mustafaozbag.org

529. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Temmuz 2017 · 53:13

Selamun aleyküm. Allah gecenizi, gündüzünüzü hayırlı eylesin. Allah ayınızı, yılınızı, nefeslerimizi hayırlı eylesin. Son nefeste cümlemize iman nasip eylesin. Her daim kendisini zikreden, kendisine kulluk eden, kendisine tövbe eden, hakiki müminlerden eylesin. İnşallah. Dergâhtaki kardeşlerim hariç dışarıdaki insanlarla sürekli sorun yaşıyorum. Sizin anlattığınız sufi hayatını da yaşayamadığım için iki yüzlü ve kötü bir insan olduğumu düşünüyorum. Ölmeyi bile istiyorum. Bu halden nasıl kurtulabilirim?
Bir kimsenin ahlakı güzel ahlak olursa o zaman içeride de dışarıda da kendisi için, kendi vicdanı için bir problem olmaz. Ama şunu unutmayın. Yani böyle biz güzel ahlaklıyız da işte dışarıda hiçbir problem yaşamayacağız. Hiçbir sıkıntı olmayacak. Veyahut da biz bir dergâha girdik. Bir sufi hayatın içindeyiz. Yani bütün insanlar da öyle davranacaklar bize. İşte bizim bütün problemlerimiz hal olacak. Biz bir problem yaşamayacağız. Veya bütün insanlarla problem yaşamayacağız. Bu böyle bir şey yok. Çünkü hani İmam-ı Tirmizi'nin rivayet ettiği hadis var ya, halkın eziyetlerine katlanmak. Biz insanların eziyetlerine katlanmayı bileceğiz. Bu bir güzel ahlak numunesi olacak. Biz eziyetsiz bir dünya, eziyetsiz bir hayat beklemeyin. Çünkü siz sufi ahlakın özelliklerini, sufi ahlakın güzelliklerini sergilerken bu ama içeriden, derviş kardeşlerinizden, ama ailenizden, ama sülalenizden, ama dışarıdaki diğer ilişkide bulunduğunuz kimselerden size karşı eksiklik, noksanlık yapılacaktır.
Burada önemli olan sizin tavrınızdır, sizin tarzınızdır. Sizin burada duruşunuzdur önemli olan. Bu nedir? Siz her halükarda Kur'an ve sünnete göre davranacaksınız. Bu Kur'an ve sünnete göre dediğimizde bunun yelpazesi biraz geniş. Kimisine şeriata göre davranırsınız. Davranış biçimi olarak. Bu anında vakkaya, özür dilerim, bu anında vakkaya iştahat etmek gibi.
Mesela örnekleyecek olursak bunu, kibirlenene kibirleniniz. Karşınızdaki bir kimse var, size kibirlilik yapıyor. Eğer ona tevazu gösterirseniz, o kimse kendi halinde daha da firavunlaşacak. Yok ona tevazu gösterilmez firavunlaşacaksa ne olacak? O kibirlenene, ona kibirleneceksiniz ki o kibirlenmenin ne olduğunu görecek. Ola ki tövbe eder. Böylece o kibirlenene, kibirlenerekten onun normalde kibir damarını kırmayı hedefeyeceksiniz. Ona kibirlenmekten kastınız bu olacak. Ama öyle kimse vardır. Siz o kibirlenince ona tevazu gösterirsiniz. O sizin gösterdiğiniz tevazuyla ne olur? Doğruyu bulur. Ama sizin gösterdiğiniz tevazudan doğruyu bulmuyor.
O kendini küçük dağların yaratıcısı gibi görüyor. Matah bir şey zannediyor. Var bu toplumda böyle insanlar. Ona sufi terbiyesiyle, sufi ahlakıyla davrandıkça o kendini bir şey zannediyor. O daha da zannedecek, o daha da arttıracak. Bu daha tehlikeli. Neden? O kibirlendikçe firavunlaşacak, ahirete gidecek ona. O yüzden ona devamlı hala da tevazuyla davranmanın bir anlamı yok. Eşler arasında da hayır. Öyle erkek kardeşler var ki evlerinde eşlerine, çocuklarına ondan iyi derviş yok, ondan başka bilen yok, ondan iyisi yok, ondan güzeli yok, ondan tatlısı yok, ondan fazla daha iyi derviş yok. Yok ya böyle değil, çoluğuna çocuğuna dervişim diye zulüm, yok böyle bir şey. Bir de hakaret, küfür, bir de maneviyatı çok geniş.
O kadar maneviyatlı ki. Ona da kibirlenmek. Türkler de şimdi ya, sen evde ne teröristiriyorsun? Bu nasıl bir dervişlik? Bu nasıl bir sufilik? Bu nasıl bir sünnet ahlakı? Ona da kibirlenmek. Ona da dur ya sen ne yapıyorsun demek. Birinin telefonu açık yaradı da. Ondan kaynaklanıyor. Senden değil cegırtı. Normalde ona da kibirlenmek. Bunun gibi. Fakat buçukta da bizler kendimiz, Kur'an ve sünnet dairesinde biz ahlakımızı güzelleştireceğiz. Dışarı da aynı güzel ahlakla cevaplarız. Biz o güzel ahlaktan ayrılmamaya gayret edeceğiz. Burada kibirlenene kibirlenin demek, sövene sövün demek değil.
Dövene dövün demek değil. Allah muhafaza eylesin. Bundan da bunu çıkarmayın. Biz ne olursa olsun, biz güzel ahlaklı davranmaya gayret edeceğiz. Dışarıda problem de yaşayabiliriz. İçeride de yaşayabiliriz. Bakın dışarıda da yaşayabiliriz, içeride de yaşayabiliriz. Ama bunları güzel ahlakla, tatlılıkla savuşturmayı, güzel ahlakla, tatlılıkla karşılık vermeyi göreceğiz. O yüzden biz güzel ahlaklı davranırsak, inşallah kendimiz de iki yüzlülükten kurtulmuş oluruz. Dergâh da burada zikrullah değil, evde terör estiriyor. Burada nur, âlâ nur. Sokağa git, Allah muhafaza eylesin. Biz bunlardan olmayalım, inşallah. Zikir ve tövbe ile işlenilen günahlardan temizleniyoruz.
Peki bu günahlardan dolayı duyulan vicdan azabı nasıl giderilebilir? Vicdan azabının ilacı Allah'ı çokça zikredip tövbeye devam etmektir. Ne zaman ki o kimse o günaha hiç dönmedi, bir daha. Üç ay, beş ay, bir yıl, iki yıl, üç yıl, beş yıl, yedi yıl, on yıl, ne kadarsa. Kalbinde o vicdan azabıyla alakalı o siyah leke ne zaman geçti, o zaman geçecek o.
Bunun tedavisi Allah'ı zikir ve tövbe ve salih iyi ameller işlemek. Bunun tedavisi bu. Yalnız böyle, ya benim vicdanım rahatlandı, temizlendi, tertemizim. Bu noktayı da getirmeyin kendinizi. O acıyı hissedecek insan. Bunu yazan kardeş acıyı hissediyor. Acıyı hissedecek. Bu acıyı hissedişi, inşallah Rahman onu tövbenin hakikatine götürecek. Bu acıyı hissetmek, onu zikrullahın hakikatine götürecek. O acıyı hissedeceğiz. O sancıyı, o sıkıntıyı, o sızıyı, o gönlümüzün daralmasını hissedeceğiz. Ve bir daha tövbe edeceğiz. O vicdan bizi rahatsız edecek, yaralacak. Bizim canımızı acıtacak. Her canımızı acıttığında tövbe edeceğiz. Her canımızı acıttığında secdeye gideceğiz.
Her canımızı acıttığında aman diyeceğiz, tekrar geriye dönmeyelim. Allah'ın zikrine sımsıkı yapışalım, zikrullah halakalarından ayrılmayalım. Aman diyeceğiz, iyilerin yanında, salihlerin yanında olalım. Bir daha o yanlışlıklara düşmeyelim diyeceğiz. Hiç kimsenin nefis eminliği yok. Öyle biz derviş olduk artık. Bir daha böyle kötülüklere düşmeyiz, yanlışlıklara düşmeyiz. Sakın ha. Düşer insan. O yüzden zikrullah'a devam, zikrullah meclisine devam, salihlerle beraber olmaya devam. Son nefese kadar. Öyle ya biz yaşımızı başımıza aldık, hiç güvenmeyin. Ben bilmem kaç yaşına gelmiş insanların dergâhta ayağını kaydını görmüş insanım. Adam böyle yok ya bundan sonra kırkından sonra da mı olur?
Elli'sinden sonra da olur. Altmışından sonra ayağı gözük, başı kayan, perişan olan insan gördüm ben. Bakın, bir kimse bir dergâhtan ayrılır, başka bir dergâha gider. Orada sımsıkı durur. Sıkıntı yok bundan. Gittiği yer gerçekten de bir mürşidi kamilin dergâğıdır. Bunda bir problem yaşamaz. Bu haktır. Buna ehli tasavvuf böyle zikretmez, böyle söylemez hiç. Aman hiç kimse gitmesin diye. Alakası yok. Hani ama nasıl Muhammed-i Mustafa'yı bırakıp da İsa Aleyhisselam'a giderse o kimse mürtet oluyor ya. Neden? O güneşi bıraktı, ayağı gitti. Ayağı bıraktı, yıldıza gitti. Hadis-i şerif, şehre göçen insan bir daha köye göçemez. Hadis-i şerif, siz daha büyüğünü bulmuşken küçüğüne gidemezsiniz.
Siz şehre yerleşmişsiniz. Ben gideyim köye oturayım, köyde iki dönüm yerim var, orayı işleyeyim, kafamı dinleyeyim. Caiz değil bu. Bu tembel insanların, mücadeleden uzak olan insanların, bu ileriyi göremeyen insanların yolu. Böyle bir şey yok. Böyle bir şey yok. Ya göçmeyeceksin şehre, oturacaksın oturduğun yere, ya da göçtün mü oranın hakkını vereceksin. Ya gidip bir dergaha girmeyeceksin, bir sufi topluluğa bulunmayacaksın, gidip bir el tutmayacaksın. Ya da tuttun mu hakkını vereceksin onu. Gittin bir dergaha bağlandın, hakkını vereceksin. Hakkını vereceksin oranın. Hakkını vermezsen nimete nankörlük etmiş olursun. Nimete nankörlük etme, Allah elinden alır. Ondan sonra bahanen çok olur senin.
O bahaneleri çok dinledik biz, otuz yıl boyunca. Her gidenin bir bahanesi vardır. O haklıdır, şeyhine karşı haklıdır, zakirine haklıdır, dervişine karşı haklıdır. Onun hakkını savunan olmamıştır, onun hakkını veren olmamıştır. Anlat Allah anlat, dinle Allah dinle. Sabah üçlere kadar dinlemişim, dörtlere kadar dinlemişim ben. Dergahattan ayrılan bir tane haksız insan görmedim ben. Dinlersen, herkes haklı. Yürü kardeşim ya, şeyhin var mı senin var? Yürü, şeyhinin ağzına bak sen. Şeyhinin diline bak. Koşturacak alan var mı var? Koş. Benim ayağıma çelme taktılar. İyi, düş bir daha kalk. Benim ayağımın taş aldı.
Ha sen düz toprakta koşacaksın, rahman at mısın? Ayağını taş da alacak, ayağını toprak da alacak. Sen düz zannedeceksin, yokuş aşağıya gideceksin. Yokuş aşağı diyeceksin, yokuş yukarı gideceksin. Sen düzgün hiçbir şey yok diyeceksin. Bir bakacaksın ki sulak, bataklığa gir, düşmüşsün de hiçbir şey. Yürü kardeşim yürü. Yürü. Durma. Nefsine uyma. Devam. E, hatta olmak hemen böyle her şeyi bir tamam etti demek değil. Ha, meseleyi toparlıyoruz. Vicdanın rahat olmasını istiyorsan, tövbeye, zikreye, salihlerle beraber olmaya devam. Oradan geri durma.
Varsınlar seni burada, en sona atsınlar. Hiç kimse senin yüzüne bile bakmasın. Varsınlar senin varlığın, yokluğun burada hiç belli olmasın. İşine devam et sen. Yoluna devam et. Küstahlık yapma. Sen cemaatine devam et. Sen zakirine küstahlık etme. Şeyhine küstahlık etme. Arkadaşlarına, kardeşlerine küstahlık etme. Eşine küstahlık etme. Çocuklarına küstahlık etme. Akrabalarına küstahlık etme. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve selleme küstahlık etme. Ya böyle sünnet mi olurmuş? Bir laf. Diyor mahşerde. İnsanlar geldiler. Tam cennete girecekler. Bir adım kaldı. Söyledikleri bir sözden dolayı cehenneme gittiler.
Tam cennete girecekler. Bir adım kalmış bakın. Söylediği bir sözden dolayı cehenneme gitti. Tam cehenneme girecekler. Bir adım kaldı. Yapmış olduğu bir iyilikten, bir salih amelden dolayı, Söylediği bir sözden, iyi bir sözden dolayı cennete girdi. Eminlik yok. Küstahlık yapma hiç. Hiç kimseye. Bilgiçlik taslama. Hiç kimseye. Bunlar tecrübe. Bunlar tecrübe. Bakıyorum çok biliyordu o. Yıkıldı. Ondan iyi bilen yoktu. Eşine, çoluğuna, çocuğuna, etrafına. Çok biliyor ya. Eşini ağlatıyor. Çocuklarını ağlatıyor. Çok biliyor çünkü. Eşi memnun değil, çocukları memnun değil, arkadaşları memnun değil.
Gitti. Çok iyi dervişti sözden. Haa gider. Allah muhafaza eylesin. O yüzden tövbeye, zikrullaha, zikrullah alakasına, salihlerle beraber olmaya. Üstadınla beraber ol. Bu kimseye üstadın. Tutmuşsun bir el. Sen onunla beraber ol. Sen zikrullahını yap. Sen yürü. Ha sen olacaksın. Oldunlar. Merak etme. Rüyanda görürsün sen. Rüyanda görürsün. Senin şeyhin sana yetmezse rüyanda görürsün. Bu alem boş mu? Sahibi Allah. Sahibi Allah. Gelir aklının birisi, kemenini çıkarır. Atar kemendi, bindirir terkisine gider.
Sahibi var mı bu alemi? Allah muhafaza eylesin. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e zina ettiğini itiraf eden kadın en sonunda Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem tarafından rejim ettiriliyor. Bu kadın tövbe edip Allah'a yalvarsaydı rejim edilmeden Allah tarafından bağışlanmaz mıydı? Öyle olsaydı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin rejim etmezdi. Biz dinin hukukunu, hükmünü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden ve Allah Celle Celaluhu'den iyi bilecek değiliz. Kadın geldi dedi ki ben zina ettim. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki yani kim ne ettim? Dedi ki filanca adamla adamı çağırdılar. Adam dedi ki hayır böyle bir şey biz yapmadık.
Kadına dedi ki bak bu yapmadım diyor. Git dedi. Ondan sonra kadın tekrar geldi. Dedi ki yaptık. Ben dedi karnımda onun çocuğunu taşıyordum. Dedi git doğur da geldi. Doğur da geldi. Kadın tekrar dedi ki beni temizler. Kadına dedi ki çocuğunu emdir. Çocuğunu emdirdi kadına iki buçuk yıl. Ondan sonra tekrar geldi. Dedi ki beni temizler. Bu sefer Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazreti onun akrabalarına, sülalesine, köyüne, kavmine haber gönderdi. Hani bunların akli dengelerinde bir problem var mı? Olmayan bir şey oluyormuş gibi yapıyorlar mı? Böyle bir dengesizlik var mı diye. Böyle bir dengesizlik yok. Ondan sonra kadının rejim etti. Sahabeler kerih bakacak oldular.
Ona dedi ki hayır. Ona kimse kerih bakmasın. Cennetlik birini görmek istiyorsanız buna bakın. Namazını kendisi kıldırdı. Defnetti. Cennetlik birini görmek istiyorsanız buna bakın dedi bir den. Dinin hukuku bu. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazreti diyor ki kim birini haksız yere öldürülse onun öldürülmesi, hangi evli erkek veya kadın zina ederse onun öldürülmesi haktır.
Bu üçü hak. Bir de kim? Dininden dönen. Üçüncüsü dininden dönen kimse. Hadiste sabit. Sahi. Bunun üzerinde şey şüphe yapacak bir şey yok. Çünkü İslam hukukçuları normalde hukuka delil teşkil edecek olan hadisleri ayrı incelemişler. Mütevatir noktasında bu.
Bunlar mütevatir noktasında. Bütün ashab bundan haberi var ya. Öyle bir kişi söylemiş, iki kişinin yanında söylenmiş şeyler değil. Umuma söylenmiş. Bütün sahabeye söylenmiş şeyler. Bir, haksız yere bir kimse bir kimseyi öldürürse. İki, bir kimse dininden dönerse. İslam'ı seçmek zorunda değil hiç kimse. Silah zoruyla İslam'ı seçsin. Böyle bir şey yok. Dinde zorlamak yok. Sen onu zorla Müslüman etmek zorunda değilsin. Böyle bir şeyi de zorlayamazsın. Ama o Müslüman oldu mu oldu. O İslam dininden çıkamazsın. Bunu bile bile kabul ediyorsun, giriyorsun. Bunu bile bile kabul ediyorsun, giriyorsun. Buradan geri dönüşün yok kardeşim.
Üçüncüsü ne? Evli kadın veya erkek. Zina edersen, onun da öldürülmesi hak. Bakın, bir suç vardır. Toplumu ilgilendirir. Bir suç vardır. Bireyin kendisini ilgilendirir. Sadece bireyin kendi dairesindeki, özel dairesindeki bir şey ise, bunlar tövbe, bunların had cezası yoktur. Had cezaları bellidir. Bir kimse açıktan eşkari içki içmesi, açıktan eşkari kumar oynaması, bu noktada evli bir kimsenin, bunlar had cezası, evli veya bekar kimsenin zina etmesi, bekar olursa DNA kuruluyor, evli olursa rejim ediliyor. Toplumu korumakla mükelleftir. Din, toplumu korumakla mükelleftir.
Bir kimse gider birisinin o zaman malını çalar, tövbe edeyim düzelsin der. Bunun ucu açık olur o zaman. Allah muhafaza eylesin. Evli bir erkeğin veya bayanın lisedeki arkadaşlarıyla konuşması caiz midir? Karşı cins ile. Samimi bir şekilde konuştuğunu öğrenen eşine boşanma hakkı doğar mı? Bundan boşanma hakkı doğmaz. Bunlar böyle edebe, mugayir şeyler. Nasihat edilmesi, tembih edilmesi şeyler. Bunlardan kadınların da erkeklerin de uzak durması lazım. Erkekler bunu kendine bir hak olarak görmeyecek. Erkekler bütün bayanlarla görüşecekler. İşte bunun kendilerine hak görüyorlar. Kadın görüşmeyecek. Yani erkeğe aram olan kadına da aram. Erkeğe farz olan kadına da farz. Erkekler bunu hak olarak görüyorlar.
Yapmayın. Evinizin tadını bozmayın. Ağzınızın tadını bozmayın. Bunu kadınların da yapması uygun değil. Erkeklerin de yapması uygun değil. Uygun değil. Veya bazı derviş kardeşler kadınlarla fazla haşır neşir. Onlara yol anlatacak. Onlara bir şey anlatacak. Yapma kardeşim. Yapma. Eşin rahatsız oluyor. Etrafın rahatsız oluyor. Yapma. O oyuna ne o? Telefonunda bir sürü kadın. Her gece onlarla mesajlaşacak. Onlarla görüşecek. Onlarla konuşacak. E ben bunlara ne o? Kur'an, sünnet dairesinde ayet, hadis paylaşıyoruz. Ya paylaşma. Bir başkasının kendine yapılmasını istemeyen şeyi başkasına yapma.
Erkeğim diye ortağın tozunu, dumanını katma. Eşin de ben ayet, hadis paylaşıyorum dese, bir sürü adamla ayet, hadis paylaşsa ne yapacaksın? Yapma. Yıllar önce bir gün otobüste gidiyorsun. İşte şey, erkeğin birisi oradaki bayana anlatacağım diye uğraşıyor. Ayet, hadis hani böyle. Bakıyorum tavır ve davranışlarına. Yazıyor o kadına. Kendi kendime düşünüyorum. Şimdi diyorum ayet ve hadisi dini istismar ediyor. Asıl istismar bu. Ona din tebliğ edeceğim derken yazıyor kadına boyuna. Ben de oturuyorum böyle arabanın şeyin, otobüsün en sağ köşesinden. Baktım, baktım, baktım otobüste öyle.
Bana dönse baksa söyleyeceğim lafı. Yapma. Ayet, hadisle bir kıza yazılacağım diye uğraşma. Bu mendeburluğun dibi. Ayet, hadisle bir erkeğe yazılacağım diye uğraşma. Bu mendeburluğun dibi. Dergahı, tarikatı, cemaati, içinde bulunduğun grubu kullanaraktan bir kadına yazılacağım diye uğraşma. Bu mendeburluğun dibi.
İçinde bulunduğun cemaati bahane ederekten bir erkeğe yazılmaya çalışma. Bu mendeburluğun dibi. Bu semazenliğini kullanaraktan, mıtırıptaki hizmetini kullanaraktan, dergahdaki hizmetini kullanaraktan, buradaki dervişini kullanaraktan, bir kadına, bir kıza yazılmaya çalışan mendeburluğun dibi. Yapma. Yapma. Sen o semazen elbisesinin içinde bir adamsın. O elbiseye çıkınca adamlığın kalmazsa o. Millet senin elbisene bakaraktan sana temanla ediyor, sana iyi davranıyor. Yapma. Başındaki sikke, oradaki vazifene göre sana insanlar davranıyor.
Yapma. Yapma. Bunlar manevi tokadı gerektiren şeylerdir. Tokadı yersin, sesini 3 yıl sonra duyarsın onun. Tokadı yersin, sesi 5 yıl sonra gelir sana. Güvenme. Sen tokadı yersin, 10 yıl sonra sesini duyarsın. 10 yıl sonra hissedersin. Neden? Sen körsün çünkü. Sen sağırsın. Kör ve sağır olduğundan dolayı, kör ve sağırlığına göre 10 yıl sonra sesini duyarsın. E uyarılarımızı dikkate alın. Dikkate alın. Çünkü birçok insanın gözyaşı var burada.
Birçok insanın alım teri var. Zahiri olarak. Bir de işin manevi tarafı var. Bütün peygamberlerin, bütün sahabelerin, bütün pirefendilerin, bütün şeyhefendilerin duası var. Sana merhamet ediyorlar, şefkat gösteriyorlar. Sen bunu yanlış olarak değerlendirme. Bu halen başı boş değil. Allah muhafaza eylesin. O yüzden evli erkekler, evli kadınlar, evli olup olmaması şart değil. Bekarlar için de geçerli. Yasak kardeşim. Yapmayın. Facebook'ında, Twitter'ında, ne bileyim işte özel şeylerinde bir sürü erkeklerle konuşacak, atışacak, tartışacak, laflaşacak. Erkeklerin de, Facebook'ında konuşacaklar, anlaşacaklar, tartışacaklar.
Gerek yok kardeşim. Yapmayın. Yapmayın. Oturup bir tesbihle Allah'a ilallah çek. Oturup bir tesbihle Allah'a ilallah çekmeyen sabaha kadar Facebook'ta takılıyor. Dersini çekmiyor. Sosyal medyada dolaşmaktan. Otur dersini çek. Otur namaz kıl. Otur Allah'ı zikret. Allah'ı zikretmekten uzak. Sosyal medyaya yakın. Allah'a uzak, sosyal medyaya yakın. Allah'a uzak. Ama sosyal medyaya çok yakın. Allah muhafaza eylesin. Bak yine aynı minvalde. Coşmuş millet bu gece. Evli olsun, bekar olsun.
Bir kimsenin karşı cinsi olan saplantısından kurtulması nasıl mümkündür? Allah'ı çok zikret çek. Evliyse helalından başkasına gözünü, gönlünü, kalbini kaydırmayacak. Sen evlendin mi kardeşim? Kaydırma gözünü, kalbini. Sen Allah'a amm de. Evliliğini sımsıkı tut. Kadın erkek önemli değil. Bekar mısın? Evlen kardeşim bir an önce. Bir an önce git evlen. Hem evlenmiyorlar. Kadınlar da erkekler de. Bir sürü ölçüleri var. Bir sürü istekleri var. Bir sürü önemli meseleleri var. Neler var, neler var, neler var. Birisini araya girmeye, devreye girmeye korkar oluyor insan. Kriterleri var.
Var da var. Dolu. Ya dinlerken yoruluyor insan. Dinlerken yoruluyor. Bayanlar da aynı, erkekler de aynı. Dervişi de aynı, derviş olmayanı da aynı. O kadar çok kriterleri, o kadar çok özellikleri, o kadar çok çok. Çok ya, her şey çok. Ve insanlar buna rağmen evleniyorlar ya, bir de işin o tarafı var. Yani o kriterleri, o özellikleri, o ne bileyim istenilenleri veya yapılacak olanlara bakınca ben yoruluyorum, millet evleniyor. Yok bir yıl nişanlı kalacak, yok iki yıl nişanlı kalacak, yok onun evi şöyle olacak, yok onun yastığı böyle olacak, yok fıstığı böyle olacak.
Ya şurası şöyle olacak, yok Allah'ım diyorum bu insanlar ne hale geldi ya. Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz. Hadis-i şerifi nerede kaldı bilmem. Çok basit, ben seninle evlenmek istiyorum, sen de kabul edersen evlenelim. Bu kadar basit. Bu kadar basit. Evlenmeyi düşünüyorsanız evlenelim. Bu kadar basit. Yok, yani bu kadınlar ve erkekler meselesi değil, herkeste var bu sıkıntı. Kolaylaştırmak yok. İşini soracak, ne kadar maaş aldığını soracak, evini soracak, evine bakacak. Bir de evine bakıyor.
Ne kadar maaş alıyor onu soracak adama. Ne kadar alıyor, nereden alıyor, nasıl alıyor, nerede yaşıyor. Onu arabayla gezdirebilecek mi? Onu haftada kaç sefer dışarı yemeğe çıkarabilecek? Kriterlere bakın. Her sene ömreye götürebilecek mi? Onu hacca götürebilecek mi? Araba alabilecek mi ona? Ya bunlara ulaşan bir erkeğin yaşı zaten kırka gelmiştir. Ya bir kimse ev alacak, araba alacak, ev alacak. En kötü ev yüz elli milyar lira. E öyle evi de istemiyorlar. Öyle bir iki oda bir salonlar, o evde oturulur mu? Ya, e yüz seksen, yüz doksan, iki yüz metrekare ev lazım.
E öyle evi olunca tabii bir de kadın lazım. E o eve bir de eşya lazım. Ya adam bunları elde edince seni ne yapsın zaten? Şimdi o tarafına bakmıyor. Aynı şey erkekler için de geçerli. Kadın güzel olacak, boyu posu yerinde olacak, maaşı yerinde olacak. Yoksa kayınpederinin ne o, malın mülkü yerinde olacak. Ulan adam sanki borsadan kağıt alıyor. Adam Karun'un yeryüzünde dolaşan hazinesini arıyor sanki adam. Adam demiyor ki ben adam gibi adamlık yaparım. Hanımıma da bakarım, çoluğuma, çocuğuma da bakarım. Adam yeryüzünde dolaşan bir de Karun alıyor. Şimdi o derse gelmiyor, en enteresan o. Adam bir de benden, bu kadın boyu düzgün olacak yani, boyu yüksek olacak.
Boyu böyle bir yetmişlerde falan. Ben böyle ciddi ciddi, Said de aşağıda bizim. Havlucu dükkanında oluyor. Bu geldi, selamun aleyküm, aleyküm selam. Efendim evlenmeye karar verdim dedi. Ben kalktım, dedim ya muhteşem bir karar verdim. Gel dedim, anlından öpeyim mi seni. Evlenmeye karar verme, kolay bir şey değil. Ben o taraftan bakıyorum. O başka taraftan bakıyorum. O bulunmayan hit kumaşıymış meğerse. Evlenmeye karar vermiş ya. Herkes evlenecek onunla artık. Sırada herkes. Yalnız dedi, benim dedi kriterlerim var. İyi, ben o zaman anladım. Bunun kafası yerinde değil dedim. Kriterleri var. Ben de o kriterleri karşılayacak adamım sanki. Başladı sıralamaya.
1.70'den aşağı olmayacak. Ondan sonra böyle söyleyince boktum. Dedim, 1.70 olunca dedim, kiloda önemli bunlar. Tabii dedi ondan sonra. Dedim, yani 70 kilodan fazla olsun. Dedim, 70 kilo, 1.70'e uygun mu dedim ben? 5-10 kilo, 5-10 kilo daha aşağı insen. Yok yok yeterli, önemli değil. 70'i aşmasın dedi. Ulan dedim, şu dergah neler yetiştiriyor ya. Esmer istemiyor. Ama beyaz da istemiyor. Böyle. Buğday tenli mi dedim ben? Biraz açığı dedi. Tamam. Ama buğday teninin biraz açığına mavi göz istiyor. Ulan durdum, durdum, durdum. Buğday tenli, mavi gözü. Hiç dedim, ömrü hayatında gördün mü? Yok, görmedim ben.
İyi, bir de çalışan olacak, maaşı düzgün olacak. Mümkünse ailesinin daha hali vakti yerinde olsun. Böyle baktı, baktı, baktım bak şimdi. Adam ciddi. Dedim oğlum, fabrikalar iflas etti. Böyle bir şey yok. Zaten bulursam dedim, ben varım burada dedim. Ulan böyle bir kimseye. Böyle baktı bana şimdi bu. Ben oğlum dedim, fabrikaya sipariş mi veriyorsun sen, evlenecek? Ama o ciddiyetten, o şeyden geri kalmıyor. Yani böyle bir kimseyle evlenecek yani. O kafaya koymuş. Ondan sonra dedim, valla. İnşallah dedim, denk gelirse haber vereyim ben sana. Şimdi nasıl bir kimseyle evlendiğimi söylemeyeyim size. Allah selametlik versin. İnsanlar bu hale geldiler. Bakın, bu hale geldiler.
Ondan sonra etrafa su salıyorlar artık. Din anlatacaklar. Etrafa. Bırakın kardeş. Evlenecek olan evlensin düp düzgün. Bekarlar. Su salmayın iki tarafa. Evleneceksiniz düp düzgün evlenin. Kız, erkek, hiç evim değil. Bayan mısın? Evet. Evlenmek mi istiyorsun? Birisi hoşuna mı gitti? Söyle babana. De ki baba beni filanca ile evlendir. Git söyle. Baban gitsin, söylesin ona. Sünnet. Sünnet. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Bizim kızımız sana talip. Evlenmek istiyorsanız gelin buyurun görüşün. Bu kadar. Anne baba çocuğunu evlendirmek zorunda. Çocuk birini istiyor mu?
Evet. Erkek kız. İstiyor mu istiyor? Evlendir kardeşim. Zora sokma. Olumsuzluklar varsa olumsuzlukları söyle. Anlat. De ki böyle böyle böyle … olumsuzluklar var. Evlenmek istiyor. Allah yoluna çık etsin. Allah yoluna çık etsin. Evlendin mi evlendin? Evine sahip çık kardeşim. Kız, erkek, hiç önemli değil. Eşine sahip çık. Kız, erkek, hiç önemli değil. Çoluğuna, çocuğuna sahip çık. Kız, erkek, hiç önemli değil. Zulmetme birbirine. Şu dünyayı birbirinize zehir etmeyin. Bu hayatı evli olanlar birbirlerinize zehir etmeyin. Olmuyor mu? Boşanmak da hak. Allah'ın hiç sevmediği bir helal. Aman bir helal.
Otur de ki hanım, bey. Olmuyor bak. Hadi biz tatlı bir şekilde bakalım oğlumuza. Bak sen bey ortalığı kırıyorsun, döküyorsun, yakıyorsun. Oğlum, olmuyor. Al, çocuklar senin. Ben babamdan gelirken çocukla gelmedi. İşin gücün rastgez. Veya erkek, kadın olmuyor. Erkek desin ki, hanım olmuyor bak. Gel, bırak çocukları sen. Babandan sen çocukla gelmedi. Eyvallah. Bak işine. Erkek o sorunlu mu alacak üzerine. Veya ta kadın, küçük çocuklar var. Diyecek ki, bak sen çocuklara. Ben bütün masrafı karşılayayım. Eyvallah. Birbirine zulmetmeye gerek yok.
İş yeri açmak için banka kredisi çekmek caiz midir? Bakın böyle sorular sorarsanız bana, ben direkt şunu söylerim. Darül Harp'te, harbiyle müminin arasında faiz yoktur. Bunu televizyonlardaki, oradaki, buradaki fıkıh profesörleri böyle söyleyemezler bunu. Ama Hanefi'ye göre, Darül Harp'te harbiyle müminin arasında faiz yoktur. Harbi kim? Gayri İslam olanlar. Banka. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Devleti, İslam Devleti mi? Hayır. İslam hukuku mu var? Hayır. O zaman buradaki bankacılık sistemi İslam hukukuna uygun mu? Hayır. O zaman ne olmuş oluyor? Harbi olmuş oluyor o kimse. Onunla arasındaki muamele faiz oluyor mu? Hayır.
Aynı şey devlet dolan muamelenizde de geçerli. Vergiydi, algıydı, SSK'ydı, oydu, buydu, her türlü muameleden. Devlet bir ay ödeyemezsen ödeyemedim deyip de senin kara kaşına, kara gözüne bakarken evet ya bu sakallı faizden korkar bu. Bu kasti ödememezlik etmemiştir. Ödeyememiştir. Sana gecikme faizi bindirmeyeceğim demiyor. Kim olursa ne olur. Gecikme faizini çakıyor sana. Ve onu da helal görüyor. Bir kimse faizi normal görür, helal görürse o İslam değildir. Bu kim olursa olsun. Devlet faizi kendine helal görüyor mu? Görüyor. İslam değil o. Zaten İslam olmadığını beyan ediyor zaten. Bu noktada bir sıkıntı yok. Eee o zaman bir kimsenin bankayla olan alışverişinde faiz olmuyor.
Ama burada şerh düşüyorum ben. Mümkün olduğunca uzak durun. Çünkü parmağınızı, sertçe parmağınızı kaptırırsanız eliniz kolunuz gidebilir. Elinizi kolunuzu kaptırırsanız vücudunuz gidebilir. Faiz ve faizciler böyledir çünkü. Normalde mahalli arasındaki, sokak arasındaki, esnaf arasındaki faizciler de aynıdır. Onlar da aynı işini yaparlar. Onlardan daha merhametlidir devlet ve bankalar. Çünkü onların, sokaktakilerin hiç merhameti yoktur. Gelir senin eşini rahatsız eder, çocuğunu rahatsız eder, evini rahatsız eder. Kapının önünde durur. Öyledir onlar. Onların ahlakları yoktur çünkü. Onların edepleri de yoktur.
Onların disturları yoktur. Bunlar her türlü edepsizliği, her türlü distursuzluğu yaparlar. Allah muhafaza eylesin. Ama bir kimse bunu yapıyor. Buna bir şey demem. Hanefi hukuku noktasında. Tavsiyem şu, uzak dur. Mustafa abi ben Tuncay, Karaca Bey'i sizi bekliyoruz. Tuncay bu senin yazın değil. Yok, ben yazdırdım. Yazdırdın. Elanım var. Senin kriterin de o, evlenince sana taze fasulye yapmayacak. Başka bir kriter yok mu? Ama hiçbir şey değilmiş senin ki ya. Bak bunu da ilk defa duyuyorum.
Evlendiğinde hanımı onun evlenirse taze fasulye yapmayacak. Tek kriteri bu. Üstelerse bir de ayağından asacaksın ona. Dövmezsin, ayağından asarsın. Kadına el kalkmaz, ayağından asılır diyorsun. Ayağından asarım. İki gün bir de aç bırakacaksın. Allah bırakmıyor, sen bırakacaksın aç demek. Allah Rezzak-ı Kerim o aç bırakmıyor, insanoğlu aç bırakıyor işte. Sen ayağından asacaksın için Allah vermiyordur sana. Allah kadınlar için diyor ki erkeklere, bunlar size Allah'tan birer emanettir.
Allah'ın emanetini nasıl hayattan asacaksın? Nasıl aç bırakacaksın? Allah'ın emanetini yemeyeceksin, yedireceksin, içmeyeceksin, içireceksin. Giymeyeceksin, giydireceksin. Allah'ın emaneti. Sen ağrıacaksın, onu güldüreceksin. Sen üzüleceksin, onu sevindireceksin. Sen acıyı çekeceksin, ona tatlı yeseteceksin. Sen kırılacaksın, sen onu kırmayacaksın. Sen incineceksin, sen onu incitmeyeceksin. Anlamazsa anlamazsın, Allah'ın emaneti ya. Ben kapanmayacağım, kapanmayacağım. Allah sana bir emanet vermiş. Cenab-ı Hak diyor ki emanetleri korumanız, yerli yerinde kullanmanız Allah'ın hoşuna gider. Emaneti yerli yerinde kullanmamak, emanete ihanet etmek ne elhametiydi?
Münafıklık elhameti. E kadınlarınız size Allah'tan birer emanet mi? Emanet. O emaneti üzerseniz, kırarsanız, incitirsiniz. O emaneti yerli yerinde olması gerektiği gibi muamelede bulunmazsanız, üzerinize münafıklık elhameti olur. Bu nasıl dervişlik olacak o zaman? Allah muhafaza eylesin. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin uzun müddet kadınlara dövülmesini yasakladı. Hazreti Ömer radıyallahu anh Hazretleri bir gün geldi dedi ki, Ya Resulallah şu yasağı kaldır artık beni. Kadınlar dedi, kral kesildi başımızda dedi, ona tebessüm etti, kaldırdım demedi gene. Ona tebessüm etti, onun o haline.
Allah muhafaza eylesin. Hadis-i şerif mucibince Hazreti Allah kim beni anlarsa ben de onu anlarım. Kim beni bir mecliste anlarsa ben de onu daha yüce, daha hayırlı bir mecliste anlarım. Zikrederim. Hazreti Allah bizi nasıl zikreder, nasıl anar? Bununla alakalı müfessirlerin ortak bir tefsiri var. Diyorlar ki, Allah'ın bir kimseyi zikretmesi, onu anmasının en aşağı hali.
Onun bütün günahlarını affetmesi, onu tertemiz kılmasıdır diyorlar. En aşağı hali bu. Bunlar müteşabi. Allah'ın kulunu zikretmesi müteşabi. Bu müteşabi'in üzerine istediğiniz anlamı, manayı yükleyebilirsiniz. Size ait olur. Umuma ait olmaz. Ama bu söylediğim, genelde sahabelerin ve tabi'nin tefsiri. Böyle olunca o zaman biz sahabinin ve tabi'nin haddi aşmayan bu tefsirinde kalalım. Din olarak anlatacak olduğumuz şey. Bunun en altı neymiş? O kimseyi aff-muğafferiyet etmesi, temizlemesi. Allah'ın o kimseyi zikretmesi, onun dostluk yolunu açması. Ona dost olması.
Zikrettiği müddetçe o kimse, Allah onunla dosttur. Zikrettiği müddetçe. Bu zikrullahı devam ederse her devamı dostluk perde perde tesbih tanesi gibi birbirine eklenir. İnşallah onu, bu dostluk zikrullah bitince biter. Anlaşıldı mı mesele? Zikrullah esnasında duanın kabul olması, zikrullah esnasında bereketlenmesi, zikrullah esnasında harikulade haller yaşaması, zikrullah esnasında halinin açılması. Hep bunlar zikrullah da olur. O kimse çünkü burada tabiri caizse gölgeden dostluk kazanıyor. Gölge diyelim. Zikrullah, bir amele, bir şeye bağlı olan dostluk bu.
Bir şey yapıyorsunuz, o şeye bağlı olan dostluk. Oruç tutuyorsunuz, oruç tuttuğunuzda husisi bir size dostluk perde saçıyor. Namaz kılıyorsunuz, size husisi bir dostluk perde saçıyor. Namaz kıldığınız müddetçe, namaz esnasında. Namaz müminin miracıdır. Namaz müminin miracıdır. Senin namazın miraç oldu. Namaz kılmazsan miraç olmadı. Oruçlunun nefesi bana miski amber gibidir. Oruçlunun. Oruçlu değilse miski amber değil. Bir sebebe, bir hale bağlı bir şey. Kim zikrederse ben de onu zikrederim. Zikrullaha bağlı bir hal. Kim tövbe ederse onun tövbesini kabul ederim. Tövbeye bağlı. O kimse zikrullah ettikçe, zikrullah ettikçe, her zikrullah esnasında o zikrullah haline bağlı bir dostluk perdesi açıldı ona.
Cenab-ı Hak bizi dostluğunu perçinleyen kullarından eylesin inşallah. Ben yine zikirle alakalı bir hadis okuyacaktım ama bu hadis olunca sohbetin sonu böyle oldu. Hakkınızı helal edin. Hala minnehû L-Hala minnehû L-Hala minnehû Hala minnehû

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi