mustafaozbag.org

53. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 1:06:16

Televizyonun karşısında tehdit ve tesbâh çekilir mi? Çekilir mi? Ne çekilmesin? Hiç olmazsa televizyonu izlerken düşmüş olduğu gafletten, kusurdan, hatardan, karşılığı olarak günahı apı olmuş olur. Eğer televizyonu seyrederken boş bir şey seyrediyorsa, yanlış bir şey seyrediyorsa, hani meşhur bir şey vardı ya, günah işlediğimiz yerlerde muhakkak ki Allah'ı zikredin. Bunun normalde veliullah kendine şiar edilmiş bunu. Ve eğer günah işlenen yerde bir kimse Allah'ı zikrederse, zikrullah yaparsa, günahının kefaretinin ancak onunla inanmışlar. Günah var orta yerde, o günahını kefaret görmüşler zikrullarda. O zaman günah işlenen yerde, bir yer, gaflet, kusur, hata, yanlış olan bir yerde Allah'ın zikir kadar kıymetli bir şey olmaz.
Bir hadis-i şerifte, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretti, siz çarşılara gidin, Allah'ı zikrediniz der. Hatta zikri de söyler. La ilahe illallahü attabulle şerik helal edin ve gülerim, hamzullahu alakullahi şeyin kaderi değil. İşte o şeytanlar, çarşılar, şeytanların cirit attığı, oynadığı uğrak yerlerdir. Şeytanların bol olduğu yerlerdir. Siz oralardan geçerken Allah'ını çokça zikredin diye hap-i şerifte. O zaman, yani çarşı şeytanın bol olduğu, yani insanların mallarını alırken, satarken, yalan söylediği, insanların birbirlerine kandırmasının kolay olduğu, kandırıldığı yerden veya kandırıldığı yerden. Aslında kandırırken, kendisini kandırır da, orada insanlar gelip geçerlerken Allah'ını zikrederken geçtikler. Mecbur bir şey alıyorlar. Mecbur oradan geçtikler. Mecbur öyle bir işleri var. O zaman Allah'ını zikrederekten geçecek.
Bu manada, bir kimse televizyon seyrederken, ola git, işte soruyorlar ya, akrabamızın düğünü var, yakınımızın düğünü var. Gitmesek küslük olacak. Gitsek gider, gitmesek gider. Mecbur kalıp da, işte bu tip yerlere gidip gelinildiğinde bir şey olduğunda, birçok olmasa orada Allah'ını zikredin ki, yaptığınız hataya, gaflete, kusura bedel olsun. İnşallah. Öldüler, cuma akşamları evlerini ziyaret ediyorlarmış, büyüklerimiz böyle derlerdi. Acaba batıl mı, doğrudur? Yani normal değil. Serbest olan ruhlar var, serbest olmayan ruhlar var. Serbest olan ruhlar, nefis meratib olarak, dördüncü makama varmış olan bir ruh serbesttir ama çok serbest değildir. Bu manada, o ruhlar dolaşır, buna söylenecek bir laf yok.
Ama evlerine gelirler mi, gelmezler mi? Bu da farklı bir şey. Yoksa zikir meclisi, siz kendiniz ihtiyarınız olmuş olsa zikir meclisine gidersiniz, evinize mi gidersiniz? Nereye gidersiniz? Zikir meclisine gidersiniz. İhtiyarınız olmuş olsa siz Kabe'ye mi gidersiniz yoksa başka mescitlere mi gidersiniz? Kabe'ye gidersiniz. O zaman böyle maziz şeylerde yani ayağı yere basacak insanlar bunları söylerken.
Allah bizi muhafaza eylesin. Taklili dinimizdeki yeri. Taklit rahatsızlıktır, hastalıktır. Taklit etmek rahatsızlıktır, hastalıktır. Bizim dinimizde taklit etmek yoktur. Örnek almak. Allah muhafaza eylesin. Bilgisizlerin, akılsızların bu noktada düşünsel olarak, düşünce olarak kusursulların işidir. İslam örnek alın. Cenab-ı Hak ayet-i kerimede o peygamberde sizin için çok güzel örnekler vardır der.
O peygambere siz taklit edin demez. Peykambere örnek alırlar. Peykambere itaat edin derler. Taklide güç yetmez. Ve taklit biraz Allah muhafaza eylesin. Ağır bir söz benimki bu ama biraz maymunculuktur. Maymunlar taklit ederler. Bir kısım evli tasavvuf, kendi tasavvuf noktalarının taklit edilmesini istemişler. Hani şeyhini taklit et. Üstadını taklit et gibi.
Bu aslında benim kendi kanaatım bu. Doğru bir şey değil. Üstad da örnek alınır. Taklit edilmez. Örnek şahsiyetler varsa, o örnek şahsiyetler de, şahsiyetler de örnek olur. Onlar taklit edilmez. Yani bir kimse almış, işte sarığını üstadı gibi sarmış, cübbesini üstadı gibi giymiş, takkesini üstadı gibi giymiş, şalvarını, cübbesini, her şeyini ona benzetmiş, sakrasını ona benzetmiş, konuşmasını dahi ona benzetiyor.
Zannederler ki seven taklit eder. Hani çok seviyor o yüzden taklit etti. Hayır. O çok sevmesi onun ruhani sevgi değil, ilahi sevgi değil. Onun o sevgisi tabii sevgi. Tabii sevgiye tutulanlar taklit ederler. Ruhani sevgiye bağlananlar örnek alırlar. Şeyhin sarığını, sakalını, cübbesini, pantolonunu, konuşmasını, yemesini, içmesini taklit eden değildir sevmek. Bu noktada Üstad'ı sevmek, Üstad'ı örnek almaktır. Üstad'ı sevmek, çizdiği yoldan, çizdiği yoldan gitmeye çalışmaktır. Üstad'ı örnek almak, tavsiyelerini dinlemektir. Onun anlayışını, düşüncesini, stratejisini anlamaya çalışmaktır. Yoksa şimdi siz bu gece hepiniz de benim gibi ondan sonra krem gömlek mi giyecektiniz? Veya benim gibi yelek mi giyecektiniz taklit olsaydı? Sakalımız benim sakalıma mı benzecektiniz taklit olsaydı?
Bu sevmek değil. Veya ibadet yönünden taklit mi edecektik? Nasıl namaz kılıyorsa öyle mi namaz kılacaktık? Taklit ettiğimiz kimse namazı bırakırsa biz de mi bırakacaktık o zaman? Veya taklit ettiğimiz kimse sigara kötü olmasına rağmen sigara içerse biz de mi sigara içeceğiz? Taklit ettiğimiz kimsenin kötü alışkanlıkları var ise biz de mi kötü alışkanlıklar edineceğiz? Yani taklit ettiğimiz kimsenin kültürü, davranışı, anlayışı eğer doğru değilse biz de mi onu taklit etme pahasına yanlış olan şeyleri yapacağız? O zaman taklitte Allah muhafaza eylesin, hastalık vardır. Taklitte büyük hastalık vardır. O yüzden ümmet taklitçilikten hızla kurtulmalı. Biz taklitçilikten hızla kurtulmalıyız. Biz örnek almalıyız.
Birinci örnek alacağımız şahsiyet Muhammed-i Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem hazretler. Çünkü Cenab-ı Hak ayeti kerimede o Muhammed'de, o Peygamber'de sizin için çok güzel örnekler vardır. O zaman bize düşen vazife önce Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine örnek almıştır. Allah bize affetsin inşallah. İnsan nefsi kafir midir? Nefis hiçbir zaman kafir değildir. İnsan nefsi kafirdir dediğimizde o zaman orta yere farklı bir şey çıkar. Bütün insanlar doğduklarına kafir doğmuş olur o zaman. Bu felsefe, Hristiyanların felsefesiyle.
Onlar doğan çocuklarının günahkar doğduklarına inanırlar. Vahdis suyu da yıkayarak da onların temizlendiklerine inanırlar. Ve vahdis edilmezse eğer bir çocuk, çocuğun temizlenmediğine, masum olmadığına inanırlar. O yüzden doğan çocukları kiliseye götürürler, kafaz onları vahdis eder. Temizler yar. İslam inancı ise böyle değildir. Biz doğarken temiz doğduğumuza inanırız. Mümin olarak doğduğumuza inanırız. Ve çocuk akıl bali oluncaya kadar ölürse, mümin olarak ölmüştür. Direkt cennetliktir. Soruya hesaba, kitaba tabi tutulmaz. Akıl bali oluncaya kadar. Çocuğun akıl bali olması demek, erkek çocuklarla, işte erkek çocuklarının, çok affedersiniz, menisinin gelmesi, kız çocuklarının işte muayyen ayı görmesi demek değildir.
Buradaki bali olması, o bir ölçüdür baliliğine. Bali olması, bir şeyi idrak etmesidir. Bir şeyi anlamasıdır. Çocuğun karı, zararlı, iyiyi, doğruyu, güzeliği, yanlışı anlaması onun bali olduğuna işaret eder. Yani o zaman biz on yaşındaki bir çocuk namazdan anlıyorsa, biz onu namaza alıştırmaya başlıyoruz. Niçin İslam 4 yaşında, 5 yaşında İslami eğitime tabi tutuyor?
Çünkü anlamaya başlıyor. Çocuklarınız yanınızda 3 yaşındayken, 4 yaşındayken, 5 yaşındayken, ufak çocuklarınızı hadi gelin namaz kılalım deyip de namaza alıştırmıyoruz mu yanınızda? Çocuk namaz kılmayı öyle böyle alışıyor. Ama çocuk 10 yaşına geldiğinde, artık iyiyi, doğduyu, güzeli anlamaya başlıyor. Bali olma yolunda gidiyor. Öyle gittiğine dair başka bir yerden fıkıhçılar demişler ki, eğer ki bir kadın evde yalnız ise onun yanında 9 yaşında, 10 yaşında, yani neyin ne olduğunu anlayabilecek bir çocuk varsa halvetten çıkarmışlar kadını. Yani bir evde bir kadın var, işte 9-10 yaşında da çocukları var evinde. Başka bir erkek gelirse eve halvet hükmünde değil.
Niçin? Evde 9-10 yaşında neyin ne olduğunu anlayacak çocuk var çünkü. Evin içerisi halvet olmaktan çıktı. Yani öbür tarafta çocuk 9-10 yaşına gelince evde halvet olmaktan çıkıyorsa, demek ki o doğruluğu, yanlışı, bazı şeyleri idrak etmeye başlamış. Ben direkt olarak o ibadetlerden sorumlu noktasında görmüyorum. O ibadetleri yapmaya, ibadetleri işlemeye başlaması lazım yavaş yavaş. O biraz daha idraki büyüdüğünde muhakkak ki sorumlu olacak. O yüzden nefsimiz bizim bu noktada kafir doğmaz. Nefis kafir dediğinde içine ruh da girer nefsin içerisine. O zaman nefsin içerisine ruh da girince bizim ruhumuz kafir olarak yaratılmadı. Cenab-ı Hak ruhların hepsini yarattığında onlara ben sizin Rabbiniz değil miyim diye sorduğunda bütün ruhların hepsi de evet sen bizim Rabbimizsin dedi.
O zaman biz o ruh bedene geçtiğinde onun kafir olduğuna hükmedemeyiz. Allah muhafaza eylesin. Ama o kimse nefis terbiyesine girmezse, nefsini durdurmazsa onun nefsi kafirlik noktasından daha aşağı götürür. Hayvandan daha aşağı bir noktaya da gelebilir o kimse. Bu farklı bir şeydir. Bu sonradan olma bir şeydir. Bu yaratılıştan değildir. O yüzden bizim nefislerimizde yaratılıştan küfür olarak yaratılmaz. Ve yaratılıştan nefsimize küfür üflenmez. Bu sakat bir anlayıştır. Böyle anlayanlar var. Yani bu yeni yeni oluşmaya başladı. Allah muhafaza eylesin. Biz Kur'an ve sünnet düşüncesi, ehli sünnet düşüncesi yaratılan bütün ruhların, yaratılan bütün insanların İslam üzerine yaratıldığına, İslam üzerine dünyaya geldiğine inanın.
Ve onların hepsi de İslam üzerine dünyaya gelmişlerdir. Hristiyan anne babadan, Yahudi anne babadan, Surtperest'ten işte nereden doğduysa doğdu, nereden geldiyse geldi, onun yaratılışı İslam'dır. Yaratılışı İslam olduğu için, yaratılışı İslam olduğu için biz onu doğuştan günahkar görmeyiz. Muhtmainliğe gelen nefis Müslüman olur da ondan mı Edmina'na erer? Muhtmainliğe gelen nefis artık oldunlaşmıştır, kemale ermiştir. O bu noktada şeksiz, şüphesiz, şüphesiz, nedensiz, niçinsiz, kimliksiz Allah'a imanı kemale ermiştir. Muhtmainliğe geldiğinden. O yüzden o rahatlığa kavuşmuştur. O yüzden onun artık içinde şek şüphe kalmamıştır. O yüzden onun içi bu noktada nurlanmıştır, aydınlanmıştır.
Biz o sebepten dolayı, Cenab-ı Hak o sebepten dolayı der ki, Ey nefis Rabbenem'in beyin olarak dur. Yani imanını kemale erdir, olgunlaş. Bu noktada aydınlan. Kalbinde şek şüphe kalmasın, nifak kalmasın, fitne kalmasın. Kalbinde bir şeyin üzerinde Allah'ın imanla alakalı, İslam'la alakalı, Kur'an'la ve sünnetle alakalı gönlünde karanlık nokta kalmasın. Bu noktada kalbinde herhangi bir şüpheye yer bırakma. Vesveseye bırakma. Ve mutmainliğe gelen nefis bunların hepsinden de kurtulmuştur. Mutmainliğe gelen nefis bunlardan kurtulmuştur. Bunlardan kurtulması demek onun vartası yok. O bir daha hataya düşmez, kusura düşmez, yanlışlığa düşmez. Aklınıza böyle bir şey de gelmesin.
Buradan vartaya da düşebilir, eksikliğe, yanlışlığa da düşebilir. Eminlik yoktur hiçbir zaman. Ama gerçekten mutmainliğe gelen nefis belli bir kemalata ermiştir. Belli bir kemalata ermiştir. O yüzden Cenab-ı Hak huzuruna yeniden geriye gelecek olan nefsi en az mutmainliğe makabında istiyor. Ve mutmainliğe gelen kimse cehennemi görmez. Görmez derken cehenneme girmez. Cehennemle ilgisi, alakası, bağlantısı yoktur onun. Mutmainliğe gelen bir kimse. Yani bu normalde tasavvukta hay esmasıdır, cehri tarikatlarda. O hay esmasında kalır, hay esmasında hayatına devam ettirir, son nefesinde hay esmasıyla giderse, evet o müjdeye layık olur. Aslında o hay esmasına gelen kimse evliyadır.
Evliyalar sınıfına girmiştir, ayak atmıştır. Eğer orada oturur, oldunlaşır, orada tutunur, orada direk gibi durursa ve orada durursa, bir de sehri üzülük başlarsa, ooo! Sütlü, kadayıflı hellu aldın. Ama öyle olmamış olsa dahi, bir kardeşin oraya gelmesi, bir müminin oraya gelmesi büyük mutluluktur. Büyük mutluluktur. Orada durması büyük mutluluktur. Allah'ın cümleyi onlardan eylesin. O yüzden Cenab-ı Hak der ki, bütün Müslümanların nefislerine de, siz Rabbinize mutmain olarak dönün. Kul yaratılmışlığındaki verraklığı, temizliğe dönmüş olur.
Allah bizi onlardan eylesin. Allah'ın boyası nedir? Kul Allah'ın boyasını nasıl boyanır? Allah'ın boyasını boyanmıyor, kulun hâli ne olur? Allah'ın boyası Kur'an'dır. Allah'ın boyası Muhammed-i Mustafa'nın sünnetidir. Kim Kur'an'ın hükümlerini kendisine hüküm edindiyse, kim kitabı kendisine kitap edinip, onu yaşama ve yaşatma mücadelesi veriyorsa, kim Muhammed-i Mustafa'nın sünneti Resulullah'ına sımsıkı yapışıp, o sünneti Resulullah'ın yaşama mücadelesi veriyorsa, o Allah'ın boyasıyla boyanma yolundadır.
Allah'ın boyası Muhammed-i Mustafa'nın sünneti Resulullah'ıdır. Ey Habibim de ki, eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. O zaman bir kimse Allah'ın boyasıyla boyanmak istiyorsa, Muhammed-i Mustafa'nın sünneti Resulullah'ına uyacak. Muhammed-i Mustafa'nın izini takip edecek. Muhammed-i Mustafa'yı kendine örnek alacak. Onun yaşantısını, onun düşüncesini, onun bu noktada inancını, onun bu noktada İslam'ı dört aile sarılmasını kendisine örnek edinecek, rehber edinecek. Bundan sonra daha da artacak. Allah'ın boyasıyla boyanmayı, Muhammed-i Mustafa'yı uymak olarak nitelendirmeyecekler. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünneti Resulullah'ın, o sünneti seniyesini katletmek için mücadele edecekler.
Bu önümüzdeki günlerde artıracaklar bunları. Ve size Kur'an yeter deyip, size Kur'an'dan başka kitap lazım değil deyip, Kur'an'ın aracındaki bütün kitaplar, bütün ne yazıldıysa hepsi de yanlıştır deyip, sizin önünüze çıkıp, Kur'an'ı peygamber gibi kendileri yorumlamaya çalışacaklar. Nasıl Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Kur'an'ı yorumlayıp, neyin nasıl algılanmasını, neyin nasıl anlaşılmasını bize bildirdiyse, aslında şu anda çağdaş zındıklar, modern fahişeler, bu da modern fahişe dediğimde hemen aklınıza kadın gelmesin.
Bunlar fikir fahişesi, düşünce fahişesi, iman fahişesi. Bunlar televizyonlarda, basın yayın organlarında boy gösterip, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yaptığını bize yapmaya çalışacaklar. Hangi ayeti kerimeden ne anlayacağımızı, hangi ayeti kerimeyi nasıl tatbik edeceğimizi bize söylemeye çalışacaklar. Aslında bir şekilde peygamberlik yapmaya çalışacaklar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde bize zaten bunu beyan etmiş. Benden sonra otuz üç tane yalancı peygamber çıkmadıkça kıyamet kopmaz demiş. Biz yalancı peygamberleri şöyle yorumladık, tarih boyunca herkes öyle yorumladı. Birisi çıkacak, ben peygamberim diyecek.
Birisinin çıkıp ben peygamberim demesi kadar salaklık ve aptallığı olamaz. Bu artık böyle insanların onu reddetmesi için ben buradayım demek gibidir. Bu böyle bu kadar salak değil ki insanlar. Sinsice yapıyorlar, haince yapıyorlar. Ne yapıyorlar? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis şerirlerinin üzerine şüphe koyarak Kur'an'ı kendileri yorunuyorlar. Ayet-i kerimeleri kendileri yorunuyorlar. Ve bunu bizim adımıza yapıyorlar. Bunu Allah adına yapıyorlar. Bunu din adına yapıyorlar. Bunu bizim kendi inancımız adına yapıyorlar. Seni ikilendirmez kardeşim, böyle inanıyorum. Sana ne? Diyemiyorum bunu. Demiyor ümmet bunu. Bunlar modern zındık. Bunlar çağdaş bizdenmiş gibi görünüyorlar.
Ben de sizlerim diyorlar. Biz de namaz kılıyoruz diyorlar. Biz de inanıyoruz. Bizim nenemiz de başörtülüyordu diyorlar. Benim dedem dervişti canım. Benim dedemin babası şeyhti. Benim dedemin babası alimdi, ulemaydı. Onun babası da peygamberdi. Gitti, kardeşini katletti. Nice peygamberler vardı ki çocukları, eşleri iman etmedi.
Onun dedesinin şeyh olması, onun babasının alim olması, onun bilmem kiminin bilmem kimisinin medresesi olması, onun din üzerine, benim dinimin üzerinde hüküm verme, benim dinimin üzerinde yorum yapma hakkını vermez. Modern zındık, modern düşünce fahişesi bunlar. ve kısırlaştırılmış. Düşünceleri kısırlaştırılmış. Allah muhafaza. Bunlar aslında o yalancı peygamberlerden. Birisi Kur'an-ı Naim. Hükümle alakalı. Kur'an'la helal ile alakalı. Sallallahu aleyhi ve sellem. Neyindir? Bunun ben aşılması lazım.
Ben bunu bana hükmediyorum diyorsa, vallahi peygamberlik yapıyor. Farkında değiliz biz. Gönülün içine baka baka yapıyoruz. Yani bu başörtüsü yüzünden şimdi bir sürü kıyamet kopmuyor mu? Herkes diyor ki ya bu başörtüsü emrin yok Kur'an'da diyor ara. Ya sana ne? Ben ördümüyorum. Ne dedi ya? Kim inanacaksın?
Hayır onun istediği gibi yapacaksın. İstemiyorum başörtüsü, özgürlük, derdin yok ya. Yok böyle bir derdin. Ben tersini düşünüyorum. Söyleyeyim artık. Kularıma kadar geldi. Ben aslında başörtüsün, başörtülü çalışmanın yasak olmasını istiyorum. Bütün resmi, özel, şahıs nerede varsa başörtülü hiç kimse çalışamazsın.
Yasaklansın. Evet. Yasaklıyorlar bir şeyin komple yasaklanmasından yanayım. Birer oyundan, tezgahtan başka bir şey değil. Altatıyorlar, kandırıyorlar bizi. Ucuz işçi lazım insanlara. Kaliteli işçi lazım bir de, eğitimli işçi lazım. Üniversiteyi oku, başörtülü hiçbir yerde çalışamaz. Devlette hiçbir yerde. Nerede çalışacak? Özel sektörde. Nerede çalışacak özel sektörde? Gidecek ucuz fabrikalara, orada burada ucuz başörtülü kadınları sunacaklar. Hukuk fakültesini bitirmiş, birisi başörtüsü giriyor şeylere. Ne o?
Mahkemelere, davalara ömürki başörtülü giremiyor. Başörtülü üstünün yanında 500 milyona çalışıyor. İkisi de hukuk fakültesi mezunu. Doğru mu? Doğru. Ne işi lazım? Vahşi kapitalistlere. Ucuz ve kaliteli olacaksın. Açmış ağzını. Deccal, süfyanet açmış ağzını. Bir ara bir kurya başladı ya, şey kuryası. Ne o? Özel finans kuryası. Bereketleri battı da millet uyandı. Yuttu birisi paraları, uyandı insanlar. Yutmasaydı birisi paraları, uyanmayacaktı yine insanlar. Hala da uyanmamışlar. Geçenlerde İstanbul'da bizim hacamet diyor. Financa finansa gidersen helalmış, financa finansa gitmezsen harammış diyor. Financa finans harammış, financa finans helalmış diyor.
Ne? Financa, helal olunun nesi varmış? Bir fıkıh iştahat kurulu varmış. Onların üstadı demiş ki, bu finans kuruluşu helal. Ömür finans kuruluşu haram. Ben iki daha helal, on iki daha haram. Aldatıyorlar. Bu da bir aldatmaca, başka bir şey değil. Dinimiz üzerinde benim adıma kavga ediyor. Allah bizi affetsin.
Bir derviş evinde hanımı ve erkek ve kız çocuklarıyla karşılıklı ders yapabilir mi? Neden yapmasın ki? Bunları sormayın ya. Bunlar etikafa girmeden önce etikaf için önceden ders çekilebilir mi? Namazlar da önceden kılmaması. Ramazanı da önceden tutarsınız. Boş zamanlarınızda Ramazan orucunu da tutun. Olmadı boş zamanlarınızda günlük namazlarla kılın. Gelecekte kılamayacağınız günler olur. İtikafın dersini önceden çekilmiş olur. Allah bizi affetsin. Neden insanlar bazen Allah Celle Celaluhu diyorlar. Bazen Allah'ın Ta'la diyorlar. İkisi de Allah'ın sıfatı. İkisi Celal sıfatı. Benim buraya üçüncü gelişim, şurada iki haftadan beri beş vakit namaz kılmaya çalışıyorum.
O da bildiğim duvarlarla. Sizce dinini bütünlemem için nereden başlamam lazım? Buraya gelmeye gelmen ağır gelirse, öyle demişler. Valla buraya gelmen ağır gelirse, her şey ağır gelirse. Arkadaşlar, bir kimsenin cemaatsiz dinini yaşaması çok zor. O cemaatin aşkıyla, muhabbetiyle devam edecek. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem adretleri demiş ki, İslâm cemaatini bir karış terk ederse, o küfür ehledir. Bu tabi din açısından. Öyle sakın burası açısından algılamayın, öyle deyin. Yani bu normalde o zaman İslâm cemaatini düşünce olarak, sistem olarak, bir kimse düşünce olarak, sistem olarak bir karış ayrılırsa zinden olur.
Ama bunu böyle daha küçük dairede algılarsak, bir kimse, Kur'an ve sünnetini öğrenmeye çalıştı, yaşamaya çalıştı, bir cemaattan da ayrılmamaya gayret edecek. Ayrılırsa tehlike çanları onun için çalar, Allah muhafaza eylesin. Müminin niyeti amelinden hayırlıdır. Evet, niyet o kadar çok önemlidir ki, bizim için amel olabilmesi için, önce niyetin niyet olması gerekir.
Bir kimse sabahtan akşama kadar oruçlu gibi bir şey yemese, içmese, ama niyeti yok ise, o kimse sevap almaz. Ama bir kimse niyet etmiş olsa oruca, o kimse oruç sevabı alır. Bir kimse normalde namazdan niyet etmemiş olsa, işte Kars'a namazın iyilerini, hareketlerini yerine getirmiş olsa, namaz kılmış olmaz. O zaman o kimse, yapacak olduğu ibadete niyet edecek. Niyet ederse, o ibadeti yerine getirememiş olsa dahi, herhangi bir meseleden dolayı, o ibadeti yerine getirmiş gibi sevap alır. O yüzden amelden önemlidir niyet etmek. Can çekişmenin şiddeti ve ölüm anında müstahap olan bunlar nelerdir? Can çekişmek muhakkak ki şiddetlidir. Bunu düşünmenize gerek yok şimdi. Siz diriliğin şiddetini geçirin de, ölümün şiddetini haydi haydi geçirirsiniz.
Yaradılmışın Yaradan'dan ötürü sev sözü var. Herkes sevmek dini bir zorunluluğu, herkes sevmek dini bir zorunluluğu bulur. Ya herkes sevilmez ki. Allah'ın sevmediklerini nasıl seversiniz ki? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sevmediklerini nasıl seversiniz ki? Bu nedir yaratılmışın? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Ebu Cehil'i sevdi mi? Firavun'u sevdi mi? Nemur'u sevdi mi? Utbe-i Şeybe'yi sevdi mi? Vay kuzucuklara mı dedi onlara? Allah kafirleri sevmez. Allah zalimleri sevmez. Allah fahşiyata düşenleri sevmez. Allah cimrleri sevmez. Allah namaz kılmayanları sevmez. Allah oruç tutmayanları sevmez.
Allah kendisini zikretmeyenleri sevmez. Allah açıktan kürt edenleri sevmez. Allah anne babaya asi olanları sevmez. Allah etrafındaki insanları zulmedenleri sevmez. Allah hırsızları sevmez. İçkicileri sevmez. Zinakarları sevmez. Kumarbazları sevmez. Allah açıktan kendisine düşmanlık edenleri sevmez. O zaman o Allah'ın sevmediklerini sevmez Allah'a yapılmış bir küstahlıktır. O yaratılmışı severiz. Yaradan örtümü yaratık olarak severiz biz onu. Bu farklı bir şey. Allah insanları yaratmış biz insanları. İnsanlık olarak, insan olarak severiz. Allah muhafaza eylesin. Onu böyle yeni bir düşünce sistemi, yeni bir felsefeymiş gibi önümüze koyuyorlar. Böylece işte kendilerince bütün kafir, mümin, münafık, mürtek, ata tapan, futa tapan ne varsa herkes birbiriyle sevgi yumurca olacak.
Yani adam bizim gözümüzün içine baka baka, bizim dilimize kübredecek, hakaret edecek. Biz onu seveceğiz diye uğraşacağız daha. Adam gözümüzün içine baka baka, kutsal olan her şeyimizin altına dinamit koyacağız. Biz onu daha seveceğiz diye uğraşacağız. Böyle bir şey yok. Altın nişayin üstü takmak erkeğe haram mıdır? Haram mıdır? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, erkeklerin altın takı takmıyorlarını haram etmiş. Bu yüzük olur, kolye olur, zincir olur. Kimisi diyor ki yüzük haram olmuş, ee kolye takıyorum ben. Birisi de şey takmış yani eline kolye takmış, birisi de boğazına takmış. Ben boğazıma takıyorum dedi. E sen de boğazından yanmak istiyorsun da o yüzden dedim ben.
Herkes parmağından yanacak değil ya dedi. Yani sivri zekalık yapmaya çalışıyorlar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, erkeklerin altın takı takmalarını, yüzük'tür, kolyedür, küpedür neyse bunları kullanmalarını yasaklamışlar. O gün için parmağına yüzük takan sahabeler varmış, ona söylemiş. O gün için onlara bu noktada yüzük kullanmayın demiş. Hatta atmışlar parmaklarından. Kimisi onu satıp parasını zaya almamış. Altmış. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yasakladığı, haram etti bir şeyin parasını da istemiyorlarmış. O yüzden erkekler altın yüzük takmayacaklar. Muhammed-i Mustafa'nın sünnetine tabi olacaklarsa. Boyasıyla boyanmak vardı ya. İşte.
Ya tabi evlenirler de şimdi. Ya kız tarafı neler? Ona başlıyorlar şimdi. Kız tarafı bir şeyler. O yüzden biz evleninceye kadar yüzük takalım. Aha aldatıyor birbirini millet. Evleninceye kadar altın yüzük takacak, evlendikten sonra çıkaracak. Evlenme altına hem kendini aldatıyor hem etrafa aldatıyor. Bir de karşılık ya kadını altın yüzük takacaklar onu kendisine takacak. Maddi değerini de düşürüyor. Maneviyatını düşünmüyor bu noktada. Allah muhafaza eylesin. Böyle bir şey yok. Kardeşler mümkün olduğunca altın yüzük, altın takı kullanmaktan erkekten uzak duracaklar. Allah muhafaza eylesin. Kişi üstadına karşı aşkın sınırı var mı? Üstadın aşkını iletmeni mi yoksa kalbine gömlemiyor. Hakkınızı helal edin.
Çok arabesk olmuş ya. Gömlecek kadar aşık olan var mı ya? Kendi içerisinde, kendi içerisinde doğrudayım. Aşk denilince aşka sınır nasıl koyacaksın?
Aşkın kendisi sınırsız bir şeydir. Sınırsız olan bir şeye nasıl sınır koyacak? Eğer sınırsız olan bir şeye sınır koymak kadar çok affedersiniz kaflet olmaz mı? Ve sınır koymak aklın işidir. Aşk değilse akıl yoktur. Nasıl sınır koyacak ki bir şeye sınır koyuyorsa ona ancak akıl sınır koyar. Ve aklın sınır koyduğu bir şey asla aşk değildir.
Yani o zaman aklın öngördüğü şekilde aşk olacak. Aklın öngördüğü şekilde aşk olmaz. Hz. Mevlana Celal-i Nurmagdepler der ki divanında Aşk girerse odaya, şehrimize, evimize akıl kapının önünde el pençe, divan durur. Eğer akıl girecek olursa aşk orayı terk eder. Aşk asla aklın emrine girmez der. Aşk aklın emrine girmez ki. Ne zamandan beri aşk aklın emrine girmiş? Ve aklın emrine giriyorsa, akıl ona sınır koyuyorsa o aşk değildir. Biz onu tabi sevgi olarak nitelendirelim. Onun sınırı vardır, tabi sevgidir. Menfaata dayalıdır. Karşılıklı anlayışa, karşılıklı saygıya derler ya, değil. Karşılıklı menfaata dayalıdır o.
Onun menfaat dememek için biz karşılıklı saygıya dayanan bir ilişkideyiz. Veya işte karşılıklı saygıyla birbirimizi seviyoruz, birbirimize aşıkız falan. Laf onların hepsi de. Eğer karşılıklı sevgiye, saygıya dayalı deniniyorsa, sen bana saygı duyarsan ben sana saygı duyacağım. Sen bana saygılı davranırsan ben seni seveceğim. Ben saygılı davranmazsam sen beni sevmeyeceksin. Karşılıklı anlayış, sen beni anlarsan ben seni anlayacağım. Sen beni anlamazsam ben seni anlamayacağım. Karşılıklı anlayış, karşılıklı sevgi, saygı. Bunun adını açıkça menfaata dayalı bu modern düşünce fahişelerinin ürünü diyemiyorlar. Yani sen bana hediye alırsan ben de sana hediye alacağım.
Sen benim elimden tutarsan ben de senin elinden tutacağım. Sen benim yanağımı okşarsan ben de senin yanağını okşacağım. Sen okşamazsan ben okşamayacağım. Seversen seveceğim. Sevmezsen selamünaleyküm. Eyvallah. Üstad da aynı. İnsanlar üstadlarını da bu daire de seviyorlar. Şimdi yani böyle biraz acı olacak, ağır olacak belki de ama böyle üstadı sevmek de menfaate dayalı. Yani birinizi açacağım buradan da o burada duracak. Veya birinize kötü davranacağım da o burada duracak. Yani birine diyeceğim ki yani sen neden böyle bunları bunları bunları yaptın? Dev olduysa o burada duracak. O yüzden soruyu cevabı almak gerek yok. İşte üstadı sevmenin sınırı nedir?
Daha doğrusu üstadı aşkın sınırı nedir? Aşk o sınır tanır mı? Kenar tanır mı ki? Aşk derinlik tanır mı? Yükseklik tanır mı? Hiçbir şey tanımaz. Eğer gerçekten aşktan. Ama o noktaya ulaşmadıysa o sınır tanır. O kendi kendine der. Ya bunu bu kadar sevmeyin. Ya seveceksen peygamberi seveyim. Ya bunu bu kadar sevmeyin. Ya kendi hanımın var, kendi çocukların var. Elinin adımını ne seveyim ki bu kadar? Ya bu kadar seveyim mi? Yok ya bu doğru bir sevgi değil ya der. Aklı bir taraftan kurcalar onu. Beynini yer onun. Kalbinin ortasını çökertir. Dediğinden bahşetler asılmaya.
İşin var, aşın var, eşin var, çocukların var, akrabaların var. Aklıyla bütme der onu. Adam gidip bir yerde benim şeyhim var dahil diyemez. Diyemiyorsan aklınla davranıyorsun. Biz yeni derviş olduğumuzda Şeyh Efendi'yle Bayıldır'da kimse dolaşamazdı. Çember sakal Şeyh Efendi'de. Kocaman falto, devamlı faltonu dolaştırdı. Bol pantolon, şal var, kafasında takke Şeyh Efendi'nin. Bayıldır gibi kozmopolit bir yerde gezecek. Veya Tire'de. O zaman Tire'de olan arkadaşlar vardı. Bir de Tire tarikatçı mümleket sözde. Orada dahil dolaşmaktan korkarlardı Şeyh Efendi'yle. Ve laf hazırdı. Esnafız efendim. İşte dükkan çalıştırıyoruz.
Millet işte yok dedikodu yapıyor. Yok şöyle oluyor, yok böyle oluyor. Böyle düşünürlerdi. Bir de çok aşıklar şeylerine. Aynı şeyler Ulusa'da da yaşandı. Biz Ulu Cami'ye gittiğimizde hiç kimse gelmezdi. Karşıdan selam verirdi. Kapalı çarşı esnafın pek yakın durmazdı. Çok seviyorlardı bir de. Eğer öyle çok seviyorsa o kimsenin hesabı olmaması lazımdı. Sevmenin hesabı olmaz ki. Seven bir kimse aklıyla böyle hesap etmez. Ben onunla görünürsem beni kötü verlerler, eksik verlerler. Veya ben onunla görünürsem beni yüce verlerler. Ben onun yanında bulunursam negatif bir noktaya düşerim. Veya pozitif bir noktada bulunurum.
Bunu düşünmemesi, hesap etmemesi lazım. Sevmenin hesabı olmaz. Sevmenin hesabı var ise o sevmek dediğin tabi sevgidir. Karşılıklı menfaate dayalıdır. Tasavvuf ise karşılıklı menfaatı red eder. O yedi zümre var ya Arşalan'ın gölgesinde hiç kimsenin gölgesi yokken hiçbir gölgenin bulunmadığı yerde Arşalan'ın gölgesinde gölgelendirilecek olanlardan bir zümre birbirlerini sırf fî sevbilillah Allah için sevip uzakta da olsalar Allah için birbirlerine yakın duranlar Allah için birbirleriyle muhabbet besli uzakta da olsalar
birbirlerini gönüllerinden çıkarmayan kimseler Allah için fî sevbilillah menfaat gözetmeksizin menfaat aramaksızın menfaatı düşünmeksizin sevginin özü sevginin hası sevginin olgunlaşması bu noktadır. Fî sevbilillah Allah için toplanma ve fî sevbilillah Allah için de olma fî sevbilillah mekan ve zaman düşünmeden muhabbetini gönlünü fî sevbilillah sıcak tutma fî sevbilillah muhabbetini yüksek tutma fî sevbilillah bu noktada muhabbet noktasında gönülden gönüle alışveriş etmez gönülden gönüle telefonu bağlamaz zaman mekan
hiç gözetmeksizin eğer ki fî sevbilillah sen hangi noktada olursan ol sevdiğin bir kimseyi hayal edip gönlünde kurup onun için bir damla gözyaşı döküyorsan evet sen fî sevbilillah sevme noktasındasın. Yüreğinde bir sızı hissediyorsan onu özlediysen göresin geldiyse ve ona bir yumuşak nefes göndermek istiyorsan ister sabahın seherinde ister ister öğlenin cavcav sıcağında işte fî sevbilillah sevmek o. Menfaat gözetmeksizin Allah için bakın burası çok önemli. Allah için birbirlerini severler Onların sevgilerinin ortak noktası Allah'tır. Onların sevgilerinin ortak noktası cennet değildir, cehennem değildir mahşer değildir dünya değildir Onların sevgilerinin ortak noktası Allah'tır. Onların her ikisi de sırf Allah'ın sevdikleri için beraberdirler.
Allah'ın sevdikleri için. İşte o sevgi ruhani sevgidir. O sevgi ilahi sevgiye doğru yol almıştır. Ve o ruhani sevgi ilahi sevgi olma noktasında pişiyordur. Ve o Allah için sevgilisini büyütüyorsa Allah için o sevgisini Fırat Nehri gibi gümbür gümbür okyanusa doğru akıtıyorsa Vallahi o ilahi aşka ulaşıyor demektir. O zaman o parasını, pulunu, makamını, mevkisini hanımını, çoluğunu, çocuğunu, eşini, aşını, etrafını unutmak değildir.
Hesap etmeden birisini sevmektir. Hesap etmeden Hesap etmeden ona rağm olmaktır. Seviyorsa birisini Hesap etmeden Sevdiğinin izine basmaktır. Hesap etmeden Sevdiğinin kokusunu tatmaktır. Hesap etmeden Sevdiğinin peşine düşmektir. Hesap etmeden Onun rengine boyanmaktır. Hesap etmeden Onun kimliğine boyanmaktır. Hesap etmeden Onun ruhuyla Ruhdaş olmaktır. Hesap etmeden Allah için sevenler Evet onlar arşarların gölgesinde gölgelenecekler. Çünkü Allah onlara diyecek ki siz benim için birbirinizi sevdiniz. Cehennemden korktuğunuz için değil. Cennetimi istediğiniz için değil. Maddi, ucuz menfaatlar için değil. Manevi menfaatlar için değil.
Çavuş olacaktım. Ulema olacaktım. Halife olacaktım. Şeyh olacaktım. İyi semadan olacaktım. İyi derviş olacaktım. İyi mısırvan olacaktım. Bende bir olmayacaktı demek için değil. Ya Allah için Allah. Burası, püf noktası burası. Bir şeyi yapıyoruz Allah için. Gidiyoruz Allah için. Seviyoruz Allah için. Yiyorsun Allah için. Yediriyorsun Allah için. Elinden tutuyorsun Allah için. Başını okşun Allah için. Allah için. Biliyorsanız. Onu yapabiliyorsanız. Allah yoldaşısınız.
Hani. Aleyhi. İhsan ettin. İhsan ettiği var ya. Allah için birbirini sevenler. Allah için birbirini sevenler. Allah için getenin yarısında bir kadın ona gel dediler. O gitmedi. Allah'tan korkarım. Nikahsız sana dokunamam. Nikahsız sana ilişemem. Nikahsız senin terine dokunamam. Gözüne bakamam dedi. Allah'ın gölgesinde gölgeler. Sevim. Sevmeyi de Allah için seviyoruz. Allah için.
Allah için. O alimdi. O zalimdi. O şeyhdi. O üstaddı. O dervişti. O aşağıdaydı. O yukarıdaydı. O yan yattıydı. O çamura battıydı. Hayır. Allah için. İçimize bakacağız. Huzur edeceğiz. Rabuz edeceğiz. Allah için sevdiklerim kimlerdi siz? Allah için nereye kadar seviyorsun? Nereye kadar yürüyorsun? Nereye kadar yapıyorsun diyeceğiz. Birbirlerinizi Allah için sevin. Üstadınızı Allah için sevin. Kardeşlerinizi Allah için sevin. Hatta eşlerinizi, çocuklarınızı Allah için sevin. Allah için sevin. Eşinizin yanlışlıkları, eksiklikleri, noksanlıkları olabilir.
Siz onu Allah için seviyorsanız onları tamir ve tadilat eder, yürürsünüz. Çocuğunuzun eksiklikleri ve yanlışlıkları olur. Siz onu Allah için seviyorsanız tamir ve tadilat eder, yürürsünüz. Kardeşlerinizin eksiklikleri ve kusurlukları olur. Siz de yanlışlıklar olur. Ama siz onları Allah için seviyorsanız onları tamir, tadilat eder, yürürsünüz. Başlarınızı onların başlarını okşar, sırtlarını okşar, yumuşartır, tatlılaştırır, yürürsünüz. Allah için sevmek acıyı tatlı eder. Allah için sevmek ekşiyi tatlı eder. Allah için sevmek hamı olgunlaştırır. Allah için sevmek eksiği tamamlatır. Allah için sevmek insanı bir anda yükseltir, yüceltir, derinleştirir Allah için sevmek.
Allah için sevmek. Çünkü karşımı Allah'tır. İçimi Allah'tır. Bizler içimizi onunla doyurur, onunla besleyin. Ve nefsin bir tek durduğu yer vardır. Nefisen vurur insana, herkese vurur. Her şeye vurur. Allah için sevgiye yaklaşamaz. Yalan, yıkılır, prişan olur. Helak olur Allah için sevdada. Şeytanın korktuğu bir tek bir şey vardır, bir tek bir şey. Oraya tutunmasını istemez. Oraya tutunmasını istemez. Oraya yaklaşmasını istemez. Oraya yaklaşmasın, oraya tutunmasın da neye tutunursa tutunsun. Oraya yaklaşmasın, oraya tutunmasın da ne tarafa giderse gitsin. Her gün binlerce rekat namaz kılsan, her gün oruçlar tutmuş olsan, şeytan seni Allah için sevdaya götürmek istemez.
Der ki, sabaha kadar Allah'ı zikret. Sabaha kadar namaz kıl. Her gün oruç dur. Allah için sevme der. Ve o kimse namazına bakar. O kimse orucuna bakar. O kimse ilmine bakar. O kimse zikrine bakar. O kimse yaptıklarına bakar. Şeytan onu gösterir. Senin yaptığın zikrullah gibi kimse yapmıyor. Mustafa Özbağ senin yaptığın sohbet gibi kimse yapmıyor. Mustafa Özbağ senin dervişsin gibi hiç derviş yok. Mustafa Özbağ senin yaptığını kimse yapamaz. Bunu şeytan söyletir. Adamın gönlünden, kalbinden gümbür gümbür vurur. Yeter ki o Allah için de ölsün. Allah için hareket ederse yıkılır ortalık. Ürgünde çünkü adam kelimelerini düzeltmeye çalışır. En iyi sohbet edecek olan o ya.
Kalbinden, içinden, aklından, fikrinden kelimeleri düzeltir. Kelimeleri sıralar. Dilinin gerisine sıralar. Şunu söyleyin, bunu söylemeyin. Bunlar beni sevsinler, şunu söyleyin der. Allah için değil çünkü o. Allah için dervişlik yapacak ya. Aman ha ben böyle güzel sallanayım, tatlı sallanayım. Bak şimdi beni iyi sallanıyor, güzel sallanıyor desinler. Şu kameraya da en ön önünde ben çıkayım. Görsünler, cd'yi de alayım, hızım akrabaya dağıtayım. Bak, ben iyi derviş oldum. Görsünler. Kimisi de der ki, aman şuna görünmeyin. Ben görünürsem irticacı oldu derler. Zaman olur kamera, polisin eline geçer. İşte amir memurun eline geçerler. Eyvah perişan oluruz der. Bir de kameradan kaçar.
Hani Allah içindi ya. Allah için ilahi söyler. Allah için sema eder. Allah için çavuşluk eder. Allah için nakiblik, karbalık eder. Allah için üstadlık eder. Allah için dervişlik eder. Allah için babalık yapar. Allah için abilik yapar. Allah için kardeşlik yapar. Allah için. Allah için. Allah için selam vermezse bakıyorsun. Her adama yardım et de kendinize selam vermeyin. Yok ben bu adama neler yaptım. Bak bu adam bana neler yaptı. Sen Allah için yanmamışsın o zaman. Allah bizi affetsin. Allah için yaşayın. Kendinizi rahmet edin bu noktada. Kendinizi pişirin. Acı gelecektir bu. Evet çok acı gelir bu insana. Bu insana gerçekten çok acı gelir.
Çok ağır gelir. Yüreğini yakar, kalbini yıkar. Bütün kartondan evlerini, kartondan dünyasını yıkar. Siz evinize bir kilo şeker götürürken Allah için götürürün. Sen bu bir kilo şekeri götürdüm sen bundan bana çay pişireceksin. Hayır bitti Allah için götürmedin sen onu. Kendine hürmet ve hizmet edirsin diye sen eve baktın. Sen çayı, çorbayı evin ihtiyaçlarını kendine hizmet etsinler diye yaptın. Allah için yapmadın o zaman. Yani onlar sana hizmet ederlersek hizmet edecek. Ne kaldı ki? Tabii sevgi. Seversen severim. Oksarsan okşarım. Öpersen öperim. Tutarsan tutarım. Bu bayılık, akşarılığın işi. Bu çok affedersiniz hayvanların sevgisi bu.
Bu sevgisi nefse ve şehbete dayalı. Dervişler bu noktadan sevmezler. Neden demiş Resulullah sallallahu alaihi vesayda mazzefleri? Asıl iyilik, kötülük yapana iyi davranmaktır, iyilik yapmaktır. Hadi gelin. İşte bu ruhani sevgidir. Bu Allah için davranıştır. Eğer siz kötülük yapana iyilik yapıyorsanız, iyi eğer ki birisi size zulmediyorsa, siz onun zulmünü durdurmaya çalışıyorsanız, onun zulmüne rağmen, siz onun zulmüyle mücadele ediyorsanız, tatlı tatlı, ona ikat ve irşat ediyorsanız, onun zulmünü durdurmak için bir bardak çay içiriyorsanız, işte ruhani sevgi o. İşte ilahi aşk o.
Ve birisi sizi redd etse dahi, siz ona doğru koşuyorsanız, Allah için koşuyorsanız, menfaatiniz olmadan, menfaatiniz olmadan, menfaatiniz olmadan onun elinden tutuyorsanız, menfaatiniz olmadan onun başını okşuyorsanız, menfaatiniz olmadan onun gönlünü okşuyorsanız ve düşünmeden bunu yapıyorsanız, menfaati düşünmeden, hesap kitap etmeden, bir yıl sonra, iki yıl sonra, beş yıl sonra, on yıl sonrasına hesap etmeden, bir gün sonrasına hesap etmeden, onu yapabiliyorsanız, gerçekten Allah'ın erler sınıfına girersiniz.
Er olanlar evliyalıya, yeni bahşeyenlardır. İşte bir evtab, veyahut da kaps denilen, kutup denilen kimse vardır, onun yanında iki tane imam vardır, onun sonra beşler olurlar, dörtler olurlar, beşler olurlar, yediler olurlar, kırklar olurlar, onun sonra işte sekser olur, üç yüz olur, üç yüzden sonra, ayrıyeten bir de, altı yüzler vardır, altı yüzlerin altında, bir tane bin iki yüzler vardır, sıraladır onda, o bin iki yüzlere adam atmıştır adam.
Sevenler, yürürler, Allah için sevenler, ama küçük hesap edenler, küçük hesap, menfaate dayanlar, küçük hesaba dayanlar, onlar yolda kalırlar, onlar, insanları da terk ederler, dergahını terk eder, üstadını terk eder, etraf tıkımları terk eder, terk eder onlar, onlar küçük hesap ederler, bana yan baktı canım, bana düz baktı, ben selam verdim, selamımı almadı, ben yürüdüm, yürümedi, ben ona böyle dediydim, dinlemedi, ben ona şöyle söylediydim, söylemedi, yok canım, bırak yav, o Allah için sevmeyenler, yolda kalırlar,
yolda kalırlar, Allah için sevenler, yol giderler, Allah için sevmiş çünkü, Allah için sevdiyse, bir eli bırakmaz, Allah için sevdiyse, yanını bırakmaz, Allah için sevmiş, Allah için onu tuttuysa, bırakmaz, ben seni Allah için tutmuşum, ister kafama kazma olur, ister çapa olur, istersen balyoz olur, istersen tırnaklarımı sök teker teker, istersen yüreğimi sök, ciğerimi sök, günden güne, milim milim, Allah için sevdim seni, hal senin olsun, bende ne varsa, seviyorsa onundur zaten, sevinin sevdiğidir her şeyi, seven sevdiğinin önüne koyar,
neyi varsa, neyi yoksa, der ki, benim değil, her şeyi sevin, Allah için seviyorsa, sevinin, sevgilisindedir her şeyi, Allah biz onlardan eylesin, Cenab-ı Hak Allah için sevenlerden eylesin, Allah için birbirlerini muhafaza eden, birbirlerini koruyan, birbirlerini elinden tutanlardan eylesin, birbirlerinizi Allah için seviyorsanız, eşlerinizi, çocuklarınızı, akrabalarınızı Allah için seviyorsanız, düşünmeyin, yani hesap ettiğiniz şeyde, Allah sevgisi yoktur, Allah için sevmemişinizi, çok bayığır gelir bana, çok bayığır gelir,
hayatım boyunca bayığır gelmiştir, birisi, ben seviyorsam beni sevecek, çok bayığır gelir, ve Allah beni affetsin, hayatım boyunca, eğer sevdiysen, bir şeyi sevdiysen, o beni ister sevsin, ister sevmesin, hiç hesap etmemişimdir, kendi kendime demişimdir, ben seviyorum bunu ya, bana ne, ben seviyorum, bana ne demişimdir, seviyorsa insan, sever atarken Allah, Allah sevginizi âli eylesin, eylesin.
Cenab-ı Hak sevdiğinizi muhafaza ve mübarek eylesin. Sevgilerinizi Allah için seven kullarından eylesin. hüc-i ihlas müfati aşağıya. Amin. Ya Rabbi okumuş olduklarından asıl olan sahabe, velen bizzat var hikâinâ, sebe ve mevcudâ, sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa, aleyhissalâtu vesselâm Efendimiz'in mübarek latifine, verruf şeriflerini yediğledik, sen vası ve seda eyle ya Rabbi.
Amin. Elbette geçmiş bütün peygamberlerimizin ruhlarına, Cebrail, Mika'il, İsrafil, Azrail aleyhissalâtu vesselâm ruhlarına, onun ehdebiyyeti ve ashab-ı kirâmın, Hazreti Bubekru'na ve Osman'a ve aleyhissalâtu'nun ruhlarına, İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin ve 72 şahaların ruhlarına, tabi'in ve tebe-i tabi'in efendilerimizin ruhlarına yediğledik, sen vası ve seda eyle ya Rabbi. Amin. Aleyhissalâtu vesselâmın şefaatlerini üzerlerimizden eksik etme ya Rabbi. Amin. İhlas ve Fâtiha şerif. Amin. Ya Rabbi okumuş olduğunuz dualardan asıl an sahibi İmam-ı İmam-ı Azâme, Banifi, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Muhammed Hazretlerinin ruhlarına, Dürüm İspir Seyyid Abdülkadir Geylâni, Seyyid Ahmedel Rufay-i Seyyid Ahmedel ve Devin Seyyid İbrahim-i Dulsik'i, Şeyh-i Hâfır Asan'a Rüşâh Azel-i Şah'ın uçurlandı, Muhammed-i Bağdini Şah'cı ve İktaş'ı ve Hacı Bayramveri Mevlana Celalettin Rûmi.
Muhammed-i İftahat Hazretleri ve bütün tür efendilerimiz, numarlarına hediyelilik sen vası ve seda eyle ya Rabbi. Amin. İhlas ve Fâtiha şerif. Amin. İhlas ve Fâtiha şerif. Amin. Ya Rabbi, okumuş olduğumuz dağlardan asıl aksal ve bütün velilerin, evliyaların, dervişlerin, mürşid-i kâminlerin, müminlerin ruhlarına, hasreten Şeyhimizin, sadımız, sultanımız, Bayındırlacı Mustafa Fanda Hazretlerinin ruhanet-i kursiyelerine, ced ve ceddatların ruhlarına yediledik sen vası ve seda eyle ya Rabbi.
Amin. Tüm peyzatların, kevercinların, şefaatlerin üzerlerimizden eksik etme ya Rabbi. Amin. İlk kalemizden, Akrabay tarikatımızdan gelmiş ve geçmişlerimizden ruhlarına, Mehdi Aleyhisselam'ın ruhlarına, burada bulunan ve bulunmayan kardeşlerimizin ruhlarına, burada bulunan ve bulunan kardeşlerimizin ruhlarına, Bursa evliyaların ruhuna ve yaşayanların ruhaniyetlerine, derviş-i dervişan, mürşid-i mürşiden ve liman-ı da ruhlarına ve yaşayanların ruhaniyetlerine, tüm ümmet-i Muhammed'in ruhaniyetini yediledik sen vası ve seda eyle ya Rabbi. Amin. Amin. Ümmetlerin, peyzatların, teveccühlerin, şefaatlerin üzerlerinden eksik etme ya Rabbi. Amin. Estağfurullah. Estağfurullah. Aleyhisselam. Aleyhisselam. Bismillahirrahmanirrahim. Er Rasimler. See their babae REMactiv.
Dostamanουμε, altkak precon70, quienetverseigo jakie köprüne sahiptir hinaus Yorban, gelenlere devrin kesiştikleri

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi