mustafaozbag.org

520. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 25 Kasım 2016 · 1:07:44

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi, gündüzünüzü, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, nefesinizi hayırlayın etsiniz. Allah Celle Celaluhuna, dostum demek günah budur. Günah da diyemeyiz, teşbihle alakalı. Ama bu noktada sıkıntı olmaz. Nefsin takva kapısının açılması ne demektir? Nefsin mi, nefesin mi? Nefsin takva kapısının açılması ne demektir? Ben soruyu anlayamadım, hakkınızı helal et.
Bakara 66. ayette bahsedilen maymunlar da gerçekten maymuna mı çevirmiş? Yoksa insanların maymun iştahlı olmasından mı bahsediyor? Bu müteşabi bir mesele. Bununla alakalı herkes bir şeyler söylemiş. Allah alem şöyle bir şey olabilir. Bu normalde peygamberlere, bir kısım peygamberlere ki bu Musa Aleyhisselam'ın kavmi, bıldırcın ve kudret helvası indiriliyordu.
Bu bıldırcın ve kudret helvası indirilirken onlar nankörlük ettiler. Bu Yahudilerin nankörlük eden o kavim, o topluluk, sadece o nankörlük edenler, ibret-i alem için Cenab-ı Hak onları maymuna çevirmiş olabilir. Allah için bu noktada bir zorluk yok. Bunu böyle tevil etmek, yani ayet-i kerime'nin zahiri bu zaten. Allah onları maymunlara çevir diyor. Müteşabi noktasında görüp bunu tevil etmeye çalışıyorlar. Bunu tevil etmeye çalışırken de yok işte onların huyları maymuna döndürdü, yok onların ahlaklarını maymuna döndürdü. Yani bir türlü normalde akıllarınca, kendilerince Cenab-ı Hak'ın insanı maymuna çevirmekten farklı manalar çıkarmaya çalışıyorlar. Müfessirler, tefsirciler, ne bileyim bir kısım böyle bu konuda akıl yürütmeye çalışanlar öyle söylüyorlar.
Yani işte onların huylarını veyahut da işte bu noktada ahlaklarını maymun ahlakına çevirdi diye tefsir ediyorlar. Katılan olur, katılmayan olmaz. Bu herkesin müteşabi olunca üzerinde tartışma yapmaya gerek yok. Herkesin anladığı öyle de olabilir. Ben şuna inanıyorum. Benim inancım bu. Musa Aleyhisselam'ın kavmi Yahudiler çölün içerisinde su yok, hiçbir şey yok. Naçar bir şekilde Cenab-ı Hak onlara semadan, gökten bir rivayette cennet nimeti olarak helva ve buldırcın eti pişmiş vaziyette indiriyordu. Bu Yahudiler namkörlük ettiler. Nimete hamd edip Allah'ı zikredeceklerine dediler ki biz soğal sarılsak yemek istiyoruz. Biz ekip dikmek istiyoruz.
Biz semadan inen bu sofradan bıktık. Semadan inen bu sofradan bıktık. Biz böyle yaşamak istemiyoruz diye Musa Aleyhisselam'a bunu söylediler. Allah'a nankörlük ettiler. Cenab-ı Hakk'ın nimetine nankörlük ettiler. Cenab-ı Hakk'ın katından bahşettiği, o nimeti görmemezlikten geldiler. Ve Allah, Allah-u Alem, burası yine müteşabi, bu nankörlük edenlere, sadece nankörlük edenlere, ibret-i alem için maymuna çevirdi.
Onlar maymuna çevirdiler, maymunlaştılar. Şimdi, bunu başka türlü yormaya çalışanlar veya tevil etmeye çalışanlar, sanki Cenab-ı Hakk, insan olarak yarattığı bir varlığı maymuna çevirmez, çeviremezmiş gibi düşünüyorlar. Burada, sanki Cenab-ı Hakk'ın üzerinde bir acziyet varmış gibi. Sanki Allah kendi yapmış olduğu kanunu, kaideyi, sanki kendisi değiştiremezmiş gibi.
Veyahut da, Cenab-ı Hakk'ın kendince uyguladığı bir sistemi, Cenab-ı Hakk bozamaz veyahut da değiştiremez gibi algı oluşuyor. Benim kendimce, kendi dairendir. Cenab-ı Hakk isterse maymunu insan eder, isterse insanı maymun eder. İsterse yoktan var eder, isterse var ettiğini yok eder. O kudreti ve kuvveti elinde tutandır.
O isterse rızık darlığı verir, isterse rızık genişliği verir. O bir şeyi genişletirse kimse daraltamaz, o bir şeyi daralttıysa da hiç kimse genişletemez. O yüzden herkes onun üzerine kendince müteşabih olduğundan, aslında onu bir şekilde tevil etmeye çalışıyorlar. Bu nokta, işte bu bundan anlaşılır, bu böyle anlaşılır. Böyle akla vurmaya çalışıyorlar. Akla vurmaya çalışmaya gerek yok. Cenab-ı Hakk onları mayona çevirdi. Biz böyle inandık, ben böyle inandım, böyle iman ettim. Varsın insanlar başka türlü inanıyorlarsa, iman ediyorlarsa, başka türlü inansınlar, iman etsinler. Kim Allah'ın nimetlerine sırt dönerse, Cenab-ı Hak ona rızık endişesi verir.
Kim Cenab-ı Hak'a hamd etmezse, Allah onlara vermiş olduğu nimetleri daraltır. Kim hamd ederse, Cenab-ı Hak hamd edenlere nimetlerini arttırır. Kim vefasızlık ederse, karşılığında vefasızlık bulur. Kim hainlik yaparsa, karşılığında hainlik bulur. Kim şükürsüzlük yaparsa, karşılığında darlık bulur, geçimsizlik bulur. Kim dar dairede kalırsa, kendini darlığa doğru sürüklerse, Allah ona darlığı açar.
Kim kendisini genişliğe doğru götürürse, Allah da ona genişliği açar. O yüzden, o Yahudiler cennet nimetini, Cenab-ı Hak'tan gelen bıldırcın etiyle, kudret helvasına, aslında onlardan bıkkınlığını söyleyerekten, Allah'ın nimetine şükürsüzlük, Allah'ın nimetine hamdsizlik ettiler. Bu kavimlerin, insanların başına gelenler ne gelirse, hamd etmemek, zikretmemek, tövbe etmemekten gelir.
Ne gelirse başına. Bir kimsenin başına ne gelirse, hamd etmemekten, zikretmemekten, şükretmemekten gelir. Kabahat-ı Ahmet'te, Mehmet'te, onu da bunda aramasın kimse. Hiç kimse. Nerede hamd etmedim, nerede şükretmedim, nerede zikretmedim diye kendine baksın. Ben nerede Allah'a isyan ettim, ben nerede Allah'ın bana vermiş olduğu nimetleri, görmemezlikten gelip, ben ona karşı haddi açtım diye, kendi kendine analiz etsin.
Kendi kendine. O yüzden, bu noktada Cenab-ı Hak, birçok ayeti kerimede, nimetlerine hamd etmeyenlere, darlık vereceğine, nimetlerine hamd etmeyenlere, sıkıntı vereceğine, nimetlerine hamd etmeyenlere, bu noktada, Cenab-ı Hak'ın, onların yollarını daraltacağını söylemiştir. Birçok ayeti kerimede de, kim nimetlerine hamd ederse, ona nimetlerini arttıracağını, kim zikrederse, onu zikredeceğini, kim tövbe ederse, onun tövbesini kabul edip, onu affedeceğini beyan etmiştir.
O zaman biz kullara düşen vazife, zikretmek, hamd etmek, tövbe etmektir. Biz zikretmeye, hamd etmeye, tövbe etmeye gayret edelim. Vefasızlık yapmayalım, hainlik yapmayalım. Allah'ın nimetlerine sırtımızı dönmeyelim. Allah'ın verdiğiniz olduğu nimetleri küçük görmeyelim. Bu noktada Cenab-ı Hak'a karşı saygısızlık yapmayalım. Allah bizi affetsin inşallah. Efendim, bir erkek eşi aşırı rahatsızlık duyduğu için, göğüs ve sırt tüylerini almasında bir sıkıntı olur mu? Yani normalde eğer ki bazı erkekler var, herhalde hormonal bir rahatsızlık olabilir. Göğüsünde ve sırtında aşırı derecede, aşırı derecede böyle bir şey var ise, o zaman bu normalde fıtratın dışına çıkıldığından dolayı, bunlarda bir kısım hani tedavi görebilir, ne bileyim bunları kaşın aşırı derecede büyümesi gibi.
Erkekte kaş aşırı derecede büyür, gözünün üstüne iner, gözünün üstüne inince de onun görmesini, onun göz kapaklarını hareket ettirmesinde zorluk yaşatır. Kimin de böyle hormonal bozukluklar var. Yani bizim yakın akrabamızdan birisi vardı mesela, rahatsız oldu, hasta oldu. Ben onun kaşını, baktım kaşları aşağı doğru inmiş, göz kapaklarına kadar, böyle göz kapaklarını açıp kapatmakta zorlanıyor. Ondan sonra ben onun kaşlarını normalde makasla kısalttıydım. Abim baktı hatta, hani ne yapıyorsun diye. Dedim caiz, dedim göz kapaklarına inmiş dedim. Göz kapaklarını inip kapatmakta zorluyor dedim ben. Abime abim sustu. Göz kapaklarını, kapaklarını açıp kapatmakta zorluyor. Veyahut da bu iki kaşının arasının doldurulması, dolması mesela fıtrata yıkırır.
Bu iki kaşının burnunun üzerine, kadının da erkeğin de alması caiz olur. İki kaşı kapatıyor. Bunun gibi, mesela bir kimsenin, bu elmacık kemiklerinde sakal çıkması gibi. Komplü yüzünde sakal çıkmış, alnında sakal çıkmış, erkek olarak. Onları tedavi ettirmesinde, yolmasında bir beis yok. Fıtratın dışına çıkılan bir şeyde bir rahatsızlık vardır. O rahatsızlığı tedavi etmek uygundur, caizdir. Ama erkeklerin, bu son dönem çıktı bu. Göğüslerini, sırtlarını, bacaklarını, kollarını, çok özür dilerim ama hatun kişiler gibi, tavuklar gibi kendini yoldurması caiz değil. Bu biraz böyle yumuşaklığa doğru gidiyor. Her dönemin, lutilik belirtileri vardır.
Her dönemde, lutiler, yani kadınlara benzemeye çalışanların, kendince tavır ve davranışları vardır. Şimdi biz bunu, o hadis şerirlerde beyan edilen, veya ashabın tespit ettiği, lutilik davranışlarını, bu güne uyarlamaya kalksak, yani işte işin içinden çıkamayız. Tespitte zorlanırız. Sebep, yani o gün için luti davranışları farklı. O gün için böyle eşcinsel davranışlar diyeyim. O gün için eşcinsel davranışlar farklı. Bugün için eşcinsel davranışlar farklı. Bugün eşcinsel olan bir erkek mesela, bir kadın kıyafeti giyip dolaşmıyor. Tam olarak.
E o biraz daha eşcinsellikte ileri doğru gitti, orasını burasını ameliyat ettirmeye başladı, şişittirip, ne bileyim işte, hormonlattırmaya başladığında, o kadın kıyafeti giyiyor. E şimdi, şimdi normalde erkeklerin içerisinde, erkek kıyafeti, ama tabiri caizse, bugünkü deyimle, transparan kıyafetler tercih ediyor. Örneğin bugün eşcinsel, erkekler için eşcinsel çağrışımlar. İyice düşük belli pantolon giymek, kot giymek. Adamın arkasını belli edecek, bir kısmını açık meydana çıkaracak, çok dar pantolon giymesi. Erkeklerin tercih ettiği rengin dışına çıkması. Mesela işte, bir bordu, daracık bir pantolon veya, bordu da değil de, nasıl söyleyeyim, mesela işte, civciv sarısı gibi, parlak, cafcaflı pantolonlar, görüyorum ben onları.
İşte ne bileyim, üzerine bayan blizi gibi, bir bliz giyiyor. Veyahut da, içini gösteren bir, incecik, transparan bir şey giyiyor. Kadın kıyafeti gibi, üstünde. Tam kadın da değil, tam erkek de değil. Bu modacılar kadar zaten, ahlakı çökerten başka bir sektör yok. Bakın modacılar kadar, dünya üzerindeki ahlakı çökerten bir sektör yok. Yani erkeğin içi mi görünürmüş? Şimdi erkeğin içi görünüyor. Erkeklere de haram, bütün erkeklerin vücut hatlarının belli olması. Erkeklerin vücut hatlarının belli olması haram. Çıplak hükmünde, kollar yok içerisinde.
Edeb yerleriyle alakalı söylüyorum. Erkeğin de bu noktada dikkat etmesi lazım. Tesettür erkeklerde de, vücut hatları belli olmayacak. Vücut hatlarından kasıt, o kimsenin edep yerleri. Bakın edep yerleri. Erkekler de başladılar, bir kısım erkekler. Yani biraz böyle eşcinselliğe meyli olanlar, göğsünde bir tane tüy yok adamın. Bıraktık kılı, tüy yok. Şimdi mesela, İbni Abbas'tan bir rivayet var. Eşcinsel davranışlarla alakalı, maddeler halinde sıralamış. Mesela o zamanki diyor ki, eşcinsel erkekler, erkekler gömleklerinin düğmelerini, göğüs hizalarına kadar açarlar.
Bu gömlek düğmeleri var ya, onlar göğüsleri görünsün, teni görünsün diye açarlar diyor, erkek olarak. İşte kadın kıyafeti giyerler, kadın entarileri giyerler. Hadis-i şerifte öyle geçiyor. Sıralamış böyle, İbni Abbas bunları. Normalde işte, ellerine kına yakarlar, kadınlar gibi kırıtırlar, kadınlar gibi yürürler. Seslerini kadınlar gibi kırıtırarak konuşurlar. Bakın bunlarda tarihi süzgeç içerisinde çok değişik şeyler yok. Ama bugün için mesela, kıyafetlerde karşıdaki bir kimseye baktığınızda, bir erkeğe baktığınızda, onda eşcinsel kıyafet seçimi görebilirsiniz. Ya ben bu tarz hoşuma gidiyor falan, bunlara ayrı meselesi. Giyme kardeşim. Eşcinsellerin kullandığı kıyafetleri kullanma.
Kullanma. E şimdi, bir de bu şey meselesi çıktı. Hani, erkeklerin kendilerini tavuk gibi yoldurması çıktı. Yolduruyorlar kendilerini. Eşcinsel eğilim. Bakın, eşcinsel eğilim. Dikkat edecekler. Gömleğinden dışarı, adamın kılları çıkıyor, saç gibi üzüyor. Eyvallah, kısaltsın. Bunda bir sıkıntı yok ama, tedavi görsün. Bu hormonal bir bozukluk olabilir. Allah muhafaza eylesin. Amin. Devletin kademelerine, mahremiyetine kadar sızılmışken, hala bir devletten söz edebilir miyiz? Atılan adımlar yeterli midir? Bünyedeki zararlı mikroplar, hala yaşamakta, yurt içi ve yurt dışında, faaliyet göstermekte.
Bunlar için hapis cezası yeterli midir? Bunlar normalde devlet kendisi uyanık olup, kendine önlem alaydı. Bu bir. Devleti idare edenler, uyanık olup, kendilerince önlem alsalar. Bu iki. Bu normalde, bir mikrop, bir kimse hasta oldu diye, biz onu insanlıktan dışarı mı çıkarıyoruz? Grip oldu bir kimse. Sen grip oldun, sana iğne verip, öldüreceğiz mi diyeceğiz şimdi? Kolunda ağrı var, rahatsızlık var, ne yapacağız? Öldüreceğiz mi o insanı? Kalbi tekledi, ne yapacağız? Öldüreceğiz mi o kimseyi? Bu bir. İki. İslam hukukunda suç ve cezası bellidir. Suç ve ceza tarifsiz bırakılmaz İslam hukukunda.
Zina, zinayı tarif eder. Hırsızlık, hırsızlığı tarif eder. Adam öldürme, adam öldürmeyi tarif eder. Nasıl öldürdü? Kasten mi öldürdü? Yanlışlıkla mı öldürdü? Kazala mı öldürdü? Kazayla öldürmenin cezası bu, kasten öldürmenin cezası bu. İslam hukukunda, sonradan suç tarifi, sonradan ceza yoktur. Suç tarif edilir. Suç tarif edildikten sonra, cezası da onun karşılığında yazılır. Ceza, Kur'an'a bakılır, sünnet-i Resulullah'a bakılır, ashabın bu noktada varsa, iştahatına bakılır, imamların iştahatına bakılır, bunlardan bulunmazsa, yeni bir suç oluşturulduysa, kıyas eder günün fukahası, günün alimleri otururlar, kıyas ederler. Kıyas ederekten, o suçun, hem suçu tarif ederler, hem de cezasını tespit ederler.
Kıyas ederekten. Kıyas ederekten de tarif ederler. Kıyas ederekten de ne yaparlar? Suçun cezasını keserler. Şimdi, devletten söz edebilir miyiz? Evet. Öyle asla devletin üzerinde, şek şüphe yapmayın. İnsanlık tarihi var olduğundan beri, bu ırkçılık değil, bu kavim devletsiz yaşamamış. Bilinen insanlık tarihi var olduğundan beri, zaafa uğramış, hastalanmış, öksürmüş, zaman zaman felç bile geçirmiş. Ama Cenab-ı Hakk'a hamdolsun, ayakta durmuş. Devleti ayakta tutacak, asli unsurlar, devletin hastalığında, hastalığını tedavi edecek, asli unsurlar, mekanizmayı çalıştırmışlar.
Bir şekilde, bu milleti devletsiz bırakmamışlar. Bu millet devletsiz kalmamış. Devam etmiş. E şimdi de bir rahatsızlık yaşadı. E bu rahatsızlığı dinlemediler. Hep söyledik. Bunu da söylemek istemiyorum ama, gelen giden herkese dedik, anlattık, hata yapıyorsunuz, yanlış yapıyorsunuz, bir yere yaslandınız, bir tarafa yaslanarak da bu işleri götüremezsiniz. Büyük yanlışlıklar var, büyük hatalar var dedik, anlattık. Ben vicdanen bu konuda rahatım. Ben gücüm yetince, dilim döndüğünce, gerekli gördümce, söyledim hep, anlattım herkese. E şimdi, bu rahatsızlığı, bu hatayı hepimiz yaşadık. Bekliyorduk da biz zaten. Açıkça söylemek gerekirse. Onlar da zaten, değişik yollardan bize de haber gönderiyorlardı.
Abiler sizin hesabınızı soracak. Abiler bu işlerin hesabını soracak. İlk götürülecek olan sizsiniz. Açık açık diyorlardı böyle, dolaylı bir şekilde bize. Biz de bekliyorduk, hamdolsun. Biz de ilk çıkan, meydana 15 Temmuz'da, çıkan bir cemaatuz. Cemaat olarak çıktık. Dergah olarak çıktık. Öyle saklamazca, gizlemece yok biz de. Hiç hiç. Açık. Mesajımız açık. Yürüyüşümüz açık. Yolumuz açık. Söylemimiz açık. Hiç çekintim yok. Benim kendi nefsim için. Hiç çekintim yok. Hiç de çekinmedik zaten. Türkiye'de hiçbir cemaat, hiçbir tarikat bizim kadar açık, net tavır koyamadı. Tarikat olarak, cemaat olarak, isim belirterekten, tabela asaraktan, tabelasını asaraktan.
Hiç kimse hareket edemedi. Kimseyi kötülemiyorum. Bizi ilgilendirmiyor insanların davranış biçimi. Bizim yolumuz, diş durumumuz, durduğumuz nokta. Kur'an sünnet, vatan millet. Biz Kur'an için, sünnet için, vatan için, millet için, ne doğruysa yapmaya hazırız, yaparız da elimizden geleni. Bu noktada hiç sıkıntımız yok. E atılan adımlar yeterli mi? Bence değil. Yeterli mi? Değil. Bakın, yeterli mi? Değil. Yapılması gerekenler, tam olarak yapılıyor mu? Hayır. Süreç doğru işliyor mu? Hayır. Süreç hukuksal mı? Hayır.
Hayır. Bu bünyedeki zararlı mikroplar hala da yaşamakta yaşıyorlar. Yurt içinde de, yurt dışında da devam ediyor. Biz de öyle bir enteresan bir milletiz ki biz. Biz de bu devlete, bu millete, kendi içimizden düşman yetişince, bunun bütün gavurcuklar bu düşmanlara sahip çıkıyorlar. Bizim yeter ki içimizden bir hain çıksın.
Bu ta Orta Asya'dan itibaren devam ede gelen bir şey. Orta Asya'da Çinlilere hain yetiştirirdi. Bu ülkenin, bu toprakların, bu milletin, insanların içerisinden. Çin hayranlığı vardı. Çin'e çalışırlar, Çin'e yardım ederler, Çin'e yataklık ederler. Kaçınca Orta Asya'dan Çin'e sığınırlar. Çin onları muhafaza eder, Çin onları korur. Sonra oradaki Orta Asya'daki devlet iyice güçlenir. Güçlenince gider Çin'i bir tokat vurur. Çin'in elindeki mal varlıklarını alır, zenginliklerini alır, hatunlarını alır. Oradaki hainleri kılıçtan geçer, geçer, yürürdü. Tekrar dönerdi Orta Asya'ya. Bu ta geldi Osmanlı'ya kadar bu böyle devam etti. Bu ne yazık ki bu milletin makus talihi gibi.
Hem içeride böyle dövüşecek, hem dışarıda dövüşecek. Dövüşmezse köleleşir bu millet. Biz zaten dövüşmediğimiz zaman gelen giden bize bir tokat vuruyor. Dövüşüyoruz, tokat vuruyorlar. Dövüşmüyoruz, gene tokat vuruyorlar. Hiç olmazsa dövüşelim de tokat yiyelim. Dövüşelim de tokat yiyelim. Savaşalım da tokat yiyelim. E şimdi önüne gelen önceden savaşmıyorduk. Bakın millet Ankara'da bomba patlatıyor. Bursa'da bomba patlatıyor. İstanbul'da bomba patlatıyor. Dalga geçer gibi. Emniyet müdürlüklerinde bomba patlatıyor. Olmadı top atıyor adam. Haydi bir tane füze atıyor. Olmuyor, uçağını düşürüyor senin.
Şamar oğlanı gibi oluyorsun. Öyle değil miydi yaşadığımız? Öyleydi. E ne oldu şimdi? Ya hiç olmazsa savaşalım. Mücadele edelim. Nerede bize bir düşmanlık yapan varsa binelim tepesine. Ya böyle mi olacak? Ya ne yapacaksın başka? Başka yapacak bir şey var mı? Yok. Sana hangi taraftan füze geliyorsa git, gir oraya. Girelim. Dersinler ki asker lazım. Güneydoğu'da savaşacak. Gidelim, yazılalım. Hiç sıkıntı yok. Dersinler ki ya gönüllü topluyoruz. Şu PKK belasından, şu terör belasından kurtulalım. Kurtulalım, Irak'ta kandilmiş mi, mandilmiş mi neyse.
Yağımı kesilecek, keselim. Işığı mı kırılacak, kıralım. Savaşılacak mı? Savaşalım, yürüyelim ya yazılalım. Hazırız biz. Ben hepinizin adına söylüyorum. Biz hep beraber savaşmaya hazırız. Nerede Kuran-Sünnet düşmanı var? Nerede vatan-millet düşmanı var? Biz hazırız. Gencimizle, yaşlımızla, kadınımızla, çocuğumuzla. Yazırız biz. Köhnemiş bir şekilde ne yapacağını bilmeyen şaşkın tavuklar gibi ölmektense çıkalım cenk meydanına meydan er görsün. Meydan er görsün. Meydan yiğit görsün. Meydan kendi kanında harman dolu oynayan efeler görsün. Öyle boş değil. Gidelim nereye gidilecekse. Hiç. Pısırık ölmektense, yatakta ölmektense, televizyonun karşısında oturup, üzülüp, kahredip, yok küfrederekten ölmektense meydanda kendi kanımızda ölürüz.
Elhamdülillah şehadet şerbetini içer yürürüz. İçer. Bu noktada hiçbir sıkıntı yok. E ne olacak? Bunlar hem içeride hem dışarıda devam edecekler. Soysuz, yüzsüz, Yezidi takımı bunlar. Bunu bitirsen bir başkası başlayacak. Bunu bitirdiğinde yine bir başkası başlayacak. Bu yeni bir şey değil. Ne zamanki devlet ve millet iç içe girip hukukunu dizayn etti güzelce, ondan sonra bunlar kurtulacak. Şu Avrupa Birliği belasından kurtulmamız lazım. Cenab-ı Hak bizi onlardan kurtarsın. Cenab-ı Hak bizi Rus belasından da kurtarsın. Çin belasından da kurtarsın. Bizleri tek başımıza lider bir ülke yapsın. İslam dünyasını tek güç ve kuvvet haline getirsin. İslam dünyasını bir ve beraber eylesin. Cenab-ı Hak amin diyen dillerimizi nar-ı cehennemden azat eylesin.
Ve Türk askerimizi, milletimizi, güvenlik kuvvetlerimizi başarılı eylesin. Amin. Uyanık eylesin. Amin. Feraset versin. Amin. Güç ve kuvvet versin. Amin. Kesaret versin. Amin. Allah razı olsun. Bitmeyecek çünkü bu. Bitmeyecek. Bize ne Avrupa Birliği'nden, ne ABD'sinden, ne Rus'undan, ne Çin'inden, ne Şangay'ından, ne Mangay'ından. Ya kafirden dost olur mu? Gavur gavurdur. Gavur gavurdur. Ben kendimi bildim bileli Avrupa bize düşman yetiştiriyor. Ben kendimi bildim bileli. Adam geliyor burada, terörist faaliyetlerde bulunuyor. Askeri öldürüyor. Polisi öldürüyor.
Sivil vatandaşları öldürüyor. Milleti şehit ediyor, katlediyor, yakıyor, yıkıyor. Haydi adam Avrupa'da çıkıyor. Sabancı'nın katili hala da Belçika'da. Bu kadar basit. Ya burada bir iş adamını katletmiş, öldürmüş. Bir iş adamını katletmiş, öldürmüş. Nerede? Belçika'da. PKK'lılar nerede? Avrupa'da. Nerede? Amerika'da. Başka bir yerde değil. Nerede şimdi 15 Temmuz darbe girişiminde bulunanlar? Avrupa'da, Amerika'da. Bu kadar açık. Bu kadar açık ve net. Daha başka ne görmemiz lazım ki bizim?
Nereye gitti isyan eden, başkaldıran, devletin içerisinde karışıklık çıkaran, şehzadeler nereye gidiyordu Osmanlı'da? Haçlılara gidiyordu. Ne dedi? Pensilvayya'ndaki adam, Haçlılar olsa sizin namusunuza, şerefinize dokunmaz, sizin kadınlarınıza dokunmaz dedi. Irak görmedin mi? Irak'ı görmedin mi? Suriye'yi görmedin mi? Filistin'i görmedin mi? Irak işgal edildikten sonra Irak'lı kadınların Lübnan pavyonlarına satıldığını görmedin mi? Irak'lı kadınların Amerikan askerleri tarafından tecavüz edildiğini görmedin mi? Bosna'yı ne çabuk unuttun? Bosna'yı ne çabuk unuttun?
Bosna'lı kadınların Sırp askerleri tarafından günlerce, aylarca tecavüz edildiğini görmedin mi? Nasıl söyledin bu lafı? Bosna'da hamile kalıncaya kadar tecavüz edilen kadınların doğurmuş olduğu çocukların toplandığı çocuk bakım evleri var. Bu çocukların anneleri Bosna'lı, Müslüman kadın. Babaları belli değil. Bu kadınların hepsine de sırayla tecavüz eden Sırp askerleri. Bunun belgeselini çektiler. Avrupa'da yasaklandı bu belgesel. Türkiye'de bir sefer gösterildi. Türkiye'de bir sefer gösterildi.
Ve Sırplar babası belli olmasın diye sıradan tecavüz ediyorlar Bosna'lı Müslüman kadınlara. Sıradan! Nasıl bu lafı söylersin? Haçlılar gelecek, siz de ay geldiler diyecek. Bunların sütü bozuk, bunların kanı bozuk.
Bunu söyleyen adamın sütünde ve kanında bozukluk var. Bu adamın dedesine gelirdi. Liseliler, ortaokullar, Bayındır'ın kurtuluşuyla alakalı. Dedem Yunanlılara kim alkışladı, hangi sülale alkışladı söylerdi. Kim Yunanlıları karşıladı? Kim Yunanlıları karşıladı? Bayındır da dedem bilirdi. Ve birisi kız isteyeceği zaman, iki üç sefer şahit oldum. Kız vereceği zaman, dedemin eğer yanında muhabbet olursa, dedem böyle durur. Hımm. Filancanın fişmancası değil mi o? O, dedemin hareketi bu. Hımm. Dedeme kimse öyle kolay kolay soru sormaz.
Daha yaşım on yedi filan. Dedeme dedim, dede ne var böyle? Hımm yaptın. Oğlum dedi, onların dedesi Yunan geldiğinde dedi, Yunanlı askerlere çiçek attıydı dedi. Onların dedesi Yunanlı askerlere çiçek attıydı dedi. Bizde o zaman ülkücülük var ya, dedeme dedim ben o zaman. Dede dedim, onların kanı bozuk o zaman dedim ben. Dedem böyle durdu, onun dedi, anası bilmem kimle bilmem ne oldu dedi. Anladınız mı? Bir kimse Kur'an'a, sünnete, vatanına, milletine, düşmanlarına dost ediyorsa bir bozukluk vardır onda. Onda bir bozukluk vardır bir taraftan. Hani bu sünnete karşı çıkanlar var ya böyle, hadisler sahih değil diyenler.
Dikkat edin, bozukluk var onlarda da. Onlarda bozukluk var. Bu sadece, bakın böyle bir bozukluk, itikatta da bozukluk getirir. İtikatta da bozukluk getirir. Adamın soyu sopu bozuksa, bilin ki itikatta da bozukluk vardır onda. Bir kimse vatanına, milletine göz diken, vatanına, milletine karşı böyle damanı kabarmıyorsa o kimsenin damarsız, sütsüz, haysiyetsiz, şerefsizdir o.
Diyecekler, Sufi'nin dili böyle mi? Benim dilim böyle. Benim dilim bu. Kim Kur'an'a, sünnete, laf söyleyenlerle dost oluyorsa, kim vatanına, milletine göz dikenlerle dost oluyorsa, kanı da bozuk, sütü de bozuk, itikadı da bozuk. Her şey bozuk onun. Onunla yan yana nefes almak dahi küfür. Onunla yan yana nefes bile almayacaksın. Aldığın o nefesin hesabı sorulur adama. Aldığın nefesin hesabı sorulur. Bir kimse Kur'an'a, sünnete, vatana, millete düşmansa, onunla beraber yan yana durup aldığın nefesi sorarlar sana. Onun nefesi sorulur. O yüzden bu bitecek, tükenecek bir şey değil.
E bu da çıkar daha. Bunu da bir kimse soysuzsa o kucaktan kucağa dolaşır. Bu ister şahıs, ister cemaat, ister tarikat, ister devlet, ister millet olsun. Soysuzsa, sütü bozuksa, kanı bozuksa, namussuzsa o kucaktan kucağa dolaşır. O yüzden bunlar da dolaşır kucaktan kucağa şimdi. Renk değiştirirler, film değiştirirler, sistem değiştirirler. Kucaktan kucağa dolaşır onlar. Bir Amerika abileri alır kucağına, bir İngiliz abileri alır kucağına, bir Alman abileri alır kucağına. Onlara şimdi kim piş piş dese gidecek. Yolun yolcusu oldun mu sen, piş piş diyene gidersin. E yolun yolcusu oldun mu, piş piş diyene gitmezsen bir tane pala bıyıklı gelir sana, hop der, bir racon keser gene gidersin.
Çünkü yolun yolcusu olmuşsun sen. Sen öptürmüşsün bir sefer kendini. Sen bir sefer mahremini muhafaza etmemişsin. Mahremini öptürmüşsün sen. Sen mahremini çatırdatırken, minnet öperken sen sessiz kalmışsın. Tebessüm etmişsin sen. Teslim etmişsin kendini. Merak etme. Seni satan da çıkar, kullanan da çıkar. Sen çünkü kendini kurtarman için çok böyle ağır bir hareket etmen lazım. O hareketi de edemezsin. Neden? Sen çünkü öptürmeye alışmışsın kendini. Ancak kan dökmen lazım. Ne yapman lazım? Seni her öpmeye gelene sıkman lazım seni. Sen birisi kapının önünden seni öpmek için geçerken pencereden güm patlatacaksın sen onu.
Senin sokağından hiç kimse geçemeyecek. Ancak ölü kurtulursun. Başka türlü kurtulamazsın kardeşim. Kurtulamazsın. Gelir herkes senin kapını tıklar. Sen o cesarete sahip olup da gümletirsen bir tane, bir duyulur o. Ya işte filanca var ama yani istersen git. Neden? Vallahi sokaktan geçene kurşun sıkıyor. Herkes dengin alır. Sıkmazsan hiç kimse dengin almaz. Dengini almaz. Sen şamar oğlanına dönersin. Sen yola düşmüş insanlara benzersin. Elinde bastıran seni alır elinin altına. Bu vatan, millet, Kur'an, sünnet düşmanları böyle sülü bozuk.
O yüzden onlar el değiştirir, yüz değiştirir, renk değiştirir. Değiştirir onlar. Sakın aldanmayın. Benim meşhur tezim var ya, bakın Kur'an'a ve sünnete. Ya birisi Kur'an'a bakmıyor. Kaç kardeşim o? Bozmuş kendini. Ya birisi sünnete bakmıyor. Kaç kardeşim? Bozmuş kendini o. İsterse onun için halleme-i cihan desinler. Kendini bozmuş o. Ya vatan, millet ya. Ya vatansız milletsiz sen yaşayabilir misin? Vatansız dinini yaşayabilir misin? Hürriyesiz yaşayabilir misin? Hürriyesiz yaşayabilir misin? Devletsiz yaşayabilir misin? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Medine'ye gitti, Medine'de devlet kurdu. Askerisi var, vergisi var, maliyesi var, asayişi var, cezası var, hukuku var.
Hazreti Muhammed Mustafa devletsiz değildi ki. Devletsiz değildi. Eee sen devletine sahip çıkacaksın kardeşim. Varsa yanlıştı, biz kendimiz düzeltelim ya. Biz kendimiz düzeltelim. Biz kendimiz düzeltiriz. Bir başkasına ihtiyacımız yok. Ya sıkıntılı, biz kendimiz düzeltelim. Biz kendimiz düzeltiriz. Bir başkasını düzeltmesine de ihtiyaç yok. Allah muhafaza eylesin. Amin. Hapis cezası yeterli mi? Şimdi normalde bir suçun cezası bellidir. Bayi, devlete başkaldırmanın cezası bellidir İslam'da. Adam öldürmenin İslam'da cezası bellidir. O gece, o bakın ama bu şu anki hukukta yok ki yeri.
Biz darbeleri yapın, darbe ye ye geldiğimizden o darbeye kalkışan, darbe yapanlara karşı ceza hukukunda ceza yok. Düzgün. Yazcan seçilmiş devlet, hükümete başkaldırmanın cezası ölümdür. Yazcan. Kim silahlandı, başkaldırdı elinde silah? Ascan onu. İslam hukukunda var cezası. Eline silah aldı mı? Aldı. O silahla devleti ele geçirmeye, hükümeti yıkmaya kalktı mı? Kalktı. İslam hukukunda karşılığı ölüm. Elinde silah var ise. Elinde silah yok.
Öldüremiyorsun adamı. Elinde silah var. Çıkmış. Önüne gelene ateş ediyor. Onu öldürmek, İslam hukukunda, hukukun içerisinde var. Öldürürsün. Af yok. Ama şimdi bu ceza yok normal hukukta. Normal hukukta ceza olmayınca gereği yönelik siz ona ceza da kesemiyorsunuz. E şimdi zaten idamı geri getirelim diyorlar. Avrupa Birliği ayağa kalkıyor. Siz idamı geri getirirseniz biz sizi Avrupa Birliği'nden çıkarız. Neden? Avrupa Birliği'nde idam yok. Sizde hain yok o yüzden. Gavur gavurun dostu. Gavurlar tek millet. Gavur tek millet olunca birbiriyle dövüşmüyor. Ve bizim içimizden gavurcuklar çıkıyor. Bizim içimizden gavurcuklar çıkıp ondan sonra gidiyorlar Avrupa'ya yamalanıyorlar.
Allah muhafaza eylesin. Amin. Sayın üstadım bana dua eder misiniz? Ben evlenmek istiyorum, evlenemiyorum. Ne demek evlenmek istiyorum, evlenemiyorum. Evlenmek isteyen insan bir dakikada evlenir, ikinci dakika fazla. Bundan iki ay önce bizim dergahtan kilolu bir Sivas'ta abimiz sizin arabanızın yerine araç koydurmamak için mahallede oturan birinin üzerine yumruk sıkarak eşinin yanında yürüdü bağırdı.
Bu akşam da ikinci kez sizin arabanın yerine araç koymak isteyenin aynını yaptığı tartışma 15 dakika sürdü. Bunu beyan etmek için söylemiş. Galiba bela günü ve o günde insan oğlunun yaşadıklarıyla ilgili bizi bilgilendirir misiniz? Valla o tarafa doğru rabıta yapıp bir görmek lazım.
Haset, kıskançlık ve kin gibi duygulardan nasıl kurtulabiliriz? Kendimde özellikle kıskançlık duygusunun attığını fark ediyorum. Bu noktada zahiren yanlış bir şeyler yapmamaya çalışırım ama içimdeki duygu bastıramıyorum. Sev kardeş sev, etrafını seveceğim. Erkeklerin kaşlarının ortasını almasının bir sakıncası var mıdır? Dedim ya yok diye. Son zamanlarda çok fazla kez okulların imam hatip liselerine dönüştürüldüğünü duymaktayız. Mühendislik ve doktorluk bölümü isteyen kimseler mağdur olmakta. Sizce bu doğru bir iş midir? Evet. Ne yani mühendis ol, imam hatipli olanlar mühendis, doktor olamıyorlar mı? Neredeyim?
Üniversiteler boş. Boş diyorsun. Boğulmuş. Öğrenci. Öğrenci. Sebep? Çalışmıyorlar ki. Gayret etmiyorlar, imam hatiplerle değil mi? Sebep el neyden? Bu doğru. Bak üniversite öğretim görevlisi olan Halit Kuşku diyor ki, üniversitelerde boşluk var, öğrenci yok. Çünkü insanlar çalışmıyorlar, gayret etmiyorlar diyor. Keşke bütün okulları imam hatip yapsalar. Gerçekten ciddiyim. Bütün okulları, ortaokul ve liseleri, ortaokul ve lise o, imam hatip yapacaklar. İlk dört yıl var ya ilkokullara, ilkokulları okumayı, yazmayı, erdemli olmayı öğretecekler sadece. Okuma, yazma, erdemli olma. İyi bir insan nasıl olur?
Bu, iyi insan olma. Keşke okulları normalde ilk ve ortaokulu iyi insan olmaya ayırsalar. İyi insan. Bize iyi insan lazım birinci derecede. Doktor olmuş, iyi insan olmamış. Mühendis olmuş, iyi insan olmamış. Avukat olmuş, iyi insan olmamış. Hakim olmuş, iyi insan olmamış. Bak neler çıkıyor. Adam hakim. Ne yolsuzluklar yapmış da. Adam savcı. Ne yolsuzluklar yapmış da. Adam gelmiş, Bursa'da valilik yapmış, bütün esnafları dolaşmış, cemaate para toplamış adam. İyi insan olmak. Bakın, iyi insan olmak, peygamberlerin yeryüzüne gönderilmelerinin sebeplerinden birisi, iyi insan yetiştirmek.
Sufilik, iyi insan yetiştirmektir. İyi insan yetiştirmek. İyi insan. İyi insan olsa, dünya güzelleşecek. Bulunduğumuz evren tamamen insanın düşünmesiyle, hissettiğiyle, tattığıyla, kokladığıyla, gördüğüyle midir? Yoksa insanın üzerindeki zuhur eden evren ve hayat.
Allah'ı zikret. Yoğun bakımda yatan hastamız için dua eden sizler. Allah hayırlı şifa versin. İbn-i Ömer radıyallahu anh hazretleri anlatıyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri omuzundan tuttu ve şöyle buyurdu. Dünyada bir garip veya yoldan geçen bir yolcu gibi ol. Kendini kabir ehlinden say. Buhari Terimizci İbn-i Mace. Dünyada bir garip, yabancı veya yoldan geçen bir yolcu gibi ol. Kendini kabir ehlinden say. Kendini kabir ehlinden say. Yani ölülerden ol. Bu hadis-i şerifi bir kısım sufiler dünyadan el etek çekmek olarak yorumlamışlar.
Bu hadis-i şerife binaen etkilenmişler. İşte mal-u mülkü dünyayla alakalı bütün her şeyi bırakmışlar. Ya tekkelere, zaviyelere bir yere çekilmişler. Ya dağın eteklerinde bir yerlere gitmişler. Ya da ovanın içinde bir yerlere gitmişler. Dünyayla ilgi ve alakalarını kesmişler. Hadis-i şeriften bunu anlamışlar. Onları kötülemek değil derdim. Sakın ha. Bunu anlamışlar. Hazreti Mevlana, Celalettin Ruma Hazretleri Mesnevisinde buna benzer dünyayla alakalı hadis-i şerifleri yorumlarken diyor ki, bize dünyayı sevmek yasaklandı. Yoksa kumaş ölçüp satmak değil dedi. Hazreti Mevlana Mesnevisinden.
Müminler dünyaya aşık olmayacaklar. Biz dünya sevgisinden arındıracağız kendimizi. Yoksa dünyayı terk etmekten kastımız, işi gücü, çoluğu çocuğu, eşi bir kenara bırakmak değil. Hiç ciba etmeyeceğim, evlenmeyeceğim diyeni, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri nehyetti.
Dedi ki ben evlenirim. Ben hiç iftar etmeyeceğim diyeni, Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem reddetti. Dedi ki ben iftar ederim. Ben hiç uyumayacağım diyeni, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri nehyetti. Ben uyurum da dedi. O zaman buradaki kasıt ne? Buradaki kasıt o kimsenin, dünyaya aşık olup, dinini terk etmesi. Dünyaya aşık olup, ibadetini terk etmesi. Dünyaya aşık olup, haramı, helalı gözetmemesi. Dünya hırsına kapılıp, haram da olsa onu helallaştırması veya göz yumması.
İşte bizim dünya ile alakalı ölçümüz bu. Biz dünyayı sevmeyiz. Dünyaya aşık olmaya gayret etmeyiz. Biz Allah ve Resulünün yolundan gitmeye gayret ederiz. Ama biz veren el olmak için uğraşırız. Çünkü Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri veren el olmayı öğütledi bize. Alan el olmayı öğütlemedi. Hiç kimseden bir şey istememeyi öğütledi. Dilenmeyi değil. Kendi alım Tirmizî yemeyi öğütledi bize. Başkalarının alım terinden geçinmeyi değil. İnsanların ücretlerinin anında ödenmesini emretti bize. Başkalarının ücretinin üzerinden yaşamayı değil.
Ticareti bize helal kıldı. İnsanları kandırmayı değil. Çalışmayı bize teşvik etti. Tembelliği değil. Borcumuzu hızla ödemeyi emretti bize. Borcun üzerine yatmayı değil. İnsanların haklarına, hukukuna riayet etmeyi emretti bize. İnsanların haklarına, hukuklarına riayet etmemeyi değil. Kadınlarımız da iyi geçinmeyi emretti bize. Kadınlarımıza zulmetmeyi değil. Evlenmeyi emretti bize. Bekar kalmayı değil. Çocuk sahibi olmamızı emretti bize. Çocuk sahibi olmamayı değil. Çocuklarımızı İslam'a göre yetiştirmeyi emretti bize.
Çocuklarımıza kafir ve gavurlar gibi büyütmemizi ve yetiştirmemizi değil. Çocuklarımıza merhametli, şefkatli, sevgili davranmamızı istedi bizden. Çocuklarımıza karşı zalim, katı yürekli baba ve anne olmamızı değil. Bu dünya bizim için bir tarla vazifesi oldu. Ne ekersek onu bişeceğiz. O zaman dünyayı tarla gibi görün. Dünyayı bahçe gibi görün. Meyve ekin. Çiçekler ekin. Gül yetiştirin. Bahar gibi olsun dünyanız. Ama sakın dünyada ebedi kalacakmış gibi dünyaya aşık olup dünyaya tapanlardan olmayın. Bu ne demek? Ezan okundu, namazını kıl. Bu ne demek? Zekatını ver kardeşim.
Hesapla, zekatını ver. O zekat senin değil, Allah'ın payı. Onu uyduracağım, kaydıracağım, hoplatacağım, zıplatacağım diye uğraşma. Zekatını dosdoğru adam gibi ver. Yanında çalışanlarına ver. Akrabalarına ver. Arkadaşlarına ver. Zekatını ver. Fakir fukarayı gözet. Dünyaya tapma. Dünyaya tapma. Fakiri fukarayı gözet. Gidip de zengin adama kebap yedireceğim diye uğraşma. Git fukaraya yedir kebapı. Zengin yer. Parası olan her yerde. Bindir lüks arabana fukaraları götür bir kebapçıya. Götür lüks evine.
Nereye götürecekler? Götüremezler. Var mı Bursa'nın zengin mahallesinde iftara giden bir kimse eve? Şu cemaate bak bir tanesi yok. El-Fahri Fakri. Bir kişi çıktı. El-Fahri Fakri demiş ya Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Ben fakirlerle beraberim demiş. Cenab-ı Hak'a hamd olsun. Evet bununla hamd ederim. Var mı Beş Yıldızlı Otel'de iftara giden içinizde sizin? Yok. Bir tane içimizde var Beş Yıldızlı Otel'de iftara giden.
Bu son olsun. İkincisi olmasın. Öyle ticaretmiş. Yok firmalar davet etti. Yok şirketler davet etti. Olmasın. Harbi harbi elini kaldırdı o da. O da büyük cesaret. Gitmeyeceksiniz. Beş Yıldızlı Otel'de iftar olmaz. Beyan edeceksiniz. Sizi davet ederlerse diyeceksiniz ki Beş Yıldızlı Otel'de iftar etmemekle emrolunduk. Evet. Lüks ve sefahat içerisinde yaşamamakla emrolunduk. Lüks ve sefahat içerisinde yaşamamakla emrolunduk.
Para kazanmamakla değil. Çalışmamakla değil. Çalışacaksın, kazanacaksın, israf etmeyeceksin. Çalışacaksın, kazanacaksın, lükse girmeyeceksin. Çalışacaksın, kazanacaksın, sefahat ehli olmayacaksın. Çalışacaksın. Diyeceksin ki ben beş kişiye daha bu sene iş vereyim. Beş tane daha fukara bakayım. Bir tane daha gariban kız okutayım. Bir tane daha gariban bir insana para yatırayım hesabına. Birisini daha evlendireyim. Birinin daha evlenmesine sebep olayım. Hedefim bu olacak. Ben mahallemde bir sofra açayım. Yüz kişi orada iftar edeyim Ramazan'da.
Çalışayım, evimde her gece iftar vereyim Ramazan'da. Grup grup toplayayım. Bölüm bölüm arkadaşları toplayayım. Bir gün dik kaldırma alayım. Bir gün işte teleferi alayım. Bir gün şunu alayım. Bir gün bunu alayım. Bütün mahallelerdeki arkadaşlara iftar vereyim. O umudu çok kalabalık yapacak. Dergah emrinizde açın burada sofrayı. Her gece iftar verin burada Ramazan'da. Davet edin arkadaşlarınızı. Kadınların ölümü var burada. Yan tarafta kadınlar, burada erkekler. İftar edin. Koşturun, çalışın. Gayret edin. Ama dünyaya aşık olmayın. Dünyaya aşık olmayın. Ne zaman dünyayı severseniz tekmeyi yersiniz.
Dünyayı severseniz tekmeyi yersiniz. Bu dergahın öyle bir özelliği vardır. Dikkat edin. Ne zaman dünyayı sevdiniz tekmeyi yediniz. Bahanesi çoktur. Meselenin özü budur. Bu dergah dünyayı sevenleri içinde barındırmaz. Bu dergah Kur'an ve sünnete aykırı akideye sahip olanları içinde barındırmaz. Bu dergah vatan millet düşmanını içinde barındırmaz. Bu dergah tasavvufa aykırı hareket edenleri içinde barındırmaz. Bu dergah vefasızları, hainleri içinde barındırmaz.
Bunu yıllardır söylerim ben. Her giden de bir bahane bulur kendine. Ben içimden derim ki, geç yavrum, kumda oyna. Kim bilir nerede haksizlik yaptın? Kim bilir nerede edepsizlik yaptın? Kim bilir nerede çok affedersiniz? Şerefsizlik yaptın da Allah'ı zikreden, cayır cayır zikreden Bir topluluktan dışarı çıktın, dışarıda kaldın. Burada kazan kaynar, cürufu dışarı çıkar. Bir dergahıp, pota gibi görün. Herkes gelir buraya. Herkes zikreder. İçinde kaynar. Cürufu ne olur? Dışarı çıkar. Cürufu dışarı çıkar. Bir şeyin posası dışarı çıkar. Burası kaynar.
Ben onu gördüm. Ben kendim için dahi bunu söylüyorum. Mustafa Özba bir gün sen bile dışarı çıkabilirsin. Kendine dikkat et. Eminlik yok. O lafım çok böyle etkiliyormuş milleti. Ben nice dervişler gördüm ayağa kaydı diye. Evet. Ben nice dervişler gördüm ayağa kaydı. Allah muhafaza eylesin. Amin. O yüzden dünyaya aşık olmak yok. Dünyaya tapınmak yok. Kur'an ve sünnete aykırı davranmak yok. Vatan ve millet duygusuna aykırı davranmak yok. Rabbim cümlemizi kendi katından rızıklandırdığı, kendi katından koruduğu kullarından eylesin. Amin. Qâle vennâhu bennâhu bennâhu bennâh.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi