Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 17 Mart 2017 · 1:16:07
Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenab-ı Hak nefesinizi, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak dilinizi, kalbinizi, vücudunuzu, yolunuzu nur eylesin. Son nefesinizi nur eylesin. Kabrinizi nur eylesin. Mahşerinizi nur eylesin. Hesabınızı, kitabınızı nur eylesin inşâAllah. Söze nereden başlayayım bilmiyorum. 56 yaşındayım. 30 yıldan beri dervişlerin içindeyim. Hasbelkader Allah diyenlerin içindeyim.
Kendime bir paye vermek, bir şeye benzetmek istemiyorum. 30 yılın sonunda herhalde böyle bir şey olması gerekiyormuş. Herhalde ben kendimce sizlere layık bir arkadaş, bir kardeş olamadım. İnsanın zikir halakasından uzaklığı kadar, derviş kardeşlerinden uzaklığı kadar aha acı bir şey herhalde yok zannederim.
Çünkü kendi nefsimce, benim eşimden, çocuklarımdan, işimden, kendi nefesimden, kendi hayatımdan benim yolum, benim kardeşlerim daha kıymetliydi. Hiçbirinizin bir saçının teline, bir tüğüne zarar gelmesini istemezdim, hiç istemedim.
İnşâAllah Cenab-ı Hak bu duyguyla, bir düşünceyle nefesimi alır benim inşâAllah. Yine sizlerle beraber olmak, yine aynı halakada buluşmak, sizinle Allah deyip, cuş-u huruş içerisinde nice senelere yaşamak, ümidimiz, umudumuz olacak inşâAllah. Bu arada sizin birlik ve beraberliğiniz, kardeşliğinize devam etmeniz, derslerinize, zikirlerinize devam etmeniz, muhakkak ki benim için büyük bir mutluluk, büyük bir tat.
İnsanın her şey aklına gelir de, benim kendimce böyle bir ayrılık aklımıza gelmezdi. Ama böyleymiş. Benim meşhur kendimce rebliğim vardır ya, bir insan bir kaderiyle, iki fıtratıyla savaşta yenilmesi mutlaktır. Bir kimse kaderi aşamaz. Takdir edildiyse, ta ötelerin ötelerin ötesinden, o takdiri bozacak olan Allah'tan başka bir kimse değildir.
Bir kimse fıtratıyla mücadele ne kadar ederse etsin, fıtratını değiştirmesi mümkün değildir. Bin bir tane, buna da örnek gösteririm ya, bin bir tane ameliyat geçirse, bir erkek doğuramaz. Bin bir tane ameliyat geçirse, bir kadın ne olursa olsun erkek olamaz. Dağların yerinden oynayacağına inanın, fıtratın değişeceğine inanmayın der.
Örnek veririm ya, insanın ensesinde gözü olmaz hiç. Veyahut da kulağı kafasının tepesinde olmaz. Fıtrat değişmez çünkü. O yüzden bilmiyoruz, bu noktada kendimizce de Cenab-ı Hak'ın külli iradesinin neyi takdir ettiğini. Ben mücadeleci bir insanımdır, kendimce derim nefes varsa ümit vardır.
Mücadeleye devam ederim, benim işim odur. Biz ne kadar olumsuzluk gördüyse de, yaşadıysak da, yaşadıysak da, hiçbir zaman eğilip bükülmeden, pes etmeden mücadeleye devam ettik. Gene mücadeleye devam edeceğiz, gene itiraz edeceğiz, gene haklılığımızı beyan etmek için koşturacağız. Yine telefonlar açacağız, Cafer'di, Halit'ti, Yusuf Hoca'ydı, işte savaştı. Bunlara diyeceğiz, şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın. Bugün mücadeleye inşallah devam edeceğiz gene. Yılmak yok, yenilgiyi kabul etmek yok, pes etmek yok. İnşallah koşuşturacağız. O yüzden kendi aranızda böyle o öyle olsaydı, bu böyle olsaydı diye düşünmeyin. Geçen gün takip edenler bilir, bununla alakalı hem ayet, hem hadis, hem de Hazreti Mevlana'dan nakiller yaptık.
O yüzden öyle olsaydı, böyle olsaydı, sufilerin işi değildir. Biz mücadele ederiz, biz gayret ederiz, biz koşuştururuz. Biz önümüze bir menzil koyarız veya Cenab-ı Hakk'ın işaret ettiği menzile doğru koşarız. Bizim işimiz, bizim elimizden gelecek olan şey koşmaktır, mücadele etmektir. Biz yerle yeksan olsak dahi, toprağın altına da girsek, mücadele azmimizden bir şey kaybetmeden mücadele etmeye devam edeceğiz.
O yüzden mücadeleyi bıraktığımı düşünmeyin. İnşallah bu da böyleymiş. Bizim ciğerimizi yakan, dağlayan zikir halakasından uzak olmak. Derviş kardeşlerden bu noktada uzak olmak. Onların dertleriyle, sıkıntılarıyla, problemleriyle, onların bu noktada gözlerinin yaşıyla, dudaklarının titremesiyle ilgilenememek. Bu ilgilenememek bana acı geliyor.
Başka bir şey değil. O yüzden hem sizlerle tam teşekküllü ilgilenemediğimden dolayı, hem bayan kardeşler hem sizlerden hakkınızı helal edin. İnşallah bundan hepimiz birer ders çıkarırız. Deriz ki, var ya biraz arabeskede vuralım, biz nerede yanlış yaptım deyip, biz kendi kendimize tövbe etmek, nefsimizi bu noktada aşağı vurup, inşallah devam edeceğiz.
Tabii bunun yanında, cezaevinde de güzel arkadaşlıklar kurduk, kardeşlikler kurduk. Orada da samimi dostluklarımız oldu, iyi kardeşliklerimiz oldu. Herhalde böyle giderse, bir bölükte ceza inen, diyeceğiz ki bunlar da cezaevi dervişi. Onlar da biraz tabii farklı, kimisi diyor, baba emret nereye ateş edilecekse ateş edelim. Yok kim dövülecekse dövelim, kim indirilecekse inelim. Diyoruz ki, yok bizim dövmekle, sövmekle, ateş etmekle işimiz yok. Biz diyorum, güzellikle, neşeyle, mutlulukla, sevgiyle bu işleri halledeceğiz. Ama onların içine de işlemiş biraz. Onlar da bu işleri ateş etmekle, dövüp kırmakla halledeceğimi düşünüyorlar. Ama ilk etapta öyle düşünüyorlar.
Sonra yavaş yavaş o düşüncelerinden vazgeçiyorlar elhamdülillah. Orada da böyle, ama Silivri'de, ama burada arkadaşlıklar, kardeşlikler kurduk elhamdülillah. Bu noktada Allah onların da gönüllerine hidayet eylesin. Amin. Onların da tövbelerini kabul etsin. Amin. Onlara da tövbe etmeyi nasip eylesin. Amin. Rabbim cümle ümmet-i Muhammed'i korusun. Amin. Cümle ümmet-i Muhammed'i muhafaza eylesin. Amin. Allah hiçbir kardeşimizi de, ben biraz da öyle niyet ediyorum içeride. Diyorum ki, Ya Rabbi ben buraya geldim gördüm. Bunu diyorum bütün dervişlerin başına bu tip şey bir gelecekse, onlara kefaret olsun diyorum. Cenab-ı Hak biri, beni sayısız edendir.
O yüzden bizim de orada 3-5 gün duruşumuzu sayısız, kendi katından nimetlendirip, derviş kardeşlerin başına böyle bir şey gelecekse, onu oradan düşürsün inşallah. Amin. Kardeşlerimiz böyle şeyler yaşamasınlar inşallah. Amin. Amin. Yaşatacak amellerden, yaşatacak problemlerden kardeşlerim uzun, uzak eylesin. Amin. Tabi oradan size anı anlatacak değilim. Günler orada bir şekilde geçiyor. Ama bunu böyle, ya içeri girdi de böyle düşünüyor diye düşünmeyin. Dışarıda yaşayanlar, Allah'ın lütfuyla, keremiyle dışarıda yaşıyorlar. Öyle çok akıllı olmanızla veya da çok böyle bir şeyde sakınmanızla alakalı değil.
Öyle içeride hikayeler dinliyorum ki, adalet sistemi Kur'an ve sünnetin emrettiği şekilde olmazsa, bilin ki hiçbir zaman adalet sistemi olmayacaktır. Öyle şeyler dinliyorum, öyle şeyler dinliyorum. Diyorum ki, bu benim başıma çok normal gelebilirdi. Bir şey örnekleyeyim, birisi hırsızlık yapmış, hırsızlık yapan kimse bir başkasını aramış.
Telefonuna bakmışlar, kimi aramış en son? İşte Mustafa Özbağ, gel Mustafa Özbağ, sen de buna ortaksın, küldürt içeride. Siz şimdi buna inanmayacaksınız mesela. Ben deyince inanacağınız da, ama normalde dışarıda bunu bir kimseye söylesen olur mu ya der, oluyor. Bakın, oluyor. Adam ağlıyor içeride.
Ya diyor, telefon açtı, ben nereden bileyim bu adamı suç işledim. Veyahut da, adamın yeğeni Diyarbakır'a gitmiş. Diyarbakır'dan arıyor amcasını. Amcası ona diyor ki, oğlum bunlar iki kız kardeşi, iki oğlan kardeş almışlar. Aynı zamanda da teyze kızları mı ne böyle, akraba. Diyormuş ki, oğlum anneannene gittin mi, gideceğim amca. Oğlum giderken simit dal, anneannen simidi sever. İşte şuna uğradım mı uğuracağım, buna uğradım mı uğuracağım. O çocuk da uyuşturucuyla ilgileniyormuş. Gel bakalım sen de, sen de ortaksın. Ne oldu? Bu simit uyuşturucu demek.
Simit aldım mı demek, uyuşturucu aldım mı demek. Anneannene uğradım mı demek. Anneanne şu manaya geliyor. Simit şu manaya geliyor. Amca çocuğu bu manaya geliyor. Amcaya bu manaya geliyor. Eee? Yedi yıl. Adamın evinde uyuşturucu yok, elinde uyuşturucu yok. Sigara dahi içmiyor adam. Adam bildiğiniz tele firi kattığında minibüs şoförü. Bildiğiniz minibüs şoförü. Tele firi kattığında. İçeride adam. Enteresan şeyler. Çocuğun birisi soru sordu. Çocuk dedim, gelecek o da inşallah derse. İngilizce öğretmeni.
İngilizce öğretmeni. Kafası çalışmayan bir kimse değil. Bunun altını çiziyorum. Hep size derim. Kimseye kefil olmayan, kimseye imza atmayın diye. Artık böyle çocuklarınızı bunu böyle şey olarak öğretin. Kefil olmuş. Kayınçosuna. 28 milyar. 28 milyar mı ne? Kayınçosu ödeyememiş. Bu kefil diye buna icra gelmişler. Buna icra gelince bu da taahhüt imzalamış. Evden eşya kaldırıp perişan olmasın ortalık. Öderiz diye ödeyememiş. Taahhüt imzaladığı için 3 ay tazcik hapsi deniyor ona. Kanuni terimleri de ezberledik. Oradan baş gardiyan dedi ki, Hocam dedi, cezaevine girerdi bir kimse dedi, bir sene ceza yatardı dedi.
TCK'yı dedi, öğrenmezse o ceza yatmamıştır dedi. Eyvah dedim, biz dedim, bir TCK vardı öğrenmediğimiz, onu da öğrenmek zorundayız demek ki dedim. Şükür hamdolsun. Başladık dilekçe yazmaya millete. Neyse, çocuğun sorduğu soru şu. Hocam, ben bu 28 milyar liraya hırsızlık yapıp da ödeseydim, içeri girdiğimle çıkmam bir olacaktı.
Hırsızları serbest bırakıyorlar ya. Hırsızlık serbest. Cezası var, içeri giriyor, 2 gün sonra çıkıyor. 2 gün. 3 gün en fazla. Dosyası gelmezse 3 gün. Eğer dosyası hızlı gelirse, 1 günde çıkıyor hırsızlar. Tamam. Dedi ki, hocam ben dedi, hırsızlık yapsaydım, gelecektim, 2 günde çıkacaktım. Ben namusu, dürüst vatandaş olarak, borcumu ödeyeceğimi taahhüt ettim. Ödeyemedim, şimdi 3 ay yatacağım. Ben dedi, 1 ay sonra izne çıkacağım. İzine çıktığımda hırsızlık yapsam, bu parayı ödesem, çıksam caiz mi diye sordum. Adalet mekanizmasındaki çarpıklıklar.
Hele yakinen, yani, büronun oradan tanıdığım bir kimse vardı. 27 tane hırsızlık dosyası vardı. 27 tane. 3 klasör. Çıktı gitti. Bir de bana dedi, hocam yapılacak bir şey var mı dışarıda dedi. Dedim, Allah razı olsun. Teşekkür ederim. 27 dosyası vardı. Erkekler, sakın eşlerinize bir tokat dahi vurmayın. Sakın ha! Adam, 5 yaşını geçmişti, hanımına tokat da vurmamış. Ağlıyor, tokat vursaydım keşke diyor.
Hanımı şikayet etmiş, evet, içeride yatıyor. memur, memur, iktirmiş eşini. İktirince, kadının kafası, masaya vurmuş. Masaya vurunca, yarılmış. Yarılınca, hastaneye gitmişler, beraber. Bu adam, gardiyan. Hastanede, dört dikiş atmışlar. Polis gelmiş, dört dikiş, ne oldu demiş. Bu da gardiyan ya, o da polis ya. Hani anlaşırız, ikimiz de devlet memuruyuz. Ya itekledim de demiş, az bir şey. Dengesini kaybetti, masaya vurdu, başı yarıldı. Geldik demiş. İçeride şu anda. Hala da içeride.
Kadınlar, sakın kocalarınızı şikayet etmeyin. Geri dönülmez bir yol. Çocuklarınıza sakın bir tokat vurayım demeyin. gazetede okuduydum, olmaz diyordum. Evet, peç şişe atmış, içeride. Çocuğuna peç şişe atmış. Bursa'daydı. Gençler, sakın anne babalarınızı şikayet etmeyin. Sakın. Cenab-ı Hak, hiç kimseyi nefsine uydurmasın. Amin. O yüzden sakın ha, böyle ya işte, yani böyle de hani ceza yapma, öyle bir şey yok.
ve bunları dinledikçe, her gün yeni hikayeler dinliyorum ben orada. Her gün. Bursa otogarı gibi, 30 kişi geliyor, 20 kişi gidiyor. Her gün dinliyorum. Fırsat buldukça, zamanım oldukça. Nerede bizim Hasan? Hasan nasılsın, iyi misin? Allah razı olsun inşallah. Hasan da misafir oldu ya bize. Her gün dinliyorum yeni hikayeler, her gün. Ve o hikayeleri dinledikçe, şunu düşünüyorum. yani bugüne kadar bizim gelmememiz, Cenab-ı Hakk'ın lütfuymuş. Ya da, Cenab-ı Hak bizi bir lütuftan eksik bırakmış. Bilemeyiz ki, hani sizin hakkınızda, neyin hayır, neyin şer olduğunu bilemeyiz.
Sizin hayır bildiğinizde şer, şer bildiğinizde hayır vardır. Bilmiyoruz. Bize şimdi şermiş gibi görünüyor, zahiri bilemeyiz ki, belki de hayırdır. Veya size şermiş gibi görünüyor, belki de hayırdır. Biz kendimizce, Kur'an sünnet noktasında zahiren, bize düşeni yapmaya çalışıyoruz. Neyin hayır, neyin şer olduğunu, Allah'tan başka bilecek olan kimse yok. Biz kul olarak, bizim vazifemiz, Kur'an sünnet tarihinde yaşamaya gayret etmek. Cenab-ı Hak, o gayrette bizleri inşallah devamlı eylesin. Amin. O gayretten bizleri ayırmasın inşallah. Amin. Şimdi, buranın da bir adabı var ya, bu soruları da, es geçmeyeyim inşallah. Hızlı geçeyim, hakkınızı elal edin.
Allah kaderleri, mekadir, halkı yaratmazdan, şu kadar sene önce belirtmiştir. Kalem, olacak olan şeyleri, yazıp kurumuştur. Dört iş bitirilmiştir. Ömür, rızık, yaratma ve ahlak. Tirmizi. Hadislerde geçen konularda, duanın ve gayret etmenin yeri nerededir? Ahlakımız, değiştirilemez mi? Cebir konusunda, kafam karıştı açıklar mısınız? Allah razı olsun. Evet, Tirmizi'de, veyahut da değişik hadis eserlerinde, bununla alakalı vardır. Hani, kalem kurumuştur sözü. Ama bir hadis-i şerif daha var.
Miraç'ta, söyler. Miraç'a çıktığında, bakar ki, bir cızırtı var, der ki, Cebrail Aleyhisselam'a, bu nedir? Bu cızırtı nedir? O da der ki, bu kalemin cızırtısıdır. Cenab-ı Hak, kalem, hala da, yazıp, bozmaya, devam eder, der. Bir mutlak olan kader noktası vardır. Biz onu bilemeyiz. O mutlak kader, değişecek, değiştirilecek bir kader değildir. Allah'ın, bu noktada değişmez, kaderidir. Fakat burası, bizim konuşacağımız yer değildir. Burası, Cenab-ı Hak'ın, kendi, zat-ı uluhiyetinde olan şeydir.
Kendi, zat-ı uluhiyetinde olan şeydir. Altını çiziyorum. Cenab-ı Hak'ın, kader dediği, ve değişmez dediği, nokta, benim kendi inancımla burasıdır. Burayı, bilen, gören, anlayan, duyan, varsa da, oradan bir şey aktarması mümkün değildir.
Bu, direkt, Cenab-ı Hak'ın, zat-ı uluhiyetinde saklı, gizli olandır. Bu, bilinmezlikle alakalı, kader olarak, bunu görün. Bir de bunu kader olarak, az önce insanların, değişmez dediğim, fıtratı olarak görün. Bir kimsenin, fıtratı, kaderdir. Fıtratı, kaderdir. O yüzden, bunu değişmez olarak görün. Ama, bizim, cüz-i irademize bağlı olan, cüz-i irademize bağlı olan, amel ve fiillerimiz, bu manada, bizim için, bize emredilmiş, cebredilmiş, bir şey değildir.
Çünkü, biz onlardan sorumluyuz. Cenab-ı Hak, bizim elimizden sudur eden, bizim gözümüzden sudur eden, bizim burnumuzdan, kulağımızdan, elimizden, ayağımızdan, sudur eden, her şeyden, ya cezalandıracak, ya mükafatlandıracaktır. Bize, bu noktada, insan olarak, cüz-i irade noktasında, biz bu irademizden, sorumluyuz.
Bu irademizi biz, külli kader noktasında, görürsek, yapmış olduğumuz günahları, cebri noktada, külli iradeye, tabi tutarız, o zaman, bizim bunda, bir suçumuz olmaz. Biz deriz ki o zaman, külli irade istedi, zina yaptık. Bunda bizim kalmadı ki, sorumluluğumuz. Veyahut da, külli irade istedi, biz içki içtik deriz. O zaman, bunda sorumluluğumuz kalmadı. Bu, sünnet, düşüncesi değil. ehli sünnet, bunu böyle düşünmez. Bununla alakalı, İslam dünyasında, yıllardır tartışma olmuş, ve bu tartışma, devam eder gider. Bir tarafta, cebriyeciler vardır.
O cebriyeciler, kendilerince derler ki, bizim üzerimizden, bizim elimizden, sudur eden, hiçbir şeyde, bizim dahlimiz yoktur. Cenab-ı Hak, onu bize öyle takdir ettiği için, biz onu öyle yaşadık, yaptık deriz. Bu, ehli sünnet, düşüncesi değildir. Çünkü, Cenab-ı Hak, ayeti kerimede, zerrece, hayır işleyenin, hayrı karşılıksız kalmaz, zerrece, şer işleyenin, şerri, cezasız kalmaz, der. Hayırı, işleyenin de, şerri, işleyenin de, insan, olduğunu, söyler. Biz, hayır işlemekte de, şer, işlemekte de, bu noktada, serbestiz, bize, zorla, hayır işleten, zorla, şer işleten, bir Allah inancı, yok bizde. O yüzden, o değişmez, kaderi, fıtrat olarak, algılayın.
Değişmez, kaderi, Cenab-ı Hak'ın, kendi, kendi, zat-ı uluhiyetindeki, zat-ı uluhiyetindeki, bütün, yaratılacak olan, her şeyin, fıtratı olarak görün. Kedinin, bu noktada, aslan olması, mümkün değildir. Siz, onun fıtratını, bu manada, değiştiremezsiniz. Siz, onun bu noktada, fıtratını, değiştiremeyeceğiniz, bu değişmez olan, mutlak kader noktasındadır. Bizim, kendi, cüz-i irademizle, işleyecek olduğumuz, işlediğimiz, fiilyatlar, bu manada, mutlak kadar değildir. İnşallah. Referendum var, bütün Avrupa, koro halinde, hayır diyor.
Bizler, Avrupa'ya, yaranmak için, hayır mı demeliyiz? Yoksa, vatan için, evet mi demeliyiz? Türkiye ve Avrupa, ilişkileri, nereye gidiyor? Olup bitenlerle alakalı, görüşlerinizi, lütfeder misiniz? Bu normalde, bu referandum, Cumhurbaşkanlığı, halk seçsin. Referandumunun, devamı. O, Cumhurbaşkanlığı, halk seçmesi, halkın seçmesi, bizim için, ülkemiz için, çok önemli bir adımdı. Bakın, en büyük, kırılma noktası, buydu. Tarih boyunca, yaklaşık, demokrasi kavramı, ta, Helenistik çağdan başlar, Helenlerden itibaren, bir, demokrasi düşüncesi vardır.
Bu demokrasi düşüncesini, Batılılar, zaman içerisinde, kendi ihtiyaçlarına göre, geliştirmişler, değiştirmişler. Zaman içerisinde, olgunlaştırmışlar. Kendilerince, ve her devlet, kendince bir demokrasi anlayışı, kendince bir, yol çizmiş. Fakat, demokrasinin bu noktada, o yüzden de, tam olarak, tarifi mümkün değil. Bu, kutsal kitap, ayeti değil çünkü. Öyle olunca, zaman içerisinde, değişken bir şey olduğundan, kendisini değiştirdiğinden, veya değişik, bu noktada, kafa yoran, bilim adamları, siyasetçiler, işte toplum sosyologları, demokrasi tarifini, kendi yaşadıkları ülkeye, ve kendi yaşadıkları problemlere, ve sorunlara göre, yeni açılımlar getirerekten, belli bir noktaya getirmişler.
Mesela, Cumhuriyet'in ilk kurulduğu zamanlarda da, demokrasi vardı. Cumhuriyet'in ilk kurulduğunda, tek parti vardı, tek parti dönemde de, demokrasi vardı. Kendilerince demokratız diyorlardı. Kendilerince de, demokrasiyi savunuyorlardı. Ama ikinci bir parti yoktu. Örnek. Veyahut da, demokrasi dedikleri şeyde, seçim söz konusuysa, sadece, Mısır'da da seçim oldu. Mısır'da seçilen, Cumhurbaşkanı şu anda içeride. Demek ki, Batılılar, bu demokrasi anlayışlarını, veya kültürlerini, işlerine geldiği gibi, icra ettirmek, işlerine geldiği gibi, yerine getiriyorlar. Biz de, Batı'dan gelen bir düşünce olduğundan dolayı, Batı standlı olduğundan dolayı, bir kısmımız, bunu otomatikman reddetti.
Ben demokrasi denilen şeyi reddedenler derim. Ben demokrat değilim. Bakın, ben bugünkü manada, Batılıların anladığı, hatta son dönem, Batılı sosyologların, ve siyasetçilerin anladığı manada, demokrat değilim. Ben, Kur'an ve sünnete iman etmiş, Müslüman bir kimsenim. İslam'ın, kendi içerisindeki, disturlarını, kabul etmiş, ona iman etmiş bir kimseyim.
Bu noktada, İslami, inanç, kültür ve gelenek noktasında, Cumhurbaşkanı'nın, seçimle iş başına gelmesi, doğru mu? Doğru. Çünkü, Hz. Ebubekir, radiyallahu anh, hazretleri seçimle geldi. Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, radiyallahu anh, hazretleri, seçimle devletin başına geldi. Hz. Ali, radiyallahu anh, hazretlerinden sonra, Muaviye'yle beraber, babadan oğula, saltanat devam etti. Saltanat devam etti. Bu, İslam mıydı? İlk Müslümanların, ve ilk halifelerin, yolu değildi. Bakın, ilk halifelerin, yolu değildi.
Hadis-i şerfi, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri buyuruyor ki, siz, ashabımın yolundan gidiniz. Emir, Kur'an'da yoksa, sünnet-i resulullah'ta bir şey yoksa, ashabımın yolundan gidilir. Normalde, dini literatür de budur. Bize lazım olan, bize gerekli olan, değerler manzumesi, bize lazım ve gerekli olan, yol statüsü, Kur'an ve sünnette mevcuttur. Eğer arar, araştırırsa, insan onun üzerinde kafa yorarsa, bu noktada, Kur'an ve sünnetin, ve, ilk halifelerin, ve ondan sonra gelen, iştahat, ulemasının, bu noktada, iştahatları mevcuttur. Ya işte bak, burada da seçim var, işte bu seçim olduğuna göre, bu demokrasidir.
O bizi ilgilendirmiyor. Mesela, İslam, statüsünde, siz içki, helal mi olsun, serbest mi olsun, yasak mı olsun, referanduma götürüp, içkiyi serbest edemezsiniz. Örnek, siz referandum yapıp, eşcinselliği, referanduma, götüremezsiniz, İslam'da. Yani, Batı, felsefesinde, seçimdir, söz konusu olan. Hatta derler ya, bir kimsenin, kendince özel hayatıdır, özel seçimidir, biz karışamayız derler. İslam karışır. İslam bir kimsenin, özel hayatına da karışır. İslam bir kimsenin, seçimlerine de karışır. Ona nasihat eder, ona söyler, eğer suç istiyorsa, onu cezalandırırız.
Kur'an ve sünnet ve imamların, iştahatı dairesinde, suç olan bir şey, cezayı gerektiriyorsa, cezalandırırız. Siz demokratik bir hak olarak, o cezayı ortadan kaldıramazsınız. Ben o yüzden, bugün batılı manada, batı demokrasileri manasında, demokrat değilim. Demokrasi denilen şeye inanmıyorum, dememin sebebi bu. O yüzden biz, Cumhurbaşkanı'na halk mı seçsin, halk oylamasında, biz evet, halk seçsin dedik. arkadaşlar, hatırlarla. Ve Cumhurbaşkanlığı, halkın seçmesi gerekir. Halk seçsin. Her ne kadar, Kur'an ve sünnetin beyan ettiği, beyan ettiği, iyilikte, güzellikte, çerçevede olmasa dahi, bu, atılmış çok güzel bir adımdı. Bakın, atılmış çok güzel bir adımdı.
Bunda işte değişik, şeyler, normlar getirdiler. Değişik normlar getirmelerine gerek yok. Getirmiş oldukları normlar, batılı normlar çünkü. Bu halk, medreseden, çıkmış, medresede yetişmiş, ama hiç üniversite okumamış. Bir Cumhurbaşkanı da seçebilmeli. Altını çiziyorum. Bir tekkeden yetişmiş, bir kimseyi de Cumhurbaşkanı seçebilmeli. Bu kriterler, doğru kriterler değil. Ama, halkın mı seçmesi lazım? Evet. Daha ileri şeyler düşünüyorum ben. Vali'yi de halk seçsin.
Belediye başkanının seçtiği gibi, valileri de seçsin. Emniyet müdürlerini de seçsin. İl Milliyetin müdürünü de seçsin. Veyahut da bir vali seçsin. Valiyle beraber, valinin yanında, belediye başkanı, İl Milliyetin müdürü, ondan sonra işte, şey, oradaki güvenlik komutanı, güvenlik kurunun başındaki kimse, valiler de ekipleriyle gelsinler. Bir ekip olarak gelsin, vali olsun. Seçimle olsun. Hizmet etsin, koşsun. Atanmış valilerle idare alınıyor. Atanmış. Atanmış memurlarla idare alınıyor. Adam, örneğin, işte, ne o, emniyet müdürü. Birilerinin, ulufe dağıtmasıyla, emniyet müdürü olmuş.
Birilerinin, ulufe dağıtmasıyla, örneğin, başsavcı olmuş. Örneğin. Yani, 20 tane başsavcı adayı olsun, insanlar, seçim yapsınlar. veyahut da bir hakim, heyeti kurulsun, illerde. Çünkü, Diyarbakır'ın problemiyle, geleneğiyle, göreneğiyle, Edirne'nin problemi, geleneği, göreneği aynı değil.
Antalya'nın geleneği, göreneği kültürüyle, Sinop'un geleneği, göreneği kültürü aynı değil. Öyle, valiler çalışsınlar ki, örneğin, işte o, bölge, emniyet açısından, çok ileride olsun, emniyeti düşünenler, oraya gitsin. Örneğin, bir vali düşünün, kendi bölgesinde, bütün içkili yerleri, yasaklamış. İnsanlar gider, oraya yerleşir. O da der, ben valilik olarak, burada içkinin, satılmasını, içilmesini, üretilmesini, yasakladım. Temiz bir beldeyim. Bu beldeye gelip, yerleşecek olanlar, örneğin, valiliğe, 10 milyon lira, bedel ödeyecekler. Örnek. Bunlar, inşallah, zaman içerisinde, olgunlaşır.
Ve biz, bu manada, Cumhurbaşkanı'nı, Cumhurbaşkanı'nı, Halk Sessiz'in, oylamasında, açıktan biz, evet, oyu kullandık. Bu, bunun devamı. Bu, bunun, bu, birinci, halk oylamasının, devamı, statüsünde olan, bir halk oylaması. O yüzden, kardeşler de, bu noktada, evet, oyu verebilirler. Biz, çünkü, bu noktada, ee, kendimiz, konum itibariyle, dergahın stratejisi, konum itibariyle, illaki, bir kimseye, kardeşlere, şu oyu verin, buraya oy verin, bizim böyle bir anlayışımız yok.
Benim hiç olmadı. Hiç olmadı. Bugüne kadar da, hiçbir kardeş, bana şunu diyemez, 30 yıldan beri, sen bize şuraya, oyunuzu atın, dedin, diyemez. O yüzden, ama, ben, bir önceki halk oylamasında, evet, bayrağını açmıştım. Dedim ki, halk oylamasında, biz evet, oyunu versiz. Neden? Cumhurbaşkanlığı, halk seçsin. şimdi yine aynı şey oluyor. Şimdi, Cumhurbaşkanlığı, aynı zamanda da, hükümetin de başı, zaten hükümetin başı, şimdi hepsi de tek merkezde toplanacak, seçimle olacak. O yüzden, seçimle olması gereken bir şey, İslam, Kur'an ve Sünnet tarihinde, ve İslam kültürü içerisinde, var olan bir şey.
Yani, o bir kısım kardeşler, arkadaşlar, diyorlar, işte, seçim olmaz, hani, seçimle, bir kimse, başa gelmez, işte, bilhassa, selefi, vahabi takılanlar, seçim hakkında, değişik fetva veriyorlar. Onların bu noktada, değişik fetva vermelerinin sebebi, Suudi Arabistan'da, seçimlerin olmayışı, ve hepsinde, atanaraktan, icra edilmesi. Bazen, kendi kendime düşünüyorum, hayal ediyorum. Acaba diyorum, şey, Suudi Arabistan yönetimi, belediye başkanları, seçimle iş başına gelsin derse, o zaman, bu selefi, vahabi kardeşler, acaba o zaman, ne savunacaklar diye, kendi kendime düşünüyorum. Bakın, devlet başkanının, seçimle gelmesi, Hz. Ebubekir, Ömer Osman Ali, Radiyallahu anh Hazretleri zamanında, gerçekleşmiş bir şeydi.
Onlar bunu, bu noktada, ta, Hz. Ali Efendimiz'e kadar geldiler. Hz. Ali Efendimiz'den sonra, Muaviye, Muaviye, Hz. Hasan Efendimiz, ona, bu noktada, halife, yapmak istediler, etrafındakiler. o hatta yaptılar da, o halifelikten feragat etti, Muaviye'ye. Dedi ki, sen halife ol. Ve böylece, Muaviye'ye halifelik geçti. Hz. Hüseyin Efendimiz'in, Yezid'le, savaşma sebebi, Muaviye'nin, ölmezden önce, Yezid'e, halifeliği bırakmasından dolayıdır. Der ki, bu, yapılan, halifelik, Kur'an ve sünnete uygun değildir.
Seçimle, istişareyle, şuurayla olması gerekir der. Ona karşı çıkmıştır. Bakın, yapılan sisteme, yapılan atamaya karşı çıkmıştır. Bununla, bu meseleden dolayı, mücadele çıkmıştır. O yüzden, Cumhurbaşkanı'nın, seçilmesi doğru mu? Evet. Seçimle, hükümetin, gelmesi doğru mu? Evet. Kur'an, sünnet açısından söylüyorum. Bu referandumda da, arkadaşlar, bu noktada, Kur'an ve sünnet noktasında, seçimle olmasında, bir beis yok. O yüzden, üzerinde bu kardeşlerimiz, arkadaşlarımız, bu noktada, böyle bir şeyde, öngörüyorlarsa, evet biz, bu Cumhurbaşkanlığı'nın, bu noktada, artık sistem olarak, Cumhurbaşkanlığı sistem olarak yaşayacak ya, seçimle olmasını, bu noktada, işte, tek kişide toplanılması, uygundur, deniliyorsa, arkadaşlar da, bu noktada, görüşlerini,
atarlar, görüşlerini, evet diyerekten, belirtirler. Türkiye ve Avrupa ilişkileri nereye gidiyor? Nereye gidecek? Bir yere gittiği yok. Yıllardan beri durduğu yerde duruyor. Bu yeni değil. Bu Osmanlı'dan, Osmanlı'nın son 200 yılıyla beraber, 100 yılda, Cumhuriyeti koyun, 300 yıldan beri, biz Avrupa'nın kapısında bekletiliyoruz. 300 yıldan beri. Ve Avrupa'ya da beyan ediyoruz. Bütün ülke, bütün dünyaya da beyan ediyoruz. Biz Avrupa değerlerini, ülkemize getireceğiz diye, çırpınıyoruz. Çırpındık. Çırpındık. Hala da çırpıncaz diye uğraşıyorduk. Mesela, İngiltere referandum yaptı, Avrupa'ya hayır çıktı.
Bize referandum yaptılar mı, Avrupa Birliği'ne gireceğiz diye? Yapmadılar. Yapsalar, evet çıkar mı? Çıkmaz. Çıkmaz. Diyeceksiniz ki, bu hükümet, bu iktidar, veya bunların yerine bir başkası gelen de, şimdi, Avrupa'yla, ortadan köprüleri yıkar mı? Hayır. Yıkabilir mi? Hayır. Yıkmaya kalksa, derin devlet buna müsaade eder mi? Hayır. Hayır. Böyle bir şey olursa bilin ki, Türkiye'yi işgal edilir, savaşa katılır.
Direkt söylüyorum. Çok rahat, bir gün içerisinde, Suriye, Irak, herhangi bir savaş ülkesi haline gelebiliriz. Çok rahat diyorum bakın. Biz çünkü, bu noktada, Batı'ya hala da haraç ödüyoruz.
Biz Avrupa Birliği'ne haraç ödüyoruz, biz Amerika'ya haraç ödüyoruz, biz İngiltere'ye haraç ödüyoruz, haraç ödüyoruz, bildiğiniz haraç ödüyoruz. Biz Batı'yla köprüleri birden atabilecek, silaha, ekonomiye, askeriye, teknolojiye sahip değiliz. Bu size tuhaf gelebilir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulurken, bir Batı'nın piyonu olarak kuruldu. Batı geldi, buradan Batılılardan oluşan, Osmanlı'dan kalma, Osmanlı'nın içerisindeki, Batılılarla böyle, işli dışlı olan, gayrimüslim dönmelerle, işli dışlı olan bir ekiple, Ankara denilen köyde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kurdu.
Ya nasıl kurar, böyle şey olur mu demeyin. Nasıl İsrail'i kurdularsa, orada bir köyde, nasıl Suud'u kurdularsa, Yemen'i kurdularsa, Kuveyt, Bahreyn kurdularsa, Irak'ı kurdularsa, cetveli koyup çizdilerse, bu da öyle bir şey. Ama bu öyle kurulurken, Türklerin 5000 yıllık geleneği olan, derin devlet, bunu uygun gördü.
Bunun normalde, ölüm kalım mücadelesiydi, yaşaması için, bu nefese ihtiyacı vardı. Derin devlet, o aksakallılar, bunun böyle kurulmasına, müsaade ettiler. Ve dediler ki, dedirttirdiler ki, kendi içlerinden, öndeki o batıcı kimlikleri, batıcı şahsiyetleri öne koyup, dediler ki, gidin ne taviz istiyorlarsa verin.
Neden? O esnada, bir devletin olması gerekiyordu. Devletsiz olmaktansa, batının piyonu statüsünde, görünen bir devletin kurulması, kötünün iyisiydi. İki tane kötü var, bunun, ehven olanını seçmek, dinen caizdir. İkisi de içki içiyor. Biri akşamdan akşama içiyor, birisi sabahtan başlıyor, hiç ayılmıyor. İkisi de içki içiyor. Siz akşamdan akşama içeni tercih edersiniz. Bakın, kötünün iyisini tercih etmek budur. Bunu dışarıdan böyle, kızarlar, bağırırlar, kızıp bağırma. Sen kötünün iyisini seç. Kötü, ama iki kötünün içerisinden, iyisini seçmekle mükellefsin.
O zaman içinde, devletin kalmayacak. Devletin kalmaması mı iyi, yoksa, iyi kötü bir devletin olup, onun bayrağının, onun çatısının altında, toplanmak mı iyi? Onun bayrağının, onun çatısının altında, toplanmak iyi. Bu devlet dini, İslam değildir dedi, kaldırdı, şerri kanunları kaldırdı. Atatürk bunların hepsini yaptı mı? Yaptı. Ve herkes bu noktada, bunları yapanları edenleri, kafirle nitelendirdi mi? Nitelendirdi. Bunları nitelendirenler, bir ev yapmayı bilmeyenler, bir ev geçindirmeyi bilmeyenler, bir topluluğu, bir cemaati, idare etmekten uzak olanlar, bunları yapanlar, on kişiyi, yönüne koyacaksın, işçi olarak çalıştıracaksın, bunları çalıştıramayacak, kapasitede olan insanlar.
Kapasitesi yok adamın. Hiç çiçek büyütmemiş. Hiçbir kimse yetiştirmemiş o. hemen atar karalar onu. Kötünün iyisi ne yaşandığını bilmez. Aynı şeyi Bosna'da dinledim. Bosna'da İzzet Begoviç'i kınayanlar var. Neden barış anlaşmasını imzaladı diye. Sebep? Ya işte barış anlaşması yaptı. Ya dedim tehdit ettilerse adamı içeride. Dedilerse ki anlaşma masasında. Buradan sen kalkarsan, Boşnak namına, Müslüman namına hiçbir şey bırakmayacağız. İşte Sıbraniska. Toplayacağız hepsini, toplu mezarlarının içerisine gömeceğiz dediyse, ne cevap verebilirsiniz? Ne diyebilirsiniz?
Aynı şey Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlere aldaşmayı imzalanınca, Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretleri gelip, bu vahiy mi ya Resulallah? Değil. Bunda Müslümanların aleyhine maddeler var. Bu olmaması gerekir demedi mi? Müslümanların aleyhine maddeler var çünkü. Böyle bir şey yaşanmış olabilir. Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulurken de böyle bir şey yaşanmış olabilir. Tavizler alaraktan böyle bir devlet kurdurmuş olabilirler. Hala da açıklanmıyor zaten Cumhuriyet'in ilk yıllarının millet meclis tutanakları. Açıklanmıyor. Devletin normalde ilk kuruluş aşamasındaki hiçbir şeyi arşivlerde açıklanmıyor.
Ben bunu derin aksakalılara bağlıyor. Diyorum ki o aksakallılar o gün için bir devletin olmasını elzem gördüler. Ve bunca tavizlere rağmen devleti kurdurdular. Dikkat edin şimdi. Zaman içerisinde batılı kültürü, batı kültürünü takip edeceklerini, bunları kabul ettiler. Ve devletin sağlıklı bir şekilde ayakta durması lazımdı. Zaman içerisinde yavaş, yavaş, yavaş, yavaş bu değişmeye başladı. Çünkü o aksakallılar bu değişimi istiyorlar. Ve bu değişim devam edecek. Bu değişim devam ederken, bu dönüşüm devam ederken, Yine bu topraklar, Kürdü'yle, Türkü'yle, Lazı'yla, Çerkezi'yle, Arnavut'uyla, Boşnağı'yla, Dağlısıyla, Ovalısıyla, Manavı'yla, Arabı'yla, Farisi'siyle kardeşliğini tesis ederekten büyüyecek.
Dönüşüme ve değişime devam edecek. Ve o dönüşüm ve değişim devam ederken, zaman içerisinde, kendi yolunu, kendi kültürünü, kendi inancını yaşayacak. Dikkat edin. Benim İslam'la ve dergahla tanışmam 30 yıl. 30. yıl. Oktay orada duruyor. Biz, dedemin köşedeki evde, gaz lambası bile yoktu bazıları. İkimiz zikrederdik biz. İkimiz zikrederdik. İki kişi. Yasaktır. Biz, 302 otobüsün içerisinde zikir yapıp, otobüsle dolaşıp, ondan sonra otobüs milleti dağıttığı zamanlardan geliyoruz. Mezarlıklarda, mezarlıkların musallasında zikir yaparaktan gelmiş bir kimseyiz.
Basılıyoruz, götürülüyoruz, yanlış anlaşılıyoruz. Herkes bizde ilgi ve alakayı kesiyor. Millet sanki bizde kolera varmış gibi kaçıyor. Biz böyle saklı, gizli zikir yapacağız diyerekten büyüdük, geldik. Basıla basıla, dövüle dövüle, ötelene ötelene, itelene itelene geldik. Ben o zaman da, Oktay hemen hemen arşiv gibidir.
Ben o zaman da diyordum, öyle zaman gelecek ki, bulunduğumuz yerde insanlar almayacak. Öyle zaman gelecek ki biz meydanlarda zikredeceğiz. Öyle zaman gelecek ki biz işte kapalı spor salonlarında zikredeceğiz. Bu hayaldi. Bakın bu hayaldi. Şimdi kapı açık, dileyen zikrullah alakasına gelir, dileyen gider. Bu sadece hayalden ibaretti. İnsanlar bize kiralık yer vermezlerdi, korkarlardı, ürkerlerdi. Kiralık hiç tutulmayacak. Hiç böyle tutulması mümkün olmayan yerleri biz gittik, dergah yaptık. Onlar da zikrullah yapacağız diye uğraştık. Adamın yerini tamir ettik, güzelleştirdik. Ondan sonra dedik ki, çıkın çıktık. İnsanlar kendilerine muhtaç zannettiler.
1500 liralık kiralık yeri bizden 3000 lira istediler. 3000 lira verdik, 5000 lira istediler. 5000 lira vermeye kalktık, 10.000 lira istediler. Mecbur gördüler bizi kendilerine. İnsanlar enteresan çünkü. Bunları yaşaya yaşaya geliyoruz hala da. E Cenab-ı Hak'a hamdolsun. Şimdi burada ben kalbimde hiç böyle soru işareti olmadan, zerreci bir çizik olmadan kendi yerimizdeyiz. Bakın kendi yerimizdeyiz. Çık diyecek olan yok, gir diyecek olan yok. Bilemeyiz. İnsanlar kendi kendine düşündüğünde bir şeyin ne tarafa doğru gittiğini göremiyor.
Ama Cenab-ı Hak bizim şer gördüğümüz şeyden hayır çıkardı. Ötelenmiyoruz, itelenmiyoruz şimdi. O yüzden bu süreç nasıl 30 yıldan itibaren, bizim yaşadığımız 30 yıl. Ben dergaha girdiğinde ilk camide zikrullah yaptıran, yaptırılmasına sebep olan kimseyim. Camide zikrullah yapılacak mümkün mü? Millet birbirinin kulağına fısıldayarak şeyhinin geldiğini söylüyordu. Şeyhinin geldiğini açıkça ilan eden birisiyim. İlk. Bursa'da dahi Şeyh Efendi Bursa'ya geldiğinde, Ulu Cami'de Şeyh Efendi'nin yanında görünmemek için insanlar karşıdan selam verir giderdi. Yok kimisi kuyumcu, yok kimisi esnaf, yok kimisi tüccar. Onunla beraber görünmeyelim diye uzaktan bakarlardı.
Benden fazla sevdiklerini söylerlerdi ama Ulu Cami'de, çarşıda Şeyh'imin yanında görünmekten imtina ederlerdi. Haklı haksız. Bakın haklı haksız. Bu aynı zamanda Tire'de de yaşanırdı. Tire ki tarikatın kol gezdiği yer. Orada da çarşıda Şeyh Efendi ile dolaşmak için mangal gibi yürek lazımdı. Dolaşamazdı hiç kimse. Bakın dolaşamazdı. Biz bayındırlılık var ya bizde biraz çizgi dışıyız, kırıkız biz, bizim için önemli değil. Ben telefonu açtıklarında orman işletmesine, Mustafa kardeş, misafir, beklenen misafir geldi deyince, işletmede ben muhasebe servisinde on kişiden fazla çalışıyor.
Şeyh Efendi mi geldi dedim ben. Sus öyle deme, sus öyle deme diyor bana. Korku humbasına kapılıydı herkes. Bakın oradan biz şimdi kapalı spor salonlarında zikrullah yapıyoruz. Bizim şimdi benim hiç saklanma, gizlenme derdim yoktur. Allah yolunda saklanacak, gizlenecek bir derdim yok, meydandayım.
Benim özel hayatım mahremdir. Birisi özel hayatımı araştırmaya kalkarsa canımı sıkar. Benim kendi işim mahremdir. Adam benim işimi incelemeye kalkar, araştırmaya kalkarsa canımı sıkar benim. Dergahın kendi iç meselelerim mahremdir. Bakın buradayım. 30 yıl boyunca derviş kardeşlerimle diz dizeyim. Varsa problemin gel anlat burada. Geri kalan buradayız kardeşim, meydandayız. Her şeyimizde meydandayız. Her şeyimizde. Bunlar uzun bir mücadelenin ürünü. Uzun bir mücadelenin ürünü. Ve bu sadece biz böyle değiliz. Bizim gibi bütün dergahlar, tarikatlar, ha bir kısmı bizden bir gömlek aşağı davranmıştır.
Korkmuşlardır, çekilmişlerdir. Bizim gibi fütursuz davranmamışlardır. Beklemişlerdir ne olacak diye 15 Temmuz'da olduğu gibi. Ne tarafa doğru seyredecek diye bakmışlardır. 28 Şubat'ta pusmuşlardır, geriye çekilmişlerdir. Dersleri iptal etmişlerdir. Ama muhakkak bir cengaver ekip çıkar. O cengaver ekip insanlara cesaret verir. İnsanlara bu noktada cana bak. Onların üzerinden mesaj verir. İçinde bulunduğum kardeşlerimden. O yüzden Allah hepsinden de razı olsun. 28 Şubat'ta direne direne geldik. İçimizden fire verenler oldu mu? Oldu. Adam işini düşündü, aşını düşündü, eşini düşündü, çekini düşündü, senedini düşündü, altınını düşündü, dolarını, markını düşündü, geri çekildi, geri çekildi.
Biz hiç kimseye kızgınlığımız, kırgınlığımız yok. Biz yürüyeceğiz dedik, Cenab-ı Hakk'a hamdolsun yürüdük. Allah insana hayır kapısını açar. Allah insana cesaret verir. Adam cesaret denmek isterse Allah ona cesaret bahçeder. Bir kimsenin kalbine küçücük bir korku şeytan ona vesvese verirse, o korku hummasına kapılır. Türkiye buralardan geliyor, dergahla beraber. O yüzden buradan geri dönüşü olmaz. Bu pişerekten, olgunlaşaraktan, oturaraktan, yerleşerekten devam edecek. İnşallah. Çünkü içerideki aksakallılarda, dışarıdaki aksakallılarda hepsinin ortak görüşü ve düşüncesi bu. Aynı frekansta birleşiliyor.
Aynı frekansta, ülke insanı da aynı frekansta birleşiyor. Ülke insanı da aynı frekansta birleşiyor. Hatalar var, kusurlar var, eksiklikler var, yanlışlıklar var, çarpık giden şeyler var, var. Böyle söylerken bunları görmediğimi düşünmeyin. Adalet mekanizması düzgün değil, eğitim mekanizması düzgün değil, düzgün değil. Yolsuzluklarla, usulsüzlüklerle, insan ayırma, adam kayırmalarıyla alakalı düzensizlikler var. Bunları görmüyor değilim. Bakın bunları görmüyor değilim. Adalet mekanizmasının bozuk olduğu, bu dönemde bozuk olduğu kadar bozuk bir dönem yaşanmadı. Eğitim mekanizması hala da bozuk.
Hayat kayırmalar var mı? Var. Hem bürokraside, hem siyasette, hem ticarette var mı? Var. Bunları görmediğimi düşünmeyin. Veya bunları örtbas edeceğimi düşünmeyin. Ben içi dışı meydanda bir insanım. İçi dışı meydanda bir insanım. Benim derdim ülkem. Benim derdim Kur'an, sünnet, vatan, millet. Evet, benim derdim bu. İnşallah bunlar da düzelir. O yüzden, inşallah önümüzdeki süreçte siz de aklınızı, vicdanınızı bir merkezde toplayıp, Cenab-ı Hakk'ın Kur'an ve sünnete ve vatan ve millete hayırlı olacak düşünceyi size ilham etmesini Allah'tan niyaz ederim. Amin.
Namazlarımızda her zamlu sürenin başında besmele çekelim mi? Hayır. Sohbete gelemediğim zamanlar oldu. İnternetten sizin sohbetlerinizi dinlemek istiyorum. Yanılıyorsam en eski sohbet 2004 yılında başlıyor. 2004 yılından mı, 2017 yılından mı başlayıp dinleyin. Not olarak dinlemek istiyorum. Nereden isterseniz dinleyin. Benim İslam dinimiz konusunda çok eksiğim var ama öğrenmeye niyet ediyorum. Önce ne işle başlamam gerekiyor? Hangi kitapları önerirsiniz? Bu noktada bütün herkes evine bir İslam ilmali, kuduri alabilir. Geçen ben cezaevine de getirttirdim. Yeni basın böyle doçent birkaç tane toplanmışlar, gözden geçirmişler. Çok hoşuma gitti o.
Bir tek böyle bazı açıklamaları kitabın sonuna bırakmışlar. Güzel bir baskısıydı. Onu alabilirsiniz. Benim hoşuma gitti hatta uzun bir bölümünü tekrar gözden geçirdim ondan sonra. Benim çok hoşuma gitti. Hatta böyle bir soru, kendi kendime niyet ettiydim. Bu kitabı herkese önereceğim diye. İnşallah Allah'ın izinle bir ne olacak ne gidecek belli değil mücadele devam ediyoruz. Ama en kötü ihtimalle 65-70 günümüz var. En kötü ihtimalle 65-70 gün sonra tekrar burada olacağız inşallah. O zaman da kitabı size tekrar burada tanıtırım. Riya-i Salih'in İmam-ı Nevel'in kitabını almak istiyorum. Piyasa çok çeşit var. Bana hangisini tavsiye edersiniz? Bende diyanetin baskısı var. Çok hoşuma gidiyor. Diyanetin baskısını alabilirsiniz.
Kefir mayarlamakta ve içmekte herhangi bir sıkıntı var mı? Hanefiler sıkıntı olmadığını söylemişler. Ben camiye Kur'an-ı Kerim öğrenmeye gidiyorum. Üzerini çok kararladım. Hep tevcid kurallarını yazdım. Camideki bayan hoca da diyor ki bunun ileride sil böyle kalmasın diyor. Silince de tam okuyamıyorum. Yanlışlarım çıkıyor. Birkaç yerde tükenmezli çizmiştim. Oraları da daksille diyor. Kur'an-ı Kerim'deki tüm yazdıklarını sileyim mi silmeyim mi? Bir Kur'an-ı Kerim alın. Camiye bırakın. Eğer o Kur'an-ı Kerim sizin değilse. Karşılık olarak. Yanılmıyorsam 7. düze kadar yazdım. Camide öğrendiğimiz bazı surelerin üzerinde tecvidleri yazdım. Oraya gelen bazı kadınlar da çizilmez günah diyor.
Kur'an-ı Kerim'in üzerinde kendilerinden yazılı tecvid kuralı. Kitaplar çıkmış böyle bir şey alsam olur. Ben öğrenmek için yazdım diyor. Olabilir. Kenara not alabilirsin. Kendi Kur'an'ın sabında bir sıkıntı yok. Gece uyanıp kalkıp tecvid namazı kılıyorum. Namazın arkasından Yasin, Vakva, Duan surelerini okuyorum. Sonra tekrar yatıp sabah namazına kalkıyorum. Ama sabah kalkmak zor oluyor. Tecvidi bırakmak istemiyorum. Alışkanlık haline getirdim. Tehecvidi kıldıktan sonra uyumasam, surelerimi okusam, vakti girince sabah namazını kılıp, girdimin kazasını yapsam, uyusam olur mu? Olur, nasıl isterseniz. Gençliğimde bilerek çekmediğim günlük yürütlerim çok var. Günlük yürütlerimi çekmediğim için çok pişmanım ve Rabbime tövbe ettim.
Ben bu geçmişteki günlük yürütlerimi sabahları kazaya niyet edip, akşamları da sadece normal günlük yürütlerimi çekmek istiyorum. Olur mu? Olur. Kaza, günlük yürütlerimi nasıl niyet edebilirim? Size layık derviş olamadım. Ne olur beni affedin. Arkadaşlar, kardeşler ve siz de hakkınızı helal edin. Helal olsun bizden yana. Benim düğünümden kalma bir miktar altınlarım var. Bunun zekatını bir akraban var. İki çocuğu işitme engelli ve evleri var ama ev borcuya durdurlar. Zekatımı bu akrabımı verebilir miyim? Evet. Kocaların, karaların, altın ve emalının zekatını vermek zorunda mı? Hayır. Zekat ve fitre parası verirken o kişilere bu zekat veya fitre parası diye söylememiz gerekiyor mu?
Hayır. İçinizden niyet edeceğiniz. Annemin zekat verdiği akrabamıza, ben de aynı kişiye zekat versem sıkıntı olur mu? Olmaz. Kardeşim kiliste askerlik yapıyor. Askerliği biraz sıkıntılı geçiyor. Dua eder misiniz? Allah yardımcınız olsun inşallah. Ben gençliğimde bazı şeyler için yemin ettim, yapmayacağım diye. Sonra bozdum, yine bir şey için yemin ettim. Ama bu sefer bir kardeşin hayırlı bir evlilik için yeminimi bozdum ve evlilikler olumlu gibi olacak inşallah. Bu yettiğim tüm yeminlerim için çok pişmanım ve Rabbime tövbe ettim. Ben bunların yemin kefareti oruçlarını tutmak istiyorum. Bu oruçları ne şekilde nasıl tutmalıyım ve ne şekilde niyet etmeliyim? Bunun için 30 gün, 40 gün fazlasıyla oruç tutsam sıkıntılığımı bana yol gösterin.
Yemin kefareti 3 gün oruç. F'alemellahu destur.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.