Bir şey de söyleyemiyorsun. Çıktık, çıktık, çıktık. İndik, indik, indik. Ödemişte dervişler var. Ödemişte dervişleri de haber vermeden Gökçen üzerinden tereye vardık.
Ondan sonra tereye gittik. Hemen tereye iner inmez. Hadi dedi, köfteci nöre edecek dedi. Ondan sonra sana bir köfte ısmarlayayım ben. Ömredersiniz efendim. Gittik köfteciye. Girdik. İşte o yoğurtlu yemez. Tereyağlı yemez. Yoğurt, tereyağı donuyor çünkü. Donunca da benim de hoşuma gitmiyor. Onun da hoşuna gitmiyor. Ondan sonra ben o yoğurtlu söyle dedi. Müsaade ederseniz ben tereyağı alayım dedi. Yoğurdu ayrı yiydim ben. Neden dedi. Donuyor dedim ben. Ha ya Mustafa Efendi donuyor ya dedi. Ben yiyemiyorum efendim öyle olunca. Benimki de seninki gibi olsun dedi. Değiştirdi. Normalde tereyeliler yoğurdun üzerine tereyağı attırıyorlar böyle. Soğuyunca tereyağı donuyormuş üstüne.
Ben yiyemiyorum. Neyse. Yemekleri yedik. Tatlılar yedik üstüne. Kahve söyledik. Keyif yerinde. Bir sıkıntı yok. Ama yol sıkıntılı. Şimdi o bunlar. Yani o esnada. O ilişkiyi götürebilmek. O esnada onu. Realize etmek. Nötralize etmek. Onu böyle götürmek zor şey. Bir gün gittik mesela ben gittim. Yüzüme bakmıyor benim. Örneğin. Belliğin yüzüme bakmıyor. Ha dedim sıkıntı var. Belli. Yemek yendi. Çıkıldı. Ne yemek yedim ben. Ne bir şey yaptım. Döndü kafam. Dışarı çıktım. Ne olduğunu bilmiyoruz. Dışarı çıktım. Arkadaşlara işaret ettim. Yani geri kalın diye. Dedim bir şey var. Yok bir şey dedi.
Var dedim. Efendim ne varsa söyleyeyim. Halledeyim. Böyle böyleymiş dedi. Dedim böyle böyle değil. İsterseniz getirtirim. Yüzleştiririm dedim. Kur'an'a el basarım. Ben böyle bir şey demedim. Böyle bir şey yapmadım. Bu durdu şimdi. Ben de yapmaz dedim zaten dedi. Şimdi söylenecek laf. Yapmaz dedim. Bu hal ne o zaman. Al tuttu elimden şimdi. Ne yapıyorsun? İyi misin? İyiyim efendim. Allah'ım ya Rabbi ya Resulullah diyorsun. Yani o on dakika önceki kimse değil. Ha birileri telefon açmış. Bir şeyler olmuş. Bir şeyler söylemiş. O da yapmaz demiş. Yok yaptı demiş. Dedim efendim ben dedim. Ben böyle bir şey söylesem onun için büyük bir şeref dedim. Sözde ben birine evlenme teklif etmişim.
Muhabbet bu. Dedim efendim ben böyle bir şey söylesem onun için büyük şeref dedim. Daha dedim Mustafa Özdoğan birisine bir şey teklif etmiş değil dedim. Ben teklif etsem onun için büyük bir şeref dedim. Ama ben teklif etmedim dedim. Gelsin yüzleşelim o mu teklif etti ben mi teklif ettim dedim. Ben dedim Kur'an'a el basarım Allah'a yemin ederim. Her şeye yemin ederim ben ona böyle bir şey söylemedim. Ama dedim gelsin yüzleşelim o mu söylemiş ben mi söylemişim. Bitti muhabbet. Ben söyledim zaten o demez dedim de o yapmaz dedim de. Bitti mi bu kadar. Yaşanır. Hepsi yaşanır. O yüzden bir kimsenin bir üstadı intisap edip de. İsterse velev ki bak tekrar aynı sözümü söyleyeceğim.
Hani derler ya bu şeyh sahte ya. Böyle söylerler ya. Ben de derim ki ya kim o işte filanca. Çık yap. O sahte ya evet. Kur'an ve sünnete uyaraktan çık yap sen de. Ama Kur'an sünnete uyacaksın. Tasavvufun ana ülkelerine uyacaksın. Kimseden para toplamayacaksın. Mal toplamayacaksın. Eşya toplamayacaksın. Yiyecek içecek toplamayacaksın. Hiç kimseden bir şey istemeyeceksin. Hiç kimseden bir şey talep etmeyeceksin. Çık sen de yap. Yalnız bas ve çık kardeşim. Senin ilmin yok mu var. Bak birine dedim hatta. Dedim bak. Siz dedim ilahiyat mezunusunuz. Üstüne dedim bir daha şey yapmışsınız. Master yapmışsınız.
Biliyorsunuz da. Ne çıkıp toplamıyorsunuz milleti. Sen nesin müftüsün. Çık topla kardeşim. Ödemiş müftüsüne söylemiştim. Dedim müftü bey. Bu kürsüler sizin. Biz dedim yastıdan sonra orada sohbet ediyoruz. Zikrullah ediyoruz. Dedim yaklaşık 60-70 kişi toplanıyor. Müftü bey bu kürsü sizin. Cami sizin. Yastıdan sonra dedim. Her cumartesi gelin burada sohbet var deyin dedim. Biz de gelelim dedim. Her cumartesi siz sohbet edin dedim. Biz dinleyelim sizi dedim. Siz zikrullah yaptırın dedim. Biz oturalım dedim. Sizin yaptırdığınız zikrullaha tabi olalım dedim. Ya ne diyorsun sen dedi.
Basma ya hocam dedim ya. Bizi dedim ben dedim ilim sahibi değilim. Ben dedim irfan sahibi değilim. Ben kürsü sahibi değilim. Sizsiniz dedim ilim. Onu andırdı bana. Hani cahil, cühele insanlar. İnsanları topluyor. İşte bir şeyler yapıyor. Dedim siz alimsiniz, fazılsınız, irfan sahibisiniz. Makam sahibisiniz. Cami sizin, kürsü sizin, her şey sizin. Gelin dedim her cumartesi siz gelin. Biz de dedim arkadaşlarla beraber gelelim, oturalım. Sizin sohbetinizi dinleyelim. Zikrullah yaptırın dedim. Sizin zikrullahınıza tabi olalım. Sizin zikrullahınıza tabi olacağız. Dedim gelin. Bu bakıyor şimdi benim yüzüme. Hocam dedim ya çok basit bir şey. Her cumartesi toplanacağız biz.
Siz de geleceksiniz bize. Vaaz nasihat edeceksiniz. Ardından zikrullah yapacağız. Bitecek. Zikrullahı da siz yaptırın. Siz yönetin. Şimdi tabi ben onu söylüyorum. Normalde o zaman için tarikat adabınca ben birisine işte çavuşluk, nakiplik vermeye şeyim var. Yerarşik olarak Şeyh Efendi böyle bir müsaade vermiş bana. Ben ona diyorum ki siz zikrullah yaptırın. Biz de size tabi olalım. Yapın zikrullahı yaptırın. Böyle bakıyor şimdi. Hocam biz geleceğiz. Her cumartesi geleceğiz biz. Bizde 60-70 tane arkadaş var. 60-70'i de gelecek dedim ya camiye. Devam ettirin siz. Bu kaldı. Söyleyecek söz bulamıyor. Devam ettiririm diyemiyor. Gelirim diyemiyor.
Kolay bir şey mi? O nefsi kırmak lazım. Her hafta gidecek adam orada zikrullah oturacak. Nefis mücadelesi bu. E şimdi bugün perşembe herkes için nefis mücadelesi. Milletin evinden su mu çıkıyor? Evli olan milletin evinde avradı mı yok? Çocuğu mu yok? Evli olmayanların gidecek bir yeri mi yok? Hacı Mehmet abi rahat mı battı adama bu yaşta? Oturamaz mı evinde? Oturur. Torun tombalak mı yok etrafında? Dolu. Hepsi de etrafında pervane döner mi? Döner. Hepsi de sever mi? Hepsi de sever onu. Çocuklar, torunlar hepsi de sever. Etrafında dönerler mi? Dönerler. Keyfi rahat eder mi? Eder. Adam evinde oturur ya. Büyük nefis mücadelesi o.
O yüzden bir yere intisap etmek. Bir üstada bağlanmak. Böyle oturup ona... Yani bu zor bir şey. Ben bilmiyorum sen biliyorsun demek. Gerçekten zor bir şey. İmtihan. Orada durmak zor. Ya ben ömredeyiz. İhramları giydik biz şey yaptık. Otelde guslettik. İhramı niyetleneceğiz. Ayşe Mescidi'nde niyetleneceğiz. Yani ihramdan önce kokulu sabun. Niyetlenmezden önce koku kullanırsın. Kokulu sabun kullanırsın. Kokulu her şeyi kullanırsın. İhrama niyet ettikten sonra kokulu hiçbir şey kullanamazsın. İyi. Otelden çıkıyoruz daha. Odadan çıktık. Yani ayıp söylemesi. Kilo da var. İşte pişiyor iki taraf. İşte krem sürüyoruz. Herkes sürüyor.
Gittiğimizde herkes biliyor. Pudra sürüyor. Daha doğrusu pudralıyorum ben. Krem de kullanmıyorum. Krem hayatta kullanmak istemem. Sevmem kremi. Pudra sürüyor. Ben eyvah dedim ben. Ne oldu dedi. Efendim pudra sürecektim dedi. Cahiz değil dedi. Sürme dedi. Emredersiniz efendim dedim. Ben kapıyı kilitleyim geleyim o zaman dedi. Neyse gittim kapıyı kilitledim. Anahtar aldım. O esnada İzmir'in zakiri var. Ona demiş ki. Bak demiş. Fıkıhı iyidir ha demiş. Kuduri koltuğunun altındadır demiş. İhramlı yıkan demiş. Bir şey hani bunu sürmenin demiş. Cahiz olduğunu da biliyor demiş. Gerçekten de kuduri koltuğumun altında benim. Ben hala da hacca ömre giderken tekcil kuduri vardır.
Ben de alır götürürüm ben onu yanımda. Birisi bir şey sorarsa adamın ibadeti sakata gelmesin. Oradan açar bakarım. Birisi soru sorduğunda bir şey dediğinde. Hatta zaman zaman ders yaparım. Oradan. Eee. Ben gittim. Kapıyı kilitledim. Döndüm ben. Şimdi yetiştim onlara. O geriye kaldı. Anlatıyorum bunu zaman zaman. Abi dedi. Bunu sürmek caiz değil mi dedi. Caiz dedim. Ama dedi. Hani şey. Bana caiz değilmiş dedi. Bana caiz değilmiş dedi. Fıkıhan caiz mi? Caiz. Ama bana caiz değilmiş dedim ben. Abi nasıl oluyor böyle dedi. Dedim böyle. O hayır diyorsa hayır dedim. O caiz değil diyorsa benim için caiz değil o.
Tamam bitti mesele. Ondan sonra. O da uyanık. İzmir esnafı o da. Yani böyle konuşuyor. Demiyor mu ben konuştuk diyor. Abi nasıl böyle akıl birliği. Ne o. Eee. Yani diliniz nasıl bir oluyor böyle ya. O da aynı şeyi söyledi. Ne oldu dedim ben. Böyle böyle konuştuk dedi. Böyle böyle dedi dedi. Dedim. Yol böyle dedim. O caiz değil diyorsa caiz değildir dedim. Kullanmayacaksın onu. Yani zor bir şey bu. Yani seni normalde okuyorsun. Caiz orada yazıyor. İşte örneğin atıyorum. Yani. Hanefiler işte. Eee. Şeyi normalde koyun eti. İnek eti. İşte deve eti. Ondan sonra keviş getiren hayvanlar caiz midir? Caizdir. Yenilebilinir mi? Yenilebilinir. Yani şimdi.
Örneğin atıyorum. Geyik eti caiz midir? Caizdir. Yenilir mi? Yenilir. Tam geyik eti yiyeceksen sana diyor ki caiz değil yeme. Sen de yemiyorsun. Kolay bir şey değil bu. Dışarıdan bir kimse bunu der ki. Ulan geyik eti caiz değil mi? Caiz değil mi? Ulan ne yemiyorsun? Veya bunu nasıl yasaklar sana der. Anlatabildim mi? E bunu nasıl yasaklar der. Ha sen dersin ki bana yasakmış kardeşim. Bunu normalde ama Sufi felsefenin, düşüncenin içerisinde Bu doğru mudur? Evet. Üstad helal olan bir şeyi, bir kimseyi yasaklayabilir mi? Evet. Bak yasaklayabilir mi? Evet. Sufiler içerisinde geçerli midir? Evet. Onun da örneği nedir? Hani Hazreti Ali radiyallahu anh Hazretlerine Süfyan'ın kızını almaya kalkıyorlar ya O da kabul ediyor.
Yani Süfyan'ın kızıyla evlenecek bir daha. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Can Huraç geliyor. Mescitte. Ya Ali diyor. Olmaz. Ben saken. Fatıma saken olmaz diyor. Ne benim sağlığımda ne de Fatıma'nın sağlığında. Olmaz diyor. Böyle bir şey olmaz. Halbuki Kur'an dörde kadar nikahlanmayı caiz görüyor mu? Evet. Kendisinin de çok evliliği var mı? Evet. Ama Hazreti Ali Efendimiz de diyor ki Benim sağlığımda da Fatıma'nın sağlığında da olmaz diyor. Şimdi Sufiler buradan hareket ederler. Derler ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Hazreti Ali Efendimiz'e Kur'an'ın da sünnetin de müsaade ettiği bir şeyi yasakladı.
Bir üstadın da müridine Kur'an'ın ve sünnetin müsaade ettiği bir şeyi yasaklamaya hakkı var mıdır? El cevap vardır. O müridin de ona intisap ettiği için ona uyması gerekir mi? El cevap uyması gerekir. Ve Sufi için o bir ölçü müdür? Evet. Sufi ikinci müsaade ona gelmeden Sufi ona uymak zorunda mıdır? Evet. Hatta Sufi adabında gidip soramazsın bile bu yasağım kalktı mı efendim benim? Diyemezsin. Bitti. Bana dedi ki Mustafa Efendi oğlum bir kilo bile kaldırmayacaksın dedi. Emredersiniz efendim dedi. Bir kilo dahi kaldırmayacaksın dedi bana. Emredersiniz efendim dedi. Ben şimdi bir kilo dahi kaldırmak yasak. Yani hiç kimse yoksa oralarda mecburen kaldırıyorum ben. Bazen kaldırmıyorum da. Yani bu olmazsa olmaz bir şeyse eyvallah.
Ben bana diyorum ki bir kilo dahi kaldırma dedi. Neymi lazım? Bana bir kilo kaldırmak yasak. Mesela bana emretti. Dedi ki istediğin yerde konuşacaksın istediğin yerde konuşmayacaksın uykun gelirse uyuyacaksın uykun gelmesi uyumayacaksın canın istiyorsa yiyeceksin canın istemiyorsa yemeyeceksin istediğin yere gideceksin istediğin yerde kalacaksın istediğin yerde kalmayacaksın şunu şöyle yapacaksın. Ben sıraladı sıraladı sıraladı tam 46'lık. Emredersiniz efendim dedi. Böyle baktı. Ondan sonra. Hani ben tebessüm ettim her. Ne oldu dedi. Yaptım ben. Söyle söyle dedi. Tam 46'lık. Hah tam 46'lık dedi. Gerçekten de yani normalde şimdi kendi hayatıma bakıyorum ben.
Ben bir anda daralıyorum orada. Ha Mustafa Efendi istediğin zaman gitti diyor. Selamun Aleyküm. Kalkıp gidiyorum ben orada. Arkam patinaj çekiyor. Çekiyor. Çek çek. Çek çek. Ne yapayım yani. Yok öyle dedi bana. Yani kendimi sıkıştırmaya kendimi daraltmaya kendimi ne o dar ağacına asmamak gerek yok. İstediğin zaman yiyeceksin istemediğin zaman yemeyeceksin. Bakıyorum gerçekten de toksin. Ya bir insan bunları konuşmak istemiyorum. O kadar kendini tok hisseder mi? hissediyorsun. Hissediyorsun. Yok hiçbir şey yiyesin gelmiyor mu? Hiç. Ha diyorsun ki tamam. Söylediğinde hikmet var. Bunu yaşayacakmışsın veya böyleymiş demek ki diyorsun. Ha gidiyorsun. Şimdi normalde baktığında bunlar yani kendi içerisinde yargılandığında bir insanın nefsini kaldırabileceği zor şeyler.
Hele böyle bir insan kendine akıllı, zeki böyle kendince kendine belli bir noktada görüyorsa daha da zor onun imtihanı. Bak onun imtihanı daha da zor. O çünkü yani bakacak şimdi Allah Allah yani bunun ne farkı var ki benden ben de yapabilir miyim bunu? Yapabilirim. Yani ne ama ben buna tabi olayım der. İnsan söyler nefsi der bunu. O yüzden bir kimsenin ben her zaman için söylüyorum. Bir kimsenin bir üstelada intisap etmesi büyük bir meseledir. orada intisaplığını devam ettirmesi son nefese kadar götürmesi daha büyük bir meseledir. Ha bu noktada ilmel yakindi aynel yakindi hakkel yakindi bunların içerisindeki der gelir bir an hakkel yakini olur aynel yakini olur ilmel yakini olur bir an kendini çok yakın hisseder bir an kendini çok uzak hisseder o nefis kendi nefsinin durumuna göredir o.
Aslında üstada göre değildir o. Ya ben çıkış yolunu öyle gör dedim. benim şeyhim nasıl davranıyorsa davransın ne diyorsa desin ben gideceğim onun dizinin dibinde oturacağım beni ilgilendirmez ister dövsün ister sövsün ister çarpsın ne yapıyorsa yapsın. Ben kendime öyle yol bulduydum. Yani aklına uyarsan çünkü mümkün değil. Bak mümkün değil aklına uyarsan. Her neyse gitti hiçbir şey olmamış gibi git otur. Herkes havada uçuşuyordu dersini almış şunu yapmış bunu yapmış. Ben gittim böyle böyle mi yaptım? hayır dedi bana. Böyle her şeyi almışsın öyle mi? Hayır oğlum yalan söylüyorlar iftira ediyorlar. Selamun aleyküm aleyküm selam döndüm geldim.
Herkes bir şey dedi. Hiç umuruma katmadım ben. Söylemiştir dedim. Herkes dedi ya nasıl? basbaya senin yanında söylemiştir kardeşim. Bana hayır dedi. Bana söyledi bana benim için geçerli. Ben şimdi Adnan Hoca'ya bir şey desem Adnan Hoca benim Adnan Hoca'ya benim söylediğim geçerli. Ya sen Hüseyin'in yanında Adnan Hoca için böyle demiştir. Adnan Hoca'nın dediği şey şu demiştir kardeşim. Ama bana böyle dedi. Bitti. İnsanın kurtuluş kapısı o. Ya Abdülhalim Abdülhalim senin için böyle böyle demişti. Ya benim yüzüme demedi ya da Perşembe günü derseydik yüz yüzeydik deseydi benim yüzüme derdi. Benim anda telefonum da var. Bana söyleyecek olduğu bir şey de söyler çok rahat.
Bitti. Bu insanın kurtuluş kapısı. Birine söyleyeceksem söylerim. Bitti. Veya birine söyletirim. Dedim ki işte Adnan git ona şunu söyle şöyle söyle veya işte Halit git bu adama bunu bunu bunu söyle böyle böyle yapmasın veya şöyle yapsın böyle yapsın. Direk birinci ağızdan. Onlar da derler kardeşim birinci ağızdan bize böyle söyler. Bitti. İstersen orada kendin sor. Bu da bir yoldur çünkü. İkisi de yoldur. Üstad ister direkt birisine söyler isterse oranın zakiri o bölgenin zakiri oranın zakiri o işte sorunlu bir kimse onun üzerinden de söyler. Deh. Veya bir başkasının üzerinden de der. Der. Dergah onun keyif onun. Bak dergah onun keyif onun.
Bize ne düşer? Bize sabredip oturmak düşer. Çünkü en zor şeydir o. Sabredip oturmak. Siz bir şey söyleyecektiniz. sorunlu bir şey. Bir şey baktığımız zaman soruncuları görüyoruz. Neden namazlıkla soruncuları görüyoruz. Şimdi arkadaşlar bugün sorunluğu tutmuyor. Tutmadığı halde tutmayanları diyoruz. Mesela son günlerde baktığınızda sonra bir sorunluğu beraber oldu. Sekiz ay burada. mafya oldu. Tamamıyla biz onları büyüdürüz zaten.
Neden namazlıkla ne de ölçü böyle hayır bildiğinizde şer şer bildiğinizde hayır vardır. Ya insanın nerede ne şekilde imana gelip doğru yola gireceği biri değil ki. Elhamdülillah onların dindarlıkları da çok iyi oluyor. Gerçekten yani solcu bir kimse dindarlaştıysa dindar olduysa muhteşem bir adam oluyor. Ya neden biliyor musunuz o geçen haftaki cumartesi de atıfta bulunalım. Yani o kimse inkar etmiş çünkü. O inkar ettiği için hiç din tanımamış. Dini otomatikman ret etmiş. Onda şirk kokusu yok hiç. O anasının babasının dedesinin ninesinin mahallesinin dininden değil. Komple dini otomatikman inkar etmiş. Atmış kenara. Dini inkar edip kenara attığı için o kimse şey sıfır.
Ona din anlatılınca mitti. O kimse iman etti kaldı kalır ona. Biter onun meselesi. Biz de böyle anadan babadan dededen mahalleden olunca şirk ehliyiz. Biz o kendi içimizdeki putlaştırdığımız şeyleri atmakta zorlanıyoruz. O yüzden biz hata yapabiliriz bu noktada namazda abdestte oruçta ama bir kimse böyle küfürden direkt imana dönünce o otomatik bank kalıyor.
Bir de şimdi yanlış anlaşılacak bir solcu kafası okuyup araştırmanın üzerine kuruludur. Solcular kadar kitap okuyan yoktur. Çok kitap okurlar, çok araştırırlar. Kitap okumanın ve araştırmanın üzerine kurulu bir felsefe olduğundan din üzerinde de aynı şekilde duruyorlar. Müthiş okuyorlar, müthiş araştırıyorlar ve kabul ettiklerinde de müthiş kabul ediyorlar. Yani 30 senelik dergah hayatımız var. Örneğin yani normalde solcular kadar enteresan soru soranlar yoktur. Örneğin aha Hakan bizim solcu nelerde neler araştırıp getiriyor.
Öyleler. Kin, haset, kıskançlık gibi duyguları içimizden nasıl atabiliriz? Zahiren bu duygularla hareket etmezsek bu duyguların imanımıza vereceği zararı önleyebilir miyiz? Bunlar normalde bir kimse de kanalize olunur. Bunlar yok edilmez. Bir kimse kinlenecekse Allah düşmanlarına kinlenecek. Mesela haset edecekse kendince diyecek ki bu ehli küfür bunu nasıl yapıyor? Biz ondan daha fazlasını yapalım diyecek. Bu noktada kıskançlık olacaksa kıskançını eşini kıskanmada derganı kıskanmada dinini kıskanmada kullanacak. Bunları kanalize edecek. Bunları yok etmek mümkün değil. Bunları yok etmeye çalışmak insanın fıtratıyla bayanlar tarafına ses gitmiyormuş. Yazmışlar bayanlar tarafına şu öbür mikrofon şurada yukarıda onu da verin.
cemaatle namaz kılmak mümkün iken herkesin namazı tek kılması doğru mu? Cemaatle namazın önemini anlatır mısınız? Bazen dergahta cemaatle namaz kılmak yasak deniyor. Normalde sohbet başladığında bir kimse namaz kılacaksa kendince oturur bir kenarda namazını kılar. Cemaatle namaz kılmak neden yasaklansın? Ama normalde mesela örnek sohbet başlamış bir yerde orada cemaatle namaz kılacağım diye uğraşıyor. Bu da uygun değil. Veyahut da orada bir çalışma var.
Çalışma yapılacak. Cemaatle namaz kılacağım diye uğraşıyor. Uygun değil. Veyahut da burada şu anda sohbet var. Örneğin sorulu cevap sohbet var. Şimdi birisinin orada kalkıp da işte kendi kafasından Kur'an-ı Kerim okumaya başlaması gibi. Uygun değil kardeşim. Buranın bir kendince oturmuş odaklanmış tasarlanmış tespit edilmiş bir yolu var. Şimdi sohbet zamanı. Ya işte 5-10 kişi şurada arkada geçelim cemaatte namaz kılalım. Yok kardeşim şimdi sohbet zamanı. Ha sen illaki namaz kılacaksan git orada tek başına namazını kıl. Veyahut sen Kur'an-ı Kerim okuyacağım diyorsan al Kur'an-ı Kerim'i git öbür tarafa tek başına oku. İçinden oku. Ama ben sesle okuyacağım.
Bu uygun değil. Veyahut da camide örneğin Ulu Cami'de bir kimsenin oturup orada sesli Kur'an-ı Kerim okuması. Kur'an-ı Kerim'i dinlemek var. Sen bütün milleti neden bağlayıcı bir iş yapıyorsun? Kur'an-ı Kerim okuyacaksan otur kendi içinden oku. Bunun gibi. Ben 3 harflere uğramışım. Ezan saatlerinde boğazıma bir şey düğümleniyor. Ne yapabilirim? Ezanı bir güzelce dinle. Hatta böyle kendi kendine onlar sana seninle uğraştığını düşünüyorsan başta ezan okumaya. bakın kendince size böyle iliştiğini veyahut da kendinizce ya burada cini taifesi mi var diye kendi kendinize düşündüğünüzde atın elinizi kulağınıza bir ezan okuyun orada.
Ezanın okunduğu yerde kafir cinniler durmaz. Ancak mümin cinniler durur. Neden Avrupa'da kafir cinniler daha fazla? Neden Avrupa'da yaşayanlar bu tip rahatsızlıklara daha fazla düçar oluyorlar? neden bir Müslümanın Darül Harp'te yaşaması caiz değil? Bir Müslümanın Darül Harp'te yaşaması caiz değildir. Ha diyeceksiniz ki burası Darül İslam mı? Ya bu normalde Avrupa'ya göre bakarsan daha ehven. Ben o yüzden milletin Avrupa'ya gidip çalışmasına uygun görme. Ne işin var küfür beldesinde? bir insan ciddi bir şekilde kendi memleketinde de çalışırsa o parayı kazanır. Ha illaki zengin olacağın diye bir kaydı yok mu dünyada?
Herkes zengin olacak diye de bir kaydı yok. Sen kendince dinini yaşamanın gayretini dini yaşamanın gayretini edin. Sen kendince küçük şeylerde mutlu olmanın yolunu bul. Ha sen çalış gayret et koştur. Çok para kazanacak çok zengin olacağın diye bir kaydı yok. Böyle bir şey yok. Böyle bir şey zaten normalde herkesin kendi üzerine böyle böyle bir kendisini böyle bir şey noktaya getirmesi büyük bir kaos zaten.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden cinni taifesi ezandan kaçar, zikirden kaçar, kelime-i şehadetten kaçar. Hangisi? Kafir olanlar. Siz bir yerde diyelim ki burada cinni taifesi var diye kendi kendinizi hissettiniz. Başlayın cehri tevhide la ilahe illallah. ezan okuyun. Bunlar tevhide gelemezler. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah demeye gelemezler. Ezana gelemezler. Kur'an'a gelemezler. Ayet-ül Kürsi'ye gelemezler. Felaknas'a gelemezler. Bunu normalde o kimse tabi iman edecek bir de bunun gerçekten böyle olduğuna. Ha kafir cinni ise ezan okuduğunda çeker gider. Kelime-i şehadete başlayınca çeker gider.
cehri felaknas okumaya başlayınca çeker gider. Cehri felaknas okumaya başlayınca. Eyvallah. Cehri ayet-ül Kürsü'ü okursanız çeker gider. Hiçbir şey bilemiyorsanız kelime-i şehadete devam edin. biz iki kardeşiz. Ninemlerle hep birlikte oturuyoruz. Birbirleriyle anlaşmakta çok zorluk çekiyorlar. Sürekli bir huzursuzluk var. Kardeşimle ikimiz ortamı yumuşatmaya çalışıyoruz. Bissiz bir şey yapamıyorlar ve bizi sürekli yanlarında istiyorlar. Bazen çok bunalıyorum. Onlara karşı sevgisizliğim ve öfkem artıyor. Kendi hayatımı kurtarmada izin vermezler evlenmeden. Bunun içinden nasıl sıyırılabilirim sevgimi her geçen gün yitiriyorum onlara karşı.
Zor yani ihtiyar cahiller de zor. Yani yanlarında torunlarının olmasını bir nimet olarak görmüyorlar. Anne babalar öyle. Cahilse çocuklarının yanında durmalarını bir nimet olarak görmüyorlar. Çocuklar da cahilse anne babalarını bir nimet olarak görmüyorlar. Yani bir kimse bu noktada karşılıklı Kur'an ve sünnet kaidesini oturtturacak. E şimdi nineler dedeler Kur'an sünneti bilmiyorlar ki cahil. Yani o benim torunum diyor istediği gibi ona hükmetmeye çalışıyor. Ya böyle bir şey yok. Kur'an sünnet tarihinde sen ona hükmetmeye çalışma ona da bıktırma. Veya anne baba çocuğunu Kur'an sünnet tarihinde bıktırıyor. Veya çocuk Kur'an sünnet tarihinde annesine babasına davranmıyor.
O da anne babaya zulmediyor. Ya bizim toplumumuzda en büyük sıkıntı bu. Toplumun fertleri Kur'an sünnet tarihinde hakkına razı olup hakkına riayet etmiyor. Hiç kimse kendince bir hudut çizmiyor kendisine. Ya Kur'an sünnet tarihinde benim hakkım bu kadar kardeşim. Allah'ın Allah'ın din noktasında verdiği hukuk bu. Ben buna razı olayım. Ben evin erkeğim diyerekten bu kadına zulmetme hakkına sahip değilim. Ben babayım diyerekten çocuklarımı zulmetme hakkına sahip değilim. Ben dedeyim diye bütün herkese zulmetme hakkına sahip değilim. Ben hocayım, ben hacıyım, ben üstadım, ben zakirim, ben şeyhim. bir kimseye zulmetme hakkın yok ki senin.
Herkes kendince kendi hududunu koyacak, bilecek. Bunun bilmesine Kur'an sünnet dairesinde. Bu sufilikse tasavvufun ana ilkeleri var. Bu dairede kalacak. Bu aile ise ailenin kendi içerisinde yapılanması var. Erkek, kardeşim çocuklardan sen sorumlusun. Sen sorumlusun. Kadın bakmak zorunda değil. Ne kadar bakabileceksen o kadar çocuk yap. Ben adamım, ben istedim öyle bir şey yok. Çocukların sorumluluğu sanayi. Yemesi, içmesi, eğitimi, bakımı, her şey sanayi. Hududunu bil. Kadın da hakkının hududunu bilecek. Bu adamın yaşam hayat standardı bu. Bunun üstünden adamdan bir şey bekleme.
Veya bir dede, bir nine ne isteyeceğini bilecek. Nereye kadar hakkı, hukuku bilecek. bizdeki en büyük handikap bu. Derviş üstadına karşı hakkını, hukukunu korumuyor. Üstad dervişe karşı hakkını, hukukunu korumuyor. Derviş zakire karşı hakkını, hukukunu korumuyor. Zakir de dervişin üzerine hakkını, hukukunu korumuyor. ailenin içerisinde eşler birbirlerine karşı haklarını ve hukuklarını korumuyorlar. Kardeş sen ne anlaştın nikahdan önce? Sen dedin mi eşine evlenirken ben bak para pul getiremem, çalışmam, etmem, tembelim. Bak benden evleniyorsun ama eve de sen bakacaksın. Eşine böyle mi söyledin diyorum ben. Hayır diyor. Oğlum neden çalışmıyorsun? Neden evine ekmek götürmüyorsun? Neden çoluğuna çocuğuna bakmıyorsun?
Ses yok. diyorum bunu söylemiş olsaydım bu kadın seninle evlenir miydi? Bakıyor gözümün içine. Ya git çalış, bin liraya çalış. Git bin beş yüz liraya çalış. Git çalış. De ki ben bin beş yüz lira getirdim bu kadar çalıştım. Bu kadar ne yetiştirebiliyorum? Bana göre iş yok. Ben çalışmayacağım. Haydi ne olacak? Annenin evine göçelim. Kadın kadınken diyor ki ya ben bunu kendi annemin evine götürmek istemiyorum diyor. Kadın kadınken söylüyor bunu. Adam adamken bunlar rahatsız değil. Nasıl adamlıksa e olmazsa sen dört ay bir annenin evine git.
Neden? He eve bakacak durumda değilim. Sen çocukları dört beş ay evine git. Oğlum ne ama evlendin o zaman? Bu kadın tek başınaydı. Annesi babası bakıyordu buna zaten. E şimdi yanına iki tane üç tane daha çocuk koydun gönderiyorsun annesinin evine. bakmaz zorunda mı senin çocuklarına? Hiç kimse hakkını hukukunu hududunu çizmiyor. Toplumun en büyük handikapı bu. Toplumun en büyük handikapı. Erkek annesine bakmasına bakmakla mükelle. Ya evleniyorsun kadın bu adam annesine babasına bakacak hatta adamın sorumluluğu birinci derecede annesine babasına bakmak ondan sonra işine ve çocuklarına bakmak. E bu gidiyor annesine babasına para yardım ediyor.
E edecek senin parana mı veriyor? Yani insanlar kendi hudutlarını bilmiyorlar. Diyorum seninle evlenirken seninle evlenirken nerede evlendirdin nereye gelin gittin filanca eve hala da orada mısın? Evet. Peki diyorum evlendiğin gün ne şimdiki arasında senin evini ihtiyaçlarını karşılamadığı bir düşüş var mı? Yok. Ama götürüyor annesine de veriyor. ya annesine de verecek. Annesi değil mi adamın? Veya babası değil mi adamın? Babasına da verecek. Bu Müslüman İslam bu. Bu adam İslam. evlenirken o İslam dairesinde evlendi. Babası ona ne zaman gel oğlum dese gidecek ona o. Gece saat birde çağırıyor diyor.
Sabah beşte de çağırır diyor. Adamın oğlu değil mi? Kızını çağıramaz. Anne baba da kendi hukukunu bilecek. Ya sen kızını evlendirmişsin kardeşim nereye çağırıyorsun sen? Kızını evlendirdin mi evlendirdin? O adama çağırma. Temizlik olacakmış. Kim temizliyorsa temizlesin. Çağırma. Yok işte misafir gelecekmiş de pasta börek yapacaklarmış da herkesin kızları geliyormuş. Gelmek zorunda mı ya? Bu adam göndermek zorunda değil. Aynı şehirde mi yaşıyorsun? Evet. Haftada bir gün sana getirmek zorunda. Aynı şehirde yaşadığından dolayı. Aynı şehirde değil mi? Yılda bir sefer getirmek zorunda.
Farklı şehirde sen. E kızının telefonu sırf gel gelecek kız. Git gidecek. Damadı da gel gelecek git gidecek. Yok böyle bir hayat. Herkes hududunu bilecek. Hakkını bilecek diyecek ya benim böyle bir hakkım yok. Aynı şehirde yaşıyor. Kızının evinde kayınvalide kayınpeder kızının evinde yaşar mı? 10 gün 15 gün ne işin var orada senin? Damadın evinde ne işin var kardeşim senin? 10 gün 15 gün 20 gün bir ay ne işin var senin orada? Otur oturduğun yere. adam senin kızınla evlendi.
Aile boyu mu aldı? Zülalecek mi aldı seni? Herkes hududunu bilecek. Diyecek ki yok ben bunu yapamam. Otur oturduğun yere yapma. Herkes zaten Kur'an sünnet dairesinde kendisinin ne yapması gerektiğini ne evlatsın torunsun kocasın gelinsin damatsın dedesin ninesin ne olduğunu senin konumun bu. Kime karşı hakkını hukukunu hududunu çizsen problem biter. Bakın problem biter. Problem diye bir şey kalmaz. Dervişse derviş adam ben gece yarısı dervişin evinde ne işin var benim? O bizim dergahın dervişi. Ne alakası var kardeşim ya milleti rahatsız ediyorsun? Böyle bir şey yok.
Varsa bir problem bir sıkıntı bir şey tamam eyvallah. Hududu bilecek herkes. Herkes hududun dairesinde duracak. Ama bizde şey önde böyle adet gelenek görenek onun olsa kendi kendine böyle işte örf edilmişler. Dogmatik şeyler doğru olmayan şeyler. E bizim ailede böyle ha senin aile özel dinden üstün senin aile Kur'an ve sünnetten üstün senin aile Allah'ın dediğinden üstün senin aile Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetinden üstün ne büyük bir ailen varmış ne kutsal bir ailen varmış yok böyle bir şey
Allah muhafaza eylesin herkes Kur'an ve sünnet dairesinde duracak adabını erkanını bilecek haddini bilecek haddini bilecek annesindir babasındır çocuğunun hayatını çocuğunun hayatını perişan edecek şeyler senin hakkın değil senin oğlun olabilir oğlunu yakma senin kızın olabilir kızını yakma senin damadın olabilir damadını yakma yakma senin annen olabilir sen anneni yakma senin baban olabilir sen babanı yakma hududunu bil hakkını bil hakkına razı ol Allah herkesin hakkını hukukuna ayırmış ondan razı ol ondan e razı
olmuyor adam biz farkında değiliz namaz kılıyoruz oruç tutuyoruz Allah'ı razı etmek için ama Allah'ın bize biçmiş olduğu hududtan razı değiliz bakın Allah'ın bize biçmiş olduğu hududtan razı değiliz ya bize bir hudut çizmiş sen bu hududu çiğneme ikili ilişkilerde anne baba ilişkilerinde dede torun ilişkilerinde karı koca ilişkilerinde akraba ilişkilerinde bir hudut var ya hududu çiğneme sen bakıyor gözümün bakıyor gözümün içine ben öyle deyince Allah muhafaza yanlış yani adama diyorum çocukların sorumluluğu sana ait
bakıyor şimdi gözümün içine sana ait o sorumluluğu almayacak üzerine evlenmeseydin kardeşim birisi öyle dedi ölsem dedi e dedim senin babana ait o zaman ya senin ailenin kaçışı yok Allah muhafaza eylesin Ebu Hureyre her mümin sıddık ve şehittir dedi ne diyorsun ya Ebu Hureyre denilince Allah ve Resulüne iman edenler Allah katında sıddık ve şehitlerini ta kendisi eder hadis 19 e o iman üzerine devam ederse evet her mümin diyor mümin mümin denilince müminlik sıfatlarını üzerinde taşıyan kimse demek onlar ki namazlarını
dosdoğru kılarlar sekatlarını dosdoğru verirler onlar ki ayaktayken otururken yanlarının üzerine zikrederler onlar ki Allah'ın hududunun dışına çıkmazlar mümin denilince o ve onlar sıddık ve şehittirler neden onlar Allah yolundadır Allah yolunda her daim duran bir kimse üzerine gelen bir rahatsızlıktan beladan musibetten sıkıntıdan dolayı ölürse o kimse şehit hükmündedir sıddıktır onlar Kur'an ve sünnetten asla sapmazlar o istikamet üzerine dururlar mümin dediğinizde Kur'an ve sünnet istikametinden hiç sapmayan kimsedir
bakın özellikle Kur'an sünnet diyorum imamların iştahını koymuyorum neden imamların iştahı kutsal değildir değişkendir imamların iştahı değişebilir iştahat her zaman değişir imamların iştahatlarının kutsiyetleri yoktur 100 yıl önce ayrı iştahattır 100 yıl sonra ayrı iştahattır bu neyle alakalıdır bu normalde iştahat kapısı açıktır çünkü iştahat kapısı açıksa değişkendir iştahat kapısı iştahat kapısı kutsiyeti yoktur çünkü hep değişebilir ama ayet değişmez hadisler değişmez anlam ve mana değişebilir bakın anlam ve mana
değişebilir o yüzden ondan çıkarılacak hukuk hüküm değişebilir eyvallah o yüzden imamların iştahatı mezheplerin iştahatı kutsal değildir bizde kutsal olan iki şey vardır birisi Kur'an'dır birisi de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetleridir sünnetlerde bir lafzi sünnetler vardır iki fiili sünnetler vardır bu lafzi ve fiili sünnetler de kendi içerisinde ikiye ayrılır bunlar nedir bir Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kendi şahsı maneviyatını ve şahsını ilgilendiren sünnetler vardır
iki umuma ait olan sünnetler vardır mesela onun ertesi güne evinde yiyecek bir lokma bir şey kalmazdı bu onun kendisine ait bir haldir biz o hal ile hallenmeye kalkarsak debeleniriz bu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine aittir birisi peygamberle yarışmaya kalkmasın o yüzden dedi ki ibadetlerinizi benden gördüğünüz gibi yapın benim yaptığım gibi yapın demedi o yüzden onun bazı sünnetlerini de onun kendine ait bir şey miraç kendisine ait bir şey mucizeler kendisine ait bir şey işte dörtten fazla evlilik
kendisine ait bir şey bakın kendisine ait bir şey bunun gibi mesela peygamber eşlerinin hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri boşasa da ondan sonra ölse de bir başkası tarafından nikahlanmaması peygambere ait bir şey bunu genelleştirmek bunu böyle farklı bir noktalara çekmek uygun değildir veya peygamber eşlerine ait olan tutum ve davranışlar vardır ümmetin diğer kadınlarını bağlamaz bunlar o peygamber eşlerine aittir o mesele onların hukuku özeldir çünkü veya peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
hazretlerine ait olan hukuk vardır o peygamber efendimiz aittir onu umumileştirmek mümkün değildir bir de umuma ait olan sünnetler vardır umuma aittir söylemiştir bunu böyle yapın demiştir herkesin içerisinde öyle uygulamıştır bunu böyle uygulayabilirsiniz demiştir bunlar umuma aittir bunlar da yapılabilir bunda bir sıkıntı yok evet o yüzden mümin olmak hem felsefe olarak hem fiiliyat olarak Kur'an ve sünnete tabi olmaktır imamların iştahdını haşa böyle kenara attığım gibi düşünmesin ha şöyle öyle bir yanlışlığa düşmeyelim
ben Hanefi'ye göre namaz kılıyorum Hanefi'ye göre ibadet etmeye çalışıyorum mümkün olduğunca böyle kendi aklınızdan böyle ya işte imamların iştahdını kenara attı diye düşünmeyin ama imamların iştahatları kutsal değildir kutsal olsa değiştirilemez hiç ama bizde iştahat kapısı açık her yüzyılda bir müştehidin gelmesi o müştehidin dini tekrar yeniden bu noktada yenilemesi tazelemesi iştahat felsefik açısından felsefik açıdan yenilemesi bir önceki mesela düşünebiliyor musunuz her yüzde her yüzyılda ama bölgesel ama ümmete
mütalik bir müştehidin çıkması bölgesel de olabilir bu bu illaki böyle bütün ümmeti bağlayıcı bir noktada olması şart değil mesela Türkiye'den böyle bir müştehit noktasında bir zat çıkıp müceddit noktasında bir zat çıkıp yani bunları iştahat edebilir yeniden yeniden bunları dizayn edebilir ne yazık ki yetişmiyor Allah bizi affetsin ümmeti Muhammed'in hali işler acısı o yüzden yani bunu normalde bu ortak bir aklın ortak bir kalbin ürünü olabilir yani keşke bütün ilahiyat hocaları işte diyanetin kendi içerisinde yetiştirmiş olduğu
önemli kimseler böyle bir konsansüs halinde toplansalar yani bu normalde ibadetle alakalı muameletle alakalı meselelere yeniden iştahat getirseler bunları bir kitap altında ııı toplasalar bunları yayınlasalar insanlarda bu tartışma bitse yani birisi çıkıyor hadislerin hepsini inkar ediyor birisi çıkıyor hadislerin bir bölümünü inkar ediyor birisi çıkıyor kader yoktur diyor kadere imanı inkar ediyor birisi hatunlar örtünmek zorunda değil diyor televizyonda şakkak şakkak oynuyor bir bakıyorsun birisi bir tarafta ondan sonra
hatunlarla alakalı hadisleri reddediyor başka hadisleri kabul ediyor ooo bir bakıyorsun bir başka birisi şan şöhre şatafat içerisinde farklı şeyler söylüyor evet islam toplumu iştahda açık bir toplumdur islam dini iştahda açık bir dindir ama islam sapıklığı kabul etmez sapkınlığı kabul etmez kur'an ve sünnetin dışında duracak çıkarttır onu çıkaracak siz hiç milletvekili olup da parasını pulunu kaybedeni gördünüz mü siz hiç milletvekili olup da evini barkını tarlasını takkasını satanı gördünüz mü siz hiç belediye başkanı
olup da tığ taber şahmaran belediye başkanlığından sonra ya bir tek belediye başkanlığından emekli maaşı kalanı gördünüz mü bir tane ernek gösterin hiç siz belediyede belli bir işlere belli bir makamlara gelip da böyle tığ taber şahmaran kalanı gördünüz mü lan nerede iş kaybeden var nerede yol kaybeden var nerede ursuzu arsızı var nerede hırsızı var gidip siyazet yapıyor lan adam iki koyunu versen iki koyunu güdemeyecek ikisini de kaybedecek gelecek koyunsun dönecek adam bir bakmışım bir yerde amir memur o yüzden aramıza katmıyoruz
neyi yani kardeş burası iş bulma kurumu değil bizim partililerle de aramız iyi değil değil onlar bizi sevmiyorlar bizde onlar bizi sevsin diye uğraşmıyoruz zaten onlar bizi sevse Allah bizi sevmeyecek onların sevdiğini Allah sevmez bende o kanı oluştu neden ya kardeş Allah'ın sevdikleri belli Allah namaz kılanları oruç tutanları zikredenleri kendi yolunda mücadele edenleri tövbe edenleri Allah yolunda sıralı tuğlalar duvarlar gibi duranları Allah temizlenenleri sever Allah rüşvetçilerle beraber olan ondan sonra üçkağıtçılarla
beraber olan alev vere talev vere yapacak olanlarla beraber olanları sever mi Allah imzasını satan adamı sever mi yol açık bakın Hz. Ömer radiyallahu anh hazretlerinin torunlarından dokuzuncu halife Ömer bin Abdülaziz halife olmazdan önce bölgenin en zengini halifeliği bıraktığında bölgenin en fukarası oluyor halifeliği bıraktığında mevcut olan malını da kaybediyor o kimse mevcut malını kaybediyor ya bana bir tane siyasetçi gösterin Allah rızası için siyasete girip de malını mülkünü siyasette kaybeder o zaman bizim içimize
iş bulmaktı aşk bulmaktı eş bulmaktı yancısı çarşısı yok bizde ya Allah için toplanıyoruz Allah için toplanıyoruz ve Allah'ı zikrediyoruz ben sağ olduğu müddetçe Allah rızası için bizim içimize girmesin bunlar biz önemli değil çok kalabalık bir cemaat olmayabiliriz bizi çok seven olmayabilir çok kabullenen olmayabilir biz böyle kelayna kuşu kalabiliriz hiç hiç bunlardan gocunmuyorum ben bizler böyle garip bir insanlar topluluğu olarak kalabiliriz ki öyleyiz öyleyiz garibiz biz bizim bu dünyadan sahibimiz yok yok öyle birisi
arkamızda dursun böyle birisi ooo peşmiştesin böyle bir şeyimiz yok hamd olsun biz Cenab-ı Hak'ın bizi ne kadar lütfettiyse ikram ettiyse ihsan ettiyse o kadarız bundan da bir şikayetimiz yok bundan da razıyız bize ne lütfettiyse ne ikram ettiyse biz ona razıyız biz böyle onun bize verdiklerinden eee ne o razı olmama gibi bir lüksümüz yok Allah muhafaza eylesin o yüzden onlar Allah'ı zikretmek için toplanırlar bizim burada toplanmamızın sebebi maksadı amacı hedefi Allah'ı zikretmek başka bir derdimiz yok Cenab-ı Hak
bu hadisi şerifte beyan edilen o yüzlerinin beyazlıkları kendilerine bakanların bakışlarını kapladığı kullarından eylesin Cenab-ı Hak bizi kendisini zikreden kullarından eylesin Allah için yaşayan Allah için zikreden Allah için yürüyen koşan kullarından eylesin âmîn Kimisiyle görüşebildik, kimisiyle görüşemedik.
Bu küçük bir sağlık problemiyle alakalı. Allah razı olsun hepinizden de hakkınızı helal edin. Bir sıkıntı yok, hamdolsun, bir problem yok. Cenab-ı Hakk'ın verdiği lütuf ikram üzerine hamdolsun, sağlığımızda da bir problem yok. Her şeye devam. Destur ya Allah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi