Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 11 Ağustos 2017 · 1:15:13
Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Nerede Tuncay bizim ya? Tuncay kızarsan ben kızarım sana ya, başka kimse kızamazsan.
Kızarsan ben kızarım dedim ya, başka laf yok. Tamam. Ben askerdeyken kardeşim uyuşturucuya bulaşmış geldiğimde fark ettim, çok mücadele verdik ve hâlâ veriyoruz. Bu bir imtihan mı bilemiyorum ama zormuş. Bize nasihat verebilir misiniz? Öncelikle sizden ve bütün ağabey kardeşlerden dua bekliyorum. Allah yardımcınız olsun. Cenab-ı Hak inşallah bütün uyuşturucuyla mücadele edenlere yardım etsin. Amin. Bir derviş delil ve burhan arar mı? Arar. Herkes bir delil, bir burhan arar. Yani normalde insan aklı hep delile burhana gider. Ebu Cehil kuyuya düştü.
Kuyuya düşünce herkes uğraştı onu çıkarmak için. Bir türlü çıkaramadılar. Yeğeni ya aynı zamanda Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona haber gönderdi. Dedi ki beni çıkarırsa bir tek o çıkarır. Haber verdiler. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri geldi. Dedi ki seni buradan çıkardığımda iman eder misin? Benim peygamberliğimi kabul eder misin? Evet dedi. Bismillahirrahmanirrahim eline tuttu çıkardı. Bu şak kamer dedikleri var ya hani ayın ikiye bölünmesi. Ebu Cehil çok akıllı. Bu sefer dedi ki ey kardeşim oğlum şu ayı da dedi ikiye bölersen sana tam iman ederim. Seni tasdiklerim.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri meşhur mucizesi olan ayın ikiye bölünme mucizesi. Onu da Cenab-ı Hakk'ın izniyle icra etti. Dedi ki ona o zaman vallahi sen tam bir büyücüsün. Şimdi daha iyi inandın. Şimdi tam bir büyücüsün. Şimdi daha fazla inandın. Şimdi dervişler de kendilerince kendi akıllarından bir delil bir burhan arar. Hele sufilik söz konusu olunca bu böyle daha revaçta olur. Ama bütün büyükler şunu söylemişler. En büyük burhan Kur'an ve sünnettir. Çünkü bir kimsenin Kur'an ve sünnete uyup öyle yol alması kadar zor bir şey yoktur. Bakın öyle yol alması kadar zor bir şey yoktur.
Asıl delil, asıl istikamet Kur'an ve sünnete tabi olmaktır. Dervişin çok özür dilerim. Böyle bir kısmı avandır. O avam insanlar böyle şeyhlerinden harikulade bir şey beklerler. Avam bekler. O yüzden avam için de normaldir. Emitasyon ürün satmak caiz midir? Emitasyonu deri gibi. Deri der de satarsa caiz olmaz. Ama emitasyon, emitasyon. Bu ayakkabı ne? Emitasyon kardeşim. Bu deri ceket mi? Emitasyon kardeşim. Bunda o zaman bir beis yok. Aldatmak yok İslam'da. Rabbim aldatanlardan ve aldananlardan eylemesin inşallah. Müslüman ne aldatacak ne aldanacak.
Burada 15 tane soru var. Birbirine bağlantılı, bağlantısız yetiştirebildiğimiz yere kadar yetiştirelim inşallah. Soru 1. Türkiye ekonomisindeki iyileşmeyi nasıl görüyorsunuz? Suni mi yoksa gerçek mi? Ben ekonomideki iyileşmeyi suni görenlerden değilim. Ama tam bir gerçek, tam bir real bir ekonomi var da diyemem. Ama Türkiye üretim üzerine yatırımlarını fazlalaştırırsa, üretim üzerine daha da yatırımlarını fazlalaştırırsa bu ekonomi kalıcı bir şekilde büyümeye devam eder. Ama böyle üretim üzerine yatırımlarını devam ettirmezse bu sıkıntılı.
Şu anda Türkiye ekonomisi bu noktada yüzde belki de 35-40 risk taşıyor. Benim görüşüm. Ama ekonomi çünkü otomotivin, tekstilin genel olarak üzerinde dönüyor. Bu son zamanlarda inşaat çok büyük atılım yaptı. Ama bütün dünya ekonomilerinde inşaat, iç ekonomiyi ayakta tutan en önemli unsurlardan birisidir.
Ve Türkiye'nin şu anda hala daha büyük bir inşaat açığı var. Türkiye'deki altyapı inşaat derken sadece ev olarak görmeyin bunu. Yol, köprü, inşaatın içerisinde bulunan. Ondan sonra şehirlerin iyileştirilmesi, şehirlerin altyapısı, ondan sonra yolların düzeltilmesi, düzgünleşmesi, yeni yollar yapılması gibi Türkiye'nin henüz daha önünde benim tahminim, benim gördüğüm 15 yıllık, 20 yıllık bir inşaat açığı var. Bu 15-20 yıl inşaat açığı devam eder, bölgesel de olsa. Bu açık anca kapanır. Çünkü yurt dışından bize inşaat yapan firmalar gelmiyorlar. Gelmeleri de hoş karşılanmaz zaten. Ben inşaatı zannetmiyorum, hükümet böyle bir karar da almaz. Yurt dışından inşaatla alakalı bir hizmet almayı veyahut da inşaat ham maddeleri, yardımcı maddeleri almayı.
Biraz lüksleri dışarıdan alıyorlar. İşte İtalyan, Fransız seramikleri gibi, ne bileyim karofayans gibi bu tip şeyleri. Ama ekonomideki iyileşmeni ben %60 real olarak görüyorum. Bu üretimin üzerine, madenlerin üzerine, üretimin ve yaratı kaynaklarının üzerine yatırımlar yapılırsa, bunun daha da iyileşeceğine, daha da ileriye gideceğine inanıyorum. Mesela bu silah sanayine daha hızlı, daha fazla yatırım yapmamaları lazım. Türkiye'nin geleceğiyle alakalı bu savunma sanayi diyorlar ya, aslında savunma sanayinden çıkıp bunu saldırı sanayine getirmeleri lazım. Ha ismi savunma sanayi olarak nitelendiriyorlar. Ama savunma sanayine daha fazla yatırım, daha fazla çaba lazım.
O yüzden diyebiliriz ki, işte Türkiye otomotiv makine, ondan sonra enerji, inşaat, savunma sanayi ve hizmet sektörleri için bu normalde yatırımların daha da fazlalaşması lazım. Geleceği sektörleri nelerdir, nasıl işler yapılması daha doğru, bizlere ne tavsiye edersiniz? 10 yıldan beri inşaat iyi ivme kazandı. İnşaat hala daha 15 yıl daha gider. İnşaat üzerine, işte dükkan, ev yapma üzerine, bilişim üzerine, hani bilişim diyorlar ya şimdi, onun üzerine, madenler üzerine, madenler üzerine, tekstil ve otomotiv üzerine yatırım yapanlar uzun müddet daha iş yaparlar. Bu, daha hani ince teknolojilere girilmesi, Türkiye'de bunun altyapısı yok henüz daha.
Uluslararası arenada bu yazılım ve daha teknik, daha böyle teknolojik ürünler muhakkak geleceğin işi. Ama Türkiye bu konuda biraz geç kaldı. Ülkenin geleceği ile ilgili farklı senaryolar var. Ümitli konuşan da, kıyamet senaryosu çizen de var. Sizce gelecekle ilgili kaygı, korku, negatif veya pozitif düşünceleri nelerdir? Ülke bıçak sırtında denilebilenir bu noktada, benim görüşüm. Çünkü Orta Doğu'daki kargaşa bitmeyecek. Orta Doğu'daki kargaşanın Türkiye'ye de etkisi olacak. Hem direk hem en direk olarak. Hem direk hem de en direk olarak etkisi olacak. Türkiye aslında Doğu ve Güneydoğu'daki iç çatışmayı güzel bir refleksle, güzel bir refleksle dışarı taşıdı.
Yani neredeyse adamlar Ankara'ya, İstanbul'a kadar gelmişlerdi çatışa çatışa. Türkiye kendi kılcal damarlarına henüz daha inemedi temizlikle alakalı. Görünenleri temizledi. Cenab-ı Hak yardım etti, lütfetti. 15 Temmuz ile beraber normalde Türkiye'de sıkıntılı olan iç meselelerin görünenlerini halletti.
Daha sıkıntı bitti mi? Hayır. Sıkıntı var mı? Evet. Ama onlar şimdi böyle bir başkaldırma, böyle bir kendilerince yeni bir eylem yapma, yeni bir şeyler yapma noktalarından uzak. Çünkü bu meselenin karşısında millet odaklandı, kenetlendi. Bu odaklanma ve kenetlenme dağılmadığı müddetçe bunlar içeride Türkiye'ye zarar vermek isteyen unsurlar, içeride eskisi gibi hareket edemezler, rahat davranamazlar. Hükümet bu 15 Temmuz'un sonunda 15 Temmuz'u ve arkasından gelen şeyleri çok iyi yönetebildi mi? Hayır. Yönetimle alakalı hatalar var mı? Evet.
Ama belki de ellerinden bu kadar geliyor, kapasiteleri bu kadar. Daha iyi, daha ince araştırıp, incelip, daha iyi işler çıkarılabilir mi? Evet. Ama bu noktada, yani not vermeye kalksak, yüzde kaç verir mi? Yüzde elli verir. Yüzde elli verir. İçinde çok haksızlıklar var, çok yanlışlıklar var, çok eksikler var. Var. Ama bu şartlar içerisinde normalde yapılan işler doğru mu? Bir yere kadar doğru. O yüzden Türkiye, geleceğe koşarken, kendi iç dinamiklerini, kendi içerisindeki parazitleri, kendi içerisindeki negatiflikleri halletmesi lazım.
Ama güzel bir şey yaptılar. Yani terörle alakalı, Doğu ve Güneydoğu'yla alakalı meseleleri, sınırların dışına çıkardılar. Artık orası sınırın dışı mı, sınırın içi mi de bu dair bir tartışma konusu. Ama aynı şekilde de Irak'da bir operasyon gerek. Bu PKK ile alakalı, Irak'da bir operasyon gerek. Bu aslında, bundan 10 yıl, 15 yıl önce yapılması gereken şeylerdi bundan. Ama Doğu ve Güneydoğu'da problem var mı? Var. Doğu ve Güneydoğu'da hala da problem devam ediyor mu? Evet. Artık problem zaten PKK meselesinden çıktı. Şimdi haftalardır benden yeni bir 10 yıllık sohbet bekliyorsunuz ya, halbuki o sohbetlere bakmış olsanız, önümüzdeki 10 yıllık ne olacağını 3 aşağı 5 yukarı tahmin edersiniz.
Ben de diyorum ki okumuyorlar veya dinlemiyorlar. O eskiye yönelik onları dinlerseniz, eskiye yönelik onları dinlediğinizde, o zaman normalde hani o 10 yıl önce konuştuklarımızı dinlediğimizde, bugünleri ve bundan sonrasını çok iyi analiz edersiniz. Mesela ben dün gibi hatırlıyorum. İşte Doğu ve Güneydoğu'ya ne yapacaklardı? Zeytin diplerine atlarını bağlayacaklardı. Bağladılar mı? Bağladılar. Uçağının kapanı geldi mi? Geldi. Silahının kapanı geldi mi? Geldi. Şimdi hala da Suriye'ye yığınak yapıyorlar mı? Evet. Ira yığınak yapıyorlar mı? Evet. Ve bu yığınakları yaparken de oradaki yerel unsurları kullanıyorlar mı? Evet.
Yerel unsurları ne olarak kullanıyorlar? Osmanlı'da Osmanlı'yı deviren aynı oyunu, aynı tezgahı yapıyorlar. Ne diyorlar? Nasıl Suudlulara o zaman için bir devlet sözü verildiyse, ne zaman o Suud kardeşlere, Suudların babalarının, bugünkü o ölen vardı ya Suud kralı, onun dedeleri oluyor. Onların dedelerine nasıl söz verdilerse, sizin hepiniz de buraya kral yapacağız diye, birisini Ürdün'e, birisini Yemen'e, birisini Ira, birisini Suud'un başına kral yaptırlarsa, sonra o kralları da devirdiler kendi içlerinde.
Kaç tane kaldı? İki tane kaldı. Birisi Ürdün'de, birisi de Suud Arabistan'da. Ürdün'deki kralla Suud Arabistan'daki krallar kardeş çocuklarının çocuklarının çocukları. Bakın kardeş çocuklarının çocukları bunlar şimdi. Aynı şey şu anda Irak'ta ve Suriye'nin bir bölümünde İngiliz, Amerika, Avrupalılarla Avrupa Birliği, İngiltere ve Amerika, Orta Doğu politikalarında birleştiler.
Artık Avrupa Birliği'ne nasıl bir peşkeş verdilerse, onlara bir söz verdiler ki Avrupa Birliği de topa girdi. Yani Orta Doğu'da Avrupa Birliği de var. Önceden Amerika, Çin ayrı bir fraksiyon gibi duruyordu. Ama tahmin ediyorum sadece bu tahminden ibaret, yani Rusya'yla da Amerika, Orta Doğu konusunda anlaşmış gibi. Çünkü hadis-i şerifte diyor ki, hadis-i şerifte diyor ki 7 tane bayrak sahibi, atlarını gelip oraya bağladığı zaman, 7 tane deyince, 7 tane büyük süper güç, ben öyle o zamanlar bunu kendimce tefsir etmiştim.
Bu 7 tane büyük güç, silahlarını oraya getiriyorlar. Ve orada Türkiye'de buradan bir sıkıntı gelecek mi? Evet. Sıkıntıda mıyız? Evet. Bakın sıkıntıda mıyız? Evet. Ama tarihte görülmediği kadar iç dinamikler, yani içerideki halk, tarihte görülmediği kadar kulakları, tabiri caizse kulağı kirişli herkese. Böyle bir noktada ülkeyi yönetmek de zordur.
Yani ülke normale dönmüş değil daha. Yani her an için bir yerde bir şey olmuş olsa, herkes sokağa dökülüp, hiç farkında olmadan yanlış hatalar da yapabilirler. Yani bir söylenti filancalar bunu yapmış derlerse, herkes birbirini katledebilir ülke içinden. Ama böyle bir durumda eğer ülkeye dışarıdan bir saldırı gelecek olursa, zannediyorum millet kazmaya, küreğe gerek kalmaksızın yalın ayak, başı çıplak, dışarıdan olan bu müdahaleye can hıraş gider herkes.
Bunu göze alamayabilirler. Çünkü böyle bir şeyde, yani Türkiye önlenemez bir şekilde, önlenemez bir şekilde, Orta Doğu'da ne yapacağı belli olmaz. Önlenemez bir şekilde diyorum, eğer hükümetin başındaki kimseler halkın bu galeyanını söndürmeye kalkarlarsa, millet hükümeti de devirir o zaman. Sen bu memleketi peşkeş çekmişim, sen bu memleketi satmışım bir yerlere derler, hükümeti devirerek yaparlar bu sefer.
Tehlikeli bir nokta bu. Bakın bu öyle bir tehlikeli bir nokta ki, yani mesela Doğu'da, Güneydoğu'da ülkeye bir saldırı olmuş olsa, ülkeyi yönetenler o saldırıyı yalayıp yutmaya kalkarsa mesela, ya bu saldırının neticesinde işte barış yapalım örneğin, işte oraya bir devlet kuruluyor, o devlete de bir miktar yer verelim, ya mecburuz noktasında böyle bir şey yaparlarsa, bu millet hükümeti de yıkar.
Hükümeti yıkacağını da gösterdi zaten insanlar. Ne yaptılar? Mesela işte bu Hendek'le alakalı onun sonu politikaya dur dediler, indiriverdiler aşağı oylarına. Hükümeti de çok rahat yıkar bu insanlar. Nasıl 15 Temmuz'da herkes sokağa döküldü, tek vücut oldu, ne askere ne polise gerek kalmadan darbeyi durdurdu?
Dikkat edin. 15 Temmuz'da asker ve polis henüz daha hareket etmeden insanlar harekete geçtiler. Şu içinde bulunduğum cemaat gazi bir cemaat. Neden? Henüz daha cumhurbaşkanı bile sokaklara dökünün demeden bu cemaat sokağa indi. Ne asker var, ne polis var daha.
Cafer bana dedi ki, biz meydandayız, hiç kimse yok daha dedi. Ben İzmit'ten inin meydana dedim de, çıkın meydana dedim de, dedi ki biz geldik meydana, henüz daha kimse yok burada dedi. Bu refleksi herkesin göstereceğine inanıyorum. Şimdi 15 Temmuz'da bir tereddüt etti herkes. Bütün cemaatler, bütün tarikatlar tereddüt ettiler. AK Parti'nin kendisi de tereddüt etti. Milletvekilleri, il yöneticileri, ilçe yöneticileri hepsi de. Acaba dediler, beklediler. Çünkü biz sabah namazı vakti geldiydi, sabah namazı bizim nazarımda hani arkadaşlar biliyorlar o geceyi. Yani ben bir, Allah biliyor, manevi bir rumuz bekliyordum, işaret bekliyordum. Yani dedim ki, bu da olduğunda, böyle olduğunda bu iş bitecek.
Hatta İbrahim Ay Bey bile bekliyordu benden, haber bekliyordu ne oluyor, ne gidiyor diye. Öyle olmadı mı Ay Bey? Bütün arkadaşlar haber bekliyordu benden, hani ne yapacağız, ne olacak diye. Dedim bekleyin, yani dedim bu mesele seher vaktinde ne olacağı belli olacak diye. Ne zamanki hamdolsun Cenab-ı Hak'a o işareti gördüm, dedim bitti işimiz. Hadi şimdi evlere dedim. Çünkü geri kalan artık işin gösterisiydi. Biz ama evlere giderken AK Partili bazı milletvekilleri ve yöneticileri yeni uyanmışlar daha, gözlerini oğuştura oğuştura geliyorlar. Yeni geliyorlar yani. Hatta dedim, Cafer bunlar yeni geliyorlar daha dedim. Beklediler bunlar dedim ben.
Hani ne tarafa doğru yönelecek bu iş? Eğer darbeciler galip gelecek olsaydı, onlar darbeciler safına geçecekti. Bunlar da vardı, hala da var. Kendi içlerinde de var. Kendi içlerinde de var bu. Bunlar hala da duruyorlar kendi içlerinde. Temizlenmesi lazım dediğim şeylerden bazıları da bunlar. Hala da yüksek paralarla işlerin olduğunu söylüyorlar. Alınması gereken insanların Ankara'da yüksek paralar ödeyip alınmaktan bırakıldığını, bazı iş adamlarının yüksek meblalarla bu işi bitirdiğini, bazı siyasetçilerin yüksek meblalarla bu işleri bitirdiğini, ben isim vermek istemiyorum, şahıslarla işim yok. Ama bundan da böyle inticap ediyorum bunları söylemekten. Çünkü duyduklarınızı söylemeniz size yalan olarak yeter.
Hadis-i şerifi de duruyor. Ama birinci ağızdan bunları dinleyenler, bunları bilenler gelip bana söylüyorlar. Tam başarıya ulaşamadı dediğim şeyler bunlar. Kendi içlerinde de darbeyi bekleyen insanlar vardı. Bekliyorlardı. Böyle bir şeyin olacağını da kendileri de biliyorlardı. Ha ayrı mesele bunlarda. Ama normalde ülke insanı cesaretlendi şu anda. Eğer ülkeye dışarıdan veya içeriden bir müdahale söz konusu olursa, bu insanlar tekrar sokağa dökülür mü? Evet. Bunda iç savaş riski var mı? Evet. Bakın yönetmek zordur dediğim şey bu. Bunda çünkü iç savaş riski de var. O yüzden ülkeyi idare edenler, çok ince düşünüp, çok ince hareket etmek zorundalar.
diyeceksin ki şu anda o inceliği görüyor musun? Hayır. Yani o inceliği görüyor muyum? Hayır. Yani en basitinden söylüyorum. Yani 28 Şubat'a göğüs germiş, sokağa dökülmüş, cemaat ve tarikatlara partinin belirli organlarından ve partinin belirli şahıslarından tepki geliyorsa ve bu tepkiye de parti ve partililer susuyorsa, bindik dalı dalı kesiyorlar.
Bakın bindikleri dalı kesiyorlar. Bugüne kadar hangi parti, bakın hangi parti olursa olsun, sufilere ve cemaatlere savaş açtıysa yenilmiştir. Yenilmesi, bu yenilmesi de böyle acaba mı değildir? Yüzde yüzdür. Aha nerede kaldı 28 Şubatçılar? Nerede 28 Şubat'ın protipleri? Nerede 28 Şubat'ın anlı şanlı kimseleri? Nerede 28 Şubat'ın destekçileri? Bak Allah affetsin, ben buradayım derken şimdi çoğul olarak söylüyorum. Ben buradayım. Onlar nerede şimdi? Bak ben kapalı spor salonlarındayım.
Meydanlardayım. Onlar nerede? Bu cemaat ayakta bak, duruyor dimdik. O zaman 28 Şubatçıların korku hegemonyasına kapılanlar nerede? Bizim dergahımız da dahil buna. 28 Şubat'ta kepenk indiren il, ilçe, zakir, nakip, nügabba nerede bunlar şimdi? Dolaylı olarak zalimlere yardım ettiler çünkü.
Yardım ettiklerinden dolayı Allah da onlardan intikam aldı. E birileri şimdi yeni FETÖ'ler oluşmasın, yeni FETÖ'cüler oluşmasın, yok yeni bir şey oluşmasın diye. Sen Allah'ı zikreden, tertemiz ehli tarikata laf söyleyeceğim, bunlarla uğraşacağım dersen, Allah'ın intikamı şerittir. Senden de intikamı alır. Bu kim olursa olsun. O yüzden normalde ülkenin geleceğiyle alakalı çok ince bir çizgideyiz. Bu ince çizgi iyi idare edilirse, inşallah iyi idare edilir, selamete kavuşuruz. Ama bu zaman zarfında, eğer Türkiye'ye bir saldırı maldırı olursa, herhalde Türkiye de buna cevap verir zaten. Ama o saldıran güçler de herhalde çok büyük bir ders alırlar.
Ve Türkiye, hiç umulmadık bir değişimle, dönüşümle Mehdi ordusu haline gelebilir. Hiç umulmadık değişim ve dönüşümle, Türkiye Mehdi ordusu haline gelebilir eğer bir saldırıya uğrarsa. Allah hayır versin.
Amin. Ülkemizi yönetimsel anlamda zafiyetleri oldukça sıkçı dile getiriliyor. Sizin düşünceleriniz nelerdir? Bu noktada, bu son dönem Doğu ve Güneydoğu politikalarını destekliyorum. Bu noktada zafiyetler orta yerden kalktı. Ama FETÖ mücadelesi adı altında eksiklikler ve yanlışlıklar çok. Bu noktada biraz böyle üzerine akledip, üzerinde biraz daha titiz çalışıp bu meseleleri düzenlemeleri lazım.
Bu konuda sıkıntı fazla. O yüzden yönetimsel anlamda belediyelerin ve bürokrasinin ve partinin yöneticilerinin çok iyi bir şekilde terbiye edilmesi lazım. Tekrar söylüyorum, belediyelerin, bürokrasinin ve parti yöneticilerinin çok iyi terbiye edilmesi lazım. Çok acı.
Bunu böyle siz sordunuz diye söylüyorum. Çok acı. Adalet mekanizması dağılmış vaziyette. Bunlar yönetimsel problemler. Belediyeler dağılmış vaziyette. Bürokrasi dağılmış vaziyette. Parti yöneticileri dağılmış vaziyette. Ya işte şöyledir de böyledir de bir başlarım ağzımı açmaya hesabını veren olmaz. Diyeceksiniz ki bunlar bitmeyecek mi? Eğer ki biz ülke içerisinde eğitimi değerler üzerinden yürütemezsek bitmeyecek.
Değerler üzerinden eğitim verip o değerlere sahip bürokratlar yetiştiremezsek bitmeyecek. E şimdi herkes cemaatten, aslında Türkiye'deki en büyük handikaplardan birisi buydu. Yani eğitilmiş, sağlam, temiz bürokrat olarak cemaatin yetiştirdiği insanları görüyorlardı. Ve devleti idare edenler, hükümet, cemaatin yetiştirmiş olduğu bürokrata teslim oldular. Çünkü ne tarafa dönerlerse dönsünler onlar çıkıyorlardı karşılarına. Bir yere genel müdür yardımcısı atancak kaç tane aday var? On tane. Veya işte bunun ikisi cemaatin dışından sekiz tanesi cemaatin yetiştirdiği kimse. Ama kripto gibi hareket ettiklerinden, birbirlerinden bağımsız göründüklerinden, birbirleriyle konuşmadıklarından, sohbet etmediklerinden, ayrı ayrı gruplarda sohbet ettiklerinden kimse birbirini tanımıyor.
Atanıyor birisi, birisi atanan da cemaatten, alınan da cemaatten, sürgüne gönderilen de cemaatten, yerine getirilen de cemaatten. O hale geldiydi. E AK Parti de kanatlarını aştı onlara. Nereye ne atanacaksa her yere onlardan atanıyor. Partinin içi de öyleydi. Hala da öyle de. E yetişmiş bürokrat nereden? Cemaatin içinden. Bütün devletin de hükümeti idare edenlerin ümidi onlardı. Diğerleri kendilerine rüşvet alıyorlardı, çalıyorlardı, çırpıyorlardı. Bunlar da cemaate alıyorlardı. Değişmedi bir şey.
Birisi diyordu bu raporu yazmayın bana yüz milyar ver. Öbürki de diyordu ki bu raporu yazmayın cemaate yüz milyar ver. O adam ister ha ona vermiş ha cemaate vermiş. O adamdan yüz milyar istiyorlar sonuçta. Yüz milyare gidecek. E cemaate gidiyordu. Cemaat de deseydi ki biz almayız kardeşim. Bunu böyle çok rahat konuşuyorum. Böyle bire bir, bire bir şahit olduğum şeyler var. O yüzden rahat konuşuyorum. Birisi dese ki gözünle gördün mü? Evet. Birisi dese ki duydun mu? Evet. Eğer cemaat deseydi ki alan da veren de namussuzdur, şerefsizdir, haysiyetsizdir. Biz almayız kardeşim.
Biz bu namussuzluğu, şerefsizliği, haysiyetsizliği yapamayız kardeşim. Deseydi Allah onları yıkmazdı zaten. Onlar şu bağırı yanık milletin, bağırı yanık milletin içinden çıkıp bu millete tekrar hançer vurdular. Allah ondan yıktı onları. Onlar deselerdi ki biz namusumuzla, şerefimizle hizmet edeceğiz kardeşim. Bu ülke insanı, yetiştirmiş olduğu insanların nasıl hizmet ettiğini görecek. Biz Allah'ın emrettiği gibi dimdik ve dükdüzgün duracağız. Sırat-ı müstakimde iş yapacağız deselerdi, bakın altını çiziyorum bunu. Ülke onlarındı.
Altını çiziyorum. Ülke onlarındı. Ama onların da bir farkı yokmuş. Nasıl yokmuş? Öbürki yüz milyar istiyordu, cebini atıyordu. Bu da yüz milyar istiyor, cemaatın cebine atıyor. Değişmedi. Bir müteahhit gidiyor, ona da yüz milyar verecek, ona da yüz milyar verecek. Veriyor. O zaten vermeye alışmış. Buraya kaç kat imar istiyorsun sen? Yirmi kat istiyorum. Normal vatandaş gidiyor, yirmi katı alamıyor. Ondan sonra birileri giriyor devreye, o yirmi katı alıyor. Kim alıyor? X adam alıyor. Belli X adamlar, öyle değil mi? Değil mi İsmail?
Belli değil mi? Belli. Belli. E ne fark kaldı başkalarından senin? Yönetimsel zaaflar bunlar. Bunlar, bakın Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri'nin Uhud Savaşı'nda dahi görülmüş okçular tepesi meşhur ya, hepsini sıralıyor oraya. Benden emir gelmedikçe mevzilerinizi terk etmeyeceksiniz diyor.
Herkes çıkıyor şimdi okçular tepesinde dua ediyor ya, herkes okçular tepesine çıkıyor değil mi? Bütün ömrecileri okçular tepesine çıkarıyorlar. Kim var okçular tepesinde? Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri'nin sözünü dinlemeyenler var. Milletin Uhud'u ziyaret ettirdiği, hacıların ve ömrecileri ziyaret ettirdikleri yer, mevzilerini terk edenlerin yeri.
Nereye gitmeleri lazım? Tam onun karşısına gidecekler. Kayalıkların dibine, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri o kayalıkların dibine kadar çekildiler geriye. Geriye çekildiler ta kayalıkların dibine kadar. O Hz. Hamza Raddallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri'nin şehit olduğu yer var ya, onun okçular tepesinin karşısı oluyor.
Aslında oraya gidilmesi lazım. Ama nereye götürüyorlar insanları? Okçular tepesine götürüyorlar. Hayır, diyecekler ki, işte Hz. Muhammed Mustafa, bakın ümmet nasıl aldatılıyor, ümmetin şuuru nasıl kayboluyor. Hz. Muhammed Mustafa şu mağaranın önüne kadar geldi. Şu çukurun içerisine düştü. Bu çukurun içerisinde yanında şu sahabe vardı, şu vardı, bu vardı. Burada savaştı. Niçin bu halleri yaşadı? O okçular tepesinde mevzilerini terk edenlerden dolayı onu yaşadı. Nerede o okçular tepesi? Ta karşıda bak. O karşıda duran tepe var ya, evet. Oradaki ashab, Hz. Muhammed Mustafa'nın sözünü dinlemeyenlerin bulunduğu yer. Sana da söz dinlememe bulaşabilir.
O yüzden sen oraya gitme. Ya da gidiyorsan bunun şuurunda ve bunun bilincinde git. De ki, Ya Rabbi beni bununla karşılaştırma. Beni Kur'an ve sünnetin sözünü dinlemeyenlerden eyleme. Bizleri harama göz göre göre bulaşanlardan eyleme. Bizleri farzları göz göre göre terk edenlerden eyleme. Bizleri Kur'an ve sünnet çizgisinde daim eyleme. Bizleri bozulanlardan eyleme. Cümlemize inşallah. Evet. Şimdi aynı her cemaatın içerisinden bu çıkar. Mevziyi terk eden, mevzisini terk eden her cemaatın içerisinden çıkar. 28 Şubat'ta bizim içimizden de çıktı. Sakın ha hiç kimse de şu eminliğe bulaşmasın.
Ben olmam. Yok kardeş. Herkes olur. Herkes olur. Bir kancaya takılır gidersin. Farkına varmasın. Neden? Olanları gördüm çünkü ben. Bazen örnekliyorum ya. Şeyhimin yanındayım ya. Ümredeyiz, beraberiz. Beytullah'tayız. Telefon açıyor. İsimleri zikredeyim mi, zikretmeyeyim mi diye. O yüzden bekliyorum. Tereddüt ediyorum. İşte Sivas'ın zakiri. Ahmet Duran abi telefon açıyor. Baba polisler burada çok sıkıştırıyorlar. Dersleri iptal edelim mi? Edin.
Aradığından yetmiyor. Geri kalan ondan sonraki nerede arıyor. İşte polisler kapımıza geldi de, işte polisler şöyle yapıyordu da dersleri iptal etmeyi düşünüyoruz efendim. Edin diyor. Şeyh Efendi, Beytullah'a yönelik. Ben de hemen böyle yirmi santim gerisindeyim, yanındayım. Evinde tespih böyle. İşte Beytullah'a bakarak da çat çat, meşhurdur onun çatı. Böyle tespihten çat çat ses çıktı mı sakın sesini çıkarma. Hiçbir şey de sorma. Zaten bir üstad, bir şey efendi tesbihin almış, hirt çekiyorsa veyahut da gözünü yomduysa bir şey sorma zaten ona. Sesini dahi çıkarma.
Ardından Adil aradı. Bu hastalık böyle bir şeydir korku. Ardından Adil aradı. İşte polisler geliyordu da gidiyordu da sıkıştırıyorlardı, basçaklarmış da. Efendim müsaade ederseniz dersleri iptal edeceğiz. Edin. Arıyorlar, Konya'sı aradı, Toka'da aradı. Hepsi de birbirinden iltivatlı bunların. O ona telefona, çıo ona telefona, çıo ona telefona, çıo benim telefon da sessiz de.
Beninkinin beni de arıyorlar boyuna. Ben açmıyorum telefonu hiç. Bakın ben telefonu açmıyorum hiç. O aradı, o aradı, iptal oldu, iptal etti, iptal etti. Bursa'yı da aramışlar. Biz dersleri iptal ettik, siz de iptal edin. Şeyh Efendi'nin emri, bir de öyle demişler. O zaman da benim arkadaşlara hep böyle tembihim var yakın daire. Hala daha tembihlerim ben. Bir şey duyacaksanız benden duyacaksınız. Böyle önemli bir meselede. Ben ararım zakir kardeşleri, çavuş kardeşleri. Ararım kendimi. Tabi telefon da benim normal çalıyor, ben bakmıyorum telefonuna. Zaten Şeyh Efendi yanında telefona Şeyh Efendi bak derse bakıyor.
Ben hiç Şeyh'imin yanında alo efendim dememişimdir kendi kafamdan. Telefon çalar, ben bakmam. Şeyh'imin yanında. Mustafa Efendi bak oğlum telefonuna der. Ben bakarım. Mustafa Efendi seni arıyorlarmış oğlum bak telefonuna bakarım. Öyle ben bakmam, Şeyh Efendi'yi ararlar. Bakın ben bakmam telefona, Şeyh Efendi'yi ararlar. Efendim hakkınızı helal edin, özür diliyorum sizden. E Mustafa abiye ulaşamıyoruz, ona ulaşmamız lazım. Mustafa Efendi oğlum sana ulaşamıyorlarmış. Bak telefonuna. Bakarım ben o zaman. Öbür türlü bakmam hiç. Şeyh'imin yanında ben telefon çalıp da telefona baktığımı hatırlamıyorum. O müsaade etmeden bir şey konuştuğumu hatırlamıyorum.
Oha yok öyle değildi efendim dediğimi hatırlamıyorum. Hatırlamıyorum bakın. İzinsiz ondan izinsiz onunla konuştuğumu hatırlamıyorum ben. Onun lafına girdiğimi hatırlamıyorum. Yani o konuşurken onun lafına girdiğimi hatırlamıyorum. Veya ondan izinsiz konuştuğumu hatırlamıyorum. Veya ona bir rüya anlatıp rüyamın anlamı ne dediğimi hatırlamıyorum. Rüyamı tevil eder misiniz? Hatırlamıyorum bakın. Bakın tekrar söylüyorum bunları hatırlamıyorum hiç. Yani oturup işte telefon açıp hava nasıl oralarda. Hatırlamıyorum ben.
Bakın hatırlamıyorum hiç bunları. Öyle ben onun yanında bir kişi iki kişi muhabbet edecek hatırlamıyorum ben. Ben hatırlamıyorum. Öyle bir başkası yapacak onlara da müsaade ettiğimi hatırlamıyorum. Ben onu kaşımla gözümle işaret ederim. Çek dışarı. Onu çıkarırım dışarıda derim. Ne konuşuyorsunuz Şeyh Efendi'nin yanında? Ne muhabbet ediyorsunuz Şeyh Efendi'nin yanında? Kahvacan mı burası? Çay ocağım mı? Yüzlerine derim bir de pişpirik oynasaydınız. Bunları hatırlamıyorum. Benim telefonum da çalıyor o gün cehri cehri.
Ben açmıyorum telefonu. Herkes aradı, açtı, söyledi, söyledi, söyledi. Bana döndü. Mustafa Efendi sizin orada sıkıntı var mı dedi. Yok efendim dedi. Yok efendim dedi. Dediğimizde iki de bir de beni götürüyorlar. Telefrik'te basıldık, Reyhan'da basıldık. İşte biz şey ne o? O zaman. Durcu ne ortalık? Oğlum yok mu? Sizde sıkıntı yok mu dedi. Yok efendim dedim ben. Maşallah dedi. E iptal et derse de. İptal edeceğiz biz de. Ama bizim buradan içimizden yine kullanayım şimdi kullanmayayım mı diye düşünüyorum ama önceden kullanmıyordum isimleri. Bizim belirli arkadaşlar gene kullanmayayım ben.
O arkadaşların hatırası var bizde de gene. Ben yine merhamet edeyim kullanmayayım. Onlar şey efendi demişler efendim bir basılırsak şöyle olursak böyle olursak bizim dükkanımızı Mustafa abi mi açacak? Bizim çeklerimizi Mustafa abi mi ödeyecek? Birisi memur demiş ki ben memurluktan atılırsam benim evime Mustafa abi mi bakacak? Biz demişler toplu derslere gitmek istemiyoruz. E biz böyle küçük küçük toplanmak istiyoruz. İyi toplanın siz öyle demiş. Bunu da şey efendi kendisi söyledi bana duyma değil bu. Bakın duyma değil birisinin duyması değil. Şeyh efendi kendisi söyledi. Oğlum böyle böyle dediler bana. Ben de o zaman toplanın. Zikirsiz kalmasınlar oğlum.
Derssiz kalmasınlar. Nasıl toplanıyorsanız toplanın dedim. Hiç önemli değil efendim. Nasıl emredersiniz dedim. Şimdi korkaklık böyle bir şeydir. Veyahut da bir haberle böyle yayılır. Fitne böyle çıkar. Ve zalime karşı zulme karşı direnmeyince böyle de dağılır insanlar. E bunlar da normalde zulmettiklerinden Kur'an sünnet çizgisinde durmadıktan durmadıklarından Allah bunlara da bir tokat vurdu.
Allah bizi hayır etsin. O yüzden yönetimsel anlamda gerçekten ülke onlara emanet edilecekti neredeyse. Demek ki bunda da bir hikmet varmış. Cenab-ı Hak onları tabiri caizse tokadı vurdu. Yıl sonunda doların 5 TL olacağı söyleniyor olabilir mi? Yani dolar 10 lira da olabilir diyelim biz şimdi. 20 lira da olur dolar. Dolar yıl sonunda yok da olabilir. Yıl sonunda dolar 5 lira olabilir diyenlerin hızla dolar almaları lazım. O zaman dolar şimdiden 4 lira olması lazım. Dolara yatırım yapmaları lazım.
Siz yılbaşında doların 5 lira olması demek ki, ülke ekonomisi yüzde kaç oluyor çünkü yüzde 30 oluyor öyle değil mi? 40'a yakın mı oluyor? Ülke ekonomisinin batması demek. Ülke ekonomisinin yüzde 40 geriye düşmesi demek. Bunlar biraz böyle bilinçli kasıtlı propagandalar. Bakın bilinçli ve kasıtlı propagandalar bunlar. Bunun böyle bir şey olacağını tahmin etmiyorum. Bir sufi zengin olmak isteyebilir mi? İster bu yönde çalışabilir mi? Tabii dolar yaptırabilir miyiz? Yaptırabilirsiniz. Bunun ülkemize ve ümmete zararı var mı? Bu ayrı bir mesele. Bir kimse ticaret yapıyor. Ticaretinde dolar kullanıyorsa dolarla iş yapacak. Dinen bu caiz.
Altın kullanıyorsa altınla iş yapacak. TL kullanıyorsa TL ile iş yapacak. E bunu normalde yatırım olarak görebilir mi? El cevap görebilir. El cevap görebilir. Ya ülke bundan zarar görür mü? Ülke o zaman dolardan çıksın zarar görecekse. Ne olacak ki nasıl olsa olağanüstü hal var. Şimdi bir kanun hükmünde kararname ile Türkiye içerideki dolar rezervlerini bir kanun hükmündeki kararname ile altına çevirsin. İşi ne? Kanun hükmünde kararname ile devlet ve hükümet yönetmek kadar kolay bir şey yoktur. Meclisten geçireceğim derdi yok, şu derdi yok, bu derdi yok. Topla beş kişiyi, al kararı. Hatta beş kişiye bile gerek yok. Bir kişi kararı alır, bakanlar kuluna gönderir. O da kanun hükmünde kararname yayınlar, biter. Şu anda gizli diktatörlük olduğu konuşuluyor olabilir mi?
Olabilir. Yani açıktan diktatörlükleri gördü. Bu ülke gizlisini görse ne olacak? Düne kadar Kemalist diktatörlüğün altında yaşıyor diyor. Kimseye itiraz etmiyor diyor. Ha 28 Şubat'ta diktatörlük yok muydu? 12 Eylül'e diktatörlük yok muydu? Yani AK Parti hükümete gelirken diktatörlük yok muydu? Hala da ülke Kemalist diktatörlüğün altında değil mi? Bir şey mi değişti sanki? Anayasayı değiştiremiyor ülkede. Bir kanun çıkaramıyorlar.
Kimin diktatörlüğü var acaba? Türk ordusunun gücü bazen abartılıyor, bazen yerin dibine sokuluyor. Türk ordusu mevcut tehdidi, savuşturacak güce sahip mi? Değil. Türk ordusu şu anda uluslararası arenada NATO'yla, ABD'yle, İngiltere'yle, Rusya'yla savaşabilecek güçte değil. Uzun menzilli füzeleriniz mi? Var yok.
Uçak geminiz mi? Var yok. Ağır bombardıman uçaklarınız mı? Var yok. Uzun metrajlı ağır bombardıman uçaklarınız var mı? Yok. Buradan Amerika'ya gidip, Amerika'yı bombalayıp geri dönecek uçaklarınız var mı? Yok. Buradan İngiltere'ye gidip, İngiltere'yi bombalayıp geri dönecek uçaklarınız var mı? Yok.
Yaptırmazlar ki size. Bölgesel bir güç mü? Evet. Bölgesel bir güç mü? Evet. 20 tane, 30 tane uçak alacak bir uçak geminiz dahi yok. Yok. Çok donanımlı denizlerde savaşacak gemilerimiz yok. Fırkateynler var. Yeni yeni her sene bir tane, iki senede bir tane yeni fırkateynler yapıyorlar. Gücü ona yetiyor. Ama Akdeniz'de kafa kafaya savaşabilecek deniz kuvvetleri yok. Yok.
Karadeniz'de kafa kafaya savaşabilecek deniz kuvvetleri yok. Amerika'ya, İngiltere'ye, Rusya'ya kafa tutacak hava kuvvetleri yok. Amerika, İngiltere, Rusya'ya kafa tutabilecek füze rampaları yok. Yok. Karasal güçte iyi, iyi. Kime karşı iyi? PKK'ya karşı, Suriye'deki güçlere karşı iyi. Irak'la, Suriye'yle, İran'la baş edebilir mi? Evet. Bölgesel güçlerle baş edebilir mi? Evet. Yunanistan'la baş eder mi? Evet. Bulgaristan'la baş eder mi? Evet. Yunanistan'ı 10 günde silah süpürür önüne koyar mı? Evet. Bulgaristan'ı 3 günde silah süpürür önüne koyar mı? Evet.
Ama bırakmazlar ki. Baş başa kalsa yapar onları. Eyvallah. Ama Türkiye'nin şu anda savaştığı bunlar değil ki. Türkiye dolaylı olarak İngiltere, Fransa, Almanya, Amerika, Rusya bunlarla savaşıyor. Çok ince bir politika gütmeleri lazım. Türkiye birliği yerlerde Rusya'yla beraberlik yapıyor, birliği yerlerde Amerika'yla beraberlik yapıyor.
Öyle işini götürmeye çalışıyor. Yani Suriye ve Irak politikalarını öyle götürüyor. İnce bir çizgide götürüyor. Başarılı mı? Şu ana kadar başarılı. Ama öyle bir Rusya'yı karşısına alıp da, Amerika'yı karşısına alıp da bir şey yapmıyor. Yapmaması daha mantıklı, daha akıllı zaten. Öyle hamasi duygularla, vatan millet Sakarya değil, tökülüyor, hürra gitme, böyle bir şey yok. Türkiye'nin burnunu kanar ozum. Yani bazı kabadayıları vardır. Hiç kimseyi vurmadan, cezaevine girmeden kabadayılık yaparlar. Asıl kabadayılık odur benim nazarımda. Türkiye'de onu oynuyor şimdi. Ve Doğu ve Güneydoğu'da bu tuttu. Yani uluslararası güçlerin yaptığı siyaseti uyguluyor.
Yerel güçleri silahlandırıyor, onları eğitiyor. Devletler böyle uzun nefesli işler yaparlar. Eğitiyor, onları savaştırıyor. Harika. Başlarına da bir tane paşa atıyor. Yanına da özel kuvvetlerden elemanlar veriyorlar. Onlar savaşıyorlar oradan. Yerelde çok kuvvetliler. Bir sıkıntı yok. FETÖ olaylarından mağdur aile ve kişi söylentileri biraz hayli fazla. Bu kişilere bakış açımız nasıl olmalıdır? Bunun gerçek tarafları var. Bir de gerçekten FETÖ'nün bu konuda bir propagandası var. Ama bu propagandayı önlemek için bu işin başındaki kimseler inceleyip, sık dokuyup, hızla bu işleri bitirmeleri lazım. Bir, bugüne kadar işte az önce söyledim ya söylentiler var. İşte 300 milyara, 500 milyara, 1 trilyona, 2 trilyona, 3 trilyona kapatılan dosyalar gibi.
E bunların da önüne geçemiyorlar. E söylentiler had safhada. Bakın söylentiler had safhada. Muhakkak kurunun yanında yaş dayanacak ama fazla yanıyor bu ara. Kuzey Kore, ABD gerginliği, Teotrom'un arkasındaki plan nedir? Yani bu süper güçler kendi süper güçlüğünü göstermek için kendilerine muhakkak bir düşman oluşturmaları lazım. Ben böyle bir şey çıkacağını zannetmiyorum. Ha belki de Amerika kendi hegemenist yapısını güçlendirmek, kendi politikalarını daha da real hale getirmek için valla kimi kullanabilir mi? Kim ya o adamın adı? Kullanabilir. Sonuçta adam Avrupa'da yetişmiş bir kimse. Avrupa'da yetiştirilmiş de olabilir o.
Oraya gönderilip zamanı geldiğinde hadi iki tane bize uyduruktan bir füze gönder. Biz de sana 10-15 tane füze atalım deyip ondan sonra etrafa gözdağı vermek için böyle bir şey yapabilirler mi? El cevap yapabilirler. ABD Bulgaristan'a, Gürcistan'a, Suriye sınırına askeri yığınak yapıyor. Burada kamaş Türkiye'yi kuşatmak olabilir mi? Olabilir. Olabilir. Olmayacak diye bir şey yok. Yani bir sabah bombalanaraktan uyanabiliriz. Bunun için ABD'nin herhangi bir uluslararası hakkı, hukuku izleyecek bir şey yok. Türkiye'de de satılık örgüt çok, satılık adam da çok, ajan da çok.
Birinin eline bir tane uyduruktan bir havan topu koy, ABD'nin bir üstüne, ABD'nin bir şeyine bir tane havan topu attır. Ondan sonra başına olanca bombayı yıksın seni. Ne olacak ki? Çok kolay. Geçen haftaki sohbetinizde Müslüman ülkelerin karışacağını söylemiştiniz. Bunların içinde Türkiye'de saymıştınız. Bu karşılıklı kasıt savaş mı? Karışıklıktaki kasıt savaş mı? İş savaş mı? Ekonomik çöküntü mü? Üçü de Katar'ın Kabe'yi, Vatikan gibi uluslararası bir statoya sokmak istemesi doğru mu? Bir stratejik bir sözdür. Bu da stratejik bir sözdü. Katar'ın söyledi. Suudi Arabistan'a şunu dedi. Sen dedi böyle devam edersen bak senin en çok mahremin korktuğun şeyi ben konuşulur hale getiririm dedi.
Konuşulur hale getirdi. Bunu konuşulur hale getiririm dedi ve konuşulur hale getirdi. İsrail ve ABD'nin körfez arapları üzerindeki oyununu nasıl görüyorsunuz? Türkiye bu oyunu bozabilir mi? Türkiye bozmak için uğraşmıyor. Türkiye, İsrail ve ABD ile oynamıyor. Uğraşmıyor zaten hiç. Uğraşmaması da doğru bir politika. Diyeceksiniz ki doğru mu? Evet. Bakın doğru mu? Evet. Bunu şimdi içerideki dini ve milli duygularla nasıl böyle söyler ya filan diyebilir bazıları. Bunlar dünya siyasetini ve devletin gücünü bilmeyen insanlar. Senin gücün yok.
Sen İsrail ile savaşmaya kalkarsan anında ham yaparlar seni, yutarlar. Bu korkutmak için söylemiyorum bana. Siz stratejiye göre davranacaksınız. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'ye hicret ettiğinin ertesi yılı Mekke'nin fethine çıkmadı. Ama hasete gerek yok. Anne ile kız arasında sürekli çatışma yaşanıyor.
Bunu düzeltmek için aile bireyleri anne baba ne yapabilir? Babalar babalıklarına devam edecekler. Babalar böyle anne kız arasına çok girmesi hoş değil. Ama anneler bilhassa kızlarını kendi zamanlarındaki gibi yetiştirmeye çalışıyorlar. Burası sıkıntılar. Hele anneler böyle hastalık haline bir temizlik sıkıntısı onlarda ulaştıysa, işte belli şeyler ulaştıysa anne kız arasında bitmeyen mücadeleler oluyor.
Bitmeyen mücadeleler. Anneler ne yazık ki kızlarıyla arkadaş olamıyorlar. Bu kültüre sahip değiller çünkü. Bu kültüre sahip değiller. Bu kültüre sahip olmadıklarından dolayı habire çatışıyorlar. Çatışan anneler çatışma kültüründen gelmiş ailelerden. Kızlarıyla çatışan anneler kendi evlerinde yetişirken çatışma kültüründe büyümüşler. O çatışma kültürünü devam ettiriyorlar. Ahlaklarını Muhammed'i ahlaka devşirememişler. O çatışma kültürlerini devam ettiriyorlar.
Ve çatışma kültürlerini devam ettirdikleri müddetçe yetişmiş, yetişmek üzere olan ergen çocuklarını kaybediyorlar. Anneler, eğer kızlarınızla çatışmaya devam ederseniz, sizin kızınıza bir genç bir erkek gelir, seni çok seviyorum der, o erken peşinden gider o kız. Onu dinler, onun fikirlerini kabul eder. Ay ne kadar güzel düşünüyorsun da, o kızı avlar.
Sonra sen saçını başını yollarsın. Ben ona her şeyimi verdim de, ben her şeyi yaptım da ona da, bir dediğini iki etmedim de, neden böyle yaptı da saçını başını yollarsın. Yok. Kız çocuklarınızla çatışmayın. Babalar, erkek çocuklarınızla çatışmayın. Bireyler birbirlerinin hayat standartlarını ve hayatlarını kabul etmeliler.
Oğlum ben senin yaşındayken ne yapıyordum biliyor musun? Ne yapıyordun? Ben şöyle yapıyordum, böyle yapıyordum, şunu yapıyordum, sen yapmıyorsun, bilmem ne oldu, küt. E ne oldu? Ne oldu? Benim babam 16 yaşında öldü biliyor musun? Ben 16 yaşındaydım. Hem eve baktım, hem kendime baktım, hem şunu yaptım, hem bunu yaptım. Sen ne yapıyorsun? Hiçbir şey yapmıyorum. Pat! Öyle mi yapmalıyız? İyi, sen, Cenab-ı Hak sana lütfetmesi, hayat standartı senin yükselmiş. Eee, ne yapacaksın şimdi çocuğu, sen hayat standartı yüksekken süründüreceksin mi? O çocuk sana kinlenmeyecek mi?
Sana nefretle bakmayacak mı? Demeyecek mi? Bana 10 lira vermeye muktedirken, verebilirken, vermedi, işte öldün gittin, şimdi ben bak nasıl yiyorum demeyecek mi çocuk? Diyecek. Veyahut da benim böyle bizatihi şahit olduğum şeyler var. İşte babada 20 tane, 30 tane daire var, kızını kirada süründürüyor. Babanın ayrı kira geliri 150 bin lira, bundan 4-5 yıl önce, kadıncağız kirada duruyor. Kirayı ödeyemeyecek halde.
Ben gayri ihtiyar edemişim ya, şuradaki daireyi sana verse, ne olur hani? Oho dedi, ben para isterim diye dedi, ben eve bile katmıyorlar beni dedi. Bir baba, bir anne, kızı onu dinlemiyor olabilir, onu dinlememiş olabilir. Gerek var mı ya? Arkandan nefretle bakacak, otursun bir tane dairende senin, ne olmuş ya? Doğumu adamı yedireyim, yedir ya, kızın değil mi senin? Otursun bir dairede de otursun, ne var bunda? Ne var bunda? Evladın değil mi senin? Evladının üzülmesinden, ızdırap çekmesinden memnuniyet mi duyacaksın? Böyle bir mozostik var.
Allah bizi affetsin. Vaktinizi aldım, hakkınızı helal edin. Kurban bayramında ölü kimse için kurbanlık kesilir mi? Kesilirse arife günü, bayram günleri mi kesilir? Kurban günü kesilebilir, bir sıkıntı yok. Çocukları olmayanlar için, kırk gün Meryem suresini oku diyorlar, nedir bunun gerçekliği? Hiçbir hadis-i şerifte okumadım, benim okuduğum hadis kitaplarında böyle bir şeyle karşılaşmamış olabilirim. Böyle bir şey de olabilir, bir şey de diyebilirim. Bir hadis okuyayım, ondan sonra derse başlayalım. Enes bin Malik radiyallahu anh anlatır. Abdullah bin Revaha, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabından biriyle karşılaşınca, gel bir saat iman edelim. Yani bir süre Rabbimizi zikredelim derdi. Yine bir gün bir sahabiye aynı şeyi söyleyince, sahabi buna kızıp, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme geldi.
Ya Resulallah sallallahu aleyhi ve sellem. Abdullah bin Revaha'yı görmüyor musun? Senin imanından yüz çevirip bir saat iman etmeye yöneliyor dedi. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Allah İbni Revaha'ya merhamet eylesin. O meleklerin imrendiği zikir meclislerini seviyor dedi. Meleklerin imrendiği zikir meclislerini seviyor dedi. Zikir meclislerine ne yaparmış? Melekler imrenirlermiş. Şimdi Allah'ı öyle zikredelim ki, melekler imrensinler inşallah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.