Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 26 Mayıs 2017 · 1:20:07
Selamun aleyküm. Aleyküm selam. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Aleyküm. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Aleyküm. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Aleyküm. Şimdiden Ramazanız mübarek olsun inşallah. Aleyküm. Cenab-ı Hak yeniden buluşturduğu için ne kadar şükretsek az. İnşallah Rabbim bir daha böyle ayrılıklar bizim tarafımızdan göstermezsin inşallah. Aleyküm. Tabii hemen kısacık bir şeye değineceğim, geçeceğim. Önümüzde zaman var. İnşallah önümüzdeki zamanlarda vakti saati gelince konuşacak olduklarımızı konuşacağız. Şunu bilmenizi istiyorum. Bu ceza aldığım söz konusu olan 2005 ve 2006 yıllarına ait herhangi bir iddia ettikleri gibi naylon fatura yok. Bununla alakalı uğraşan arkadaşlar bunu yakinen biliyorlar.
Yusuf Hoca gibi, Halit gibi, Cafer gibi, bizim yeminimle malum işavir, Savaş gibi. İşte bir arkadaş daha var, dilekçeleri yazan. Onun olsun, onu da tanıyorsunuz. Onun gibi yakın dairedeki arkadaşlar bunu biliyorlar. O yüzden bunu açıklama ihtiyacı hissetmemenin sebebi sizin herhangi bir meseleden şüpheye düşeceğinizden dolayı değil. Bu konuda herhangi bir şüphem yok. Kardeşlerin benim üzerimde herhangi bir şüphe, herhangi böyle acabalarının olmadığına gayet iyi biliyorum. Bunu böyle internet ortamında da açık bir şekilde ifade edeyim istedim. Ben kendi içinde bulunduğum derviş kardeşlerimi düşünüyorum. Dışarıda herkes bana bir şeyler söylerler, bu yeni değil.
Ben evlenmezden önce de, bekarlığımda da, ülkücülüğümde de o zamanlar. Herkes bir şey söylerdi bana. İnsanların ağzı torba değil, benim meşhur bir o zamanlar dilime pelesenek ettiğim bir söz vardı. Güzelim dedikodusu çok olur diye. O yüzden sıkıntı yok, bu konuda bir problemim yok benim. Herkes bir şey yapıştırır, herkes bir şeye yakıştırmaya çalışır. E sizler öyle, siz şu tarafa doğru gelin. Ya da rahat edeceğiniz bir yere oturun. Gözüm de görsün sizi. Hoş geldiniz. Olmadı orada, gözüm görmedi sizi. Şurayı bir sol taraftan bir yer boşaltın oradan.
Başkanım şöyle gelin siz, üçünüz de şuraya gelin. Gelin bana gel. Gelin oradan şu şeyden, o ön taraf oradan var ya, otursunlar onlar kürsü gibi yere. Gelin şöyle gelin siz. Gel gel gel gel, onlar haklarını helal ederler, sıkıntı yapmayın. Şuradan bir yer açın orada. Şuraya üçünüz sıralanın bakayım bir oraya, oraya sıralanın. Hoş geldiniz. Allah razı olsun. Nerede şey? Gel gel gel, gel sen de oraya gel. Allah razı olsun, hoş geldiniz. Tabii Mehmet Bey kardeşimi tanıyorsunuz, zaten tekkeden komşumuz.
Şimdi görevlerini ben size artık böyle internet ortamında açıklamayayım inşallah. Musa kardeşimi de, babası da inşallah. Hoş geldiler, Allah razı olsun inşallah. İnsanlar sonuçta belli şeyler başlarına geliyor, yaşıyorlar. Ben bu tip şeyleri hani dışarıda konuşulanlara alışkınım, bunlarla hiç tartışmayın, atışmayın. Bırakın millet ne söylüyorsa söylesin. Distur şu, Müslüman odur ki elinden ve dilinden insanlar emindir. Mümin odur ki insanlar onların canlarından emindir. O yüzden sufi insan, kınanmayı göze almış bir insandır. Sufilik yolu, kınanmaya göze alınma yoludur. Hani ayeti kerimede de o iman edenler kınanmaktan korkmazlar.
Namaz kıldın diye kınanırsın, zikrettin diye kınanırsın, oruç tuttun diye kınanırsın, sarık sardın diye kınanırsın, bir üstada bağlandın diye kınanırsın, bir dergaha gittim diye kınanırsın, Kur'an ve sünnete bağlı bulunduğundan kınanırsın, etrafın seni kınar, eşin kınar, çocukların kınar, akrabaların kınar, imanın el vermez. Bir şey yapmazsın, kınanırsın, iman ettiğin için iman üzerine yaşarsın, iman ettiğin üzerine yaşamaya başlarsan, etrafında münafıkça hayat yaşayanlar, etrafında imanı kemale ermemiş insanlar, etrafında müşrikçe düşünüp müşrikçe yaşayan insanlar sizi kınacaktır, ötekileştirecektir, öteleyecektir. Bu kaçınılmaz sondur, sahabelerin eşleri terk etti, babaları terk etti, anneleri terk etti, kardeşleri terk etti, çocukları terk etti, bunların hepsi de yaşandı.
Ama imanı yaşayan insan hem kendi gönül dünyasında hem de o gönül dünyasının buluşturduğu insanların içerisinde cennet hayatı yaşar. Dışarısı cehennem hayatı gibidir. O yüzden o cehennemden koku gelir mi içeri doğru, sen burnunu yaklaştırırsan gelir. Cennetin içerisine cehennem kokusunun gelmesi mümkün değildir. Cehennemin içerisine de cennetin kokusunun gelmesi mümkün değildir. O yüzden bir kimse dünyada cennet hayatı yaşıyorsa cehennem kokusu ona yoktur. Dünyada cehennem hayatı yaşıyorsa ona cennet kokusu da yoktur. Hem dünyada yoktur hem de ahiret dediğimiz o alemde yoktur. Yoktur. Burada olmayan orada da olmaz. Burada cennet kokusunu almayan orada alacağım diye uğraşmasın.
Burada cehennemin nibinde yaşayan orada cenneti hayal etmesin. Böyle bir şey mümkün değil. Bakın böyle bir şey mümkün değil. O yüzden etraftan herkes bir şey söyler, herkes bir şey der. Bu konuda yakinen bu davayla ilgilenen kardeşler biliyorlar ki böyle bir fatura yok. Böyle bir faturanın olmadığında mahkeme en sonunda kendisi beyan etmek zorunda kaldı. Dedi ki 2005 ve 2006 yıllarında böyle bir fatura yoktur dedi. Ama biz sonuçta 6 aylık cezayı yattık. 5 ay 20 gün mü? 5 ay 22 günde herhalde. Benim hesabı kitabı saymayı çok iyi bilmiyorum ya. O yüzden nam-ı değer öyle namlanmış. Matkap sayıyordu benim günlerimi. Bir an önce çeksin gitsin bu adam buradan başımda dert oldu diye.
Ondan sonra soruyorlardı. Bana bir gün böyle Allah razı olsun Yusuf Hoca sıkıntıya uğradığımızda telefon açıyorduk ona. Dedik böyle bir sıkıntı var. O zaman da bir yetkili bir Allah razı olsun bir kimse geldi dedi. Sordu hocam kaç günün kaldı ben saymıyorum deyince cezaevi müdürü sayıyormuş günü gününe. Dedi şu kadar günü var. Şu gün çıkamayacak şu gün çıkacak dedi. İçinden dedim ki ben mi kurtulacağım mı mı kurtulacak belli değil dedim. Bu yüzden normalde benim için tabii çok fazla bir fark yok sizlerden uzaklığından başka içerisiymiş dışarısıymış. Orada da iyi kardeşlikler edindik. Orada da iyi kardeşlerimiz oldu. İyi dostluklarımız oldu.
Öyle kendi kendinize de hasistlik yapmayın. Oranın da güzellikleri oldu. Oranın da tatlılıkları oldu. Oranın da hoşlukları oldu. Öyle içeride çok sıkıntı çile çektim diye de düşünmeyin. Bir elim yağdı bir elim baldaydı. O yüzden Allah razı olsun orada da çok önemli çok derinlemesine kardeşlikler edindik. Hamdolsun bir sıkıntı yoktu. O yüzden diyeceksiniz ki yani işte sıkıntı yoktu. Evet sıkıntı yoktu. Ama şunu inanın hani bir askerlik insanı olgunlaştırır ya ve ona bir katkıda bulunur. Askerliğin erkekler üzerinde bir katkısı vardır. Önceden askerlik böyle önemli bir olguydu. Askere giden bir kimse döndüğünde böyle biraz olgunlaşır, kemale erer.
İşte böyle sağını solunu oturmasını kalkmasını daha iyi bilir. Böyle onun üzerinde bir tecelliyatı olurdu. Cezaevinin de insan üzerinde muhakkak bir katkısı var. Gönül arzu eder gerçekten böyle arkadaşlar, kardeşler böyle kısa da olsa eğitimvari bir şekilde orada bulunması lazım. Suça meyletmemek. Suça meyletmemek adına. Özgürlüğünün zahirsel olarak tadını, kıymetini bilmesi adına. Küçücük bir yaşam dairesinde yaşamını nasıl zenginleştirebilir, nasıl derinleştirebilir, batini olarak nasıl genişletebilir, bunun tecrübesini ekmek için. Hoş, böyle itikafa giren kardeşler var.
Bizde itikaf ibadeti muhakkak önemli. İnşallah Ramazan geliyor. Ramazanın son on gününde şimdiden itikaf hazırlığı yapın inşallah. Kendinizi bu noktada mescitler, camiler oluşturmaya çalışın. İnşallah itikafa girin. Derviş kardeşler, on günlük itikaf boyunca içeride ibadet maksadıyla eğer yapabilirlerse, dünya kelamı konuşmadan, çok az yiyerekten, hayvansal gıdalardan, ondan sonra uzak duraraktan, böyle işte yağsız, tuzsuz, lezzetsiz yemekler yiyerekten oruç tutar.
İçeride de ilk üç gün yetmişer bin tehvit ders, normal günlük virdinin haricinde yetmişer bin tehvit, dördüncü gün, üçüncü gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görürse, sesini duyarsa, sarığını, sakalını, onunla alakalı bir işaret görürse, dördüncü gün günlük virdinin haricinde yüz bin lafze-i celal, özür dilerim, on bin salatu selam, işte beşinci gün yüz bin lafze-i celal, altıncı gün yetmiş bin tehvit, yedinci gün yine yüz bin lafze-i celal, ondan sonra tehvit, ondan sonra lafze-i celal olarak on günlük itikafı bitirince, onda da o hiç kimseyle konuşmama, belli bir yerde durma,
az uyuma, az konuşma, bunlar o kimsenin üzerine muhakkak bir katkıda, muhakkak o kimsenin üzerine manevi bir açılım, manevi bir derinlik oluşturacaktır. Bu tabi böyle cezaevine kıyaslanacak bir şey değil ama, bunun da cezaevinde hayatı devam ettirirken, bunun katkısını gördüm. Kendi kendime dedim, Mustafa Özbaş, itikaftasın, tamam bitti. İtikaftakan çok yiyor musun? Hayır. Çok uyuyor musun? Hayır. İtikaftakan böyle kendine melayanı bir şey koyuyor musun? Hayır. Tamam işim bitti. Ara sıra matkap bozuyordu benim itikafımı. Başka bir sıkıntı olmuyordu. O yüzden bir böyle şey olmuş oluyor, böyle bir disiplin olmuş oluyor. İnşallah, ha disiplin olacak diye insan, sakın suç işleyenlerden olmayın.
Allah muhafaza eylesin. Ve doğru yolda olduğumuza inandım. Ahlaki sistem açısından ve suça bulaşmama noktasında, İslam dünyasının hızla sufi terbiyeye ihtiyacı var. Hızla, derinlemesine, yeniden tekkelerin, dergahların güncellenmesi lazım. Yeniden tekkelerin, dergahların işlerini arttırıp güncelleyerekten yaygınlaşması lazım. Yeniden. Çünkü, Allah bildiğine ülke, gayri ahlaki bir karanlığın içerisine gitmekte. Suç ve suç, şekil itibariyle, aynı zamanda, çeşit itibariyle, hızla artmakta ve suçlular da hızla artmakta.
Cezaevlerinden sorumu, en yetkili kimseye sordum. Dedim, şu anda cezaevlerinde ne kadar var? Dedi ki, denetimli serbestlikten önce, iki yüz on beş bin kişi vardı dedi, tutuklu, hükümlü olarak. Denetimli serbestlik çıktı dedi, bir ay, bir, bir buçuk yıl oldu. Bir, bir buçuk yıl içerisinde, denetimli serbestlikte, otuz sekiz bin kişi var. Ve bir buçuk yıl içerisinde, hükümlü sayısı, yine dedi, iki yüz on sekiz bine geldi. Bir buçuk yıldan daha fazlaya geldi. Bu şunu gösteriyor. İki yüz on sekiz, iki yüz yirmi binde, kırk binde denetimde var, iki yüz altmış bin kişi. Şu anda hala hazırda, hükümlü, daha o ceza almamış olanlar hariç. Uçan kuşu dahi FETÖ'den alıyorlar ya şimdi.
Bunlar hariç. Bunlar hariç. Yani hükümlü olmamış daha henüz. Daha mahkemesi devam edenler hariç, iki yüz altmış bin kişi var. Kırk binde, mahkemeleri devam eden, hükümlü olmayanları koyun, üç yüz bin kişi. Bu büyük bir rakam bu ülke için. Biz seksen milyonuz, aslında seksen milyon nüfusa, Avrupa standartlarında, Avrupa standartlarında diyorum bakın bunu. En fazla seksen bin kişi olması lazım, hükümlü. Seksen beş milyon muyuz şu anda, ne kadarız? Seksen beş milyon. Seksen beş milyonsa nüfusumuz, seksen beş bin kişi hükümlü olması lazım. Dikkat edin. Bunun dört katı hükümlü var. Bu da şunu gösteriyor.
Mevcut bugünkü sistem, batmış vaziyette. Suç ve suçlu üretiyor. Ve bunu terbiye edemiyor. Bunu ıslah edemiyor. Bunun önüne geçemiyor. Ve biz hukuki olarak değil, millet olarak İslam milletindeniz. İslam milletinden olan bir ülkede, Avrupa ülkelerinin dört katı hükümlü var.
Mevcut da dört katı. Bu bizim ülkemiz için büyük bir handikap. Büyük bir handikap. Eğitimin, kültürün, ıslah edici çalışmalarının baktığına işaret. Ve her gün bu artma gösteriyor. Artıyor mu? Bunun bu kadar, kar topu gibi arttığının, yuvarlandığının bu kadar farkında değildik. Ben böyle yıllar itibariyle bunlar açıklandığında hasbelkader bu bilgilere ulaştığımda ben ulaşmaya çalışırdım. Eski sohbetlerden bilirsiniz. İşte dünya yedi milyarsa bunun yedide biri şunda, yedide biri bunda diye bu sohbetleri siz hatırlarsınız.
Yedide biri anarşiyle iştigal ediyor. Dünya nüfusunun. Yedide biri uyuşturucunun keyif verici o maddelerin etkisinde. Yedide biri açlığın etkisinde. Aç. Yedide biri huşla alakalı. Dünya nüfusunun. Yedide biri gitti anarşiden, terörden. Yedide biri uyuşturucudan gitti. Yedide birisi huştan gitti. Yedide birisi açlıktan gitti. Yedide üç kaldı. Yedide üç kaldı. Gördüğünüz yedi kişinin dört kişisi gitti. Dünya üzerinde.
Ülkemizde de aynı. Ülkemizde de aynı. Ha! Yüz elli yıldan beri biz layık olacağız. İslam'ın temel öğretilerinden uzaklaşacağız diye bizim ensemizde boza pişirdiler. İçeriden dışarıdan. İki yüz elli yıldan beri bu ülkenin insanlarına, bu coğrafyadaki insanları, bu Osmanlı'nın bıraktığı, terk ettiği yerlerden iki yüz elli yıldan beri toplumu cahilleştirdiler. Ne yazık ki eğitimsizleştirdiler, kültürsüzleştirdiler. Bunu hem bizim katkımız var, hem dışarıdakilerin katkısı var. Bu suçluların ülkemizde de artmasında bizim de suçumuz var, devletin de suçu var. Bütün herkesin suçu var bunda. Ama bizim yapmamız gereken bir şey var. Biz hızla, eskisinden daha hızlı, eskisinden daha fazla, eskisinden daha fazla gayret göstererekten biz o güzel ahlakın yaşanması, güzel ahlakın yaygınlaşması için mücadele etmekle mükellebiyiz.
Bizim derdimiz Kur'an, sünnet, vatan, milletse biz ne kadar olumsuzluk olursa olsun bu vatan bizim, bu devlet bizim, bu millet bizim, bu din bizim. Biz mücadeleye devam edeceğiz. Küsmek, küskünlük yapmak, bıykınlık yapmak, bana necilik yapmak yok. Ne gelirse gelsin başımıza. Bizim eski kardeşler, eski arkadaşlar, yirmi sekiz Şubat'tan alışkınlar, pişkinler. Hangi iktidar gelirse gelsin, particilik değil bu. Bizim ensemizde boza pişirirler. Pişirirler. Bu ister A partisi, ister B partisi, ister C partisi, hangisi olursa olsun. Biz milletin işine gelmeyiz. Biz bunun farkındayız. Biz çünkü normalde onların dediği yolda gitmiyoruz ya böyle. O yüzden bizi öyle, yüzümüze hoş görünürler bizim ama, yani öyle zannetmeyin öyle biz de dost olmazlar.
Biz çünkü birilerinin idaresinin altına girmeyi sevmiyoruz. Ben kişisel olarak, kimlik olarak onu pek sevmiyorum ya, size de bulaşıyor bu. O yüzden size de bulaşınca böyle biz bir boyundurun altına giremiyoruz. Bizim derdimiz büyük çünkü. O yüzden böyle biz yumuşayamıyoruzlar. Bize söylüyorlar, zikrullahı bırakın böyle işte sadece sema edin, millete böyle şey yapın, işte bu tip şeyler yapmayın böyle gibisinden. Bize anlatıyorlar, akıl veriyorlar. Allah bizi affetsin. O yüzden inşallah kardeşler, Allah'ın izniyle, bu konuda geri adım atmak, gevşemek yok. Saracağız, sarmalacağız. Yaralarımızı, berelerimizi, kırgınlıklarımızı, kızgınlıklarımızı, öyle oldu da, böyle oldu da, şöyle oldu da, bunların hepsini bir kenara bırakacağız.
Kur'an ve sünnet, vatan millet mücadelesine devam edeceğiz. Ufak meseleleri kendinize problem etmeyin. Birkaç gündür, sosyal medya üzerinden söylüyorum, Müslümanlara dışarıdan bir düşmana gerek yok. Kendi kendilerini yiyip bitirmekte çok mahirler. Bakın Orta Doğu'ya, mezhep savaşları, meşrep savaşları, yok elini kulağına götürdün, yok elini böyle yaptın, yok ayağını 10 santim fazla açtın, yok ayağını 10 santim ince açtın, kalın açtın.
Bırakın. Zaten gayrimüslimlerin, o deccal güçlerinin istediği bu. Müslümanları birbirlerine kırdırıyor. Bir örgüt oluşturuyor oradan, o örgüt sana kafir diyor, sen ona kafir diyorsun, alıyorsun silahları, birbirine vuruyor. Ondan sonra o canlı film festivali yapıyor, yok bilinen nerede, bilinen ne tiyatro sanatları yapıyor, o bakıyor keyfine. Sen dövüşüyorsun boyuna. Sen bitmek, tükenmek bilmeyen, bir savaşın içerisine giriyorsun. İran-Irak savaşı gibi. 8 yıl sürdü. Olmuyor, o ülkenin başına darbeyle, bir tane ahlaksız, bir tane deccaliyet askeri getiriyor, o kendisi kırıyor askerlerini, kendi milletini. Suriye'deki gibi. Afganistan'da savaş bitiyor mu?
Irak'ta bitiyor mu? Suriye'de bitiyor mu? Yemen'de bitiyor mu? Sudan'da bitiyor mu? Afrika'da bitiyor mu? Bitmiyor. Bitmiyor. Türkiye'de bitiyor mu? Bitmiyor. Bitmiyor. Çünkü Müslümanlar, Müslümanlar, bir Müslüman kimseyi öldürmemeyi, bir Müslüman kimsenin namusunu, izzetini, şerefini, diline dolamamayı, kendisine distur edinemiyor.
Edinemiyor. Birisi geliyor, oy attınız, hepiniz küfür ehlisiniz diyor. Öbürki diyor ki, oy atmadın, sen küfür ehlisin. Öbürki diyor ki, sen şunu şöyle yaptın, kafirsin. Öbürki ona diyor ki, sen kafirsin. Müslümanların birbirlerine olan, düşmanlıkları bitmiyor. E, ülkeler olarak da bitmiyor. E, mezhepler, meşrepler olarak da bitmiyor. E, birbirleriyle de dövüşüyorlar, meşrepler de. Sen sufisin, öbürki, sen şu dergahtasın, sen bu dergahtasın. Sen şöyle yapıyorsun, sen böyle yapıyorsun. Onlar da savaşıyor birbirleriyle. Onlar da birbirine laf diyor. Onlar da birbirini kırıp döküyor. Yetmiyor. Bir dergahın içerisinde, bir cemaatin içerisinde, olanlar da birbirini kırıyor.
Yetmiyor. Ailenin içerisindekiler de birbirlerini kırıp döküyor. Karı koca birbirini döküyor, kırıyor. Evlat, anne baba, birbirini kırıp döküyor. Kardeşler birbirlerini kırıp döküyor. Anne, kendi çocuklarını kırıp döküyor. Çocuklar kendi annelerini kırıp döküyor. Baba, kendi çocuklarını kırıp döküyor. Çocuklar kendi babalarını kırıp döküyor. Dışarıdan bir düşmana ihtiyaç yok. Yetmiyor. vahşet. Müminler birey olarak kendilerini kırıp döküyor. adam dışarıda kırıp dökecek bir kimse bulamazsa, bir birey dışarıda kırıp dökecek bir şey bulamazsa, kendisini kırıp döküyor. Diyor ki, senden adam olmaz. Bırak namazı.
Senin günahın laf olur mu ya? Koy ver yakasını. Tövbe ettin de ne oldu ki ya? Şunu yaptın da ne oldu ki ya? Bunu yaptın da ne oldu ki ya? Adam hiçbir şey bulamazsa, kendisini kırıp döküyor. Şeytanın kucağına bırakıyor kendini. Allah muhafaza eylesin. Amin. Ve Müslümanlar, Müminler, böyle kırıp döktüğü müddetçe, dışarıdan düşmana, yok üst akıl yaptı, yok alt akıl yaptı, yok dış mihraklar yaptı, yok iç mihraklar yaptı, yok bizim dergahımıza dışarıdan saldırdılar, yok işte bizim cemaatımıza saldırdılar.
Geçin kardeşler bunların hepsine. Herkes hatayı kusuru, kendini de arasın bulsun. Herkes. Herkes kendine baksın. Hani meşhur ya, herkes evinin önünü süpürse, şehir tertemiz olur. Sen evinin önünü süpür kardeşim. Sen evinin önünü süpürdün mü süpürdün. Yan taraftaki komşu, sen evinin önünü süpür deme. Onun konu da süpür. Ya o süpürmüyor. Sen süpür kardeşim, elinde mi kalacak? Sen süpür. Başına bir hal gelmiştir, hasta olmuştur, canı sıkılmıştır, nefsine uymuştur. Bir derdi vardır. Sen süpür ya. Mümin kardeşin değil mi? Mümin kardeşin de olmasın.
Aynı sokağı paylaşmıyorsunuz mu? Aynı sokağı paylaşıyorsunuz. Medine antlaşmasını iyi okuyun. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Musevileri de, İsevileri de, ümmet kavramının içine aldı. Ümmet kavramının içine al. Musevileri de, İsevileri de. Süpür kardeşim, onun da sokağının önünü süpür. Cahil bir Hristiyan, senin başına dert olur. Cahil bir Musevi, senin başına dert olur. Cahil, ister dinli, ister dinsiz, herkesin başına dert olur. Bak, İslam dünyasını cahil bıraktılar, birbirleriyle dövüştürüyorlar. Önce tekkeleri kapattılar. Bakın, medreseleri kapattılar.
İşlevlerini güzelleştirmediler. Çarpıklıklarını değiştirmediler. Komple kapattılar. Cahil kaldı insanlar. Önceden de zaten, kapatılmaya müstenit olsun diye, cahil bırakıldı. Cahil bırakıldı. Tekkelere atanmış şeyhler koymaya başladılar. Atanmış şeyh. Vakfiyede memur adam. Vakıflarda memur. Şeyh olarak atandı. Karabaş-ı Veli Tekkesi'nin son şeyhi, atanmış şeyhtir. Vakıflarda memurdur kendisi. Son şeyhi. İnceleyin, araştırın. Karabaş-ı Veli Tekkesi'nin son şeyhi, atanmış memurdur. Atanmış memur. Dergahların büyük bir çoğunluğunu o hale getirdiler.
Daha Osmanlı'dan başladı bu. Osmanlı'dan başladı bu. Yoldan gelen değil, belden gelene baktılar. Yoldan gelene değil, atanmış bir tane memur attılar. Kimisi belden geleni koydu, kimisi de atanmış memuru koydu. Adamın babası şeyh, dedesi şeyh, onun şeyh, doğan çocuk şeyh, torun şeyh, gelecek olanlar şeyh. Evet. Büyük handikap. Ha adamın oğlu şeyh olur mu? Olur kardeşim. Olmaz değil. bu kapı kapalı değil. Yetişirse, çalışırsa, Allah ona verirse olur. Herkes olur. E adam daha sağ, oğlunu işaret ediyor. Herkes ona bağlanacak.
Sebep? Akçe geliyor. Akçe. Akçe geliyor. Yemeğin iyisi, yemeğin güzeli. akçe, bilderin altına, cebine. E onun başkasını yedirir mi adam? Arkasından gelen oğlan, yesin onu. Yanına dergah bir, yanına otel, yanına lokanta, yanına kıraatane. Yanına alışveriş yapılacak dükkanlar. E bir tane haç ömre şirketi. E olmadı, bir tane de yanına şey, ne o? Market, şu bu. Hadi dervişler toplanın, bir de market açıyoruz. Herkes versin canım, herkes bir yerden alışveriş edecek. E ondan sonra, ya kalkıp da oradan para mı isteyeceksiniz ya, bu kadar şey mi olur?
Bu ne? Oğlu şeyh. Öbür taraftan kardeşi diyor, ya buzdan bizim de, nemalanmamız lazım. Sen de git filanca yerde şeyh ol. O da gidiyor filanca yerde şeyh. Ona da bir tane dergah, bir tane otel, bir tane yat, kat, ev. Bir tarihte birisi geldiydi. Bana, dedi ki, Mustafa abi bir şey soracağım sana. Sor dedim. sizde dedi, zakirlere ev yapılıyor mu dedi. Lan nereden çıktı dedim ben, kirada duruyorum. Ne oldu dedim ben, abi biz dedi, filanca bizim zakirimizdi. E dedim ben, altı dergah üstü ev yaptık dedi. E dedim ben, dinliyorum şimdi onu. Abi dedi, şeyh efendi şimdi onu zakirlikten aldı. Ben gayri ihtiyare, eyvah dedim ben. Ne oldu dedi, ulan oğlum bir ev daha yapacaksınız siz şimdi dedim.
Abi öyle oldu zaten dedi. Ne oldu dedim ben, e dedi abi bir abimize dedi, bundan sonra zakir sensin dedi dedi. O abi de diyor ki dedi, bana da bir dergah, bana da bir ev yapacaksınız diyor dedi. E dedim, çalışın abicim gayret edin, siz biraz daha ticaretinizi arttırın. Yapacaksınız artık dedim, usulünüz buysa size. Abi sizde usul ne dedi. valla bizde usul filan yok, biz ne para toplarız, ne para isteriz, parayla pulla işimiz olmaz bizim dedim. Ben ne kirada duruyorum dedim. Cenab-ı Hak verirse ticaret ediyoruz, inşallah olacak dedim. Yani yapacak bir şey yok dedim. Abi sizde para toplanmıyor mu dedi, yok dedim ben. Ya abi ben dergaha bıraksam, size gelsem dedi.
valla sen gelme bize dedi. Neden dedi, sen bu saflığında bizi de bozarsın abicim. Böyle durdu. Aman gelmeyin siz dedi. Bir arada 3-4 tane kadın geldi dedi, tekkeye yukarı. Biz buraya gelip gidiyoruz, ders alacağız. Eee ben filanca şeyhefendiye gidiyordum, eee önce telefon açtı bizi, binlere gönder götürdük, iki binlere getir götürdük, beş binlere götür götürdük, on binlere götür götürdük. Getirmezseniz helak olursunuz. Eee 20 bin lira istedi, götürdük, en son evimizi istedi dedi. Evi vermeseydiniz dedim. Onu da verdik hocam dedim. En son da dedi, parayı yetiştiremiyoruz dedi, biz bırakacağız dergaha dedi. Biz size bağlanmak istiyoruz. Sizde ev kalmamış dedim, ben ne yapayım siz işim dedim. Siz dedim parayı bulu, evi dedim vermişsiniz, dedim geliyorsunuz şimdi bize.
Aman gelmeyin biz dedim. Bir de dedim ya siz dedim, gerçekten bizi bozarsınız. Biz dedim böyle şeylere alışkın değiliz. O yüzden sen dedim, girmeyin bize, gelmeyin dedim. Gerçek bize, gerçek söylüyorum dedim ya. İnsanın düşmanı dahi akıllı olmalı. Bunların aklı yok. Gelir bozar ortalığı, Allah muhafaza eylesin. O yüzden dedim, aman gelmeyin. E şimdi böyle olunca, dergahlar bozuldu. Tekkeler bozuldu. Ehil insanlar yok. Bunu anlatıyorum. Önümüzdeki günlerde, yıllarda bunu yaşayacak insanlar. Evet. Bunu yaşayacak bu ülke insanı. Tekkelere, dergahlara atanmış şeyhler gelecek.
Memur, maaşlı. Evet. O şeyhin diyenler de sıraya girecekler. Oradan maaş almak için, emekli olmak için. İmam-ı Azam Hazretleri unutmayın. Bu sebepten dolayı şehit edildi. İmam-ı Serahsi, bu sebepten dolayı hapsedilip şehit edildi. İmam-ı Azam Hazretleri, bu sebepten dolayı hapsedilip şehit edildi. Nice şeyh efendiler, bu sebepten dolayı sürgün edildi. Başlarındaki zalim hükümdarlar, başlarındaki zalim yönetimler, o şeyh efendileri sürgün etti, hapsetti.
Çünkü çarpık sistemin, çarpık yönetimin oyuncağı olmadılar. Şimdi tarih kitaplarını da okuyoruz. İşte o zalim Emeviler, İmam-ı Azam Hazretlerini hapsedip şehit ettiler. Doğru. O gün Emevi'ydi. Adı oydu. Ondan önce adı Firavundu. Ondan önce Nemrut'tu. Değişmiyor bir şey. Siz Firavun'un koltuğu boş durmaz. Nasıl peygamberlerden sonra, Allah'ın dostları, velileri gelip, dinin yaşanması ve muhkümiyeti için, mücadele ederlerse, onlar var olacaklarsa, kıyamete kadar, şunu unutmayın.
Aynı o peygamberlerin karşısına çıkan, müşriklerin koltukları da boş kalmaz. Firavun'un koltuğu boş kalmaz. Nemrut'un koltuğu boş kalmaz. Ebu Cehil'in koltuğu boş kalmaz. O koltuğa birisi gelir, oturur. Bunun tamamını deccaliyet deyin siz. Millet oturur, deccal bekler. Deccal eksik değil. Millet oturur, Mehdi bekler. Eksik değil. Eksik değil. Hiçbir zaman eksilmez onlar. Hiç eksilmez. Her zamanın deccalı vardır. Her ülkenin deccalı vardır. Her şehrin deccalı vardır. Her sokağın deccalı vardır.
Her evin deccalı vardır. Her evin mehdisi vardır. Her sokağın mehdisi vardır. Her köyün mehdisi vardır. Her şehrin mehdisi vardır. Her beldenin mehdisi vardır. Her ülkenin mehdisi vardır. Tüm dünyanın mehdisi vardır. Eksik değil onlar. Aldanmayın. Vaat edilen Mehdi gelecek mi? Amenna ve saddakna gelecek. Bunda şek şükür bu hadis-i şerifi inkar etme değil. Vaat edilen deccal gelecek mi? Şek şüphe yok o da gelecek. Ama o koltuklar boş değil. O koltuklar boş değil. O koltuklarda o hizmeti devam ettirenler var. O yüzden yakındır. Tekkelerin başına atanmış şeyhlerin gelmesi.
Allah muhafaza eylesin. Yakındır. Ehliyetsiz insanların, insanların başlarına önder olmasın. Allah muhafaza eylesin. Düşünebiliyor musunuz? Yeni FETÖ'ler oluşmayacak diye dergahlara, tekkelere saldırıyorlar. Buradan insanları da birisi telefon açsa, bir jurnallese FETÖ'cü olarak gider. Hiç kimse bakmaz gözünün yaşına.
Evet, Cenab-ı Hak ümmeti Muhammed'i korusun, muhafaza etsin. Cenab-ı Hak memleketimizi korusun, muhafaza etsin. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun, muhafaza eylesin. O yüzden kıymetli kardeşler, Allah'ın izniyle öyle yeniden silkelenip, yeniden kendimize gelip yolumuza revan olacağız. Dağılmadan, sarsılmadan, önümüze gelen engelleri aşaraktan, önümüze gelen engelleri geçerekten Kur'an ve Sünnet, vatan ve millet mücadelesine devam edeceğiz. Bu ümmetin kurtuluşunu gördüğünüz zaman ancak vazifenizin kırmızı alanındaysa, işte altına sarıya geçecek. Bu yangın devam ettiği müddetçe, ümmeti Muhammed'in içinde, bu cehalet ümmeti Muhammed'in içerisinde devam ettiği müddetçe, bu ayrılık, bu gayrılık, bu birbirine düşmanlık devam ettiği müddetçe, biz çalışmaya, gayret etmeye, koşmaya devam edeceğiz.
Sakın gözünüzü makama, sakın gözünüzü mevkiye, sakın gözünüzü dünyaya çevirmeyin. Makam, mevki, dünya sizi aldatmasın. Sakın başlarınızdaki abilerinizi eleştiri hastalığına tutulmayın. Sakın birbirinizi acımasız bir şekilde eleştirip, alt etme hastalığına tutulmayın. Sakın birbirinizin eksik ve noksanlıklarını, kusurlarını gözünüzde büyütüp, şeytanın çocuğu, şeytanın talebesi olmayın. Sakın kardeşlerinizin üzerinde olumsuz şeyler düşünmeyin. Sakın kardeşlerinizin velev ki, hata ve kusurlarını bir başkasına aktarma hastalığına tutulmayın. Birbirlerinize düşmanlık yapmayın.
Birbirlerinize karşı hasislenmeyin. Birbirlerinizi çekiştirmeyin. Kardeş olun. Allah için. Sufi, birinci derecede kendi kardeşinde fena olur. Ona bir sufi dilinde fena fi derviş deriz. Kendi derviş kardeşinde fena olmak. Kendi derviş kardeşinde fena olmak deyince, bunun en alt zemini, en alt zemini, en alt zemini, senin kardeşlerine zarar vermemendir.
Senin kardeşlerinin, senin elinden, dilinden emin olması demektir. En alt zemini. Bunun fena olma yolu, sizin en hayırlınız, etrafına en fazla faydası dokunanınızdır. Bunun fena olma yolu, kardeşlerine hayırlı olma. Kardeşlerine iyilik yapma. Kardeşlerini, kardeş gibi tutmadır. Bu seni fenaya götürür. O yüzden dedi, komşusu açken tok yatan bizden değildir diye. Sen kardeşini görüp gözetmekle mükellefsin. Kardeşlerinizi görüp gözeteceksiniz. Birisi kardeşinizin aleyhine, sizin yanınızda konuşuyorsa, susturacaksın. Susturmazsan, dilsiz şeytansın.
Haksızlıklar karşısında susan, dilsiz şeytandır. Susma. Kardeşim, kardeşimizin hakkında konuşma. Bitti. Konuşma. Hayır, hah olun. Hiçbir cemaate, hiçbir tarikata laf atmayın. Allah diyen bir toplulukla uğraşmayın. La ila illallah Muhammedun, Resulullah diyen bir kimse, Müslümandır. Eksiklikleriyle, noksanlıklarıyla, yanlışlıklarıyla, günahın dibine batsa dahi, Müslümandır. Fuhuş da yapsa, içki de içse, kumar da oynasa, faizcilik de yapsa, dünyanın en lanetlik işini de yapsa, La ila illallah Muhammedun, Resulullah diyorsa, sen onu tekfir edemezsin.
Tekfir etme hiç kimseyi. Hiçbir cemaate, tarikata laf söyleme. Hiçbir kimsenin şeyhine laf söyleme. Hiçbir kimsenin cemaatinin başındaki hocasına laf söyleme. Bırak. Doğruyu söyle. Hakikati söyle. Kur'an ve sünnetin doğrusunu ve hakikatini haykır. Ama şahısların eksik ve noksanlıklarını diline düşürme. Zekat parasıyla okul yapamazsınız kardeşim. Zekat parasıyla Kur'an kursu yapamazsınız. Zekat parasıyla siz inşaat yapamazsınız. Zekat parasıyla arsa alamazsınız. Zekat parasıyla siz şirket kurup araba alıp satamazsınız. Zekat parasıyla şirket kurup siz örneğin işte alışveriş merkezleri açamazsınız.
Zekat birinci derecede fukaranın hakkıdır. İkincide miskinlerin hakkıdır. Bellidir zekatın kimlere verileceği. Zekatın kimlere olacağı bellidir. Sen zekat parasıyla işletme açamazsın. Biz işletme açıyoruz da fakir fukaraya oradan bakacağız. Otur oturduğun yere dini ifsad etme. O zekat fukaranın hakkı. O zekat fukaranın hakkı. O zekat parasıyla sen beş yıldızlı okullar yaptırıp beş yıldızlı yurtlar yaptıramazsın. Beş yıldızlı Kur'an kursları yaptıramazsın zekat parasıyla. Bu kadar. Ya ne yapalım kardeşim sen beş yıldızlı otelde zekat parasıyla iftar veremezsin. Veremezsin. Beş yıldızlı otellerde de iftar olmaz.
Olur öyle olur. Olmaz. Şirin görünme. Git. Telefrik mahallesinde biz mahallede iftar ver. Vereceksen. Git. Fakir mahallelere git. İftar ver oradan. Git fakir mahallelere erzak dağıt. Hava ataraktan böyle kamyonun üzerinde ataraktan edepsizce de değil. Ahlaksızca değil. O ahlaksızlık. O edepsizlik o. Hazreti Hasan Efendimiz'den daha kıymetli misin? Gece yarısından sonra küfesine doldurur. Medine'nin arka sokaklarında, varaçlarında ne kadar fakir fukara var ise hepsini de kendi sırtında küfesiyle onlara erzak dağıtırdı. Sırtı, sırtı nasır tutmuştur. Şehit olduğunda yıkanırken sırtındaki nasırların nereden olduğunu yıkayan kimseler kendi kendilerine düşünmeye başladılar.
Sonra vefat ettiğini duyan Medine'nin arka sokaklarındaki, varaçlarındaki beş yüz altı yüz tane aile birden velini nimetimiz vefat etti. Bundan sonra kim bizi görüp gözetecek deyip ağlaşmaya başlayınca anladılar Hazreti Hasan Efendimiz'in ne kadar cömert olduğunu ve ne kadar bu noktada fakir fukarayla ilgilendiğini. Gece yarısından sonra yapardı ve sordular yanındaki hizmetçisine ne yapardı geceleri. Dedi ki gece yarısından sonra küfesini doldurur, sabah namazı var kadar Medine'nin varaç sokaklarındaki fakir fukaralara yiyecek dağıtırdı dediler. Ama bu Müslümanlar öyle Müslüman ki o zaman da o Müslümanlardan vardı. Hazreti Hasan Efendimiz'in cimri olduğunu söyleyecek kadar dillerine sahip değildiler. Onun dahi dedikodusunu yapıyorlardı, bu cimri dedesi gibi cömert değildi.
Ramazan geliyor şimdi, derviş kardeşler davetli olsanız dahi o beş yıldızlık otellerde ihtara gitmeyeceksiniz. Bir yere girerken kendi kendinize şunu soracaksınız. Hazreti Muhammed Mustafa sağ olsaydı sallallahu aleyhi ve sellem o önde ben arkasında buraya girer miydi?
Çok basit, çok basit. Ölçü, çok basit. O sağ olsaydı, sağ olsaydı. Bunu zahiren söylüyor, o sağ zaten. Ona ölü diyen kendisi ölüdür. Yürürken öyle tefekkür edeceksiniz. Sufilik eğitimi terbiyesi alırken şeyhimden ben o bana öyle söylemiştim. Mustafa Efendi evladım ne dedi. Yolda yürürken önümde şeyhim yürüyor diye yürürdük biz dedi. Hayatın ölçü buymuş demek ki. Önümde şeyhim yürüyor diye yürüyeceğim yolda girerken. Senin önünde şeyhim yürürse, sen gözüne sahip çıkamıyorsan kalbin çıfıt çarşısı senin.
Senin şeyhin önde yürürken sen avare dolaşıyorsan kalbinde zikir yoksa çıfıt çarşısı. Senin bedenin derviş. İçin değil. Ben şeyhim gibi, üstadım gibi bir şeyh değilim. Onun gibi olmam mümkün değil benim. Bizim öyle bir maneviyatımız yok. Allah bizi affetsin. Amin. Size tavsiyem şu. Önünüzde Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Yürüyormuş gibi yürüyün. Evinize girdiniz. O gelecek diye düşünün. O gelecek. O muhakkak uğuracak. Evinizi öyle. Evinizi öyle yaşayın ve yaşatın. O uğuracak.
Neden? Sufinin akşam virdi var ya. Akşam virdinde yüz tane salatu selam var ya en az. E ne buyurdu? Kim bana salatu selam getirirse. Başımda görevli bir melek vardır. O melek bana söyler. Der ki. Ey Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem. Ümmetinden felanca sana salatu selam getirdi. Ben de ona salatu selam getiririm. Üstadımız öyle derdi. Aşkla bir kimse salatu selam getirirse. Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem onun ağzından daha çıkarken o da ona salatu selam getirir.
Daha ağzından çıkarken o zaman sen öylesine salatu selam getireceksin ki evinde. O canlar cananı, o peygamberler sultanı, o varlığın sebebi, müsebbibi, o Allah'ın dostu, o Allah'ın nebisi, o Allah'ın peygamberi tabiri caizse senin ağzından alacak salatu selamı. O zaman evinde ona göre yaşa.
O zaman evini ona göre tut. O zaman evinde ona göre hareket et. O zaman evinde Muhammedi kokusu olsun. Ona göre yaşa. Sokakta da öyle yaşa. İş yerinde de öyle yaşa. Etrafında da yaşatırken öyle yaşatmaya gayret et. Ki önünde yürüdüğünü göresin. Madem ki ölü değil, madem ki ayetle sabit, sah, madem ki ayetle sabit bir konuda ihtilafa düşerseniz, Allah ve Resulüne götürün buyurdu.
Madem ki sah ve Resul size bir şeye hükmederse, alın kabul edin dedi, buyurdu ayetle. O zaman gaflete düşme. Gaflete düşme. Sakın ölü deme. Sakın yaşadı gitti deme. Sakın o hadis inkarcıları gibi olma. Sakın o peygamber düşmanı gerçekte olup, kendilerini biz sadece Kur'an'a bakarız diyenlerden olma.
Aldanma. Sakın. O 1400 yıl öncesinden hükmetti. Bir kısım insanlar dedi, rahat koltuklarına oturur, bacak bacak üstüne atar. Hadis-i şerifin metni bu. Bakın nasıl tarif ediyor. Onlar diyor, lüks koltuklara otururlar, bacak bacak üstüne otururlar, ellerine de diyor, Allah'ın kitabını alırlar. Derler ki diyor, sizinle bizim aramızda Allah'ın kitabı var. Biz peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetlerini kabul etmeyiz derler. Benim hadislerimi inkar edenler, ben onlardan uzağım diyor. Dikkat et. Allah muhafaza eylesin. Sakın bunlara uyma. Şimdi Ramazan geliyor, televizyonlarda bunlar boy gösterecekler. Ramazan geliyor ya, televizyonlarda bunlar boy gösterecekler.
Oturacaklar, hangi sakız orucu bozar, hangi sakız orucu bozmaz, bunları dandikten şeyleri tartışacaklar. Orucu sulandırmak için, ibadetleri sulandırmak için uğraşacaklar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden önünde, önünde o yürüyormuş gibi yürü. O yürüyormuş gibi yürü. Seyahat yapıyorsun, onu götürüyormuşsun gibi git. Onu götürüyorsun, ona gidiyorsun. Öyle davran. Öyle davran. İnşallah böylece Ramazan'ı da güzel geçirelim. İnşallah. Hakkınızı helal edin. Öyle daldan dala atladık. Oradan buradan konuştuk. Aslında niyetim oruç ayı. O yüzden böyle oruçla alakalı hadis okumak ve aynı zamanda da oruçla alakalı bir şeyler söylemekti.
Ama ve lakin şuradan inşallah bir iki tane hadis, ondan sonra bir iki tane de orucu bozan şeyler okuyuvereyim. Allah'ın izniyle inşallah ondan sonra zikrimizi yapalım. Gecemizi inşallah hayırla bitirelim. Ebu Hureyre radiyallahu anh hazretleri naklediyor. Hadis-i kutsi. Allah şöyle buyurdu ki, Ademoğlu'nun her ameli kendisi içindir. Yalnız oruç hariç. Çünkü o benim içimdir. Onun mükafatını da ben vereceğim. Oruç bir kalkandır. Sizden bir oruçlu halde olduğu günde edebe aykırı kötü söz söylemesin, bağırıp çağırmasın, şayet biri ona kötü söyler veya kendisiyle dövüşürse, ben oruçluyum, ben oruçluyum desin. İki sefer.
Üç değil, iki sefer. Sünnet-i Resulullah da iki sefer. Ben oruçluyum, ben oruçluyum. Sakın üç söylemem. Sebep? Hazreti Muhammed Mustafa iki söyledi. Üç söyleseydi, onunla dövüşen helak olurdu. Anladınız mı? Karşınızdaki, ya eşinizdir, ya kardeşinizdir, ya arkadaşınızdır, ya akrabanızdır, ya çalışanınızdır. Onu helak edinceye kadar uğraşmayın. O seninle dövüşse dahi. Bakın nasıl rahmet, merhamet peygamberi. Dövüşse ne dahi? Helak olmaması için uğraşıyor. Allah muhafaza eylesin.
Muhammed'i irade ve kudretiyle yaşatan Allah'a yemin ederim ki, oruçlunun ağzının kokusu Allah katında mis kokusundan daha iyidir. Ya ben oruçlu ağzımın kokusunu gidereyim. Ağzının kokusunu Ramazan'ın haricinde gidereceksin. Bu şart mı? Evet. Ağız kokusu giderilmezse boşanma sebebi mi? Evet. Ağız kokusu, vücut kokusu, insanın cinsel organlarından çıkan kokular, önünden arkasından. Bunlar boşanma sebebidir. Bir kimse bunları tedavi ettirmekle yükümlüdür. Kadın erkek. O yüzden Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri diş sağlığına, ağız sağlığına, vücut sağlığına çok dikkat ederdi. Ağzınız kokmayacak, vücudunuz kokmayacak, cinsel organlarınız kokmayacak.
Dervişin üzerinden böyle bir koku çıkmaz. Müslüman'ın, müminin üzerinden böyle bir koku çıkmaz. Yaz geliyor, dikkat edeceksiniz. Ama Ramazan'da veyahut da oruçlu iken ağzınızın kokusunu gidermeye çalışmayın. Çünkü oruçlunun ağız kokusu ona miskan ver gibi gelir. O sevgili gelir, senin dudağından ağzının kokusunu alır.
Senin ağzının oruçlu kokusu olsun, gıybet kokusu olmasın, delikodu kokusu olmasın, küfür kokusu olmasın. Sakın ağzında, ağzında oruç kokusundan başka koku olmasın. Soğan sarımsak yiyen mescidimize gelmesin dedi. Neden? Soğan sarımsak kokusundan. Hey mümin kardeş, gıybet kokusundan nerelere gideceksin? Dedikodu kokusundan nerelere gideceksin? Soğan sarımsak yiyen mescidimize gelmesin dediğine göre gıybet edeni sen düşün. Dedikodu edeni sen düşün. Düşün. İftira edeni sen düşün. Diline sahip çıkmayanı sen düşün. Sen düşün onu. Allah muhafaza eylesin. Oruçlu için ferahlanacağı iki sevap vardır.
Oruçlu için ferahlanacağı iki sevap vardır. Bir. İftar ettiği zaman sevinir. İftar ettiğinizde sevinin. Allah'a hamd edin. Allah'a şükredin. Allah'ı zikredin. İftardan önce, hemen önce yapılan dualar geri çevrilmez. Dua edin. Hemen iftardan önce. O Medine-i Münevvere'de Ramazan ömresine gidenler bilirler. Dua, dua üstüne. Bir mırıltı böyle Medine-i Münevvere'de. Ne güzel o sünneti işliyorlar. Sofralar hışır hışır hışır açılıyor. Sessiz. Kimisi Kur'an-ı Kerim okuyor. Kimisi salatu selam getiriyor. Kimi dua ediyor. Bir cennet kokusu.
Medine-i Münevvere'de. Bir cennet kokusu. Cennet kokusu. Tam iftar vakti. Cenab-ı Hak hepinize nasip etsin. Amin. Bir, iftar edeceği zaman sevinecek. İki, Rabbine kavuştuğu zaman. Rabbine kavuştuğu zaman. Bir, ahirete rucu ettiğinde Rabbine kavuşacak.
Bu mecburi istikamet. Kafir-i Münevvere'de. Hepsi de ona kavuşacak. Ona döndürülecek. Oruç tutanın o gün için kıymeti fazla olacak. Sen Sufisin. Bizim o kadar bekleyecek zamanımız yok. Biz inşallah iftarı onunla beraberiz. yapalım.
Bu yüzden sevinciniz kat ve kat artsın o esnada. Allah bizi öyle oruç tutanlardan eylesin. Amin. Hemen şuradan orucu bozan birkaç tane şey okuyalım. Sonraki derste devam edeceğiz. Uykudayken ihtilam olur bir kadına bakıp boşalır, yağ sürünür, kan aldırır, sürme sürünür ya da eşini öperse orucu bozulmaz. İhtilam oldu. Bir kadına bakıp boşalır, bir kadına bakıp boşalır, bir kadına bakıp boşalır, erkek için, yağ sürünür, kan aldırır, bunlar orucu bozulmadı, sürme sürdürdü, orucunu bozulmadı. Eşini öptü, orucunu bozulmadı. Ama dikkatli ol, arkasını getirirsen orucunu bozarsın. Ondan sonra var ya bir tane sahabe geldi, ben yandım ya Resulallah.
Ne oldu dedi, ben oruçluydum, ee ben ilişkiye girdim, emanet olunma. Dedi 66 tutacaksın, 61 tutacaksın. Dedi ki başıma geldi, bu oruçtan gelmedi mi dedi, ben nereye 61 tutacağım? Ne geldiyse oruçtan başıma geldi zaten dedi. O zaman doyuracaksın insanları dedi. Ben bu Medine'nin çukurunda benden fukarası var mı ben nereye kimi doyurayım dedi. Sahabe inatçı, mübarek Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e dedi, gitti evinden bir avuç hurma aldı. Aldı getirdi, dedi al bunu, dağıt dedi. İnsanlara, infak et. Dedi benden daha fukarası var mı bu Medine'de dedi. Benden daha fukarası var mı ki ya Resulallah dedi. Sallallahu aleyhi ve sellem.
Hazreti Peygamber Efendimiz tebessüm etti sizin gibi. Dedi al götür ehlinle ye bunu dedi. Al götür ehlinle ye. Allah sizin kaldıramayacağınız bir yük yüklemez size. Hasta olanlar, şeker hastası olanlar, elinde insülin dolaşanlar, şeker hastası, kalp hastası, hamile, çocuk emziriyor. Katlanması, götürmesi zor.
Kardeş, ya paran varsa fakir fukaraya dağıt. O fakir fukaranın da hakkı var canım. Daş yiyecek değil ya millet. Onlar da bakıyorlar, birisi zengin olsa da, şeker hastalığı olsa da biz de yiysek parasını. Tabi bakıyorlar birisi zaten normalde, genelde zenginler, şeker hastası, kalp hastası olur. Zengin hastalığıdır. O yüzden birisi şeker hastası da deyin kendi kendinize, bu zengin hastalığı. Eyleme, versin parasını. Ne olacak? Birisi kalp rahatsızlığı, zengindir o. Versin parasını. Eşini öpmesi veya ona dokunması sebebiyle boşulursa orucu bozulur ve kaza etmesi gerekir. Evet, eşini öptü veya dokundu, ihtilam oldu. Kadın erkek, orucu bozuldu, onu kaza edecek o zaman.
Bakın kaza edecek, bir güne bir gün. 1'e 61 değil. 1'e 61 ne zaman? Cinsel ilişkiye girerse. Adam dokundu gitti, kova devrildi. Bir güne bir gün. Öptü, kadın erkek. Kova devrildi, bir güne bir gün. İlişkiye girdi, 61. Ya nasıl olsa bir avuç hurmayla işi halletti. Öyle bir şey yok. Sakın ha, var. Senin için değil. Kendinize bir yol aramayın oradan. Allah muhafaza eylesin. Aman, kendinize dikkat edin. Öyle ya nasıl olsa bir avuç hurmayla bu iş bitti. Sakın ha, Allah muhafaza eylesin. Kendine güveniyorsa, kişinin oruçluyken eşini öpmesin. Bir sakınca yoktur.
Fakat kendine güvenmiyorsa, mekruhtur. Okuduğum kuduri. Kendine güvenmiyorsa, mekruh. Öyle kendi kendinize baba yiğitlik yapma, bahadırlık yapma. Ben bizim dervişleri tanırım. Lan pısırık dervişi sevmem zaten. Bizim içimizde de pısırık yok zaten. Bizimkiler maşallah, mermi gibi her biri. Öyle ben kendimi güvenirim, bir şey yapmam deme. Aman kardeşim, ben dervişleri bilirim. Dervişler, cikullah yaptığı için maddi manevi kuvvetli olurlar. Öyle pısırıklı bir kimse bizim içimizde fazla yaşayamam zaten. Öyle otoçöpe dokunmayan, öyle suya sabuna dokunmayan bizim içimizde yaşayamayalım. Biz böyle güldür güldür, Fırat Nehri gibi akar gideriz çünkü biz.
Bizim önümüze ne kadar çer çöp ne kaldı, onlar da içimize katar götürürüz. Yok orasını yıkmayacağız, yok burasına dokunmayalım, öyle bir şey olmaz. Bir bakmışım biz yarmışız, ortasından gidiyoruz. Biz de öyle çok böyle halimselim, böyle süklüm püklüm bir şey beklemeyin. Biz kırarız, dökeriz, kaza yaparız, yan yatarız, çamura batarız, patinaj çekeriz. Kimsenin çıkmayacağı daha biz çıkacağız diye uğraşırız. Yolda çatlarsak çatlayalım, patlarsak patlayalım. Biz gözümüzü dikeriz Uludağ'ın tepesine, gidip oraya bayrağı dikeceğiz diye uğraşırız. Bizim halet-i ruhiyemiz bu, bizim fıtratımız bu. Yapamayız biz. Bize deseler ki şurada bir ordu gelecek, burada zikrullah yapmayın, yaparız, basılırız, gideriz oraya.
Ne yapıyordunuz? Zikrullah yapıyorduk. Yok biz çay içiyorduk, yok çorba içiyorduk, yok zikrullah yapıyorduk. Nasıl yapıyordunuz? Allah, Allah, Allah diyorduk. Bitti bu kadar, biz böyleyiz. O yüzden öyle kendi kendinizi kandırmayın, ben dokundurum bir şey olmaz değil. Sen dokundun mu daha devrilir. Kova da değil. Dokunma kardeş. Hani böyle vardır ya böyle, ne güzel böyle, ben bakarım böyle, özenmem. Derim ya ne kadar böyle hani adam yumuşak, böyle halimseli, böyle vur ensesine, al lokmasını böyle. Bakıyorum ben böyle, diyorum Cenab-ı Hak beni böyle yaratmamış. Benim enseme vurmaya kalkmasın adam, böyle gözümün içine baksın, bütün lokmam onun olsun.
Öyle enseme vurmaya kalkmasın ama, Allah muhafaza eylesin. Öyle İsa Aleyhisselam için söylenir ya hani onu bir tokat vururdu, öbür yanağını çevirirdi, bir tane de oradan vururdu diye. Biz öyle değiliz. İsa Aleyhisselam da kusuruma bakmasın benim, bana küsmesin. Yok. Biz öyle yanağımıza tokat vurdurmayız. Biz öyle sufilerden değiliz. Yok. Vurdurmayız biz. Allah muhafaza eylesin. Biz vurulması gerekeni, vurulması gerekeni, döveriz, övülmesini gerekeni överiz biz. Boyun bükülmesi yerde, boyun bükeriz. Birine laf söylenecekse söyleriz biz. Yapamayız biz. Haram yok yalnız. Allah muhafaza eylesin. Söylenmesi gerekeni söylemektir erdemlilik.
Yapılması gerekeni yapmaktır erdemlilik. Bizim halimiz bu. O yüzden Allah muhafaza eylesin. Öyle ben kendime güveniyorum. Ben dokununca Uludağ devrilmez diye düşünmeyin. Siz uzak durun. Dokunmayın siz. Uludağ'daki karlar da erimesin. Ortalık sel basmasın. Ova mova ortalıkta hiçbir şey kalmaz. Allah muhafaza eylesin. İradesi dışında kusarsa orucu bozulmaz. İradenin dışında kusarsan kusmak orucu bozar derler. İradenin dışında kusarsan bozulmaz. Husisi çok özür dilerim. Kusmak için parmak atarsan o zaman oruç bozulur. Öbür türlü iradenin dışında kendiliğinden işte gece yatarken kocaman bir ekmeği yedin ondan sonra kustun. Malum kusacaksın zaten. O kadar yersen abur cubur kusacaksın.
O orucu bozmaz. Abur cubur yemeyin. Yani ben yokken baktım maşallah bayağı semirmişsiniz. Bayağı külü almışsınız. Bizim baktığım halıları düzeltmeye geldiler. Hüseyin'le adına. Dedim bu ne hal? Hüseyin de böyle yapıyor. Bu ara kaçırdık efendim. Lan ne kaçırması? Kalmamış hiçbir şey. Çilbiri milbiri atmışsın kenara. Bunların her ikisinin göber kendilerinden önde gidiyor. Biz boyuna kemer daraltıyoruz. Bir delik daha, bir delik daha. Sakın Ramazan'da herkes kilo verecek. Murtaza başta sen. Ha verdim diyorsun Ramazan'dan önce.
Sakın Ramazan'dan kilo olarak çıkmasın hiç kimse. Sakın ha. Böyle bir şey olur mu adam? Ramazan'dan kilo alaraktan çıkıyor. Tartılın hepiniz. Kaç kilo gülüyorsun? Seksen. Ramazan bitince tekrar tartılacaksın. Yani ideal olan yetmiş beşe düşmen, yetmiş altıya düşmen. Hiç olmazsa seksenle çık. Sen de ver biraz. Ona göre. Sana söyledim zaten Ali. Sen böyle gidersen nahtı okuyamazsın sen. Senin mide ne diyafram bırakmıştır ne akciğer. Sessiz olup kesilmiştir sende. Yok gördüklerimin hepsi de külavmış. Gelip gidene baktım. Bir iki gündür böyle gelip gidiyor. Herkese Allah razı olsun. Baktım herkes külavmış. Ahmet Acar bile almış.
Bugün kim? Düğün bugün görüştüklerinin hepsi de külavmış. Bir program yapacağız inşallah. Kasten ağız dolusu kusarsa orucu bozulur ve kaza etmesi gerekir. Bir kimse çakıl taşı veya demir yutarsa orucu bozulur. Eşiyle önden ve arkadan kasten ilişe girer veya gıda maddesi olan bir şeyi yer veya içer ya da onunla tedavi olursa orucu bozulur ve hem kaza hem kefaret gerekir. Oruç kefareti zıhar kefareti gibidir. Bir kimse eşiyle iki yoldan biri haricinde ilişkiye girer ve boşalırsa kefaret değil kaza gerekir. Burada kaldınız şimdi değil mi? Eşiyle ilişkiye girmeyecek.
Öbür türlü ne oluyormuş? Eşiyle ilişkiye girerse kaza ve kefaret. Eşiyle ilişkiye girmeden boşalırsa ne oluyor? Kaza gerekiyor. Allah bizim oruçlarımızı şimdiden kabul eylesin. Allah'ın cümlemizi hafı muhafret eylesin. Bu soru yazanlar bana haklarını helal ederler mi? Varsa benim sorumu illaki cevap verin diyen ona cevap vereyim ama saat 11'e geliyor o yüzden.
Peki hakkınızı helal edin. Bâlevennâhu Nâh
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.