mustafaozbag.org

530. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 21 Temmuz 2017 · 1:02:42

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gönlünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Zikir meclislerin faziletiyle alakalı hadislerden inşallah. Devam edelim.
Bu tabu hadisi kudsi. Hadisi kudsi biliyorsunuz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin direkt kalbine gelen ama Kur'an ayeti olmayan, direkt Cenab-ı Hakk'ın kendi sözü olan sözler, kelimeler. Hadisi kudsi ile hadis-i şerif arasında çok ince bir perde vardır. O ince bir perde, öyle söylüyor. Allah-u Teala'nın bir kısım melekleri vardır. Yollarda dolaşıp zikredenleri ararlar. Allah'ın bir kısım melekleri var. Bu melekler Allah'ı zikredenleri arıyorlar. Allah'ı zikreden toplulukları arıyorlar. Cenab-ı Hakk'ın böyle kısım kısım melekleri var. Hiçbir melek hikmetsiz, gereksiz yaratılmadı. O yüzden bir kısım melekler var ki onlar zikir meclisleri, zikreden toplulukları arıyorlar.
Allah'ı zikreden bir topluluk bulduklarına birbirlerine geliniz. Aradığımız bunlardır diye seslenirler. Bunlar böyle bir topluluk toplanmış, Allah'ı zikrediyor. Husisi manada, bu husisi manada birazdan yapacak olduğumuz zikrullah, bunun gibi. Veyahut da mahallelerinizde, işte illerde, ilçelerde, böyle sokak arasında 3 kişi, 5 kişi, 10 kişi ne kadar toplanabildiyse veyahut da değişik merkezlerde, ders yapılan yerlerde, arkadaşların toplanıp Allah'ı zikretmesi gibi.
Böyle toplandıklarında melekler onları görüyor, melekler onları görünce diyorlar ki gelin gelin aradığımız buradadır diye seslenir. Bunun üzerine melekler zikredenleri dünya semana kadar kanatlarıyla kuşatırlar. O zikir topluluğu toplanmış, Allah'ı zikrediyorlar. Bu Allah'ı zikredenlerin üzerinde melekler toplanarak da dünya semasına kadar kanatlarıyla ne yapıyorlar?
Onları kuşatıyorlar. Onların etrafında duruyorlar. Kanatlarıyla o topluluğu muhafaza veya kuşatma altına alıyorlar. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hadreti der ki Allah-u Teala kulların hallerini meleklerden daha iyi bildiği halde onlara kullarım ne söylüyorlar buyurur. Melekler de seni tenzih ediyorlar. Tekbir gidip getirip yüceltiyorlar. Seni hamledip övüyorlar derler. Seni tenzih ediyorlar. Tenzih etmek o hiçbir şeye benzemez. O hiçbir şeye benzemez. Seni tekbir edip yüceltiyorlar. Yani tesbih ediyorlar. Zikrediyorlar.
Ve sana hamd ediyorlar. Demek ki bir tenzih etmek. Cenab-ı Hak yaratılışla alakalı hadisi kudüsü de ne dedi? Ben insanları ve cinnileri beni tesbih etsinler. Beni tenzih etsinler. Beni tanısınlar. Beni bilsinler. Bana ibadet etsinler diye yarattım. Hani bunu bazı hadisçiler bunu çok böyle hani işte bu ravileri sıkıntılı diyorlar. Ama ayet-i kerimenin şerhi gibi bu. Ben insanları ve cinnileri bana ibadet etsinler diye yarattım. Ayet-i kerimesinin tefsiri gibi, şerhi gibi. Cenab-ı Hak bütün insanları ve cinnileri Allah'ı tesbih etsin.
Allah'ı tanısın, Allah'a ibadet etsin diye yarattı. Bilinmekliği sevdi. Kendi bilinmekliğini sevince insanlar kendisini bilsin diye insanları ve cinnileri yarattı. İşte bu noktada Allah'ı bilmede en ileri gidenler, Allah'ı sevmede en ileri gidenler, Allah'ı tanımada en ileri gidenler, tenzihte, tesbihde, hamdde en ileri gidenler, Allah'ı zikredenlerdir.
Allah'ı zikir için toplanan topluluklardır. Bunlar çünkü dertleri, amaçları, bunların gayeleri Allah'ı tanımak, onu bilmek, onu sevmek, ona hamd etmek, ona kulluk etmektir. Bunların başka dert ve gayeleri yoktur, olmaması gerekir. Sufi topluluklar, onların ana renkleri Allah'ı zikir üzerine kurulurlar. Onlar gece gündüz Allah'ı zikrederler. Ayet-i Kerime'de öyle diyor ya, onlar namazlarını dosdoğru kılarlar. Ayet-i Kerime'de öyle anlatıyor. Onlar tasadduk ederler. Gayr-i Hasenat, ilim, muhabbet, sevgi, merhamet, şefkat tasadduk ederler. Biz tasadduğu sadece parasal olarak ele alıyoruz. Onlar neleri varsa üzerlerinde tasadduk ederler. Güzel ahlak, yumuşaklık, tatlılık, hoşluk, hoş sohbetlik, güler yüzülük, sevecenlik, muhabbet ehli olma.
Tasadduk ederler. Cömertlik, cömert kimse çünkü sadece yemek yediren değildir. Sadece harçlık dağıtan değildir. Tebeşşüm eden, insanların dertleriyle ilgilenen, onların dertlerine derman olmaya çalışan, onları dinleyen, problemlerine çözüm getirmeye çalışan, varsa yapılacak işleri, onların işlerini yapmaya çalışan. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine kadının birisi geldi ya, ne boş boş dolaşıyorsun dedi. Bir kısmı diyor ki o kadın meczuptu, hani kafası yerinde değildi. Ondan sonra sen ne iş yapıyorsun dedi. Sen ne boş boş dolaşıyorsun, şu çuvalımı al da getir benim dedi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, onun çuvalını aldı, Medine'nin Varoş mahallesinde, onun dediği yerden götürdü, onun çuvalını oraya teslim etti.
İnsanların çuvallarını taşıma, bu zahiri çuval değil, onun derdiyle dertlenme, onun sıkıntısıyla uğraşma, onun bir problemi varsa problemini çözmeye çalışma. Bunlar sufilerin güzel ahlaklarıdır. Sufi Allah'ı zikrederken, toplumun içerisinde ve etrafında en ulvi işlerle iştigal eder. Sosyal hayatın içerisinde olup, insanların merkezi hükmün olur, kutbu hükmünde olur.
Kimin derdi, sıkıntısı, problemi varsa hemen ona koşar. Sufi böylesine kutuptur. Asıl kutuptur odur zaten. Hani Muhyiddin İbnü'l Arabî Hazretleri diyor ya, her mahallenin, her sokağın, her beldenin, her şehrin, her ülkenin, her evin büyükten aşağı doğru iner, der ki dünyanın bir kutbu vardır, hadis-i şerif vardır. İmam-ı Hanbel Hazretleri'nin o meşhur Tirmizi'nin de naklettiği, İmam-ı Hanbel'in naklettiği, Deylemi'nin naklettiği bir hadis vardır.
Kırklarla alakalı, zamanın bir kutbu vardır. Ondan sonra üçler, beşler, yediler, kırklar, ondan sonra seksenler, ondan sonra yüz altmışlar, üç yüz yirmiler diye devam eder. Muhyiddin İbnü'l Arabî Hazretleri der ki, nasıl dünyanın tek kutbu varsa, bu manada şehirlerin de bir kutbu vardır, köylerin de bir kutbu vardır, mahallelerin de bir kutbu vardır, sokakların da bir kutbu vardır, her sülalenin bir kutbu vardır, her evinde bir kutbu vardır der, her evinde bir kutbu vardır. Evin içinde herkes derdini ona anlatır, onunla eşlik hal eder. Veya sülalede bir, ben onlara Almanyalıdır, sülaledeki kutuplara. O yaşı önemli değildir, kim olursa olsun herkes derdini ona yıkar. Para lazımsa, hasta varsa, hastalık varsa, sıkıntı varsa, problem varsa, o sülalenin kutbu gibidir. O böyle sıkıntılı şeylerde, herkes ona telefon açar.
Onu düğünde, dernekte açmazlar, sıkıntıda açarlar. O sülalenin kutbu hükmündedir. Öyle mahallenin kutbu vardır, herkes ona gider anlatır, ne derdi varsa. Bunun gibi, bunlar nereden kutup olurlar? Bunlar, etrafındaki insanların dertleriyle dertlenmekten, onların dertlerini, problemlerini çözmekten, onlara yardımcı olmakta. İnsanlar gayri ihtiyari onun etrafında toplanır. Siz insanları kovsanız, daha iyi insanlar onların etrafında toplanır. Bazen derviş kardeşler, ya bu adamın etrafında herkes ne toplanıyor der. Ben de derim ki, senin de etrafında toplansın. Şikayet etme. Neden? O kimse gönlünü açar, kalbini açar, kesesini açar, evini açar, sofrasını açar, dilini açar.
O kimseye karşı. Herkes onu sever. Bu Cenab-ı Hak sevk eder. Fıtridir bu. Sen herkese gönlünü açarsın, kalbini açarsın, yardımcı olmaya çalışırsın, teskin edersin. Hani Velhastri'de diyor ya, hakkı ve sabrı tavsiye etme. Ona hakkı ve sabrı tavsiye ediyorsun. Tatlı dillisindir, güler yüzlüsündür. Dedikode etmiyorsun, gıybet etmiyorsun, iftira etmiyorsun. Onun lafını ona taşımıyorsun. Özel meselelerini insanların açmıyorsun hiçbir yerde. Konuşmuyor. Herkes onun etrafında toplanır. Bütün böyle insanlar toplansa, bir kısım insanlar onları kötülese, onları kimse alaşağı edemez toplumun içerisinde, sülalenin içinde. Hasis olanlar onların arkasından konuşur. Bir kimse hasisliği kendisine yoldaş ederse, bilsin ki şeytanı yoldaş etti kendine.
Sufiler hasis olmazlar. Hasislik bir kimseye bulaşırsa Allah muhafazayle etsin. Al aşağı eder. Hasislik onun. Sakın kimseye hasistenmeyin. Derviş kardeşlerimize hiç hasisten, hiç hasistenmeyin. Ya bunun dervişler neden seviyor? Ya onu severler. Neden? Ya o herkesin derdiyle uğraşır. Abilik yapar, ablalık yapar, kardeşlik yapar. Onlara tatlılık yapar. Sever herkes onu. Etrafında dolaşır. Ya onlara parayı yediriyor da o yüzden etrafında. Sen yedir, senin etrafında olsun. Sen yedir. Sana yedirme diyen mi var? Onları yemeğe götürüyormuş. Sen götür. Sana götürme diyen mi var? Sen sofranı açtığında sana neden sofra açtın mı diyen var? Sen bir yemek yaptırdın evde de gelin kardeşler bizim evde yemek yiyeceğiz.
Bugün işte bizim hanım şöyle bir şey yapmış. Hep beraber davetlisiniz dedin de sana yasaklayan mı oldu? İşte sufi topluluklar, sufi topluluklar. Topluluğun içerisinde en yücededir. En yüksektedir. Neden? Onlar toplandıklarında bu güzel özellikler hep bir yerde toplanır. Hem şahsına münhasır. O kimsenin üzerinde toplanır. Bunlar toplandıklarını da düşünebiliyor musunuz? Hepsi de toplumun kendi şahsına münhasır. En iyileri, en güzelleri, en tatlıları, en faziletlileri, en güzel ahlaklılar bir yerde toplanır. Ve onların tesbihleri, onların tenzihleri, onların teşbihleri ortalığı sallıyor. Ve melekler gelin gelin aradığımız burada diyorlar.
Aradıklarımız burada. Çünkü o aradıklarının burada olmasının demek o sufi topluluğu, o Allah'ı zikredenler yalan söyleyip, yemin edip, gıybet edip, dedikod edip, her türlü melaneti işleyip, ben aman ya bu akşam bir zikrulluğa gideyim de kendimi affettireyim. Öyle değil. Öyle olsa dahi içlerinden, topluluk öyle değil. Yani gündüz ele geleni yiyip, dile geleni deyip, ondan sonra herkesi kırıp, döküp, akşama dervişlik yapan değil.
Öyle bir topluluğun içerisinde gelmez melekler. Dikkat edin. O güzel ahlaklı olması gerekir. O sufinin. Melekler ona rağbet edecekse, onun ağzı lağım kokmamalı. Onun vücudundan pislik fışkırmamalı. O topluluk öyle bir topluluk olmalı ki, Kur'an ve sünnete sımsık yapışmış, güzel ahlakı üzerinde bulundurmalı. İşte öyle bir sufi topluluğu. Zaten birbirlerine toplandıklarında, nedensiz, niçinsiz, sırf Allah rızası için, akraba olmadıkları halde, birbirlerine menfaatleri olmadıkları halde toplanacaklar. Yani o topluluğun içerisine ticari kaygılar, paraydı, makamdı, mevkiydi.
İşini gördürmeydi. Belediyeye girecektim, hükümetle işim vardı, hükümetle işimi hallettirecektim. Ben oraya gideyim, evleneyim. Ben oraya gideyim, işimi düzelteyim. Ben oraya gideyim, bana mal verirler. Ben oraya gideyim, bana kız verirler. Bana oğlan verirler. Bana çocuk verirler. Aman ben orada gittiğimde, dua ettiğimde ben, evladım yok, evladım olur. Öyle değil. Toplanma sebebi, sırf Allah için. Allah'ı sevdiklerinden dolayı toplandılar. Allah'ı zikretmek için toplandılar. Ve birbirlerini de Allah için sevdiler. Allah'ı zikretmek için toplandılar. Ve birbirlerini Allah için sevdiler. O zengindi, o fakirdi.
O parası vardı, onun pulu vardı. O yoktu, onda vardı. Onun işi düzgündü, onun işi düzgün değildi. O şurada şöyle bir makam sahibiydi. O burada böyle bir makam sahibiydi. Haydi makam sahipleri, siz böyle oturun. Haydi zenginler, siz böyle oturun. Haydi fukaralar, siz o tarafa doğru gidin. Öyle değil. Ya Allah için toplandılar. Orada herkes Allah'ın indinde takvaca üstün olan üstün. Ya orada makamdı, mevkidi, parasıydı, puluydu, şöhretiydi. Şu ailedendi, şu sülaledendi değil. Bu ildendi, bu ilçedendi, bu köydendi. Değil. Ya Allah için birbirlerini sevdiler. Toplandılar, Allah'ı zikredecekler. Birbirlerinden menfaatleri yok. Ya beni görsün de, hiç olmasa iki ay benden uzun çek alır ticaret yaparsak.
Beni görsün orada da bana bir iş yaptırsın. Böyle değil, kirletmeyin böyle. Böyle hiç düşünmeyin. Düşünmediğinizi biliyorum da, üç aşağı beş yukarı, yine de bunu böyle aklınızın bir köşesine koyun. Çünkü dünya geçici, Allah'ı zikredeceğiz. Allah'ı zikrederken, halisane, ihlasane, herhangi bir hesaba, kitaba dayanmadan, hesapsız kitapsız zikredelim. Bir beklentimiz olmadan, hesapsız kitapsız. Aman ya, ben şimdi buraya geldim ya, şimdi bir şey mi isterler benden? Hesapsız kitapsız. O yüzden bazen yeni gittiğim yerlerde, eskilerde de söylerim, aman ha, aklınıza getirmeyin. Sizden bir şey istemeyeceğiz. Ekmek istemeyeceğiz, su istemeyeceğiz, yatacak yer istemeyeceğiz, lastik istemeyeceğiz, fıstık istemeyeceğiz, hiçbir şey istemeyeceğiz.
Aman, rahat olun. Biz sırf Allah'ı zikir için geldik. Biz sırf Allah'ı zikredeceğiz, sohbet edeceğiz. Varsa paylaşacağız. Paylaşacağız derken, bizim kendimizde varsa paylaşmaya geldik. Sizden bir şey istemeye gelmedik. Herhangi bir şey istemeyecek. Burada da aynı. Kapının önünde CD satılmayacak, kitap satılmayacak, pamuk yerler cebe denmeyecek. Ooo, bu işler öyle kolay olmuyor, parasız olmuyor. Hadi biraz himmet edin, hadi biraz gayret edin. Bak, CD almadan çıkarsanız hakkım helal değil. CD'leri böyle çoğaltırsanız hakkım helal değil. Kitapları çoğaltırsanız hakkımız helal değil. Bunlar da duymayacağınız bunları. Böyle bir şey yok. Ya, biz sırf Allah'ı zikretmek için geldik.
Sırf Allah'ı zikretmek için toplandık. Ve birbirlerimizi de Allah için sevdik. Akşam ekmeği beklemiyoruz hiç kimseden. Borç para alırız, işte borç para veririz. Yok burada şimdi, beklemiyoruz. Müşterimiz artar, beklemiyoruz. Ben ticaret yaparken zaman zaman derim ya, derviş kardeşlerim, benden alışveriş etmeyin. Evet. Gidin nereden alışveriş ediyorsanız edin. Benden etmeyin. Ya neden, yok etmeyin benden. Hala daha aynıdır düşüncem. Benden mal almayın. Benim malım, malım pahalıdır. Alışveriş etmeyin benden. Neden? Ya pahalıdır benim. Aldanırsınız. Gidin başka yerden alın. Gidin başka yerden iş yapın. Ama ben derviş kardeşten, menfaatlenmek istemiyorum.
Onun da kalbine bir şey gelmesin. Onun da içine bir şey gelmesin. Bozulmasın bir kimse, kaybolmasın ortadan. Allah muhafaza eylesin. Birbirlerini Allah için severler. Toplandıklarında Allah'ı zikrederler. Burası çok önemli. Birbirlerini Allah için severler. Toplandıklarında da Allah'ı zikrederler. Bunlar nerede toplanacaklardı? Hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşerde Allah'ın gölgesinde gölgelenecekler. Hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşerde bunlar. Bakın iki özelliği var. Kıymetli dostlar, kardeşler. İki özelliği var. Bir, birbirlerini Allah için severler. Akraba değiller, aynı kavimden değiller.
Böyle toprakçılık değil ya. Bu İzmirli ya, bunu kayırayım. Gel bakayım sen ya. İşte bu çıralı öyle değil. Allah için seviyor herkes birbirini. Irkçılık yok. Allah için herkes birbirini seviyor. Kürt'müş, Arap'mış, Acemmiş. Oralıymış, buralıymış. Başla kardeşim geçin lan. Biz hepimiz bir kazandan çıktık. Geç sen. Biz hepimiz bir kazanın ürünüyüz. Allah'ı zikredenler, hepsi de bir topluluktur. Bir kavimdir onlar. Kavim kavimden bunu anlıyorum ben. Allah'ı zikredenler bir kavimdir. Allah'ı sevenler, Allah'a aşık olanlar bir kavimdir. Ayet-i kerimede biz insanları kavim kavim yarattık diyor. Evet, şehitler bir kavimdir.
Peygamberler bir kavimdir. Mürşid-i kavimler bir kavimdir. Veliler bir kavimdir. Evliyalar bir kavimdir. Kavim kavim. Herkes makamına göre, derecesine göre bir kavimdir onlar. Ama Cenab-ı Hak onlar birbirlerini tanışsınlar diye yarattık. Yoksa gönderdi dünyaya. Yoksa peygamberleri peygamber olarak yaratmış. Direkt cennete gönderirdi. Velileri direkt gönderirdi. Evliyaları direkt gönderirdi. Mürşid-i kavimleri direkt gönderirdi. Şehitleri direkt gönderirdi. Dünyada tanışacaklar. Bu yeryüzünde birbirlerini tanıyacaklar. İşte o iki özellik. Birbirlerini Allah için severler. Toplandıklarında Allah'ı zikrederler. Evet onlar normalde onların hallerini Cenab-ı Hak onlardan daha iyi bildiği halde meleklerine sorar.
Bunlar kulların ne söylüyor? Seni tenzih ediyorlar. Seni hiçbir şeye benzetmiyorlar. Bu tevhidin uç noktasıdır. Bu aşıklığın uç noktasıdır. Bu Allah'ı tanımanın uç noktasıdır. Tekbir getirip yükseltiyorlar. Zikir, tesbih, tenzihi getiririz hep. Tesbih, tenzih, tenzih, tesbih. Hamd ediyorlar. Hamd edenlere nimetlerimizi arttırırız. Hamd etmek kulluğunun göstergesidir. Kulluğun göstergesidir.
Hamd ederiz Cenab-ı Hakk'a. Bizi zikir meclisiyle buluşturdu. Hamd ederiz. Bizi zikredenlerle beraber eyledi. Hamd ederiz. Bizi Kur'an ve sünnet çizgisinde tuttu. Hamd ederiz. İnam etti, ihsan etti, ikram etti. O peygamberler, o veliler, o aşıkların yanında, yolunda onlarla beraber eyledi. Hamd ederiz.
Bizi delalete düşen, sapkınlığa düşen hadis inkarcıları, kader inkarcıları, sünnet-i Resulullah inkarcıları, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini inkar edenler, Kitabullah'ı inkar edenler, Kitabullah'ı inkar edenler, Kitabullah'ın içerisindeki bir kısım ayetleri inkar edenler, Kur'an ve sünnet çizgisinin içerisinde olmazsa olmazı inkar edenler, delalete düşmüş, namazı inkar eden, orucu inkar eden, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ölçülerini inkar edenlerden, inkar edenlerin yanında değiliz.
Hamd olsun. Ya sırat-ı müstakimde, Kur'an ve sünnete sımsıkı, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin izini, nefesini, kokusunu, onun halini takip eden bir topluluğun içerisindeyiz. Hamd olsun. Onlar ne yapıyorlarmış? Yapıyorlarmış, Allah'ı tenzih ediyorlar, tekbir ediyorlar, zikrediyorlar ve Allah'a hamd ediyorlar. Kullarım, beni görmüşler mi ki böyle yapıyorlar? Kullarım, beni görmüş mü ki böyle yapıyorlar? Hayır, vallahi seni görmemişler. Çünkü, dünyada da, ahirette de, onu tam manasıyla görebilmek, herkesin işi değil. Belki de, hiç kimsenin işi değil.
Ama, bir kimse, onu görür mü? Evet. O mudur? Tenzih eder. O hiçbir şeye benzemez der. Gördüğü o mudur? Evet. Ama gördüğü müdür? Değildir. Böyle bir akıl almaz, denklem var. herkesin aklını yitirdiği yer burası. O mudur? Evet. Ama hayır. Gördüğün hak mıdır? Evet. Rüyyetullah görülür mü? Evet. Ama o mudur? Hayır. Tenzih. Beni görseler ne yaparlar? Yani al, beni görseler ne yaparlar?
Vallahi, herhalde halay mı çekeriz? Kendimizi mi yırtar yırpalarız? Kafamızı secdeden mi kaldıramayız? Sarhoş olup, kendimizden geçip bir daha hiç, ayılmaz mıyız? Seni görseler, sana ibadetleri, seni övme ve tesbih etmeleri, daha çok olurdu. Hani Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ya, görüyormuşçasına. İhsan nedir? Allah'ı görüyormuşçasına yaşamandır. Onu normalde çevirenler, şeye çeviriyorlar, Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etmendir. Hayır. Sufiler onu şöyle şerh ediyorlar. Allah'ı görüyormuşçasına yaşamak, görüyormuşçasına yaşamak, görüyormuşçasına yaşarsak, yediğimiz, içtiğimiz dahi ibadettir.
Ticaretimiz ibadettir. Bütün her şeyimiz ibadettir. Görüyormuşçasına. O zaman içerken, Bismillahirrahmanirrahim, ibadet oldu. Görüyormuşçasına. Allah bizi onlardan eylezi. Amin. Kullarım benden ne istiyorlar der. Melekler senden cenneti istiyorlar derler. Cenneti görmüşler mi? Hayır, vallahi yarabbi cenneti görmemişler. Cenneti görseler ne yaparlardı? Cenneti görselerdi, cennette düşkünlükleri ve onu istemeleri daha fazla olur. Ve ona daha çok rağbet ederlerdi derler. Evet, cenneti isteyenler cenneti görünce daha fazla rağbet ederler. Bu haktır.
Doğru mudur? Evet. Ama bir noktada, bir dairede, bir halde Sufi kardeşlerimiz cenneti görürler. Bu seyir-i sülükün bir halidir. O kimse, belli bir noktaya gelince, kendisini cennette görür. Kendisini cennette görünce, Cenab-ı Hak ona hitap eder. Allah ona hitap eder. Cennette. Ve o kimse, cennet sevdasından vazgeçmeyi, o esnada öğrenecek. Hatta cennette ona makamını da gösterirler. Derler ki, işte senin makamın şurası. Sen filanca kimseye komşu olacaksın.
O halini kaybetmezse. O halini kaybetmezse. O halini yükseltirse, komşusu da değişir. O halini kaybetmezse, oraya gidecek. Bu, onun için bir varta. Onun için aşılması gereken bir engel. Biz, Cemalullah'a koşmalıyız. Biz, Cemalullah'a koşacaksak, o zaman, orada durmamalıyız. Onlar neden Allah'a sığınıyorlar? Cehennemden sığınıyorlar. Cehennemi görmüşler mi? Hayır, vallahi onu görmemişler. Görseler ne yaparlardı? Cehennemi görselerdi, ondan daha fazla kaçarlar. ve daha fazla korkarlardı derler. Cenab-ı Hak der ki, sizi şahit tutuyorum ki, ben onları bağışladım.
Sizi şahit tutuyorum ki, ben onları bağışladım. meleklerden biri, içlerinden falan kimse, onlardan değildir. Bir işi için gelmişti. Onlar öyle iyi kimselerdir ki, kendileriyle arkadaşlık yapan, kötü olamaz. Demek ki, o sufi topluluğu, öyle bir topluluktur ki, onlarla arkadaşlık yapan, kötü olamaz. Neden? Bana arkadaşını söyle, senin dinini söyle. Üzüm üzüme, baka baka karanır. Bir kimsenin, gerçekten Allah'ı zikrediyorsa, devamlı haram işleyen bir kimse, onunla arkadaşlık edemez. Neden?
Haram işleyen kimse, ye karşı o, itici gelir. Çünkü Allah'ı zikredenler, bir kavimdir. Allah'ı zikretmeyenler, onları sevmezler. Zaten severse, gönlü hemen kayar. Sevdiği anda, hemen derviş olur. Cenab-ı Hak, bir zikreden bir kimseye, muhabbet eden bir kimsenin, kalbine hemen, hidayet nurunu verir. Hemen, hemen ona bahşeder. Bir kimse, bir yolda giderken, zikreden bir kimseyi sevsin, Cenab-ı Hak ona bahşeder, lütfeder ona. O zikredenler, topluluğuna katılır. Neden? O zikreden kimseyi, Allah için sevdi. Dünyayı sevenler, sufileri sevmezler. Şatafata, şataata düşenler, sufileri sevmezler.
Dedikodu eden, gıybet eden, iftira eden, faizle iştigal eden, insanları kandıran, aldatan, sufileri sevmez. milletin namusuyla, o suyla, bu suyla uğraşan, sufileri sevmez. İnsanların, insanların, haysiyetlerini, şereflerini, diline dolayanlar. Sufileri sevmezler. Sufiler kendilerince üzülürler. Ya işte onlarla irtibat kesilmeseydi, onlar da bir dervişlik olsaydı, ya işte bir ara bir şeye düşerler, kendilerince boşluğa düşerler, yalnızlığa düşerler.
O eski dostları, eski arkadaşları, yiyip içti, kimseler, akrabaları filan, böyle bir an onu terk ederler. Terk edince o sufi bir an böyle bocalar, bir boşluğa düşer. Hani bunlar benim arkadaşımdı, dostumdu, kardeşimdi, akrabamdı. Ya aynı anne babanın çocuğuduk. Öyle ya. E yollar ayrıldı. Birisi delalette, birisi hidayette. E hidayette olanı, delalette olan sevmiyor zaten. E hidayette olan da delaleti sevmiyor. Hidayetteki kimse delaleti nasıl sevsin? Ayırılıyor, ayrışıyor yok. Bir münafık mümini sevmiyor. Bir gavur mümini sevmiyor. Bir fasık mümini sevmiyor.
Fasık mümini sevmiyor. Hele böyle ona din anlattığında, iyice nefret ediyor. Onun yanında din konuşmayacağın için. Neden? O zulmedecek etrafa. Ona zulmetme deyince sevmiyor seni. Senin hakkında bir sürü laf söylüyor. Neden? Fasık çünkü. Ben böyle bir, abimin dükkanı açık açık konuşayım. Bir mevzu oldu. Orada hadis-i şerif söyledi. Dedim mümin, müminden faiz alırsa, faiz alır verirse dedim, annesiyle Kabe duvarının dibinde nikahlanmış gibi. Hadis-i şerifin. Metni bu. İlahiyatlı adam.
İlahiyattan mezun. İlahiyatta öğretim görevlisi. Böyle yaptı böyle. İşte benim de Ahmet Özbağ'ın kardeşi olduğumu bilmiyor ama. Ya hacım dedi biraz ağır olmadı mı dedi. Bana ne ağır olmadı mı diye söylüyor ki dedim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine söyle dedim. Böyle durdu. Ya siz dedi bu hadisin sahih olduğunu biliyorsunuz mu dedi. Valla sahih olan kitaplarda geçiyor. Ben de okuyorum dedim. Ha sahih değilse dedim. Eskiler araştırmışlar, sormuşlar, soruşturmuşlar, koymuşlar dedim. Ha yenilere şimdi dedim bu biraz ağır geliyor bu hadisler dedim. Ayıklayacaklar böyle giderse. Dedim faizi meşru hale getirmek için dedim.
Ayıklayacaklar. Siz dedim ayıklayanlardan olun. E dedim şeytan çarpmış gibi kaldırılacak diyor dedim. Ayet-i Kerime'de faizde iştigal edenler, faiz yiyenler, müminlerden faiz yiyenler, mezarlarından şeytan çarpmış gibi kalkacaklar. Ve hiç olmazsa faize düşman ol. Hiç olmazsa faize düşman ol.
Bu nasıl müminlik? Hiç olmazsa de ki ya evet ya. Bu hadis-i şerif var. Bu ayet-i kerime de var. Lanet olsun şu faize de. Yok. Neden? Nemalanıyor oradan. Nemalanıyor. Dedim siz herhalde dışarıda ticaret de yapıyorsunuz galiba dedim. Hani ilahiyette öğretimiyorsa ama. Evet dedi. Anlaşıldı dedim ben. Ne anlaşıldı dedim. Ne anlaşıldı dedim. Dedim kol çeviriyorsun senden. Bu anlaşıldı. Turnosol kağıdı gibi bu hadis-i şerif. Adamın içini dışını dışarı çıkarıveriyor. Adamın içini dışını dışarı çıkarıyor.
Adamı derdest ediyor. Topluyor bir kenara koyuyor. Kardeşim mümin mi bu adam mümin? Bundan faiz aldın mı? Aldın. Zorla mı aldın? Zorla aldın. Annenle Kabe duvarının dibinde nikah işlemiş gibi günaha girdin. Burada bunu sohbette söyleyince dair birkaç tane arkadaşımız gittiler içimizde. Ben dedim gidin. Bize ağır geliyor dediler. Allah yolunuzu açık etsin. Daha hafifini söyleyecek bir kimse bulundu. Bir daha sizi de görmeyeyim orada. Gidin. Gözümün içine baka baka mümin kardeşlerinden, müminlerden faiz alacak adam. Yürü git kardeşim. Söylediğim hadisten gocunup da gidecek olan varsa herkes gitsin. Ben inandığım hadisleri okumaktan, inandığım hadislere aykırmaktan vazgeçmeyeceğim.
İçki içmek haram kardeşim. Kumar oynamak haram. Haram. Zina etmek haram kardeşim. Kim olursan ol. Zina etmek haram. Milletin gözünün içine baka baka zina etme. Haram kardeşim. Evliysen rejim edilmen lazım. Hadis-i şerifte bu. Evli bir erkek zina ederse rejim edilmesi lazım. Evli bir kadın zina ederse rejim edilmesi lazım. Git boşan bir daha evlen. Boşan bir daha evlen. Helal. Kimse sana bir şey söyleyemez. Ve ahlaksız.
Kendine gel. Evli insan zina mı eder? Kadın erkek. He işte siz böyle söylüyorsunuz. Söylüyorum evet. Toplum ne hale geldi? Kadın evli evliken üç tane adam dolaşıyor. Nerede görünmüş ya? Evli iki tane adam dolaşıyor. Nerede görünmüş? Bir de fetva arıyorlar. Ne yazık ki şu diyanette sen kimden resmi olarak evlisin filancalar. Senin nikahın onunla duruyor. Evline devam et. Hayatına devam et diyor. Böyle bir fetva mı var? Bu hale geldi. Layık düzende din yaşamak bu kadar oluyor. Dinsiz bir sistemde din yaşamak bu kadar oluyor.
Hiç olmazsa sus. Buna fetva veremiyoruz kardeşim de. Biz memur adamız burada de. Biz memur adamız de. Denemek için açın telefon Bursa mühtülüğüne sorun. Evet. Acı bir şey. Haram kardeşim. Haram. Kadın erkek. Evli mi? Bekar mı? Haram kardeşim. Hiç önemli değil. Nikahlanmış boşanmış. Eyvallah. Evlensin bir daha. Bir daha boşansın. Evlensin bir daha. Bir daha boşansın. Desin ki bu adam adam gibi değilmiş. Yanılmışım. Boşadım seni. Desin ki bu adam da adam değilmiş. Boşandım. Desin ki bu adam da adam değilmiş. Boşandım.
Eyvallah ya. Vallahi eyvallah. Billahi eyvallah. Yedi sekiz yaşında oğlu var. Benim gönlüm kaydı. Hocam ne yapacağım? Ne yaptın? İşte ben böyle böyle evliyim. Eee? Benim adam sırf maç seyrediyor evde. Eee? Benle ilgilenmiyor. Eee? Benle boşluğa düştüm. Eee? İşte bir iş yerine bir adam vardı. Eee? Ona yemek yapmaya gittim eve. Ha başkasını anlatmadı. Başka bir şey anlatma. Ben şimdi ne olacağım? Ne olacağım dedim ya. Ne olacağım diye bir şey mi var? Ne olacağım diye bir şey mi var? Al bitti hayal. Bu hale geldik. Nasıl bakıyorsun o adamın yüzüne dedim.
Adamın yüzüne nasıl bakıyorsun? Kalıyorum ben. Sonra Mustafa Özbağ ağır konuşuyor. Nereye mi ağır konuşuyor ya? Allah'ın dinini anlatıyor. Haram. İnsan müminden faiz alır mı? Haram. Satma mal ya. Ama tatlı gelecek ya ona. Kol çevirecek ya. Satma kardeşim. Peşin para sat. Kol çevirme. Ondan sonra ağır geliyor. Ağır gelir kardeşim. Biz beş kişi de gelsek, kalsak biz Kur'an ve şünletten şaşmayacağız. Biz anlatacağız.
Ağır geliyor. Ağır geliyor. İman ateşten bir kor diyor. Ahir zamandan. Tutanın eli yanacak. Tutanın eli yanacak. Atan, dinden imandan olacak. Yapma kardeşim. Aldatmayın. Kandırmayın. Haram işlemeyin. Haram işlemeyin. Dostor olalım. İp gibi olalım. Dümdüz olalım. Her tarafımız oynamasın. Bu derdimiz bizim. Derdimiz bu. Derdimiz bu. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışalım. Derdimiz bu. Öyle bir sufi topluluk olalım. Ya onlar kalkıyorlar. Hadisleri okuyorlar.
Bana geliyor bunlar. Hadis okuyorlar onlar. Ya işte bu hadisler sahih mi değil mi? Kardeş ben sahih mi değil mi diye tartışacak konumda değil. Aha tergip ve terhip. Bu ne? İşte Buhari Müslim Tirmizi İbn-i Mace İmam-ı Hanbel. Yani kötü bir siddeden derlenmiş hadislere topluyor bu. Ben bunların hangisi sahih, hangisi sahih değil. Bunu tartışacak, bunu araştıracak noktada değilim. Bunları araştıracak, tartışacak noktada değilim. Sen araştır, tartış. İşine gelmeyenleri sil. Böyle giderse böyle yapacaklar çünkü. Silecekler.
Değiştirecekler. Allah muhafaza eylesin. Buhari'de Bab-ül Fitel. Mahşer kurulur ben havzun başına geçerim. Bu hadis-i şerifi iyi dinleyin. Ben havzun başında otururum. Bir kısım, bir kısım topluluklar tam havzumun başına gelirler. Ben onlara tam Kevser'den, havzdan onlara içirecekken onlar benden hızla uzaklaştırılır. Ben derim ki bunlar benim ümmetim değil miydi? Bir münadi bana cevap verir. Ey Muhammed! Bunlar senin ümmetindi. Ama senden sonra bunlar dinlerinden geri döndüler. Yine bir kısım insanlar bana yaklaştırılır. Tam havzun başına gelirler.
Tam havzun başına gelirler. Ben tam onlara havuzdan sunacağım. Onlara şerbet içeceğim. Benden hızla uzaklaştırılırlar. Ben derim ki bunlar benim ümmetimden değil miydi? Ey Muhammed! Bunlar senin ümmetindendi. Ama bunlar senden sonra dinde olmayan şeyleri dindenmiş gibi kabul ettiler. Dinde olmayan bir şeyi. Kur'an'da yok, sünnette yok. Dinde öyle bir şey yok. Dinde öyle bir şey olmamasına rağmen bunlar dinde varmış gibi kabul ettiler. Bir kadın, evli bir kadın evli nikahı dururken bir tane adam, iki tane adam dolaşırsa onun senin nikahın duruyor demek dinde yok.
Sen nereden var dedin? Nereden var dedin? Dinde olmayan bir şeyi varmış gibi kabul etmek. Dinde olmayan bir şey. Dinde yok. Ayet yok temelinde. Hadis yok temelinde. Nereden buldun kardeşim sen bunu? Sen bunu nereden buldun? Hangi cebinden çıkardın bunu? Bunlar da benden uzaklaştırılır. Bir kısım insanlar yine bana yaklaştırılır. Tam bir adım kalır. Bir arşın kalır. Bir mesafe. Ben bu hadisi okurken Hz. Muhammed Mustafa'yı hayal ediyorum sallallahu aleyhi ve sellem. O ümmetine öylesine müşrik, öylesine merhametli, öylesine hamiyetli, ümmetine bu kadar düşkün.
Gözümün önüne geliyor öyle. Gözümün önüne gelince o sevincini görüyorum onun. Kendi kendime. O topluluk gelmiş. Mahşer yerinde toza toprağa bulanmış. Havzın başına kadar gelmiş. Onlar havzın başına gelmekten sevinmek ayrı Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sevincini önüne kalbime getiriyorum. Ve ondan uzaklaştırıyorlar. O hüznü düşünebiliyor musunuz? O kederi, o feryadı düşünebiliyor musunuz? Muhammed Mustafa için sallallahu aleyhi ve sellem için. Ve diyor onlar da benden uzaklaştırırlar. Ben dedim ki bunlar benim ümmetim değil miydi? Evet ey Muhammed. Bunlar senin ümmetindi. Ama bunlar senden sonra dinde var olan bir şeyi değiştirdiler.
Tebdil ettiler. Değiştirdiler. Var olan bir şeyi değiştirdiler. Var olan şeyi değiştirmeye çalışıyorlar. Hac belli. Kurban Bayramı'nda ayı belli. Hac'ı değiştirmeye çalışıyorlar şimdi. Hac'ın zamanını değiştirecekler. Devamlı yapacaklar haccı. Yani normalde belli bir zamanlar içerisinde haccı yapmayacaklar. Değiştirmeye çalışıyorlar. Orucu değiştirmeye çalışıyorlar. Oruç değil mi ya bir ay oruç? Eee yaz günlerinde tutmayın, kışın tutun. Değiştirmeye çalışıyorlar. Tebdil etmek, değiştirmek. Namaz işte rükusu belli, secdesi belli. Ya öyle şey mi olur? Eee ya işte böyle de namaz olur. Haydi camilere birer sıra koyalım. Avrupalılar gibi biz de sırada oturalım.
Tebdil ettirmek, değiştirmek. Ya kurban belli. Hanefilere göre de işte zekat veren kimselere vacip kurban kesecek. Şafi'ye göre nafile. Hanefi'ye göre vacip kardeşim. Sen Hanefi mezhebinden misin? Evet. Zekat da verdin mi? Evet. Sen kurban keseceksin. Sana vacip. Adam çıktı televizyonda ben kendim dinledim. Ayakkabıdan da kurban olur dedi ya. Bu insanlar da sustu. Diyanete sustu. Profesörler sustu. İlahiyatçılar sustu. Hepsi de sustu. Siyasetçisi sustu. Herkes sustu ya. Hiç kimse demedi. Hop kardeşim ya ne şarlatanlık yapıyorsun. Sen hain misin? Sen nesin ya? Bizim dinimizi ifsad ediyorsun sen. Nereden çıkardın? Ayakkabıdan kurban olur. Horozdan kurban olur.
Balıktan kurban olur. Daga mı içiyorsun bizde diye. Hiç kimse konuşmadı. Tebdil etmek. Değiştirmek. Tebdil ediyor. Değiştiriyor. Teseddürü tebdil ediyor. Değiştiriyor. Değiştiriyor. Sakalı tebdil ediyor. Değiştiriyor. Sakal böyle sünnet. Yok buradan çöntü mi bırakacak? Kardeş bu sünnet değil. Ya sakal bırakmak değil. Burada böyle bırakmak değil sünnet. Sen böyle sakal bırakırsın. Ama bu sünnet değil. Tebdil etme. Değiştirme. Değiştiriyor. Kes kardeşim. Kes kes. Darül Harp'te caiz. Sakalını kesmek. Darül Harp'te caiz. Burası İslam ülkesi değil. Burası İslam devleti değil. Değil. Değiştiriyor.
Burayı da İslam devleti yapacaksın. Yapma kardeşim. Bak savcının önünde alırsın solu. Ben savcıdan korkuyorum. Allah'tan korkmuyorum. Burası İslam devleti değil. Burası İslam ülkesi değil. Eee? İslam ülkesi ne olmalı yani? Bir kimse sakalını kesebilir mi? Evet. Keser. Fetvası var mı? Var. Ama değiştirme. Namazı değiştirme. Belli. Tadil erkan üzerine kıl. Orucu değiştirme. Orucu değiştirme. Abdesti değiştirme. İbadetleri değiştirme. Değiştirme. Hukuku değiştirme. Şimdi hukuku değiştirecekler. Değiştirme. Ayetlerin anlamlarını, manalarını değiştirmeye çalışıyorlar. Normalde ayeti kerime. Zikir kelimesini ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.
Zikir kelimesini. Allah, küllü şeye kadir. İnsanların kendi akıllarına, ahmak akıllarına uyup ayeti kerimeleri özünden değiştireceklerini bildiğinden diyor ki Ankabül suresi. Namaz sizi kötülüklerden alıkoyar. Ama Allah'ı zikir en büyük iştir. Bunu değiştireceğiz diye göbekleri çatlıyor şimdi. Ya şu zikir kelimesini ortadan bir kaldıralım. Yıllardan beri ben sufilikle tanıştığımdan beri her taraftan zikir kelimesini kaldıracağız diye uğraşıyorlar. Neredeyse bütün tefsir kitaplarından, meal kitaplarından zikir kelimesini kaldıracaklar. Zikir kelimesini kaldırdıklarını da rahat edecekler. Neden? Ya şu sufilerden bir kurtulalım. Sebep? Ya bunlar dünyaya aşık değil.
İşte şuna aşık değil, buna aşık değil. Allah'a aşık. Bunların bu sistemde, bu noktada gerçekten bunların durumları bizi bozuyor. Ya Avrupalılar sufi olacağız diye uğraşıyorlar. Adamlar o dünyanın bataklığından bıkmışlar. Nasıl sufi oluruzun hesabına düşmüşler. Kendi kendilerine sufi merkezler, arınma merkezleri açmışlar. Biz Anadolu'daki insanlarda bu sufileri nasıl köklerinden kazıyalım, köklerini nasıl kirbis suyu dökelim diye uğraşıyorlar. Allah muhafaza eylesin. Ya gene öyle mi zikir yapıyoruz? Gene öyle zikir yapıyoruz. Gene öyle terliyor musunuz? Yine öyle terliyoruz. Ya gelirdik ya ne güzeldi. Suyumuz çıkıncaya kadar zikrederdik ya.
Yine öyle suyunuz çıkıncaya kadar zikrediyorsunuz mu? Evet yine suyumuz çıkıncaya kadar zikrediyoruz kardeşim. Ya özür dilerim Mustafa abi. Havasız da orası ya. Yine havasız mı? Yine havasız kardeşim. Nasıl? Vallahi münafıklar hava alamıyor. Fasıklar hava alamıyor. Müşrikler hava alamıyor bizim yanımızda. Ya onlara biz dar geliyor, sıkıntılı geliyor. Ya sen de Mustafa abi şimdi bizim kalktın münafıkları. Kardeşim Allah'ı zikredilen meclisten kim rahatsız olur? Söyleyin bana. Allah'ı zikredilen bir meclisten ancak münafıklar rahatsız olur. Allah'ı zikreden bir kimseden ancak münafıklar rahatsız olur. Başka kimse olmaz.
Ya neden? Ya Allah'ı seven Allah'ı zikreder. Allah'ı zikreden Allah'ı sever. Ya Allah'ı zikir meclisinden Allah'ı zikredilen bir yeri kim sevmez? Ses yok. Ey kardeşim ne yapayım? Senin önünde sen ondan sonra lafı söyleyeceksin bize. Küçük hor hakim göreceksin. Biz de susacağız. Öyle mi? Sen Allah'ı zikreden bir topluluğu hor hakim göreceksin. Ben de susacağım mı senin karşısında? Benim edebim bu değil. Kardeş sen benim yanımda Allah'ı zikredenleri. Ve Allah'ı zikredilen bir yeri hor hakim göstermeye kalkarsan benden de cevabı alırsın. Senin önünde takla atacak bir kimse yok. Evet. Biz böyle ter kokmaktan rahatsızızız. Terlemekten, ter kokmaktan rahatsız değiliz.
Terlemekten rahatsız değiliz. Biz burada birbirimizden rahatsız değiliz. Ha ne yapalım? Beş yıldızlı otellerde zikirhanelerimiz yok bizim. Ancak buraya gücümüz, kuvvetimiz yetiyor. Cenab-ı Hakk'ın, Cenab-ı Hakk'a hamdü sena olsun. Bu noktada bir problemimiz yok, bir sıkıntımız yok. Bizim de kaderimiz hep bodrumlardaymış. Biz biraz böyle dışarı çıkınca gene bodruma iniyoruz biz. Cenab-ı Hakk'a hamdü sena olsun. O yüzden biz yine ter kokacağız. Şimdi birazdan ter kokacağımız gibi. Cenab-ı Hakk ona ter kokusu geliyor. Bize miskamber geliyor. Ona ter kokusu geliyor. Ona sıkıntılı geliyor. Biz burada kendimizi buluyoruz. Ben kendi nefsim için söyleyeyim.
Ben hastayım, geliyorum burada. Cenab-ı Hakk şifa veriyor bana. Buraya gelinceye kadar böyle, böyle şey, nefis durmuyor. Hastasın, yat hadi. Hastasın, uyu hadi. Bak ayağın kalkmıyor. Yok belin doğrulmuyor. Yok kafan normal değil. Bak şekerin yine karışmıştır senin. Yok tansiyonun şöyledir. Tabii kolay değil. Eee, ee hadi ya ne olacak ya? Ders yaptıran insan mı yok orada? Yaptırırlar ders. Öyle değil işte. Cenab-ı Hakk'a hamdü sena olsun. Herkesin nefsi var. Kolay bir şey değil. Sen şurada otur, gözünü yum. Zaten görürsün hepsinden. Tabii nefsini aldatacak yeri mi yok? Ne olacak ki? Boş ver canım. Onlar da gözlerini yumursunlar. Senin orada olduğunu görsünler.
Eee. Nefsini aldatacak yeri mi yok? Doğru. Nefsinin oyunu mu yok? Eee sen otur ya. Tesbih elini almanı bilen gerek yok. Sen otursan şöyle bir huzur etsen. Hepsinin ciğerini bilen okursun. Aaa maşallah subhanallah. Nefsini aldatacak yeri çok. Yürü kalk. Peygamberine ne diyor? Cenab-ı Hak sallallahu aleyhi ve selleme. Ey Habibim. O gece gündüz Allah'ı zikreden, Allah'a tövbe eden topluluk var ya. Evet. Nefsini onlarla beraber olmaya zorla. O gece gündüz Allah'ı zikredenler var ya. Evet. Nefsini onlarla beraber olmaya zorla. Ouu. Ayet. Ayet.
Ne yapacakmışız? Nefsimizi gece gündüz Allah'ı zikredenle beraber olmaya zorlayacakmışız. Ya peygamberine öyle demiş. Biz kim oluyoruz? Peygamberine diyor. Peygamberine. Varlığın başlangıcı Habibim dedi. Sevgilim dediğine diyor. Sen o gece gündüz Allah'ı zikredenlerle beraber olmak için nefsini zorla.
Allah bizi onlardan eylesin. Amin. Cenab-ı Hak bizi zikir halakasında hemhal eylesin. Amin. Son nefesimizde dahi zikir halakasında eylesin. Amin. Allah'ı zikrederekten nefesini verenlerden eylesin. Amin. Cenab-ı Hak gönlüne zikrullahı yerleştirdiklerinden eylesin. Amin. Diline, ruhuna, kalbine her şeyini zikrullahıyla hemhal edenlerden ve olanlardan eylesin. Amin. Dâlemen nâhu. Ne. Amin. Ecb.
Destur ya.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi