Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 21 Ekim 2016 · 1:00:36
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Ya Allah Bismillah. Müslüman olan firmaya açılan tazminat davasından alınan faizli parayı evli kız kardeşimize verebilir miyiz?
İhtiyacı olana verin ama ve lakin ondan bir hayır beklemeyin. Ona da söyleyin faiz parası diye. Yıllar önce Orta Doğu'nun ve dünyanın 10 yıllık durumunu yorumlamıştınız. Malum acı tablo meydana, meydanda. Çakallar cirit atıyor. Bu durumda Türkiye'nin, Suriye'de ve Irak'taki tavrı nasıl olmalıdır? Misaki milli sınırlarımızı müdafaa etmeli miyiz?
Siz Orta Doğu'nun bu durumu nereye gider? Bilgi ve görüşlerinizi lütfen eder misiniz? Geçe gittiği yere kadar, aileden bir büyüğün saygı noktasında istenmeden illaki eli öpülür mü? Büyüklerinin elinin öpüleceğine dair cevaz vermiş Hanefiler. Bu noktada bir kimse büyük olarak gördüğü bir kimseyi, mesela işte annesinin, babasının, amcasının, dayısının elini öpmesinde bir beyiş yok, öperse iyi olur.
Nefsin istek ve hastalıkları nelerdir? Haramları işlemeyin yeter. Haramdan uzak durun. Musul ve Irak konusunda değerli görüşlerinizi açıklar mısınız? Sema size göre nedir? Açıklayabilir misiniz? Allah'ı zikir. Sema başka bir şey değil. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem sema etmiş midir? Rivayet var bununla alakalı. Hz. Ali Efendimiz'in onun etrafında döndüğüyle alakalı. Bir de kendi eksen etrafında döndüğüyle alakalı rivayetler var. Bunu hadisçiler çok kabul etmiyorlar kendilerince. Ama bu noktada zayıf diyorlar hadislere. Sufiler de diyorlar ki sahih.
Hürgünler diyorlar zayıf. Sonuçta zayıf olsa dahi onunla amel edilmesinde bir beyiş yok. Aynı zamanda hadis kriterçilerinin de meşhur bir ibaresi vardır. Bir kimse normalde hükmedilmiyorsa bunun üzerine birisinin karı veya zararı söz konusu değilse zayıf hadis üzerinden amel edilebilir. Bakın zayıf hadis üzerinden amel edilebilir. Hadis zayıf, amel edilebilir. Birinin zararı varsa bu hukuku ilgilendiriyorsa. Bakın hukuku ilgilendiriyorsa. İki kişinin arasındaki hukuku, kişiyle aile hukuku, kişiyle devlet hukuku. O zaman bunun zayıf hadis üzerinde eğer yoksa bir ibare, zayıf hadise kadar bu mesele inebilir. Hadis çünkü var ise bir meselede önce o hadis şerife bakılır.
Heva ve hevese uymama açısından. Bir kimsenin kendi aklını ilahlaştırmaması için. Din çünkü bir kimsenin kendi aklını ilahlaştırmasına müsaade etmez. Bir kimse, akıl Kur'an ve sünnete tabi olmak içindir. Kur'an ve sünneti eleştirmek için, Kur'an ve sünnetin eksiğini yediğine bakmak için değildir akıl. Akıl Kur'an ve sünnete tabi olmak içindir. Akıl ne zaman ki Kur'an ve sünnete tabi olmaktan çıktı, böyle müteşhabihlerin üzerinde işte kendince eksik yedik aramaya, sünnete Resulullah'ta eksik yedik aramaya, hadis şerifte eksik yedik aramaya başlayınca o akıl şeytanileşti demektir. O akıl kemale ermekten uzaklaştı, şeytanileşmeye başladı. Şeytan da aynı yolu gittü çünkü.
Şeytan dedi ki ben ateşten yaratıldım, o da topraktan yaratılma. Biz yaratılış noktasında biz onunla eş değerde değiliz. Ben o yüzden ona secde etmeyeceğim dedi. Burada o kendince mantık yürüttü. Kendince akıl kıyasladı burada. O yüzden ilk kıyaslayan şeytandır. Ve kıyaslar insan. İnsanın mantığı kıyaslar. Mantık yürütme aklın bu noktada askeri gibidir. O kıyaslar boyuna. Yeşil ile kırmızı, kırmızı ile siyahı kıyaslar. Ahmet ile Mehmet'i, Mehmet ile Ahmet'i kıyaslar. Hüseyin'i katar, onu katar, bunu katar. Hepsini kıyaslamaya başlar. Kıyaslayıp akla sunar. İşi o durum. Akıl da o kıyaslamanın neticesinde hükmeder. Buna felsefeciler mantık yürütme derler ya, bunu çok önemserler.
Kelimeden kelime çıkarıp, işte bir olaydan olay çıkarıp mantık yürütürler. Din mantık yürütme işi değildir. Dinde mantık yürütmeye kalkarsanız, altı üstüne git çıkar. Buna en güzel cevap, hani Hz. Ali Efendimiz'in sözü vardır ya, diyor aklıma, mantığıma baksam, ayağımın altını mest ederdim. Çünkü insanın ayağının altı kirlenir. Mestin altı kirlenir, üstü kirlenir mi? Yok. Ama gördüm ki der, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ayağının üstünü mest ediyordu. Yani mestin üstünü mest ediyordu. Bakın mestin üstünü mest ediyordu. O yüzden akıl, bu noktada eğer negatif olursa, başlar irdelemeye. Allah'ı zikredin, ayaktayken, otururken, yanlarınızın üzerine yatarken.
Allah'ı çokça zikredin. Kim beni zikrederse, ben de onu zikrederim. Buradaki zikrin, ne şekilde, nasıl yapılacağı açık. Yani şekil olarak değil, zikrin yapılacağı açık. Burada Cenab-ı Hak, hani biz ayete uyarız diyenler var ya, iyi, ayeti kerime nasıl yapılacağına hükmetmemiş. Ayakta otururken, yatarken zikret demiş. Biz bu konuda Hz. Peygamber'e uyduk. Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine. Hadis-i şeriflerde halaka halinde zikredin demiş. İşte, zikrullah, halaka, zikrullah yapılıyordu. Hz. Peygamber de oradaydı. Üç kişi girdi. Birisi halakayı yardı diyor. Demek ki zikir halakası var. Sırayı yardı demiyor.
Halakayı yardı. Halakanın içine oturdu. Yani halakayı yardı, oraya oturdu. Birisi dışına oturdu. Birisi de çıktı gitti. Dedi ki diyor, zikrinden beri olunca Hz. Resulullah. Ey Aslan'ım bu üç kişiden haber vereyim mi? Ver ya Resulullah. Halakayı diyor, yarıp oturanı Allah zatında barındırdı. O zaman zikrullahın bir de edebi çıktı bakın. Halakada otur. Öyle kıyıda köşede serseri mayın gibi dolaşma. Zatında barınmak istiyorsan halaka tut. Nasıl namazda saf var? Zikrullahın safı da halakada durmak. Zikrullahın safı halakada durmak. Öyle serseri mayın gibi, böyle entel dantel takılır gibi. Yani ben bunlardan değilim der gibi.
Gidip köşede oturma. Halakaya gir disiplinli bir şekilde. Sufilik disiplin işidir. Heva hevese uyma işi değil. Halakaya gir. İkincisi diyor, edeb etti. Halakayı yarmak istemedi. Dışına oturdu. Onu af-ı mağfiret etti diyor. Halakanın dışına oturdu. Onu af-ı mağfiret etti. Yani o serseri mayın gibi dolaşan, ben sizden değilmişim gibi diyen duran var ya, onu da af-ı mağfiret etti. Zikrullah halakası o kadar kıymetli. Dönüp gidene de diyor, Allah ve melekler lanet etti. Dönüp gidene. Zikrullah halakasından dön. Baktı, zikrullah yapıyorlar, döndü gitti. Zikrullah'ı kerih gördü çünkü. Oradaki yapılanları kerih gördü, eksik gördü, noksan gördü, nefsine yediremedi. Döndü gitti.
Ona da diyor, Allah ve melekler lanet etti. Bakın, halaka halinde zikrullah yapmak, sünneti Resulullah. Yol çıktı bize. Bakın yol çıktı. Yol sünneti Resulullah'a uyuyorsa yoldur. Sufilik, sünneti Resulullah'a uymaktır. Bizim için sufi tarikat yol ya, tarikat yol demek. Bizim için yol, sünneti Resulullah olmalıdır. Sünneti Resulullah'tan bir taban yoksa onda, sapkınlığa doğru yol alır. Eczikullah, Allah'ı zikredin, eyvallah. Ayaktayken, eyvallah. Otururken, eyvallah. Yanlarınızın üzerine yatarken. Bakın, insanoğlunun üç tane hali çıktı. İnsanoğlu ya ayaktadır, ya oturuyordur, ya yatıyordur.
Bakın, insanın üç tane fiili çıktı. Üç tane fiil, üç tane hal. İnsanoğlu, yirmi dört saat boyunca, ya ayaktadır, bakın, ya ayaktadır, ya oturuyordur, ya da yatıyordur. Cenab-ı Hak diyor ki, sen hangi fiil üzerinde durursan dur, Allah'ı zikredeceksin. Allah'ı zikredeceksin. E zikrin biz, şeklini, şemalini, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti Erna'nın. Onun yoluna uyuyoruz. Ya siz bu usulü nereden buldunuz? Kardeş, bu usul bizim değil. Bu usul hadis-i şeriflerle, hadisi kudsilerle belirlenmiş. Mustafa Özbağ'ın usulü değil bu. Ahmet Efendi'nin, Mehmet Efendi'nin usulü değil.
Başka bir hadisi kudsüde çünkü, diyor ki, toplanıp halaka halinde, toplanıp Allah'ı zikrederler. Ve melekler de halaka halinde, onların başında Allah'ı zikrederler. Semaya kadar yükselirler. Arş-ı alaya kadar yükselirler. Allah bildiği halde sorar. Ey melaikelerim, kullarım ne yapıyor? Seni zikrediyorlar Ya Rabbi. Bakın orada da halaka deniliyor. O metinde de halaka var. O zaman zikrullahın halaka halinde zikredileceği, hadisi kudsi ve hadis-i şeriflerle sabit. Bir. İkincisi, ayeti kerimede sırf ayeti uyarız diyenler, zikrullahın yapılış şekli yok. Bir kimse istediği gibi zikrullah yapabilir mi?
Yapabilir. Sen istersen hamuda kalkaraktan yap. Ne yapıyorsun? Zikrediyorsun. Sen zikrediyorsan, ben derim ki hamuda kalkaraktan Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri zikretmemiş. Ama sen bunu başarabiliyorsan, hamuda kalkaraktan da, benim yolum değil. Neden? Senin yaptığın Muhammed'i değil çünkü. Esema kardeş var, zayıf da olsa var. Zayıf diyor hadisçiler. Var. O zayıfla amel edilir mi? Evet. Onunla amel etmek size bir zarar verir mi? Bir başkasına zarar verir mi? Hayır. Bakın temelinde zayıf da olsa hadis var. Hadisçiler, hadis kritercileri zayıf demişler. Ben hayır zayıf değildir deme noktasında değilim. Neden? Ya ben onun ilmini yapmadım. Kitapta yazıyor mu? Yazıyor.
Alimlerde zayıf demişler mi? Demişler. Hayır, zayıfsa zayıf ya. Ben zayıf hadisle amel ederim senin aklına göre amel edeceğime. Benim aklıma göre amel edeceğine zayıf hadiste amel et. Bir başkasının aklına göre amel edeceğine zayıf hadiste amel et. Ama zayıf. Ya kardeş senin aklından iyidir. Ya ama zayıf. Ya benim aklımdan da iyidir. Ya zayıf. Ya senin aklından da iyidir. O yüzden sema ile alakalı. Zayıf da olsa hadis var mı? Evet. Ya bir de buna karşı çıkanlara örnekleme veriyorum. Ya neden karşı çıkıyorsunuz? Uludağ Üniversitesi tasavvuf kürsüsü başkanı Süleyman Uludağ'ın bununla alakalı yazdığı risaleler var. Sema ve musiki ile alakalı doçentlik tezi vermiş adam.
Kabul olmuş. Ve bir sürü ayetlerden, hadislerden, imamların iştahatlarından toplamış. Hatta birisine dedim öyle. Hocam Süleyman Uludağ'ın dedim. Sizin sınıftan yani. Yani üniversiteli. Yazmış olduğu bir doçentlik tezi var. Kabul edilmiş. Madem doğru değildi. Üniversite neden bunu kabul etti? O zaman üniversite ilim yuvası değil. Süleyman Uludağ ki Uludağ Üniversitesi tasavvuf kürsüsü başkanı. Eee yani tasavvuf kürsüsü başkanını yapmış bir kimsenin doçentlik tezi olarak verip kabul edildiği bir tezi sen kabul etmiyorsan ona bir karşı risale yaz o zaman sende. Sebep? Ya yaz. Ben karşıyım demekle olmuyor bu işler. Bakın ben karşıyım demekle olmuyor.
Ve Sema'nın bu noktada caiz olduğuna dair. Sema'nın var olduğuna dair. Bakın o doçentlik tezinde bu da var. Süleyman Uludağ o doçentlik tezinde Sema'nın var olduğunu, zayıf hadisleri de almış, hadisleri de almış, ilk sufilerin sözlerini almış. Bir risale var, sonuçta bir eser var orta yerden. İlla ki kabullenmeyecekler. Ya kabullenin, neden kabullenmiyorsunuz? Sufilik bir gerçek, tasavvuf bir gerçek, tarikatlar bir gerçek. Çok affedersiniz, sözüm meclisten dışarı, apırsalar da, köpürseler de, ağızlarında da tutsalar, çiğnemek zor da gelse, yutmak zor da gelse, tükürmek zor da gelse, var. Debelenmeyin, debelenmeyin.
Ve İslam dünyasında, İslam hala da tertemiz, o sufilerin kanalından geliyor. İslam hala da tertemiz duruyorsa, o sufilerin mücadelesiyle geliyor. Ve bu ülkede, bu Anadolu'da, bu Anadolu topraklarında, hala da İslam, Kur'an ve Sünnet denkleminde yaşanıyorsa, bu sufiler kanalıyla geliyor. Bakın, sufiler kanalıyla geliyor. Tekkeleri kapattılar, medreseleri kapattılar, her şeyi kapattılar. Ama o Allah aşıkları, ev ev, oda oda, basıla basıla, çile çeke çeke geldiler. Çile çeke çeke geldiler. Ve o sufiler ayakta duruyorlar. Ve Bediüzzaman Said Nursi'nin mektubatındaki bahsettiği gibi, Osman Ali'yi 500 yıl küffarın karşısında ayakta tutan, camilerin arkasındaki tekkelerde yükselen Allah Allah nidalarıdır diye söylediği bahsettiği, tekkelerden yükselen Allah Allah nidalarıyla ayakta duruyor.
Memleketin başına çorap örecek olanları, duasıyla, zikriyle, hiç olmadık zamanda ritmik, olmadık davranış ve hareketleriyle, memleketin sahibi onlar, memleketin sahibi onlar. Sufiler, neden, sebep ne? Sahibi olmalarının sebebi ne? Çünkü eğer sufi topluluk, kendisini Kur'an ve sünnet dairesinde tuttuysa, tutmayanlara bu sözü, tuttuysa şirketle işi yoktur.
Tuttuysa makamla, mevkiyle işi yoktur. Eğer Kur'an ve sünnet dairesinde kendini tuttuysa, yok belediyeye şunu katalım, yok şurada örgütlenelim, yok burada bunu yapalım, işi yoktur. Eğer Kur'an ve sünnet dairesinde durduysa, milletin kesesiyle işi yoktur. Kur'an ve sünnet dairesinde durduysa, ona 500 bin dolar getir, ona 100 bin dolar getir, ona 50 bin dolar getir, ona sen çek getir, yok ondan şu kadar para getir, yok buraya biz şunu yapacağız, şu kadar para toplayız. Böyle işleri yoktur. Olmamalı zaten. Bakın olmamalı. Onlar niçin vardırlar? Fisebillillah Allah ve Resul için vardırlar. Fisebillillah. Fisebillillah. Allah'ı sevdiklerinden dolayı oradalardır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine tabi olduklarından dolayı oradalardır. Allah'ın dostlarına muhabbet besledikleri için oradalardır.
Başka bir dertleri yoktur. O yüzden ayakta dururlar yüzyıllardan beri. O yüzden dinin özünün özünün özüdür onlar. Hani diyor ya Hazreti Mevlana Mesnevisinde bu kitap diyor, dinin özünün özünün özüdür. Adam haykırıyor ya nasıl böyle söyler diye. Evet. Çünkü sufiler dinin özünün özünün özünü yaşamaya çalışırlar. Sebep? İçselliğin de içselliğine yürürler. Öbürkü kabukta kalır, öbürkü zahirde kalır. O da hak. Ona da bir şey demeyiz. O bir muska yazar parayı alır, o bir fatiha okur parayı alır. Kendince de fetvayı bulur. Var mı fetvası? Var der. Var mı? Var. Bir üfler alır parayı. Bir programa çıkar kırk milyar alır.
Bir risale yazar beş milyar alır. Bir kitap yazar öğrencilere mecbur eder. Buradan soru soracağım herkes bunu alsın da. Onu hak görür kendisine. Eyvallah. Bir kitap yazar Diyanet Vakfı'ndan parasını alır. Bir kitap yazar Diyanet'ten parasını alır. Peki onlar bir tefsir yazarlar. Tefsiri satmak için uğraşırlar Diyanet'e, devlete, bir yerlere. Bir şey yazarlar kitap evlerine satacağım diye uğraşırlar. Yolları o. Yolları o. İkimizi para pul toplar. Makam mevkii peşinde koşturur. Siyasetçilerin peşinde koşturur. Devlet erkanının peşinde koşturur. Koşturur, onlardan ihale alacağım, şunu alacağım, bunu alacağım. Aman bize şunu verin, aman bunu böyle yapın, aman şunu şöyle edin.
Yalaklık salaklık eder. Siyasetçilerin de hoşuna gider yalaklar salaklar. Etrafında olsunlar, dönsünler. Arada onlara paye verirler. Beş on kuruş. Onlar da siz bilirsiniz efendim der, peşlerinden gider. E onların yolu. Kimisi gider şirket kurar, ne o, inşaat şirketi kur, inşaat şirketinden tut da, haç ömre ulaşım şirketinden tut da, onun olsun nice daha şirketler kurarlar. Ooo, kur Allah, şirket kur. En başına da Şeyh Efendi'yi oturttur, bütün şirketler de Şeyh Efendi'nin, öldükten sonra mecbur şirketler elden gitmesin. E oğlana kalacak. O zaman Şeyh olarak da oğlana atar. Dergah yaparlar Şeyh'in, ne o, tapusu Şeyh'in üzerine. Öldükten sonra ne olacak? Mezbur Şeyh'in oğlu geçecek. Hadi toplanın arkadaşlar, dergah yapıyoruz.
Haydin pamuk eller cebe. Hüra bütün herkes pamuk elleri cebe koyar. E Şeyh'in oraya bir tane dergah yapılınca yanladı bir tane. Ev lazım. Kör müsünüz be kardeşim? Evsiz dergah olur mu? E bir de ev yapın yanına. Ondan sonra Şeyh öldü. Kim oldu başka Şeyh? Filanca oldu. Hadi bir daha yapın. Bitmez. Ama Kur'an ve sünnete tabi olan böyle değildir. E onun da dili keskin oluyor. Onun da dili sivri oluyor. O da fitursuz konuşuyor. E neden? E müritlerden beş lira almıyor. Cuma olunca herkes cuma selamlığına gelip elini öpen cebine bir yüzlük, iki yüzlük koymuyor. Minderi yok, minderin altına sıkıştıralım. E cebinde böyle yanında da kesesi yok, kesesine sıkıştıralım.
Eee? Eee bu ama bu da olmuyor tabi, işine gelmiyor. Bu da işine gelmiyor. İşte dini, ne diyor Cenab-ı Hak ayet-i kerime, sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Kardeş bunu yazdın mı? Yazdın. Bu yazdığın kitaptan ücret istiyor musun? Evet. Bu tür kitap tamamiyetle doğru olabilir. Ayet-i kerimeye ters. Sebep? Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Ya nasıl basbayağı bana kimin kitabını getirdin? Filanca profesörün Kur'an meali. Okumuyorum kardeşim. Neden? Ya ücretle yazmadın bunu. Ücretle yazdı.
Kimin? İşte beş tane profesör toplanmış bir tane meal yazmış. Kim yazdırmış bunlara? Diyanet yazdırmış. Ücret verdi mi bunlara? Verdi. İyi kardeşim. Onların işi bu, mesleği bu. Yazsınlar. Okumuyorum. Ya nasıl okumasın? Ya okumuyorum kardeşim. Allah Allah. Çünkü Hud diyor ki yine Hud suresinde. Benim ücretim Allah'tandır. Başka bir peygamberin dilinden diyor yine. Benim ücretimi Allah verir. Yine Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor. Benim ücretim Allah'a aittir. E ayet-i kerimede de yine Antakyalı Habib'in ağzından diyor Cenab-ı Hak. Diyor ki sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. E biz bunu bağırdıkça canları sıkılıyordu milletin.
Ya neden bunu böyle iki de bir de söylüyor? Aha çıktı meydana neden söyledim? Milyon dolarlar gitti. Hüpletti millet. Bağırıyor sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidin diye. Kızıyorlardı. Tehdit ediyorlardı. Soruyorlardı. Dergahın içerisine girip soruyorlardı. Hala da soruyorlar. Duymuyoruz mu zannediyorlar? Ben de memnunum bundan. Rahatsız değilim. Sorun kardeşim. Sorun. E yolun başında dedik. İstersek dilimiz kopsun. Kopsun dilim. İstersen. Dermişlerden. Ama nefsime ait.
Ama dergaha ait. Bir şey istersem dilim kopsun. Yine söylüyorum. Dilim kopsun. Kökünden kopsun ha. Yolun başında söyledim. Şimdi de söylüyorum. İstersen dilim kopsun. Hem de kökünden kopsun. O noktaya gelmektense çekilirim bir kenara. Kendi kendime hadis okur geçerim. Hayalim zaten benim. Kardeş soruyordu ne yapacağım diye. Kenara çekileceğim hadis okurum diyordum. Gelirse millette onlara da hadis okurum diyordum. Hayalim duruyor orada hala. Ha işte sufilik dinin özünün özünün özü. Hapırsalar da köpürseler de ağızlarında tutamasalar da yutamasalar da yutamazlar.
Çünkü midelerine ağır gelir. Kabullenecekler. Bu memleketin gerçek sahipleri bu sufiler. Bu memlekette dinin gerçek sahipleri. Kur'an ve sünnet tarihinde duran sufiler için söylüyorum onu. Allah bizi muhafaza eylesin. Hazreti Mevlana semaya ne zaman başlamış? Hani gidiyormuş ya yolda. Çarşıda. Selahaddin Zerkubi'nin dükkanının önünde. Halka açık orada başlamış. Herkesin içinde orada başlamış. Milletin gördüğü bu. Zikir halakasının ortasında semazenin bulunma nedeni nedir? O da bizim ritüelimiz. Aslında mekan düzgün olsa hepinizi halaka halinde döndüreceğim böyle.
Allah o günleri gösterecek bana. Amin. İnşallah. Herkes sema edebilir mi? Tabii. Herkes sema edebilir. Sema etmek herkese açıktır. Sorabilirsin. Hadislerin zayıfları ile ilgili buyurdunuz ki. İslam alimleri zayıf hadislerde herhangi bir yarar ve zarar olmadıkça amel edilebileceğini söylediler. Derken şöyle. Birisinin bir zararı yoksa iki kişinin hukuk yarar kelimesini kaldıralım ortadan. Yararlı olur muhakkak şey. Şöyle bir şey soracaktım ben de. Sema birisine yarar sağlıyorsa ve biz semayı orijininde hadisi şerife dayandırdığımızdan yaptığımızı söyledik. O zaman bir kimseye sema yarar sağlıyorsa ücret gibi, bir karşılık gibi, bir makam gibi o zaman onunla hadisi şerif binayince amel etme ortadan kalkmış olur mu?
Bir semadan sema ederken ücret karşılığında sema ediyorsa ondan yarar ortadan kalkar. O zaman hadisi şerife göre de uygun olmuş oluyor. Ritüel olarak. Çünkü yarar sağlamış oluyor. O kimse bu noktada manevi olarak yarar sağlar, sema eden bir kimse ama bunu maddiyete dökerse sıkıntı var. Sema eden bir kimse semasının karşılığında ücret talep etmeyecek. Bir yarar sağlamayacak. Bir yarar sağlamayacak. O zaman yarar ve zararı olmadıkça hadisi şerif binaenince biz onunla amel edebiliriz. Hiç sıkıntı yok. Buna din olun. Hiç sıkıntı yok. O zaman bir şeyden para alan, yarar sağlayan bunu yapması hem İslam'a göre de uygun olmaz. Evet. Din ise söz konusu ondan bir kimse fayda ummayacak, fayda beklemeyecek.
Maddi olarak. Musul'da oynanan oyun ne, Türkiye'yi neden orada istemiyorlar? Suriye'deki Fırat Kalkanı ile ilgili ne söylersiniz? Elbaba neden girmemizi istemiyorlar? Rusya ile yakınlaşmamız ne ifade ediyor? Bu doğru mu politikadır? Başkanlık sistemi gelecek mi? Sizce Bahçeli neden böyle bir çıkış yaptı? Son olarak sizce ABD'nin çöküşü mü başladı? Sondan itibaren başlayayım. Öyle ABD çöküyor falan diye hayal görmeyin. Böyle hayal görenlerin hayaline de katılmayın. Hiç kimsenin çöktüğü mühtü yok. Dünyanın bir numaralı askeri güce sahip olan bir ülke öyle bir günde çökmez. Osmanlı nasıl 200 yılda çöktüyse, 200 yılda çöktüyse ABD de ancak 200 yılda anca çöker.
Onun çökmesi için ya ilahi bir el çöker artık ona söyleyecek bir lafım yok. Ona söyleyecek bir şeyimiz yok. Ama öyle televizyonlarda işte ABD çöküyor. İşte ABD çöktüğünün garantisi öyle bir şey yok. Sonuçta şeyde Orta Doğu'da bilek güreşi var. Bilek güreşi var Orta Doğu'da. Bu bilek güreşi Rusya ile Amerika arasındaydı. Ortadan bir de Türkiye çıktı şimdi. Yani Türkiye'de eğer darbe gerçekleşmiş olsaydı ortadan Türkiye çıkmayacaktı. Zaten Türkiye çıkmasın diye darbeye kalkıştırlar. Darbeyi de yaptıran, darbeyi yaptıran direkt Amerika'dır. Direkt Amerika. Darbenin planı, programı her şeye Amerika'ya ettir.
Uygulaması cemaate ait. Darbe Amerika'nın işidir. Amerika Türkiye'nin bilek güreşine girmesini istemediğinden dolayı hem Rusya ile arasını bozdu ilk etapta hem de darbe ile son indirici yumruğu vurmuştu. Ama millet toparlandı. Millet toparlandı. Milletin kalbi hükmündeki sufiler işe el koydular manevi olarak. Bunu daha önce anlattım bir daha anlatayım o zaman. Hem zahiri aksakallıları var hem de manevi aksakallılar var. Manevi aksakallılarla zahiri aksakallılar bir noktada birleştiler, buluştular. Önce vatan, önce devlet dediler.
Vatan ve devlete ve millete el koydular. Millete nereden eştiği bilinmeyen bir Yemen'e diyor ya hadis-i şerifte Yemen'den diyor manevi bir rüzgar eşti. O manevi rüzgarla millet meseleye el koydu. Millet el koydu. Ve bu noktada ABD'nin fitizlikle uygulamaya koyduğu darbe geri püskürtüldü. Geri püskürtülmesiyle kalmadı.
Zaten darbenin olacağını demek ki devletin içerisindeki aksakallılar biliyorlarmış. Hazırlıklarını yapmışlar. Hazırlıklarını yapmışlar. Onların da kiramen katibi melekleri var. Bütün her şeyi yazmışlar, çizmişler. Darbeye darbeyle karşılık verdiler. Asanın yaptığına Musa da şaştı diyor ya. Onlar da Asanın yaptığına Musa da şaştı. Yani devleti yönetmeye çalıştı, yönetiyormuş gibi görünenler de şaştı Asanın yaptığına. Çünkü Asa o ilizyonist'i yuttu. Asa o büyüyü yutuverdi. Cumhurbaşkanı otele saklandı, oradan başka bir yere gitti. Başbakan gitti, bir tünelin içine saklandı.
Ama Allah'ın Asası meydandaydı. Yalayıp yutuverdi. Büyücülerin yapmış olduğu büyüleri. Onca okudular, Ebced'liler, onca okudular, Ebced'e bakıp, bilmem neye bakıp, okudular, okudular, okudular, okudular. Cenab-ı Hak Asas'ını attı ortaya. Ne kadar okuntu, üflenti varsa hepsini yaladı, yuttu. Ve böylece normalde Orta Doğu'da denklem değişti. İçerideki Amerikancı ne kadar varsa bildiklerini, bulduklarını saf dış ettiler. Amerikancılar saf dışı olunca, e gittiler Rusya'yla da dediler ki biz tiyansın yanlış yapmışız, biz gaflete düşmüşüz, dinlememişiz bazı insanları ve bu hataya düşmüşüz dediler. Onunla da işi düzeltince, işçiz çıplak çıktı meydana.
Bu sefer onunla işi düzeltince, o da bir belirli listeler verdi Türkiye'nin eline. Dedi ki bunları bunları bunları bunları da alın, bir listede onlar verdiler. Bir de dediler, bir de şeyde ne o, bir üst seviyenin haberleştiği, baylok sonradan çıktı ya, bangır bangır bağırıyorduk ya bir sistem daha var diye, hiç kimsenin haberi yokken. İşte neyse, bir sistem daha var diye bağırıyordum ya haberleşiyorlar ondan diye. E onu da verdiler ellerine, onu da çökerttiler. Temizleniyor şimdi Amerikan uşakları. Bunlar direkt Amerikan uşağı çünkü. Bunlar direkt CIA ajanı. Ne dedim darbenin başında?
CIA ve artı Yezidilerin yaptığı bir darbe bu dedim. Bunlar Yezidi. CIA'nın emrinde bunlar. Bunlardan temizlendikçe, nereden temizlendikçe? Adalet mekanizmasından, yüksek bürokratlardan, askeriyeden. Bunlar temizlendiğinde memleket nefes alacak. Nefes aldı zaten. Ne oldu bakın boyuna bombacıları buluyorlar patlamadan da. Boyuna buluyorlar bakın. Harada bir tane sıyırıntı çıkıyor çıkıyor ama buluyorlar. Ne oldu bak Fırat kalkanı yaptı. Güldür güldür güldür gitti, temizledi. Bak ne oldu güven geldi. Dedi ki Suriye sınırında bir tane terör örgütü bırakmayacağız dedi. Güven geldi.
PYD'si, PKK'sı şimdi cortluyor. Yetmedi. Bir daha söyledi. Ne dedi? Bundan sonra dedi, terör neredeyse dedi, bize saldırmasını beklemeden dedi, biz gidip inin de vuracağız dedi. Bu ne demek biliyor musunuz? Yakında Kandil'e de bir tabur inebilir. Yakında Kandil'e de bir tabur inebilir.
O zaman zaten Amerika'nın, Rusya'nın, İsrail'in, Avrupa'nın besleyip büyüttüğü, semirttiği, desteklediği 50 yıllık, 50 yıllık Türkiye'nin en önemli terör meselesi çöker. O zaman Türkiye özgürleşmeye başlar. Şimdi geriye doğru geliyorum şimdi.
Bu kadar geçsin. Başkanlık sistemi gelecek mi? Sizce Bahçeli neden böyle bir çıkış yaptı? Başkanlık sistemi inşallah gelir. Devlet Bahçeli'yle alakalı bir not düşeyim. Ben hiç MHP'li olmadım, ben ülkücüyüm. Eski ülkücü. Ben hiç MHP'li olmadım, biz hiç MHP'li olmadık. Kanımız uyuşmazdı bizim partiyle ülkücülüğümüz zamanında.
Ama ülkücü camianın ve MHP'nin bir duruşu vardır. İyi tanıdığım için söylüyorum. Oradan geldiğim, bildiğim kadarını söylüyorum. Söz konusu olan vatan, millet, devletse, ülkücü camiye ve MHP'yi menfaatsız, hesapsız, kitapsız orada görürsünüz. Bak, menfaatsız, hesapsız, kitapsız orada görürsünüz. Şu anda Türkiye'nin 7 Kasım mıydı, ilk seçim hangisi? Haziran mıydı?
7 Haziran'dan sonra memleketin siyasetine el koyan devlet Bahçeli ve arkasındaki Aksakalılardır. Bu görünmüyor. Bunu ilk defa net ve altını çizerekten söylüyoruz. Böyle ya MHP'liliği tuttu filan diye düşünmeyin. Bakın MHP'liliği filan tuttu diye düşünmeyin. 7 Haziran seçimlerinden sonra ülkenin siyasetine, devlet adına, millet adına, memleket adına el koyan ve yönlendiren, yönlendiren, onu çekidüzen veren, dizayn eden Bahçeli'dir. Bunu belki de 20 yıl sonra veya 10 yıl sonra bu millet görecek. Belki de 5 yıl sonra görecek.
Belki de bu millet hiç görmeyecek bunu, hiç önemli değil. Ama Türkiye'yi kaostan alan, Türkiye'yi bu kadar tezgahın etrafında tezgah dönerken, bu kadar bilek güreşinin içerisinde, bu kadar tezgahın içerisinde, bu kadar kaosun içerisinde, tabiri caizse, ipten alan iki adam var. İpten alan iki tane adam var. Birisi Devlet Bahçeli, birisi de Cumhurbaşkanı. İpten alan, bakın ipten alan iki tane siyaset ve devlet adamı var. Birisi Devlet Bahçeli, birisi Tayyip Erdoğan. Ve Tayyip Erdoğan pası atıyor, Devlet Bahçeli pası atıyor Erdoğan'ın önüne, buradan gol yap diyor. Ona da gol yapmak düşüyor zaten, o da gol yapıyor.
Şimdi sıra bu golde diyor, koyuyor topu yine onun önüne. Hadi şimdi sen vur diyor, o da vuruyor ona. Gol oluyor o da. İkisinde de muhteşem cesaret var. İkisi de ortak devletle alakalı, milletle alakalı, ortak noktalarda ortak konuşup görüşüyorlar. Şahsi bir şey yok bunda. Parti menfaatleri de yok. Bakın parti menfaatı da yok, şahsi bir şeyleri de yok. İkisinin de ortak noktada buluşmalarından dolayı çok mutluyum. Bu bir Rabbimin lütfu. Cenab-ı Hakk'ın ikramı bu. Ve Cenab-ı Hakk'ın bu milletin üzerinde ümit var olmamız gerektiğine dair bir işareti. Demek ki bu topraklarda yetişecek olan, bu topraklarda neşv-i neva edecek olan İslam'ın, İslam'ın bütün İslam dünyasında ihtiyaç duyduğu bir şey.
Cenab-ı Hakk bunu icra ettiriyor şimdi. O yüzden bu muhteşem bir şey. Başkanlık geçmeli, geçecek de zaten inşallah. Geçmesini canı gönülden, yürekten istiyorum. Canı gönülden, yürekten istiyoruz. İnsanlar başkan seçsinler. Hem böyle, öyle olsun ki sekiz sene filan olmasın. Sekiz sene filan olmasın. Seçildiği müddetçe devam etsin adam. Bakın seçildiği müddetçe devam etsin. Bu sekiz senede oyun çünkü. Başkanlık seçimlerinin sekiz yıl olması Avrupa'nın, Amerikan'ın oyunu. Karanlık güçlerin oyunu. Adam henüz daha makama oturmadan, daha koltuğu ısınmadan başkanlığı bitiyor adamın. Adam hangi projeyi uygulayabilir sekiz yıl içerisinde?
Hiçbir projeyi uygulayamaz. Hiçbir projeyi uygulayamaz adam. Adam bugün diktiği ağaç, sekiz yıl sonra meyve vermez. Yok. Bağırış, çağırış, onca bağırdılar, çağırdılar, laf söylediler. İki tane köprü bitti. İstanbul'dan bir buçuk saatte Bursa'ya geliyorum şimdi. Dersten çıkıyorum. Geçen köprü de açıktı. Dedim, sıkıştırayım dedim ya. Nasıl olacak acaba diye. Bir saat on beş dakikada dördana rampasına geldim. Hem uykum gelmesin dedim, hem sıkayım kendimi biraz.
Bir saat on beş dakika. Cevdet'in bir sözü var. Köprüye geldim mi diyor, Bursa'ya geldim diyorum diyor. Ali Tekirdağ'dan ne kadardı geldik? İki buçuk saatte. Ali'nin biraz nutku tutuldu tabii de. Konuşamadı. Ben konuşmasam hiç konuşmayacak. Gözünü yoldan almıyor hiç.
Gözünü yoldan hiç ayırmadı. Tövbe etmedin değil mi Ali? Ali bir daha gelmeme gideceğim. Ben öyle kilo vereyim Ali ne yapayım? Öbür türlü kilo veremiyorum. Sekiz yılda bir aldatmaca, bir oyun. Adam seçiliyor. Meclis değişsin, değişsin. Gönül arzu eder ki daha farklı seçim olsun. İnşallah. Rusya'yla yakınlaşmamız ne ifade ediyor? Bu doğru mu politikadır? Normalde Rusya'yla yakınlaşması doğru ama Ruslara da güven olmaz zaten. Ama yakınlaşmak doğru, politika olarak da doğru, siyaset olarak da doğru. Sonuçta Rusya, şeyde Orta Doğu'da hem İran'la hem Suriye'yle iç içe, Irak'la iç içe. Bilhassa Suriye'de tamam çıkmayacak.
Adam bir bölgeye aldı. Suriye yarın öbür gün 3'e 4'e bölünürse bir bölgesi Rusya'ya et. E şimdi Türkiye'yi de oradan, Suriye'den sökmek için açıkça savaş açmaları lazım Türkiye'ye. Türkiye'nin de şimdi haklı gerekçeleri var. Diyor ki bende 3 bin tane şey var. Ne o? 3 milyon mülteci var. Avrupa'ya karşı elinde öyle bir koz var ki Türkiye'nin. Eğer siz beni desteklemezseniz kapıları açıveririm diyor size doğru. Zaten 3 milyon mültecinin 1 milyonu kapıya dayansa şey Avrupa'ya, Avrupa'da baya devletler sarsılır. Bazen böyle hayal ediyorum.
3 milyon mültecinin hepsine de 1'er milyar lira para vereceksin. Hepsinde diyeceksin ki toplayın valizlerinizi, Avrupa'ya doğru yola çıkın diyeceksin. Aslında sivil kuruluşlar bunları yapmalı. Devlet yapamaz bunu. Ama iş adamları, vakıflar, bir vakıf hep böyle seyahat ajantesi kuracak, alışveriş mağazaları kuracak değil ya vakıflar.
Bu hani var ya böyle vakıflar var, işte alışveriş mağazaları var, dükkanları var, fabrikaları var, ticarethaneleri var, vakıflar var. Başlarında oturmuş şeyhefendiler var, hocalar var. Tebrik ediyorum seni. Vazifeni yerine getirmişsin bak. Allah razı olsun. Bak nasıl takip ediyorum seni bak. Allah senden de razı olsun. Tamam sen sakın ha vazifeni hiç bundan sonra her perşembe vazifeni hakkıyla yapacaksın. Sen de değil mi işte? Tamam göreceksin bak perşembeler ona göre. İnşallah. Bu bu tip vakıflar böyle bir sponsor olmalı. Toplamalılar aileleri, bir gün tespit etmeliler. Haydi nereye gidiyoruz? Avrupa'ya gidiyoruz ya. Mülteci olalım oraya deyip yürümelim.
Bütün herkes. E ne oldu ya bu savaşı çıkaran sizsiniz. Orta Doğu'da. Bütün askerleri, silahları taşıyan sizsiniz. E bu dayişi, dayişi, neyse adı bunu da üreten sizsiniz. Buna da silahı veren sizsiniz. E bizi de mülteci eden sizsiniz. E biz geliyoruz size. Dünden kalma neyin varsa attım sana geliyorum diye geliyoruz diyeceksiniz.
E bunu yapacak böyle bir şey. Avrupa o zaman Orta Doğu'da, Türkiye'nin tam arkasında duracak. Diyecekler ki tamam siz ne yapıyorsunuz burada? İşte biz burada güvenlik, sınır olarak güvenli bir bölge oluşturuyoruz. Biz bütün mültecileri burada toplayacağız. Tamam. Aslında o güvenli bölge oluştuktan sonra Türkiye'deki Suriyeli gönüllüleri de oraya götürmeli Türkiye'ye. Hepsine de maaş vermeli. Gelin burada oturun, maaşınızı da verelim. Hem ülkeniz topraklarınızı savunun demeli. İnşallah. Suriye'deki Fırat Kalkanı ile ilgili ne söylersiniz? Elbaba neden girmemizi istemiyorlar? E Türkiye'nin girdiği yerden çıkmayacağını biliyor herkes. Kıbrıs'a gitti geri döndü mü? E geri dönülür mü?
E dönülmez. Dönülmemesi lazım zaten. E vatan toprağı Kıbrıs. Ne diyoruz biz şimdi? Vatan toprağı öyle değil mi? E tamam Suriye'deki nerede vatan toprağı bizim? Katakülle ile almışlar elimizden. Vatan toprağı. E Türkmenler var orada kardeşlerimiz var. Araplar var. Kardeşimiz. Aslında bakacak olursanız eski bizim ülkücü öğretiye göre onların hepsi de Türk.
Bizim eski öğretiye göre Adem de Türk. E tabi öyle olunca bizim öğretiye uygun olmuş oluyor. Musul'da oynanan oyun ne? Evet. Musul'da da aynı oyunu oynuyorlar. Aslında Musul'da bir gerçekten tiyatro var. Musul'u yutacaklar ama Türkiye'ye el koydu. Şu darbe'nin püskürtülmesi var ya darbenin püskürtülmesi. Dünya üzerindeki bütün saatleri o dakikada durdurdu. Seher vakti darbenin seher vakti. Ezanlar okunmasına az kala saatler durdu. Bütün planlar programlar çöktü.
Bütün planlar programlar çöktü. Ama böyle hani darbe olmazsa ne yaparız diye bir planları programları olmadığından dolayı ne cevap vereceklerini bilemediler. O kadar inanmışlar ki darbenin başarılı olacağına dair. Darbe başarısız kalınca sabah namazından sonra kendi kendilerine ne diyeceklerini bilemediler. Tabiri caizse hani akıl aşka gelince apışır kalır diyor ya Hazreti Mevlana. Bunların akılları aşıklar işe el koyunca apıştı kaldı. Çünkü aşıklar işe el koydu. Aşıklar işe el koyunca milletin aklı apışır kalır. Herkesin aklı apışır kalır. Aşıklar çünkü bir şeye el koyarlarken heva heveslerinden el koymazlar. Onlar ilahi emirle el koyarlar.
İlahi emir. Sadece ilahi bir emir. El konulması lazım. Onlar el koyarlar. O el o zaman onun eli olur. Onun yaptığına bütün akıllar şaşar. Onun yaptığına. Onun yaptığına bütün akıllar şaşar. O yüzden darbe sabah namazında akıllar şaştı. Bütün oyunlar, bütün tezgahlar bozuldu. Ve yeniden bir oyun kurgulamak, yeniden bir tezgah kurmaya fırsat kalmadı. Bu sefer oyun kurucu değişti. Bu sefer oyun kurucu değişti. Birileri oyunu farklı oynamaya başladı. Cenab-ı Hak ilham ediyor. Allah'ın bir hesabı var. Herkesin tuzağı vardır.
Allah'ın da bir tuzağı vardır. Allah tuzak kuranlara tuzak kurar. Sen tuzak kurarsın. Cenab-ı Hak sana öyle bir tuzak kurar ki apışır kalırsın. Sen kendi kendine habire tuzak kurarsın ama. Kurarsın, kurarsın, kurarsın, kurarsın. Cenab-ı Hak üf demesine gerek yok. Bir nazar eder, bir nazar eder, bir nazar eder. O nazar da Cenab-ı Hak'ın velilerinin üzerinden olur. O veli onun maşası gibidir çünkü. O halde o veli onun maşasıdır. O hal noktasında o veli onun aleti gibidir. O halde her daim böyle olur diyenler bu meseleyi abartıyorlar. O hal üzerinde o veliler, o veli onun maşası gibidir.
O bir nazar eder, bütün tuzaklar alt üst olur. O bir dua eder, duasının bereketine her şey alt üst olur. Bir dua eder, onun duasının bereketine. Bu Cenab-ı Hak verir bunu. Ama onun duasının üzerinden verir. Bakın, onun duasının üzerinden verir. Onun duasının üzerinden Cenab-ı Hak alt üst eder. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bir avuç toprak attı ya, ne dedi? Sen atmadın, ben attım dedi. Sen atmadın, ben attım. Öyle bir avuç toprak attırır o. O bir avuç toprak, bütün füzesinden de, uçağından da etkili olur. O yüzden Allah, tuzak kuranların tuzağını bozdu, hamdolsun. Cenab-ı Hak inşallah bizleri muhafaza eylesin, korusun. Bugün ben geciktim, hakkınızı helal edin.
Sırada da uzun bir hadis var. O yüzden inşallah bir daha haftaya buradan devam edelim. Nişanlım sürekli yalan konuşuyor, düzeltmeye çalışıyorum ama yine aynı. Annesi dahi ona uyup bana yalan söylüyor. Ayrılayım mı, ne yapayım hocam? Karar sizin kardeşler. Ama yalan söyleyen bir kimseyle hayata devam etmek zor. Allah muhafaza eylesin. Yalan söylemek büyük günah-ı kebahir. Fâle mellâhu lâh.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.