Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 28 Temmuz 2017 · 55:46
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Burada bir soru var. Buraya yazıldığına göre okuyayım. Dergahtan önce de tanışmış olduğum şehir dışından bir kız ile evlenmeye karar verdik.
Durumu babama anlattığımda abinle konuş. O da ona verirse kızı isteriz dedi. Fakat abim ile kız 15-16 yaşlarındayken birkaç ay telefondan görüşmüşler. Abim de bu yüzden olumlu bakmıyor. Yine de evlenirseniz evinize girip çıkmam. Evlendiğin kızla da dışarıda dahi görüşmem. Sonuçta bir geçmişimiz var onunla diyor. Abim şu an evli. Siz ne tavsiye edersiniz? Halit ben ne tavsiye ederim sence? Adnan ne düşünüyorsun?
Hüseyin. Allah yesin inşallah. Normalde evlenilmesinde dini olarak nikahlanmasında bir sakınca yok. İslam hukuk açısından. Bir kimse normalde böyle bir noktada İslam hukuk açısından onu nikahlayabilir mi?
Evet. Ama bu ileride sıkıntı olur mu? Evet. Problem haline gelir mi? Evet. Biz Kur'an sünnet tarihinden bakarız. Bir adamın bununla nikahlanmasında bir beys var mı? Yok. Ama problem yaşar mı bu kimseler? Evet. Allah muhafaza eylesin. Amin. Beklenti içinde olan biri bunu nasıl bırakabilir? Beklenti büyük bir hastalıktır. Yani o böyle insanların içerisinde öyle bir rahatsızlıktır ki bu. Bu o kimseyi olgunlaştırmada önüne çok engeldir. Bu yani peygamberi metodas sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne çok keskin bu noktada şeyler var, ölçüler var.
Mesela hiç kimseden hiçbir şey istemeyeceğine bana söz ver, ben de sana cenneti söz vereyim. Veyahut da işte hiç kimseden hiçbir şey isteme bineğinin üzerindeyken yere kırbacın düşse dahi Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'e. Birincisi Ebu Zergi Fariye. Yani bir kimsenin normalde etrafında hiçbir etrafından hiçbir şey beklememesi, etrafından hiçbir şey istememesi, bu böyle şey yani insanı gerçekten zirveye taşıyan bir şeyler.
Bu şahıs olsun, cemaat olsun, bir topluluk olsun onu zirveye taşır. Bir şahısa şahısı zirveye taşır. Bu bir topluluksa topluluğu zirveye taşır. Bakın bir topluluksa topluluğu zirveye taşır. Yani işte etraftaki bütün herkes bilir ki o topluluk hiçbir şey istemez İskilçeden. Veyahut da herkes seni bilir, sen hiçbir şey istemezsin. Yani bu böyle veyahut da işte bu hiçbir şey istemezsin dediği beklemez, beklentisi olmaz, bir şey istemez, şunu yapsınlar diye bakmaz. Bu insanı zirveye taşır. Bunu zaten halleden bir kimse bunu hem ailesinde hem dergahta hem işinde hem aşında her yerde bunu halleden bir kimse gerçekten Allah'a çok yakın olur. Gerçekten zirve bir şey bu.
Allah cümlemizi onlardan eylesin. Bir dergah için, bir tasavvuf topluluğu içinde veya bir cemaat içinde zirve bir şey. Hiçbir şey istememek ve beklememek. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Kişi empati duygusunu nasıl geliştirebilir? Empati bu kendini karşındaki kimsenin yerine koymak. Öyle değil mi? Evet. Empati yapmak bu değil mi? Kendini onun yerine koyuyorsun. Harika. Bu hadiste sabit ya. Kendine yapılmasını istemediğin bir şey bir başkasına yapma. Kötülük manada, yanlışlık manasında, eksiklik manasında. O zaman bunun hadis-i şerifte bu ki karşılığı sen kendine bir şey yapılmasını istemiyorum, karşıdakına da yapma.
Bakın bunları böyle hani parantez içerisinde, tırnak içerisinde ya işte ben kendime bir şey yapılmasını istemiyorum, onu da yapmıyorum. Ama buradaki o kimse kendisine bir şey yapılmasını istemeyen kimsenin ahlakı ne derecede, ilmi ne derecede, hikmeti, doğruluğu ne derecede, neyi ne kadar doğru yaptığı bu giriyor o devreye. Bizde bazı ölçüler var. Mesela bunu söylüyoruz biz. Bunu söylediğimizde aslında bu güzel bir şey ama sen neredesin? Bunu uygulayacak olan kimse nerede? Yani karşısındakini yapmasını istemediğin şey, kendine yapılmasını istemediğini başkasını da yapma. Mesela o kimse kendisine içki sunulsa yapılmasını istemediği bir şey değil.
O zaman bir başkasına da içki mi sunacak o? Yani bir kimsenin bu noktadaki Kur'an Sünnet dairesindeki duruşuna bakmıyoruz biz. Yani kendisine yapılmasını istemeyen şey Kemal'e ermiş bir Müslüman. Kemal'e ermiş bir Müslüman nasıl kendisine bir şey yapılmasını istemiyorsa bir başkasına yapılmasını da kendisi de yapmayacak. Yani kendisine zulmedilmesini istemiyorsa bir başkasına da zulmetmeyecek. Ama Kemal'e ermiş bir Müslüman için geçerli bu. Kemal'e ermiş bir Müslüman için kendi doğruları kendisine göre veya ailesinin geleneğinin görenenin örfü var. O ailesinin geleneği, göreneği, örfüne göre ona gayet doğru ve mantıklı. Kendi örflerine göre yapılan şey gayet normal bir şey.
Bakın gayet normal bir şey. Bunu Kur'an Sünnet dairesinden ele almamız lazım. Yani örneğin işte o kimsenin babası annesine vuruyor. Bu gayet doğru ve mantıklı bir şey. Kadın dövülür diyor. Eee o da vuruyor. Kendisi de vuruyor. Onun kendine göre normalde yapmış olduğu şey doğru ve mantıklı. Eee kendisine yapılmasını istemediğin şeyi bir başkasına da yapma. Eee o normalde kelli kız kardeşi için de dövülebilir bir mahluk onun için. Yani eee onun eniştesi de kız kardeşini dövdün de neden dövdün demiyor ona. Kadın dövülebilir. Oradaki doğru mantık onların kendilerinin doğrusu bu. O zaman o dediğimiz empati kurma yetmedi buna. Bu normalde buna baktığımızda biz işte en güzel ölçü Kur'an Sünnet ölçüsü.
Kelimelerin arkasına baktığımızda harika bir şey. Empati kurmak. Kendini onun yerine koymak. Ama bu eğer o kimsede Kur'an Sünnet ahlakı yoksa, Kur'an Sünnet duygusu yoksa bu herhalde tam yerli yerine oturacak bir şey değil. Allah muhafaza eylesin. Bir insan eski ya da yeni arkadaşlarıyla neden arkadaşlıklarını aktif olarak sürdüremezler. Bunlar böyle geçimsiz cimri insanlar vardır. Bunlar ne yeni ne eski arkadaşlıklarını sürdüremezler. Arkadaşlık sürdüremeyen kimseler paylaşımsız, egoist, bencil, cimri, ondan sonra her şeyi ben biliyorum diyen kibirli takımı arkadaşlıklarını sürdüremez. Bu normalde dervişlerin arasında da var mıdır? Evet. Sert tabiatlı, böyle tebessümü olmayan, etrafa devamlı sert konuşan, etrafa devamlı tepeden bakan, bir türlü onlar iletişim kuramazlar.
Yani hele onlara böyle hasbel kader birisi sen bu işi burada yap derler derse ortalığı kırıp geçirirler. O yüzden vazifeli arkadaşlar, zakir arkadaşlar vazife verirken bunlara dikkat edecekler. Bir yerden bir yere birileri gidiyor, bir yerden bir yerlere giderken oraya bir vazifeli tayin ediliyor. O vazifeleri tayin eden arkadaşlar, inceleyip sık dokucaklar. Böyle etrafına tahakküm kesen, böyle baş kesen, ondan sonra saç koparan, kol koparan, ne bileyim böyle işte astım astık, kestim kestik. Çünkü disiplin böyle sağlanmaz, disiplin sevgiyle sağlanır, hizmetle sağlanır. O kimse öylesine muhabbet besler, öylesine sevgiyle hareket eder, öylesine arkadaşçasına hareket eder ki etrafına toplar herkesi, hurd tavuk gibi.
Ben bazen böyle hard hurd yapana derim ki, hiç sen bir civciv besledin mi? Sen bir kafeste kuş besledin mi derim. Senin hiç bir civt tavuğun oldu mu? Bir çiçek yetiştirdin mi? Bir çiçek. Neden? Ya bir çiçeğin ne kadar zor yetiştiğini gör bir. Bir civcivin ne kadar zor yetiştiğini gör bir. Bir hayvan besle, bir hayvan beslemenin zorluğunu gör. Hayvan beslerken dahi. E sen hayatında bir çiçek büyütmemişsin, bir civciv bakmamışsın, bir kedi bakmamışsın, bir kuş beslememişsin. E sen de çocuk da yok, evlat da yok.
E sen etrafı kırıp döküyorsun kardeş. Hani biz şeye bakıyoruz hep, hani Seriye'ye gitti ya on kişi. Bir tanesi dedi ya işte odun toplayın topladılar, yakın, yaktılar, sert bir şekilde anlaşmazlık çıktı. At kendini, atın kendinizi ateşe emrediyorum dedi. Biz ateşe atın emrediyorum sözünde bakıyoruz. Orada o sergiye çıkan komutanın zulmü var, haksızlığı var. Kendisine verilmiş olan selahiyeti kötü noktada kullanması var. Ona bir selahiyet verilmiş, o selahiyetle zulmetmeye çalışıyor ortalığa. Allah muhafaza eylesin. İşin bir de bu tarafından bakmak lazım. E o zaman biz normalde eski arkadaşlarıyla da, yeni arkadaşlarıyla da iletişim kuramıyorsa bu kimse kendince ahlakında problem var.
Kendince, kendi ahlakında problem var. E bir esnaflık yapan bir kimse neden tatlı dilli güler yüz doluyor? Yani sert, mizahlı bir kimse esnaflık yapabiliyor mu? Hayır. Sebep, ya adam senin sert yüzünden, senin sertliğinle mi uğraşacak? Seninle mi güreşçi tutacak adam? Gidecek daha güler yüzü, daha samimi bir kimseyle alışveriş edecek. Daha samimi olan bir kimseyle görüşecek, konuşacak. Bu kadar alırsan al, almazsan alma. Lan almaz adam. Bunun gibi. Eğer bir kimse, hiç kimseyle anlaşamıyorsa, kendisine baksın, kendi ahlakını düzenlesin, tertip etsin. Bazen zaman zaman bana şikayete gelirler.
E hiçbir kimse benimle görüşmüyor. Beni hiçbir yere davet etmiyorlar. E sen davet et diyorum ben de. Sen davet et. Bakıyor benim gözümün içine. Seni bir yere davet etmedilerse, bir akşam de ki arkadaşlar, arkadaşlar, bu akşam çorbayı biz de içeceğiz. Bize buyurun gelin. Yine davet etmiyorlar, yine sen çağır. Yine davet etmiyorlar, yine sen çağır. Güler yüzlü ol, tatlı dilli ol, muhabbetli ol. İnsanların eksiğini, kusurunu yüzüne vurmakla bir şey elde etmezsin. Tebliğ ediyormuş. Tebliğin metodu değil. Tebliğin metodu nasihat etmek. Adamın eksiğini araştırıp o adamın eksiğini, seni sarır neden böyle, bir daha öyle sarık sarma. Sana ne ya?
Sarık sarmanın sünnetini, adabını anlat. Bir daha anlat, bir daha anlat, bir daha anlat. Adama sert davranma hakkına sahip değilsin. Kimsenin kimseye sert davranma hakkına sahip değil. E yumuşak yumuşak, tatlı tatlı, dua ederekten, incitmeden. Zaten normalde sen çok iyi bir insansan, sen ne o? Peşinden insanları sürüklersin, merak etme.
Sen arkadaşlarının içinde iyi bir insansan, arkadaşlarını sürüklersin bir tarafa doğru. E hiçbir arkadaşını sürükleyemedin. Eyvallah onu da kabul. E tamam, dergaha girdin, dergahta da hiç kimseyle arkadaş değilsin, hiç kimseyle iletişimin yok. Herkese sertsin, herkese mesafelisin. Ya da sen mesafe koyuyorsun. Hadi bir kısmını da haklı göreceğiz belli bir zaman. Dışarıdan diyorlar ya, aman dikkat et, parana dikkat et, evine, çoluğuna, çocuğuna dikkat et, bak orada paranı yerler, bak orada şöyle yaparlar, böyle yaparlar. Bunu çok konuşurlar dışarıdan. Biz yıllardan beri dinleriz bunu. Ben dergaha girdimden beri dinlerim bunu. Bak dergaha girdimden beri, hala da dinlerim bunu. Hep şüpheyle bakarlar.
Hala da bizim derviş kardeşler dahi şüpheyle bakarlar. Acaba duymadığımız bir şey var mı? Acaba bilmediğimiz bir şey var mı? Acaba görmediğimiz bir şey var mı? Bak derviş kardeşler dahi. Ben gözlerinden anlarım, hareketlerinden anlarım onları. O şüpheyle bakar. İnce ince bakar, soruşturur. Neden? İnsanlar böyle söylüyorlar. İnsanlar iftira atmayı seviyorlar, gıybet etmeyi seviyorlar, dedikodu yapmayı seviyorlar. Hadi kendince belki de bu tip şeyleri duydu ya. Bu tip şeyleri duydu. Hadi biraz daha böyle tereddütlü, tenkinli oldu. E sonra, e sonra daha bunun devam etmemesi lazım. Devam ediyorsa, onun kendi kimlik ve kişiliğinde problem var.
Bazen diyorlar bana, işte para istemediğinizi çok sık söylüyorsunuz. E siz söylüyorsunuz, para toplanıyor mu diye. Siz gıybet ediyorsunuz, siz dedikod ediyorsunuz, siz iftira atıyorsunuz. Dervişler için söylemiyorum bunu. Bunu dışarıdaki insanlar için söylüyorum. E siz yapıyorsunuz, sizi iftiradan, dedikodudan, gıybetten kurtarmaya çalışıyoruz. Sizi suizandan kurtarmaya çalışıyoruz. Mahşer yerinde nasıl hesap vereceğinizi onu düşünmüyorsunuz. Mahşerde hesabın çetin olacağından da haberiniz yok. Nasıl helallaşmadan ölüp gideceksiniz? Öldüğünüzden en başınıza gelecek. E dedikodu, gıybet, diz boyu. Yok evine dervişler bakıyormuş, yok onu dervişler ediyormuş.
Hiç unutmuyorum, bir gün Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi'nin ondan sonra evindeyiz. Böyle gittik. O günde onu Şeyh Efendi'yle beraber seyahate çıkacağız. Yolcuyuz yani o gün. O esnada bir yerden, üç araba birden geldiler. Şeyh Efendi de onlara seyahate çıkacağını, ondan sonra Sivas'a gideceğini, ondan sonra Nevşehir'de bulunmayacağını söylemiş onlara.
E böyle enteresan derviş tipler de var, çok seviyorlar ya. Çok sevdiklerinden söz dinlemiyorlar. Öyle seviyorlar, öyle seviyorlar böyle. Bu her yerde vardır böyle tipler. Çok sevdiklerinden dolayı söz dinlemiyorlar. Tam çıkacağız. Ben valizlerini aldım, götürdüm, arabaya koydum. Tekrar içeri girdim. İçeri girdim de bir şey oldu, arabalar ardı ardına sıralandı. Arabalar ardı ardına sıralandı. Bunlar geldi, en önde de en çok seven. Ondan sonra böyle girdi içeri, ondan sonra eyvah dedim ben. İçimden öyle bir girdi ki çok seviyor ya. Ya bir şeyh de olsa onun evine giriyorsun.
Mahremi, sakin ol, sakin ol. İzin iste, müsaadele gir. Evi, evi, evi. Kapı açık dahil olsa seslen. Daldı, ondan beraber arkasındakiler de daldı. Tam şeyh efendi böyle salonda durdu. Onun küçük bir salon vardı. Evin yarısı ondan sonra kendisine ait. Öbür yarısı da oğluna ait. Oraya hemen, ben arkadan yetişemedim zaten. Selamun aleyküm babacım nasılsın, iyi misin? İyi, herkes tak tak tak … Sıraya girdi tabii herkese, herkes içeri girdi. Şeyh efendi Allah rahmet eylesin öyle baktı, bir bana baktı. Ayıp söylemesi, bir böyle poşetin içerisinde de tatlı.
Böyle bir poşet tatlı, poşetin içerisinde bir kutu tatlı yaptırmışlar. Karşıda bir, hemen yukarıda bir derviş var. Karı koca dervişler, kendi aralarında iki tarafa da söylüyorlarmış. Gelen giden oluyor ama işte herkes bir şeyler getiriyor. İşte yani oradan geçiniyor, mahabeti olmuş biraz. Tabii bunlar da, adam da koşa koşa oda geldi. Ben tanıyorum onu. Hani bakıyor böyle hani böyle, oğlum bu ne bakıyor diyorum ben de kendi içimden. Ama hemen ardından on da girdi böyle hani sırada sekiz kişi, dokuzuncusu o. Herkes girdi, sarmaştı, dolaştı, o da geldi şimdi. Onlar da tatlıyı aldılar böyle göstere göstere.
Efendi baba nereye koyalım bunu? Hani tatlı getirmiş ya artık, nereye koyalım bunu? Böyle söyleyince, şeyh efendi o dervişe döndü böyle şimdi ne tarafa dönsem herkes üzerinden alınacak işte. Döndü ona, sen dedi ona. Şu tatlıyı al, şu misafirler de al, götür eve dedi. Ondan sonra hepsini ağırla, ondan sonra gönder dedi. Yatacaklarsa yatsınlar dedi. Kaldı şimdi derviş böyle. Emredersiniz efendim diyemiyor. Döndü ona, ne oldu dedi. İşte oğlum bak misafir dedi rızkından geliyor dedi. Ondan sonra rızıklarını da yanında getirmişler dedi. Uyansa dervişin körü. Uyansa yine şapkayı kapacak.
Ama dervişin körü ve hodulu uyanmaz. Ona ne söylersen söyle. O uyanmaz. Kaldı, çöktü bu. Efendim özür dilerim dedi. Yok oğlum özür dilenecek bir şey yok dedi. Her gelen maşallah böyle dedi, eli boş gelmiyor işte dedi. Ondan sonra herkes rızkıyla geliyor dedi. Misafir rızkıyla gelir dedi. Al dedi şu tatlıyı da, al götür dedi eve bunları. Ondan sonra kaldı. Anlaşıldı ki mesele farklı. Mustafa Efendi, oğlum dedi bir iki saat kalalım olmazsa dedi. Ondan sonra efendim hakkınızı helal edin dedim. Yani istediğiniz kadar kalalım. Ama dedim Kayseri'ye haber verdik. Onlar bekliyorlar dedi. Saat verdik onlara. Saat verdin mi dedi. Saat verdik dedim ben. Durdu.
İşte o böyle çok seven attı yine kendini. İşte efendim arkadaşlar getirdik. Şunu da buydu. Ona döndü. Oğlum ben sana demedim mi dedi. Mustafa Efendi gelecek. Ondan beraber Sivas'a gideceğiz. Kayseri'ye gideceğiz. Oradan Tokat'a geçeceğiz. Tokat'tan Ankara'ya geçeceğiz. Söylemedim mi ben sana dedi. Durdu. Ne yapma milleti dedi getirdim bak. Ben sana söylediğim halde dedi. Ses yok. Oğlum laf dinleyin dedi. Laf dinleyin dedi. Gene ses yok. Ne yapayım şimdi dedi. Ben sizi burada kime bırakayım dedi. Evde dedi. Bir gelin var dedi. Torunlar var dedi. Bir daha canin var dedi. Sizi buradan mı bırakayım şimdi ben dedi. Ne yapayım ben dedi. O hala da hani şeyh efendi kalsın.
Özel onları ağırlasın. Ondan sonra özel onlarla ilgilensin de büküyor. Allah muhafaza eylesin. Şimdi bir kimse mevzu şeyden eski ve yeni arkadaşlarla iletişimden çıktı. Nerelere geldi. Bir kimse nerede nasıl davranacağını bilirse o yüzden bunda bir sıkıntı yok. Bayanların tarafından çok az ses gidiyormuş. Mikrofondan mı? Kabahat benden yani. Tamam. Bir kimse nerede nasıl davranacağını, ne şekilde davranacağını o kimse kendince bilmeli. Ve böylece arkadaşlarının arasında adap erkan ölçüyü bilir kullanırsa bir sıkıntı olmaz. Eski ve yeni arkadaşlarıyla arkadaşlığını aktif bir şekilde götürür.
Bir insan kendi eksik ve noksanlıklarını neden göremez? Bu bir bilgisizliğindendir. Bütün cehaletin sebebi bilgisizliktir. Bir kimse kendi bildiğini doğru görür. Kendi bildiğini doğru görür. O bildiğini bir şeyle kıyaslamazsa buna check etmek mi diyorlar? Öle mi diyorlar? Kıyaslamaya. Check etmek. Bunu onunla check etmezse, kıyaslamazsa kendi bildiğini hep doğru görecektir. Bir, bir kimse için kendisini kıyaslayacağı yer Kur'an ve sünnettir. İslam'da haramlar belli, helallar belli. Biz haramları öğrenme noktasında değiliz. Eğer biz kendi nefsimizde haramları öğrenirsek ve onları yapmazsak bir sıkıntı olmayacak.
O zaman biz kendi eksiğimizi, kusurumuzu göreceğiz. Ama biz haramları bilmezsek ve okumaya da gayret etmiyorsak, o zaman bizim eksik ve kusurumuzu bilmemiz mümkün değil. Bir, o kimse yapabildiğince okumaya gayret edecek. İki, sohbetlere devam edecek ama sohbetleri dinleyip uygulayacak. Kitap okumuyor, sohbetleri takip etmiyor, takip ettiğinde uygulamıyor, o kimsenin eksik ve kusurlarını görmesi mümkün değil.
Çünkü din bir günde hemen öğrenilmiyor. Din bir günde de zaten indirilmedi. Din yirmi üç yılda tamamlandı. Yirmi üç yılda tamamlandı. Yani bir kimsenin de dergatta yirmi üç yılı dolduğunda o kimsenin kemalata ermesi lazım. O kimsenin olgunlaşması lazım. E yirmi yıldan beri dervişsin, hala da eşini dövüyorsun. Laf sırası gelince ben yirmi yıllık dervişim. Eşini neden dövüyorsun? Kimden öğrendin eş dövmeyi? E yirmi yıllık dervişsin. Çoluna çocuğuna küfrediyorsun evde. Kimden öğrendin kardeş? Kimden öğrendin? Kim sana çoluğunu çocuğunu küfretmeyi öğretti? E sen yirmi yıllık, yirmi beş yıllık dervişim diyorsan Abdullah Efendi öğretmedi.
Allah rahmet eylesin. Benden de öğrenmemiş olması lazım. Biz de gidin eşinizi dövün, çoluğunuzu çocuğunuzu dövün, küfredin diyen hiç ağzından bir söz çıkmamıştır. Daha ben kendim yapmadım çünkü. E nereden bu öğretiyi aldın? Şeytandan. Kime bağlısın? Filanca Şeyh Efendi'ye. Yaptığın ne? Şeytani. Ne bağlılığı ya? Ne bağlılığı? Benim şeyhime bağlılırsan eşine hiç vurmadı. Aha oğlum ha cannenin istediğin zaman git sor diyor.
Hiç küfretmemiş. Evlendiğinden beri. Hiç kötü bir söz söylememiş. Ölçüye bakın, ölçüye. Mustafa Efendi git sorulma cannenin hiç dövmüşüm mü? Hiç küfretmişim mi oğlum? Git sor çocuklara sor oğlum. Onlara hiç küfretmişim mi? Daha bunu söylediğinde bekardım da yeni derviştim. İçimden dedim ki asla dedim vurmayacağım ve asla küfretmeyeceğim dedim. Söz veriyorum dedim. İçimden. Cenab-ı Hak sabrı cemil ihsan eyledi. Hamdolsun bugüne kadar sözümüzde durduk. Eee kim öğretti sana eşine vurmayı?
Kim öğretti sana çoluğuna çocuğuna küfretmeyi, hakaret etmeyi? Kim öğretti? Bu kimseyi neyi çek ettireceğiz ki şimdi? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hiç vurmamış. Hiç küfretmemiş. Sufilik neydi? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle hallenmek. Onun haliyle hallenmek.
Onun izine basmak. Onun nefesiyle nefeslenmek. Onun kokusuyla kokulanmak. E be kardeşim hiç vurmamış sen nasıl vuracaksın? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vurmamış. Senin bir önceki şeyhin Abdullah Efendi hazretleri vurmamış. E Mustafa Özbağ da vurmamış. Sen kimden öğrendin de vurdun bunu? E sen kimden öğrendin de küfrettin eve girer girmez herkese?
Bir de bunu söyleyince ben böyle konuşunca bir de evlere gidip millet tamamı sen şikayet mi ettin? Sen mi söyledin? Sen mi şikayet ettin? Sen mi söyledin? Bu iyice işin sıkıntısı. Haydi millet yazıyor bana. Efendim Allah rızası için olmazsa beyime sen söyle benim hiçbir şey söylemedi mi? Allah korusun ya. İnsan eksiğini kusurunu bir okuyarak öğrenecek. İki sufi insan gidecek sohbetlere sohbetlerdeki dinledikleriyle uygulayacak. E dinliyor o uygulamıyor. Dinliyor o uygulamıyor. Dinliyor bunda bir sıkıntı yok. Allah muhafaza eyleseyim. Kendimizi karşılaştıracak olduğumuz yer Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakı.
Onun için okuyalım. Ben kendimi bu noktada numune, kendimi bu noktada protip olarak görmüyorum. Bütün Ümmet-i Muhammed'e protip Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin. En doğru, en güzeli, en hakikati o. Biz o ne yapardı, ne yapmazdı ona bakaraktan kendimizi düzenleyelim inşallah. Davranış bozukluğu olan biri müzikle veya zikirle kurtulabilir mi? Zikirle kurtulsun, ne müzikle kurtulacak? Gelsin burada bizim zikrimizde müzik de var, her şey var. O yüzden davranış bozukluğu olanlar kendilerini zikirle tedavi ederler. Zikrullah halakasına oturmak, zikrullah halakasına oturmak tüm dertlere devadır.
Her şey ilaçtır. Yeter ki o kimse niyet etsin, yeter ki o kimse bunu üzerinde uygulasın inşallah. Ben bir hemşireyim, çalışır iken üzerimde haram olan konular nelerdir? Bu konular kesin midir? Kimi insanlar kadının çalışmasını haram diyor, kimi insanlar erkekle konuşmak haram diyor, kimi insanlar erkek hastayla ilgilenmek haram diyor.
Şu bir gerçek ki, personelinden doktoruna, servisçisinden meslektaşıma, hastalığına kadar erkekler sürekli çevremde oluyor. Örtülen pantolon ve üstünde uzun kollu peynin şeklinde. Bu da haram deniliyor. Aldığımız para bile haram deniliyor. Bu konuya net bir açıklık getirir misiniz? Bir kimsenin alın teri hiçbir zaman haram değildir.
Bir kimsenin çalıştığının karşılığını alması hiçbir zaman haram değildir. Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içerisinde bir kimse nerede çalışırsa çalışsın, ne iş yaparsa yapsın, kendince emeğinin karşılığı helaldir. Emeğinin karşılığı. Devletle bir anlaşma yapmış, devlet senin emeğinin karşılığını şu kadar vereceğim demiş, bu para haram değildir. Devletin kazancı haram olan yerlerden olabilir. Bir kimse emeğinin karşılığı haram değildir. Diyeceksiniz ki şimdi özel şirket, özel şirkette de aynı sıkıntı vardır. Özel şirkette de bir kimse çalışsa karşılığını da aldı, yine helaldir. Ticaret yaptı kendince. Yine bu devletin sisteminin içerisinde vergi dairesine tabi oldu, icra-iflas hukukuna tabi oldu.
İşte maliyesine tabi oldu. Bunda bir sıkıntı yok, yine aynı şey, aynı kanun, aynı hükümün altında durdu. Kadınların tesettürü Hanefi'ye göre belli. Bir kimsenin içi görülmeyecek, vücut hatları belli olmayacak. Kadınların erkeklerle bu noktada işle alakalı, alışverişle alakalı ciddi bir manada muhatap olmadan da bir problem yok, bir sıkıntı yok. Kadınla erkek, işveli konuşması, böyle nahoş konuşması haram kabul edildi. Yoksa normalde sahabeden de, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de, sahabeden sonra da kadınlarla erkekler eğer gerekli görüldüyse, onlar konuştular bunda bir beis olmalı. Mesela işte bir kadının Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretleri yolundan çevirip, atından indirip, gecenin bir vaktinde o halifeyken sokağın ortasında fısıl fısıl konuşması, sonra Hazreti Ömer Efendimiz'e yanındakiler bu kadın seni yolundan alıkoydu deyip, ayıflanıp, o kadın kimdi biliyor musunuz?
Hakkında ayet indirilen kadındı diye söylenmesi. Demek ki sahabeden de bu tip örnekler var, bir zaruret olduğunda, bir sıkıntı, bir durum olduğunda veyahut da gereği miktarınca konuşmanın bir sıkıntısı yok. Erkeklerin içerisinde çalışmak ise, bir kimse kendinden emin ise, toplumun neresinde erkek yok, otobüste gidiyorsun erkek var, taksiye biniyorsun erkek var, alışverişe gidiyorsun erkek var, alışveriş merkezlerine gidiyorsun erkek var, erkeksiz bir toplum yok, kadımsız da bir toplum yok.
Bunlar o yüzden herkes kendince böyle bir şeyler söylüyor, söylerken de sözünün nereye gideceğini bilmiyor. Kadının çalışması haram diye tutturuyorlar. İyi, kadın tarlada da çalışmasın, bahçede de çalışmasın, tarımda da çalışmasın, hiçbir yerde çalışmasın, çalışmayacaksan. Çalışmayacaksan, çalışmak haram denilince sıkıntı. Yani, normalde namaz kılmakta eşit, oruç tutmakta eşit, hacca gitmekte eşit, zikrullah yapmakta eşit, ilimde eşit, çalışmakta mı eşit değil? Evet, bir erkek eğer mali durumu yerindeyse, isterse eşini çalıştırmayabilir. Eyvallah. Ama bu çalışmanın haram olduğundan dolayı değil. Bakın, çalışmanın haram olduğundan dolayı değil.
Bunu bir kimse normalde hakkında kesin, Kur'an, sünnetten ayet, imamlardan bir iştahat olmadığı müddetçe, kadınların çalışmasının haram demesi de sıkıntılı. Allah muhafaza eylesin. Kayınpederim üvey, eşim bebekliğinden beri onunla büyümüş. Baba diyor, benim kayınpedere yaklaşımım, haramlık düzeyinde nasıl olmalıdır? Ayrıca eşimin babası üzerinde bu durumda bir hak hukuk var mıdır? Üvey olanı. Normalde eğer ki anne öldü veya boşandı, sonradan başka bir erkekle evlendi. Evlenince de işte o çocuk küçükken o erkek üvey babanın yanında yetişti. Ama o erkek evlendi.
Evlenince de normalde kendi hanımı o adama normal kayınpederi gibi olmalı. Olmaz. Onun yanına tesettürlü girecek. Onun yanında başını açaraktan giremez. Kayınvaliden ve kayınpederinin memleketlerinde iki farklı bahçe yapmaktalar. Bahçenin biri Toki'ye aitmiş. Birinin de sahipleri İstanbul'dalarmış. Ortağını çokmuş. Toprağından ulaşamıyorlarmış. Hareli Toplu olarak ulaşamıyorlarmış sahiplerine. Onlar buraya ekiyorlar. Mahsulü hem yiyorlar hem satıyorlar. Hem de bizlere yazlık, kışlık olarak veriyorlar.
Bu topraklardan elde edilen mahsul haram mıdır? Böyle bir yazı okuduk. İmam Gazani'nin Haramlar ve Helallar kitabında. Darül Harp'te bu hukuk değişiyor mu? Darül Harp'te haramlar da esnemi oluyor. Mesela faiz konusunda değişiklikler oluyorken, haram değildir denilebilirken, şarap etmek haram deniliyor. Bu durum neye göre değişir? Biz bir Müslüman olarak Türkiye Cumhuriyeti'nde doğru bir şekilde yaşamak için nasıl yollara başvurmalıyız? Şimdi normalde eğer toprak bir başkasınınsa o toprak o kimseye ait. Sahipsiz bir toprak ise o İslam hukukuna göre işleyene ait. Sahipsiz bir toprak. Bir toprak sahipsiz.
Onu kim işlerse toprak onun. Ama toprağın sahibi var. Tapusu var. Berlilik insanlara ait. Oraya bir kimsenin kalkıp da çöküp de oraya işlemesi, oraya tasarruf etmesi Darül Harp'te de olsa, Darül İslam'da da olsa caiz değil. Çünkü Darül Harp'te de olsa bir kimsenin siz mülküne dokunamıyorsunuz. Şimdi sorunun ikinci tarafı, Darül Harp'te bazı meselelerle alakalı, bazı meselelerle alakalı, yani o mesele ne? İki Müslümanın arasındaki mesele değil. Müminle Harbi'nin arasındaki meselelerde değişiklikler vardır. Mesela sen ne yaparsan yap, içki içmek Darül Harp'te de haramdır, Darül İslam'da da haramdır. Darül Harp'te ancak mesela senin canına, senin malına, senin bir uzvuna zarar vereceklerse zorla, o zaman içebilirsin. Ya bir yere gittin, senin Müslüman olduğunu anladılar, sen Müslümansın diye sana zulmedecekler.
Kolunu, bacağını kesecekler, senin Müslüman olmadığını göstermen için içki içmen lazım. İçebilirsin Darül Harp'te. Bu eyvallah, bu farklı bir şey bakın. Ama Darül Harp'te mesela müminle kafirin arasında faiz yoktur. Müminle müminin arasında yine faiz vardır. Onu şimdi bir arkadaş söyledi, bunu parantez içerisinde söylüyorum. Doğru mu, yanlış mı bilmiyorum. Kimsenin üzerine de atıfta bulunmak istemiyorum. Neyse söylemeyeyim cemaatin ismini. Mesela Türkiye'de bir cemaat Darül Harp deyip, kendi aralarındaki alışverişlerinde de faizi caiz görüyorlarmış. Ben bizatihi birisinden dinlemedim, bizatihi bunu yaşayandan dinlemedim. Bir başkası aktardı bana.
Dedim ya yoktur öyle bir şey ben, yok dedi böyle böyle ben kesin şahidim dedim, böyle böyle dedi. Ama duyduklarınız size yalan olarak yeter hadisinden dolayı cemaatin ismini vermek istemiyorum. Mesela Darül Harp'te de olsa mümin, müminden faiz alıp veremez. Darül Harp'te müminle kafirin arasında faiz yoktur. Bu farklı bir şeydir. O yüzden normalde bununla o farklı şeylerde. Türkiye Cumhuriyeti'nde doğru bir şekilde yaşamak için nasıl yollara başvurmalıyız. Bir yola başvurmanıza gerek yok. Biz Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışalım. Kendi nefsimizde dinin, dinin gereklerini kendi nefsimizin üzerinde yaşamaya gayret edelim. Dinin gereklerini olmazsa olmazlarını.
Ha bu mesela bizim dışımızda gelişen olaylar var. Gücümüzün yetmediği şeyler var. Onlar da inşallah Cenab-ı Hak hayra çevirir. Bir hadis okuyalım inşallah. Ondan sonra derse geçelim. Muaviye naklediyor. Bir gün Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabından halka meydana getirilen bir grubun yanına çıkıp, yani ashab halak olmuş böyle, bizim yaptığımız gibi.
Burada sizi oturtan şey nedir diye buyurdu. Burada siz ne oturuyorsunuz? Hatta bu hadisin biraz böyle kaynaklarda daha farklı şeyler vardır. Yani Cebrail aleyhisselam, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine gelir, der ki Mescid-i Nebevi'deki ashabından Allah razı oldu der. Ben şimdi okuyayım, onun sonuna devam ettirelim. Girdi onlara, burada neden oturuyorsunuz dedi. Bize İslam yolunu gösterdi ve onu bize ihsan ettiğinden dolayı Allah'ı zikretmek ve onu hamd etmek için oturduk. Hani bu halaka halinde oturmuşsunuz, ne yapıyorsunuz? Cenab-ı Hak bizi İslam'ı öğretti, o yolu bize gösterdiği için onu zikrediyoruz ve ona hamd ediyoruz. Allah aşkına gerçekten bunun için mi oturdunuz buyurdu.
Onlar gerçekten bunun için oturduk dediler. Bunun üzerine Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, sizi töhmette bırakmak için size yemin vermedim. Lakin Cebrail aleyhisselam gelip, Allah'ın sizinle meleklere karşı iftihar ettiğini bana haber verdi buyurdu. Bu normalde halaka halinde asraf oturmuş, Allah'ı zikrediyor. Bunu bazı rivayetlerde, bunu şöyle de okuyabilirsiniz. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hızla geliyor, ne yapıyordunuz? Ya Resulallah, Allah'ı zikrediyorduk. Yeminle, yemin verdiriyor, Allah'ı zikir mi yapıyordunuz? Evet ya Resulallah, diyor Cebrail aleyhisselam geldi. Ve sizinle Allah'ın meleklerine övündüğünü söyledi.
Siz nasıl Allah'ı zikrediyordunuz? Ya Resulallah, biz la derken ölürüz diye düşündük de, o yüzden hep illallah, illallah diye Allah'ı zikrediyorduk. Deyince, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Allah deyip, kendi ekseni etrafında dönüyor. O esnada üzerindeki mübarek hırkası duyuşuyor. Hırkasını kalkıyorlar, ona vermek istiyorlar. O da diyor ki, dostu zikrederken, benden düşen dostlarıma feda olsun. Bir parça kesiyorlar. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz, sarığının tam ortasına iliştiriyor. İki parçalı kesiyorlar, hem damat hem sahabe diye. Hazreti Ali Efendimiz'in, Hazreti Ebu Bekir Efendimiz de, hırkasının hem sağına hem soluna haydari diye oradan geliyor bunlar.
Bunu böyle de okuyabilirsiniz. Bunu tabii, bazı hadis kritercileri bu tarafını, işte zayıf olduğunu söylüyorlar, burasının. Ama Sufiler bunun kendilerince, kendilerince zayıf olmadığını, doğru olduğunu söylerler. Aslında eylem, fiiliyat olan hadise doğru, nakillerde şey var, ne o? Farklılık var. Bugünlerde çok hadislerin üzerine laf söylüyorlar ya, biz de bunlar laf söylüyorlar değil, dilimiz güdük çıkacak değil. Biz de bildiğimizi Allah'ın izniyle arkadaşlara, kardeşlere nakledeceğiz. O yüzden demek ki, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin ashabı da, halaka halinde oturup, veya ayaktayken Allah'ı zikrediyorlarmış.
Allah bizi devamlı, kendisini zikreden kullarından eylesin. Amin. Hâlemennehu. Leeee. Bir şey daha söyleyeyim aklıma geldiğinde, hakkınızı helal edin.
Arkadaşlar, beni ziyaret etmek için, benden randevu almanıza gerek yok. Bursa'da olduğum zamanlar, işte genelde, perşembe günleri Allah izin verirse Bursa'dayım. Kendimce, burada olduğumda, büronun kapısı da açıksa, herkes, dilediği zaman gelebilir. Bir tek istediğim şey şu, kapı kapalıysa, kapı kilitli. Bay bayan hiç önemli değil. Orada beklemenizi istemiyorum. O bölgede beklemenizi istemiyorum. Böyle işte, gidip sokağın köşesinde, bazı bayan kardeşler orada bekliyorlar. Yok apartman orada var, apartmanın girişinde bekliyorlar. Veyahut da bazı bay kardeşler, oralarda dolaşıyorlar. Ondan sonra, bekleşiyorlar. Bunu istemiyorum.
Gel, bak, istediğin zaman, dilediğin zaman, kapı açıksa, gel, görüş, konuş, ziyaret et, neyse derdin, eyvallah. Hakkınızı helal edin. böyle yani, havadan, sudan da, konuşmak için de, gerek yok. Veyahut da bazıları, kendilerini çok özel görüp de, böyle işte, özel gelecek, oturacak, konuşacak, arkadaşlar, gerek yok. Hepiniz özelsiniz benim için. Hiçbirinizin, birbirinizden bir farkı yok. Benim için bütün kardeşler özel. Ama lütfen, Allah rızası için, kapının önünde beklemeyin. Sokakta, yolda beklemeyin. Bakın, bir beklemeyin diyorum, açıkça. Beklemek değil, dervişlik şimdi. Beklememek dervişlik. Anladınız mı?
Beklemeyin denmiş, beklememektir dervişlik. Beklemeyin denilince, beklemek dervişlik değildir. Söz dinlemek, beklemeyin dediğinde, beklememektir. Gel, kapıya vur, kapıya yüklen, kapı açık değil. Selamun Aleyküm, Aleyküm Selam, bitti. Şimdi birisine randevu verince, ben kendimi bağlıyorum bu sefer. Ben kendimi bağlayınca da, ben kendime malik değilim, bu sefer bana sıkıntı oluyor. Hakkınızı helal edin inşallah. O yüzden bütün, Bursa içinden, Bursa dışından, hiç önemli değil. Nasibinde ne varsa onu görürsün. Kapı açıksa gelirsin, kapı açık değilmiş, değilmiş. Allah yoluna açık etsin. Bu senin, yok günahkarlığındanmış da, yok derviş olamadığındanmış da, öyle de alakası yok. Ondan sonra yazıyorlar bana.
Yok işte ben iyi derviş olamadım da, o yüzden geldiğimde bulamadım da. Yok ben günahkarlığımdan da, değil kardeşim ya. Allah Allah. Benim de bir sürü işim var, gücüm var, oraya gidiyorum, buraya gidiyorum, ne bileyim bir sürü de, kendimce yani. Benim de, ben günlük hayatım neyse, onu yaşıyorum. O yüzden, tekrar söylüyorum, ben oraya bir randevu verince, kendimi bağlıyorum oraya. bu sefer benim için de problem. Ya o esnada, acil bir şey çıkıyor, bir yere gitmem gerekiyor, gidemiyorum, onu bekliyorum, bir şey yapmam gerekiyor, yapamıyorum, onu bekliyorum. Bu sefer de o da bana sıkıntı. O yüzden, tekrar söylüyorum, Bursa'dan veya dışarıda, tüm kardeşler için, arkadaşlar, benden randevu istemeyin.
Hakkınızı helal edin. O yüzden, normalde gelin, bir onun önüne, bir o açıksa oradayım. Değil, kitle, ya abdest alıyordumdur, ya namaz kılıyordumdur, ya da kitlemişimdir kendimi, ya da orada değilimdir. Bekleme, bak işine. Ne çay ocağında, bekle orada. Çaycı kızacak şimdi bana da, duyarsa bunu. Ne çay ocağında bekle, ne çorbacı da bekle. Bekleme kardeş, bak, yok orada, Allah yolunu açık etsin. Selamun Aleyküm, destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.