Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Eylül 2017 · 50:50
Selamun aleyküm. Allah gecenizi ayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Ümmet-i Muhammed'e birlik ve beraberlik ihsan eylesin inşâAllah. Yakın arkadaşım benden para istedi, ben olduğu halde yok dedim. Sonradan var diyemedim, günahı var mıdır? Evet. Yalan söylemiş oldun. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak var etmiş. Sen onu göz göre göre yok dersen, yalan söylemiş oluyorsun. Allah'ın verdiği nimeti örtmüş oluyorsun. Nankörlük yapmış oluyorsun. Öyle diyeceğine veremeyeceğini söyle.
Mürşid mi müridi arar? Mürid mi mürşidi arar? Ankara'daki arkadaşım sormamı istedi. Bazıları vardır, böyle kendi kendilerini naz niyaz ederler. Mürşid müridi araracak derler. Onlar öylesine kendilerini iyi mürid görürler ki ne yazık ki kendilerindeki küstahlığı, kendilerindeki kibri görmezler. Allah affetsin bunlara hep böyle karşılaşmışımdır ben.
Onlar böyle bir mürşid gelecek onlara. Onlar kıymetli müritler çünkü. Öylesine ki aranıp da bulunulmayacak müritlerden. Onlar muhakkak kısmeti var, nasibi var. Kısmeti, nasibi gelecek, bulacak onu. O çünkü cevher okyanusun içinde bir inci.
Yani mürşid neymiş canım? Mürşid ayak takımı. Dolaşsın arasın o müridi arasın. Hemen buna da işaret Şemseddin-i Tebrizi'nin Hazreti Mevlana Celaleti Rumi Hazretlerine gelmesini bağlarlar. Şemseddin-i Tebrizi Hazretleri, Hazreti Mevlana Celaleti Rumi Hazretlerine geldiğinde Şemseddin-i Tebrizi Hazretleri şeyhti. Hem babasından icazetli, hem babasının halifesinden icazetli bir şeyhti.
Ve Şemseddin-i Tebrizi Hazretleri manevi emirle geldi ona. Ama herkes kendini Mevlana görür. Bir Şems'i gelip onu bulacak, uçuracak onu. Ama o kimse ben Mevlana mıyım diye bakmaz. O kimse ben ne kadar dervişim diye bakmaz. Ben ne kadar sufiyim diye bakmaz. Ben ne kadar derviş adayım diye bakmaz. Ben ne yapıyorum diye kendi kendini incelemez. Ben neredeyim diye kendi kendini tefekkür etmez. O yüzden onlara göre, yani bir kısım bu kimselere göre mürşid müridi arayacak. Onlar aramayacaklar. Allah affetsin. Resmi ve dini nikah olarak boşanılan kadından, kadın başka biriyle evlenmeden aynı kadın ile tekrar nikah kıyılır mı?
Hanefi'ye göre bir erkek bir kadını üç talak üzerine boşar ise, resmisini karıştırmayın. Resmisi dini bir ibadet değildir. Resmisinin dini bir hükmü yoktur. Bizim çünkü evlilik, boşanma bu tip işler İsviçre Medeni Kanunu'ndan ayrılmalıdır. Alınmalıdır. Almışlar İsviçre Medeni Kanunu'nda ne varsa hepsini de alıp getirmişler, buraya koymuşlar. Bu kadar. Yani bu bizim için, bizim toplumumuz için, bizim toplumun örf ve adet gelenek göreneğine, inançlarına uyar mı, uymamışlar, uymaz mı bakmamışlar. Bunu yaparlarken de böylece çağdaşlaşacaklarına, böyle batılılaşacaklarına, böyle batıya benzeceklerini düşünmüşler, almışlar, getirmişler.
O yüzden resmi evlenme aktidir o, nikah değildir. Türkiye layık, demokratik, sosyal hukuk devleti olduğundan, dini terminolojileri aslında kullanması uygun değildir, layıklığa aykırıdır. O yüzden resmi evlenme akti, dini evlenme nikahı değildir. Kim öyle söylerse suç işlemiş olur aynı zamanda da. Layıklığa aykırı hareket etmekten savcının önünde nefeslenir. Savcı iyi bir kimse ise bir çay içirir ona, ondan sonra başlar sormaya. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bir kimse dini olarak bir kadını üç talak boşar ise, bu dini bilen bir kimse ise, üç talakı birden verirse, üç talak da geçerli olmuş olur. Cahil, dinden, diyanetten uzak, öğrenmemiş, öğretilmemiş. Çünkü Türkiye, İslami bir eğitim alınan bir ülke değil.
Dini bir eğitim olmadığından ve insanlar dini bir eğitim almadıklarından dolayı din cahili. Televizyonlarda sosyologlar konuşuyor, televizyonlarda ekonomistler konuşuyor, dinle alakalı. Televizyonlarda siyasetçiler konuşuyorlar, dinle alakalı. Televizyonlarda medreseden yetişmiş düzgün alimler konuşmuyor. Televizyonlarda düzgün icazetli şeyh efendiler konuşmuyor. Basın yayın organlarında Kur'an ve sünnete sımsıkı bağlı ehl-i sünnet imamlar, ehl-i sünnet müftüler, ehl-i sünnet şeyh efendiler, ehl-i sünnet alimler konuşmuyorlar. Ha bire muska satıyorlar, yok cincilik yapıyorlar, yok ne o, zemzem suyundan yıkanmış kefen satıyorlar, tuhaf tuhaf şeyler satıyorlar. Yani dini kanallarda.
Yani baktığınızda orada Kur'an ve sünnete uygun kaç kişi var? O yüzden insanlar dinlerini bilmiyorlar, din cahili. E din cahili olan insanlar o kızgınlıkla böyle ben seni üç talakta boşadım dese cehaletinden dolayı bir talak sayılır yine o. Çünkü aşere-i mübeşşer eden ve ashab-ı Resulullah'tan büyük bir kısmı bir seferde üç talakın verilmeyeceğini, kızgınlıkla o üç talakta dese bir talak sayılacağına dair fetva verenler.
Hazreti Abbas da bunların içerisinde, oğlu Abdullah bunların içerisinde bunun gibi. O yüzden bu tip İslam'ın öğretilmediği, yaşanmadığı yerlerde bilmeyenler bu fetva üzerinden evliliklerini kurtarma açısından uygulanabilir. Uygulanabilir. Ama öbür türlü dini biliyorsa bir kimse, o hepsini, üçünü de bir talakta verirse uygun boşama değildir. Sünnete uygun boşama değildir. Ama bir kısım sahabeler bunun da sünnete uygun olduğunu, üç talakı birden verip sonra iddetlerini beklettikleri olan da bunlar da var. Ama sonuçta dini bilen bir kimse üç talak verirse mesele hallolmuş oluyor. Kutlu Doğum Haftası tarih tartışmaları ve kesinleşen tarih hakkında yorumunuz nedir?
Kredi kartı taksitleriyle, ömre ve haç yapıları mı? Bunlar Kutlu Doğum Haftası tartışılır. Normalde bir şeyin arkasından biz tabiri dahi caizse dananın arkasında buzağı aramayı severiz biz. E Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri normalde kutlanıyordu. Aslında evet yapılsa hoş olurdu. Yani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kandilini döndürmek öyle devam. Biz birkaç sefer bunu Cafer ve yakın dahilindeki arkadaşlar biliyorlardı. Niyetlendik biz birkaç sefer. Kutlu Doğumu kandilde yapalım ondan sonra diye. Ama arkadaşlar böyle biraz daha şey dediler. Yani işte kandili tekkede kandil gibi yaşayalım. Biz hani kapalı spor salonunda yapmayalım dediler. Öyle devam ettik. O yüzden Kutlu Doğum Haftası tartışmalarına herkes bir şey söylüyor.
Bir şey söylememize gerek yok. Ama kandil günü yaparlarsa hala olur. Kredi kartı taksidiyle ömre ve haç yapılır mı? Normalde taksitle ömre ve hacca gidilir. Bir kimsenin manevi ilişkisinin kesildiğini kişi nasıl anlayabilir? Üstad o kişiye açık açık bildirir mi? Dersini iade edip sizden tekrar ders almak isteyenler sizi hala rüyasında gördüklerini söylüyorlar.
Ama dersli değiller. Manevi bağı kesildiği halde rüyada neden görülür? Sadece bağı olanlar görebilir diye düşünüyordum. Bu düşünce yanlış mı? Normalde bir kimsenin manevi bağının kesilmesi iki şekilde olur. Bir, ya o kimse kendi kendisine der ki ben dersi bıraktım. Bundan sonra benim bu dergahla hiçbir bağım yoktur. İki, ya da üstad der ona. Senin bundan sonra bu dergahla hiçbir bağın yok. Manevi bağın kesikliği budur. Bir, o kimse o derviş adayı kardeş der ki bundan sonra benim bu dergahla bir bağım kalmadı. Ben dersi bırakıyorum, dergahı bırakıyorum. Allah yoluna açık etsin. İki, üstad der ona bir başkasına veya kimse. Der ki bu dergah gelip gitme, burayla bir bağım kalmadı.
Bağım kesilmesi budur. Öbür türlü bir kimse yapmış olduğu hatalardan, kusurlardan, yanlışlıklardan, eksikliklerden dolayı manen kendisinde bir düşüş hissedebilir. Bu onun kendisiyle alakalıdır. Veyahut da o üstadının nazarından düşecek bir fiiliyat, bir iş yapmıştır. Üstadının nazarından düşecek bir iş, bir fiiliyat yapınca da o kimsede manevi bir düşüş olur.
Bu da mümkündür. Bu manevi düşüşü o derviş hissediyorsa tövbe edecek hatasına, kusuruna, günahına. Gidecek üstadıyla helallaşacak, mesele bitecek. Şimdi dersini iade edip sizden tekrar ders almak isteyenler sizi hala rüyasında gördüklerini söylüyorlar. Ama dersli değiller. Görebilirler, herkes rüyasında görürler. Rüyasında görürler, başka dergahdan da görürler, başka şeyhler de görürler.
Rüyasında görür, rüyası sahi midir? Sahihtir. İşte ders almak istiyor tekrar, tekrar rüyasında görüyor. Biz yolun başında bütün kardeşlere söylüyoruz. Arkadaşlar, kardeşler. Bu dergahı terk ettiğiniz müddet, terk ettiğiniz anda bir daha bu dergaha geri dönüşü yok. Açık, yol belli. Ancak diyorum, ben Hazreti Peygamber Efendimiz'i görürsem, peygamberleri görürsem, birbirisini, sahabelerden birini görürsem, sonradan bunu ilave ettim.
Pir efendilerden birisini görürsem, ona ders ver derlerse, ben ona ders veririm. Sufilikte babalı oğlanın sözü bir yere kadar geçerli. Sufilikte hiç kimsenin sözü kat diye, kesin böyle olacak diye bir kaydı yok. Böyle düşünen insan yanlış düşünür zaten. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini bir kimse rüyasında görse, itaat edin demiş reyhabibine.
Onu rüyasında görünce, hayır ya Resulallah ben ona ders vermem mi diyeceğim. Ben kendi nefsim için söylüyorum. Veyahut da Adem aleyhisselamla her ikisinin arasında geçmiş bütün peygamberler var, birbirisi bir şey söylese, bizim hayır demen lüksümüz mi var? Veyahut da sahabelerden birisi söyledi, veya pir efendilerden birisi söyledi, bizim onlara hayır demen lüksümüz yok, benim yok. Bir başkası diyorsa beni de ilgilendirmez. E böyle bir şey rüyamda görürsem, halimde görürsem veririm dersini ne vermeyeceğim. İsterse benim anlımı yarsın o kimse, isterse benim başımı gözümü çıkarsın, isterse kolumu kanadımı kırsın benim. Böyle bir rüya gördükten sonra hiç şeksiz şüphesiz veririm.
Rüyamda kendim, rüyamda birisinden bir şey verildiğini göreyim, hiç tereddüt etmem. Bakın, hiç tereddüt etmem. Birine çavuşluk verilmiş, birine zakirlik verilmiş, birine nakiplik, birine nükabbalık, birine halifelik, birine şeyhlik ver demişler. Bunun altını çizerekten söylüyorum. Uyandığım anda telefonunu biliyorsam kaldırırım telefonunu, sana şunu verdirler bu gece, mübarek olsun, derste de ilan ederim derim, çıkarım işin içinden.
Ama zerrece, ya bunu ben bekleteyim, biraz daha pişsin, yok ersin, yok olgunlaşsın, yok üç ay sonra söylerim, yok beş ay sonra söylerim. Bende yok böyle bir şey. Ben zikrullah alakasında göreyim, zikrullah alakasında söylerim. Gözünüzün önünde, ben yarın ne olacakmış diye düşünmem, ben o esnada gördüm, onu gördüm, anında veririm orada.
Anında orada. Yarını bekletmek manevi sorumluluktur. Beni ilgilendirmez. O yüzden dersini iade eden kardeşler, derslerimize gelirler giderler, zikirlerimize gelirler giderler. Bizim bu noktada şeyimiz yok, bazılarının ben dersini alıyorum. Diyorum ki gelme kardeşim, gelme dediklerim gelmeyecekler.
Bu sohbeti dinliyor herkes. Benim dilimden ona gelme dediysem gelmeyecek o. Veya kimisini mesela diyorum ki sen tekkeye çıkmayacaksın, çıkmayacak. Bunun altını tekrar bir daha çizeyim, böyle söylediğim kimselere, birileri şefaatçi olmaya kalkmasın, onların da başlarını yakarım. Adam kıymet bilmiyor çünkü.
Değer vermiyor adam, değer görmüyor, değer bilmiyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden yol, benim derdim kendimle alakalı değil. Benim derdim bir dergah var, bir dergah kuruluyor. Biz yolun temelini, çatısını, duvarını sağlam örelim. Yol geçen anı gibi olmasın. İşte ben dersi iade ettirdim de, rüyamda hep görüyorum da, e biliyorum. İşte ders alacağım. E vermeseydin ben mi senin dersini geri aldım? Yok oradaki zakire canı sıkıldı, yok oradaki çavuşa canı sıkıldı, yok orada bir hadise oldu, o hadise onun keyfine göre olmadı. Sen nereye geldin?
Dervişlik yapmaya geldin. Adam kafasına göre zakir arıyor. Zakir ona uyacak. O böyle yapalım diyecek, öyle olacak. Şu şöyle yapalım diyecek, öyle olacak. İyi kardeş, zakir istişare etsin, tamam. Sana mı uyacak? Kafasına göre şeyh arıyor. Şeyh onun kafasına göre yapacak. Onun gözüne bakma, bunun gözüne bak. Ona yakın durma, buna uzak dur. Ha böyle yapmaya kalkan edepsizler de var. Bu ne ya? Bizim edebimiz, bizim yumuşak huyluluğumuz.
Yanlış anlaşılıyor herhalde. Herhalde başka bir şey görülüyor galiba. Kimi zakir yönetmeye kalkacak, kimi şeyh yönetmeye kalkacak, kimisi peygamber yönetmeye kalkacak. Kimisi Allah'ı yönetmeye kalkacak. Bu ne? Sufilik, dervişlik. Adı ne? Dervişlik. Ondan sonra yönetemedi ya, işte hakkınızı helal edin, ben gidiyorum. Allah yolunu açık etsin. Eee iki hafta sonra hakkınızı helal edin, ben size gidiyorum dedim ama eee ben gitmek istemiyorum. Yürü git bak işine. Bana karım gidiyorsun dese, ben dedim ki Allah yolunu açık etsin, bir daha dönme mecesine git. Bana çocuğum diyecek bana, çocuğum.
Bana ben gidiyorum diyecek, derim ki dönme bir daha. Bir daha dönme. Ben gidiyorum dersem bir daha dönmem. Ben de gidiyorum dersem dönmem bir daha. Sufilik, yol, yol geçen anı değildir. Adabı, erkanı, disturu, desturu olan bir şeydir.
Adam birine canı sıkılacak, gidecek. Ondan sonra on gün sonra gelecek. Yok öyle bir şey. Allah rahmet eylesin. Bunu örnek olarak görüyorum. Şeyh Efendi'nin zamanı veya Şeyh Efendi'yi eleştirmek için veyahut da onu küçümsemek için değil. Ya adam dersi bırakır giderdi. Aradan iki ay geçerdi. E gelirdi gene bana, efendim ben ders alacağım. Ben sana ders vermem kardeşim. Birisi gitti mi ders vermem onu. Şeyh Efendi'yi beklerdi. Şeyh Efendi gelince herkes sıraya girerdi ders almak için. Onlar da sıraya girerlerdi. Bir de alırlar, yandan bana bakarlardı. Hani bak sen vermedin, biz aldık Şeyh Efendi'yi. İyi, aldın. Üç ay sonra bir daha giderlerdi. Bir de söylerlerdi.
Efendim işte baba ondan sonra biz Mustafa abiye gittik de ondan ders dedik de o vermedi de. O da derdi vermez Mustafa Efendi oğlum vermiş. Ben söylüyordum ona ben vermem efendim. Ben diyordum. Ha kendisi veriyordu dergahının keyfını. Veriyordu. Adam üç ay sonra bir daha gidiyordu. Ben demiyordum ona bu adam gitti diye. Telefon açıyordu bir de giderken. Efendim ben sizin dergahınızı bırakıyorum. İyi. Adamın dergahı bırakma sebeplerinden birisi unutmam. Sabah namazından sonra rabıta yapmış. Rabıtasında Şeyh Efendi ona cevap vermemiş. Görmüş.
Soru sormuş. Soruya cevap vermemiş. Benim soruma cevap vermedi diye bıraktı. Böyle baktım ona. Dedim sen harbiden hudulmuşsun dedim. Ya bir dergah düşün. O dergahda adam sabah namazından sonra ders yaparken rabıta edecek. Şeyhini görecek. Ona soru soracak. Soruya cevap almadım diye bırakıyor dergahı. Kendini nerede görüyor? Görüyor musunuz? Kibir nasıl bir şey insanda? Kibir böyle bir şeydir. Gizli girer insana. Umulmadık bir yerde böyle tingir tepete tangadık düşürür adamı. Dedim tamam. Ben senin dersini aldım. Allah yolunu açık etsin dedim. Ben dedi ondan sonra Abdullah Gürbüz'e de telefon açacağım dedi. Ha aç dedim telefon.
Söyle. Tabii küstahlık böyle bir şeydir. İlla ki kılıcın altına boynunu uzattırır insana. Arıyor. Böyle böyle diyor. Ben diyor Mustafa abiye de söyledim. Dersi bıraktı mı diyor. Dersinizi bırakıyorum. Bana cevap vermediniz. Ne dedi diyor Mustafa abin. Dersini aldım dedim. Aldık dedi diyor. Ala olmuş diyor odana. Kapatıyor telefon. Bu adam 3 ay sonra 4 ay sonra tekrar geldi. İşte ders istiyor benden. Dedim vermem. Şeyh Efendi gitti. Şeyh Efendi verdi. 3 ay sonra bir daha gitti. Mustafa Efendi dedi. Bu adam gene gitti ha dedi. Gitti efendim dedim ben. Ben gittiğini söylemedim. Allah Allah dedi. Oğlum ne oluyor dedi. Dikiş tutmayan hatunlara benziyor efendim dedi.
Bu nasıl laf Mustafa Efendi dedi. Dedim efendim bir hatun gider. Hatun gittikten sonra dedim. Oğlan tarafı anası babası giderler. yalvarırlar yakarlar onu getirirler dedim. Ben o bir daha gider dedim. Sen o yüzden mi vermiyorsun hiç dedi. Ben vermem efendim dedim. Birisi gitti mi dedim. Ben vermem. Son dönem yani normalde ölmezden 4-5 yıl önce bana şunu dedi. Mustafa Efendi sen doğru yapıyormuşsun oğlum dedi. Çünkü o gelenler hep gidiyor gene. Allah muhafaza elezze. Burada şunu daha bir tane de bir şey daha söyleyeyim. Bizim dergahta ders yaptıran kimselerin dergahta birisinin dersini alıp gönderme hakkı yoktur. Bizde bir tek bu hak 3 kişidedir. Ben Adnan'a, Hüseyin'e bir de Cafer'e söylemişimdir bunu.
Bir problemli bir şey var. Sıkıntılı bir şey var. Bana danışmanıza gerek yok. Adamın dersini alın gönderin. Geri kalan hiç kimsede böyle bir şey yoktur dergahın içerisinde. Bunu geçen gün birisi böyle bir bir arkadaşın babası geldi dükkana. İsim verdi. Filanca dedi benim oğlunun oğlanım dedi dersini almış dergahattan dedi göndermiş. Dedim ki buna o isim verdiği kimseyi de kastederekten söyledim. Dedim o kardeşin böyle bir hakkı yok. Böyle bir şey diyor. Bu dergahta dedim bizim dergahta 3 kişinin böyle bir hakkı var dedim. Dördüncü kimsenin hakkı yok dedim. Hiç kimse dergahattan bir kimsenin dersini alıp senin dersini aldın gönderiyorsun. Bu dergahla bağın kesildi diyemez dedim.
Adam durdu şimdi. Dedim bunu yapan arkadaş her kim yaptıysa dedim. Bana ismini vermedi zaten dedim. Küstahlık yapmıştır. Ama bilerek ama bilmeyelim. Sonra ismini de verdi. Dedim o arkadaş böyle bir şey yapmaz dedim. Böyle bir şey yapan varsa bir dedikodu değilse bu. Yapan varsa bunu telafi etsin şimdiden. Sadece bağlı olanlar görebilir diye düşünüyordum. Bu düşünce yanlış mı? Evet. Ben bir eğitim kurumunda yöneticilikten ayrıldım ve şimdi yeniden bir eğitim kurumuna ortak olmak için karar verme sürecindeyim. İlkinde yaşadığım sıkıntılardan dolayı yeniden problem yaşamak istemediğimden cesaret edemiyorum. Bana nasihatiniz olursa çok sevinirim.
Sıkıntısız hiçbir iş yoktur. Problemsiz hiçbir iş yoktur. Sıkıntısız iş gider bir yerde çalışır adam. Maaşı belidir. İşini düzgün yapar. Maaşını alır gelir. Bazen maaşını da alamaz. Orada da sıkıntı yaşanır. Problem olur. Dünya problemsiz yaşanmaz. Hele dervişse o kimse. Sufilik yolundaysa problem yaşar. Problem yaşamadan bir dünya, problem yaşamadan bir iş kurmak, problem yaşamadan evlenmek, problem yaşamadan evliliği yürütmek, problem yaşamadan çocuk olması, çocuğu problemsiz büyütmek mümkün değil. Bu mümkün değil. Muhakkak ki problem yaşayacak insanlar. İmtihan yaşayacaklar.
Nefis meratiplerinin emmare, levvame, mutmainne bunları geçerken bir mürşid-i kamilin hikmeti nelerdir? Mutmai'deki ince çizgi nedir? Bunlar normalde emmarede, levvamede, mutmainede nefsin bir sürü oyunu vardır. Bu nefsin oyunlarını o kimse üstadının sohbetiyle, nasihatiyle geçer. Bu işin zahir tarafı var. Bir de işin batın tarafı var. O kimse rüyasında halinde o zikir talimi yapılır. Söylenecek olanlar söylenir. Esması varsa esması verilir. Bunların hepsi de bir üstadın nezaretinde olması gereken şeyler. Sonra bir Müslümanlar neden birleşemiyorlar? Kafirler ise anında birleşiyor. Ve bunun sorumlusu Müslümanların başındaki cahil alimlerden, cahil şeyhlerden, cahil siyasetçilerden, cahil yöneticilerden.
Bunun sorumlusu bunlar. Alimler cahil olunca, şeyhler cahil olunca, yöneticiler, siyasetçiler cahil olunca ümmet-i Muhammed ne yapsın ki? Ümmet-i Muhammed'in yapacak bir şeysi kalmıyor. Ve bu cahil, ehliyetsiz, rahatına düşkün, keyfine düşkün, lükse, sefaata düşkün, siyasetçi, alim, şeyh üçgeninden ne çıkacak ki? Başka bir şey ne beklenecek ki?
Bunun içerisine lüks ve sefaata düşmüş iş adamları, ekonomiyi elinde tutan Müslümanları da eklerseniz, başka bir şey beklenmez. Biz alimler ya medresede, medreseden dışarı çıkmıyorlar, üç tane, beş tane öğrenci edinmişler orada, onları öğreteceğiz diye uğraşıyorlar. Dışarıda halk ne halde onların farkında değiller. Onlar da yemelerine, içmelerine, rahatlarına bakıyorlar. Cahil şeyhler de öyle, cahil alimler de öyle. Adı alim ama cahil. Toplumun hangi noktada olduğunu bilmiyor, siyasetin hangi noktada olduğunu bilmiyor, ticaretin hangi noktada olduğunu bilmiyor. Halktan uzak, toplumdan uzak, her şeyden uzak. Cahil şeyhler de öyle.
Onlar da şataat yapacağız, şatafat yapacağız diye uğraşıyorlar. Tebliğ için dolaşmıyorlar. Dolaşmaya kalkarlarsa dünyanın parasını toplatıyorlar. Her gittikleri yerde kendilerine han, hamam yaptırıyorlar. Yılda dört, beş sefer tatile çıkıyorlar. Yok bir İtalya tatili, yok İngiltere tatili, yok işte bilmem ne adaları tatili. Ne bunlar şeyh. Bir yere gidecekler on tane araba, korumalar ayrı, zırhlı araçlar ayrı. Gittikleri yerlerde, beş yıldızlı otellerde, bilmem nelerde kalmalar. Lüks villalarda kalmalar. E ne olacak ki, ne bekliyorsunuz ki? E millet de parasını, pulunu topluyor. Nerede şatafat var, şataat var, orlara topluyor. Hala da millet gidiyor, orlara kurban vereceğiz, himmet vereceğiz, para vereceğiz.
Hala da orlara han, hamam yaptıracağız diye uğraşıyor. E bu ümmet uyanmıyor ki. E bu ekonomicisi, siyasetçisi, alimi, şeyhi, ümmeti uyarmak da istemiyorlar zaten. E siyasetçiye oy verirsen, şeyhin cebine gider parayı indirirsen, yok işte şeyhin ne o? Alimin altına arabayı çeker, ona da parayı indirirsen, ala müritsin, ala öğrencisin, ala iş adamısın.
Öyle devam ediyorlar hayatlarından. Nereye birleşecek? Yani Suudi Arabistan'ın başındaki yönetimi birleştirecek Müslümanları? Katar'ın başındaki yönetimi mi? Yemen'in başındaki yönetimi mi? Suudi'nin başındaki yönetimi mi? Mısır'ın başındaki yönetimi mi birleştirecek Müslümanları? İran'ın başındaki yönetimi mi Müslümanları birleştirecek? Bahriye'nin, Dubai'nin başındaki yöneticiler mi Müslümanları birleştirecek? Bu siyasetçiler, bu küçük kralcıklar, küçük tanrıcıklar mı birleştirecek Müslümanları? Hangi alim Müslümanları birleştirecek? Kendisinden olmayanı küfürle itham eden, birbirini öldürmeye fetva veren, birbirlerini katletmeye fetva veren alimler mi ümmeti birleştirecek?
Hangi şeyhler birleştirecek ki? Kendi dergahının dışındaki dergahları küfürle itham eden, kendisini sadece kutup görüp başka şeyhleri parya gören, hepsine dil uzatan, laf söyleten, sefaata düşmüş, rahata düşmüş, düşmüş, uykuya düşmüş, bu şeyhler mi birleştirecek ümmeti Muhammed'i? Hangi zakirler birleştirecek? Kendisinden başka zakir tanımayan, öbür zakir kardeşleriyle konuşmamayı yeğleyen, birbirinin eksiklerini, giderlerini, gideceklerini, birbirlerini hiç tanımamazlıktan gelenler mi birleştirecekler? Hangi çavuşlar birleştirecek ümmeti Muhammed'i? Kendisinden başka hiçbir şey görmeyen bağnaz insanlar mı birleştirecek? 5-6 tane kadın bir araya geldiğinde birbirlerini dinlemiyorlar.
Bunlar mı birleştirecekler Müslümanları? 5-6 tane Müslüman bir araya geliyor, birbiriyle birleşmiyor, dedikodudan başka bir şey yapmıyor. Bunlar mı birleştirecekler Müslümanları? 3 kişi ders yapacaklar, bir araya geliyorlar, 3 kişi birleşemiyor. Bunlar mı birleştirecekler ümmeti Muhammed'i? Birbirine laf sokacağım, laf sokuşturacağım diye uğraşan Müslümanlar mı birleşecek? Acı halimiz bizim. O ondan konuşmaz, o ondan konuşmaz, o onu dinlemez, o onu dinlemez. Bunlar mı birleştirecek ümmeti Muhammed'i? Abicim sen onu dinleme, beni dinle.
Bıraksana. Bunlar mı birleştirecek ümmeti Muhammed'i? Birleştiremezler. Birleştiremeyiz. Suçu başkasının üzerine atıp da kendimizi kenara çekmek yok. Birleştiremeyiz. Birleştiremeyiz. Biz bizim yanımıza daha fazla el avuç ovuşturan kimseyi böyle yanımızda taşıdığımız müddetçe birleştiremeyiz. Biz emaneti ehline vermediğimiz müddetçe birleştiremeyiz. Biz kardeşlik hukukunu tesis etmedikten sonra birleştiremeyiz. Biz karnımızdan hesap gördüğümüz müddetçe birleştiremeyiz.
Biz kalbimizi çalıştırmayı değil, karnımızı çalıştırmayı biliyoruz. Karnını çalıştırınca gıybet, dedikodu, iftira, suizan yükselir. Karnından konuşmak derler ya, kalbini çalıştırırsan, kalbinden konuşursan Allah'ın rahmeti, nuru fışkırır. Biz onu beceremiyoruz, karnımızdan konuşuyoruz hep.
Bunlar mı birleştirecek, biz mi birleştireceğiz? Hiç kimse kusuru, suçu dışarıda görmesin. Biz önce kendimiz birleşemiyoruz, kendi içimizde. Eşiyle, çocuklarıyla, damadıyla, geliniyle birleşemeyen, kendi derviş kardeşiyle, arkadaşıyla birleşemeyen Ümmet-i Muhammed'i mi birleştirecek? Dinimize göre mehir ile nikah olurken bu nafaka sistemini bugünkü düzen mi getirdi? Buna çok merak ediyorum. Acaba zulüm mü oluyor yoksa diye ne buyuruyorsunuz? E normalde nafaka sistemini evet bu düzen getirdi de, biz çok düzgün Müslümanız da, biz çocuklarımızın bakımını kendi üzerimize mi aldık ki? Erkekler çok düzgün Müslümanlar mı?
Boşadıkları eşlerinin yanına bırakmıyorlar mı çocuklarını? Çocukları orada bırakıp eşini zor durumda bırakmıyor mu Müslüman erkekler? Müslüman erkekler çocuklarının İHA şeylerini üzerine mi alıyorlar? Soruyorum çocukları ne yapacaksınız diyorum, anlaştık annesi götürecek. Ben diyorum ki annesi neyle bakacak bu çocuklara? Annesi götürecek, neyle bakacak annesi bu çocuklara? Bir tane, iki tane, üç tane çocuğu annesine bıraktığın neyle bakacak? Bunu düşünen kaç tane Müslüman erkek var? Ya ben bunu annesine bırakırsam annesi bunu neyle bakacak?
Bakması mümkün mü? Değil. Kim bakacak buna? Annesinin babası bakacak. Bakması mümkün mü? Değil. Neyle bakacaklar bunlar? Bunu düşünen kaç tane Müslüman erkek var? Devlet 500 lira nafaka bağlamış çocuk için. Çocuk için. Kadın demiş ki ben istemiyorum. Çocuk için. 500 lira nafaka. Adam o 500 lirayı ödememiş. Ardından hapis cezası çıkmış. Böyle sakalı ne kadar güzel, sünnet sakalı. Üzerinde cübbe, başında beyaz sarık. Cezaevinde. Adap orada. Suçun ne diye sorulmuyor. Kızgınlıkla söylüyor suçunu.
Hani kadın onu içeri attırmış. Dedim kime kızıyorsun? Durdu. Bu çocuk senin değil mi? Yani Allah affetsin içimdekini söyleyeyim. Yani söylemek istemiyorum. Beyaz sarıyla, sakalıyla, cübbesiyle ne iş var bu adamın burada dedim. Hani böyle işte 3-5 liraysa hani gitsin yatıralım gitsin. Yatıracağım gidecek ki yani. Ben o benim düşüncem o. Ama Allah onun içini okutturacak ya bana. Dışarı çıkarttıracak ya adam. Aa dedim ya senin çocuğun değil mi bu? Bu senin çocuğun değil mi? Benim. Sen bir daha evlendin tabii değil mi dedim ben. Evet dedi. Dedim kim bakacak bu çocuğa? Ses yok.
Bir de dedim lanet okuyorsun şimdi. Kızıyorsun. Bu mu İslam? Bu mu sakal bırakmak? Bu mu sarıkla dolaşmak? Bu mu sufilik? Senin çocuğuna bir kadın bakacak. Senin boşadığın kadın bakacak. Nereden bakacak? Nasıl bakacak? Ne? Müslüman. Müslüman. Allah muhafaza eylesin. Kabe İmamı Sudeysi'nin Allah'a hamdolsun ki Amerika ile birlikte dünyayı yönetiyoruz açıklaması hakkında görüşleriniz nelerdir? Hayal ile yaşayan müziksiz dans eder. Ay işin dolursa daha romantik olur. Şimdi hangi şartlarda bunu söyledi bilmiyoruz ki.
Zalim bir yöneticinin elinde yönetimin elinde böyle bir şey baskıyla söylediyse söyleyecek bir lafımız kalmaz. Bir kimse o zaman dinden geri dönse dahi söylenecek laf kalmıyor. Yoksa böyle bir açıklama için biz ona bir laf söyleyelim. Bunları da unutmayın. Bir kenara yazın. Bir kimse böyle bir laf söylüyor. Belki de baskı altında söylüyor. Mehmet Kutlular'ın kız çocuğu eroin komasından öldü. Altın uğruşu. Başında örtü sırtında manto. Biz ne olduğunu bilmiyoruz.
O kız çocuğu böyle bir şey kullanıyor mudu kullanmıyordu bilmiyoruz. Ama Kutlular sonra 28 Şubatçı oldu çıktı. Sesi soluğu kesildi bilmiyoruz. Bakın bilmiyoruz. Yani bir alimi uyuturlar, bir ilaç verirler, yanında bir kadınla fotoğrafını çekerler, yayınlarlar.
Bilmiyoruz. Tehdit ederler, şantaj ederler. Halkın önünde küçük düşürücü bir şey yaptırırlar. Bilmiyoruz. Bakın bilmiyoruz. Allah muhafaza eylesin. Halkın içinde eziyetlere katlanmak durumuna, insanların içinde kıymetsizleşmek de dahil midir? Evet. Sabah akşam tevazu içinde yalvararak, ürpererek ve sesini yükseltmeden Rabbini an sakın gafillerden olma. Bu ayetin hüzün sebebi nedir efendim? Demek ki normalde sabah akşam Allah'a öyle yalvarılacak. İnşallah. Hemen bir hadis okuyalım. İbni Abbas şöyle rivayet etmiştir.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Abdullah bin Revaya vuradı. Arkadaşlarına vaaz ediyordu. Hazreti Peygamber onlara, siz Allah'ın bana sizinle sabretmemi emretti kimselersiniz buyurdu. Sonra şu mahalledeki ayet okudu. Sabah akşam Rablerinin rızasını dilerek ona yalvaranlarla beraber sen de sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek gözlerini onlardan ayırma. Bizi zikretmesini unutturduğumuz, heva ve hevesine uymuş, haddi aşmış kimselere boyun eğme. Biliniz ki bu normalde Kevh Suresi, ayet 28. Biliniz ki sizin bu topluluğunuz zikir için oturursa, meleklerden bir topluluk da onlarla beraber oturur. Onlar Allah'ı tesbih ederlerse melekler de tesbih ederler. Onlar Allah'a hamd ederlerse melekler de ona hamd ederler.
Onlar tekbir getirip Allah'ı yüceltirlerse melekler de tekbir getirirler. Sonra Allah-u Teala'nın yüce katına çıkıp o kulların halini en iyi bildiği halde Ey Rabbimiz kulların seni tesbih ve tenzih ettiler. Biz de tenzih ettik. Onlar sana tekbir getirdiler. Bu sebeple biz de tekbir getirdik. Onlar sana hamd ettiler. Biz de hamd ettik derler. Bunun üzerine Cenab-ı Hak ey meleklerim sizi şahit tutuyorum ki ben onları bağışladım buyurur. Melekler içlerinde çok günahkar filan ve filan var derler. Allah-u Teala da onlar öyle iyi kimselerdir ki kendileriyle arkadaşlık yapan kötü olmaz buyurdu. Teberani. Allah bizi zikredenlerle beraber olanlardan eylesin inşallah.
Ali bununla alakalı sana zaten müsaade etmiştim semazenlerin üzerinde. Bunu hatırlıyorum. Bu ders almayla alakalı seninki semazenlerin üzerindeydi. Bunu hatırlıyorum.
O şey olmuş oluyor. Ne o? Eee Daha noktasal olmuş oluyor. O yüzden umuma ait değil yani. Fâlevennehu Ne Destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.