Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 4 Kasım 2016 · 1:03:08
Selamun Aleyküm. Aleykümselam. Allah gecenizi hayır etsin. Hayırlı eylesin. Hayrınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Öl bir günümüzde devletin aldığı vergi zekat yerine geçer mi? Geçmez. Devletin aldığı vergi zekat yerine geçmez. Farz-ı misal üç tane tarlamız var. Ekili değil, ticaret amacı ile alınmış. Bunun zekatı neye göre verilecek? Aldığın paraya göre. Nisap miktarı kaç gramdı? Seksen. Kaç gramdı? Seksen gram altın mıydı? Hocam kaç gramdı? Seksen de değil mi? Seksen gram altın. Nisap miktarı seksen gram altın.
Eğer tarlaların normalde ederi seksen gramdan fazlaysa, ticaret için alındıysa, aldığı fiyat üzerinden nisap miktarını ayarlayacak, ona göre zekatını verecek. Kişinin elinde parası yoksa nasıl verecektir? Kişinin elinde o para yoksa yine de o tarlaları sattığında verecek o zaman, hiç parası yoksa. Nisap miktarı ne kadardır? Seksen gram altın. Bir makine alıp çalıştırsak makinenin zekatı verilir mi? Hayır. Günümüzde devletin aldığı vergi zekat yerine geçer mi? Hayır. Vacibin önemini de terk etmek günah mıdır? Evet. Mesela abdestin vacipleri terk edilebilir mi? Ne gerekir? Terk edilmez. Şu sıralar çok yoğun bir ilgiyle izlenen sinema filmi Hz. Muhammed'in çocukluğunu anlatan sallallahu aleyhi ve sellem'in film hakkında düşünceleriniz nedir?
Ne peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ne de geçmiş peygamberlerin Adem aleyhisselam'dan bugüne kadar gelmiş geçmiş ne kadar peygamber varsa hiçbirisinin de hakkında çekilen filmin izlenmesi caiz değil. Çocuklarınızı, eşlerinizi götürmeyin. Filmin yönetmeni İran asılı biri ve kendi ülkesinde Hz. Muhammed'i çok yücelttiği için çok fazla tepki aldı. İran'da, film yasaklandı. Bizim burada da insanlar ikiye bölündü. Filme karşı olanlar ve filmi beğenenler, sizin görüşleriniz nelerdir? Ben filmi hiç izlemedim, izlemeyi de düşünmüyorum. Peygamberlerle alakalı, peygamberleri sureten gösteren, peygamberi sureten gösteren hiçbir filmi uygun görmüyorum. Şimdi herkes, bilmiyorum yani ben filmi izlemedim ama peygamber efendimizin çocukluğunu alakalı gösteriyor dediler.
Ben sadece sureten gösteriyorsa, izlemedimden dolayı bilmiyorum ama izleyenler sureten gösterdiğini söylediler. O zaman ayrı, olabilir. Ben izlemedim, ben sadece Hz. Muhammed'i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ve Adem aleyhisselam adım. Ne kadar peygamber var ise, peygamberleri sureten gösteren hiçbir film caiz olmaz.
Yani bir peygamber sureti görünse, mesela İsa aleyhisselam. Şimdi herkes İsa aleyhisselamı o çarmıha girilmiş olan şekliyle tasavvur alıyor. Öyle değil mi? Hiç de alakası yok. İsa aleyhisselamın kendisiyle hiç alakası yok onun. Veyahut da Nuh tufanıyla alakalı galiba bir film vardı böyle. Nuh aleyhisselamla alakalı. Böyle bir sahnesini mi ne gördüydüm?
Hiç alakası yok Nuh aleyhisselamla. En büyük sıkıntı bu zaten. Veyahut da bize görünenle göre hiç alakası yok. Bir de işin bu tarafı var. Ama bir başkasına göre belki de alakası var. Bir şey diyemem. Ama normalde şimdi, örneğin İsa aleyhisselam aklınıza geldiğinde diyebilir misiniz ki çarmıha girilmiş İsa figürü bizim gözümüzün önüne gelmiyor diye?
Diyemezsiniz. Aynı şekilde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri suretin çocukluğunda dair olsa, suretini görse bir kimse salatu selam çekerken, onu düşünürken, o suretini gördüğü çocuk onun aklına gelmez mi? Kendince onu rağut etmez mi? Şimdi sufiler örneğin, bir sufi rüyasında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni görse, her daim Peygamberin o halde olduğunu düşünür. Bu daim vartadır. Bakın bu daim vartadır.
Ve hiç kimse Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri tam anlamıyla bu diyemez. Çünkü her gördüğünde farklı bir Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri görür. Maneviyatına göre değişir, haline göre değişir, o günkü kendi haleti rühiyesine göre değişir, değişir de değişir. O yüzden normalde bir kimse birkaç sefer, üç beş sefer gördüğünde, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri sureti şu şekildir diyemez artık. Tarif eder ama aklında üç dört tane Peygamber sureti vardır. Bu sefer o artık görmüş olduklarına rabıta etmemeye başlar. Kaldı ki bu sufiler için böyle vartadır diyoruz, kaldı ki normalde bir kimse bir film izleyecek, o filmde de herhangi bir Peygamberin resmi olacak, ne bileyim işte sureti olacak, o takılır kalır. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden bir de yani bunun böyle yarın öbür gün bu işin cılkı çıkar, aslında Müslümanlar buna hiç tevessül etmemeleri gerekiyor. Suret gösterme açısından. Hatta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri anlatan film dahi olsa, Müslümanlar bu benim kendi şahsi düşüncem. Buna tevessül etmeyecekler, ona yol açmayacaklar. Yarın öbür gün o yoldan birçok şey geçer, Allah muhafaza eylesin, sıkıntı doğar. Avrupalılar sonuçta bir karakterize ettiler, terörist bir Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri tanımlamaya çalıştılar. Yarın öbür gün terörist bir peygamber filmi çekerlerse kim dur diyecek?
Dur diyecek. İslam dünyasında buna dur diyecek bir güç var mı şu anda? Ne o haldeyiz değil mi? Yani adamlar bir karakterize ettiler. İslam dünyasında buna dur diyebilen oldu mu? Kınadı herkes öyle değil mi? Kınamakla kaldık değil mi? İslam dünyasının gücü kuvveti bu. Allah muhafaza eylesin. Amin.
Sorumu yazarken hayal ediyorum, ne yapacağımı bilemedim. Eşimle yirmi kusur yıllık evliyiz, birkaç yıldır benim fark ettiğim porno videolarını seyrediyor. Karşımı alıp konuştum, eksiğimin olup olmadığını, beklentilerini ama benden memnun olduğunuzu öylesine seyrettiğini söyledi. En sonunda kimde tartıştık, on gün ayrı yattık, söz verdi, yemin etti, yine yakaladım. Bu durum beni incitiyor, Kuran-Sünnet çizgisinde ona tabi olmaya gayret ediyorum. Lütfen yol gösterin, çok zoruma gidiyor. Allah cümle kardeşlerimizi haramdan uzak eylesin. Amin. Şimdi hani Buhari'de geçen bir Hazreti Ayşe annemizin sözü var ya, biz soyunur her gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin yatağına öyle yatardık.
Bunu ben normalde sohbetlerde Buhari'de geçen bu hadisi, daha doğrusu Hazreti Ayşe annemizin bu sözünü nakledince, benim ne edepsizliğim kalıyor, ne terbiyesizliğim kalıyor, ne sapıklığım kalıyor. Bunları benim öyle yaftalayan insanlara böyle sorular gelmiyor çünkü. Toplumun içinde değiller.
Ne yazık ki bize din olarak insanların kendilerince, kendi din dışı saplantılarını anlattılar. Biz hadisleri söyleyince, Sünnet-i Resulullah'a söyleyince hop oturup hop kalkıyorlar. Çünkü onlara göre bu ayıp bir şey. Hazreti Ayşe annemiz nasıl böyle bir şey söylermiş? Ya Buhari'de diyorum açın okuyun, Buhari komple sapık diyorlar. Yani biz Buhari'yi kutsal olarak kabul etmememiz gerekiyormuş. Toplumun geldiği noktayı görmüyorlar çünkü. Sonuçta bu pornografiyle bütün insanların başı dertte. Bu pornografi 9-10 yaşlarına kadar indi. Bundan kurtulmanın yolları lazım bize.
Bundan kurtulmanın yolu kadınların evin içerisinde, yatak odasında, kendilerince erkeklerin gözünü de, gönlünü de, vücudunu da doyurmaları. Ne yazık ki kadınlar anneden, babadan, dededen, nineden, mahalleden öğrendikleri gibi evlerinde yaşıyorlar. Kadınların büyük bir çoğunluğu gece hayatı denilen şeyde hala da o meşhur Hazreti Ayşe annemize, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin söylediği sen meleklerden de mi utanmazsın, çekinmezsin manasındaki sözüyle kadınlara söylüyorlar.
Veyahut da kadınlara onu anlatıyorlar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine vahiy gelirdi. Vahiy geleceği için Hazreti Ayşe annemiz evin içerisinde dolaşırken tesettürlü dolaşmaya gayret ederdi. Çünkü Cebrail aleyhisselam, Hazreti Ayşe annemiz veyahut da bir kadın dekolte halindeyken gelmezdi. Bu onunla alakalı. Sebebin üzülü bu. Ama gece Hazreti Ayşe annemiz diyor ki bizim tenimiz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin tenine değerdi. Kadınlar kocalarını pornografiden bu tip haramlardan, bu tip yanlışlıklardan korumakla vazifeliler. Bir kadın kocasını bu tip yanlış ve eksik noktalardan korumakla vazifeli. Bunun yolu kadının cinsel olarak her zaman, her noktada, her dairede haram günleri hariç buna hazır olması.
Ve kendisini çekici edecek, kendisini cazibeli edecek halde tutması. Yoksa erkekler ama televizyonda, kadınlar da aynı. Onlar da bu noktada pornografiye maruz kalmış vaziyetteler. Erkekler de eşlerini hem fiziken hem akıl olarak, hem gönül olarak, hem de göz olarak, onlar da eşlerini bir şekilde doyurmakla mükellefler. Kadınlar da erkekler de, bu çağın hastalıkları bunlar. Yani bunu edeb edelim, konuşmayalım. Yok işte bunu nasıl konuşursunuz, sizde hiç mi terbiye yok? Geç kardeş, bu bir vaka. Bu vaka bütün ailelerin içerisinde var. Gençlerin içerisinde var. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, çocuklarınızı hızla evlendirin diyor.
Evlenmek isteyen çocuğunu hızla evlendir. Hızla. Ve kadınlar da, erkekler de birbirlerinden bu noktada yetmeleri gerekiyor. E adam kendine bakmıyorsa, işte ağız temizliği, vücut temizliği, kasık temizliği, koltuk altı temizliği, akşam olunca horul horul hemen yemeğe yer yemez yatıp uyuyorsa, yorgunum deyip sırtını dönüyorsa, erkekler için söylüyorum bunu, eşlerini kale almıyorlarsa, bir erkeğin bir kadına dört günde bir cinsel ilişkiye girmesi gerekir.
Eğer girmiyorsa, kadın ondan hakkı vardır, alacağı vardır, hatta boşanma hakkı bile doğar. Kadının bu noktada her zaman, her daim buna hazır olması gerekir. O da vücut kokusunu, ağız kokusunu, her iki taraf normalde temizlenmesi gereken yerleri temizleyerekten kendilerini cazip hale getirmesi lazım. Erkekler de kocaman bir göbek, kocaman bir vücut, ne bileyim hantal bir şekilde olmamaları gerekir. Erkekler de kilosuna dikkat edecek, kocaman göbekli hantal bir adam olmayacak, bayanlar da kendilerine dikkat edecekler, onlar da göbekli hantal bir kadın haline gelmeyecekler. Kaç yaşında olursa olsun, erkeği de kadını da kendine dikkat edecek. Yani biraz böyle İslami kesimde bu noktada gevşeklik var. Yani kadın da, erkek de evlendi kendine dikkat etmiyor.
Evlendi, evlenir evlenmez kendine dikkat etmiyor. Bir müddet sonra İslami kesimde diye altını özellikle çiziyorum. Ne kadınlar kendilerine dikkat ediyor, ne erkekler kendilerine dikkat ediyor. Kendilerince şöyle düşünüyorlar. Sufilerde bu bir adım daha ileri. Hele hanımı Sufi ise, kocası da Sufi ise, hiç dikkat etmiyorlar kendilerince. Kendilerince şöyle düşünüyorlar. Ya benim adam derviş, ne harama gitmez nasıl olsa. Veyahut da kadın, erkek de aynı şeyi düşünüyor. Benim hanımım derviş, yani harama gitmez. Harama gidecek diye bir kaydı yok. Ama ve lakin o kadının da hakkı, o erkeğin de hakkı, cazip bir erkek, cazip bir kadın olmak zorundalar. Birbirlerine ilgili alakalı olmak zorundalar.
Yani kendi ağzıyla itiraf etmiş, biz diyor küstük, on gün beraber yatmadık. Küsmüşler. On gün küsturduk diyor. On gün küsturmuşlar. Bunlar Müslüman. Müminin mümine üç günden fazla küsturması caiz değildir. Hadislerim, ya evde karı koca nasıl küsüyorsunuz hayret ediyorum.
Buna gerçekten hayret ediyorum. Karı kocanın on gün küsmesine hayret ediyorum. Yani nasıl bir aile hayatı tasavvur ediyorum kendi kendime soruyorum bazen. Hani ne yapıyorsunuz küsünce? Yani birbirinizle konuşmuyor musunuz diyorum ben. Evet diyorlar. Peki diyorum herhangi bir mesele oldu. Yemek yiyeceksin, yemek işte şu olur. Konuşmuyorsunuz mu? Hayır diyorlar. Tabi ona bakarsam birisiyle tanıştıydım. Kaç yıl dediler ya on kusur yıldan beri aynı evde yaşıyorlarmış. Hiç konuşmuyorlarmış birbirleriyle. Birisiyle daha bir problem daha dinlemiştim.
On beş, on yedi, yirmi yıl olmuş birbirlerinin pişirdiklerini de yemiyorlarmış. Aynı evde yaşıyorlar. Yani adam geçiyormuş mutfağa kendi yemeğini kendisi yapıyormuş, yiyormuş. Kadın geçiyormuş mutfağa kendi yemeğini kendisi yapıp yiyormuş. Diyorum yani bu hayat mı çocuklarına söylemiştim. Birisini dinledim. Otuz yıla yakındır öyle yaşıyorlarmış. Çocuklara anlatmışlardı bana. Dedim ki çocuklarına ya dedim babanıza söyleyeyim boşasın. Anneleri konuşmuyormuş onunla. Babası da boşamıyormuş. Boşarsam köyde bana ne derler, etrafta bana ne derler diye boşamıyormuş. Hatta kadının çocukları falan hani büyümüş ya çocukları evlendirmişler.
Bir tanesi İstanbul'damış mı neymiş? Kadın ikide bir de İstanbul'a gidiyormuş. Hani evde de durmuyormuş. Ben çocuklarına söylemiştim. Dedim babanızı bir iyilik yapın. Ondan sonra boşayayım everim babanızı dedim. Bunu nasıl beceriyorlar bunu bilmiyorum tabi ben. Yani 10 gün, 15 gün, 20 gün, bir ay evin içerisinde konuşmadan. Yani o kadın kendi kendine düşünmüyor mu acaba? Bu adam 10 gün ilişkiye girmeyecek ne yapacak? Veyahut da erkek düşünmüyor mu ki? Bu kadın 10 gün ilişkiye girmeyecek, 20 gün ilişkiye girmeyecek. Ne yapacak? Bu nasıl bir müminlik? Mümin mümine 3 gün küsturamazken karı koca küsturacak. Ama gelmiş sahabenin, sahabeyle arasındaki farka bak.
Sahabe orucu patlatmış bunun yüzünden. Orucu patlatmış gelmiş demiş ki ya Resulallah. Ben orucu patlattım. Demiş 61 tutacak. Demiş ne başıma geldiyse bu oruç yüzünden gelmedi mi? Başıma gelen demiş bu oruç yüzünden geldi. Ben demiş nasıl 61 tutarım? E demiş insan doyur. Demiş bu çukurda benden daha normal demiş yok ki benim ödeyecek bir şeyim. Diyetim de yok. Mübarek gitmiş bir tas hurma var. Evde bir tas hurma almış gelmiş. Demiş ki al bunu dağıt. Vallahi benden daha fukarası yok bu Medine Ovası'nda demiş. O zaman al bunu demiş. Ehlin neyi Allah'a tövbe et demiş.
Sahabe bir gün dayanmıyor. Orucu patlatıyor. Bir gün dayanamıyor. Orucu patlatıyor. Bir gün dedim oruç zamanı. Allah muhafaza eylesin. Amin. İmam Hatip mezunu kızın polislik sınavlarına hazırlanıyor. Bayan için ne kadar uygun bir meslek tavsiyeniz nedir? Allah yolunu açık etsin. Neden bir bayanın polis memuru olamaz mı? O da bayanlara bakar inşallah. İnşallah. 9 senelik evliyim Rabbim bize emanetçi olacağımız bir evlat daha nasip etmedi. Tıbbi olarak tüm imkanları denedik. Doktor hanımıma sen çocuk sahibi olamazsın dedi.
Sizden ve burada bulunan tüm terviş kardeşlerimizden dua ediyoruz. Dua istiyoruz. Allah muhininiz olsun. Amin. Emekli bir cami imamının para karşılığı düğün, cemiyet vesaire yerde Kur'an-ı Kerim okuması doğru mudur? Hayır. Parayı kendisi istemiyor. Başkaları veriyor. Fakat bunu da bile bile gidiyor. Kimse Kur'an öğretmek için para alınmasına cevaz vermişler. Kur'an öğretmek için. Bir ilim öğretmek için. Bir kimse hangi ilim olursa olsun, bir kimse bir ilmi öğretirse onun karşılığında ücret alması caizdir. Bu Kur'an-ı Kerim'de dahil. Fıkıh öğretir, hadis öğretir, Kur'an-ı Kerim okumasını öğretir, Kur'an-ı Kerim tefsir öğretir, ilim öğretiyor. İlim öğreten bir kimsenin, herhangi bir ilim, herhangi bir ustalık öğreten bir kimsenin karşılığında ücret alması caizdir.
Bakın, bununla Kur'an-ı Kerim, bir yerde gitti, bir mecliste Kur'an-ı Kerim okudu. Bunu ayırt edin. Bir mecliste bir kimse gider Kur'an-ı Kerim okursa parayla bu caiz değildir. Mevlüt okursa caizdir. İlahi okudu, caiz kardeşim. Kur'an-ı Kerim okudu, caiz değil. Şeyhi vefat eden derviş bir başka şeyhe intisap etmek için nasıl yol izlemedi? Şeyhi vefat eden bir kimse istihara yapar, istişare yapar, yeni bir şeyhe intisap eder. Şafi mezhebinden Hanefi mezhebine geçmenin bir sakıncası var mıdır bu konuyla ilgili? Bizi aydınlatır mısınız? Hiçbir sakıncası yok.
Mezheb değiştirecek olan bir kimse iki rekat namaz kılar, bundan niyet eder. Bundan sonra Hanefi mezhebine göre ibadet edeceğim der, mesele biter. Sefer ayı ile ilgili görüşleriniz, aylardan bir ay hiçbir görüşümüz yok. Hatim bağış duası yapılacak. Bir hatim varmış. Dua iyi devşiren inşallah hatimine bağışlasın. Çalıştığım iş yeri bir vakıf kurmuş.
Bu vakfoyu yolan işçilerden aylık para kesiyor ve vakıfta biriktiriyor. İşten ayrılırken biriken paranın daha fazlasını geri veriyor. Bu alınan fazla para faize girer mi? Helal bir para mıdır? Yine aynı şekilde devletin de yapmak istediği bireysel emeklilik var. Orada da alınan paranın fazlası geri veriliyor. Bunlardan yararlanmak doğru mudur? Devletten yararlanabilirsiniz. Devletle ilişkiniz de bir vakfın ilişkisi aynı olmaz. Devlet de sizin aranızda faiz yoktur. Size rüyada baba diyen gerçekte de diyebilir mi? Baba dediğinde oradaki hukuk değişir mi? Normalde bu sufiler hani bir hadis-i şerif var. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurur ki biz ben hepinizin babası mesabesindeyim.
İşte bir borcu olan, derdi olan, sıkıntısı olan bana gelsinler. Sufiler bunu kendilerine ölçe etmişler. Üstatlarını bu noktada manevi baba olarak görürler. Fakat bu işin şu anda çok özür dilerim ama Türkiye'de cılkı çıkmış vaziyette. Bu böyle o kadar suistimal ediliyor ki, o kadar suistimale açık ki, böyle iş çığırından çıkmış vaziyette.
Yavaş yavaş bizim dergahta da çıkmaya başladı. Yani bu böyle sanki ayrı bir makammış, ayrı bir mevkiymiş, ayrı bir şeymiş gibi gözetilmeye başladı. Böyle algılanmaya başladı. Cılkı çıkacak bunun da bizde de. Bunun cılkı çıkmasın diye bir set koymak için dedim ki, rüyasında görenler sadece söylesin. Önüne gelen böyle söylemeye başladı. Bu işin kendi dairesindeki hukuku çıkıyor. Yani bunun hukuku özeldir. Yani bir kimse, bir kimse üstadına manevi noktada baba deyince, bu işin böyle hukuku çok farklıdır. Bu hukuku kaldırıp kaldıramayacağı bu noktada hiç kimse bilmeden, herkes bu yola doğru tevessül ediyor. Allah muhafaza eylesin.
Biz ruhlar aleminde bir hayat yaşadık mı veya yaşanan hayatı tekrar mı yaşıyoruz? Eğer yaşadıysak neden Rabbim böyle bir şeye gerek gördü? Orada tanıdıklarının hepsini de burada tanıyacağız mı? Orada yaşayan isim olarak yazmış. İle buradaki yaşayan aynı. O zaman hangisi gerçek? Ruhlar aleminde birbirleriyle tanışanlar var. Ruhlar aleminde bir hayat yaşadığını bir kimse düşünüyorsa kendisi yaşamıştır. Ona bir şey söyleyemeyiz. Ama ruhlar aleminde tanışma var. Ruhlar aleminde birbirleriyle tanışanlar, birbirlerini sevenler, bu dünyada da birbirlerini tanırlar ve birbirlerini severler. Bu konuda adı şerif var. Nice dağ gibi akıllar derin vehim ve hayal denizine gark oldu.
Bu tufandan dağlara bile rüsvarlık vardır. Meğer ki Nuh'un gemisinden başkasına aman yoktur. Bu vehim ve hayal yakin yolunun yol kesicisi olmuştur. Bu yüzden din ehli 72 millete ayrıldı. Yakin eriyse bu vehim ve hayalden kurtulmuştur. Kaşının kılını o hilal sanmaz. Her kim Hazreti Ömer nuruyla aydınlanmamışsa eğri kaşının kılı onun yolunu keser mesnevi.
Bu vehimi ve Hazreti Ömer'in nuruyla anlatılmak isteneni açıklar mısınız? Kur'an ve sünnetin dışındaki olan her şey vehim ve hayal denizindedir. Bu vehim insanları yıkar. Ama Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışan maddi ve manevi bir şekilde ona teslim olan bir kimse o zaman bu vehimden ve negatif hayal denizinden kendisini kurtarabilir. Eğer normalde Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışmadıysa, ihsan noktasına kendisini getirmediyse, ihsan noktasına Kur'an ve sünnete yapışacak, bu zahiri dahi bakın Kur'an ve sünnetin zahirine yapışsa o kimseyi vehim noktasına düşürmez. İhsan noktasına gelirse o kimse mana olarak da vehime hiç düşmez. İhsan noktasını Allah'ı görüyormuşçasına yaşamak.
İhsana erişen bir kimse asla vehime düşmez. Ama öbür türlü Kur'an ve sünnetin zahirini bilse, o zahire sımsık yapışsa yine kendisini kurtarır. Yeni doğan bebeklere devlet ücretsiz D vitamini veriyor. Sizin ilaca karşı tutumunuzu bildiğimiz için kullanmak istemiyoruz. Bu konu hakkında düşünceniz nedir? Benim bu ilaçlara karşı olmam dünya üzerindeki, sağlık üzerindeki hegemonist yapıdan kaynaklanıyor. Ve ilaçlar ne kadar iyi ilaç olursa olsun, endüstriyel olduğu için bir tarafı yaparken bir tarafı bozuyor. Bu bende biraz daha şey, ileri derecede, had safhada. Ben böyle bir iki tane, bu son dönem hatta bir iki ilaç kullandım.
Hemen bende farklı tezahürler oluştu. Bıraktım ilaçları. O farklı tezahürler sükuneterdi. Öyle diyeyim. Ya normalde benim bu ilaçlaki hassaslığımı, fücut da artık tepki vermeye başladı. İlaç kabul etmiyor vücudu. Ya bir şeyi içtim de bir şeyi kullandığımda otomatikman sıkıntı çıkıyor. Ama kardeşlere illa ki siz de ilaç içmeyin, ilaçtan böyle hiç kullanmayın deme noktasında değilim. Sonuçta benim de şu anda onu da bırakmaya kendi kendime yelteniyorum ama bizim doktorların ikisi de, üçü de hem Fatih hem Murat Hoca onun olsun hem de Doktor Abdullah başında ensemde boza piştiriyorlar. İlacı kullan diye ilacı kullanıyorum. O yüzden normalde ama o ilaç da benim şu ana kadar vücuduma değişik bir tepki vermedi.
Kullanmaya devam ediyorum. Ara sıra böyle kafamdan geçiriyorum. Hani bunu bir hamle daha yapayım. Diyeti biraz daha sıkılaştırayım. Sıkılaştırdığımda onu da bırakıyorum. Ama gel gelinim bu sefer ne o? Elimde kolumda derman kalmıyor. İyice böyle şeyden düşüyorum. Ne o? Güçten, kuvvetten düşüyorum. O yüzden normalde o sıkı diyeti vücut kaldırmıyor daha fazla. Öyle götürüyoruz. Gönül arzu eder ki fazla ilaç kullanmayın. Fazla dışarıdan böyle işte vitamindir, haptır, şunları bunları fazla almayın. Kendi kendinizi, vücudunuzu bir şekilde dinleyip, vücudunuza sağlıklı bir şekilde devam ettirmenin yoluna gidin. Bunun yolu natürel beslenmede. Vücudunuzun dirençli olmasını, hastalıklara karşı böyle zayıf olmamasını istiyorsanız natürel beslenin.
İşte zeytinyağından başka yağ yemeyin, tereyağından başka yağ yemeyin. Yemeği verin, ne olacak ki? Az yiyin. Örneğin, hayvansal, normal hayvanın üzerindeki yağdan başka bir şey yemeyin. Üç tane yağ, hayvanın üzerindeki yağ, tereyağı, zeytinyağı. Örneğin, işte ekmek, gidin en natürel olanı alın. En natürel olanı alın. Ne bileyim işte, evinizde karıştırıversinler hamuru hafiften. O dışarıdan o hazır mayalardan bile kullanmasınlar. Atsınlar fırına, ekmek yapsınlar. Örneğin, yeme, hani benim meşhur bir sözüm var ya, yemeye verin, içmeye verin. İçmeyin, yani içersem bir tek soda içerim, başka hiçbir içecek, başka bir şey içmem. İçmem, hazır yoğurt yemem kolay kolay.
Ne olacaksa, natürel, yemeye verin, o olur. Çeşidi az olur, başka bir şey olmaz, ne olacak ki yani? Yok mayanın, yok ketçapmış, yok bilmem neymiş, o endüstrüel hiçbir şey kullanmam, salça dahi. Endüstrüel hiçbir, ne konserve yerim, ne bir şey yaparım, yemeye verin. Vücut öyle dirençli oluyor. O zaman vücut kendi kendine direncini arttırıyor, hastalıklarla baş ediyor. Ama vücuda antibiyotiği alıştırdığınız zaman, vücuda normalde bir sürü ne bileyim işte ilacı dayadığınız zaman, vücuda normalde natürel olmayan gıdaları dayadığınızda o vücut bozuluyor. 15 haftalık hamileyim, aşırı bulantı ve kusmanın safra taşından olduğunu öğrendim.
Hiçbir şey yiyemiyorum, kilo kaybediyorum. Şu anlık bebeğim yemeği, iyilerde sıkıntı olabilir. Doktorlar beslenmem için mama verdi, ne yapmamayım. İyice, içecek, yapacak bir şey yok. Safra kesesinde taş varsa zeytinyağı içi sabahları aç karnına. İnşallah. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin katiplerinden olan Hanzala el-Useyd, meşhur Hanzala.
Hazreti Ebubekir radıyallahu anh hazretleri benimle karşılaştı ve nasılsın ya Hanzala diye sordu. Ben de Hanzala münafık oldu dedim. Sübhanallah sen ne söylüyorsun dedi. Ben de Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin yanında olduğumuzda bize cenneti ve cehennemi hatırlatıyorum. Sanki görmüş gibi oluyoruz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin yanından çıktıktan sonra ise hanımlara, çocuklara ve geçim sıkıntısıyla meşgul oluyoruz. Bu sebeple çok şeyi unutuyoruz dedim. Hazreti Ebubekir Allah'a yemin olsun ki bizde de böyle şeyler oluyor dedi. Bunun üzerine Ebubekir ve ben Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin yanına gittik.
Ben Hanzala münafık oldu. Senin yanında bulunuyoruz bize cenneti ve cehennemi hatırlatıyorsun. Sanki gözle görmüş gibi oluyoruz. Senin yanından çıktığımız zaman hanımlarla, çocuklarla ve geçim sıkıntıları ile meşgul oluyoruz. Bu sebeple çok şeyi unutuyoruz dedim. Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem nefsim elinde olan Allah'a yemin olsun ki siz benim yanımda bulunduğunuz hali muhafaza edip zikre devam edebilseydiniz sizinle melekler yataklarınızda ve yollarınızda musaffa ederdi.
Fakat ya Hanzala bazen öyle, bazen böyle buyurdu. Bunu üç defa tekrarladı. Dervişler bu hadis-i şerifi, sufiler bu hadis-i şerifi kendilerini ölçü olarak alırlar. Bir sufi işte sahabe nasıl Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yanında cenneti ve cehennemi görüyormuş gibi ibadet edip orada müşahadesi açıksa aynı şekilde sufiler de dergaha geldiklerinde, zikrullaha oturduklarında, sohbete oturduklarında müşahadeleri açılır.
Ve bu müşahadeleri zikrullah'tan, dergah'tan ayrıldıktan sonra yine eski haline düşer. Gönül arzu eder ki, dervişler veya sufiler bu hallerini muhafaza etsinler, korusunlar. Ama ne yazık ki bunu korumak, bunu muhafaza etmek çok güçtür. Sahabeler yani Hazreti Hanzala, yani Hazreti Ebubekir raddallahu anh Hazretleri dahi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin huzurundan ayrıldıktan sonra, zahiren bu hale düşüyorlarsa, hepimiz biz bu hal ile hallenir, biz de bu halden ne yaparız? Geri düşeriz.
Burada bir kimsenin müşahadesini devamiyet kesbetmesinin zor olduğuna delil. Demek ki bir kimse kendi halini gün 24 saat aynı noktada tutması, aynı dairede tutması çok güç. Ancak Allah'ın fazlı ve yardımı olursa. Bu noktada dervişlerin üzerinde de aynı şey tecelli eder. Dervişler de bu hallerini gün 24 saat ayakta tutamazlar. Ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bazen öyle, bazen böyle demesi, o kimseyi de kabız halinden kurtarır. Derviş gün 24 saat kendini bu hal ile hallendirmeye kalkarsa, ki yapamaz, o kabız haline tutuşur. Yani işte bir türlü rahatlayamaz, bir türlü kendini toparlayamaz, bir türlü kendiyle alakalı sıkıntılar yaşar.
Burada önemli olan bir kimsenin 7-24 kendisini bu halde tutmaya çalışması değildir. O kimsenin farz namazlarını yerine getirmesi, haramlardan uzak durması, nafilelerle Allah'a yaklaşması önemlidir. Ve müşahade noktasında, murakebe noktasında, rabıta noktasında, o kimsenin günlük dünya işlerini de halledip, illaki 7-24 kendisini bu noktada bu daireye, bu hedefe kilitlememesiyle alakalıdır.
Kendisini bu noktada kilitlemeye kalkanlar, kendi üzerlerinde, kendi kuvvetlerinin üzerinde bir şeye doğru koşuyorlar. Kendi gücünün üzerinde dolaşıyor. E gevşek mi bırakacağız? Hayır. Bakın, gevşek mi bırakacağız? Hayır. Ama gücümüzün üstünde bir şeye doğru da koşmayacağız. Bunu bir kısım ehli tasavvuf, dervişlerin üzerinde bunu uygulamaya çalışıyorlar. Günümüzde de bu tip insanlar var. Bu tip dergahlar var. Bu tip şeyhefendiler, bu tip tekkeler var. Ve ne yazık ki dervişlerin bu noktada, kabız hallerinden dolayı, psikolojileri normal değil. Onlar, psikolojilerinin normal olmadığının da farkında değiller. Hani işte böyle değişik tiklere sahip, ne bileyim gözünü bir tarafa diken, veya devamlı rabıta edeceğim diye uğraşan, devamlı rabıtasında birileriyle bir şeylerle konuşacağım diye uğraşanlar, psikolojilerini bozmuş vaziyetteler.
Sufilik bu değil. Bakın, sufilik bu değil. Sufilik bir kimsenin psikolojisini bozuncaya kadar hevaya rabıt etmesi. Heva değil de, heva. Hevaya rabıt etmesi demek değil. Psikolojisini bozuncaya kadar, ben şeyhimi rabıt edeceğim, psikolojisini bozuncaya kadar, işte ben şöyle yapmam lazım. Bunlar o sufiyi kapı sahiline sokar, aynı zamanda da psikolojisini bozar. Ve eşinden, çocuklarından, dünyayla olan ilişkisini ve ilintisini bozar. Bakın, dünyayla olan ilişkisini ve ilintisini bozar. Eşiyle günlerce yatmamak, çocuklarıyla günlerce konuşmamak, işiyle ilgilenmesi gerekirken ilgilenmemek, dervişlik değildir. Yapması gereken vazifeleri yerine getirmemesi ve kendi kendine, ben kendimi dervişliğe vakfettim demesi, dervişlik değildir.
İşinizle ilgileneceksiniz, eşinizle ilgileneceksiniz, çocuklarınızla ilgileneceksiniz, dergahta da koşsanız, Allah'a da ibadet edeceksiniz, derslerinizi de çekeceksiniz, dünyanızı ve ahiretinizi dengeli götüreceksiniz. Bir Adi Şevta Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri, Allah yazmaktan usanmaz, siz yapmaktan, amel etmekten usanırsınız, der. Allah sizin amellerinizi yazmaktan usanmaz. Ama siz o amelleri işlemekten usanırsınız. O yüzden çok ibadet etmek, çok rabut etmek, çokça böyle işte gece gündüz kendine böyle müşahademi aşacağım, kalbimi aşacağım deyip de uğraşmak değildir asıl olan. Asıl olan farzları yerine getirip, güzel ahlakla ahlaklanmaktır. Asıl olan insanlara hizmet etmektir.
Asıl olan insanlara iyilik yapmaktır. Asıl olan dilini korumaktır. Asıl olan gözünü korumaktır. Asıl olan kulağını korumaktır. Asıl olan organlarını haramlardan korumaktır. Asıl olan budur. Asıl olan 7-24 rabıta değildir. Asıl olan bu değildir. Asıl olan işte ben dervişlik yapıyorum deyip de eşini, çoluğunu, çocuğunu, işini, gücünü boşlamak değildir. Asıl olan bu değildir. Asıl olan güzel ahlak, asıl olan farzları yerine getirmek, asıl olan haramlardan uzak durmaktır. Bir kimse kendisini bu noktada disiplin ederse, haramlardan kendisini uzak tutar, farz ibadetlerini yerine getirir, güzel ahlakla ahlaklanırsa, merak etmeyin Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin meleklerin sizinle musaffa ettiğini görüldüğünüz haline vakıf olur.
Çünkü sahabeye dedi ki siz ondan birisini yapmazsanız helak olursunuz. Ama ahir zamanda öyle bir zaman gelecek ki benim ümmetim ondan birini yapacak, kurtuluşa erecek dedi. Bakın sahabeye dedi ki ondan birisini yapmazsanız helak olursunuz. Ama ahir zamanda öyle bir zaman gelecek ki o kimse, o kimse ondan birini yapacak, o kurtuluşa erecek dedi.
Ondan birini yapacak. Allahu alem ahir zamandayız. Burada önemli olan bir kimsenin tekrar altını çizerek, belki de her gittiğim yer sohbetlerde, her sohbetimde özellikle altını çizmeye çalışıyorum. Kıymetli kardeşler, farz ibadetlerinizi aksatmayın, namazınızı, orucunuzu aksatmayın, zekatınızı düzgün hesaplayın. Zekatınızı düzgün hesaplayaraktan düzgün verilmesi gereken yerlere verin.
Haç yol bulana farzdır. Yok işte ömründe bir sefermiş, yol bulana farzdır. Yok paranı Araplara mı yedireceksin? Parasını Fransızlara, İngilterelere, Amerikalara, İtalyanlara, yedirenlere laf söylemiyorlar. Antalya'da beş boynuzlu otellerde kalanlara laf söylemiyorlar. Millet hacca ömreye gidecek, olanca lafı ona söylüyorlar. Sana ne? Adam zekatını vermekle mükelle. Hatta her sene hacca ömreye gitse, hiç zekat veremezsen, sana ne? Seni ilgilendiren bir şey değil. Farz ibadetlerinize dikkat edin. Günah-i kebaillerden uzak durun. Günah-i kebaillerden uzak durun.
Gözünüzün günahlarından, günah-i kebaillerinden harama bakma kardeşim. Haramla işin olmasın. Bir kadını süzeceğim diye uğraşma. Bir erkeği süzeceğim diye uğraşma. Gözünü haramdan koru. Göz çünkü kalbe giden yoldur. Gözünü haramdan koru. Birinci bakış Rabbinden. İkincisi nefsinden, üçüncüsü şeytandan. Bakma, bakma. Kafanı çevirme haramın bulunduğu yere. Bir kadınla göz göze gelebilirsin, bir erkekle göz göze gelebilirsin. Bakma. Bir erkeğin kalkıp da bayanların bulunduğu yere keskin bir şekilde bakması haram. Görüyorum orada burada bazen.
Oturmuş adam, sanki devirecek karşısındakini. Bakma. E orada onun eşi varmış. Eşin varsa da bakma. Git evinde sabahtan akşama kadar doya doya bak eşin sen. Otur birbirine bak. Kurbağanın yumurtasını, kablumbağanın yumurtasına baktığı gibi bak. Dışarıda mı aklına geldi? Bakma. Kadınlardan da var. Gözünüzü haramdan uzak tutun. Bakmayın erkeklere. Ümmetin en büyük hastalığı bugün için dili. Birincisi bakmak, ikincisi dil. Bilir bilmez her şeyi konuşma. Dilini muhafaza et. Müslüman odur ki diğer Müslümanlar onun dilinden emindir. Müslüman odur ki diğer Müslümanlar onun dilinden emindir.
Ne dervişinin hayrı var, ne derviş olmayanın hayrı var. Yunus'un dediği gibi ele geleni yersin, dile geleni dersin, böyle dervişlik dörtsün. Şeyh Efendi'nin dediği gibi Mustafa Efendi oğlum Allah'ı dinlemiyorlar, Resul'unu dinlemiyorlar. Beni mi dinleyecekler, seni mi dinleyecekler dedi. Hastalığının son döneminde gittiydim. Dedim efendim dersimi almışsınız, öyle diyorlar dedim ben. Aldınız mı dersimi dedim. Bana dedi ki Mustafa Efendi oğlum dedi. Konuşmayın diyorum dedi. Susun diyorum dedi. Burada söylüyorum dedi. Burada konuşmayın. Mustafa Efendi hakkında da konuşmayın diyorum dedi. Buradan daha kapının önüne gidiyorlar, başlıyorlar konuşma oğlum dedi.
Allah'ı dinlemiyorlar dedi. Bu dervişler oğlum dedi. Kendi dervişlerinden ben Şeyh Efendi ile 18 yıl boyunca koştum. Bir günden bir güne dervişleri şikayet ettiğini görmedim. O günkü kadar. Bana dedi ki evladım, beni dinlemiyorlar, Allah'ı dinlemiyorlar dedi. Resul'ünü dinlemiyorlar dedi. Beni mi dinleyecekler, seni mi dinleyecekler Mustafa Efendi dedi. Karışmayın diyorum, karışıyorlar. Konuşmayın diyorum, konuşuyorlar. Bak oğlum işine dedi. Ne dersi almasın dedi. Ben Şeyh'imi söylediğine bakıyorum. Şeyh'imin dediği gibi Allah'ı dinlemiyor. Resul'ünü dinlemiyor. Şeyh'ini mi dinleyecek adam?
Onu da dinlemiyor. Sus diyorum, susmuyor. Konuşma, konuşuyor. Gıybet ediyor, dedikodu ediyor, iftira ediyor. Kadınlar, erkekler diline sahip değil bugünün Müslümanı. Diline sahip değil. Kulağına sahip değil. Yanındaki gıybet ediyor, dinliyor onu. Ya dinleme. Müşteri olma. Neye müşteri oldun? Arama. Gel zina yap desem kimse yapmaz. Gel zina et desem kimse zina etmez. Gıybet etmek zinadan seksen kat daha fazla bu yukarı. Bakın gel zina yap desem birisine yapmaz.
Tekrar altını çiziyorum. Toplum dervişlerin içerisinden yüz taneden bir tanesi zina etmez. Bakın dervişleri toplasam ben öyle inanıyorum. Belki de hüsnü zannım fazladır. Ama yüz kişiden bir tanesi zina yapmaz. Yapmaz. Yani bin kişi de bir kişi yaparsa yapar zina. Ben kardeşlere böyle güveniyorum bu konuda. Yapmaz da. Geliyorlar bazen kadınlar işte kocalarıyla alakalı. Yapmaz bizim kardeşler diyor. Yapamazlar zaten diyor. Neden diyor? Ellerine yüzlerini bulaştırırlar diyor. Elleri ayakları dolaşır diyor.
Allah onların ellerini ayaklarını dolaştırır diyor. Yapamazlar. Ama gıybet ederler. Ederler diyor. Ederler diyor. Dinliyor. Veya söylüyor. Değişen bir şey yok. Dilinize sahip çıkın. Kulağınıza sahip çıkın. Haramlardan. E dervişlerin kaybettiği yerler bunlar. Derviş kardeşlerin kaybettiği yerler. Derviş kardeşler haram dinlemekten. Haram konuşmaktan kaybediyorlar. Haram dinlemek ve haram konuşmak. Bu ikisi bütün derviş kardeşlerimizi bu noktada etkiliyor. Bunlardan uzak dursalar Cenab-ı Hak onlara müşahadesini açar. Ama bu noktada ne yazık ki Allah muhafaza eylesin bir gevşeklik var.
Ve normalde burada tabi işte bu hadis-i şeriften kendilerince bir kısım sufiler çünkü birisi bu hadis-i şerifi bana ölçü göstermişti. Böyle hani kendisini böyle işte ya biz münafık adamız filan pişman dedi. Ya deme kendine böyle dedim ben. Dedi hanzala demiş. Hanzala demiş deyince güldüm ben. Dedim o kendisini münafık görmesinin sebebi müşahadeden bir an uzaklaşması. Cennetin, cehennemin gözünün önünden bir an dahi olsa ondan uzaklaşmayı kendisini münafıklık olarak görmüş dedim. Sen bu yolda mısın? Aa durdu. Deme. Deme. Bu bizim için ağır bir şey olur.
Bir an cenneti ve cehennemi müşahade etmekten uzaklaşmayı hanzala münafıklık olarak nitelendirmiş. Ama bu münafıklık itikatte bir münafıklık değil. Ya amelde bir münafıklık. O kimse kendince amelde eksikliğini ve noksanlığını kendisini münafıklık olarak nitelendirmiş. Ama bunu böyle nitelendirmemekte fayda var. Hani sufiler bir kısmı der ya biz köpeğiz, biz itiz, yok biz bu kapının kelbiyiz filan. Bunlara çok katılan bir kimse değilim. Bu tip sözlere gerek yok. Bu hadisten bir netice daha. Sakın öyle işte melekler görünürmüş mü? Yok melekler görünmezmiş mi? Siz kim oluyorsunuz da böyle halde gördüğünüzü iddia ediyorsunuz diyenlere cevap.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki siz bu halinizi korumuş olsaydınız meleklerin yolda da bakın demek ki onlar Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin huzurunda cennet ve cehennemi her an müşahede eder noktasındalar. Diyor ki dışarıda biz bunu devam ettiremiyoruz. Demek ki her an cennet ve cehennemin sohbet esnasında, zikrullah esnasında devam ettiriyorlar.
Diyor ki sahabe biz zikirden ayrıldıktan sonra aynı hali devam ettiremiyoruz. Demek ki zikir halakasında, zikir meclisinde bir kimsenin cenneti ve cehennemi müşahede etmesi, zikir meclisinde meleklerin kendisiyle musafağa etmesini müşahede etmesi hak. Bunu kalkıp da ya nasıl görünürmüş mü? Görünmez mi? Hadis-i şerif var kardeş. Hadislere inanıyorsan, hadislere inanmıyorsan söyleyecek laf yok. O yüzden o zaman bir sufi de melekut alemine, alemini müşahede edebilir mi? El cevap evet. Ve o sufi zikrullah esnasında, zikrullah halakasında melekut alemini müşahede edebilir. Yeter ki o kimse kendisini bu noktada korusun, muhafaza etsin.
Kendisini bu dairede kendisini sıkı sıkı terbiye etsin. Nefis de mücadele eder, kendini terbiye eder ise o haliyle de hallenir. Allah bizi hayırlı hallerle hallenenlerden eylesin. Amin. Haller geçicidir. Cenab-ı Hak cümlenizi de makam sahibi eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi kendi katından rızıklandırdı, kendi katından korudu, kendi katından nimetlendirdi, kullarından eylesin. Amin. Katından yardım etti, katından muhafaza etti, katına aldı, kullarından eylesin. Amin. Bala mannah huu. Laa. This world.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.