Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 1 Kasım 2020 · 31:52
Padişah, inancımı duydu, hani vezir anladı, padişahla anlaştı ya, padişah ona ceza verecek, ve ondan sonra cezadan birisi gelecek, onu kurtaracak, böylece o Hristiyanların içine girecek, Hristiyanmış gibi davranacak, padişah inancımı duydu, tasubundan canıma kastetti, padişahtan dinimi gizlemek istedim, onun dininden görüneyim dedim, padişah sırlarından bir koku duydu, ona söylediğim sözlerle, töhmet altına aldı beni, dedi ki, senin sözlerin içinde iğne olan ekmeğe benziyor, gönlümden gönlüne bir pencere var, o pencereden halini gördüm, halini gördüm ya, artık sözlerine kanmam senin,
İsa'nın himmeti bir çare bulmasaydı bana, o çıfıtta paramparça ettirirdi beni, İsa'ya canımı feda ederim, başımı veririm, hem de bunu yüz binlerce minnet bilirim canıma, İsa'dan canımı esirgemem, yalnız onun dinini iyiden iyiyebilirim, o tertemiz dinin bilgisizlerin elinde yok olup gitmesine acıklanmaktayım, Allah'tan İsa'ya da şükürler olsun ki, oh vak dine kılavuz olmuşum ben, İşte, vezir, padişahla anlaştıktan sonra, bunları söyledi etrafındaki insanlara, aldatmak için, Aslında o bir Yahudi'ydi, aslında o bir Yahudi veziriydi, ama Hristiyanların dinini ifsad etmek,
Hristiyanların dinini bozmak için, padişahla bir oyun oynayacaklardı, padişahla ahitleşmişlerdi, Ben bu hikayeyi okuduğumda, hemen Hristiyanlıktan dönme, Yahudilikten dönme, Pavlos aklıma gelmişti, Ve, yıllar sonra, Hz. Mevlana'nın Mesnevi'ye, bu hikayeyi niçin aldığını tefekkür etmeye başladım, Ve şunu, şu kanaata erdim, nasıl, Hristiyan dinini bozmak için Yahudiler, Kendi içlerinden ajanlar sokaraktan, Hristiyan dinini ifsad edip bozdularsa, Aynı Yahudiler, lanetlenmiş olan o Yahudiler, Veyahut da, o Cenab-ı Hakk'ın, ilahi dinini ifsad etmek isteyenler,
Müslümanların içerisine, böyle Pavlosvari insanlar katıp, İnsanların dinlerini, ifsada uğratmak isteyebilirler. O yüzden, Hz. Mevlana, bu tehlikeyi görüp, bu hikayeyi yazmış olarak, kendimce tanımladım. Ve, bütün dindarların içerisinde, Pavlosvari alimler, şeyhler, Pavlosvari düşüncede olan insanlar, o ilahi dini ifsad etmek için, bozmak için, Özel çabalar sarf etmişler.
İşte, Yahudi padişahla anlaşan, Yahudi vezir, Kendisini sanki padişahın azabından, gazabından kurtarmış gibi göstermekte. Ve, belimize zünnar kuşanalı, Yahudiden de kurtulduk, Yahudilikten de, dedi. Ey insanlar, çağ, İsa'nın çağı, onun dininin sırlarını canla başla duyun. Padişah, vezir ne dediyse yaptı ona, halk o gizli düzene şaştı kaldı.
Onu, Hristiyanların bulunduğu bir yere sürdü. O da bundan sonra onları, davete koyuldu. Demek ki, padişahla, vezir bunu anlaştılar. Ve böylece, vezir, padişahın düşmanıymış gibi göründü. Ve halkın içerisine girdi. Kıymetli dostlar, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin, Ahir zamanla alakalı hadis-i şerifleri vardır.
Bunlar bir kısmı, Bab-ül Fiten'de geçer, Buhari'de. Bu hadis-i şeriflerde, enteresan protipler vardır. Ahir zamanda öyle bir zaman gelir ki, Sizin içinizden, sizin dilinizi konuşan, Sizdenmiş gibi görünen, Ama sizi dinden uzaklaştıran alimler olur. Sizin dilinizden konuşur, Sizin dilinizden sizi anlatır.
Böyle siyasetçiler olur bu manada. Ve onlar sizin dilinizden konuşurlar hep. Ve sizdenmiş gibi görünürler hep. Ve hep sizden yanaylarmış gibi görünürler. Ama onların amaçları, Dünyayı, Dünyayı elde etmek, Dini ifsad etmektir. Hadis-i şeriflerde mana budur. Bu hadis-i şerifleri muhakkak, Hazreti Mevlana'da okudu. Ve muhakkak, Hazreti Mevlana, Bu geçmişteki ümmetlerin başına gelenleri de gördü. Ve bu Yahudi, Hristiyan ile, Vezir hikayesini, Mesnevisine koydu. Enteresan bir şey. Bu mesnevinin başlangıcında da bunlar. 350. Beyt'te. Ve enteresan bir şey. Ve bu ardı ardına cariye hikayesi, Ve aynı zamanda duduk işi hikayesi, Üçüncüsünde, Üçüncü hikayede, Bu padişah-vezir hikayesi.
Bu hikayeleri böyle ardı ardına baktığınızda, Bir ilahi keramet var. Bir insanın dini anlayışını ve düzenini, Tasavvuf anlayışını ve düzenini koruyor. Cariye hikayesiyle asıl sevilmesi gereken, Yolun ne olduğunu anlatıyor. İlk girişse, İlk giriş, 18 Beyt ve ondan sonra cariye hikayesine kadar, Ana hatları çiziyor. Ve şimdi de, Bir dini ifsad edenlerin, Nasıl olabileceğini söylüyor bize. Ve diyor ki, Başınızdaki şeyhlere dikkat edin. Başınızdaki hocalara dikkat edin. Başınızdaki imanlara dikkat edin. Başınızdaki siyasetçilere dikkat edin. Sizin oyunuzu almak isteyen, Sizi peşinine takmak isteyen, Gelin etrafıma diyenlere dikkat edin.
Bunların içerisinde, Hüsnü niyetli olmayan insanlar olabilir. Bu padişah vezir hikayesindeki gibi, Birisi bizim içimize girip, Bizim dinimizi ifsad etmek isteyebilir. Bizden görünebilir. Bizim gibi namaz kılabilir. Bizim gibi oruç tutabilir. Bizim gibi konuşabilir. Bizim gibi davranabilir. Dikkatli olun. Uyanık olun. Dikkatli olun. Uyanık olun. Ve eğer ki bir konuşmacı, Bir sohbetçi, Bir hoca efendi, Bir hacı efendi, Bir şeyh efendi, Bir kim olursa olsun, Söylediği şey, Yaptığı iş, Söylem ve fiilyat, Kur'an ve sünnete uymuyorsa, İtaat edilmez, uzak durun. İtaat edilmez, uzak durun.
Hristiyanlar azar azar onun çevresinde toplanmaya başladı. Topluluk yüz binlere vardı. Sufilikte bir ibare vardır. O kimse şeyhini söyleyecek. O kimsenin şeyhi yoksa, O kimseden uzak durun. Senin şeyhin kim? Kimsenin şeyhin. Yok. Uzak dur. Rüyamda bana görev verdi. Sağlığında neredeydin? Sağlığında neredeydin? Sağlığında yanında mıydın? Hiç görmedik seni. Ölmezden önce de bize demedi.
Ben öldükten sonra hiç görmediniz, Hiç bilmediniz, Bir şeyhe intisap edeceğiniz demedi. Bana dedi ki, Mustafa efendi sakın ha! Oldum deme. Bütün dergaha ilan et. Herkes istihara yapsın. Rüyasında gördüğü kimseye tabi olsun. Tamam. Harika. Bir şeyh efendi çıkmış. Müritleri bana soruyor. Şeyhi kimmiş dedim. Şeyhi yokmuş efendim dediler. Nereden terbiye almış? Nereden seyr-i sülûk bitirmiş? Kimseye rüsülünü başlatmış? Laf yok. Dedim ajandır o. Ajan.
Kimsin? Neredesin? Nesin sen? Ses yok. Allah muhafaza eylesin. Gidilmez peşinden. Bir hoca vaaz ediyor. Harika. Kimden almış eğitimi? Sorun. Vaaz eğitimini kimden almış? Filanca hocadan. Harika. Başka kimden? Filanca hocadan. Harika. Neymiş? İşte ilahiyattan mezun. Tamam. Harika. Akademik adam. Çıkacak vaaz edecek. Akademik. Akademik adam. Şeyhliğe kalkmış. Şeyhi kim? Yok. İki tane tasavvuf kitabı yazmış. Şeyhlik yapacak. İki tane tasavvuf kitabı kendisi de yazdığı değil. Ya çevirmiş. Kimden?
İks kimsenin bir tasavvuf eserini çevirmiş. Şeyhlik yapacak. Kardeş şeyhi kim? Yok. Hey filanca yerde ilahiyatta profesör. Kardeş akademiliğine devam etsin. O yazılmış kitapları devşirsin. Türkçe'ye çevirsin. Onun işi o. Neden? Kendi yazdığı bir şey var mı? Yok. İks kimsenin kitabını devşirmiş. E tamam. İks kimse kitabını devşirdi diye para ödedi mi? Hayır. Hırsız. O kitabı sattı mı? Sattı. O kitaptan para kazandı mı? Kazandı. Onun fikri kendine mi ait?
Hayır. Onun hali kendine mi ait? Hayır. Ne yaptı? Başkasının dervişliğinin üzerinden para kazandı. Neresi şeyh bunun dedim? Aaa. Enteresan bir şey. Evet. E sen şimdi dedi bizim hocamıza şeyh değil mi diyorsun? Kardeş. Ben kimsenin şeyhliğini alıp veremedim bir kimse yok. Ben soruyorum. Senin dediğin bu profesörün şeyhi kim? Şeyhi kim bunun? Seyri sülükunu kimin elinde bitirdi? Seyr-i sülûk'e girdi mi? Kaldı. E üniversitede var nasıl olsa talebeler.
Üç beş tane de sınıf geçmek için talebe etrafını topla. Zaten birkaç tane sınıfın dersine de giriyordur. Yirmişerden beş tane sınıfı girse yüz kişi. Herkes sınıfı geçmek için şeyh desen olacak ona. Değişen bir şey yok. E bir de ilim ehli. İlim ehli. Bu rüyalar için bırakın bu rüyaları. Neden? Hadis var. Rüya peygamberliğin kırk altı cüzünden bir cüz. Nereye koyacağız? Aa yok. Onda rüya tevili yok ya. Rüya gören de yok. Rüya görenler sapık hep. Allah bizi affetsin. Hepsi de mümkün. Fıkıh halimi. Kimden okudun kardeş? Sen fıkıhçısın.
Kim okuttu seni? Kimsenin üstadın? Fıkıh üstadın kimsenin? Hadisçi. Hadis üstadın kimsenin? Ben ilahi hayattan bitirdim. Orada hadis kürsüsünde okudum. Tamam. Akademilik senin işin. Kütüb-i siddeye ezberledin mi? Yok. Bir hadis doçentine sormuştum bunu. Hocam dedim. Kütüb-i sidde hıfzınızdadır. Ben gayri ihtiyarı. Yok hayır dedi. E dedim hadisçilerde genelde dedim. Kütüb-i siddeyi hıfzettirler dedim. Usul böyledir. Öyle değil mi dedim ben? Evet dedi. Klasik hadisçiler öyle dedi. Kaldım. Siz modern hadisçisiniz. Hıfzetmenize gerek yok yani. Modern hadisçilerin hadisleri hıfzetmesine gerek yok.
Hadis alimi dediniz mi bir kimseye? O kütüb-i siddeyi hıfzında bilmesi lazım. Rahileriyle beraber hadislerin geliş noktasını, gidiş noktasını, hadislerin derecatını, geliş gidişine göre, hukuk hadislerini, muamelat hadislerini, sosyal hadisleri, aile hadisleri, nikahla alakalı, çocukla alakalı, anne babayla alakalı, ticaretle alakalı, zekatla, namazla, oruçla, haçla alakalı. Bölüm bölüm hadis alimi dediğiniz kimsenin bu hadisleri hıfzetmesi lazım. Hadis alimi bu. Kim? Fıkıh alimi. Harika. Hangi fıkıhtan? İşte Hanefi'den. El Hidaye'yi en azından hıfzetmesi lazım. Üniversitede fıkıh hocası El Hidaye'den haberi yok.
El Hidaye'yi hıfzetmesi lazım onun. Hıfzında olacak El Hidaye. En azı bu. En azı. En azı. Ya? O İbni Abidin'i hıfzetmesi lazım fıkıh halimi dediğinin. El Hidaye'yi hıfzetecek. Fıkıh halimi dediniz. Bu müştehit filan değil ha. Biz Hanefi'den bir fıkıh halimi dediğimizde El Hidaye'yi hıfzetecek. Üstüne İbni Abidin'i hıfzetecek. Hıfzetecek. Koca İbni Abidin'i. E fıkıh halimi. Nerede?
İşte ilahiyatta fıkıh profesörü. Harika. El Hidaye'den haberi yok. İbni Abidin'den haberi yok. Nereden haberi olmadığını öğrendim? Orhan hocadan. İzmir'deki. O Konya'ya gitmiş orada bir konferansı varmış. Anne karnındaki ceninle alakalı. Bana telefon açtı. Dedi ya böyle böyle anne karnındaki ceninle alakalı böyle bir sıkıntı var. Dedim hocam yüzde kaç dedim sen geri dönüşün. Binde sıfır dedi. Bin tane deney yapmış sıfır. Hocam dedim ailenin dedim bu noktada görüşü alınaraktan veya devlet dedim bu noktada kendisi iştahat edebilir. Dört aylığa kadar çocuklar alınabilir. Dedim İbni Abidin'de bunun fetvası var. Hanefilerde. Var mı dedi. Var dedim ben.
Ya biz burada konferanstayız dedi. Birbirimize gireceğiz dedi. Yok hocam dedim. Sen benim telefonumu verebilirsin. İbni Abidin'de bu fetva var dedim. Hemen hoca gitti oradaki doçente. Hanında oluyor bu ha. Konferansta. Telefona çık soruyor. Diyor ki hocam böyle böyle bak diyor Bursa'dan ben diyor Karabaşı Veli Tekkesi'nin dedesi var. Onu aradım. O diyor ki diyor. Hocam bu meseleler eski fıkıhı kitabında bile var. İbni Abidin'den açıp bakabilirler. Ama onlar İbni Abidin ben öyle dedim. Onlar İbni Abidin'i okumamıştır ki hocam dedim. Anında söyledi okumadık dedi. Dedim el hidaye okumuşlar mı sorun? Okumamışlar. Fıkıh okuyor bunlar. Fıkıh okuyor.
Yarın onlar televizyona çıkacaklar, ders verecekler bize. Ondan sonra çıkıyor bayraktar bayraktar gibi bir kimse. Kaza namazı yoktur diyor. Evet. Bunların arkaları boş. Parayla doçentlik, parayla profesörlük yapıyorlar. Yetiştirmiyorlar kendilerini. Yetiştirmiyorlar. Ondan kaynaklanıyor. Şeyhler de aynı. Adam sabahleyin kalkıyor, şeyh oluyor. Yanına da üç beş kişi, şeyh olmuş adam. Oğlum bu adamı dergâhta görmedik hiç biz. E olmuş. Nasıl olmuş? Paraşütle inmiş. Bu paraşüt nedense ona inmiş. Şeyh efendi bunun hakkında böyle bir şey demedi.
Sana dedim yok, ona dedim yok, ona dedim yok. Nereden oldu? E olmuş. Olmuş. Sonu yok. Bir başka. Vefat etmiş adam. Demiş ki, torunum asıl şeyh. Ne? Torunu. Dedim kaç yaşında torun? Beş yaşında dediler. E ne olacak dedim ben. Torun büyüyünce kadar halifesine demiş ki, torun büyüyünce kadar sen götüreceksin demiş. Ama asıl vazife torunun. Herkes torunu beş yaşında böyle duruyor. Dedim yok. Tasavvufta yok böyle bir şey. Tasavvufta yok. Ama yok. Var. Halimiz bu.
Pavlos'u o yüzden iyi dinleyin. Yani Hristiyanı. Gerçekte Yahudi ama Hristiyan. Ne yapıyor? İnsanların dinini ifsad ediyor. Din, Kur'an, Sünnet. Dikkat edin. İşte böyle sahtekarların etrafına insanlar azar azar azar toplanıyor. Geçmişini bilmiyorlar. Şeyhini sormuyor. Senin şeyhinin şeyhi kim? Onun şeyhi kim? Böyle bir şey yok. Bir arkasında bir tane filanca şeyh efendi vardı. Neredeydi? X yerde. Yok. Ben yeni derviş olduğumda Bayındır'da yukarıda bir Lütuflar Köyü var. Yukarıda Hacı Mehmet yukarıdaki o Lütuflar Köyü'nde bir tane üfürükçü bir hoca varmış. Duydun mu sen onu hiç?
Evet. İzmir'den bir tane müridi var bunun. Adam bizim o tarafta üfürükçü bir hoca. Millet muskacı. Adam onu şeyh olarak tanımış. Ben diyor Lütuflar Köyü'nde filanca mübareğe bağlayım. Ya orada şeyh yok diyorum ben. Ya var diyor. Ya kim bunun adı filanca? Sordum soruşturdum üfürükçünün teki. Adamın eli cebinde bayanın boyuna Allah'ı zikrediyor. Boyuna dersi var onun. Mübarek diyor gitme korkuyorum şimdi yanına diyor. Neden diyorum ben? Gene ders verecek bana diyor Mustafa Efendi. Dua et de diyor bana ders vermesin. Dedim bana ders verdiği son rüyanı anlatırsın. Anlatsana dedim ben. Gençlik var ya bizde böyle merak ediyoruz. Adam kuş uçarken görmüş. Dedi ki bir kuş uçuyordu mübarek dedi.
Onu anlattım dedi. Mübareğe dedi. Kuş mübarek yani. Eee dedim ben. Beş bin daha dedi ilave etti dedi. Kaç çekiyorsun dedim ben. Şu anda kırk bin çekiyorum dedi. Gideceğim dedi. Şimdi dedi mübareğe tekrar bir rüya gördüm dedi. Sakın anlatma dedim. Sana anlatabilir miyim dedi. Bana anlatırsan dersini alırım ben senin dedim. Böyle baktı şimdi bu. Ama dedim senin dersini alırsam dedim. Şeyhin dedim yolundan çıkmış olursun yalnız dedim. Bu durdu şimdi. Sizin Şeyh Efendi dedi nasıl veriyor dersleri dedi. Şeyh Efendi dedim rüya anlatırlar dedim. İşte bir virk tarif eder ona sayısız çek bunu der dedim. Genelde de dedim. Ya ben o zaman bayındırdayım.
Şeyh Efendi hiç karışmıyor. Oğlum sen istediğini istediğin gibi yap diyor bana. Dedim genelde dedim. Ben dedim değiştiriyorum burada dedim. Sen şeyhsin o zaman dedi. Hayır dedim. Şeyh Nevşehir'de dedim. Ben rüyamı anlatacağım sana da. Anlattı bu şimdi rüyasını. Allah biliyor içimdekini. Senin bütün derslerini yüze indirdim dedim. Nasıl dedi basbayağı dedim. Sen bugün nerede kalacaksın dedim ben. Kız kardeşim var dedi filanca yerde. İyi sen dedim. İyi sen dedim oraya git. Tabii ben de daha yirmi altı yaşındayım o zaman. Dedim inanıyorum değil mi? İnanıyorum dedi. İyi git dedim. Yüzer tane çek dedim bütün derslerini. Bütün derslerini yüze indirdim ben senin dedim.
Bu yüzü bitirememiş evde. İşte besmele yüz tane çekecek. Bismillahirrahmanirrahim. Horluyormuş. Kız kardeşi diyormuş ki abi horluyom. O kendine geliyormuş. Besmeleyi bitiremedin dedi. Sabahleyin koşa koşa geldi yanıma. Dedi ben besmeleyi bitiremedim. Demek ki daha sen dedim besmeleye geçememişsin gerçekten. Nasıl? Basbaya dedim. Gençlik var ya o zaman böyle takır takır böyle biraz da kinayesini oluyormuş gibi oluyor ama bildiğimi söylüyorum. Sen dedim daha besmeleyi geçememişsin. Senin daha dedim çok alınacak yolun var. Ben ne yapayım şimdi? Git mübareğe söyle senin dedim mübareğe. De ki dedim ben bayındır da bir Mustafa Özbağ'la görüştüm.
Mübarek benim derslerimi yüze indirdi. Ben o yüz besmelinin yüzünü de çekemedim. Hikmet ne dedim ben. Gitmiş. Demişsin hani bir üflerim bağlarım her tarafını bak demiş. Bir daha sakın bir yere gitmeyeceksin. Seni demiş deli divane çıkarırım demiş. Aklını bozarım senin demiş. Bir muska yaparım sana demiş. Evini barkını dağıtırım demiş. Adam her dönüşte bana uğrardı. Gelmedi adam. Bir ay bir buçuk ay geçti geldi. Mustafa Efendi dedi ya ne oldu biliyor musun? Ne oldu dedi ben korkumdan gelemedim sana dedi. Böyle böyle oldu dedi. Dedim daha hala da inanmıyorum muskacının büyücünün teki dedim ya. Sen hala daha dedim ona şeyh diye gidiyorsun dedim.
Çok böyle. Allah bizi affetsin. Bu tip insanların etrafında da insanlar toplanıyorlar. Bir edepli duruyorlar etraflarında. Bir edepli duruyorlar. Bir terbiyeliler. Laf dahi söylemiyorlar. Birisi ona laf söylesin. Car tak yırtıyorlar o laf söyleyeni. Şeytan onları kıymetlendiriyor. Şeytan kendine dost olanı kıymetlendirir. Şeytan Allah'a dost olanı da kıymetsizleştirmeye, öyle göstermeye çalışır. Bu işin çilesi de bu. Görünüşte hükümleri söylüyordu, öğüt veriyordu. Fakat iç yüzünde ıslık çalmadaydı. Tuzak kurmadaydı. Demek ki bu dini ifsat edecek olanlar ne yaparlar? Görünüşte size din anlatırlar. Görünüşte size hakikati söylüyormuş gibi söylerler.
Derler ki biz Allah yolunda çalışıyoruz. Sohbet ederler. Zekatlarınızı bize getirin. Biz Allah yolunda çalışıyoruz, koşturuyoruz. Paralarınızı bize getirin. Biz Allah yolundayız. Derilerinizi bize getirin. Biz Allah yolundayız. Etlerinizi bize getirin. Biz Allah yolundayız. Bize aman ha her şeyinizi bize taşıyın. İçleri ıslık çalar. İfsat ederler. Birisi gelir, ben işte başı açık da namaz kılabilir miyim? Allah senin namazına bakar, başının açıklığına bakmaz. Kılabilirsin der. Bana gelir sorar, başı açık namaz kılınmaz, olmaz, caiz değil. Namazda örtünmek farzdır derim ben. Hocam biz sizi çağdaş bir hoca biliyorduk ama hiç de siz gerici biymişsiniz.
E filancaya gittik. E orada başı açık da namaz kılabilir dediler bize. Ya diyemezler. Yok dediler. Ya olmaz. Mümkün değil. Yok dediler hocam. Eee kaç paranı aldılar dedim en sonunda. Nasıl yani? Bas be ne kadar yardım ettin oraya? Eee anlattık, görüştük. Allah yolunda gidiyorlar. Yardım etmemizden ne anlamı var? Kaç para verdin? Kaç para verdin? Susuyor şimdi. Kaç para verdin? Hocam üzerimde benim yeteri kadar yoktu. Ben üzerimdeki bir buçuk iki miller bıraktım. Ondan sonra beyimi çağırdım. Beyim ne kadar verdi içeride bilmiyor. Bursa'da, Bursa'da. Yabancı yerde değil.
Münbüt toprak burası. Şuraya bir tane gişe koysam, sohbete giriş on lira desem daha kıymetli olurum ben. On lira verince ip gibi dinler herkes. İp ip sıraya dizilir. Tesbih tanesi gibi. Herkes dinler. On lira verdi mi valla yanındakini konuşturmaz bile. Para verdi ya. Kıymetli olur. Neden? Parasız olunca kıymetsiz oluyor. Para olunca kıymetli. Çanakkale valisi söylemişti. İstanbul'dan bir semazen ekibi getirmişler. 37 milyar vermişler. Yeme, içme, yatma, barınma hariç. Bir de tavırları, tafraları da çekmişler.
Diyor ki hocam baya tavır, tafra çektik. İçimden dedim ki ya biz bedava geliyoruz o yüzden kıymetimiz yok. Sonra tabii lafı dolaştırdım. Biz dedim fise billah geliyoruz ya kıymetimiz yok sayın valim dedim. Ama gene işte gitmezden önce oraya bir ekip daha getirdi. Bir de kendisi yine itiraf ediyor. Gemiye bindik. Diyor ki iyi oldu ama getirdiğimiz. Tabii vali bey dedim. İyi oldu dedim. Aranızdaki fark anlaşıldı dedi. Evet dedim. Allah razı olsun. Fark anlaşıldı. Bana çünkü bir madalya taktılar. Allah bizi affetsin. Görünüşte hükümleri söylüyordu.
Öğüt veriyordu. Fakat üç yüzünden ıslık çalmaktaydı. Tuzak kurmaktaydı. İşte bunun için kimi sahabe peygamberden gülyabaniye benzeyen, adamın yolunu şaşırtan, azgın nefsin düzenlerini öğrenmek isterdi. Diyelim buradan devam edelim önümüzdeki haftaya. Selamun aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.