Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 28 Ekim 2016 · 1:35:20
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Yakinlik nedir? Açıklayabilir misiniz? Allah'a yakinlik nasıl olur? İlmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin noktalarında zikri açıklayabilir misiniz? Hadis-i Kıdsi'de Cenab-ı Hak, Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin üzerinden buyurmuş ki, kim farzları yerine getirirse Allah'a en sevimli işi yapar.
Nâfilelerle Allah'a yaklaşır. Demek ki farzları yerine getirecek, Allah'a en sevgili işin, en sevgili olan ameli işine. Burada farzları yerine getirmek, bizim insanımız nazarında sadece farz ibadetleri yerine getirmek olarak algılanıyor. Bu sadece farz ibadetleri yerine getirmek olarak değil. Farzlardan en önemli kısmı da haramlardan uzak durmak.
Bir kimsenin haramdan uzak durması da farzdır. Sadece ibadeti içine almaz. İslam toplumu ne yazık ki burada zayıf. Camiler dolu bir şekilde. Herkes oruç tutuyor, herkes bir şekilde namaz kılmaya çalışıyor, bir şekilde haccını yapıyor, ömresini yapıyor. Bunda bir sıkıntı yok. Sıkıntı diğer farzlarda. Yani günah-i kebalilerden uzak durma. Haramlardan uzak durma da sıkıntı var. Haramlardan uzak durmayı gerçekleştiremiyor. Oysa Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri güzel ahlakı metetti. Hatta dedi ki, nafile ibadetlerden en üstünüdür. Bazı rivayetlerde dedi ki, nafile namazlardan, nafile oruçlardan üstündür. Bazı rivayetlerde cihattan üstündür dedi.
Bazı rivayetlerde farz, namaz ve oruçla eşdeğerdedir dedi. Bakın farz, namazla, farz, oruçla, farz, haçla eşdeğerdedir dedi. Bir kırmızı rivayeti var, enteresan. Üstündedir diye. Bunun zayıf olduğunu söylemişler. Ama üstündedir diye. Normalde yan namazdan ve oruçtan üstündür. Güzel ahlak diye. Güzel ahlak, birinci derecede haramlardan uzak durma. İnsanların yakinliği, yakinliği elde edeceği, yakinleşeceği en önemli şey, haramlardan uzak durup güzel ahlakla ahlaklanmak. Bunun temeli. Yani bunun üzerinde çok fazla duruyoruz sufiler için. Sufilik güzel ahlaktır çünkü.
Tasavvuf güzel ahlaktır. Bir üstada bağlanmak güzel ahlaktır. Orada namaz kılmak, oruç tutmak öğretilmez. Güzel ahlak öğretilir. Ve bir kimse bir sufi topluluğa güzel ahlak için girer. Ve o topluluk ahlakını güzelleştirmeye çalışır. Birbirine bakaraktan ahlakını güzelleştirir. Güzel ahlakın en temel noktası Müslüman odur ki diğer Müslümanlar onun dilinden emindirler. Mümin odur ki diğer insanlar canlarından emindir. Başka bir ad-i şerifte sizin en hayırlınız. Etrafına hiç zarar vermeyinizdir. Başka bir ad-i şerif.
İki dudağının arasındaki arasını ile çok affedersiniz. İki bacağının arasını muhafaza edene cennet yakındır der. Hatta başka bir rivayette bunun ikisini korumaya söz verene cennette söz verenler. Ha demek ki yakınliğin başlangıcı, yakınliğin başlangıcı. Farz ibadetleri yerine getirmek. Bu ilmel yakin. Yakinin ikinci adımı, adımı en güzel ahlakla ahlaklanmak. Aynel yakin. Ve Allah, ve Allah onu sever. Çünkü o güzel ahlakla, yani nafilelerle yaklaştıkça yaklaşır diyor. Kul, güzel ahlakla yaklaştıkça yaklaşır.
Bakın yaklaştıkça yaklaşır. Yaklaştıkça yaklaşır o kimsenin hakkel yakine doğru yürümesi. Hakkel yakinin noktasını Cenab-ı Hak kendi üzerine alıyor. Bu biraz burada o kimsenin, Allah affetsin, seçilmişliği de giriyor. Benim kendimce sezinlediğim şey bu. Sezinlediğim şey. Çünkü Allah onu sever diyor. O yaklaştıkça yaklaşır, yaklaştıkça yaklaşır. Yaklaştıkça yaklaşmak kolay. Ama yaklaştıkça yaklaşanı Allah sever. Allah'ın sevgisinin, o kimsenin üzerinde tecelli etmesi hakkel yakin. Ama bu hakkel yakinin oluşması için kulun yapması gereken şey yaklaştıkça yaklaşmak.
Bakın bu yaklaştıkça yaklaşmanın şevk ehli. O kimse yaklaştıkça yaklaşmak için Allah'ı sevmesi lazım. Eğer Allah'ı sevmezse o kimse yaklaştıkça yaklaşma halini koruyamaz. Yaklaştıkça yaklaşma hali şevktir çünkü. Her daim kendini taze tutmak, her daim kendini yakin noktada tutmaya gayret etmek. Her daim kendisini bu noktada koşuşturmaya tabi tutması. Her daim kendini tazelemesi, her nefes kendine ona doğru yaklaşması. Asıl uygulanması gereken, asıl yapılması gereken şey budur. Bize düşen vazife, kula düşen vazife, sufiye düşen vazife, yakınlığı elde etmek için farzları yerine getirmek. Farzları yerine getirmek de haramlardan uzak durmak da var. Günah keballerden uzak durmak var.
Günah keballerden uzak durmak var. Ardından nafilelerle yaklaşma. Nafilelerle yaklaşma çok namaz değil. Çok oruç değil. Bakın bütün ümmeti Muhammed'in yapmış olduğu hatalardan birisi bu. Yani sabaha kadar namaz kılmak olarak görüyor onu. Sabaha kadar namaz kılmaya çalışan kimse eşini dövüyor. Sabaha kadar namaz kılmaya çalışan kimse gıybet ediyor, dedikodu ediyor, iktira atıyor. Kendince böyle nafile namazlara, nafile oruçlara dikkat eden bir kimse aslında dilini korusa o nafilelerle uçacak. Yaklaştıkça yakınlaşmanın tadını alacak. Ama gel gelelim, o ahlakla kendisini frenleyemiyor. Güzel ahlakla kendisini tamamlamaya çalışmıyor. En aşağı seviyesi hiç kimseye zarar vermemesi. Sizin en hayırlınız, etrafına en fazla faydası dokunanınızdır.
Ya faydan dokunsun senin bir yerlere. Birisinin elinden tut, birisine bir nasihat et, birisine bir tatlı davran, birisine bir güler yüzü davran. Müminin mümine tebessüm etmesi sadakadan sayıldı. Mübarek bir tebessüm et ya. Tebessüm etmek de mi az? Bir selam ver. E bir gıybet etme, üzerine farz olmayan işe karışma. Seni ilgilendirmeyen işleri terk et. Ahlak olarak bu sana yeter. Hadis-i Şerif'te öyle diyor. Yani müminin kendisini ilgilendirmeyen işleri terk etmesi kadar güzel bir özelliği, güzel bir hassasiyet olmaz. Bırak. Bugünün için, bugünün Müslümanların en büyük hastalığı, aslında dünkü Müslümanların da hastalığı. Ahlak.
Bakın ahlak. En büyük problem bu. Benim bugüne kadar Allah affetsin, tespit ettim en büyük problem bu. Bakın en büyük problem. Yoksa ibadetleri yapıyor herkes. Sıkıntı yok. Herkes yapıyor ibadetleri. Hiçbir problem yok. Aman. Herkes güzel ahlakın peşinde koşmuyor. Herkes dilimi nasıl muhafaza ederim in arkasında koşmuyor. Versem şimdi herkese, 20'şer gün tevhid çekin desem günlük herkes çeker. Sıkıntı yok. Ama bir gün gıybet etmeden geçirin desem çok zor. Bir gün gıybet etme.
Bir gün dilini koru. Dedikodu etme, gıybet etme. Bir gün dilini koru. İmanın tadını almak istiyorsan, bir gün dilini koru. Bir gün. İmanın tadını alacak. Ve o zaman yakinliği de elde etmiş olacak. Yakinliği elde edecek. Bu esmalar nefsin kategorisine girer. Bu yakinlik ise bu nefis kategorisinin dışında bir şeydir. Aslında asıl sufilik budur. Bakın aslında asıl sufilik budur. Sabahtan akşama kadar zikrediyor. Ama sabahtan akşama kadar zikrettiği şeyi bir anda götürüyor. Allah muhafaza eylesin. İçimden zikre başlıyorum. Sonra farklı bir işe ilgilendiğimde zikri unutuyorum.
Aklıma geldiğimde tekrar başlıyorum. Her daim Allah'ı nasıl zikredebiliriz. Bu akşamki sohbet konusu bununla alakalı zaten. O hadiste kalmışız. İnşallah bunu hadiste beraber cevaplandırırız. Adetliyken zikrullaha geline bilinir mi? Zikir yapılabilir mi? Adetliyken kadınlar camilere giremezler. Beytullah'a giremezler. Talebe değillerse Kur'an-ı Kerim'i okuyamazlar. Namaz kılamazlar. Oruç tutamazlar. Ama öbür türlü zikir meclislerine gelirler. Zikir meclisleri camilerde olursa camiye giremezler. Ama zikir meclisi, özel meclisler olduğundan dolayı Oralara girebilirler. Zikrullah yapabilirler. Bir sıkıntı yok. Evet sorusu olan varsa sorsun bakalım.
5-10 dakika. Soru cevap yapabiliriz. Mikrofonu açın. Bir kısım samimiyet ehli. Bunları Allah'ı sevenler, Allah'ın da onları sevdikleri insanlar. Ürkü dikâmiller, üstadlar, veliler. Normal olarak toplumun içerisinde bazı kesim bunlarla uğraşıyor.
Hatta onun öğretisinden de geçen, bir zamanlar onunla beraber olan veya yanında olan veya tanıyan veya bilen onun Allah yolunda gittiğini, Kur'an ve sünnet noktasında bir faaliyet yürüttüğünü düşünen kimseler gün geliyor eleştiriyorlar. Bir şey söylüyorlar. Fakat bu insanlar şeytani kimselerle de aynı şekilde konuştuklarında veya tartıştıklarında tartışmış oldukları fikri alan düşünce sonunda kendilerine bir bakıyorlar ki din ile, diyanet ile ve Allah'ın sevdiği haller ile alakaları yok. şeytani, deccali veya haktan uzak şeylerle ve kişilerle tartışırken bu kimseler Allah'ın dostlarıyla, yakınlarıyla, mürşid-i kâmillerle de tartışırlarken bir bakıyorlar ki kendileri hadis araştırmış, bu noktada din, ayet düşünmüş, hadis söylemiş veya bu noktada Allah'ın hukukunun içinde bir şeyler söylemiş.
Yani onlar o tartışmadaki o fiili dahi işlerlerken aslında o insanın, o mürşid-i kâmilin nurundan ötürü onlar o fiilinde bile doğru şeyleri söylemeye devam ediyorlar. Buradaki ölçü ve kıssas mürşid-i kâmillerin kendisiyle olumsuzluk veya kendisiyle noksanlık noktasında bile yürüyenlere anlayabilecekleri dil o olduğundan ötürü eğitimi öyle verdiğinden ötürü müdür? Yani anladığı dilden konuştuğundan mıdır? Yoksa o kimse, şeytani bir kimseyle tartıştığında sapkın düşünceye gidiyor. Ama mürşid-i kâmille tartışırken bile istese de istemese de ayet söylüyor, hadis söylüyor. Din kavramının ve hak kavramının içinde kalıyor. Aslında onun tartışması bile ona rahmet oluyor. O zaman bu aslında mürşid-i kâmilin gönlündeki terbiye sistemi ve metodu mudur?
Bunu mürşid-i kâmil mi hayal eder? Herkese algısında, düşüncesinde ki noktada mı eğitim verir? Yani bir insan böyle, öyle bir ortamda yetişmiştir ki, böyle biraz şiddetsel bir ortamda yetişmiştir, onun anlayacağı şiddetsel dilden mi ona eğitimi verir? Veya o kontrol onda değil de, Allah onun üzerinden öyle mi fiil gösterir? Veya ben mi yanlış düşünüyorum? Bu normalde bireylerin etkileşimiyle alakalı. Yani bir kimsenin normalde bir üstada, üstadla, ikili ilişkisinde veya da toplum ilişkisinde o bireylerin kendi dairesinde, kendisiyle olan bir mesele. Herkesin aynı noktada düşünmesi, aynı noktada fikir yürütmesi, aynı noktada kalben bağlanması düşünülemez.
Ama normalde insanlar bu meseleye bakarlarken veyahut da bu ikili veya toplu iletişime bakarken herkes kendi veçesinden, kendi dairesinden bakar. Kendince oraya doğru yönelir. Kendince o hadisten alacağını alır. Kendince o ayetten alacağını alır. E sonuçta o alırken de, kendi dairesinde alırken de, kendince kendi yolunu belirler. Buna örnek Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabıdır. Baktığımız zaman aynı peygamberdir orada. Aynı peygamber oturmuştur. Ama hepsi de aynı peygamberden farklı şeyler almışlardır. Kendi renklerini koyarlar orta yere. O renklerinin üzerinden alacaklarını alırlar.
Hz. Ömer radıyallahu anh hazretlerinin hali ahvaliyle, aldıklarıyla Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh hazretlerinin hali ahvali aldıkları aynı peygamberden farklı renkli şeylerdir. Hz. Osman ona keza, Hz. Ali radıyallahu anh hazretler ona keza veya diğer sahabelere, baktığımızda yakın dairedeki sahabelere, hepsi de farklı renklerde, kendi renklerinde, kendi renklerini parlatmışlardır. ve kendi renklerini parlatırlarken de ölçü yine Kur'an ve sünnettir. Hz. Peygamber'dir ölçüsü. Sallallahu aleyhi ve sellem. Mezhepler de aynı doğmuştur ki zaten bu sebepten dolayı. Mezhepler de normalde aynı peygamberin ölçüsünü alırlarken kendilerine, o peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin farklı ortamlarda, farklı davranış biçimlerini ve sözlerini kendilerine örnek alırlar.
Bu yakın böyle birkaç günlük bir mesele. Hani bir cariye, Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin elinden tutuyor, bir işini gördürüyor, Medine'de dolaştırıyor ya, bunu naklediyorlar. Başka bir yerde de Hz. Ayşe annemiz diyor ki onun eli kimsenin eline değmedi. Örneğin. Her ikisi de doğru mu? Her ikisi de doğru. Hz. Ayşe annemiz kendi gördüğüne ve kendi tespitini söylüyor. Diğerleri de kendi gördüklerini ve kendi bulduklarını, kendi gördüklerini, kendi yaşadıklarını tesbih ediyorlar. Ve Hz. Muhammed Mustafa'da sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde bir meselede 4-5 tane, 6 tane, 10 tane kriter çıkabiliyor. Ve böylece de birileri kendilerince en kolayı neyse, kendi haline en uygunu neyse, o kriterlerden birisini alıyor kendisine.
sünnet üzere Allah'ın dinini yaşamak o yüzden kolay ve o yüzden bu noktada rahat. Ölçüsü ne? Onun da bir hadis-i şerif var ölçüsü. Bir sünnet-i resulullah var. Onun kendi hayat standartına, tarzına, tavrına, düşüncesine uygun. Aynı şey, eğer ki bir öğretide Kur'an ve sünnete uygun bir öğreti yapılıyorsa bir yerde ve ben o yüzden özellikle Sufiyiz derim ben. Sufi olmaya çalışıp Sufi topluluk olarak derim. Dememin sebebi de şudur. Yani bir tarikata atfen konuşursak eğer o tarikatın ölçülerinde, o tarikatın dairesinde konuşmamız gerekir. Oysa tarikatların çıkış noktasında tarikat yoktur hiç. Abdülkadir Geylana Hazretleri oturup da ben Kadiri tarikatını kuracağım diye oturmamıştır.
Mezhepler de aynıdır aslında. İmam-ı Azam oturup da ben Hanefi mezhebini kuracağım diye yola çıkmamıştır. Veyahut da Hazreti Mevlana ben Mevlevi tarikatını kuracağım diye yola çıkmamıştır. Şah-ı Nakşibendi, Hacı Bayramveli, bütün hepsine baktığımızda, bütün pire efendilere baktığımızda hiçbirisi de yolun başında tarikat kuracağım diye yola çıkmazlar. Hiçbir mezhep imamı yolun başında ben şu mezhebi kuracağım diye yola çıkmaz. Herkes kendince Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin yolunu takip eder. Ve o yolu takip edenler, o üstadı, o şeyhefendiyi, o mürşidi adına ne derseniz deyin siz. Severler, onun bu noktada koymuş olduğu Kur'an ve sünnet ölçüsünü takip etmeye başlarlar.
Ve Kur'an ve sünnet ölçüsünü takip etmeye başladıklarından dolayı onlara yol olur. O yüzden hadis-i şerifte de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ümmetinin hangi noktaya nereye gideceğini bildiğinden dedi ki, kim hayra vesile olursa, hayra bir kapı ararlarsa, oradan bütün geçenler, bütün geçenlerin oradan sevabı vardır. Kim şerre bir kapı ararlarsa, oradan bütün geçenlerin de şerden nasibi vardır. O zaman burada ama mezhep imamları, ama tarikat imamları yolun başındayken kendilerince bir tarikat, bir mezhep kurmayı hedef vermemişlerdir. Yolun başında onlar sünnet-i Resulullah nezdinde Allah'ı bilme ve tanıma noktasında duymuşlardır.
Ve etrafındaki kimseler, etrafındaki kimseler bu ölçüyü kendilerine ölçü kabul ettiklerinden dolayı orada toplanıp yol yürümeye başlamışlardır. Bir tarikat öğretisi bugün için, bugün için diyorum bunu mümkün değildir. Burada ne gerekir? Burada Sufi öğretisi gerekir. Yani direkt sünnet-i Resulullah'tan alma. Sufi öğretisi deyince benim direkt anladığım şey şu, direkt meseleye sünnet-i Resulullah'tan bakma. Burada mezhebi terk etmek yok. Böyle bir şey anlaşılmasın. Ama mezhebin dar kaldığı yerlerde sünnet-i Resulullah'a başvurup sünnet-i Resulullah'tan kendimize bir çıkış noktası bulmak, çıkış yolu bulmak. bizdeki öğreti böyle olunca bizim arkadaşla ben yıllardan beri Bursa'da işte dergahın içerisinde sıkça hadis okuyan, bu noktada hadislerin üzerinden Kur'an'ı anlamaya, Kur'an'ı yaşamaya çalışan bir kimseyim.
Böyle olunca arkadaşlar da renkli bizim. Bakın arkadaşlar da renkli. ve sünnet-i Resulullah'ın müsaade ettiği her şey bizde serbest. Sünnet-i Resulullah'ın müsaade ettiği her şey bizde serbest olunca tarikatın dar kalıbı bizde yok. Tarikatın bu noktadaki belli yerlerde belli noktalarda dar gelen elbisesi de yok. Bizde elbise bu noktada sünnet-i Resulullah'a uyduracağız diye uğraşıyoruz. Öyle olunca kardeşler bolca ayet ve hadisi öğreniyorlar. Düşünebiliyor musunuz? Ben hala da derslerde hadis okumaya çalışıyorum. Ve sufili hadislerin üzerinden okumaya çalışıyorum. Sufili yine hadislerin üzerinden okumaya çalışıyorum. Ve şuna inanıyorum.
Bir müddet sonra bir müddet sonra hadislerle dinini yaşamaya çalışanlar filorasal lambası gibi olacak ortalıkta. Ve kendi bulundukları bölgelerde kendi bulundukları dairelerde kendi bulundukları yerlerde insanlara ışık tutacaklar. Üzerlerindeki ışık çünkü Hz. Muhammed Mustafa'dan yansıyan ondan gelen bir ışık bir nur. O nur ki Kur'an'la yoğrulmuş. O nur ki Kur'an'la yoğrularak Kur'an'ın nasıl yaşanması gerektiğine dair Hz. Muhammed Mustafa'nın üzerinden gelmiş bir nur. Işık. O yüzden bizde çok renklilik vardır. Tartışırken dahi arkadaşlar hatta bana bile karşı çıkarırken yine ayet ve hadisler içinde karşı çıkmaya çalışırlar.
Yine de bizden ayrılan kardeşler örneğin yine ayet ve hadisler içerisinde kalmaya çalışırlar. Aldıkları eğitim Bursa'da aldıkları öğretim budur çünkü. zaman zaman kaydırmalar kaymalar olacaktır nefse uymalar olacaktır. Ben onları çok önemseyen bir kimse değilim. Ama benim önemsediğim bir tek bir şey var. Kendimizce. Bu mesele çünkü bizi ilgilendiriyor. Her ne kadar hoca meseleyi geniş yelpazede alsa da bu bizi ilgilendiren bir şey. Ben özellikle öğretinin sünneti Resulullah üzerinden olmasından yanayım. Kur'an hapaçık meydanda zaten. Sünnetsiz Kur'an'ı anlamaya çalışanlar heva ve heveslerini uyaraktan Kur'an'ı yorumlarlar. Ve Kur'an'ı asla anlayamazlar.
İddia ediyorum ve altını çiziyorum. Peygambersiz Kur'an'ı anladığını düşünenler yalancıdır. Asla Kur'an'ı anlayamazlar. onlar sapıktır, sapkındır. Onlar sapıktır, sapkındır. Şurada, şu mecliste veyahut da ömrüm ahirinde sonuna kadar yanımda hiç kimsenin kalmayacağını bilsem dahi en şedid bir şekilde hadislere bağlı kalmayı en şedid bir şekilde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolunu takip etmeye devam ettireceğim.
Allah bu konuda sözümüzde duranlardan eylesin. Cenab-ı Hak bu konuda bize yardım eylesin. Katından bizleri muhafaza eylesin. Çünkü zaman gösterdi ki deccaliyet ve şeytaniyet kol geziyor. Sapıklık kol geziyor. Bu deccaliyetin şeytaniyetin sapkınlıktan kurtulmanın yolu sımsıkı sünnete Resulullah'a bağlanmakta.
Çok kızacaklar gene bana ben böyle konuşuyorum diye. sımsıkı sünnet-i Resulullah'a bağlı kalmakta. Mustafa Özbağ'ın dahi nefsine acı gelebilir bu. Bu Ahmet'in Mehmet'in hepimizin nefsine acı gelebilir sünnet-i Resulullah'a bağlı kalmak. kolay kolay değiliz. Çünkü sünnet-i Resulullah mü'mine mü'min gönüllüye mü'mine mü'min gönüllüye felahlık verir.
Rahatlık verir. Onun kalbine nur verir. Ama mü'min gönüllü olmayan bir kimse sıkıntı verir. Mü'min gönüllü olmayan bir kimse sıkıntı verir. O yüzden biz acı geliriz. Hatta kendi kardeşlerimize de acı geliriz. Bakın kendi kardeşlerimize de acı geliriz. Kendi insanımıza da acı geliriz. Ben bazen bazen zaman zaman derim ya eşinize acı gelirsiniz. Çocuklarınıza acı gelirsiniz. Anne babanıza acı gelirsiniz. Kayınvalideniz kayınpederinize acı gelirsiniz. Acı gelirsiniz. Çünkü hakkında hadis var deyince kalır. Alem durur orada. Hadis var kardeşim hakkında. Kafandan yormaya çalışma.
Kafandan yaşamaya da çalışma. Heva hevesine duyma. Bu konuda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin hadisi şerifi var. Hayat durur orada. Benim 30 yıllık İslami hayatımda yaşadığım şeylerdir bunlar. Hayat durur orada. Hayat durur. Onu kabullenmek çok zor gelir insana. İnsan nefsini patlatacak bir şeydir. Bakın insan nefsini patlatacak bir şeydir. O kimse hop oturup hop kalkar hadis var hakkında dediğin zaman kabullenmek istemez bir türlü. Çok sıkıntılı bir noktadır. Bakın çok sıkıntılı bir noktadır. O yüzden bizim kardeşler bu noktada tabii bu meselenin hasbelkader öğrenirler veya sufiler bu meseleyi öğrenirler.
Ehli tasavvuf bu meseleyi öğrenir. Eğer belli bir minval üzerine belli bir böyle daire üzerine belli bir dar noktada bunu anlamadılarsa algılamadılarsa bu noktada o kimseler bunu böyle o genişliği görür. O genişliği görünce o hadis zenginliğini görür. O hadis zenginliğini görünce bilgilenir, yapılanır. Biraz da nefsine uyunca bu sefer döndürür. Seni onunla alt etmeye çalışır. Aslında arkasında farklı bir nefis vardır. bir kimse o öğretiyi aldığı kimseyi sevemediyse onu alt etmeye çalışır. Onu eleştirmeye başlar. Ona karşı silahını ona doğrultur. Kendince sevememiştir o. Sevdiği, seviyorum diye gördüğü günlerin intikamını almaya çalışır.
Meşru ben söylerim ya nereden sevdim o zalim kadını diye. Başlar şarkının rengi değişir. Nereden sevdim o zalim Mustafa Özba der. Çıkar işin içinden. Veya nereden sevdim o zalim şeyhi, zalim üstadı der. Çıkar işin içinden. Der ki günlerimi heba etmişim orada. Öyle çıkar işin içinden. O sevemediğinden kaynaklanmıştır. Aslında ben o suçu da kendi üzerime alırım. Derim ki onu yeterince emzirememişim ben. Derim ki ben yeterince onu pişmişlememişim. Yeterince yemlememişim onu. Yeterince o zaman ayıramamışım. Onun da suçu yok der. Kendi üzerime alırım suçu. Ama genelde yine de öyle de olsa o arkadaşlar bizim burada bir eğitim aldılarsa bizim buranın eğitimini alan arkadaşlar ayet hadise bağlıdırlar.
Bilhassa hadislere bağlıdırlar. Mustafa Özba önemsiz burada. Ben Mustafa Özba önemli bir yere koymak noktasında demiyorum buna. Bu eğitimi aldılarsa o kimseler hadis mantığınca hadis yolundan devam ederler. İnşallah böyle de hayatları son bulur. Kültür merkezinde sohbet dinlemeye, ders dinlemeye, meslemi dersi dinlemeye gelen, sıradan bu noktada toplumsal olarak dini değerlerle alakası olmayan insanlara dikkat ettiğimiz zaman bunların içinde sarhoşu, berduşu, ay eşı, hapçısı, türkçüsü, işte il müdürü, bürokratı karışık bir şekilde
böyle bir bunlar geldikleri zaman Hazreti Mevlana'nın meslevi öğretisinin üzerinden şöyle düşünceleri var. bu bir meyhane erini, bir sarhoşun üzerinden nakledilen bir şey. Hocam, halbuki bunun daha önce tabanda dini bir eğitimi yok. Bu bana hiç yabancı gelmedi. Sanki yıllardır, sanki yüzyıllardır bildiğim bir şey bu. Halbuki onun daha önce dinsel terminolojiyle bir eğitimi, bir sistemi sizin de dediğiniz gibi iki yüz senedir bir sıkıntı olduğundan olmamış. Şimdi bu Mevlana'nın Yunus Emre'nin bu Anadolu kültürünün öğretisinde gözükürken aslında toplumun bireylerine baktığımız zaman mesela komşuluk ilişkileri aslında herkes hadislere o kadar yakın ki aslında herkes dini öğretiye o kadar yakın ki fakat bunları aktaranlar o kadar güzel kıssaların, hikayelerin, benzetmelerin ve tasvirlerin
üzerinden anlatıp bunu yedirmişler ki bu millete, bu Anadolu halkına Anadolu halkı o öğretiyi kabul etmiş. Fakat bir zorluk olmamış. Şimdi burada tenzih ediyorum iyileri, güzelleri bir Said Nursi öğretisindeki o öğreti Anadolu topraklarının dışında Mezopotamya topraklarının kültürü. Ama yıllar sonra Anadolu'nun üzerine geldiği zaman ters tepmeler yani toplumun içerisinde anlaşmazlıklar, sıkıntılar ve dertler hatta o Muhammedi ahlakı içine sindirmiş olan toplum bile bu öğretiyi din diye bu sefer düşmanlaşmaya başlıyor.
Şimdi ben tarikatlara karşı bir kimse değilim. Pirimiz, hepsimiz, büyüğümüz. İşte fakat işte mesela yine bu öğretiyi Anadolu öğretisine en yakın Nakşibendi öğretisi. biraz daha Asya varimsi bir öğreti toplumun içerisinde insanların bu kültürleri tarafından biraz böyle tabiri caizse tüyleri diken diken ediyor. Ama yine de Osmanlı'dan beri topluma en fazla entegre olan yapı. İşte onun dışındaki bütün tarikatlara da baktığımızda aslında din memesinden emmiş insanlar diyorlar ki biz bu tarikat anlayışındaki dine karşıyız. hatta onların dilleri tarikatın dilleri onlara çok kalın ve kaba geliyor. Ama mesela bunu biz Mevlana'nın üzerinden anlattığımızda o meyhanedeki adam bile ya ben bunu sanki yüz yıllardır tanıyorum biliyorum bu benim kültürüm bu benim içime sinen bir şey bunu anlıyorum diyor hocam nasıl oluyor bu diyor.
Şimdi o zaman Anadolu her bölgenin tarikatı o kültürle yoğrulduğundan o bölgeye mi aittir? Anadolu'nun bu noktadaki öz yapısı Mevlana Yunus Emre düşüncesi Hacı Bektaş Veli düşüncesi ve felsefesi direkt mi uyar? Yoksa biz Anadolu topraklarının dışından tarikat ithal ederek aslında devlet ve Anadolu yapısına zarar mı veriyoruz? Bu hususta İslam'ın ana terminolojisine bu dediğiniz sünneti Resulullah'a Kur'an'ın özüne yüzyıllardır Anadolu'ya sindirilmiş bu yapıya tarikat ithal edip bir zarar mı veriyoruz? Ya bir şey de demek istemiyorum çünkü gerçekten pillerimiz çok büyük. Allah hepsinden razı olsun. Ama burada bir anlam kargaşası ortaya çıkıyor.
İslam'ı sindirmiş insanlar tarikat öğreticisi karşılarına gelince diyorlar ki ben İslam düşmanıyım. Toplum bu sorunun içerisinden nasıl çıkmalıdır? Anadolu toplumu Türk toplumu hatta mesela Türkiye Cumhuriyeti devleti Mevlevilik'le hiç çatışmıyor. Ama bir iki keredir Osmanlı'yı da yıkan sistemlerden biri Türkiye Cumhuriyeti'nde de son dönem darbede nur öğretisinin etkisi var. Şimdi bunu bilimsel olarak da araştırsın profesörler. Bu öğretinin Türkiye Cumhuriyeti devlet yapısıyla çatıştığı görülüyor. Ama Mevlana düşüncesi fikri ve felsefesi devletin erkileriyle terminolojisiyle çatışmıyor. O zaman toplumun devletin tarikatlara tarikatların Anadolu üzerindeki yapısının bu noktadaki yolu sizce düşüncenizce ne olmalıdır?
Yarının tarikat anlayışı ne olmalıdır? Devletle entegre olmalı mıdır? Yerin altına mı inmelidir? yoksa farklı bir yapı mı olmalıdır? Bu noktadaki düşüncelerinizi bizimle paylaşırsanız memnun oluruz. Teşekkür ederim. Bu geniş bir mesele aslında da bunu böyle ana hatlarıyla çerçevelendirirsek eğer bir Pir Efendileri bu noktada bu meselenin içerisine katmadan farklı bir kategori koyalım. Çünkü az önceki sohbetle bağlantılı olarak Pir Efendilerin hiçbirisi de bir tarikat kurma noktasında yola çıkmadılar. Onlar sırf sufiliği yaşadılar. Ve sufiliği anlattılar. Yani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle hallenmeyi anlattılar.
Arkalarından gelenler tarikat oluşturdular. Aslında daldan dala geçiyorum şimdi kendimizden örnekler vererekten. Mesela Bursa'da ve hala da neden bize laf söylüyorlar çatışıyoruz biz? Daha doğrusu hep bizi eleştiriyorlar. Eleştirilerinin sebebi ne? Diyorlar ki siz Mevlevi usul ve kaidesine uymuyorsunuz. Öyle değil mi? Evet. Yani işte bilmem kaç adım şunu yapacaksın bilmem kaç adım bunu yapacaksın veyahut da diyorlar ki bunlar açıkça bana da söylüyorlar. Siz hangi tarikata bağlısınız? Hangi tarikatın usul ve kaidesi var? Ben cevap olarak şunları şöyle söylüyorum. Biz sufi bir topluluğuz.
Bizim usul ve kaidemiz sünnete Resulullah. Bizim yolumuz sünnete Resulullah. Bunu inkar edenler çıkıyor. Düşünebiliyor musunuz? Böyle yol olmaz. Şimdi benim tespit ettiğim noktalardan birisi şu. Şimdi az önce dedi ya hani mesnevi insanlar biz sohbet ederlerken herkes kendinden görüyor. Dikkat edin. Biz mesnevi okurken halkın anlayacağı dilden anlatıyoruz okuyoruz. Herkesin anlayacağı dilden okuyoruz. Herkesin anlayacağı dilden anlatmaya çalışıyoruz. Bizim mesela mesnevi bana diyorlar ki siz hani mesnevi mesnevi diyorum bir ne diyorum ben hayat kitabı Kur'an ve sünnetten almış olduğu ölçüleri bize anlatıyor.
Tefsir niteliğinde şimdi istiyorlar ki biz mesnevi'yi katıksız şartsız savunalım. Ben de asla mesnevi'yi savunma noktasına düşmüyorum. Diyorum ki sünneti Resulullah'a bağlıyız biz. Ama mesnevi bizim için hayatın kendi içinden bir tefsir. Hangimiz bir kadına aşık olmamışızdır? Bakın sufilik hayatın içinde yaşamaktır. Bunu kabullenemiyorlar. Bizim hayatın içerisinde yaşamamızı dini de hayatın içerisinde algılamamızı dini hayatın içerisine katmamızı ve dinle yaşantımızı barıştırmamızı kabullenemiyor.
Ben Hz. Aişe annemiz her gece soyunur biz Resulullah'ın yatağına öyle yatardık Buhari hadisini söylüyorum. Buhari'de geçiyor bu. Adam beni terbiyesizlikle nitelendiriyor. Cahillikle nitelendiriyor. Olmadık laflar söylüyor bana. Ya bu sözü Buhari'den nakleden benim. bunu naklederken hayatın içindeyim ben. Hayatın içinden naklediyorum. Diyorum ki ey kadınlar kendinizi tarikata adadık sufiliğe adadık şuraya buraya adadık şuna buna adadık deyip de kocalarınızdan kaçmayın. Kocalarınızla eşliğinize devam edin. Öbürki diyor ki bana sen edepsiz terbiyesiz bir adamsın. Sen cahil bir adamsın. Diyorum ki ben erkeklere eşlerinizin dört günde bir sizden hakkı var.
Bakın bu sünneti Resulullah eşlerinizi boş geçmeyin. Dört günde bir onunla cinsel ilişkiye gireceksiniz. Bunu edepsizlikle adlandırıyor kimse. Oysa kendisinin devamlı yaptığı bir şey. Bir öğreti bu. Bu öğreti sünneti Resulullah. Ve hangimiz bir kadını sevmemişizdir? Hangimiz bir erkeği sevmemişizdir? Hangimiz nefsimize uymamışızdır? Hangimiz hata yapmamışızdır? Hangimiz kadehin dibine vurmamıştır? Hangimiz sarhoş olmamıştır? Hangimiz yanlışlıklara düşmemişizdir? Hangimiz karanlıklara inmemişizdir? Hangimiz Tuğru sinaya çıkmamıştır? Hepsinde yaşamıştır bizim Sufi kardeşler. Bu hayatın içidir çünkü. bu Sufi dairesidir.
Sufi elpazedir bu. Bizde bir kıyafet zorunluluğu yoktur, renk zorunluluğu yoktur, hiçbir zorunluluk yoktur bizde. Bu ona dar geliyor. Ve toplum bizim Türk toplumu. Dini kılıçla kabul eden bir toplum değildir. Dikkat edin. Bize zorla bir şey kabul ettirmeye kalkarlarsa biz doğru davası ona karşı çıkarız. Fıtratımız budur. bak bize bir şeyi zorla kabul ettirmeye kalkarlarsa doğru dahi olsa biz ona karşı çıkarız. Her toplumun bir genetik özelliği var ya. Bizim de öyle bir genetik özelliğimiz var. bize birisi kaykılırsa biz ona beş kaykılırız.
Dur deriz ya. Nereye kaykılıyorsun sen? Ama bize bir kimse yumuşaklıkla gelirse on yumuşaklık gösteririz ona. Bir tarafımız da böyledir bizim. Ama bu sufi anlayışında böyledir. Bakın sufi anlayışında. Bu Şemsi Tebrizi anlayışında böyledir. Biz İsa değiliz. Yanağımıza bir tokat vurduklarında öbür tokadı biz yanağımızın öbür tarafını çevirmeyiz. Biz Hazreti Muhammed Mustafa'nın ümmetiyiz. Bizim yanağımıza bir tokat vurularsa biz de bir tokat vururuz. Bakın biz Muhammed'i bir topluluğuz. Bizim yanağımıza bir tokat vurursa biz de ona bir tokat vururuz. Bakın biz de ona bir tokat vururuz.
Biz kötüye iyi demeyiz. O kötüyse deriz ki bu kötü. Bu kötünün temeli yok. Ama kötü. Bu çirkin. Bu çirkinin temeli yok. Ama çirkin. Bundan uzaklaş demiş Allah. Uzaklaşırız. Buna ceza ver. Ceza veririz biz ona. Bizim sufi anlayışımız halkın içindeki anlayıştır. Ve benimsenir bu. Kimse bunu reddetmez. Anlaşılırdır bizim dilimiz. Anlaşılmaz dil kullanmayız biz. Kapalı zarf göndermeyiz. Apaçıktır her şey. Çünkü sünnete Resulullah apaçıktır. O sufi anlayış bir de devlet yöneteyim. Yok hükümet yöneteyim. Yok şunu yöneteyim. Bunu yöneteyim. Bundan işi yoktur.
Sufi anlayışın paralan pulla da işi yoktur. Yok milletin zekatını cebelleze edeyim. Yok millete salma salayım. Para toplayayım. Yok millete böyle şeylerle işi yoktur sufilerin. Hatta hani bazen helal kazançları sıralarım ya devlet memurluğu bizim için sonlara yakındır. Ne derim hep? Ticaret yapın. Birinci hayal kazanç ne derim? Cihat ganimet malı. Bakın cihat ganimet malı. Ganimet malı. Birinci bu öğreti kimse vermez. Biz deriz ki birinci helal mal ganimet malıdır.
İkincisi ticaretten kazandı. Üçüncüsü sanattan kazandı. Dördüncüsü ziraattan kazandı. Beşincisi kira gelirleri. Altıncısı memurluk amirlik. Son noktada biz derviş kardeşlerimiz memur olsun diye katakülle yapmayız. Bir yere girsinler değil gidip birisinin elini öpmeyiz. Mesela bizi bürokrat kesimi böyle bir taraftan şeydirler. Bizden memnundurlar. Bir taraftan nefislerine uyarlar. Bizden memnun değillerdir. Biz gidip ellerini öpmeyiz. Gidip kuyruk sallamayız biz onlarda. Bakın gidip bir şey istemeyiz onlardan.
Hatta deriz ki aman biz de dokunmasınlar biz de onlara dokunmayalım. Bak bize dokunmasınlar biz de onlara dokunmayalım. Bir kısmı çok rahattır bizden. Bunu gören bir kimse der ki tasavvuf vakfı veya karabaş veli tekkesi bizden bir şey istemez. Bizde bir problemi yok. Bir şey istemeyen ender topluluklardan birisidir derler. Çıkarlar. Biz kendimize bir şey istemeyiz. Yok şurada iki tıngırt atalım bize kırk milyar ver elli milyar ver. Yok biz şurada belediyede bir program yapalım. her program başına bize şu kadar para verin bizim böyle şeylerle işimiz olmaz. Yok. Millet zannediyor ki biz belediyelerle iş yapıyoruz. Ondan sonra belediyelerden para alıyor zannediyoruz.
Biz bedavaya gittiğimizden belediyeler bize geliyor. Diyorlar ki burada bir program yapalım ne yaparız? Neden? Ekmeğin yanından zeytin silmek. Hatta bazen ben arkadaşlara diyorum ya bırakın belediyeyle iş yapacağız diye uğraşmayın. Bırakın bu salının kirasını ben vereyim diyorum ya bu kadar basit. Millet de şimdi zannediyor ki biz belediyelerden parayı götürüyoruz. Arasına yorumlarda yazıyorlar falan. İşte belediyeden zengin oldular alıyorlar gibisinden. Gülüyorum ben de kendi içimden. Bak kendi içimden gülüyorum. Ücret istemiyoruz deyince de nereden geliyor bu değirmenin suyu diyor. Neden? Hep alışmış herkes bir şey alacak. Şimdi işte böyle bir sufi gönül sufi bir dil sufi bir amel bizim toplumumuzda yer eder.
Ama diğerleri ne yazık ki toplum içerisinde senkarizasyonu sağlayamıyor. Şunu hep savunmuşumdur. Bir kimse yerin altına giriyorsa bilin ki sıkıntı vardır orada. şu topluluk ben kendimin başlangıcı olarak söylüyorum bunu bayındır. Basıla basıla geliyoruz biz. Bu ne demek biliyor musunuz? Biz meydandayız. Bizi istedikleri zaman basıyorlar. İstedikleri zaman götürüyorlar. İnceliyorlar, araştırıyorlar, bir şey bulamıyorlar, bırakıyorlar. Bakın basılmak bir taraftan o kimsenin meydanda olduğuna işarettir.
Bakın bir topluluğun meydanda olduğuna işarettir. Meydanda kapı açık mı şimdi? Açık. İsteyen girip çıkıyor mu? Girip çıkıyor. Buraya sivil polisler de geliyor mu? Evet. Geliyorlar. Gelebilirler mi? Evet. Herkes açık mı? Evet. Sebep? Ya biz bu milletin çocuklarıyız. Biz buralıyız. Bizim öğretimiz dışarıdan değil. Bizim öğretimiz vahabilik değil. İngiliz öğretisi değil yani. E bizim öğretimiz şia değil. Onun da temelinde İngiliz var. E bizim öğretimiz selef alimlerini tenzih ediyorum.
Şimdiki selefileri söylüyorum. Bizim öğretimiz şimdiki selefilerin o İngiliz öğretisi değil. Değil. Bizim öğretimiz Amerika'nın kucağında oturanların öğretisi de değil. Bizim öğretilerimiz Fransızların kucağında oturan İngilizlerin kucağında oturan Avrupa Birliği'nin kucağında oturanların öğretisi değil. Bizim öğretimiz Rusya'nın kucağında oturanların öğretisi de değil. Bizim öğretimiz Çin muasunun kucağında oturanların öğretisi de değil. Bizim öğretimiz kapitalist deccalist şeytanist bir öğreti de değil. Bakın öğretileri böyle çoklaştırıyorum. Bizim öğretimiz Salt Kur'an Sünnet ve mezheplerin içerisinde kalan bir sufilik öğretisi.
Bizim öğretimiz dar dairede bir tarikat öğretisi de değil. Bizde dar dairede bir örneğin sonradan oluşmuş olan tekrar bunun altını çizerek de söylüyorum. Sonradan oluşmuş olan kadirlik rufailik bedevilik dusikilik şazililik mevlevilik öğretisi değil. Tekrar söylüyorum sonradan oluşmuş oluşturulmuş olan. Değil. Değil yok. Bizim öğretimiz Salt Kur'an Sünnet ilk Sufilerin yolu. İlk Sufilerin yolu. Onların yolu da Sünnet-i Resulullah. Direkt Sünnet-i Resulullah.
Kardeş Sünnet'e uyduğumuz zaman hiç sıkıntımız yok. Bakın Sünnet'e uysun. Hiçbir problemimiz yok. O yüzden halkın içerisinde yeri var. O yüzden de çok eleştiriliyor. Eleştirenler kimler? Bunları da alt alta sıralıyorum. Amerika'nın kucağında oturanlar bizi eleştiriyor. Rusya'nın, Çin'in kucağında oturanlar bizi eleştiriyor. Almanya, Fransa, İngiltere'nin kucağında oturanlar bizi eleştiriyor. İran'ın kucağında oturanlar bizi eleştiriyor. Suud Vahhabisi bizi eleştiriyor. Suud Selefisi bizi eleştiriyor. Bizi eleştirenleri sıralıyorum bakın. Kapitalist, deccalist sistem bizi eleştiriyor. Faizciler bizi eleştiriyor. Bunlar eleştiriyor bizi.
Ötleri kopuyor biz bir yerde konuşacağız diye. Televizyonlara çıktığımda çıkacağım zaman kulağıma fısıldıyorlar. Hocam bir yerde faizle alakalı soru sormuşlar. Bir hadis nakletmişsiniz. Her yere yayılmış. Sorarlarsa gene söylerim diyorum. Anlaşma yok. Diyorum canlı yayın soru alırsanız ne sorarlarsa cevap veririm. Bildiğime söylerim diyorum ben. yoksa çıkmayayım konuşmayayım. Konuşacağım diye bir derdim yok. Konuşacağım diye bir derdim yok. Arıyorlar İstanbul'dan falan son zaman arayan yok. Sivri dili herkes öğrendi. Arıyorlar şimdi diyorlar ki böyle böyle işte hani televizyon programı kardeş beni kaldıramazsınız diyorum ben.
Ya ben ne o onların ne kurulu var? Rütük. Ben Rütüktür Mütüktür tanımam kardeşim. Bana bir soru sorarlarsa Kur'an Sünnet tarihesinde ne biliyorsam cevabını veririm. Yok Rütük kuralları var. Yok beni ilgilendirmez. Ben sohbet ederken de diyorum her yerde ben ona buna bağlı kalarak konuşmuyorum. Kur'an Sünnet ne diyorsa söylüyorum. Kur'an Sünnet ne diyorsa söylüyorum. Sufinin standı neyse standardı neyse söylüyorum. Beni ilgilendirmiyor. Soruşturma soruşturma soruşturma. Hiç önemli değil benim için. ey Allah. Şimdi bu halkın nezdinde halkın nezdinde yer buluyor. Ama az önce sıraladığım kimseler nezdinde yer bulmuyor.
Onların canı sıkılıyor. Çünkü onlar bir şeyi saklayacaklar, bir şeyi gizleyecekler, örtecekler. Ne ikide birde programlar hakkında ücretsizdir söyleniyor ki. öyle eleştiriyorlar. Neden ücretsiz diye eleştiriyorsunuz? Neden ücretsiz diye söylüyorsunuz? Ücretsiz neden senin canın sıkıldı? Senin canını sıkan ne? Neden canın sıkılıyor? Çünkü bağlı bulunduğu hocası, şeyhi, grubu neyse ücret alıyor çünkü. Zekat topluyor, sadaka topluyor, fitre topluyor, topluyor. Neden? Çünkü her programlarını ücretle yapıyorlar. Vatandaştan ücret alıyorlar. Neden? Yenikapı Mevlihanesinde sema izleyecekseniz ücret ödeceksiniz.
40 dolar olmuş bak. Galata Mevlihanesinde sema izleyecekseniz ücret vereceksiniz. Konya Mevlihanesi, Konya'da Mevlevane de yok. Orada normalde sema izleyecekseniz ücret vereceksiniz. Ücret vereceksiniz. Karabaşı Veli Tekkesinde yıl 363 gün ücret vermeyeceksiniz.
2 gün kapalı spor salonda yine ücret vermeyeceksiniz. İzmit'te 9000 kişilik salonda sema izleyecek, 9000 kişi ücret vermeyecek ama vatandaş. Gevibolu Mevlihanesinde her ay sema var, sohbet var ama ücret vermeyecek. Çanakkale'de Ermeni Kilisesi'nde sema var, her cuma değil mi orada? Her cuma. Çanakkale'de üniversiteye bağlı Ermeni Kilisesi, her cuma orada sema var, yine ücret vermeyeceksiniz. Biz işte şurada programımız var, ücretsizdir, yer ve gök halkı davetlidir deyince hop oturup hop kalkıyorlar. Ya ne oturup kalkıyorsunuz? Ücretsiz. Yazmış birisi, hangi hoca efendi ücret alıyor ki?
Almayanı yaz dedim. Hangisi diye bana sorma, almayanı yaz. almayanı yaz. Nihat Hatipoğlu'nu mu söyleyeceksiniz? Kimi söyleyeceksiniz? TV7'de çıkan ne o? Döngeli mi söyleyeceksiniz? Ne onun o ismi? Döngeloğlu mu? Onu mu söyleyeceksiniz? Ne o? Karataş mıdır? Karakaş mıdır? Nedir? Onu mu söyleyeceksiniz? Hafızları mı söyleyeceksiniz? Belediyelerin getirdiği? Veya kamu kurumun kuruluşlarının getirdiği hafızları mı söyleyeceksiniz? Hepsi de para alıyor. Kur'an-ı Kerim okuyor. Bilmem hafızlık, bilmem kaçıncısıymış. Kur'an-ı Kerim okuyor, para alıyor. Kur'an-ı Kerim okuyor, para alıyor, ücret alıyor.
Hangi profesörü söyleyeceksiniz bana bir yerde sohbete gidecek, konferansa gidecek parasız? Hangi şeyhi söyleyeceksiniz bana dervişlerinden zekat toplamayan? Hangi şeyhi söyleyeceksiniz bana dervişlerinin cebine gidip de para koydurmadığı? hangi şeyhi söyleyeceksiniz ziyaretlerine gittiğinde otelinde kalan, lokantasında yemek yiyen? Hangi şeyhi söyleyeceksiniz gittiğinde onun tarlasında çalışan, takkasında çalışan, fabrikasında çalışan? Neresi tarikat bunların? Neresi suvilik bunların? Kaç tane şeyh söylersiniz bana müritlerinden para toplamayan?
Acı geliyor bunlar onlara. Acı geliyor, acı. bir tane söyler misiniz? Belediye, bak Yıldırım Belediyesi Bursa'da şimdi gene getiriyor bir sürü değil mi? Eksi de para ödüyorlar mı? Ödüyor. Acı geliyor. Adam şeyhin demiş, İstanbul'dan geliyor, Yıldırım Belediyesi'ne program yapıyor. Kaç para alıyor diye sorun dedim. Tık yok. Neden? Sufilik bu. Ya siz kendinizi meth ediyorsunuz. Biz kendimizi meth etmiyoruz kardeşim. Realite'ye söylüyoruz. Olması gerekeni söylüyoruz. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz.
Bazen hani böyle söylüyorum ya Mustafa Özbağ'a içinizden beş kuruş veren elini kaldırsın. Kaldırmazsa hakkımı helal etmeyeceğim diye. Bunu söylememin sebebi içinizde araştıranlar var. Ücret alıyor mu almıyor mu diye. Para topluyor mu toplamıyor mu diye. Bundan da çok memnunum ha rahatsızlığım yok. Dibine kadar araştırsınlar. Kim araştırıyorlarsa araştırsınlar. Hiç sıkıntım yok. Hiç sıkıntım yok. Sohbete gittim yerlerde elinden karşı su bile içmem. Bilirler sohbete gittim yerlerin elemanları arkadaşları burada hepsi de var. Su içmemeye gayret ederim.
Yemek yenecekse dervişlerse varsa orada dervişlerle beraber aynı yemeği yerim orada. dervişlerin de aklına bir şey gelmez. Ulan biz burada bu yemeği yiyoruz da adam gitti dışarıda yedi kafasına göre demesin diye. Sufiliği anlatınca acı geliyor millete. Daha bir kişiye demedim filancı yere gideceğim beni götür diye. Diyorum ki gücümün yettiği yere kadar gideceğim. Gücümün yetmediği yerde ya bırakacağım. Diyeceğim ki gücüm yetmiyor artık ya da bir tane şoför tutacağım. Diyeceğim ki geç kardeşim beni götür getir al maaşını. var param elhamdülillah. Var var. Hamdolsun. Saklamıyorum da zaten. Söylüyorum bunu ki kimse böyle kalkıp da aman ya şeyhimize yardım edelim.
yok kardeşim var hamdolsun. Cenab-ı Hak vermiş bana elhamdülillah hiçbir şeye ihtiyacım yok. Hamdolsun. Hamdolsun. Yok. Öyle dışarıdan teneke çalmaya da gerek yok. Aha burada bazen sıralıyor mu ya bir günden bir güne nefsim için sizden bir şey istedim mi? Bitti. Bu kadar. Varsa bir lirasını yedim elini kaldırsın hemen şimdi ödeyeyim. bu kadar basit. Bu kadar basit. Bakın bu kadar basit. Bu acı geliyor herkese. O yüzden sufilik bu manada.
Sufilik. Sünnet-i Resulullah'a tabi olma. Sünnet-i Resulullah'a tabi olma. Allah Resulü istedi. Eğer ki Allah Resulü cihada çıkarken istedi. Varsa cihat bize de bu konuda devlet bir emir verir bir görev verirse derse ki ey tasavvuf topluluğu vatan savunması söz konusu çıkıyorsunuz yola. O zaman dedim ki arkadaşlar satın malınızı mülkünüzü devletin gidin nerede silah satıyorsa devlet gidelim silahlanalım çıkalım yola vatan savunması için.
Çıkalım yola hiç sıkıntı yok. varsa fetih bir yere gidilecekse hazırız kardeş devletin elinin altında gider savaşırız. Hatta gönlüm arz ediyor şu Musul harekatını bize yönlendirseler diye. Dua ediyorum. Yani hükümet dese ki böyle bir gönüllüler ordusu kuruyoruz. En başta biz yazılsak. Gidelim mi ecdadın yerleri bizim ırktaşlarımız var, dindaşlarımız var, soydaşlarımız var. Hakkı hakikati götürelim. yok yok. Öyle boş durmak yok. Haa eyvallah. O yüzden bu sufilik anlayışı anlımız bak bizim.
Meydandayız bak buradayız. Hatta öyle diyorum ben. Kim ne soracaksa geliyor buraya soruyor mu soruyor. Vaktim yettince de hepsine de cevablandırıyorum o cevablandırıyorum. Beni eleştireni dahi okuyor muyum buradan okuyorum. Verilmeyecek hesabımız yok. İşte halkın nezdinde yer tutmasının sebebi bu. Saklayacak gizleyecek bir şeyimiz yok. Meydandayız. İşyerimiz meydanda, büromuz meydanda, tekke meydanda, evimiz meydanda, barkımız meydanda, meydanda. Hani Ahmet Kaya diyor ya bir çocuk bile beni vurur diye. Evet bir çocuk bile bizi bulur. Bulur, vurur. Meydandayız çünkü. bu onların hoşlarına gitmiyor.
Bizi eleştirenler. Ama sufilik bu. O yüzden halkın nezdinde yer tutuyor. O yüzden dışarıdan gelen öğretiler bizim halkımıza uymuyor. Bir selefi, vahabi çizgisi uymuyor bizim içimizdeki insanlara. Uymuyor. Bakıyor hepimize öyle gelmiyor mu? Tuhaf tuhaf geliyor öyle değil mi? Bakıyorsun adam tuhaf ya diyoruz. O da zaten böyle tuhaf davranıyor zaten. Adam oturmuş gelmiş sen kafirsin diyor bana. Neden? Bu pantolonla diyor olmaz. Lan pantolon mu kafir ben mi kafirim diyor. Dese ki pantolon kafir bu sefer de diyeceğim pantolonun da dini var demek ki. Kendisinin ayağında da bermido şort var bu dizinin altında geniş var ya dedim bu ne?
Ben de bu ne? Böyle baktım ona şimdi. dedim bu ne bu? Ya bu sakalın dedim altına bu dedim bermuda pantolon bu bermuda şort uydu mu dedim sence? Böyle baktı şimdi benim. Lan oğlum dedim sen dona takmışsın kafaya. Senin dedim kafan beynin dona takılmış dedim. Sen dedim kafan beynin donda senin dedim. Milletin donunla uçkurunla işinle dedim. İşinle. O adıma ters geliyor bu. Allah bizi affetsin. O yüzden derdimiz tarikat anlayışını eleştirmek değil. Tarikatçılığı eleştiriyorum.
Derdim tarikat pirlerini eleştirmek değil. Bakın pirlerle işim yok. Sonradan gelenler kendilerince o gün için kendilerince doğru yapmışlar bir sürü usül kaide geliştirmişler. Eyvallah. Öyle yol gitmek isteyene açık buyursun gitsin herkes. buna bir bizim böyle kota koyma gibi bir derdimiz yok. Ama biz böyle alışmışız. Biz biraz böyle free olacak bizimki. Yelpaze geniş olacak. Biz sünneti Resulullah'a uyacağız. Birinin dolmatik birinin sonradan oluşturduğu bir şey uyumaya içim kabul etmiyor. Yapamıyorum ben. Bana diyorlar zuhri ayrı kılmıyorsun sen. Kılmıyorum kardeşim ben bunu saklamıyorum ki diyorum ben. Bunu cemaate de söylüyorum.
Cumaları zuhri ayrı kılmıyorum ben. Kılmama sebebim şu. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kılmamış. Hazreti Ömer Osman Ali kılmamış. Sahabeler kılmamış. İmam Azam İmam Şafii İmam Malik İmam Muhamber yok. Yok. Bunu ben 20 yıldan beri söylüyorum. Diyanet yeni geldi bizim yolumuza. Şimdi Diyanet imamlara boyuna genelge üstüne genelge gönderiyormuş. zuhur ayrı kılmayacağınız cumaları diye. E günaydın sabah oldu. Ya bir kimsenin kendi kendine namaz ihdas etmeye nereden verdi o hakkı ona? Kim olursa olsun bu. Kardeş sen nereden namazı ürettin ya?
Bu namazı nereden ürettin sen? Ya Osmanlı'nın son ilaması koymuş. İyi kardeş Osmanlı'nın son ilaması koymuş. Tamam iyi ama Hazreti Resulullah da yok. Sallallahu Aleyhi Vesselam da. Hazreti Ebubekir Ömer Osman Ali'de de yok. İmam Azam da yok. İmam Şafi de yok. İmam Malik de yok. İmam Hanbel de yok. E hadis şerif var. Size iki şey bıraktım. Kim sımsık yapışırsa sapıtmaz. Biri Kur'an biri sünnetin. E dinledi. İşte Kur'an'a sünnete ve imamların iştahına dört vakit kaza namazı kılarım.
Bir de bunu açıktan söylüyorum. Evet açıktan söylüyorum kardeşim. Allah'ın bildirine ne saklayacağım ya. Açıktan söylüyorum. Kılmıyorum. Sünnete ve Resulullah da yok. İmamların iştahında yok diyorum. Bakıyor şimdi. Sen sapıksın diyor bana. Diyorum Kur'an ve sünnete ve imamların iştahına uymak mı sapıklık? Uymamak mı sapıklık? Bana birisi söylesin. Az önce birisine diyorum ki kardeşim hadis Buhari'nin hadisi var. Sen sapıksın diyor bana. İyi dedim kapat telefonu ya. Ne konuşayım ki senden dedim. Ben diyorum ki Buhari hadisi o diyor ki sapıksın sen. Bana diyor abi sen önceden böyle değildin.
Nasıldım önceden dedim ya. Önceden hadislere uymuyor mudum sustu. Dedim yavrum az önce Halit sanki haberi varmış gibi söylüyor. Dedim yavrum hadis hadis ben size hadis öğrettim dedim ya hadis öğrettin. Bu sefer durdu. Size hadis öğrettim. Hadis okudum size. Sen gönlüm arzu ederdi ki dedim mi sen benim karşımda hadisle çık. De ki abi sen bu noktada bu hadise uymadın ya. Alkışlayayım seni. Allah razı olsun diyeyim. Ama diyorum ayetle hadisle söyleyeyim ses yok toplumda. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden bize dışarıdan gelme dışarıdan sokuşturulmaya çalışma tarikatçılık cemaatçılık uymuyor. Bir de bu dışarıdan gelenler zaten hani sonradan olanlar bidattır diyor ya hadis şerifte sonradan ne varsa diyor. Siz uyacaksanız ilklerin yoluna uyun. Hadis şerif bunla siz diyor ilklerin yoluna uyun. Siz sonradan olan o yollara uymayın. Gerçekten de baktığınızda işte x bir cemaat çıkıyor bir bakıyorsun devleti yöneteceğim diye uğraşıyor. X bir cemaat çıkıyor bir bakıyorsun parayı alıp götürüyor. X bir cemaat çıkıyor milletin kurbanını götürüyor. Götürüyor boyuna. X bir parti çıkıyor milletin parasını götürüyor.
Şimdi kızacaklar gene bana. Nerede Refah Partisi'ne verilen paralar? Bunları Türkiye'de konuşan yok. Şimdi AK Parti'nin üzerinden zengin olanlar vatan millet Müslümanız böyle hele uçturarak ne yapacaklar?
Bunu müteahhitlerinden tutun, milletvekillerinden tutun, belediye başkanlarından tutun, etrafında dolaşanlarından tutun. Bunları yalakalık yapan profesörlerden, hocalardan, şeyhlerden tutun. Ne yapacaklar? Nasıl hesap verecekler? Belediyeden bir program almak için ele uçturanlar, takla atanlar, iki şiir okuyacağım da para alacağım deyip de bakanlar nasıl çıkacaklar işin içinden?
İşte x bir cemaat, x bir parti, x bir tarikat, x bir topluluk, adına siz ne derseniz deyin. Önemli değil ki. Nereye gidiyorlar? Ne yapıyorlar? X bir şeyh, haydin ev yaptırıyoruz şeyhimize, dergah yaptırıyoruz, tekke yaptırıyoruz. Nereden? Mübarek bunca masraf ediyor ya, nereden kalkacak bu masrafların altından? Eee, mübarek, cuma mübarekinde herkes bir el açın, el atsın meseleye. Eee, nerede kardeş? Hıh. Sufilik değil bunların hiçbirisi daha.
Bakın, sufilik değil, sufilik değil. Bak, ne güzel söylüyor. Ey abuzer, iyi düşün, senden bir biat alacağım, söz alacağım. düşündüm ya Resulallah, buyurun. İyi düşündün mü? Düşündüm ya Resulallah. İyi düşündün mü? Düşündüm ya Resulallah. Hiç kimseden hiçbir şey istememeye bana söz ver, istememeye. Almamaya değil, istememeye. Söz ver, ben de sana cenneti sözleriyim. Düşen ayakkabının bağır dahil. Söz verdim ya Resulallah. Söz verdim ya Resulallah. Sufilik bu.
Acı geliyor. Sufilik bu. Acı geliyor. Biz ders yaptıran arkadaşlara diyoruz ki, ders yaptırmaya gittiğiniz yerlerde yememeye, içmemeye, bir şey istememeye özen gösterin. Yanınızda götürdüğünüz kimseler yemeye, içmeye, uyumaya, konuşmaya, sözünüzü kesmeye yeltelenirse yanınızda götürmeyin. kadın erkek gittiğiniz yerde yemeyeceksiniz, içmeyeceksiniz, istemeyeceksiniz, istemeyeceksiniz, almayacaksınız. Bırakın, yiyen yesin, içen yesin, siz yiyip pişmeyeceksiniz.
Yanınızda götürdüğünüz arkadaşlarınız, karnınız acıktı derse, o adamı bir daha yanında götürmeyeceksin. Götürmeyeceksin bir daha yanında. Ne zaman yiyeceğiz? Götürmeyeceksin yanında. ya bir oturup çayı içeydik. Götürmeyeceksin yanında. Bakın bütün ders yaptıran kardeşlere söylüyorum. Götürmeyeceksin yanında. Birisini ele avuşturuyor, bir şey isteyecek. Götürmeyeceksin yanında ya. Yanında götürmeyeceksin. Taşımayacaksın. Üç gün aç kalacak, üç gün aç kalacak. Yemiyorsan, yemeyecek. İçmiyor, içmeyecek. İçmeyi ver. Sen Allah yolcususun. Sen Allah yolcususun.
İsteme. Andırma. Sen Allah yolcususun. Dilini dahi oynatma. Gözünle dahi bakma. Orada yemek birşey yok. Kafanı çevirir, bakarsan ev sahibi sana yedirmek zorunda kalır. Bakma. Bakma. Gözünü dahi çevirmeyeceksin. Hay bizim evde bundan yok. Gözün kör olsun senin, dilin tutulsun senin. Deme. Söylemem. Asla. Yol bu. İstemeyeceğine söz ver. Bakın, istemeyeceğine. Sen nasıl zekat topluyorsun ya? Tabii parçan bulunmaz senin. İstemeyeceğine söz vermişim.
Bu yol, sufilik öyle bir şey. İsteme. Andırma. Nerede yemek yiyeceğiz ya? İn dedim burada in. İn burada in. Tık yok. Bizim yolculuğa gidiyoruz. Mustafa, bizim Hakan diyor ki, yok diyor ondan yola gidilmez. Ne yiyor, ne içiyor yolda diyor. Ben unutmuşum ya andaki adam aç mı tok mu? Basıyorum ben Çanakkale'ye varacağım. Ya diyor ondan yol gidilmez. Böyle şakadan da olsa gerçek. Bir düşündüm doğru. Adam aç mı tok mu? diye düşünmedim. Adamı aldım Bursa'da saat bir midi, bir buçuk midi. Neydi? Tersi yetişeceğim dört toruya diye. Koyverdim yukasını, gittim. Adamı aç mı tok mu?
Sormadım hiç. Aklıma gelmiyor ki benim yolda yemek yiyeceğim. Yol keyif edeceğim, çay içeceğim. Hayatta yaşadığım bir şey değil. Adam diyor ki yol gidilmez onunla. Neden? Ya yedirip içilmiyor diyor. Hiç aklıma gelmemiş. Adam yiyecek, içecek. Yani başkası için söylüyor. Hayır yok. Sufilik bu. Hazreti Ebubekir Efendimiz iniyor, iniyor devesinden. Kırbacını kendisi alıyor. Diyorlar, ya emir el müminin. Biz verseydik, söyleseydin. Ben diyor, hem arkadaşım olan, hem peygamberim olan, Muhammed'i Mustafa'ya söz verdim. Sallallahu aleyhi ve selleme. Hiç kimseden hiçbir şey istememek üzere biatlaştık biz diyor. Sufilik bu. Arkadaşlar, eski olanlar iyi hatırlarlar.
Ben hiç unutmuyorum. Yolun başlangıcında gazcılarda ilk sohbetim. Ne dedim? İstersem dilim kopsun dedim. İstersem dilim kopsun. Aynı yerdeyim. İstersem dilim kopsun. Hani orada bir sözümün gene arkasındayım. Verirlerse, almazsa kolumuz kopsun dedim. Nefsimi ayırıyorum. Bana bir şey vermeyin, bir şey getirmeyin. Hediye babında dahi olsa sünnet-i Resulullah'a karşı çıkmak değil bu. Yok. Kapı aralanmasın. Kapı aralanmasın. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun inşallah.
Birkaç haftadır bu bir türlü şu dersi yapamadık ya. Saat gene 10-10 geçiyor. Allah Allah. Olsun bu ders de güzel oldu. Allah kabul etsin inşallah. Amin. Efendim, bir kimse yapmak üzere olduğu işin üzerindeyken yaptığı işin kendisine yararı olmayacağını düşünerek o işi terk edip boş bir şey olduğuna inanıp bunalıma giriyorsa ne yapmasını tavsiye edersiniz?
Ayet-i Kerime'de diyor ki siz Hz. Peygamber'e diyor bir şeyde istişare yaptın, karar verdin mi oradan geri dönme diyor. Bu haram bir şey değilse istişare yaptın, sordun, soruşturdun, baktın, bakıştırdın, araştırdın, bir şeye girdin. Oradan geri dönme. Bakın bu insanı hayatında istikrarlı eder.
Bir şeye normalde girdin bir şeye ya, bir işe girdin. Sordun, soruşturdun. Önceden sor, soruştur. Haram mı? Değil. Helal daire de mi? Evet. Tuttun ucundan. Devam et. Yoksa hep hayatın zikzak içinde gider. Şeriat hükmüne göre cezalandıran bir kişi ahirette o hükümden ceza alır mı? Hayır. İslam'da bir suçtan iki ceza yoktur. Bu kapitalist sistemde var. Bu deccalist sistemde var. Bir suçtan dört tane ceza çıkarırlar adama. Bir kimse bir suçtan bir ceza. Çekti mi cezasını? Çekti. Bu dünyada mı çekti? Dünyada çekti. Ahirete gitmez o suç. Hazreti Adem Aleyhisselam ve Havva anamız nikahlanmış mıdır? Evet. Ve mihir olarak anamıza ne vermiştir? Cennete feda etti ona ya.
Lan bu kadın milleti hala daha mehir peşinde ya. Cennet hayatı ya. Cennetteydi mübarek. Havva gel dedi gitti. Ye dedi yedi. Havva'dan gözünü alamadı ki. Aşık oldu ona. Sevdi onu. Bazen fütursuz gibi ya. Benim atam cenneti yakmış ya Havva uğruna. Havvasız Adem Adem midir ya? Havvasız Adem, Adem değildir. Eksiktir.
Ademsiz Havva da eksiktir. Adem Adem ise gerçekten Havvasız kalmaz. Havva da Havva ise Ademsiz kalmaz. Kimse kimseye kabak suç bulmasın. Adem, Adem ise Havvasız kalmaz. Havva da Havva ise o da Ademsiz kalmaz. Neden dedi hadis-i şerifte evleniniz, dininizin yarısını tamamlayınız. Adem'in Havvası yoksa yarım, Havva'nın Adem'i yoksa yarım. İki yarım birleşecek ne olacak? Tam olacak. Tam olacak. O yüzden Adem'i almış daha mehir ne istiyor?
Biz cinlerden ve insanlardan bazılarını cehennem için yaratmışızdır şeklinde bir ayet okumuştum. Aklıma takılan şu oldu. Allah cehennemlik için, cehennemlik için yaratmışsa o insanı, o insanın suçu ne? Cinlilerden ve insanların bir kısmı Allah'ın emirlerine ve nehirlerine tutmayacağından dolayı cehenneme gidecek. Yoksa Cenab-ı Hak Hüses'i onları formalize edip bunlar cehennemlikli, bunlar cennetliktir diye yaratmadı. Öyle algılamayın. Mealden okuduğunuzdan oluyor bunlar. Bunları mealden okuyorlar. Okuyun gene de düzeltiriz burada, sıkıntı yok. Bu mealcilik bu. Bunlar bize Kur'an yeter diyenler bu mealciliği çıkardılar. Ondan sonra da bu tip problemler çıkıyor işte.
Allah bizi affetsin. Seçim yapmak gerektiği zamanlarda karar verirken Allah bizi kendi irademizle baş başa bırakıyor mu? Evet. Bebeğimizin yedinci günü, yedinci günde başını kazıtmak sünnet diyebiliyoruz, yapmak istiyoruz. Ama ailemizin başı, ailelerimiz başı daha bir yılda yumuşak, zarar görüyor diye ısrar ediyorlar.
Başı tamamen kazıtmak mı gerekiyor yoksa kısa şekilde keserekten sünnete uymuş olur muyuz? Günü tam yedi mi olmalı ne tavsiye edersiniz? Normalde en son yedi günlük olunca, yedi günlük olunca bebeğin, kız, erkek hiç önemli değil. Başı diyor, hadis-i şerifin medninde tıraş edilir diyor. Saçı kesilir dese, kısaltılır dese başka türlü anlayacağız. Mesela ilk Beytullah'a giden kimse içinde başını tıraş eder diyor. Sonraki gidenler için de diyor ki saçından keser. Bak sonra gidenler için başını tıraş eder demiyor. Saçından keser diyor. O yüzden tam sünneti uyulacaksa başı tıraş edilecek. Başı tıraş edilince alınacak çıkan saçları bebeğin tartılacak. Kaç gram gelirse o kadar gram altın tasadduk edilecek.
Gücü yetene, gücü yetene, gücü yetmiyorsa bundan mükellef değil. Ondan sonra kız çocuğu ise bir koyun, erkek çocuğu ise iki koyun kesilecek. Akika kurbanı olarak tasadduk edilecek. Anne baba yerse yedi miktardan da ne yapacak? Ha yok anne baba bundan yiyebilir mi? El cevap yiyebilir. Sünnet bu. Aynı zamanda da yedi güne kadar da ismini koyacak. Hamile olanlar, çocuğu olanlar, Allah'a yalvarsınlar, yarabbi çocuğumuza bir isim gösterin desinler. İnşallah çocuklarına bir isim görürlerse rüyalarında, rüyalarında görmüş oldukları ismi koyacaklar. Yoksa bizim Halit'e sorarsak Halit Dağataş'a Mustafa ismini koyduruyor bu ara.
Hacı Erkan'la beraber anlaşmışlar gibi. Soruyorum ne olsun onların ikisi beraber senkorunize halinde diyorlar ki Mustafa olsun. Millet de zannediyor, işte ben Mustafa koyduruyorum. Öyle bir şey yok. Öyle koydursam dahi kendimi kast ederekten koydurmam. Mustafa ismi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ismidir. Niyet ederken de, niyet ederken de Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine niyet ederekten koyun. İnşallah. Dostur Yavuk.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.