mustafaozbag.org

536. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 8 Eylül 2017 · 1:25:57

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi ayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Ümmet-i Muhammed'i bir ve beraber eylesin inşallah. Atatürk döneminde eczanların Türkçe okunması, Kur'an-ı Kerimlerin yakılması, yapılan yanlışlar hakkında neler düşünüyorsunuz? Bu dönemde anlatılanların doğruluğu tartışılıyor, yanlış bilgiler aktarılıyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
Biz şimdi reeli konuşmuş olsak bütün herkes yine ne o Atatürkçü şeyh diye davul çalacaklar. Bu noktada benim herhangi bir sıkıntım, bir problemim yok. İnsanlar oturuyorlar, kalkıyorlar, bu meseleleri kaşıyorlar iki tarafta. Radyoda, basında, her yere. Bir taraf Atatürk'ün küfrüne fetva verip, kafirliğine fetva verip, veriyor, veriştiriyor.
Bir tarafta Atatürk'ü neredeyse ilah edecek. Hatta peygamber edenler var, işte mürşidi kamil zamanın kutlu diyenler var. İki tarafta da ifrat ve tefrit var. Ben birisinin şahıs olarak kafirliğine hükmetme noktasında değilim. Dinimizin böyle bir emri yok. Şahıs olarak bir kimse sizin yanınızda inkar ederse, ancak şunu dersiniz, sen bu inkarınla küfre düştün.
Herkesin hatası, eksikliği, noksanlığı vardır. Yanlışlığı vardır. Herkesin dil sürçmesi vardır. Kasıtlı, bilinçli, yanlış konuşma hakkı vardır. Konuşur adam. Kaldı ki devlet başkanı. Fakat olayların gelişinden itibaren, gelişinden itibaren irdelenmiyor. Ta Osmanlı'dan irdelenmesi lazım. Mesela işte Atatürk içki fabrikası kurdu diyorlar. Ben oturduğum yerde gülüyorum.
İlk Tekirdağ'da içki fabrikasını kuran Abdülhamid Han'dır. Zamanı Şehli İslam'ından fetva olaraktan kurar. İlk bira fabrikasını kuran Abdülhamid Han'dır. Bunlar tarihi gerçek. Yani bunları şimdi kalkıp da Atatürk'ün üzerine atfetmek, Atatürk'e de vicdansızlık. Hiç kimse mesela bizim ülkemizde Abdülhamid Han'dan bahsetmez. Bahsederken herkes cennet mekan der.
Doğru mu? Bir sürü de menkıbeler vardır değil mi? Evliya olduğuna dair. Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk Tekirdağ'da içki fabrikasının kurulmasına müsaade eden zamanın Şehli İslam'ı ile beraber Abdülhamid Han'dır. İlk bira fabrikasının kurulmasına müsaade eden Abdülhamid Han'dır. Bizim nazarımızda neredeyse peygamberle eşdeğer de tutacağız biz Abdülhamid Han'ı. Bunlar tarihin kendi içerisinde. Bu konuşulur mu Türkiye'de? Konuşulmaz. Ben şimdi buradan bunu söylüyorum. Yarın tenekemi çalarlar gene. Abdülhamid Han'a da laf söyledi. Ya gidin açın Osmanlı arşivlerinden okusunlar, baksınlar, tarihçiler araştırsınlar, baksınlar. Biz birisini severken zirveye oturtuyoruz. Birisini yerceğimiz zaman da alıyoruz ayağımızın altına.
Tarikatları ve tekkeleri kapattı. Ben bir gün bir sohbette dedim. Ben olsaydım ben de kapatırdım belki de dedim. Neden? Kokuşmuş ortalık. Siz İngiliz mandasını kabul eden, İngiliz mandasını isteyen Osmanlı'nın son dönem şeyhlerini tanıyor musunuz? Ben şimdi bir laf daha söyleyeceğim. Yine ortalık karman çorman olacak. Ve bunların büyük bir çoğunluğunun nakşibendi olduğundan farkınız, haberiniz var mı? Doğuda, Güneydoğu'da, İstanbul'da, Anadolu'daki nakşibendi dergahlarının yüzde sekseninin hatta yüzde doksanının İngiliz mandasını kabul ettiğini ve İngilizlerin gelip bu ülkeyi yönetmesini istediğine dair imza atan, bu konuda çalışma yapan dergahları tanıyor mu bu ülke?
Tanıyor. Neden hala da bu ülkede, tekrar söylüyorum, bayramilik, bektaşilik, mevlevilik, Yunus tartışılır? Neden bunlar alaşağı edilmek istenir? Neden illa ki bunların köküne kibrit suyu dökmek isterler, belli kesimler? Bunlar biliniyor mu? Neden kadirileri, rufaileri, tuğkaka ilan ederler? Bakın, Türkiye'de tuğkaka ilan edilen, büyümeyen dergahlar vardır. Bunlar başlangıç, bayramilik, mevlevilik, rufailik, kadirilik, bektaşilik, kalendirilik. Siz, bu dergahlar Anadolu'da hiçbir zaman büyümesine müsaade edilmez.
Şu anda da edilmez. Bakın, şu anda da edilmez. Bakın, şu anda da edilmez. Bunlar çünkü gösterişten uzaktır, bunlar halkın içindedir, kendi halindedir bunlar. Bunlar para toplamaz, pul toplamazlar. Bunlar devlette yapılanmaya çalışmazlar. Bakın, devlette yapılanmaya çalışmazlar. Türkiye'de kimler devlette yapılanmaya çalışırlar? Nakşibendi kökenli olanlar. Nakşibendi standartında olanlar. Standartında olanlar. Bugünkü Türkiye'deki nakşibendileri söylüyorum. Siz bu dergahdan bir tane normalde, aman şu kardeşi şu devlet tairesine yetiştirelim, yerleştirelim diye bir çabamızı gördünüz mü bizim? Bizim bunlarla derdimiz, işimiz olmaz. Herkes hakkının bileğinin, hakkı neyse gitsin, çalışsın, koştursun, çabalasın, ne yapıyorsa yapsın.
Aha şuradaki Çanakkale'deki üniversiteler. Koşturuyorlar, yırtınıyorlar boyuna. Bu adam polis çıktı, bir türlü hakkını alamıyor. Mahkeme mahkeme dolaşıyor. Bunlar Türkiye'de daha derinlerine doğru inmek lazım. Köklerini bulmak lazım bunların. Bu İngiliz dergahları hala da mevcut Türkiye'de. Bunları konuşmak istemiyorum.
Onların yüzü kapkara, şeytani bir şekilde. Allah hepinize de rüyanızda göstersin. Fitne çıkar düşüncesiyle, ümmet birbirine düşecek düşüncesiyle susuyorum. Susuyorum. Yani bir böyle kendi kendinize tefekkür edin. Kendi kendinize düşünün. Yani dergahlar, tekkeler bu noktada bizim yaptığımızı bir kenara koyun. Böyle bir alt alta üst üste koyun. Bir de onların işleyişlerine bakın. Karşılaştırın. Akıl sahibisiniz hepiniz de. Ve onların yaptığının biz yüzde birini, beşini yapacağız var ya bizi tefe koyarlar. Biz onların topladıkları derileri, onların topladıkları paraları, onların topladıkları himmetleri, onların topladıkları çekleri, senetleri, sepetleri, onların topladıkları arazileri, onların topladıkları evleri, onların topladıkları iş yerlerini, onların topladıkları gayrimenkullerin yüzde onu değil.
Çünkü binde birini yapmış olsak var ya, biz ne müfettişten geçebiliriz ne savcıdan geçebiliriz. Ama onlara hiçbir şey olmaz. Sebep? Onlara Osmanlı'da da olmadı. Sebep? Onlar Osmanlı'nın kendi içerisinde İngiliz stantlı, İngiliz stantlı. Bugünün bakanlarından, oncadan onların hepsi de paşaydı, bugünün bakanlarından torpilliydi. Öyle yürüdüler, öyle yaşadılar. E sonuçta Kurtuluş Savaşı'ndan önce de o dergahlar, o tekkeler kendi yüzlerini gösterdiler. O kadar emindiler ki 15 Temmuz gibi. Emindiler, yüzlerini gösterdiler. E ne yapacak bu sefer de? Savaş bitince Atatürk bütün tekke ve zavirleri kapattı. Babadan oğula, babadan oğula, babadan oğula.
Herkes vakıfların başına oturmuş. Tekkelere oturmuş. Nemalanıyor herkes. Eğer tekkeler vazifesini yapmış olsaydı Osmanlı çöker miydi? Hepsi de birbirini tetikleyen şeyler. Amirler bozulunca, alimler bozuluyor. Alimler bozulunca, amirler bozuluyor. Devlet bozulunca, tekkeler de bozulmuş. Herkes bozulmuş. E şimdi Atatürk'le alakalı örneğin işte herkes bir laf söyler. İşte Kur'an'ı yaktı. Bunlar Cumhuriyet'in normalde İsmet İnönü zamanında olan hadiselerle Atatürk'e zamanında olan hadiseleri ayırt etmekte fayda var. İsmet İnönü'nün yaptığı şeyler bunlar. Kur'an-ı Kerim'in yasaklanması, yakılması, örtünün yasaklanması, bunların başörtüsü meselesi, kadınların örtünme meselesi.
Bu yine öyle olan şeyler. Ama bunun başlangıcı Cumhuriyet değil. Bunun başlangıcı birinci meşrutiyet. İkinci meşrutiyet. Sonra kılık kıyafet. Sarıyı yasaklayan Osmanlı. İlk sarıklıların yediği dipçik Osmanlı'dan. Tarih. Aşacak bakacak herkes okuyacak. E kılık kıyafeti değiştirdi. E Osmanlı değiştirdi önce. Önce Osmanlı'yı eleştirin. Deyin ki ya bu yanlış yapmış. Batılılaşma Osmanlı'dan başlama. Biz batılılaşacağız diyen Osmanlı'nın kendisi. Sarı Selim, üçüncü Selim'den itibaren. E tarih.
E batılılaşmayı sen Osmanlı olarak eline almışsın devam ettiriyor. E Türkiye Cumhuriyeti devleti de kurulurken tombaladan çıkmadı. Herkes aldığı bir devlet terbiyesi var. Herkesin aldığı bir devlet var. Sonuçta bir devletin devamı. Bu da aynı devletin politikalarını devam ettiriyor. Nasıl şimdi bir önceden Milli Güvenlik Konseyi vardı. Osmanlı'da da böyle bir konsey var. Orada karar alınıyor. Ne yapacağız? Batılılaşacağız. Ne olmamız lazım? Batılılaşmaktan anladığımız bu sarıkları çıkarmamız lazım. Haydi sarık yasaklanıyor İstanbul'da. Ne olması lazım? Bu cübbeleri de yasaklamamız lazım. Haydi şal var, cübbe, sarık hepsi de yasaklanıyor. Bu yeni değil.
Neden son 250 yıl diyorum, son 200 yıl diyorum Osmanlı'yı da koyuyorum içine? E şimdi Atatürk iyi desek ne olacak, kötü desek ne olacak? Elimizde bir şey mi geçecek? Ya işte İslam hukukunu kaldırdılar, evet kaldırdılar. Haydi getirin. Haydi referandum yapalım. Referandum konusu olabilir mi bu? Bu eğitimi almış bir başkanımız var. İslami eğitim almış bir başkanımız var. Herkes oy verirken bu niyetle oy vermedi mi? Getirin.
Hala da İngilizlerin kurduğu bir devletiz biz. Özgür değiliz. Siz bir yasayı böyle isterseniz yüzde 51 değil, yüzde 70 de iktidara gelin. Siz o yasayı değiştiremezsiniz. Ben diyorum ya, ne o? Mescid-i Aksa'ya özgürlük. Ayasofya'ya neden yok? Yani İsrail sana dese ki, kardeş kendine gel. Sen oradan Mescid-i Aksa'ya özgürlük diyorsun. Kendi ülkendeki Ayasofya'yı açabiliyor musun? Haydi açın Ayasofya'yı.
Göstermelik ucundan açmayın. Milletin tepkisini örtmek için, tepkisini başka bir yöne çekmek için ucundan orada, kenarından bir yer açmayın. Ya açın Ayasofya'yı. Millet cumayı kılsın harıl harıl. Öyle dedim, cuma kılıncak camim yok dedi. Mescid-i Aksa'da cami mi yok? Filistin'de. Bizim ilk kıblegahımız. İyi, bizim de Türk milleti olarak fethin sembolü. Milletimizin sembolü. Milletimizin sembolü ya. Mescid-i Aksa ise evet, hadi cihat ordusu kursunlar bir tane. Biz Müslümanlara farz.
Mescid-i Aksa'nın, Aksa'yı, normalde Mescid-i Aksa'nın hür olması lazım. Oranın normalde, Mescid-i Aksa olarak söylüyorum. Mescid-i Aksa'nın hür olması lazım. Cuma'nın orada kılınması lazım. Orada kısasın uygulanması lazım. Orada kısasın uygulanması lazım. Oranın hürriyeti demek, kısasın uygulanması demek. Bir ülkedeki Müslümanların hür olması demek, o ülkedeki Müslümanların kısaslarının uygulanması demek. Oradaki Müslümanların hukuku icra edilecek. Eğer bir ülkede veya bir beldede, bir yerde, bu neresi olursa olsun, Müslümanların hürlü söz konusuysa, orada kısasın uygulanması lazım. Bunu konuşmaz. Ne bir şeyhi konuşur, ne bir hocası konuşur, ne alimi konuşur, ne diyaneti konuşur, ne ilahiyatçısı konuşur, konuşmaz bunu.
Konuşamazlar. Korkarlar, çekinirler, maaşlarını kaybederler, makamlarını kaybederler, devlet nezdinde, millet nezdinde saygınlıklarını kaybederler, etraftan kaybederler, dervişler der ki, aman efendim böyle konuşma, başına iş gelir, konuşamazlar. Tekrar söyleyeyim mi size? Müslümanlar ne zaman ki kısaslarını uyguladılar, orada hürriyetlerini elde etmişlerdir. Eğer yaşadıkları topraklarda kısaslarını uygulayamıyorlarsa, yani İslam'ın hukuku yok ise, orada Müslümanlar hür değildir. Hür değildir. İmam-ı Şafi'ye göre, o beldedeki Müslüman, son Müslüman, son Müslüman, eğer diyor bir beldede, daha önce İslam hukuku uygulanır da, orada İslam hukuku askıya alınır, uygulanmazsa, son Müslüman şehit oluncaya kadar, Müslümanların İslam hukukunu icra etmesi için, cihad etmesi farzayındır.
O yüzden derim ben, Şafi olan kardeşlere, kardeşlere. Kardeşler, siz Şafi hakaidini bilmiyorsunuz. Şafi hakaidini bilmiş olsanız, siz Şafi'li yaşamanız mümkün değil. Bu iş sadece abdestle bitmiyor. Bazen anlatırım, radyoda sorulu cevaplı program yapıyoruz, bir tane emekli müftü, ben biliyorum, şeyde oturuyor, Emir Sultan'da oturuyor, hep böyle kasıtlı sorular soruyor, hep böyle şey yapıyor, işte Darül Harp meselesi açıldı, ben radyodan, radyodan söylüyorum bunu.
Halka açık, eski arkada, çok eskiler bilirler, yıl 93-94, Sancak Efendi vardı o zaman. Hatırladınız mı? Terörle mücadele, gece programı bastı. Bu meseleden dolayı. Şehitlik de girdi işin içerisine. Tabii müftü ya, ben tanımıyorum zannediyor, bilmiyorum zannediyor. İşte siz dedi, nasıl hani, Şafi'ye göre Darül Harp olmaz dedi, ben de dedim ki, sonraki paragrafı oku. Nasıl yani dedi. Evet dedim, Darül İslam olan yer, İmam Şafi öyle der. Daha önce Darül İslam olan yer, asla Darül Harp olmaz. Hüküm böyledir. Sonraki paragraf devam eder ama. Şayet ki orada İslam hukuku icra edilirken, İslam hukuku icra edilmesi, rafa kaldırılırsa, icra edilmez hale gelirse, son Müslüman şehit oluncaya kadar, İslam hukukunu icra etmek için, Müslümanların savaşmaları farz ayındırlar.
Savaşmak burada, kıtav, ölüm, mücadele değil. Savaşmak, ölüm. Doğru mu dedim, radyodan söylüyorum. Doğru söylüyorsun. O zaman çarpıtma dedim. Doğruyu çarpıtma. Hani namaza yaklaşmayınız meselesi gibi. Doğruyu çarpıtma. Çarpıtıyor. İşte o zaman siz Türkiye Darül Harp mi diyorsunuz diyor bana. Ben dedim Türkiye Darül Harp, Darül İslam demiyorum. Bir beldede İslam hukuku yok ise, İmam Muhammed'e göre, orası Darül Harptir. Neresi olursa olsun. Hatta eski arkadaşlar bilirler, o zaman X devlet derim. Hindistan derim. O zamanlar öyle örnek veriyor. Şimdi öyle örnek vermiyorum.
Neden? Süleyman Demirel, Cumhurbaşkanı iken, kendisi Türkiye'nin Darül Harp olduğunu beyan etti. Süleyman Demirel dedi. Kulaklarımla duydum dedi ki, Türkiye Darül Harptir. Süleyman Demirel söyledi. Bak Mustafa Özbağ söylemiyor gene. Kim? Süleyman Demirel söyledi. Süleyman Demirel'in söylediğini söylüyor. E Süleyman Demirel de sonuçta Nurcu kardeşlere, gittiğinde Nurcu kardeşlere, Risale-i Nur'un önünde, ondan sonra fotoğraf veren bir kimse. Tabii. Hatta gidiyorlar heyet halinde, Süleyman Demirel'e. Diyorlar ki, Süleyman Demirel'in, kendi içindeki lakabı beyefendidir.
Herkes ona beyefendi der. Partinin özü, etrafı. Tabii beyefendiyle görüşebilir miyiz? Beyefendi gitti, beyefendi gitti, geldi. Ona gidiyorlar. Milletvekili isteyecekler. Diyorlar efendim, işte birkaç milletvekilli arkadaş bize verseniz, tabii Risale-i Nur'un önünde komple, külliyatın önünde o da. Demiş ya, siz ne milletvekili arıyorsunuz ki? Başbakan var demiş, milletvekili ne yapacağız? O da öyle bir siyasetçi. Bunu da bizatihi kulağımla duydum. Bizim Bayındır'da iyi Nurcular vardı, yeni Asyacılar. o Risale-i Nur'un, hani Bediüzzaman, Said-i Nur Hazretleri'nin, ben siyasetin şerrinden de, şeytanın şerrinden de, Allah'a sığınırım demiş ama, o Bediüzzaman Hazretleri'ne ve ilk Nurculara göre, sonraki nerdeyil, sonraki nerdeyil, siyasetin göbende, sıkıntı yok.
Yani şimdi, Türkiye'deki, dergahların, tekkelerin, geldileri de araştırılmalı. Şimdi kafanıza şüphe sokacağım ama, 12 Eylül'deki hangi dergahlara dokunulmadı? 28 Şubat'ta hangi, kimlere dokunulmadı? Hangi dergahlara dokunulmadı? Hangi tekkelere dokunulmadı? 12 Eylül'de hangi cemaatlere dokunulmadı? 28 Şubat'ta hangi cemaatlere dokunulmadı? Bunlar gözden kaçan şeyler. Şeytanın sakladığı yerler bunlar. Kurtuluş, hatta daha geriye gideceksiniz. Kurtuluş savaşına katılan dergahlar ve tekkeler. Kurtuluş savaşına katılmayan dergahlar ve tekkeler. Sizin içinde bulunduğunuz dergahın geldisi, gazi bir dergah.
Kurtuluş savaşına katılmış. Kurtuluş savaşına katılmış bir dergahtasınız siz. Çorum'a söylüyorum. Ben Çorum'la alakalı söylüyorum. Şeyh Efendi Hazretleri'nin son dergahı Çorum çünkü. Ondan önce Bilal Nadir Hazretleri, Bilal Nadir Hazretleri vefat ediyor, oğlum Çorum'a gideceksin diyor, Çorum'a gidiyor. Hazreti Peygamber, Hazreti iki tane peygamber görüyor, istahresinde Çorum'a gidiyor. Şeyh Efendi Hazretleri ve Çorum'da devam ediyor. Çorum Hazretleri vefat edinceye kadar. Çorum dergahı Kurtuluş Savaşı'na katılan dergahlardan. hem dervişleriyle hem de bir teneke altın varmış. Nijerya'dan geliyor. Çünkü aklımda kaldığı kadarını söyleyeceğim.
Hacı Ali Haydar Efendi, Nijerya'ya bir tane nakip gönderiyor. Oğlum git orada, tarikat-ı haliye anlat diye. Nijerya'ya gidiyor, Nijerya'da o tarikat-ı haliye anlatıyor, orada dergah kuruyor. Dergah kurunca, oradaki Müslümanlar, yani böyle bir şeye mazhar olduk diye, tüylerim diken diken oluyor, hakkınızı helal edin. Bir teneke altın topluyorlar, gönderiyorlar dergaha, çoruma. Orada fakir fukaraya, hani şey olsun diye. Orada da altın madeni var. Fakir fukaraya diye. Bir teneke altın, bir teneke altın, dergahın orada çıkış kapısında durulmuş. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi anlattı. Ta ne zamana kadar? Kurtuluş Savaşı'na gelinceye kadar. Ona da Çorum Naci Mustafa Efendi Hazretleri anlatmış.
Çorum Naci Mustafa Efendi Hazretleri demiş ki, hatta evladım ben çocuktum. Ben çocuktum. Annemiz vefat etmiş. Annemiz vefat etmiş. Babam bir daha evleneceği zaman, daha önce evleneceği zaman da orada zorla, Hacı Ali Aydar Efendi iki tane altın vermiş ona. İlk evleneceği zaman. O evlenmiş, eşi vefat etmiş. Vefat edince bir daha evlenecek, bir daha zorla ona iki tane altın vermiş. İhtiyacı olan oradan alsın demişler. Hiç kimse bir tane altın almazmış dergahta. Hatta Şeyh Efendi Hazretleri dedi ki, oğlum şimdi dergaha bir tenek altın koysak dedi. Ondan sonra. Herhalde sabaha kalmaz dedi. Hani herkes alır gider ihtiyacım var diye dedi. O zamanlar öyleymiş dedi. Ondan sonra. Ben bununla da, şimdi içimdekini de söyleyeyim.
biz oraya bir tenek altın koymuş olsak, ben inanıyorum, buradaki kardeşlerin, arkadaşların bir tanesi elini sürmeden çıkar buradan. Bunu Şeyh Efendi'ye karşı övünmek için söylemiyorum. Şimdi kardeşlere şuraya biz, çünkü artık utanıyorum, birisine bir şeye ihtiyacım var mı deme, kime sorsam yok hamdolsun diyor. Çıkıyor işin içinden. Elhamdülillah. Böyle kardeşlerim olduğu için de, çok büyük mutluluk duyuyorum. İhtiyacı olsa dahi ihtiyacım var demiyorum. Bakın ihtiyacı olan dahi ihtiyacım var demiyorum. Hamdolsun. Cenab-ı Hak'a hamd ediyorum. Ve o bir teneki altın, kuvvayi milliyeye veriliyor. O zamanki mevcut dergahlara da, emirname yayınlanıyor.
Herkes kuvvayi milliyeye katılacak, vatanın kurtuluşu için mücadele edecek diye, bütün dervişler, kurtuluş savaşına katılıyor. Biz o dergahın müntesibiyiz. Buranın altını çizeyim ben. Biz İngiliz soytarısı dergahlardan değiliz. Biz İngiliz gizli servisinin ayırdığı, kayırdığı, yönettiği dergahlardan da değiliz. Cemaatlerden de değiliz. Tekkelerden de değiliz. Bizi yönetecek olan, bizi yönlendirecek olan adamın alnını karıştırırız elhamdülillah. Ha başımıza geliriz, ne gelecekse gelsin. Hiç önemli değil. Biz kur, av, sünnet, vatan, millet mücadelesinde dimdik dururuz. Nasıl eskilerimiz durmuş, yine dururuz. 12 Eylül'de de çileyi çekmiş bizim dergah.
12 Eylül'de Tire'de basılıyorlar, içeride tutuluyorlar, Şeyh Efendi'de. O zaman Şeyh Efendi'de giriyor, Çorumun Hacı Mustafa Efendi'de giriyor. Günlerce Tire'de cezaevinde tutuluyor. Şikayet ediyorlar. Çorumun Hacı Mustafa Efendi Hazretleri Tire'ye geliyor, öyle, yani Allah affetsin, dedemin sözüydü bu da, Tire'nin fitnesi derdi. Fitneci bir yerdir. Şikayet ediyorlar orada. Çorumun Hacı Mustafa Efendi yaşlı, yetmişin üzerinde o zaman için. Seksene dayanmış. Cezayi ehliyeti yok. Sormuş yüzbaşı, sen şeyh misin demiş, evet demiş. Bunlar senin dervişlerin mi demiş, hayır demiş.
Kim derviş, benim demiş. Ancak çünkü bir şeyh derviştir. Geri kalan hepsi de taliptir. Sufi manada. Sufi manada, ancak oranın şeyhi derviştir. Ona sorsan, o da derviş olamadım der. Ama orada öbür günleri kurtaracak ya, herkesi kurtarıyor. Bunlar ne demiş? Bunlar derviş değil demiş. Bunlar ne? Talip hepsi de demiş. Zaten dava düşmeden de vefat ediyor. Dava devam ederken vefat ediyor zaten. Ben yeni derviş olduğumda, şeyh efendi, Tire'ye, mahkemeye gelir giderdi. Dava. Devam ediyor. Yaklaşık ben derviş olduktan 5-6 yıl sona düştü dava. Öyle de devam etti.
Kurtuluş Savaşı'ndan itibaren dergahlar, tekkeler incelenmesi lazım. Kimler İngiliz taraftarı olmuş? Kimler Fransız taraftarı olmuş? İncelenmesi lazım. Kimler Kuvvayi Milliye'ye katılmış? Kimler katılmamış? İncelenmesi lazım. 12 Eylül hangi dergahlara baskı yapmış? Hangi dergahlara bu noktada ne yapmış? Hangilerine göz yummuş? Bakılması lazım. Devam edilmesi lazım. 28 Şubat'a gelinmesi lazım. 28 Şubat'ta, 28 Şubat'ı destekleyen tekkeler, dergahlar, desteklemeyen dergahların içerisindeki zakirler, nakipler, bunların incelenmesi lazım. Bazen diyorum ya, 28 Şubat'ta kim tepenk kapatmış? 28 Şubat'ta kim bırakıp gitmiş?
Kim çekmiş gitmiş? İncelenmesi lazım. Çekip giderken kimler tavsiye etmiş onlara çekip gitmeyi? Kepenk kapatırken hangi tavsiyelerle, kimin tavsiyesiyle kepek kapatmış? Biz kepenk kapatmadık diye başımıza gelenler için, tabii o zaten çok konuşurdu. Başına gelmesi de müstahat kimler demiş? Şeyh Efendi'nin hangi zakirleri demiş? Hangi nakipleri demiş? İncelenmesi lazım. Burada biz arkadaşlarla zikir yapacağız, ders yapacağız diye uğraşırken, kimler bırakmış gitmiş, sebebi ne bırakmasının? Kim üflemiş? Hangi polis gidip dükkanına demiş, git bırakın, şunu yapacağız. Hangi polisin sözüne bakmışlar? Hangi emniyet amirinin sözüne bakmışlar?
Hangi mit görevlisinin sözüne bakmışlar? Neyin sözüne bakaraktan bırakıp gitmişler? Bunlar derin şeyler. Bunlar uzun meseleler. E şimdi tabii normalde Atatürk malum istismara açık. Atatürkçüler için de istismara açık. Muhafaza karız diyenler için de istismara açık. Herkese istismara açık. Herkesin bir Atatürkü var. Herkesin bir Atatürkü var. Herkes birbirinin Atatürkü'ne aslında birbiriyle mücadele ederken, savaşırken birbirinin Atatürkü'ne küfrederekten savaşıyor. Yok öyle savaşma kardeş, çık meydana. Kimle savaşacaksan savaş. Bırak Atatürkü, tartışma. Bir şey mi kazandıracak sana tartışarak da? Kafir desen bir şey mi kazanacaksın?
Mümin desen bir şey mi kazanacaksın? Mümin dedim bir şey mi kaybettin? Kafir dedim bir şey mi kazandın? Bırak geç. Bir şeyin süreci var. O süreç yaşanıyor. O yüzden bu dönemde anlatılanların doğruluğu yanlıştı. Bütün herkesin bir şeysi var. Ama bunu geçmiş dönemde de anlatan kim anlattı? Örneğin. Hani bir ara meşhurdu ya neyin anıları vardı? Neydi o adamın adı? Rıza Nur'un anıları vardı. Değil mi? Neyi? Ne kadar doğru nereden biliyoruz? Adam anı yazmış sadece. E Rıza Nur dediğimiz adam kim? Adına bakmayın Rıza Nur olduğunu. Ne adam? Müslüman mı?
Kimse bunu tartışmıyor. Gerçek ismi ne? Bunu tartışıyorlar mı? Tartışmıyorlar. Vehbi Koç'un dedesi. Vehbi Koç'un babası. Biliniyor mu gerçek ismi? Kimse tartışmıyor. Kim kimin destekçisi biliniyor mu? Bilinmiyor. Bilinmiyor. Bu ülkede henüz daha aydınlığa kavuşmamış. Hem yakın tarih olarak hem orta tarih olarak çok şey var. Çok şey var. Hangi yönlendirmelere kurban gidiyor ülke biliniyor mu? Bilinmiyor. Ha biz kendimizce 15 Temmuz meydana çıkıyor mu? Bakın herkes çıktığını düşünüyor öyle değil mi?
Çıkmadı daha meydana. Meydana çıkmadı daha. Açıklanmıyor. Arkasındaki ülkeleri bilmiyoruz. İçerisindeki sivilleri bilmiyoruz. Askerlerin içindeki komutanları bilmiyoruz. MIT'in içindekilerini bilmiyoruz. Siyasetçileri bilmiyoruz. Bilmiyoruz. Açıklanmıyor. Oralara dokunulmuyor. Hani 28 Şubat'a dokunuldu mu? Hayır. Kim yaptı? Neden yaptı? Nasıl yaptı? Arkalarında kim vardı? Dokunuldu mu? Hayır. 12 Eylül'e dokunuluyor mu? Hayır. 60 ihtilaline dokunuluyor mu? Hayır. Aslında aldatılıyoruz. Mağdur olanların mağduriyetlerini ortadan kaldırıyor. Sonra da biz ooo tamam bitti diyoruz.
Değil. 61 ihtilalin gerekçeleri. Bunlar arşivlerde vardır. 60 ihtilalin gerekçeleri. Arkasındaki devletler. Arkasındaki normalde gizli servisler. Bunlar açıklanmadıkça bu işler meydana çıkmaz. Sen 3 tane şehidin geri verdik de. Ya zaten insanlar onları seviyorlar ki. Geri versen ne olacak? Vermesen ne olacak? Nahaçlarını İstanbul'a taşısan ne olacak? Taşımasan ne olacak? Zaten bu ülke onları seviyor. Senin onların şanlarını ve şereflerini geri vermene ihtiyacı yok bu ülke insanlarının. Sen 60 ihtilalini inini cibine bir indirip de milletin önüne koyuyor musun?
Hayır. Koydun mu? Hayır. E 12 Eylül de aynı. 12 Eylül'ün gelinceye kadar buradaki anarşi, 12 Eylül'den sonra ihtilal, ihtilalden sonra kime neler verildi? Uluslararası aranede ne oldu? Ekonomik noktada ne oldu? Sosyal alanda ne oldu? Askeri alanda ne oldu? Dış işlerinde ne oldu? Hangi antlaşmalara imza attı o günkü askerler? Bunlar konuşuluyor mu? Hayır. Ne konuşuluyor? 12 Eylül şöyle oldu da böyle oldu da, şu oldu da bu oldu da, şu asıldı, bu asılmadı. Sağcılara şöyle oldu, solculara böyle oldu. Anlattıkları bu mu?
Bu. Bakın karanlık. Karanlık. E yakın tarih 28 Şubat. Arkasındaki devletler belli mi? Yok. 28 Şubat'ta neler parsellendi, neler pay edildi? Hangi devletlere ne verildi? Kimler devletten, faizlerden nemalandı? Bu ülke nasıl borçlandırıldı? Kimlere borçlanıldı? Kimlere borçlanıldı? Hangi şirketler bunlara borçlanıldı? Kimlere peşkeş çekildi? Uluslararası şirketler olarak. Hangi ekonomik kayıplar oldu? Hangi siyasi kayıplar oldu? Hangi sosyal kayıplar oldu? Kimler bunun içindeydi? Biz Sufiyiz. Sufi olarak düşüneceğiz. Hangi cemaatler bunun içindeydi? Hangi tarikatlar bunun içindeydi?
Hangi cemaatin ileri gelen kimseleri Ankara'da, karanlık mahvezlerde buluşup, askerlere, askerlere, o günkü, o günkü ihtilal yapacak olanlara arkanızdayız. Bizden bir ses çıkmaz, geç kaldınız dedi. Hangi tarikat şeyhleri, hangi tarikat şeyhleri gece yarısından evlerinden alınıp Ankara'ya götürülüp destekleri istendiğinde biz sizin yanınızdayız dedi.
Hangi Mossad, hangi siyahi ajanlarıyla hangi siyasetçiler konuştu? Dikkat edin hangi siyasetçiler? O siyasetçiler sonra yeni kurulan partinin içerisinde görev aldılar mı? Görev aldılarsa hangi görevleri aldılar? Devletin hangi mahrem görevlerini ele geçirdiler? Ben biraz daha konuşursam ortalık yer yerinden oynar. Kimler hangi partinin il başkanları? Mossad ajanlarıyla il başkanlık binalarında konuşup, sonra yeni kurulan partinin içerisinde hangi görevleri aldılar? Hangi iş adamlarının evinde hangi siyasetçiler? Hangi gizli servis elemanlarıyla buluşup konuşup 28 Şubat'ı destekleyip ondan sonra yeni kurulan partinin içerisinde ne vazifeleri aldılar? Hangi paryaları aldılar?
Neleri paylaştılar bu ülkede? Kim verecek hesabını? Yok. Koyalım sizin önünüze Atatürk'ü, sabahtan akşama kadar Atatürk'ü konuşur. Dindarlara da bu lazım. Tuh işte şöyle yaptı kafir, işte öyle yaptı da böyle, o iyi ya. Hadi düzel. Bunu konuşanlar var mı bunları? Bana bir tane Allah'ın kulunu söyleyin konuşanlara. Bana kutuplarla konuştuğunu anlatma kardeşim. Benim derdim o değil. Sende hal varsa, sende mana varsa bu ülkeyi peşkeş çekenleri konuş bana. Sen şeyh misin? Bu ülkeyi kimler peşkeş çekiyor? Bana onu konuş.
Sen bu vatanını seviyor musun? Bu vatanın ekonomisini peşkeş çekenleri konuş bana. Bana lazım değil senin hangi pir efendiyle ne konuştuğun. Benim bu sabah gördüğüm rüyayı sizi ne bağlayacak değil mi? Ben hangi şey efendinin ne halde olduğunu ben kendim gördüm. Bu bağlar mı sizi? Bağlamaz. Ne olacak ki? Bunu görsem ne olacak, görmesem ne olacak? Yok kardeş, bana onu söyleme. Bana onu anlatma. Bırak o senin Allah'la aranda ya. Bana ne ya? Senin maneviyatın yüce olsun. Sen ağır şalanın gölgesinde otur. Sevinirim ya. Bana şu geldileri gittileri anlat.
Önünüze konuluyor bir şey. Üzülüyorum. Ülkeme üzülüyorum. Vatanımı üzülüyorum. Milletime üzülüyorum. Kendi Müslüman dindaşlarımı üzülüyorum. Üzülüyorum. Ahım gitti, vahım kaldı. Üzülüyorum. Hiç ümidimi yitirmiyorum ama çok üzülüyorum. Çok üzülüyorum. Ümitsiz değilim. Ve kendi kendime diyorum ki Mustafa Özbağ'ın. Söylesen ne olacak? Kendi kendime. Konuşsan ne olacak? Zaman zaman andırıyorum. Ben şimdi böyle size bakın. TAT Cumhuriyet'in başlangıcından itibaren bir resim çizdim size. Tefekkür etseniz bulacağınız. Tefekkür etseniz bulacağınız.
Olaylar manzumesini ileri doğru yürüseniz bulacağınız. Söyleyecek laf yok. Söyleyecek laf yok. Bakın sakın ha Bediüzzaman Sayıdın Ursa Hazretleri ile alakalı bir sözüm yok. Ama ondan sonraki Risale-i Nur hareketini incelemek lazım. Öyle yap. Yani bütün dergahlar, tekkeler ölüm vaziyetteken ne oldu da kim üfledi?
Siyasete karışmayacağız diyen bu topluluk neden gitti Süleyman Demirel'in peşine takıldı? Kim dedi bunlara Süleyman Demirel'in peşine takılın diye? Bakın o topluluğa nasıl Süleyman Demirel'in peşine takılın diye birisi kulağına üflediyse aslında size tiyoları veriyorum ben. 77 seçimlerinde Turgut Özal'a İzmir bölgesinde Fethullah Gülen cemaatine destekleyen Fethullah Gülen cemaatini Turgut Özal'a destekleyen nefes, aynı nefes.
Anladınız mı? Aynı yer üflüyor. Diyor ki siz Süleyman Demirel'i destekleyeceksiniz. Tamam. Süleyman Demirel'in günü bitecek, devri bitecek. Yeni birinin devri başlayacak. Kim? Turgut Özal. Ondan sonra diyorlar ki Turgut Özal'ı destekleyeceksiniz. Ondan sonra da dediler AK Parti'yi destekleyeceksiniz cemaata. E ne dedi? Mezardan dedi, kaldırır, oyu verdiririm dedi. Demedi mi?
Ne o? Pensilvanya mı diyorlar oraya? Pensilvanya. İyi. Ne oldu da yollar ayrıldı? Aynı üflenti. Birileri üflüyor. Diyor ki buraya destekleyeceksiniz, oraya destekliyorlar. Buraya oy atacaksınız, oraya oy atıyorlar. Kimler yapıyor bunu? Nasıl daha büyük bir resim çizeyim, bırakayım bu işi? Ne oldu da ülkedeki bütün kesimler hatta Refah Partisi'nin içindeki belli gruplarda bir noktada toplandı. Üfleyen, ne güzel üflüyor ya.
Evet, o yüzden bizim önümüze Atatürk'ü koyuyorlar. Biz hala da Atatürk'ü konuşacağız diye uğraşıyoruz. Koca koca adamlar çıkıyorlar, Atatürk'le yatıyorlar, Atatürk'le kalkıyorlar. Yok onu, bir kimisi kafir edeceğim diye uğraşıyor. Kimisi peygamber edeceğim diye uğraşıyor. Kimisi cennete koyacağım diye uğraşıyor. Kimisi cehenneme koyacağım diye uğraşıyor. Bırakın kardeş ya. Burnumuzun ucunu göstermiyorlar bize. Olan, dönen dolapları, dönen olayları bize göstermiyorlar. Biz böyle kısır çekişmelerinin içerisinde birbirimizi yiyoruz. Bu cemaatleri, bu tarikatları birbirine düşüren ne? İnsanlar neden birbirlerine laf söylüyorlar? Bunları konuşmuyoruz biz. Ümmet-i Muhammed'in parçalanmışlığının sebebi ne?
Bunları konuşmuyoruz. Kim parçaladı bu ümmeti? Bu Vahhabi, Selefi zihniyetini kim çıkardı? Temelinde kim var? Bu Şia zihniyetini kim çıkardı? Bunun temelinde kim var? Biz hala daha Müslüman olarak gördüğümüz bu İran Şiası. Ne yapıyor? Daha da doğumuzda ne yapıyor? Neymar'da, şeydeki ne o? Arakan'daki Müslümanların zulmünün arkasında İsrail mi var? İran mı var? Yoksa Arakan'daki Budistlerin yapmış olduğu zulmün arkasında İsrail-İran ittifakı olabilir mi? Buna bakmıyoruz biz. Onun arkasında bir Rusya, Çin, İsrail-İran ittifakı olabilir mi? Bu ittifak oradaki Müslümanları sıyırıp atacak mı? Bu ittifak böyle yaparaktan oradaki petrol ve gaz yataklarına konmak mı istiyor?
Bu ittifakın içerisinde Amerika'da var mı, İngiltere'de var mı? Orayı neden Bangladeş'ten ayırdılar? Bangladeş Hindistan'dan ayrıldı, Bangladeş'ten bunlar ayrıldı. Önceden Bangladeş diye bir ülke yoktu. Orada komple, o Burma mıydı? Neydi o? Eski ismi. Burma değil mi? Evet, orada bir İslam Devleti vardı. Bu İslam Devleti'ni kim yıttı? Bu İslam Devleti yıkılırken Müslümanlar neredeydi? Ne yapıyorlardı? Kim onları aldattı? Kim orayı işgal etti? İşgal ettikten sonra o keşmekeşliği kim bıraktı? Müslümanlar bunlarla uğraşmıyorlar. Yani uğraşması gereken işler bunlar.
Türkiye'deki tarihçiler, oturun kardeşim. Kimler İngiliz soytarısı? Bakın araştırın. Kimler Amerikan soytarısı oldu sonrada? Amerikalılar Osmanlı'nın zamanında nerelere lise kurdular? Nerelere okul kurdular? O okullarda kimler okudu? O okullardan çıkan öğrenciler nereye gitti? Devletin hangi kademelerinde iş yaptılar? Yurt dışında hangi görevlerle gittiler? Bunların dinleri neydi? Uyurukları neydi? Adamın ne işi var? Malatya'da lise kuruyor İstanbul varken. Bakın araştırın. Tarihçiler bunlarla araştırsınlar. Araştırmıyorlar.
Önümüze koymuşlar bizi. Siyasetçilerin de bu konuda desteği var. Oturuyorlar kalkıyorlar Atatürkler. İyi ya tamam senin dediğin olsun. Sen kafir diyorum kafirdir. İyi tamam biz de onu cennete katmakla veya cehenneme katmakla memur değiliz. Bırak kardeş. Şimdi olayları anlat bize ya. Biz bunları buyalım. Anlatın bunları araştırın. Yok biz onunla uğraşacağız hala daha. Bak 20 dakikamızı aldı. Uğraşıyoruz gene bak. Allah iyi etsin inşallah. Ebu Leheb olayı. Biri geldi kötü kelimeler etti. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e. Ona haklısın dedi. Birisi de övdü ona da haklısın dedi. Lütfen bu hadiseyi anlatabilir misin? Mekke'de oldu. Mekke'de güç kuvvet elinde değilsiniz daha.
Mekke'de Ebu Leheb geldi. Dedi ki ne kadar çirkinsin doğru söylüyorsun dedi. Hazreti Ebu Bekir radıyallahu anh hazretleri dedi ki ne kadar güzelsin doğru söylüyorsun dedi. Medine'de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin aleyhine konuşan Yahudi'yi de dedi ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Bunu dedi kim katlederse Allah ondan razı olacak. Bakın Medine'de iş değişti. Mehmet'e Medine'de aleyhine konuşana ne kadar güzel konuşuyorsun demedi. Medine'de dedi ki kim katlederse onu Allah ondan razı olacak dedi. Sahabenin içerisinden angels birisi çıktı ben ya Resulallah dedi.
Öbürkü de çıktı dedi ki ben de yardımcı olurum ben onu tanıyorum dedi. Benim sesimi dışarı çıkar o dedi. Her olay kendi yerinde doğrudur. Kendi zamanında doğrudur. Ondan sonra gitti öbürü o onu tanıyan kimse ona seslendi. O seslenince dışarı çıkar çıkarmaz öbürkü de hançerinden vurdu onu. Bak Medine'de olay değişti.
Bunu kimse konuşmuyor değil mi? Neden? Müslümanlar sevdikleri için can almayı unuttular. Müslümanlar sevdikleri için can vermeyi unuttular. Müslümanlar sevdikleri için mücadele etmeyi unuttular. Unutturdular. Bak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Medine-i Münevvere'de. Okudunuz mu bunu hadislerde okuyan elini kaldırsın. Bak cemaatin içerisinde bir, iki, üç, dört, beş, altı kişi var koca cemaatin içerisinde bu meseleyi okuyan. Ya Medine-i Münevvere'de böyle iki tane olay var.
İki tane pis Yahudi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin aleyhinde konuşuyor. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri zaman içerisinde. Yani ilk konuşanı böyle vurduruyor ardından öbür gün de vurduruyor. O ne kadar doğru söylüyorsun demiyor. E bu Leheb çünkü amcası. Müşrik iman etme, iman eder ümidi var. E ondan sonra amcası da olsa Medine-i Münevvere'de devlet kurulunca ne oldu? Gebertildi gitti. Denmedi doğru söylüyorsun diye. Mekke hadiseleriyle Medine hadiselerini ayrıştırmayı bilelim inşallah. Mesnevi'de olan benim o yüksekliklere çıkmaya gücüm yok deme.
Kerim olanın eteğine yapış, seni çıkartacaktır derken. Kerim olan nedir? Mesnevi mi? Kur'an-ı Kerim mi? Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetleri mi? İyi okumak lazım. Kerim olanın eteğine kavuş, eteğine tut. Bir mürşide iltisap et. Benim öyle yükseklere çıkamam diye düşünme. Bir mürşide iltisap eden onun eğitimine tabi olursan sen de yükseklere çıkarsın inşallah.
Abdullah bin Amr Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir. Bir kimsenin izin almadan iki kişinin arasına oturması helal olmaz. Burada camide insanlar yayılarak oturuyordu. Cami için geçerli değil bu. Bir yerde oturuluyor mesela. Bir yerde oturulurken iki kişi sohbet ediyor. İki kişi sohbet ederken onun arasına oturmak. Onun gibi. Biriniz oturduğu yerden kalkıp geri geldiği zaman o yere öncelikle hak sahibidir. Bir yerde oturuyorsunuz 4-5 tane arkadaş. 4-5 arkadaş sohbet ederken birisi örneğin lavaboya gitti. Hemen onun koltuğuna birisi geçip oturmaz. O kimse lavabodan gelir aynı yerine oturur. Bu manada. Ben çok alıngan bir insanım.
Bu nedenle çok çabuk sinirleniyorum. Alınganlar sinirlenmez. Yanlışlık var bu işin içinde. Yok. Alınganlık sinirliliği getirmez. Alınganlık çekilir kenara. Alıngan. Bir laf söylemez. Alıngan odur. Bu yüzden çevrenle de aran bozuk. Bana nasihat eder misiniz? Çevrenle aran bozuksa kötü ahlaklısın. Bir kimsenin eşiyle, çocuklarıyla, etrafıyla arası bozuksa ahlakı kötüdür. Bir kimse kayınvalide, kayınpeder, eş, anne, baba, kardeşler, aram iyi değil bunlarla geçinemiyorum. Diyorsa o kimse kötü ahlaklıdır. Alınganlık sinirlilik getirmez.
Yok. Öfkelenmek Kur'an sünnet dairesinde caizdir. Kafire öfkelenmek, yanlışlığa öfkelenmek, müşriklere öfkelenmek, Kur'an ve sünnetin dışında bir şeye öfkelenmek. Farzdır. Biz sakın öfkeden kurtulacağız diye bir uğraşımız yok. Biz öfkemizi kanalize ederiz. Neye? Biz Allah düşmanlarına kanalize ederiz. Biz Kur'an ve sünnet düşmanlarına kanalize ederiz. Biz onlara öfkeleniriz. Biz mümin kardeşlerimize öfkelenmeyiz. Biz eşimize, çocuklarımıza, annemize, babamıza, dayımıza, amcamıza bunlara öfkelenmeyiz. Bir kimsenin eşine öfkelenmesi şeytandan. Olur olmaz çocuklarının öfkelenmesi şeytandan.
Mümin kardeşlerine, arkadaşlarına öfkelenmesi şeytandan. Şeytandan. Müslümanların düştüğü çukura düşüyor. Hani Müslümanlar birbirleriyle uğraşıyorlar ya. Asıl uğraşması gereken yerle uğraşmıyorlar. Hani dayış çıktı ya. Dedim ki ben ilk. O zaman eğer gerçekten bu kimseler mümin iseler. Cihad etmek için meydana çıktılarsa. Neden İsrail'e saldırmıyorlar da Müslümanlara saldırıyorlar, müminlere saldırıyorlar. Müminleri kesiyorlar, müminleri katlediyorlar. Camilere saldırıyorlar. Ya git İsrail'e saldır. Yok. Bakın birisi, bu siz de dahilsiniz. Bir şahıs, bir topluluk.
Bir topluluk. Şahıs. Sen mümin kardeşlerinle uğraşıyorsan bil ki şeytana uydun. Sen eğer topluluk halinde başka bir mümin toplulukla mücadele ediyorsan senin arkanda kafir, senin arkanda gavur, senin arkanda deccal gücü var. Sen onların nefesine gittin. Bir topluluk. Biz şimdi oturacağız örneğin komple dergah olarak bir Müslüman toplulukla mücadele edeceğiz. Bilin ki birisi nefeslemiştir bizi. Satılmışızdır biz. Satılmışızdır. Yok kardeş. Biz müminleri ağzımıza dolamayız biz. Uğraşmayız.
Ölçüyü konuşuruz. Bunun gibi bir şey bu. Müslümanlar birbirleriyle uğraşıyorlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bir adam, evinin adımı, evin kadını. Ya sen etrafına neden öfkeleniyorsun, öfke saçıyorsun? Bu şeytandan. Eşine, annene, babana, çocuğuna öfkeleniyorsan şeytandan. İster kadın ister erkek. Arkadaşlarına öfkeleniyorsan şeytandan. Sen derviş kardeşine ne yapma öfkeleniyorsun, bağırıyorsun, çağırıyorsun, kızıyorsun ona. Şeytandan. Şeytandan. Yok. Birbirlerinizi hürmet edeceksiniz, hizmet edeceksiniz, seveceksiniz. Birbirlerinize yardımcı olacaksınız. E bir ev düşünün. Eş. İki eş. Birbirine destek çıkacak.
Birbirine yardımcı olacak. Kadın kadınlığını bilecek. Adam adamlığını bilecek. Çocuk çocukluğunu bilecek. Anne baba anne babalığını bilecek. Çocuklarını eğitecek. E anne anneliğini bilmiyor. Çocuklara pat, küt, bağırış, çağırış, sinir, stres. Kim bu anne? Ne annesi ya? Vampir gibisin evde. E baba? Baba da ev gelmiş bağırış, çağırış, sertlik, kadına. Bu ne ya? Bu nasıl babalık? E ben öfkeliyim. İyi ben de senin gözüne bir yumruk vurayım ben de öfkeliyim. Ben senden daha öfkeliyim. Bunların hepsi de kötü ahlak. Allah muhafaza eylesin. Hele alın gal. Ne alakası var ya sinirlenecek? Allah muhafaza eylesin.
Eşler arasında telefonla, mesajla üç kez boş ol dese boşamış mı oluyor? Evet. Bir erkek ayrı ayrı zamanlarda eşine üç kez boş ol dese boşamış olur. Allah Celle Celaluhu. Biz seviyoruz. Peki Allah da bizi seviyor. Hadisi Kudsi. Allah'ın sizi ne kadar sevdiğini merak ediyorsanız, sizin Allah'ı ne kadar sevdiğinize bakarım.
Hz. Perimiz Sema ile ilgili kendinden geçmek, hakka vasıl olmak suretiyle beka sesini işitmektir. Sema, Yusuf'un kokusunu gömlekten alıp Yakub'un derdine deva olmaktır. Sema, benim Allah'la öyle bir zamanım olur ki, o an içinde bana ne bir melek, meleki, mukarreb ne de Nebi-i Mürsel ulaşabilir. Hadisinin sırrıdır. İbn-i Mace, ikame 79 demektir. Ben bu sırrı biraz daha anlatmanızı istiyorum inşallah, teşekkür ederim. Ah canım kardeşim, sen bana kuru fasulyenin tadını soruyorsun. Yemeyen kimseye anlat, anlat, anlat, anlat. Ne olacak ki? Yemedikten sonra, yemedikten sonra Allah hepinize de sundursun.
Bak, bil ki domuzların önüne inciler serilmez. Mücevherden sarraflar anlar. Sarraflar anlar ancak, başkası bilmez. Ne fakat der ki, kör insan için elmas da bir camda. Sana bakan bir kör ise, sakın kendini camdan sanma. Hz. Mevlana, bunu nasıl tevil etmeliyiz? Sarraf, burada mürşid-i kamil, kör de nefis midir? Hani meşhurdur ya, sufiler anlatırlar. Bir elmas varmış, ikiye bölünecek. Almış o kimse elması. Bütün kuyumcuları dolaşmış. Herkes demiş ki, ben bölemem, ben bölemem, ben bölemem, ben bölemem.
En sonunda, en büyük ustaya götürmüşler. Demişler ki, hiç kimse bu elması bölemedi. Siz böler misiniz? Demiş, ben de bölemem. Ama demiş, bu çocuk böler. Çırak. Çağırmış ona, evladım demiş, şunu ortadan bölüver. Olur usta demiş, almış çocuk. Koymuş şeye, bölecek olduğu yere. Bir çekiç olmuş, kült tek, ikiye bölmüş onu. Demişler ki, efendi, sen neden çocuğa verdin? Demiş ki, ben onun kıymetini biliyorum. Onu demiş, benim bölmeye elim titrer. Kıymetinden dolayı. Demiş, çocuğun eline verdim ki demiş, o kıymet bilmez. O yüzden bir çekişte demiş, o böler onu.
Onun kıymet bilmiyor çünkü. Şimdi, kıymet bilmez bir kimsenin önüne elmas koysanız, camdan bir farkı yoktur onun. Kıymet bilmiyor. Kör, iyiyle doğruyu ayırt edebilecek bir kimse değil. Kemal ehli olanla, olmayanı ayırt edebilecek bir noktada değil. Hani, müşrikler dediler ya, işte bu da bizim gibi yiyor, içiyor, bizim gibi insan, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem için. Neden? Onlar müşrik gözlü. Müşrik gözlü olunca, onlar bir peygamberi tanıyabilecek bir kimse değil. Aynı şeyi Hazreti Mevlana Cerahat-ı Rumi de yaşadı. Onu da tanıyamadılar. Onun hakkında da bir sürü gıybet dedikodu iftira ettiler. Hala daha ediyorlar, bakınız. 850 yıl geçmiş vefatından, 850 yıl geçmiş. 850 yıl geçmiş, hala da arkasından iftira var, dedikodu var, gıybet var.
Hala da. E, tanımayanlar da olacak, tanıyanlar da olacak. İfrat da olacak, tefrit de olacak. Birisi de öyle bir noktaya gelmiş ki, demiş ki, hani, peygamber değil ama kitabı var, demiş. O kendisini demiş, ben Kur'an ve sünnetin hizmetkarıyım. Bunun dışında söylenen sözlerden uzağım. Bir başka birisi de demiş ki, peygamber değil ama kitabı var, demiş. E şimdi bu sözü de şey, Evranosoğlu'nun talebeleri kullanıyor. Ya dedim, bu Hazreti Mevlana'nın kendi sözü değil ki. Hazreti Mevlana'yı seven bir kimse, haddi aşmış, böyle bir şey söylemiş. Velev ki, haddi aşmış olsun. E dedim yani, siz Resul diyorsunuz.
Bu sıkıntılı. E yok, adam onu görmek istemiyor. Allah bizi affetsin. Amin. Bir hadis okuyalım, inşallah. Saati geçirdik bugün. Bak, Atatürk, oyaladı bizi. Atatürk muhabbeti. Ya, hayırlısı. Enes Radiyallahu Han Hazretleri'ne, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir. Allah-u Teala'nın zikir meclislerini arayan bir takım gezici melekleri vardır. Zikredenlere geldiklerinde onları kuşatırlar. Sonra Allah ellerini semaya, Allah-u Teala'ya kaldırarak dururlar ve Ey Rabbimiz! Kullarından bir kısım insanların yanına geldik. Onlar senin nimetlerini tazim ediyorlar. Kitabını okuyorlar. Peygamberin Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme salavat getiriyorlar.
Ve senden ahiretleri ve dünyalar için dilekte bulunuyorlar derler. Bunun üzerine Allah-u Teala onları rahmetimle kuşatınız. Onlar iyi arkadaşlardır, arkadaşlardır ki Kendileriyle arkadaşlık yapan da kötü olamaz. Toplanıp salatu selam eden, tövbe eden, Allah'ı zikredenler toplanıp da Neymiş? Kötü arkadaşlar değillermiş. Onlarla da arkadaşlık edenler neymiş? Kötü değilmiş. Anladınız mı şimdi yanı başınızdaki kimseye kötü bakmayın değişime? Anladınız mı şimdi birbirlerinizin arkasından konuşmayınız, gıybet etmeyiniz, Birbirlerinizin arkasından birbirlerinizin aleyhine bir şey demeyiniz diye. Neden?
Zikrullah halakasına oturan kimse iyi insandır. İyi insan demek hatası kusur olmayan insan demek değildir. Herkesin hatası kusur olur. Ama iyi insandır o. Bir kimse bir şeyhe intisap etti, orada zikrullah'a devam ediyorsa, Kendi dersine devam ediyorsa, o iyi insandır. Onun arkasından atıp tutma, onun arkasından laf söyleyeceğim, laf yetiştireceğim diye uğraşma, Kendi ipini çekersin.
Neden? Çünkü o zikrullah'a devam eden kimse iyi insan. Oradaki kardeşler birbirlerine buğz etmeyecekler. Buğz etmeyin birbirinize. Zakirlerinizle, çavuşlarınızla buğz etmeyin. Başınızdaki ders yaptıran kimselere buğz etmeyin. Bu sizin dergahtaki sonunuz olur. Tekrar söylüyorum. Başınızda ders yaptıran, koşuşturan arkadaşlara buğz etmeyin. Onların aleyhine konuşmayın. Birbirlerinizin aleyhine konuşmayın. Bu sizin dergahta sonunuz olur. Ya gidip helallaşacaksınız? Diyeceksiniz ki, kardeş özür dilerim. Hakkınızı helal edin. Siz abilik yapıyorsunuz bize.
Allah razı olsun. Ben senin aleyhine konuştum. Senin arkandan attım tuttum. Abla ben senin hakkında konuştum. Özür dilerim senden. Ben senden helallık istiyorum. Af dilemeye gelene, affetmek de erdemliliktir. Adam özür diliyor, af diliyor senden. Sen ne erdemlilik yap. Özürünü kabul et, onu affet. O yüzden zikir meclislerine devam eder. Hasbelkader bu kim olursa olsun. Bir şeyhe intisap etmiş o kimse. Bir şeyhe intisap etmiş. Ya kamildi de değildi de şöyle. Bırak seni ilgilendirmez kardeşim. Herkesin şeyhi kendine kamildir. Herkesin şeyhi kendine iyidir.
Bırak. Nasıl seninki sana iyiyse, bir başkasınınki de, bir başkası ona iyi. Uğraşma. Seni ilgilendiren bir şey değil. Bırak. Sen yol almana bak. Sen tövbeyle, zikirle, hizmetle, koşuşturmakla kendini toplamaya çalış. Sen kendini affedip, temizletip Cenab-ı Hakk'a vasıl olmaya çalış. Senin işin bu. Sen bu dergaha, Allah'a dostluk peyda etmeye geldin. Niyetin bu olsun. Senin niyetin Allah'a dostluk peyda etmek olsun. Niyetlerinizi temizleyin. Niyetlerinizi düzeltin. Niyetlerinizi sağlam kazığa bağlayın. Buraya evlenmek için, iş bulmak için, geçinmek için, makam mevki sahibi olmak için değil.
Ya, biz buraya Allah'ın rızasını kazanmak için geldik. Allah'a yakin olmak için geldik. Biz Habibi'nin sünnet iseniyyesini öğrenip, onu yaşamak için geldik. Biz Ahmetçi Mehmetçi değiliz. Biz Mustafa Özbağ'cı da değiliz. Bu dergah Mustafa Özbağ'ın dergahı da değil. Bu tekke Mustafa Özbağ'ın tekkesi değil. Mustafa Özbağ'ın bir yolu yok. Mustafa Özbağ ilah değil, Rab değil. Mustafa Özbağ da Allah'a kulluk yapmaya çalışan bir kimse. Bu. Bizim niyetimiz ya ben onun için geliyorum. Değil kardeşim benim için gelme. Bırak. Sen Allah için gel. Mustafa Özbağ için Allah zikredilmez. Mustafa Özbağ için yol gidilmez. Böyle derdimiz yok bizim.
Benim böyle bir derdim yok. Benim insanlar beni sevsin, beni kabul etsin, beni benimsesin. Böyle bir derdim yok. Ben olduğum gibiyim. Ben dışarıda farklı konuşup, burada farklı konuşan bir kimse değilim. Olduğum gibiyim ben. Ben biraz arabeskim, biraz melankolikim, biraz alınganım. Böyleyim ben. Ne görüyorsanız oyun. Sakın ha. Allah için toplanacağız. Allah için Allah'ı zikredeceğiz. Allah için birbirimizi seveceğiz. Allah için. Ve Allah için birbirimizin arkasından konuşmayacağız. Allah için tek yumak olacağız, yürüyeceğiz. Biz Allah için yaşamaya çalışacağız. Niyetimiz bu bizim. Benim niyetim şan şöhret değil. Benim niyetim makam mevki değil.
Benim niyetim hiçbir zaman şunu olayım, bunu olayım değil benim niyetim. Hiç olmadı. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bir günden bir güne ağzından çıkmamıştır. Ben şeyhim, ben pirim, ben mürşidim. Ben şunu oldum, ben bunu oldum, ben... Yok ya. Kim ne görüyorsa o yüz biz. O kadar. Onun gördüğü yüzem. Ne görüyorsa. Sen gördüğün doğrudur kardeşim. Kötü gördün, kötüyüm. İyi gördün, iyi gördün. Bak işine, Allah yolunu açık etsin. Hiçbir iddiamız yok. Bizim bir tek iddiamız var. Bizim derdimiz, davamız, Kur'an, sünnet, vatan millet. Başka bir derdimiz yok bizim. Bizim derdimiz ümmet. Bizim derdimiz memleketimiz. Bizim derdimiz, bu zahir tarafı.
Bizim derdimiz Allah'a yakın olmak. Bizim derdimiz Allah'a dost olmak. Bizim derdimiz Habibi'nin peşinden gitmek. Bizim derdimiz, Habibi'nin kokusuyla kokulanmak. Bizim derdimiz Allah'ın boyasından boyanmak. Bizim derdimiz, kimsenin mallı, parası, pulu, makamı, mevkisi değil. Bizi ilgilendirmiyor, beni ilgilendirmiyor. Hiç ilgilendirmedi zaten. Ben bazen zaman zaman derim ya, beş kuruş veren elini kaldırsın derim. Bu kadar. Bizim derdimiz bu değil çünkü. Hiç olmadı. O yüzden içimize makam sokmayız. O yüzden içimize mevki sokmayız. O yüzden içimize para sokmayız. O yüzden şeyen illa herkes verecek demeyiz. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden de çıldırıyorlar zaten. Herkes diyor ki ya nasıl oluyor? Allah'ı unutmuş insanlar. Allah'ın yardımını unutmuş. Allah'ın keremini unutmuş. Allah'ın kolaylaştırmasını unutmuş. Allah'ın muhafazasını unutmuş. Allah'ı unutmuş. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kardeşler, buradaya gelip, burada derslere devam edenler. Bu hangi topluluk olursa olsun ama. Adam gitmiş bir şeyhin elinden tutmuş, orada derse devam ediyor. Bu kolay bir şey değil. Bu nefis mücadelesi. Yani insan annesini dinlemiyor, babasını dinlemiyor, kocasını dinlemiyor, karısını dinlemiyor, çocuğunu dinlemiyor. O kimse gidiyor, o şeyhi dinliyor. Bu kolay bir nefis muhasebesi değil.
Buradaki arkadaşların hepsi de gözleri çakmak çakmak. Her biri akıllı, akıllı insanlar, şuurlu insanlar. Öyle eleştirmeyecek, öyle bedavaya gidecek olan bir kimse yok. Her biri meslek sahibi, her biri kariyer sahibi insanlar. kimsenin kara kaşına, kara gözüne gidecek bir insan değil. Biz neden diyoruz, işi olmayan hiç kimse olmayacak diye? Affedersiniz, saf, aptal, geri zekalı olan insanların işi gücü yoktur. Sorumluluğunu bilmez onlar. Sorumluluk da yüklenmezler. Öyle insanlardan derviş de olmaz. Ben o yüzden derim, bir adamın işi olacak. Git çalış kardeşim bir yerde. Hiçbir yerde başarılı değilsin. Sen nerede derviş olacaksın? Olamazsın sen. Sorumluluk almazsın.
O kimse sorumluluk alacak çünkü. Bir söz verecek. Diyecek ki, kardeş, ben Allah'a yakın olmak için geldim buraya. Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin izinden yürümek için geldim. Bana iz öğreteceksin, bana yol öğreteceksin, bana distur öğreteceksin, edeb öğreteceksin, adab öğreteceksin. Bana yolu anlatacaksın. Ben nerede, ne yapmam lazım, onu göstereceksin bana, diyecek. Eğer bunu demiyorsa, bunu aramıyorsa zaten, biz de zaten o zaman dervişlik yaşamıyoruz demektir. Allah muhafaza eylesin. Amin. O yüzden, arkadaşlar, burada birbirlerimizin arkasından konuşmayalım. Hiçbir dervişlerin arkasından konuşmayın. Bir başka bir dergada konuşmayın.
Onlar da pazartesi, perşembe toplanıyorlar veya haftanın birkaç günü toplanıp, onlar da Allah'ı zikrediyorlar. Onlar da Allah'ı zikrediyorlar. Onlar da Allah'a yakınlık peydah etmeye çalışıyorlar. Kimseyi kınamayalım. O yüzden zikrullah halakalarına devam eden insanlar, kıymetli insanlardır. İyi insanlardır. Sen kötü görme. Hatasını gördün. Ört gözünü. Kusurunu gördün. Görme kardeş. De ki o benden iyidir. De ki o benden daha fazla derslerini takip ediyordur. Allah onu daha fazla seviyordur. Öyle düşün. İnşallah. Aklıma gelmişken söyleyeyim. Öyle bir zuhurat oldu.
Önümüzdeki hafta inşallah Kadir-i Hatmesi yapacağız. Haberiniz olsun. Lesz.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi