Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 25 Ağustos 2017 · 1:10:45
Selamun Aleyküm, Allah gecenizi ayıresin inşâAllah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Selamun Aleyküm ve Rahmetullahu ve Rekâtuha, 30 yaşında bir oğlum var, hiç evlenmemiş, bankada 130 TL vadeli param var, bundan gelen faizi oğluma verebilir miyim yoksa başka fakire mi vermeliyim? Başka bir fakire ver, ondan da sevap bekleme. Maide 44 ayette göre Allah'ın indirdiğiyle hüküm etmeyenler, Allah kafir ilan ediyor. Günümüzde Allah'ın indirdiğiyle hüküm eden yönetim yok, bizim bu yönetimleri desteklememiz doğru mu? Bu noktada, evet Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir.
Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir. Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenler, fasıkların ta kendileridir. Diye ayet-i kerimelerdir. Normalde elinizin altındakilerden sorumlusunuz, sorumlusunuz, hadis-i şerif mucibince, herkes elinin altındakilere Allah'ın hükmüyle hükmetmeye, burada Kur'an ve sünnetin ve imamların iştahatlarıyla hükmetmeye çalışacak.
Ama normalde eğer ki gerçekten herhangi bir devlet sistemi Allah'ın hükmüyle hükmetmiyorsa, o zaman orada İslam'ın hukuku yoktur. İslam'ın hukukunun olmadığı bir yerde Müslümanlar İslam'ın hukukunun icra edilmesi için mücadele ederler. Mücadele etmek orada farzdır. Mücadelenin yöntemleri, stratejisi, mücadelenin nasıl olacağı, konum, durum, coğrafik durum, ekonomik durum, siyasi durum, askeri konuma göre burada mücadele stratejileri geliştirilir.
Bunlar netameli konular. Bu soruyu soran kimsenin ben kasıtlı sormadığına inan. Çünkü bu soruya cevap verecek olan bir kimse Cumhuriyet Savcısının önünde soluğu alır. Bundan korktuğumdan, çekindiğimden değil ha. Ben yine cevap vereceğim ama netameli konular bunlar. Bunun da altını çizmekte fayda var. Çünkü normalde Türkiye Cumhuriyeti Devleti layık, demokratik, insan haklarına saygılı hukuk devleti. Kendini öyle tanımlıyor. Öyle tanımlayınca bir kimse bu layık, demokratik, insan haklarına saygılı hukuk devletini teokratik düzene, sisteme çevirmekten, çevirmeye çalışmaktan adam Cumhuriyet Savcısının önünde alır soluğu. Yani bunu normalde soran muhakkak böyle bir tuzak halinde sormuyordur bunu bize. Biz böyle bir şey olduğuna inanmıyorum ben.
Ama normalde bunlar böyle bir kimseyi tuzağa alıp kodese götürmek için yeterli şeyler. Böyle sormak kolaydır bunlara, cevap vermek zordur. Oturur sorarsın. Dersin ki İslam hukukuyla hükmetmeyen bir kimse kafirin ta kendisi midir? O kimse de normalde konumuna, durumuna, haline göre cevap verecek ona. O kimsenin normalde Ayet-i Kerim'in mealine bakarak tam buna cevap vermesi de zor insan.
Her neyse meseleyi bu cenahtan çıkarayım ben. Bunlar önceden bize sorulmuş tuzak sorulardı. Sonra bunlarla alakalı 28 Şubat'ta ben çok sorgulandım çünkü. Bizim eski arkadaşlarımızın hepsi de bizim bu noktadaki fikrimizi, zikrimizi bilirler. Ama yeni kardeşler bilmiyordur belki de. Ben tekrar söylüyorum. Bir Müslüman, bir mümin bulunduğu yerde İslam'ın yaşanması ve yaşatılması için mücadele etmekle yükümlüdür.
Bu mücadelesini oranın konumuna, durumuna, haline, ahvaline göre strateji belirler. Size şimdi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden bir örnek göstereceğim. Kalacaksınız. İlk hicret edenler. Nereye hicret ettiler? Hristiyan, Necaşi'nin ülkesine öyle değil mi? Oraya giden Müslümanlar, Hristiyan, Necaşi'nin oradaki devlet hukukuna uydular mı? Sesinizi duyamıyorum. Kafir mi oldular? Anladınız mı? Hicret ettiler. Medine-i Münevvere'ye ilk hicret eden Müslümanlar, orada Allah'ın hukukuyla mı hükmettiler? Hayır.
Peki Musab bin Ümeyr orada kafir mi oldu? Ondan sonra giden sahabeler, çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden önce giden sahabeler var. Medine-i Münevvere'ye yerleşip orada İslam'ı anlatmaya başlıyorlar. Orada İslam kabul görüyor. İslam kabul gördükten sonra, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Medine-i Münevvere'ye icret ediyor. Bakın, burada, şimdi ben bu mevzuya açayım ya. Şunu biraz ön tarafı doğru alın bakayım. Tamam. Bu çünkü ülke meselesi. Şöyle ülke meselesi. Türkiye'de ne zaman İslami bir diriliş, İslami bir uyanış, İslami böyle bir insanların sirkelenmesi, ne zaman böyle bir muhafazakar, bir yapılanma hükümete geçince, böyle birilerine bir şeyler oluyor.
Birilerine bir şeyler olunca, kaşımaya başlıyorlar. Sanki Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni bunlar kurdular. Sanki Türkiye Cumhuriyeti'ni idare eden şu anki hükümet kurdu. Ben hükümet yanlısı veya karşısı noktasında değilim. Ülke menfaatleriyle alakalı, ülkeyle alakalı. Yaşadığımız topraklarla alakalı. Hepimiz biliyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuku İslam değil. Hepimiz biliyoruz bunu. Hiç kimse de zaten Türkiye Cumhuriyeti'nin devletinin hukuku İslam'da diyemez. Diyemez hiç kimse. Biz bu nesil olarak bu devleti biz kurmadık.
Bu devletin hukukunu da biz oluşturmadık. Ama biliyoruz ki halkın Müslüman olan bu toprakların bu devleti ayakta kalmış Müslümanların sığınabileceği, yaşayabileceği bence en ehven devletlerden birisi. Sormak isterim şimdi arkadaşlara, kardeşlere. Dünya üzerindeki hangi devletin bayrağının altında yaşamak istersiniz? Pakistan'da mı yaşamak istersiniz? Afganistan'da mı yaşamak istersiniz? İran'da mı yaşamak istersiniz? Suudi Arabistan'da mı, Yemen'de mi, Ürdün'de mi, Sudan'da mı, Mısır'da mı, Irak'ta mı, Suriye'de mi, Lübnan'da mı? Nerede yaşamak istersiniz?
Birisi çıksın, mesela bu sözüm meclisten dışarı, birisi çıksın desin ki hülyesi kalp ile, desin ya ben işte burada dinimi, ırzımı, namusumu, aklımı, şerefimi iç bir devletin çatısının altında daha fazla muhafaza ederim, korurum. Burada şu var, bunlar normalde şimdi internette fazlaca dolaşıyor, iki tarafta fazlaca dolaşıyor, 28 Şubat'ta da fazlaca dolaşırdı, 28 Şubat'tan önce.
Eski arkadaşlar hatırlarlar, Darül Harp mi değil mi, bana söyleteceğim diye uğraşırlar, tuzak sorular. Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir. E, 28 Şubat'ta Refah Partisi hükümeti var, bu hükümeti desteklemek küfür değil mi? Sanki ben hükümet destekliyorum, ben beyan ediyorum hiçbir yere oy vermiyorum diye. Benim desteklediğim herhangi bir hükümet yok. Ama bunlar şey, yani normalde ülkeyi şimdi karıştırmak isteyenler, kaşımak isteyenler bir yol tutturuyorlar. Bunları soranlar bir de, Allah beni affetsin, böyle söylemek istemem. Ben yeni Müslüman olduğumda, 86'da, 87'de dinle tanıştığımda, bunlar ne zorluklar çekildiğini, ne sıkıntılar çekildiğini bilmeyenler.
Bilmiyorlar bunlar, strateji de bilmiyorlar bunlar. Bakın strateji de bilmiyorlar. Siyaset de bilmiyorlar. Bilmiyorlar, nerede ne konuşacaklarını da bilmiyorlar. Nerede nasıl, neyin sorulması gerektiğini de bilmiyorlar. Arkadaşlar, Kur'an ve sünneti, İslam'ı yaşama ve yaşatma mücadelemiz devam edecek. Sologanik bir yapılanma değil bizim yapılanmamız.
Sologan atmak kolay. Allah bizi affetsin, mevzuyu uzatmayın. İki senelik evliyim, görüneceğim çocuklarıyla beraber iki ya da üç günde, bazen de günde bir evimize geliyor. Sürekli gelmesinden dolayı rahatsız oluyorum. Eşime bunu söylediğimde bunun çözümü olmadığını, katlanmam gerektiğini, kardeşinin kalbinin kırılacağını söylüyor. Ama benim kalbimi çok kuruyor. Bu konu yüzünden incitici, kırıcı sözler söylüyor. Evimizde tartışma çıkıyor. Bu konuda ne yapmalıyım? Bir insanın, bir insanı rahatsız etmesini dinimizde yeri nedir? Eşimin bu konudaki tutumu doğru mu? Bazı aile yapılanmaları var, bu konuda gerçekten şeyler. Yani bunun bir rahatsızlık vereceğini, herhangi bir eksiklik, kusur olduğunu kültür olarak bilmiyorlar.
Onlara normal geliyor. Çat kapı gitmek, çoluk çocuk. Böyle normal gelen bir ailede söyleyecek fazla bir şey de kalmıyor. Ama erkeğin bu konuda bir tavır takınması lazım. Yok takınmıyorsa sen de bir sabaha erken çık, sen baskın yap. Ondan önce 3-4 gün sen git öyle. Ne yaşandığını görsün o da. Herkes sabah giden, erken kalkan ihtilal yapsın. Allah muhafaza eylesin. Evde oluşan örümcek ağlarını temizlemek için süpürerek ya da yıkayarak örümcek ağını bozmak doğru mudur? Ev çatısında oluşan arı ya da kuş yuvalarını kaldırmalı mıyız? Kaldırmak için ne yapmalıyız? Bunu Halit Hoca'ya soralım ya.
Halit Hoca geçen gün, Allah razı olsun bu büyüdür müyüdür işlerine bakınca, taş beyaz mı olacaktı? Kişiye göre değişiyor. Kişiye göre değişiyor. Neye inanacaksa olacak. Ha neye inanacaksa, sen vakaya göre hükmediyorsun ya. Tamam. Buna örümcek ağlarını toplasınlar mı? Şahsına. Tamam. Şahsa minhasır soracakmışsınız soruyu soran kardeş. Son zamanlarda pek çok kez konusu olduğu için merak ederek, özür dilerik sormak istedim. Eşcinsel bir ilişki yaşamış olan biri, yaptığı yanlışın farkına varıp, tövbe edip bir daha yapmamak üzere hayatına devam eder. Allah yolunda hayırlı bir kur olmak için uğraşırsa, izleyeceği yol nasıl olmalıdır? Kardeşler yol açıp, kim tövbe eder geri dönerse, yapmış olduğu günahlardan karşısında affedici bir Rab bulur.
Ayet. Ben hiçbir zaman şunu demem, af olmayacak bir günah yok. Bu kapı kapalı, böyle bir şey söylemem. Cenab-ı Hak cümleye tövbe edip geri dönenlerden eylesin. Amin. Böyle birine eğer kendine bize anlattıysa nasıl yardım edebiliriz? Bu kardeşler normalde zaman zaman bana da geliyorlar. Ben onlara tövbe etmelerini, geri dönmelerini, bir daha asla bu Allah'ın lanetlediği fiiliyata geri dönmemelerini tavsiye ediyorum. Allah lanetlemiş, Cenab-ı Hak bu lanetlenmiş, bu fiiliyata hiç kimseyi Cenab-ı Hak o halde getirmesin inşallah, engel olsun. Bu hale gelmiş bir kimse tövbe edecek, geri dönecek.
Kendi kendisine şunu demeyecek. Mesela böyle olan erkeklere diyorum ki hızla evlenin. Hızla evlenin. Normalde eğer bu noktada bir erkek erkekten hoşlanma gibi bir şeye düştüyse, kendisini kadın gibi hissedip de, böyle bir şeye düştüyse hızla evlensin. Bunu bastırsın kendi üzerinde, evlenmesini hızlandırsın.
Erkeklik hormonlarını güçlendirici, yiyecekler, içecekler, giyecekler neyse bunlara doğru yönelsin. Ve kendince erkekliğini tahkim etsin. Ama bunun hızla evlenip, çoluk çocuğa karışması lazım. Velev ki böyle o lanetlenmiş fiiliyatı işledi, işledi, günaha girdi, işledi. Geri dönsün yol yakınken. Tövbe etsin, kendisini Kur'an ve sünnete vakfetsin. İnşallah umulur ki Cenab-ı Hak onları da affeder. Nasıl yanında durmalıyız? Yani bunlarla ilgilenen kimseler, böyle olduğunu bilen kimseler, bu mevzuyu fazla açmasınlar yanlarında. Psikolojik olarak, hatırlamasınlar. Böyle arkadaşlarla, hani böyle beraber olanlar, kendilerine de dikkat etsinler.
Onun da ayağını kaydırabilir. O yüzden ona da dikkat etsin. Yani normalde birisini kurtaracağım derken adam kaybolmasın ortalıktan. Yani kurtulması gereken bir vakaydı, ikiye çıkmasın. O yüzden birini kurtaracağım derken, kendisi el sallamasın. Allah muhafaza eylesin. Ha, bu konuda dirayeti, ilmi, feraseti yerinde olan bir kardeşse, ilgilensin. Ama kendisine dikkat etsin. Böyle bir hata yapmış, bir hayatına nasıl devam etmeliydi? Sonuçta tövbe edecek, Kur'an ve sünnete sımsık yapışacak, hayatına devam edecek. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Ama şu uzuna geçmeden, şu kısaları halledemeyim.
Bayramda cemaat olarak, il ve ilçeler olarak deri toplanacak mı? Toplama işinde görevlendirme yapılacak mıdır? Yoksa bütün kardeşler görevli midir? Ne yaptınız? Toplanacakmış Bursa içi ve dışı. Durgun suya bevletmeyin ve bu vasıftaki bir su ile gusletmeyin. Hadisini okudum, evlerimizde, alafranga tuvaletlerde temiz su biriklisi var. O suya bevletiyoruz, yukarıdaki hadise göre haram mı işliyoruz? Hayır, bu durgun su dediği göl gibi yerler. Zandan sakınınız, zira zan sözlerin en yalanıdır. Birbirinizin ayıplarını araştırmayın, rekabet etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, hasetleşmeyin. Birbirinize buğz etmeyin. Ey Allah'ın kulları, Allah'ın emrettiği şekilde kardeş olun.
Bir kişiyi üstün zanda beslemek haram mı? Ticarette rekabet var, yukarıdaki hadise göre ticari rekabette haram mı? Üstün zan beslemek haram değil, ticaret değil, her alanda rekabet vardır. Ama buradaki normalde birbirinize buğz etmeyin, rekabet etmeyin derken, buradaki rekabet kötü bir rekabet. Birbirini aşağılamak, birbirini kötülemek Allah muhafaza eylesin. Geçen haftaki sohbetinizde Türkiye'de oluşacak sıkıntılardan bahsettiniz. Sıkıntılı zamana hazırlanalım mı, emanetleri hazırlayalım mı? Bu güzelmiş yani. Biz hazırız ki, kocaeyle de hazır olduğumuzu gösterdik. Efeler, baldırı çıplaklar hepimiz de hazırız biz.
Bunun için bakın, normalde böyle zaman zaman bu da çok üflenilir ülkeye. E ben yaşım bir hayli var artık yani. Şimdi azımsalmayacak bir noktada. E üç tane darbe gördüm ben. Üçüncü darbede darbeye karşı geldik. İkisinde yenildik. Karşı geldik ama yenildik ikisinde de. İlk bir ve ikide. Şimdi bu hani ülke kötüye gidiyor. Ülke her an için şu olabilir, bu olabilir. 28 Şubat'tan önce herkese pompalanan şuydu. Bosna gibi olacak Türkiye. Hızla silahlanın. Ve yani bunlar sizi almaya, kimse bunlar. Sizi almaya geldiklerinde hiç olmazsa üç dört tanesini öldürün de gidin. Almaya gelecekler ya, bunu pompalıyorlardı.
Ben de hep kardeşlere diyordum ki sakın ha, üzerinizde çakı bıçağı dahi olmasın. Sakın ha, öyle silahlanayım falan demeyin. 28 Şubat'ta oluyor bu. Bunu bana söyleyen ve beni bu konuda eleştiren, bu konuda ağır hakaretler eden kimseyle enteresan bir şey. 28 Şubat'ta benim alındığım zaman onu da almışlar.
Onu aldıklarında işte evinde ruhsatsız silah, tüfek, böyle küçük çaplı bir cephane, eşi ve çocuklarının ne rezillik yaşadığını gördüm şeyde, emniyette. Yine bir sefer alındığımda yine böyle söyleyen, bunlar böyle belli insanlardır. Yine böyle söyleyen bir kimse, sordum böyle denk geldik böyle, sen neden geldin dedim ben.
Onu da evden sözde silah bulmuşlar. Ama o kimse ben içeride kaldım, o elini kolunu sallaya sallaya çıktı. Sonra duydum, bir yurt dışına gitti falan dediler, nerede bilmiyorum şimdi. O zannediyorum, bu devletle ortak çalışıyordu. Bunlar böyle zaman zaman rüzgar gibi eser bunlar. Esince, Allah affetsin, kendini bir şey zanneden, böyle bir şeyle uğraşmak isteyenler, giderler, kapalı odalarda, kirli merkezlerden silahlanırlar, ondan sonra bir operasyon yaparlar, silahlar bunlarla yakalanır, silahlar bunlarda yakalanmasıyla kalmaz, silahın üzerine ne kadar suç varsa, o suçları olup kimseler alır giderler.
O yüzden, merak etmeyin, bu devlet kolay kolay öyle bir karışıklığa pabuç bırakacak bir devlet değil. Çünkü bizim insanlarımız sağduyulu. Sağduyulu olunca, yine bu son darbe girişiminde görüldüğü gibi, hangi cenahta yer alacağını, kimin yanında yer alacağını bilir, Allah'ın izniyle bu tip sıkıntılar olmaz. Öyle, sakın ha, tekrar söylüyorum, çakı bir çağ dahi edinmeyin kendinize. Dışarıda, üstünüzde çakıyla bile dolaşmayın. Bakın, dışarıda çakıyla bile dolaşmayın. Bizler, kendi din kardeşlerine silah çekebilecek, kurşun atabilecek kimseler değiliz. Ne yapacaksınız? Kapınıza polis gelince polise kurşun mu sıkacaksınız?
Ne yapacaksınız? Kapınıza asker gelince askere kurşun mu sıkacaksınız? O zaman DHKBC'den bir farkınız mı kalacak? PKK'dan bir farkınız mı kalacak? DAEŞ'ten bir farkınız mı kalacak o zaman? Bu 15 Temmuz darbesine girişen bu Yezidilerden farkınız mı kalacak o zaman? Allah muhafaza eylesin. Şimdi birinci soru vardı ya, bu yönetimler desteklenmeli mi diye. Bu devlet bizim, iyi de olsa bizim, kötü de olsa bizim, yanlış da olsa bizim. Kötüyse iyileştirmek bizim vazifemiz, yanlışsa doğruya getirmek bizim vazifemiz. Ama bizim, bizim. Bir insanın evladı yanlış yaptı diye vuruyor, öldürüyor mu? Bir insanın eşi hata yaptı diye boğazını mı kesiyor?
Düzeltmek bizim vazifemiz. Allah bizi o uğurda eylesin inşallah. Böyle bir durum olduğunda nasıl davranalım, nerede toplanalım, kadın ve çocukları ne yapalım? Mesela şehirlerden dağları çekilene biliniriz. Hiç böyle şeylere ihtiyaç yok. Biz eğer böyle bir şey söz konusu olursa, biz ne dağlara çekiliriz ne de şehirleri terk ederiz. Biz vatanımızı, milletimizi, Kur'an'ımızı, sünnetimizi savunuruz. Eşimizle, çoluğumuzla, çocuğumuzla, hepimizle bu konuda nasıl bir mücadele verilmesi gerekiyorsa mücadele veririz. Böyle bir durumda dergah ve dervişlerin görev tanımı nedir? Ne yapmamız gerekli? 15 Temmuz'daki gibi o gömlek üstümüzde olacak mı? Biz her zaman için vatanımız, milletimiz, Kur'an ve sünnetimiz tehlikeye giriyorsa o gömleği biz hiç çıkarmıyoruz.
O gömlek hep bizim üstümüzde. Ey Davut uyanık ol. Sufi uyanıktır. Böyle bir tehlike söz konusu olursa, Allah'ın izniyle yürürsün. Kaos veya savaş durumunda birikimleri olan altın mı almalı, belli yerleri, un ve belli gıdaları stoklayabilir mi? Biz vaktin çocuğuyuz. Kenarda altın biriktirmeyi bilmeyiz. Biz vaktin çocuğuyuz. Kenarda öyle dolarları istif edelim, bilmeyiz. Ticaret yapıyorsak, bizim paramız ticaret metasındadır. Ne ticareti yapıyorsak. E yok, biz ticaret yapmıyorsak, memursak, zaten bu ülkede memurun para biriktirme şansı yok. Eğer işçi ise, bu ülkede yine işçinin de para biriktirme şansı yok. Öyle bir şansınız yok.
Bu vahşi kapitalist sisteminde memuru, işçisi kenarda para biriktiremez. İki maaş olsa yine yetmez. Neden? İki maaşlık yaşamaya başlar. Bir çıt evini lükseştirir. Olmadı bir tane araba almaya çalışacağız derler. Hadi bir takside girerler. Gene kenarda para birikmez. Hiç. Hadi çocuklar büyür, çocukları okutacağız derler. Geçin. Memur ve işçi para biriktiremez. Küçük esnaf da para biriktiremez. Küçük ve orta ölçekli esnafın da durumu 3 aşağı 5 yukarı memurlar kadardır. Veya işçi kadardır. Ben bazen iş yapacak olana soruyorum. Ne kadar gelir getireceksin? Ne kadar kazanacaksın buradan? İşte ailek 2 lira kazanacaksın. Oğlum git bir yerde çalış kafanı ağrımasın.
Başın ağrımasın. Git bir yerde çalış 2 lira. Senin kazanacağım dediğin şey de aylık 4 lira, 5 lira, 6 lira gelir getirmelin. Eyvallah. E zaten normalde o yani küçük ve orta ölçekli esnaf da anca geçinir bizde. Kenara para mara koyabilecek şeyler değil. Ama bazı tüccar kardeşlerimiz var. Muhakkak onlar büyük iş yapıyorlar. O büyük iş yapanların işte kenarda vardır tabii işinin hacmine göre belli paraları. Onlar da ticaretlerine uygun yapsınlar. İşte ne yapıyor? Malı dolarla alıyor. O dolarla alınacaksa dolarla. Altınla alıyorsa altınla. Ama şunu unutmayın. Tarih boyuncadır bu. En akıllı, en doğru, en gerçek yatırım altındır. Bakın en akıllı, en gerçek yatırımdır.
Kaldı ki biz de altını üretemeyen bir ülkeyiz. Altını üretemeyen bir ülke olduğumuzdan altın biraz daha bizde şey pahalı. Ama diğerlerinin hepsi de bundan bir farkı yok. Ne? Kağıt. Ve aldığınız her kağıt üzerindeki devlete, üzerinin yazılan devlete bir kredidir. Aldığınız her kağıt.
Ne aldınız? Euro aldınız. Avrupa Birliği'ni kredilendirdiniz. Ne aldınız? Dolar aldınız. ABD'yi kredilendirdiniz. Ne aldınız? Altın aldınız. Kendi ülkenizi kredilendirdiniz. Ne aldınız? TL aldınız. Kendi ülkenizi kredilendirdiniz yine. Kendi ülkenizi kredilendirdiniz. E herhangi bir devlete olursa, şu olursa, bu olursa, işte ne o? Türk parası değer kaybeder. E o zaman altına. E bankalar şimdi altın hesabı da açıyorlar. Altına yatırım yapılabilir mi? Ben kar amaçlı söylemiyorum. Ben bunu bir güven kaynaklı söylüyorum. Öyle oraya buraya da un stoklayalım diye uğraşmayın, kurtlandırmayın bunları.
Dostu düşmana içimizdeki satılmışları nasıl ayırabiliriz ve anlayabiliriz? Çok basit. Yani insanlar siyaset konuşurlarken muhakkak hata yapabilirler, iştahat hatası yapabilirler. Çok basit. Bu kimsenin, o kimsenin konuşurken o kimseyi iyi analizelim. Söylediği şey Kur'an ve sünnete vatanın, milletin menfaatine uygun mu, değil mi? Bu yeterli size. Aynı onun paralelinde kimler söylüyor? Mesela bir kimse Avrupa'nın paralelinde söylüyor. Başka bir kimse Amerika'nın paralelinde söylüyor. Başka bir kimse, bakıyorsun işte din alimi. Bir cemaatin lideri, bir cemaatin başındaki sorunlusu. Örneğin Suriye'deki Esed'e uyuyor adam. Bir başka birisine bakıyorsunuz.
Aa siyasetçi. Adam örneğin o siyasetçi kimse, bakıyorsunuz. Türkiye'nin lehine bir şey söylemiyor. Örneğin neden Suriye'ye girdi, işte orada böyle bir şeye kalkıştı? Habire laf söylüyor adam. Aynı bunu söyleyenler PKK'nın hendek kazmasına destek çıkan, Türkiye'nin oradaki hendekleri bertaraf etmesine de karşı çıkan cemaat. Çok basit bunları tanımlamak. Söz konusu olan din ise, adamı dinle, mezhepleri mi küçümsüyor, tarikatları mı küçümsüyor, hadisleri mi küçümsüyor, üç tane şeyi küçümsüyorsa, es geçiyorsa, tiye alıyorsa, at kenara gitsin. İnce ince o nifak girmiş onun içine. Fazla bir şeye gerek yok. Hele bizim kardeşlerimiz, bu konuda artık böyle, bunun uzmanı olabilecek noktada var.
Dinleyeceksiniz o kimseyi. Dinlediğinizde bakın, bunlar incetiyorlar. Ya bu hadislerin de hepsi de sahih değil, ya bir sürü içinde olmayacak, ulan hadisler var, akla mantığa aykırı hadisler var. Tamam, at kenara. Hiç tutma. Ya mezhep de lazım değil ki, bu mezhep de sonradan çıkmış zaten. Nereden çıkmış ki? At kenara. Ben birine öyle sordum. Sen kaçıncı çocuksun dedim ben. İkinci çocuğum dedi. Sonradan oldun diye atıyor mu annen baban seni dedi. Kaldı. Mezhepler bu ümmetin çocukları. Tarikatlar bu ümmetin çocuğu. Hem felsefi olarak hem yaşantı olarak. E sonradan çıktı.
İyi, sonradan çıktı diye seni de atalım o zaman. Diyorum, sizin bu hadislerin inkarınız da sonradan çıktı. Bu mezhep inkarınız sonradan çıktı. Önceden mezhep inkarı var mıydı? Yoktu. Sonradan çıktı. Asıl atılması gereken sizsiniz. Sonradan çıkan sizsiniz. Söz konusu olan din ise çok basit. O ticaret yapıyor. Büyük ticaret yapıyor. Çok basit. Yanında diyeceksin ki, faiz alıyorsa, mümin, müminden faiz alıyorsa, annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi olur diyeceksin, bitecek. Ticaretin de biter ondan. O bir daha sana ne mal satar, ne de senden ticaret yapar. Sebep?
Sana satmaz. Çünkü senden faiz alamayacak. Basit şeyler bunlar. Kaos ve savaşın geldiğini veya yaklaştığını nasıl anlayıp sezebiliriz? Gerek yok yaklaştığını anlayıp sezmeye. Zaten kaos ve savaşın içindeyiz. Türkiye 30 yıldan beri savaşın içinde. 30 yıldan beri kaos var. Hatta ben daha ileri söyleyeyim. Bu topraklarda 200 yıldan beri kaos ve savaş var. 200 yıldan beri. Bu bitecek bir şey değil zaten. Osmanlı'yı yıktılar, parçaladılar, doymadılar. Kanını akıttılar, doymadılar.
Böldüler cetvelle, gene doymadılar. Cetvelle doydular. Böldüler, doymadılar gene. Ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu. Kurulduğundan normalde hala da ben bunda iddialıyım. Hala da sömürüyorlar. Yine doymuyorlar. Doymaz. Gavur doyar mı? Ayet-i Kerime. Sen onların dinlerini kabul etmediği müddetçe onlar seninle savaşmaya devam ederler. Siz bu ülke Hristiyan olsa dahi yine doymazlar. Siz Hristiyan'ız deseniz dahi inanmaz adamlar. Derler ki siz Hristiyan değilsiniz. İnanmadılar bakın. 1923'te kurulan devlet komple Hristiyan adet, gelenek, görenek üzerine kuruldu.
Hristiyan kanunları, hukukuyla kuruldu. Önce İslam dediler, ondan sonra İslam'ı kaldırdılar. Şer'i ahkamı tamamiyetle kaldırıldı. Yani mevcut olan hukuk, Osmanlı'dan kalan hukuk tamamiyetle kaldırıldı. Avrupa'dan geldi bütün ticaret hukuku, aile hukuku, bütün ceza hukuku. Hepsi de Avrupa'dan geldi. Bakın hepsi de Avrupa'dan geldi. Ve hala da aynı hukuk devam ediyor ülkede. Doymuyorlar, inanmıyorlarlar. Yani Türkiye Cumhuriyeti'nin devletinin anayasası İslam mı? Değil. İslam'ı kurallar ve hükümler mi geçerli? Değil. İslam hukuku mu geçerli? Değil. Ya ne var? Komple Avrupa hukuku var. Her şeyde. Ona rağmen sizi kendilerine kabul ediyorlar mı? Hayır.
Bakın hukukunuz Avrupa hukuku. Ama sizi Avrupa Birliği'ne dahi almıyorlar. Kıyafetiniz Avrupa. Yemeniz içmeniz Avrupa. Adet gelenek görenekleriniz Avrupa. Düğün yapıyorsunuz, Avrupalılarda dahi bu kadar şatafat yok. Eğlence yapıyorsunuz, Avrupalılarda bu kadar eğlence yok. Avrupalılar bizim ülkemizdeki insanlar kadar eğlenmiyorlar. Avrupa'nın hiçbir ülkesinde kolay kolay, yani İspanya'da turistik yerlerde belki de varsa vardır, bilmiyorum. 2000 kişilik, 3000 kişilik barlar, kafeler, restoranlar, 2000 kişilik ne diyorlar dans ettikleri yerlere? Diskolar. Yok Avrupa'da. Bunlar Türkiye'de var. Otellerin altlarının hepsi de disco, hepsi de eğlence yeri.
Kıyı şeritleri komple eğlence yeri. İçkiler fıçılarla, tankerlerle içiliyor. Avrupa'da o kadar rezillik yok. Türkiye'deki rezillik kadar, Avrupa'da bu kadar rezillik yok. Yine sizi Avrupa'ya almıyorlar ama. Sizin bütün beş yıldızlı otellerinizde istediğiniz kadar, istediğiniz kadar, fahişe kadın var. Otel lobileri dolu.
Restoranlar dolu. Ve ülkede zina suç değil. Ülkede zina suç değil. Ülkede eşcinsellik suç değil. Eşcinsellik suç değil ülkede. Dileyen dilediği kadar zina yapıyor. Dileyen dilediği kadar eşcinsellik yapıyor. Dileyen dilediği kadar içiyor. Uyuşturucu almış götürmüş ülkeyi. Uyuşturucunun başlama yaşı on bir olmuş. On bir. Dikkat edin. Ülkede uyuşturucunun başlangıcı on bir. 2016'da uyuşturucu, sebebi uyuşturucu olan yedi yüz tane ölüm var bu ülkede. Yedi yüz.
Sebebi uyuşturucu. 2016'da yedi yüz tane sebebi uyuşturucudan vatandaşımız ölmüş, insanımız ölmüş. Bunların hepsi de on beş otuz yaş arası. On beş otuz yaş arası. Şu anda ülkede, ülkede dikkat edin. Ülkede devletin adli kurumlarına düşmüş, adli kurumlarda işlem görmüş.
Üç yüz bin kişi var uyuşturucuyla ilgili. Üç yüz bin kişi. Devletin adli mekanizmasında işlem görmüş. Ama satarken yakalanmış işlem görmüş. Ama kullanırken yakalanmış işlem görmüş. Ama üzerinde yakalanmış işlem görmüş. 2016 yılından bahsediyoruz. Ne kaldı ki? Ne kaldı ki? Ve hala da biz Şamar oğlanı gibi tokatlanıyoruz. Siz irticacısınız, siz islamcısınız, siz dincisiniz, siz şeriatçısınız. Nerede kalmış bizim şeriatçılığımız? Nerede kalmış? Üç yüz bin kişi uyuşturucunun pençesinde nerede kalmış?
Dikkat edin. Uyuşturucu üç yüz bin kişi ise alkol kullanıp alkolik olan bir milyon insan vardır. Bak uyuşturucu üç yüzse her şey yasak çünkü. Alkolik olan, alkol kullanan değil, alkolik olan bir milyon kişi vardır. Alkolik olan. E nerede kaldı? Biz bir girersem şimdi fuhuş sektörüne, herkes eşinden şüphelenir. Eşinden şüphelenir. Bakın eşinden şüphelenir. Türkiye'de cezaevlerinde cezaevlerinde cezası kesinleşmiş yatan üç yüz bin kişi var.
Üç yüz bin kişi, yani işte iki yüz otuz, iki yüz kırk bin, iki yüz elli bin ondan sonra bir bu denetimliği çıkarmışlar. Denetimliği çıkardıktan sonra bir boşalmış. En son şeyde yani denetimli bittikten sonra yani normalde hiç denetime çıkmamış hale gelmiş yine tekrar. Yani denetimle beraber üç yüz bin kişi cezaevinde şu anda görünüyor.
Üç yüz bine yakın. Bir fiil içeride yatan iki yüz altmış bin filan, otuz kırk bin kişi denetimde var. Üç yüz bin kişi işte. Üç aşağı beş yukarı. Dikkat edin bakın. Üç yüz bin kişi sadece cezaevinde duran. Yani o ceza almışlar, hüküm giymişler, hükümleri bitmişlerle düşünün suç oranını siz. Düşünün üç yüz bin kişi uyuşturucu kullanıyor ülkede. Üç yüz bin kişi satıyor, getiriyor, taşıyor, kullanıyor. Üç yüz bin kişi. Üç yüz bin kişi. Ne İslam'dan bahsediyoruz biz ya? Hangi kaostan bahsedeceğiz? Bundan daha büyük kaos var mı? Kaosu, bu kaos büyüyor. Bu kaos büyüyor.
Altı yüz kişi ölmüş uyuşturucudan, yedi yüz kişi ölmüş. Bir yılda terörden bu kadar insan ölmüyor. Terörden bu kadar insan ölmüyor. Uyuşturucu, dikkat edin. Dikkat edin. Uyuşturucu şu anda terörden daha büyük bir bela. Zehirliyor gençler. Zehirleniyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde kaos zaten bizim içimizde var. Savaş bizim içimizde var. Uyuşturucuyla, fuhuşla, eşcinsellikle, içkiyle, kumarla. Kaosu bizim içimize fitneye yerleştirmişler.
Normalde diyanette fetvasını veriyor. Bir kadın evli, kocası başında. Kaç tane adam dolaşırsa dolaşsın, onun senin nikahın düşmemiştir diyor. Kaosa bak sen. Asıl kaos burada. Çünkü bu fuhuş yapmıştır. Bu haram işlemiştir. Bu fahşiyata dalmıştır. Bunun nikahı kalmaz diyemiyor. Neden? Çünkü o Türkiye Cumhuriyeti devletinin hukukuna göre evlenme haktı var. Evlenme haktı mahkeme bozmadıkça onun evlenme haktını feshetmiyor. Kaos bu. Bakın kaos bu. Eşcinsellik haram. Bunun cezalandırılması lazım demiyor diyanet. Kaos bu.
Fuhuş. Aileleri yakıp yıkan, yok eden, çökerten bir haram. Nikahlanmanın yolunu aç, fuhuşu yasakla. Nikahlanmanın yolunu aç, fuhuşu yasakla. Kaos bu. Ülkede vesikalı fuhuş var. Kaos bu. Ülkenin devleti kendi tebaasının etini satıyor. Bu etini sattıktan sonra satmış olduğu bu paradan, elde etmiş olduğu bu paradan, hacısına, hocasına, müftüsüne, imamına, müezzinine, emeklisine, memuruna maaş veriyor.
Kaos bu. Kaos bu. Kaos. Aramayın mı? Savaş zaten hep var. Otuz yıldan beri Güneydoğu'da zaten savaşıyorlar. Önceden devletler, devlet, devlet, devlete savaş açarmış. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra karar aldılar. Devletler savaş açmıyorlar devletlere. Ya bir tane örgüt kuruyor oradan. Nerede en safları, hangi, kim buranın en safları? Müslümanlar. Müslümanlara bir örgüt kuruyor. Müslüman olmayan saflar da var. Onlara da solculardan bir örgüt kuruyor. Önce birbiriyle çatıştırıyor. Ondan sonra canın istediğine çatıştırıyor. Otuz yıldan beri çatışıyor. Türkiye Cumhuriyeti devletiyle, ondan sonra içerideki veya dışarıdaki terör yapılanmalarıyla savaş devam ediyor.
Daha ne savaş arayacağız biz? Savaş devam ediyor ki. Bunun adını koymuyorlar savaş diye. Adına diyorlar ki terör. Ya savaş? Amerikan geliyor onu destekliyor. Kah geliyor Avrupa destekliyor. Hepsi de gavur. Kah geliyor Ermeni destekliyor. Gavur. Kah geliyor İsrail destekliyor. Gavur. Tabii ikinci meşrutiyetle gavura gavur demek de yasak. Tabii ikinci meşrutiyetle gavura gavur demek de yasaklandı. Gavur alçaltıcı oluyormuş. E gavur.
Alçaltıcı olmasın gavurcuk olsun. Ya onlar birbirleriyle düşman olurlar mı? Olmazlar. E kimle düşman olacaklar? Müslümanlarla olacaklar. E seni yenememişlerdi savaş meydanında. Neyle yeniyorlar şimdi? Uyuşturucuyla yeniyorlar. Neyle yeniyorlar? Uyuşturucuyla yeniyorlar. Neyle yeniyorlar? İçkiyle yeniyorlar. Neyle yeniyorlar? Eşcinsellikle yeniyorlar. Bir tane Tarkan çıkarıyor. Bütün herkes Tarkan olacağım diye uğraşıyor. Bir tane Bülent Ersoy çıkarıyor. Herkes Bülent Ersoy olacağım diye çıkarıyor. Bir tane Devran Çağlar çıkıyor. Bülent Ersoy onun boynunu ezeceğim diye uğraşıyor. Herkes Devran Çağlar olacağım diye uğraşıyor.
Bir bakmışsın ooo ortalıktan adam iki tane kurban kesmiş oğlum olmuş diye çocuk mezarı gibi ayakkabı don kıçından aşağı düşecek dolaşıyor. Önüne kadar açıyor bağrını. Göğsünün kıllarını da temizleten erkekler çıktı şimdi. Kaş aldıran, tüy aldıran, salaryuma giden erkekler var şimdi. Evet bu hale geldi.
Darülhark'ta bıyık kesmek cahildir. Yanlış anlaşılmasın. Herkes yumurta gibi tıraş olmuş adamlar türedi. Bakım yapmış. Ya bakım erkekler bakımlı olmayacak. Ulan oğlum erkeğin bakımı belli. Tıraş olacaksan git tıraşın ol yürü git. Yok bakıma gidecek şans düzenleyecek. Birisi de öyle diyor bana. Hacı baba moralini düzeliyor diyor. Oğlum benim dedim moralim düzeliyor. Ben oturuyorum arkadaşlarla bir zikrullah yapıyor. Hamdolsun benim moralim düzeliyor. Ben sabaha karşı bir harika bir şey yaşıyorum. Benim moralim düzeliyor. Ben gece aniden saat ikide iki buçukta bir hediye paketi geliyor. Benim moralim düzeliyor. Benim moralim düzelmesi için benim gidip de böyle gerilip orada maniküdür patikür yaptırıp oramı buramı yoldurmaya gerek yok.
Lan nasıl adamlık bu? Yani o adamın savaşa gideceğine inanıyor musunuz siz? O adamın normalde savaşabileceğine inanıyor musunuz? Ben düşman olsam kafa yaparım onunla. Lan senin neren adam lan? Derim. Bizi o hale getirdiler. Önce sakalımızı kestiler. Dikkat edin. Önce sakalımızı kestiler. Yetmedi. Bak önce sarığımızı çıkardılar. Sarığımızı çıkardılar. Osmanlı'da çıktı sarık. Sarık ve cübbe Osmanlı'da çıktı. Meşrutiyetle. Böyle Avrupalı olacağız dedik. Zaten bizim en büyük handikapımız Avrupalı olmaya çalışmak.
Lan Avrupa. Atanın izinden yürüsene. Ecdadının izinden yürüsene. Avrupalı olmak için Avrupayı fethetmek lazım. Git fethet Avrupalı ol. Avrupa sen ol. Yok. Biz fethettiğimiz, çizmemizi yalattığımız, ödengimizi yalattıklarımıza benzemeye çalıştık. Zaten sıkıntı orada başladı biz de. Ondan sonra sarığı attık, cübbeyi attık, sakalı attık. Dediler ki bize. Bıyıklarınızı da atacaksınız. Biz bıyıklarımızı da attık. Şimdi diyorlar ki bize. Siz böyle de korkutuşsunuz. Eee göğüs kıllarınızı da temizleyin. Yarın öbür gün tüysüz oğlan çıkacak ortaya. Diyecekler ki ya olmuyor. Ya sizin sakalınız arkadan geliyor da. Eee?
Hepiniz de gidin tedavi görün. Eee? Sizden hiç sakal çıkmasın. Nasıl ya? Ya git genetimle mi oynuyorsun? DNA'nla mı oynuyorsun? Ameliyat mı oluyorsun? Ne oluyorsa ne olsun? Eee? Sende sakal hiç çıkmasın. Korkutucu oluyorsun. Bir de açıyorlar bağırlarını böyle. Yani kadın güzelliğini sergiler kocasına. Bağrını açar, iki tarafını açar. Kadın güzelliğini kocasına sergiler. Der ki adamın gözü hiçbir yere kaymasın. Ben tertemiz önüne çıkayım. Adamın gözü bir yere kaymasın. Aman ben dikkat edeyim. İçi kalkmasın, iğrenmesin. Benim oramda buramda kıl tüy olmasın. Olur mu olur adamın dengesizliğine denk gelirim. Benden farkın mı var der. Olur mu olur bıyıklarını vursaydın der.
Olur mu olur senin göğsünle benim göğsünün arasında ne fark var der. Adam dedin öyle. Ne kadar çıktıysa. Egecek değilsin ya. Şimdi millet normal Allah'ın verdiğini köklüyeceğiz diye uğraşıyor. Lan adam mısın sen? Kadından bir farkın olsun senin. Senin adam olduğunun göstergesi senin göğüs kıllarının olması. Adam sırtındaki kılları daldırıyormuş. Adamın sırtında da kıl çıkar normalde. Az da olsa çok da olsa. Zaman geçtikçe o gençlikte çıkmaz. Zaman geçtikçe o adamın sırtında da kıl çıkar. Adamın adamla önde oldukça. Şimdi bunları böyle konuşacağım. Deyecekler ki edepsiz konuşuyor. Adamın erkekliği ayakta olursa. Yani erkeklik hormonları fazlaysa. Adamın göğsünde de kıl çıkar.
Sırtında da kıl çıkar. Ayaklarında da kıl çıkar. Adamın erkeklik hormonları fazla. Adam gibi adam. Erkeklik hormonları törüşmeye başladıysa. Geriye düşüyorsa. Kendi kendini kadın hissetmeye başlayınca. Vücut öyle bir şeydir. Kendisini törüştürmeye başlar. Bizi Avrupalı yapacağız diye adamlar her şeyi yapıyorlar. Ve biz de adım adım adım adım onlara uyuyoruz. Sabah kahvaltılarımız onlara uydu. Öğlen yemeklerimiz onlara uydu. Akşam yemeklerimiz onlara uydu. Kılık kıyafetimiz onlara uydu. Adet gelenek göreneğimiz her şeyimiz onlara uydu. Avrupai olmak bizim için farklı bir şey oldu. Evet. Ulan kimse sabahleyen tarana çorbasına kaşık çalmıyor. Tarana çorbası yapacak hatun kalmadı.
Tarana yapacak hatun da kalmadı zaten. Tarana çorbası isteyen adam da kalmadı. Görmedik anasını da babasını da. Adam ticaret yapıyor. Bir tarhanıcı kom diye bir şey açmış adam. Tarana satıyor Türkiye'ye. Ulan tarhana satıyor ya. Tarhana satıyor adam. Makarna hazır, tarhanazı hazır. Tereyağı marketten, peyniri marketten. Market çocuğu oldu herkes. Ya market kapansa evde bir yiyecek, işecek hiçbir şey yok. Avrupalısınız işte. Kaos, kaos bunlar. Kaos. On gün fırınlar kapanırsa, kaos bakın. On gün fırın kapansa, millet evde açık alır.
Avrupalı olduk. Akşam yemeğini dışarıda yiyecek millet. Pazar günleri muhakkak dışarıda yiyecek. Ya pazar günleri sohbete gidiyorum. Gittiğim yerlerde bazen böyle işte yiyinti içinti yerlerine denk geliyorum. Yollara kadar dolu ya. Ya geçen gün heykelden geçiyorum. O dönercinin önünde 300 metre kuyruk var ya. Millet kuyrukta ya. Dönercinin önünde kuyrukta 300 metre. Kendi kendime baktım. Ulan bu ne kuyruğu dedim. Dönerci kuyruğu. Ha dedim ya Bursa'nın bir tek dedim markası var. Bildiğiniz kuyruk var. Kuyrukta 250-300 kişi var. Ya yiyeceksin ya. Yiyeceksin bir lokma ekmek ya. O yeme içme yerleri dolu.
Ya mübarek insan gidip bir porsiyon yemek yiyeceksin bir kilo et parası. Bir porsiyon yemek bir kilo et parası. İki porsiyon iki kilo et parası. Ya dört kişi gitseniz bir aile dört kişi yeseniz dört kişi. Bizim Kasım Usta'nın canı sıkılacak şimdi. Kasım Usta neredesin? Öyle değil mi? Bir kişinin bir porsiyon bir yemek yemesi normalde şey değil mi? Bir kilo et parası değil mi aşağı yukarı? Sen de ucuzdur da öyle yerlerde pahalıdır. Kasım Usta da ucuzdur. Sen de ucuz. Kasım Usta'nın da reklamını yapmış olalım arada. Evet Kasım Usta benim dışarıda ben yemek yiyeceksem eğer Bursa'da benim ikinci bir adresim yok.
Git Kasım Usta'dayımdır ben yiyeceksem eğer. Bak yiyeceksem bende ikinci bir adres yoktur. Belki de yirmi beş yıl oldu mu Kasım Usta? Olmuştur. Evet. Kasım Usta senin ufağın mıydı? Ufağının ufağı mıydı? Şey İbrahim senin ufağın değil mi? Tamam. Eee İbrahim'e kızı ben ver dedim ya. Burada mı oğlanın? Yok. Boyunca oğlan oldu hepsinde ya. Allah'ın emrini bana koymuşlardı o zaman ya ben ver dedim. Kasım Usta hakkını helal et. Ya bir kilo et parası veriyor o kimse. Ama yok. Yani oturdu. Böyle bir asgari ücretle çalışıyormuş falan önemli değil. Gidecek onu yiyecek. Allah muhafaza. Avrupa'da olduk. Ya nasıl olacağız?
Ama asıl kaos bu bence. Allah bizi affetsin. Bizim Allah Celle Celaluhu ve sizden başka kimsemiz yok başımızda olacak mısınız? Sizinle beraber aynı savaşta savaşabilecek miyiz? Cenab-ı Hak cümlemizi Mehdi'yle Resul'e asker eylesin. Amin. Cenab-ı Hak inşallah o Mehdi'nin askeri olmayı cümlemize nasip eylesin. Amin. Eğer o zamana ulaşırsak nefsimize uyanlardan, şeytana uyanlardan Cenab-ı Hak bizleri uzak eylesin inşallah. Amin. Türkiye Cumhuriyeti'ni aziyet içinde görüyor musunuz? Yoksa derinden hazırlık içinde mi? Bir aziyet görmüyorum. Vardı. Bu normalde 15 Temmuz'la beraber bu acziyetin büyük bir çoğunluğu halloldu. Ama normalde hala da Türkiye Cumhuriyeti'nin devletini acziyete düşürecek olan karanlık eller, karanlık gözler, karanlık diller çalışıyor mu?
Evet. Bu meseleyi geçen hafta da söyledim. Ne yazık ki hükümet bu meseleyi tam anlamıyla götüremedi. Hala daha götüremiyor. Ama bir şekilde inkıtaya uğratıyorlar, bir şekilde bir şeyler oluyor, direnme var. Bu mesele henüz daha Türkiye'de tam olarak halli olmadı. Burada normalde Türkiye'yi acziyete düşürebilecek içeride yapılanmalar benim kanaatimce, tahminimce hala da var.
Türkiye'nin Güneydoğu'ya hızla, Güneydoğu'ya hazırlık yapması lazım. Türkiye'nin hızla Yunanistan ve Bulgaristan sınırına hazırlık yapması lazım. Türkiye doğusunu ve batısını, doğusunu ve batısını garanti altına alması lazım. Doğusunu ve batısını. Doğu dediğimde Güneydoğu'da daha iyi. Hızla hem. Ve daha savunma ağırlıklı ve savunma ağırlığının üzerinde, savunma ağırlığının üzerinde, önce savunma, onun üzerinde böyle akıncı, vurkaç yapabilecek birliklere ihtiyaç var. Hatta daha ileri şeyler söyleyeyim de, dinliyorlarmış sohbetleri çünkü bazı yerlerden. Türkiye'nin hızla kendi sınır boylarına sivil, akıncı boyları tanzim etmesi lazım.
Sivil, asker değil. Tampon bölgeler. Bunu normalde Suriye'de şu anda uygulayabilir. Suriye'de bir tampon bölge var. Suriye'de tampon bölgelerde sivil organizasyonlar olmalı. Bu sivil organizasyonlar yetiştirilmeli. Bunlar devletten bağımsız bir şekilde akıncı beyleri gibi akın etmeli terör unsurlarına.
Mesela Kuzey Irak'ta böyle bir sivil örgütlenme olmalı. PKK'ya saldırmalı, devamlı. Göz açtırmamalı. Mesela Kıbrıs'a lazım. Mesela Trakya'ya lazım. Böyle bir şey olduğunda bunlar yalnız Türkiye Cumhuriyeti sınırlarının içerisinde olmayacak. Mesela Bulgaristan'daki Türkleri gidecek, yapılandıracak.
Bulgaristan'daki Türklerden orada 100 kişilik, 200 kişilik, 300 kişilik, 500 kişilik konuma göre bir sivil örgütlenme kuracak. Yunanistan'daki Türklerden gidecek böyle bir örgütlenme kuracak. Örneğin. Kıbrıs'ta böyle bir örgütlenme kuracak. Suriye'de yaptı ya, Suriye'de belli, askeri kanat o. Harika bir şey yaptılar Suriye'de. Aynısını Irak'ta yapacaklar. Irak'taki Türkmenleri toplayacaklar bir yere, onların kendilerini koruma altına alacaklar, yetiştirecekler. Ondan sonra Telefer'e mi girecek, girecekler. Ondan sonra Kerköy'e mi girilmesi lazım, girecekler. Böyle sivil yapılanmaların kuvvetlenmesi lazım. Artık önceden de o devletlerin savaş açması.
Böyle sivil yapılanma, yani sivil, militarist yapılanmalar Avrupa diliyle. Eski dille Akıncı birlikleri olacak. Evet, onlar cihat şuuruyla olacaklar. Cihat şuuru. Onların başlarını da sarılıklarını, takkelerini, bu güzel dinin yapılanmalarını olacak, cihat edecekler. Ha devlet bunu yapar, yapamaz. Ayrı mesela. Yabancı generallerin savunma bakanlarının Türkiye'si. Şu ses cihazlarının bu şey yerleri var ya, birleşme yerleri. Onları bu üstlere alın, bir yere taşıyın onları ya. Yabancı generallerin savunma bakanlarının Türkiye Cumhuriyeti'ni sık sık ziyaret ediyor. Bunun sebebi nedir?
Türkiye bölgede güç olup bu oyunu bozabilir mi? Bozmaya çalışıyor. İnşallah bozar. Bizler savaşmayı unutturulmuş bir milletiz. Tekrar öğrenebilir miyiz? Fırttıratımızda savaşma özelliği var mı? Endişe, tasa ve korkuya yer var mı? Ne o göl yatağından su eksik olmaz. Merak etmeyin. Şu an günlük işlerimize devam edilmesi mi lazım yoksa öncesine yapılması gereken şeyler var mı? Günlük işlerinize devam edin. Sufi vaktin çocuğudur. Sufi bu noktada günlük işlerine devam eder. Hiçbir şey yokmuş gibi. Yepay zekalı cinsel içerikli robotlar yapılmış. Bunların helal veya haram mıdır? Sakat ve özürler için kullanılabilir mi? Cinsel içerikli robotların ne olduğunu bilmiyorum. Hepsinden önemlisi malın ve mülkün sahibi olan Allah bu olaylara ilgili ne düşünüyor, ne planlıyor, ne yapmak istiyor.
Bu muhteşemdir. Bu biraz haletvari olmuş. Allah razı olsun. Halit de bir ekol oldu bak ya. Değil mi? Bu senin ekolün ama. Allah razı olsun inşallah. Faleven lehu Lel
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.