mustafaozbag.org

528. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 7 Temmuz 2017 · 1:04:05

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Gittiğimiz, ziyaret ettiğimiz yerlerde, ziyaret ettiğimiz kimseler, herkese selam söyledi. Cenab-ı Hak onları da inşallah, bizleri de katından muhafaza etsin, korusun inşallah. Bugün soru fazla. Yine bir tane hadis okuruz, hakkınızı helal edin. Geç kaldık ama Allah'ım iyi eylesin biz de inşallah.
Çocuklarınızı onların yaşayacağı zamana göre yetiştirin. Bu konuda nasıl bir yol izlemeliyiz? Biz onlara doğru Kur'an ve sünneti temel olarak verelim. Cenab-ı Hak inşallah onları hayırlı bir yöne çevirecek. Ama normalde bu iş olarak, ne bileyim işte sanat olarak, ticaret olarak kendi mesela bir baba veyahut da ailenin büyüğü kendince kendisine bir iş tutturmuş, bir sanat tutturmuş. O sanatla işte kendince bir yere kadar getirmiş. Ama çocuğunu daha ileriye yönelik yetiştirme, daha donanımlı yapma, daha böyle etraflı yetiştirmede mümkün mü? Değil. Anne baba çocuğu orada kalsın istiyor mesela. İşte aynı noktada dursun istiyor. Bunlar hoş değil. Veyahut da ticaret yapıyor örneğin. Küçük dairede ticaret yapıyor, risk almıyor. Ama risk almayınca onun ticareti büyümüyor.
Veyahut da bir çeşit değiştirecek. Orada büyük baba o çeşit değişikliğini göze alamıyor. Yani onun yanına şunu da koyalım dediğinde bunu kabul etmiyor. Kendisi o eski noktada duruyor. Bunlarla alakalı Allah'a alem. Bu tabii duruma, konuma, şehre, orada ticaretin geldiği noktaya göre değişiyor. Mesela örneğin zaman zaman bizim derviş kardeşlerde doluyor bu. Onlara işte yanında şunu yapalım, şunu şöyle yapsanız daha iyi olur, bunu böyle yapsanız daha iyi olur. O kardeş saplantı halinde orada duruyor. Kendisini değiştirmiyor, kendisini geliştirmiyor. Kendisini daha ileriye atacak konuma getirmiyor. Ama ürküyor, ama korkuyor, ama risk almıyor. Ama normalde bu noktada kendince hani saplantı halinde o noktada duruyor.
Bunlarla alakalı bu çocukların üzerinde olduğu gibi bugünkü insanların üzerinde de var. Yani ticaretini geliştirme, ticaretini büyütme veya bir sanat yapıyorsa sanatını daha ileriye götürme. Sanatını daha ileriye götürürken kendisinin icra ettiği sanatı, işte bu kaportacı olur, tamirci olur, boyacı olur, usta olabilir, marangoz olabilir, mobilyacı olabilir. Bunun gibi el sanatlarıyla alakalı bunu daha ileriye götürme, daha iyi yapma, daha güzel yapma, daha tertikli yapma, daha düzenli yapma, daha teknik yapma. Bunun gibi kendisini geliştirme, daha ileriye götürme noktasında inşallah olması gereken şey. Bu dergah için de geçerli. Yani normalde bir kısmı mesela klasik eski öğretide kalıyor, klasik eski noktada duruyor, kendisini güncelleyemiyor, kendisini güncelleyemeyince o da tıkanıyor.
İşte örneğin, işte bunları örnekliyorum, önceden böyle bir yer tutma, o yerde insanların toplanması yoktu benim dergaha girdimde. Yani evlerde toplanılıyor, 5 kişi, 10 kişi, 20 kişi, 30 kişi, 50 kişi. Benim dergaha girdimde öyleydi. Yani camiye çıkmıyorlardı mesela. Ne bileyim işte böyle atılım yapmıyorlardı. Ben böyle baktım, ettim, 5-6 ay böyle ondan sonra 3-5 ay izliyorum. Ama normalde mesela örnekliyorum şimdi bunları, Allah affetsin. Biz Şeyh Efendi geldiğinde Tire'ye gelirdi, Bayındır'a gelmezdi mesela. Bayındır'da şey, yeni yan, ondan sonra bir de oradaki zakir kardeş böyle şey yapardı. Hani işte siz gelin veyahut da oraya gelmiyor bir şekilde. Böyle bir hegemonist yapı kurarlar. Şimdi mevzu başka yere kayacak.
Normalde zakirlerde bu tip şey vardır, zakirlere alaşağı etmek için değil bu. Öyle bir hegemonist yapı oluşur kendiliğinden. Zakir onu kendi üzerinde göremez. Kendi üzerinde göremeyince böyle ki benim elimin altında olsun, benim istediğim gibi olsun, benim istediğim dairede olsun diye hegemonist bir yapı kurar. Eski zakirlerde bu daha çoktur. Bu böyle bir içgüdüsel bu. Bunu böyle şey olarak nasıl söyleyeyim, düşünerekten yapılmış bir şey değil bu. Yani adım atacaksın, onun izniyle atacaksın. İşte bir yere gideceksin, onun izniyle gideceksin. Bir şey yapacaksın, onun haberi olacak. Yani nefes alsan onun haberi olacak. Böyle bir hegemonist yapı. Örneklerim ya, işte biz hepimiz de sokaktan gelme insanlarız.
İşte zikrullah da ayağa kaldırmış. Kalktık ayağa, hepimizin ayağı ağrıyor. Bir de altımız, tahtanın üzerinde zikrullah yapıyoruz. Tahtanın üzerinde eski çaputlardan bir kilim var. O kilimin üzerinde zikrullah yapıyoruz. Zaten ne diz kalıyor ne ayak kalıyor bizim zikrullah yaptığımız yerde, bayındırda. Biz milletin ayağı ağrıyor. Hiç kimse sıfırdan, dervişlikten gelme bir kimse değil. Cami cemaatı değil. Oturmamış, etmemiş herkesin dizi ağrıyor. Ayağı ağrıyor. Biz fâle münnuhu dedik. Kalktık ayağa. Ayakta zikrullah'ı yaptık. Her yerde de böyle insanlar da vardı. Mesela işte oradaki zakire yarancak. Abi işte Mustafa abi ayağı kaldırdı bize. Nasıl kaldırır ya o ayağı kaldıramaz.
Neden yani ayağı kaldırması için nakip olması gerekir? O nakip değil ki daha. Beş kişiyiz orada, on kişiyiz düşünebiliyor musunuz? Bunlar şeytani hastalık yani. Orada üç kişi ya. Orada bir şey oluşuyor daha. Ya sabret, sakin ol. Yani müdahaleci etmeye müdahale etmeye gerek yok. Ama oranın abisi ya o. Ondan sonra işini gücünü bırakmış gelmiş Bayındır'a. İşte abi hoş geldin, hoş bulduk filan. Laf döndü dolaştı. Nasıl ayağı kaldırırsın? Hiç seslenmedim. Hiçbir şey demedim ben. Hani yanlış yapmışız, eksik yapmışız.
Bir şey demedim ben. Kaldırdım telefonu. Selamun aleyküm aleyküm selam. Dedim hakkını helal edin. Bir hatamız, kusurumuz olduysa dedim. Biz dedim böyle böyle perşembe günü. Bak perşembe günü ders yaptık. Cuma günü. Adam geliyor bize neden ayağa kalktınız diyor. Dedim böyle böyle. Bizi ayağa kaldırdım. Benim böyle bir şey yetkim var mı yok mu bilmiyorum. Ama bizim buradaki arkadaşlarımın hepsi de sokaktan gelme. Hatta sokaktan gelme demedim. Hakkınızı helal edin. Lafımı değiştirmeyeyim. Aynısını söyleyeyim. Biz hepimizden, hepimiz dedim. Meyhaneden kalkmayın sanız dedim. Bizim dizlerimiz ağrıyor. Biz de ayakta zikrullah yaptık dedim. Ama dedim işte isim de vermiyor. Birileri geldi dedim.
Bununla alakalı bize dedim laf söyle dedi. Benim şeyhim sen misin dedim. O mu? Bir laf. Benim şeyhim kim dedim. Tabii biz o zaman da fütursuzuz biraz. Telefanda bana hiç unutmuyor mu? Senin şeyhim fizik dedi bana. Böyle bir telefondayım mı? Bir telefon dondu. Sen dedi ayakta da otururken, havada, denizde, karada, yatarken, kalkarken nasıl istiyorsan dedi zikrullah yaptırın dedi bana. İstediğine ders verin, istediğinden ders alın, istediğine çavuş eden, istediğini nakip eden. Bunu söylediğinde ben daha çömezim.
İstediğini kovan, istediğini atan, istediğini alan dedi. Onun kendi şivesiyle söylüyor. Böyle sıraladı, sıraladı, sıraladı, … Bunu daha önce de başka bir meselede de sıraladıydı. Yine aynen sıraladı. Bana zakirlik verirken de sıraladıydı onu. Anlaşıldı mı Mustafa Efendi dedi. Anlaşıldı efendim dedim ben. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Kapattık. Cuma geçti. Cumartesi yine ders var bize. Ben bu sefer ayakta başlattım. Hiç oturmadan. Önceden şeyleri ne o? Bağışlamaları oturuyorduk. Üç tevhid vurup ayağa kalkıyorduk. Yine yaparım ben onu. Ondan sonra bu sefer ayakta başladık. Vur zikrullahı duvarlar yarılıncaya kadar.
O söyleyen kimse, onu biliyorum ben tabii kim olduğunu. Söyleyen kimse böyle bizi takip ediyor. Gözümü yumuyorum bizi takip ettiğini görüyorum. Nefsime mi uydum acaba diyorum ben. Açıyorum o. Bu tip insanlar da iflah etmiyor hiç. Hiç iflah etmedi bizde o. Ardından tabii cumartesi biz öyle dersi yaptık. Pazar günü gene geldi adam. Dermişti kolay bir meslek değil. Pazar günü gene geldi. Dediler ki filanca abi gelmiş. Gelmiştir dedim ben. Gelmiştir. Memleket bizim bayında. Münbit yer. Köftesi güzel, böreği güzel, çöreği güzel. İnsanları güzel, yemesi güzel, içmesi güzel. Gelmiştir dedim ben.
Ondan sonra işte hani gitmeyeceğim mi? Vallahi haberim yok dedim şey efendim dedim telefon açarsın bana git derse giderim ben de kenaya yapayım. Neyse buluştuk bir namazdan sonra yine mevzu oraya getirdi. Benim şeyhim sen değilsin dedim. Ben dedim kafamın estiği gibi zikrullah yaptırdım dedim ben şimdi ona. İstediğim gibi zikrullah yaptırdım.
İstediğim gibi davranırım dedim. Senin problemin varsa, bir dervişlerin problemin varsa şeyhlerin hemşehir dedim. Açar telefonunu dedim. Sorar onlara dedim. Buradaki arkadaşlarım da dedim arkadaşlar da orada. Buradaki arkadaşlarım da bir problemleri varsa benimle alakalı dedim. Açarlar şeyhlerine söylerler dedim. Bitti. Bakın bitti. Allah muhafaza eylesin. O yüzden dergahta da vardır. Geleceğe doğru görmemen. Mesela bazen anlatırım ya dergaha girdim ben. Yemek daveti yok. Şeyh Efendi nerede? X yerde. Herkes geliyor. Allah'ım yarabbim.
Bizim eve geliyorlar. Sıkıntı yok. Hadi işte o zaman bazı arkadaşlar var. Onlar da Anadolu kökenli. İşte ne? İşte Adnanların evi. Hüseyinlerin evi. Allah rahmet eylesin. Mehmet Reşber'in evi örneğin. Bunlar şimdi Anadolu kökenli insanlarda birbirine yardımlaşma. Birbirinden yardım alma. Birbirine destek olma. Orada bir yemek var. Oradan kaşık çatal bulunur gelinir. Ama başka yerde yok kardeşim. Adamın evinde bir takım kaşık çatal takımı var. 12 kişi. Bir geliyor 50 kişi. 60 kişi. 70 kişi. 80 kişi. 120 kişi. Yani geliyor hepsini ağırlıyor mu? Bir daha Ali Faktörü var. Bizim Ali Karadağ Faktörü var bir de.
Onu atamazsın kenara. Her şey biter Ali Karadağ 10 kişi gelir. Sen dersin ki bitti. Bundan sonra gelecek gidecek kimse yok. Hani ardı, ardı kası kesilmişti. Zil çalar Ali Karadağ gelir. Hamdolsun. Bir de yanında o yalnız gelmez hiçbir zaman. Ali Karadağ'ın öyle güzel, hoş, ondan sonra tatlı sürprizleri vardır. En az 10 kişi, 5 kişi, 6 kişi toplar gelir. Gerçekten o öyle grup tavuk gibidir. Ali Karadağ etrafını toplar. Ha kimisini kamyonun içerisinde unutur. Adam 3-5 saat orada mahsur kalır. Kimisi ne bileyim garajın önünde ondan sonra 10 saat bekleyebilir. Yani bekler geleceğim seni der alacağım. Bir de adam 8'de oraya dikilir. 12'de 1'de alır. O zamanlar öyleydi. Şimdi onunla beraber dolaşanlar onun menkıbelerini anlatmıyorlar bana.
O yüzden son menkıbelerden haberim yok. Bunlar eski menkıbeler. Yani gelebilir bir de böyle bir şey var. E şimdi bu baktım götürmüyor bu iş böyle. Yani bu böyle kalmış. Yok büyükşehirde bunu yaşamak mümkün değil. Biz hemen ölçüyü değiştirdik Bursa'da. Dedik ya herkes ondan sonra davetli olanlar gerçek. Herkes haline göre, durumuna göre 100 kişiyi ağırlayabilecek noktada mı herkes? Bir dergâhta çalkalanma oldu. Ama mecbur bunu yapmak zorundayız. Veyahut da işte mesela ilk böyle dergâh gibi yer tutan yer biziz. Evin haricinde. Hemen bir işaret fişeği patladı. Yani dergâh bir tane olur, iki tane dergâh mı olur, şeyh misin? E bu var.
Ben hiç kulağıma gire bile takmıyorum ben. Almıyor yerler. Biz ilk dik kaldırımda bir yer tuttuk mesela. Kıyamet koptu. E dik kaldırımda mahzende rütubet var. Böyle normalde tuvalete girmek, kapı bir metre var mı Hüseyin? O kadardı değil mi? Yani millet dergâh eğilerek girermiş, biz tuvalete eğilerekten giriyoruz. Kafayı kaldıramıyorsun. Ondan sonra bir gün Adnan Kargo Tulumba babasıyla amcalarını getirdi. Ondan sonra geldiler, oturdular şimdi. Tabii onların da o zaman için aşiret lideri Adnan'ın babası. Hakkını helal et. Aşiretin reisi o. Ondan sonra aşiretin lideri de o. Reisi de o.
E şimdi Adnan geldi, ufağı geldi. Onun ufağı geldi, onun ufağı geliyor. Lan bu oğlanlar nereye gidiyor adam haklı? Ondan sonra. Nereye gidiyorlar bunlar? Bunlar önemli şeyler. Onlar geldiler neyse sohbetti, zikrullahtı. Baktılar, ondan sonra şimdi Adnan'ın babası kendisi burada yüzüne karşı böyle böyle biraz belki de ablese ama Allah ondan razı olsun. Hemen o gece dedi ki bizim ilk yer altından yeryüzüne çıkma anımız bizim. Dedi ki benim çarşıda Reyhan'da bir tane boş daire var. Kardeşler paylaşmışlar. Herkes bir dairede oturuyor. O fazladan. Değil mi Adnan? Öyle durmuş, paylaşılmamış o. Orada boş duruyormuş. Ondan sonra dedi ki alın kullanın onu. Biz böyle orayı alın kullanın dedi ya biz yeri gördük yeni daha sıfır.
Ondan sonra ben kendi kendime gecelerce oturdum ağladım. Dedim ya Rabbi Allah'ın senin dedim böyle günlerin de varmış. Ondan sonra biz mahzenden, rutubetten, şeyden kurtulduk. Bir yer daha oluyor bizde. İkinci bir yer daha oluyor. Şimdi bunu böyle menkıge menkıbe gibi anlatıyoruz. O günleri yaşayan insanlar bunun kıymetini ancak onlar bilirler. E şimdi bu böyle şey ne o? Dergahta da böyle saplantı halinde durmamak, insanların geldiği noktayı analiz etmek, etrafı analiz etmek, orada nasıl hizmet edebilirimin istişaresini yapıp hizmeti daha ileriye, insanlara zikrullahı tanıtmayı, insanlara zikrullahı tanıtmayı, Allah'ı sevdirmeyi, Resulünü sevdirmeyi daha ileriye götürmek gibi inşallah gayretimiz olması lazım.
Efendim malum 15 Temmuz'un yıldönümü yaklaştı. Tekrar meydanlarda nöbete çağrılıyor. Cemaat olarak bizde çıkacak mıyız? Bununla alakalı Cafer kardeşle bir küçük istişare yaptık. Gerekli görüşmeler, konuşmalar yapılıyor. Bizde 15 Temmuz'da sokağa çıkma saatimiz olan 11.30'da 12'de eğer böyle bir şey zannediyorum olacak bütün arkadaşları mümkünse Bursa'ya tekrar toplayıp tekkeden Fomara Meydanı'na kadar gece 12'den sonra böyle bir yürüyüş yapma, Fomara'da Kur'an, dua yaptığımız gibi dağılma gibi bir planımız var.
Ön görüşmeler yapıldı. Zannediyorum önümüzdeki hafta içinde bu kesinleşir, netleşir. Sizce darbe tekrar olabilir mi? Böyle bir kuşku var. Başka bir paralel cemaat çıkar mı? Cemaatler devlet tarafından denetim altına alınmış mıdır? Sizce alınmalı mıdır? Türkiye'de her zaman için darbe olma riski vardır. Darbeden anladığınız illaki askeri darbe olması şart değil. Bu noktada bizim ne yazık ki sistemimiz, devletimiz darbeye açık. Bu ta Osmanlı'dan itibaren süre gelen bir şey. O yüzden belki de devamlı darbe bile oluyordur. Biz farkına varmıyoruzdur. Darbe içinde darbe yaşanır. Onun için de bir daha darbe yaşanır. Darbeler bitmek, tükenmek bilmeyen bir deniz dalgası gibi bizde olur.
Ama bu noktada bizim yapabileceğimiz şey mümkünse biz Kur'an, sünnet, vatan, millet için tekrar mücadelemizi yapmak. Bir de şunu unutmayın. Bir şey yapılırken bunu organize edenler, bunu dizayn edenler bir taşla çok kuş vururlar. Mesela 28 Şubat bir darbe miydi? Evet. 28 Şubat'la bir taşla çok kuş vurdular. Aynı şekilde 15 Temmuz'da da bir taşla çok kuş vurdular. Bir darbe olmadı 15 Temmuz'da. 15 Temmuz'da bir darbe oldu, darbeler artıcı darbeler şeklinde devam etti. Ve devam ediyor daha. Burası aslında konuşulmayan, kapalı kalan yerler.
Darbeler devam ediyor hala da Türkiye'de. Ama bunun sonucunda bir şey, şunu söyleyebilirim size. Bundan asıl darbeyi yiyen Türkiye'deki bütün cemaatler ve tarikatlar. Bakın tekrar söylüyorum. Darbeyi yiyen asıl Türkiye'de bütün cemaatler ve tarikatlar. Sebep Türk halkı, yani İslam darbeyi yedi. Asıl darbeyle alakalı gözden kaçan şu. İnsanlar, bütün cemaatleri ve tarikatları, devletin bir kanadı, hükümetin bir kanadı da buna dahil. Devletin ve hükümetin bir kanadı da buna dahil.
Bütün cemaatleri ve tarikatları ellerinde. Çünkü bir şey var, argüman var. Bu yeni FETÖ olabilir. Yeniden bir FETÖ çıkabilir mi? Çıkabilir. O zaman ne yapmamız lazım bizim? Bütün cemaatleri ve tarikatları silip atmamız lazım. Şu anda karşı karşıya kaldığımız asıl darbe bu. Zaten bu tarikatlere karşı zaten bu anlayış hakim. Bu anlayışı kırılmıyor yüzyıllardan beri. Sanki İslam dünyasının geri kalmasına, İslam dünyasının köhneleşmesine, İslam dünyasının kendisini yenileyememesine, İslam dünyasının gavurların karşısında yenilmesine sebep tarikatlar ve sufiler. Sanki sebep bu ve İslam dünyasının kendi içerisinde entelektüel gibi göründüğü, kendi içerisinde kurtuluş simidi gibi göründüğü bazı şahsiyetler bu kendi bulundukları ülkede veya etrafındaki ne bileyim bir sepet elmanın içerisinde 2-3 tane çürükten dolayı bütün elmaları çürük hükmüne koyup hepsini de reddediyorlar.
Bunun arkasında çok önemli bir oyun var. Bunu mesela selefilik akımıyla yaptırıyorlar. Vahabilik akımıyla yapıyorlar. Bunu mesela işte Mısır'daki Müslüman kardeşler akımıyla yapıyorlar. Bunu normalde örneğin işte Suriye'deki ismiyle İhvan-ı Müslümin olarak yapıyorlar. Bunu Pakistan'da işte başka bir cemaatin kanalından yapıyorlar. Bunu Türkiye'de de farklı platformlarda bunu dile getiriyorlar. Asıl darbe bunlar. Asıl bizi üzen, bizi inciten şeyler bunlar. Bir şey oldu. Yani bir topluluktan bir hırsız çıktı. Bütün topluluğu hırsız adetmek. Bu muaviye zihniyeti.
Hem herkes muaviye zihniyetine savaş açıyor. Herkes Hazreti Ali taraftarı. Ama muaviye hukukunu istiyor. Muaviye Hazreti Osman radıyallahu anh hazretlerini bir grup geldi. Çapulcu takımı Medine'yi ve Hazreti Osman Efendimizin evini muasara altına aldı. O çapulcuların içerisinden bir tanesi çıktı. Hazreti Osman Efendimiz'i şehit etti. Muaviye dedi ki bunların hepsini kılıçtan geçir. Kaç kişi? Beş bin kişi. O gün için muaviyeye bunu sordular mı, sormadılar mı bilmiyoruz. Yani burada iki üç bin tane çapulcu vardı, beş bin tane senin tam tesisatlı askerin vardı Medine'nin dışında. Neden sen onları Hazreti Osman Efendimiz şehit oluncaya kadar seyirci kaldın diye kimse bunu sormadı.
Hazreti Osman Efendimiz şehit olduktan sonra Hazreti Ali Efendimiz'e dedi ki hepsini de bunların kılıçtan geçireceksin. Ya katili verecekler sana ya da kılıçtan geçireceksin. Hazreti Ali Efendimiz de dedi ki yok içindeki suçluyu bulacağız, o suçluyu cezalandıracağız dedi. Muaviye dedi ki hepsini de cezalandıracaksınız. İyi. E şimdi hem muaviye hukukuna ve saltanatına karşı çıkacaksın din adına hem de muaviye hukukunu isteyeceksin. Yani ne? Cemaatin birisi bir yanlışlık yaptı. Bütün cemaatler yanlışlık yapabilme adayı. Hukukta böyle bir şey mi var? İslam hukukunda böyle bir şey mi var? Sen suç işleyebilirsin, suç işlemeye meyyalisin, seni öldürüyorum ben.
Hangi hukukta var bu? Hepsi de FETÖ adayı olabilir. İyi camiler de FETÖ adayı olabilir. Camileri de kapatın yarın öbür gün. Diyanet de FETÖ adayı olabilir. Diyaneti de kapatın o zaman. Herkes bir FETÖ adayı olabilir dışarıda. Herkesi tutuklayın o zaman. Her namaz kılan FETÖ adayı olabilir. Neden olmasın ki? Bu hukuk değil. Bakın bu hukuk değil. Bütün cemaatleri, bütün tarikatları FETÖ adayı olabilir deyip de onları baskı altına almak. Onları ötelemek, onları itmek, onları tedirgin etmek. Zaten 200 yıldan beri devlet millet barışmamış, devlet millet düşman olmuş. Tam devlet millet dost olacak, devlet millet kaynaşcağı sırada bir FETÖ dalgasından devletle milletin arasını gene açmaya çalışılıyor ve açılıyor.
E tabi bu FETÖ meselesinden inceleyip sırt da dokuyamıyorlar. İnceleyip sırt dokunmaya kalksalar, o inceleyip sırt dokuyacak olan hakim, savcısı bilmem nesi o da zan altında kalıyor. O da FETÖ'den atılıyor sonra. E bu böyle bir keşmekeşlik doğuyor. Darbe içinde darbe, onun içinde darbeler doğuyor. Allah muhafaza eylesin. Benim derdim hukuksuzluk. Başka bir şey değil. E şimdi, hem sosyal platformlarda, hem resmi bürokrat ağızlarda, hem siyasi ağızlarda, yani mesafeli duralım, FETÖ olabilirim. İyi, kimle mesafeli duracaksın? Yani hükümet adına, AK Parti adına söylenirse, 15 yıldan beri sana oy atmış, senin peşine düşmüş, seninle beraber yemiş, seninle beraber içmiş, seninle beraber çile çekmiş.
Ve seni seneden en önemli olgu, Türkiye'deki cemaatler ve tarikatlar. Yani cemaatler ve tarikatlar AK Parti'yi desteklememiş olsaydı AK Parti, AK Parti olur muydu? Olmazdı. Şimdi bir kısım eller, darbe içinde, darbe içinde darbe yapıyorlar. Bakın, darbe içinde, darbe içinde darbe yapıyorlar. Uzak duralım. E uzak durun. FETÖ olabilirler. Herkes FETÖ olabilir kardeşim. Herkes de olabilir. Demezler mi insana bir de? Sen oluncaya kadar neredeydin diye. Yine çuval bizim başımıza geçiyor. Allah muhafaza eylesin.
Türkiye Avrupa Birliği'ne sizce girmeli midir? İlişkilerimiz ne yönde olmalıdır? Ya katsalar da girsin. Bizimki karşılıksız aşk ya. Ben Türkiye'nin herhangi bir birliğe girmesinden taraftar değilim. Ama dünya siyaseti farklı yürür, farklı tecelli eder. Bunlar uzun meseleler. Kendi evladına tecavüz eden ebeveynlerde insanlık alameti var mıdır? Bu gerçekten bir, yani bunun bir normalde bir de psikolojik yapıdan bunu incelemek gerekir. Yani normalde psikolojik yapıya bakmadan bir kimseye bunu, evet bu cezalandırılır. Ama bunun arkasında psikolojik bir şey vardır. Ayrı bir yapılanma vardır.
Ben bunları yapan kimselerin psikolojik rahatsız olduğuna inanıyorum. Büyük bir çoğunluğunun. Hani keli kendi enceğini yiyeceği zaman onun başkasının yavrusu olarak görülmüş. Kendi yavrusu olarak görmezmiş. Tecavüz ayrı bir psikolojik sendrom. Ama aile içi enses bir şekilde tecavüz ayrı bir, onun üzerine farklı bir psikolojik problem.
Bunu düz bir mantıkla işte tecavüz etti deyip de işin içinden çıkmamız biraz zor. Çünkü böyle bir insan kendi evladını yapıyorsa bunu, bu mesela beyin gerisinde onu kendi evladı gibi görmüyordur örnek. Eşinin kendisini aldattığını, eşinin kendisini aldataraktan çocuğu başkasından peydahladığını düşünebilir. Bunlar böyle gerçekten sıkıntılı psikolojik sendromlar.
Bu kişiler sorgusuz sualsiz cehenneme mi gidecekler? Bu, biz böyle bu konuda bir kimse direkt cehenneme gidecek, gitmeyecek bir şey değil miyiz ama bir kimse bir kimseye tecavüz ettiyse zaten öldürülmesi hak oluyor onun. Bu noktada büyük günahı kebal işlemiş oluyor. Ve tövbe etmez, geri dönmezse cehenneme gidecek. Biri insanın ailesine küsmesi nefsinden midir? Evet. Sürekli haram işliyorlarsa, araya mesafe koymak uygun mudur? Yani normalde bir kimsenin kendi ailesi, onlara mesafe koymak hakkıdır insanın. Ama yani mesafe koydun ona bir fayda sağlıyorsa, mesafe koy, fayda sağlamıyor. O zaman mesafe koymadan ona nasihat etmeye gayret et. Bir sefer bizim derviş kardeşler, şunu unutmayın hiçbir zaman.
Annesine, babasına, kayınvalidesine, kayınpederine küsmek, onlarla ilişkiyi koparmak, onlarla kavga etmek, onlarla tartışmak. Haklı olursanız dahil, bu kesinlikle yasak. Bu dergaha derviş olanlar, derviş olmaya çalışanlar, bu dergahın çatısında olanlar, asla ve asla anneleriyle, babalarıyla, kayınvalideleriyle, kayınpederleriyle ağız dalaşı yapmayacaklar, kavga etmeyecekler, tartışmayacaklar.
Asla bizim kardeşlerimiz eşleriyle, ağır tartışmalar, ağız dalaşmalar yapmayacaklar. Buraya biz niçin toplanıyoruz ki? Biz neden geliyoruz buraya? Kendimizi düzeltemedikten sonra ne işimiz var burada hep beraber bizim? Bunu bir sefer kendimizi ölçü olarak alalım.
Yani ben çok üzülüyorum. Bir arkadaşımız, bir kardeşimiz, annesiyle, babasıyla, kayınvalidesiyle, kayınpederiyle tartışmış, atışmış, laflaşmış. Ya bu bir sufi ahlakı değil. Değil. Haklı olsanız dahi, on dakika, on beş dakika, yarım saat, kırk beş dakika, bir saat sabredin orada, susun. Ondan sonra güler yüzler, müsaade isteyin. Ben müsaadeniz, müsaade istiyoruz de. Al çoluğunu, çocuğunu, çık oradan. Tartışma, kavga etme. Senin büyüğün. Ya ama haksızlar, iyi haksız olduğu zaman susmak zaten eder. Annen, baban, kayınvaliden, kayınpederin haksızken susmak, kavga etmemek erdemlilik o. Eşinin karşısında sen haklıyken susmak erdemlilik.
Eşin haksız, sana bir şey söylüyor. Susmak o esnada erdemlilik. Sen haklıyken, sen güçlüyken gücünü göstermemek erdemlilik. Sen kuvvetliyken, kuvvetini saklamak erdemlilik. Erdemlilik bu. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, kardeşlerden özel istirhamım. Bu halde olanlar var ise, anne babalarıyla, kayınvalide, kayınpederleriyle aralarındaki problemi halledecekler. Eşleriyle olan problemlerini halledecekler. Küsmek gibi bir alışkanlığa sahip olmayacaklar. Karı koca da küsermiş mi ya? E biz küsüz 3-4-5 günden beri.
Karı koca evin içerisinde nasıl küsüyorlar ya? Bazen erkekler diyorlar, işte hanım benimle görüşmüyor 3-4 günden bir şey oluyor. Efendim diyor, hanım 3-4 gündür görüşmüyor benimle. Neden? Ben diyorum ki muhakkak sen bir densizlik yapmışsın. Susuyor adam. Git diyorum, özür diler. Ya bir kadın kocasına küser mi? Hadi arada bir nahoş bir şey oldu, 10 dakika, 20 dakika, yarım saat, bir saat öyle bir şey geçti.
Bir sertlik oldu. Veyahut da anne baba çocuğuna küser mi? Çocuk annen babaya küser mi? Böyle bir şey olur mu? Bu nasıl bir anlayış? Evladın senin. Tavır koy. Rahatsızlığını belirt. Sıkıntıyı konuş. Veyahut da annen baban söyle, anlat. Yumuşak yumuşak. Küsmek ne? Veyahut da işte, ağzına 5 lira verdi de bana vermedi. Ya bunun için küsülür mü? Bırak ya. Yok ya, onların damatları var. Biz yokuz zaten. Ya bırak elini ver. Ne yapıyorsa yapsın ya, bırak. Kapat, ört üstüne git. Allah muhafaza eylesin. Ben hakkınızı helal edin. Buradan rüya okumuyorum.
O yüzden rüya yazmış bir kardeş. Eşimle ailem, annem, babam ne zaman bir araya gelseler huzuzluk oluyor. Ne yapabilirim? Eşine söyleyeceksin, ağzını dikecek. Anne babanın yanında. Hiç seslenmeyecek, hiç tartışmayacak. Hap yutmuş gibi böyle tebessüm ederekten gidecek. Annen baban laf söyleyecek, söyleyecek. Söyleyecek. Bu aralar sık sık sakal bırakacak mısın diye arkadaşlarımdan sorular alıyorum. Farklı farklı kişiler soruyor. Sakalımın seyrek çıktığını söylüyorum. Tasavvuta sakalın izinli bırakıldığını söyledi. Sakal bırakmam için izin vermişsiniz. Biz öyle tasavvufta sakal bırakmak izinli diye bir şey ben söylediysem dahi haddi aşmışımdır o zaman.
Sufiler rüyaya ehemmiyet verirler. Ben de sakal bırakmak istiyordum. Ama böyle cesaret edip bırakamamıştım. Sonra rüyamda oturmuşum berbere sakalımı toplatıyorum böyle sakallı gördüm kendimi. İşte sakalımı toplatıyorum böyle. Şeyh Efendi'ye telefon açtım. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Dedim rüyamda sakalımı toplatıyordum dedim. Şöyle topla böyle topla diye dedim. Sünnet sakal dedim bırakmışım dedim ben. Mustafa Efendi sakalını bırak oğlum. Pek efendim kapattık dedim. Sakalımızı bıraktık. Hamdolsun. Rüya bu noktada insana bir hüccet oluyor. Bunu söylemişimdir belki de.
İzinse izin böyle. Ha bir kimse sakalını bırak oğlum. Bırakıp hiçbir peygamberin terk etmediği sünneti. Ama bakın bir sakal o kimsenin bir misyon yüklendiğine işaret. Başörtü bir misyon. Sakal bir misyon. Şimdi sakal Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin sünneti. Harika öyle değil mi? Ve mübarek insan o sakalı bıraktın elindeki tütün ne? Sakalı ne güzel bırakmışsın. Şimdi bana söylesin bir arkadaş. Böyle sakalı, sünnet sakalı olan bir kimse sigara yakışıyor eline, dudağına diye. E sakalın var ne kadar güzel.
Yalan, gıybet, dedikodu, iftira. E onun bunun hanımını ayartma. Bu nereden? Bu ne olacak? Bazen anlatıyorum ya. İstanbul'da bir köprünün altında yol, kırmızı ışık durdum. Bayan akşam böyle pencereyi tıklattı. Ben açtım. Buyurun dedim ben. Bir ihtiyacım var mı dedi bana. Şimdi ben de Sufice bakıyorum meseleye. Yani bizde Sufi edebiyatıdır bu. Kinaye yapmak. Yani karşıdaki kimse, adam açtır ben açım diyemez. Gel sana yemek söyleyeyim der. Gel sana yemek söyleyeyim diyen kimse, Sufi ahlakında, ben açım, benim karnımı doyuyor demektir o.
Kinaye yapmak. Bizde edebiyatta da vardır kinaye yapmak. Ben öyle bir şey zanlıyla, estağfurullah bacı dedim, bir ihtiyaç varsa sen söyle dedim. Böyle baktı, ne bacısı dedi ya, sen o acılardan değilsin o zaman. Pardon, sen o sakallılardan değilsin demek dedi. Ben o zaman anladım. Bir ağrıma gitti benim, bir ağrıma gitti. Demek ki bazı sakallılar var, böyle yollarda fuhuş yapan kadınlara gidiyor. Bir ağrıma gitti. Sünnet-i Resulullah adına ağrıma gitti. Ve sünnet-i Resulullah'ı o hale düşürmeleri ağrıma gitti. Yok.
Hani böyle sözü meclisten dışarı demeyeceğim. Bazı örtülü bayanlar var ya, hani örtülü hükmünde değil, çıplak hükmünde, hadis-i şerif gereği. Onlar örtülüdür ama çıplak hükmündedirler diyor. Neden? İçleri görünür. Neden? Vücut hatları bellidir. Ama onlar örtülü çıplaklardır diyor hadis-i şerifte. Bir bayanın vücut hattı belliyse, içi görünüyorsa, hadis-i şerifte diyor ki onlar örtülü çıplaklardır. Ya başında örtü varsa senin yapma. Yapma ya. Senin başında örtü var. Yani gidip de böyle sevgili, sarmaş, dolaş, birbirini yiyerekten gitme sokakta. Yapma ya. Yapma bu kadar dejenere etmeyelim. Bakın bu kadar dejenere etmeyelim.
Yapma. Örtüsüz dahi olsan. Yapma ya. Yolda çok abiyane konuşuyorum. Hakkınızı helal edin ama belki de bu kadar abiyane konuşmamam lazım burada. Ama gerçekten çok üzgünüm, çok üzülüyorum. Yani örtülü bir bayanın veya usturuplu giyinmiş bir bayan. Ya mübarek insanlar. Ya Allah'tan utanın. İnsanlardan utanın. Yollarda birbirinizi de sevişerekten gitmeyin, yürümeyin. Bu kadar mı düştük ya? Bu kadar mı aşağıya indik? Bu kadar mı ahlakımız çöktü bizim? Biz bu kadar mı dip yaptık? Yani kimin kızı yok ki? Kimin karısı yok ki? Kimin oğlu yok ki? Ya nereye kadar gideceğiz ki böyle? Ama hadis-i şerif hemen aklıma geliyor.
Sizler adım, adım, adım, adım onlara uymadıkça kıyamet kopmaz. Onlar kim ya Resulallah? Hıristiyanlar ve Yahudiler mi? Evet. Adım adım uyuyor her şeyimiz. O yüzden sakal güzel bir sünnet. İnsanı korur, muhafaza eder. Korur, muhafaza eder. Ama gerçekten onu bir koruma, bir kalkan, bir muhafaza gibi görüyorsa, gerçekten onu bir peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin önemli bir sünneti gibi görüyorsa, muhteşem bir şey.
Ama sakalla sigara içeceksen, yalan söyleyeceksen, yemin edeceksen, gıybet edeceksen, küfredeceksen, eşini döveceksen, çocuğuna zulm edeceksen, anne babana küseceksen, anne babana zulm edeceksen, kayınvalidene, kayınpederine zulm edeceksen, bırakma kardeş o sakalı ya, yapma. Laf hazır çünkü. Bu sakallılar böyle yapıyor. Laf hazır. Bu namaz kılanlar böyle yapıyor. Laf hazır. Bu siz Mustafa abinizden, ondan bunu mu öğreniyorsunuz? Laf hazır çünkü. Hani Hazreti Pir demiş ya, taş atan değil demiş, attıran bizden değil. Taş atan değil, attıran bizden değil demiş. Allah bizi affetsin.
Zahiri ilimleri bırakıp çalışma ve gayretimi tasavvuf üzerine verdim. Bunu tam anlayamadık. Bunu tam anlayamadık. Gazali'nin bu. Gazali uzun zaman zahiri ilimlerle iştigal eden son iki yılı. Bu iki yıldan önce Emevi camisinin minaresini hapseder kendisini. Riyazat yapar. Emevi camisinde kendisini hapsedip riyazat yaptıktan sonra çıkar. Bugüne kadar yazdıklarımın hepsini de reddediyorum da. İhyayı sonra yazar. Ondan sonra ihyayı yazar. Ve ondan sonra yazdığı, bugüne kadar yazdıklarımı reddediyorum. Bundan sonra yazdıklarımı kabul edin manasında söyler. Ve ondan sonra zaten sufi bir gazali çıkar ortaya. O yüzden bu kimse bizim zahiri ilim dediğimiz insanın günlük hayatında yaşayacağı dini kaideleri öğrenmek değil.
Öyle algılamayın. Onunca zahiri ilim. Onun gözüyle baktım buradan. Bu neymiş bu? Berhetiye duası. Berhetiye mi bu bereket mi? Halit. İçimizde en okumuşu sensin. Berhetiye. İlk defa duydum. Saat on bir oldu ama şunları hızla geçeyim. İki yüz bin liraya ev aldık. Tapuda rayış bedeli yüz elli bin lira bildirdik. Bu konuda bir sıkıntı olur mu? Ha ben olmaz diyeyim. Zaten vergi dairesiyle. Başım dertte. Ondan sonra gideyim tekrar sen vergiyi küçük düşürmekten, vergi dairesini devletin alacağını iç ettirmekten bir daha.
Öyle mi? Ondan mı uğraşayım? Yaptığımız alışverişlerden dolayı kredi kartında bonus birikiyor. Bunları kullanabilir miyiz? Kullanmıyorsanız bana bildirin. Ben bu kullanılacak yere sizi sevk edeyim. Bir bayan boşanmış bir erkekle evlenirken ilk eşinle görüşmeni asla istemiyorum diyor. Ama eşi görüşmeye devam ediyor. Boşandı hanımıyım. Bu durumda şartı koşan bayanın nikahında bir problem olmaz. Eğer böyle bir şey görüşmeyeceksin. Görüşürsen ben senden boşanırım dediyse boşanma hakkı doğuyor. Kişilerin çocukları kullanarak nereye gittiniz, kiminle gittiğiniz gibi ardı kesilmeyen soruları çocukları sıkıştırarak sorduklarında aile olarak ne yapmalıyız?
Bu durumdan çocuklar şikayet ediyorlar ve diğer kişiler kötüleyip o bana böyle kötü davrandı deyip anlattıklarında çocuklar kişilerden korkmaya başlıyor. Büyüktür deyip kırmak istemiyorum ama çocuğumun psikolojisinde kimsenin bozmasını istemiyorum. Nasıl davranmamız uygundur? Büyüklere tatlı bir şekilde söyleyeceğiniz bu annenizse anne çocuğun üzerine böyle gitme. Benden öğrenmek istediğin bir şey varsa bana sorup öğrenebilirsin. Baba çocukların üzerine böyle gitmeyin. Öğrenmek istediğiniz bir şey söyleyin bir söyleyelim. Bunun gibi kız çocuklarına başlayacak olarak Kur'an kursunda erkek çocuklarına da olacak mı? Bununla alakalı bir istişare yapacaktık ama tekke de bunu götürebilecek, bunu böyle yürütebilecek organizasyon olabilir mi, olamaz mı diye tereddüdüm oldu.
O yüzden böyle bir kaldım. Bununla alakalı bir istişare yapacağız inşallah. Tabi bu noktada da hemen buradan açılınca ilanı yapalım. Vakfımız bünyesinde kız çocuklarına yönelik hafta içi her gün 14-17-30 saatler arasında tasavvuf vakfı bayan temsilciliğinde Kur'an-ı Kerim ve faaliyet kursu düzenlenecektir. Kurs 10 Temmuz pazartesi başlayacak. Olup detaylı bilgi irtibat numarasından alınabilir. 0-544-746-4779. Kayıt için bayan sorumluluğe başvurulabilir. Teşekkürler demişler. Biz teşekkür ediyoruz. Biz hürmet ediyoruz. Güzel bir çalışma. Bununla alakalı böyle bir altyapısı oldu bunun. Oluştu. İstişareleri bitti. Bayan kardeşler bu noktada bu yeni bayanların kendi kültür merkezlerinde böyle bir çalışma başlatıyorlar.
Kardeşlerin, çocuklarının yaşı kaç olursa olsun. Yani böyle o resimde çocuk bakıcı gibi görüp 3 yaşında çişini söyleyemeyen 4 yaşında annesi bıkmış bakmaktan işte benim çocuğum da gelsin. Böyle bir şey de yapmayın. Bunu o hale getirmeyin. İstismar etmeyin yani. Ama çocuklar böyle çişlerini söylüyorlarsa, sıkıntıları yoksa 5 yaşından yukarı çocuklarınızı buraya getirmeye gayret edin. Çocuklar büyük ise hiç önemli değil. 18-19-20 buraya Kur'an kursuna çocuklarınızı göndermeye gayret edin inşallah. Bursa içi veya dışında olsun erkek zakirlerin, bayanların işleyişlerinde görev ve sorumlulukları nedir? Örneğin ders, kurs açma ve kapatma yetkileri var mıdır? Bu konuyla alakalı çok soru gelmeye başladı.
Şikayet gelmeye başladı. Gene bunlardan birisi. Kardeşler, tekrar söylüyorum. Genel meselelerde işleyişle alakalı. Bizde bayanlar ve erkekler ayrıdır. Birbirlerine karışmak, birbirleriyle bağlantı kurmak yoktur. Dergahın ana yapısı budur. Bayanların kendi içlerinde, kendilerine ait sorumluları vardır. Bunlar oradaki erkek zakire karşı sorumlu değillerdir. Bu erkek zakir eşleri dahi olsa, tekrar bunun altını çiziyorum. Örneğin Cemil gibi mesela. İstişare edebilirler, muhakkak konuşabilirler. Ama bayanların işleyişleri bayanlara aittir.
Kurs açacaklar, bayanlara aittir. Ancak erkekler oraya hizmet edebilirler. Bir ihtiyaçları varsa, ihtiyacını belirlerler. Bize halı lazım. Halı, erkekler halısını tedarik etsin. Kilim lazım, kilimini tedarik etsin. Çay lazım, çayını tedarik etsin. Çorba lazım, çorbasını tedarik etsin. Getirilecek, götürülecek. Getirsinler, götürsünler. Hizmet edebilirler. Hizmet. Bizim şuna ihtiyacımız var. Emriniz olur. Biz onu yerine getirelim. Biz onu yerine getirelim. Bizim ben dergaha girdiğinden beri işleyiş böyledir. Erkek zakirler asla bayanlar işlerine karışmaz.
Ancak karışma yetkisi şunda olur. Şeyh Efendi, Üstad bir halife atadıysa, dergaha, o halife derganın tamamına karışır. Derse ki bu bizim halifemizdir. Derganın tamamına karışır o. Ama Şeyh Efendi bu bizim halifemizdir demezse veyahut da özel bir görevle görevlendirmediyse kimse kimseye karışmaz.
Yok. Bayanlar bir yere gidecekler. Zakirden izin almak zorunda değiller. Yaparlar programlarını giderler. Kurs açacaklar. Yaparlar programlarını, kurslarını açarlar. Kapatıyorlar. Yaparlar programlarını kapatırlar. Kendilerine ait. Şimdi mesela örneğin bayanlar burada ders yapıyorlar. Biz buraya kapatıyoruz. Ha dur. Senin buraya kapatmaya yetkin yok. Neden? Burayı sen tutma. Burayı siz kendi başınızda da yapmadınız. Eee? Siz burada, siz burada bu konuda yetkili değilsiniz. Örneğin şimdi bayanlarının orada bir şeyi var. Ne o? Özel yeri var şu anda bizde. Oraya bayanlara, tekkenin üstündeki yeri bayanlara ait yaptık.
Bayanlarının kendi kursları var, kendi çalışmaları var. Sadece bana istişare ediyorlar benimle. İşte şunu şöyle yapıyoruz, bunu böyle yapıyoruz, şöyle yapacağız. Bu zaten normal, doğal, hak olan bu. Şimdi oraya kalkıp da işte Adnan'ın, Cafer'in, Hüseyin'in, ya bu kurs burada olmaz, bunu kapattık. Bunu deme hakları yok. Karışma hakları yok. Bayanlar orada bir çalışma yapıyorlar, yaparlar. Onlar buradaki örneğin, Hüseyin'e, Adnan'a, Cafer'e sorunlu değiller. Adapazarı'nda Cemil'e sorunlu değiller. Veya Tekirdağ'da Erdoğan'a sorunlu değiller. Ama Tekirdağ'da bir yer var orada, toplanılıyor, orada ders yapılıyor.
Kim tuttu orayı? Erdoğan tuttu. Kalkıp da şimdi orada, Tekirdağ'ın, Zakir'in, ben buraya kapatıyorum, buraya çıkıyorum, buradan boşaltıyorum. Deme hakkına sahip değil. Ama Tekirdağ'da, şimdi Tekirdağ'dan örnek veya işte Adapazarı'nda bayanlar bir yer tuttular. Kaldırdı telefonu, selamun aleyküm aleyküm selam. Efendim, burada bir bayan kardeş, burada bize bir yer tahsis ediyor. Biz buraya geçiyoruz, müsaade ederseniz. Geçin. Oraya erkeği kapatmaya hakkı yok. Veyahut da bir kadın kalktı, ondan sonra oranın işte kim tanıyor oradan onu? İşte Yusuf Hoca'yı tanıyor kadın. Yusuf Hoca'ya dedi ki, Yusuf Hoca burayı dergah olarak yaptım, yapın. Ondan sonra burasını dergah olarak ben verdim dedi. İşte tamam Yusuf Hoca da orayı istişare etti, orası dergah oldu.
Oranın bayan zakiri geldi, işte burayı kapatıyoruz. Deme hakkı yok. Bunlar farklı farklı şeyler. Mesela örneğin, Polatlı'daki ders yapılan yer bayanlar tuttular ilk önce. Bir yer tuttular, bir şey yaptılar. Orasıyla alakalı şey burada mı? Salim burada mı? Salim oranın evraklarını düzenle, bir seyahat ettik gidemedik, evraklarını düzenle gönder oraya. Örneğin oraya şimdi, ben buranın erkek zakiriyim, adamın oraya karışma yetkisi yok. Yok kardeş. Sen misafir sanatçı gibisin orada. Neden? E siz sonradan oluştunuz. Bunun gibi. Anlatabildim mi? Yani ben burayı kapatıyorum. Öyle bir şey yok. Bu da var. Herkes haddini, hududunu, hakkını bilecek. Allah bizi affetsin. Bu konunun böyle bir daha bir daha önüme gelmesini, gündeme gelmesini de istemiyor.
Bir laf bir sefer söylenir, iki sefer söylenmez, üç sefer söylenmez. Herkes alacak olduğu dersini alsın, bu konu bitsin. Kamuda çalışmaktayım. Bir de bunu kinaye yapıp da, ha bizden ayrılarmış, ne yapıyorlarsa yapsınlar. Kinaye de istemiyorum. Erkek kardeşler, oradaki bayanların bir eksiği, gediği varsa, oraya hizmet edecekler. Bir ihtiyaçları var. Otobüs tutulacak onlar. Dediler ki bize bir otobüs tutun. Tak otobüslerini tutacaklar. Hizmet edecekler. Deyecekler ki biz filanca yere, örneğin biz toplandık 10 tane bayan, 20 tane bayan. Biz üstadımıza gitmek istiyoruz, bize bir otobüs kiralayın. Biz sizin işinize karışmıyoruz, kiralamıyoruz. Bunu demeye hakları yok.
Bana mı sordunuz gitmeye karar ararken? Sana mı soracaklar? Sana mı soracaklar? Öyle bir şey yok. Allah muhafaza eylesin. Kimse nefsine uymasın. Kamuda çalışmaktayım. Kurumun anlaşması gereği faiz ile çalışan bankadan banka promosyonu almak helal mıdır? Bak bunlara helal mıdır, haram mıdır diye sormayın. Deyin ki caiz midir, değil midir.
Anladınız mı? Darül harpte caizdir deriz. Sorunun soruş şekli bu. Darül harpte caizdir kardeşim. Alacaksın. Bankada da bırakmayacaksın. Onu bankada bırakıraktan faiz imparatorluğunu yükseltmeyeceksin daha. Biz de ham sohu deriz ya. Ben bankadan faiz almayayım. Ne yapıyorsun? Bankaya bırakıyorsun. Daha da kuvvetlendiriyorsun adamı. Al. Al ondan bir sevap bekleme. Götür bir fukaranın birisine ver. Ondan bir sevap bekleme. Git birinin odununu, kömürünü al. Allah bizi affetsin. Allah bizi affetsin. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi