Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 15 Ekim 2016 · 1:03:54
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, nefesinizi hayırlı eylesin inşallah. Cenab-ı Hak Kur'an ve sünnete tabi olan, Kur'an ve sünneti hakkıyla yaşamaya çalışan kullarından eylesin inşallah. Resmi nikahsız bir birliktelik sonucu bir çocuk meydana geldi. Ve yaşadığım bayan bana sormadan, haberim olmadan aldırdı. Bunun günahı nedir ve benim kadında olan hakkım nedir? Bu noktada bir erkekten habersiz kadının çocuğunu aldırması haram. Çünkü çocuk babaya aittir, kadının rahmi de kocaya aittir. Kadının rahmi kocaya ait olduğundan, koca onun üzerinde tasarruf sahibidir. Böyle İslam hukukunun enteresan noktaları vardır. Mesela cinsel ilişki esnasında erkeğin menisi kadına aittir.
Kadından izinsiz onu dışarı atması, dışarı boşanması caiz değildir. Ama kadının rahmi de erkeğe aittir. Kadın da rahminde herhangi bir operasyonda erkekten izinsiz yapamaz. O yüzden normalde çocuğun alınmasıyla alakalı hanefilerin ölçüleri belli. O hanefi ölçülerine göre normalde bu caiz olmayan bir şey. Bu noktada. Bunda normalde kadın günah kebali işlediği gibi birkaç günah kebali işlemiş. Hem erkekten izinsiz böyle bir şey yapması, hem de normalde bunu yani hem aldırması, adamdan habersiz yapması ayrı, aldırması ayrı. Ama erkek ona ne kadar güvence verdi, erkeğin bu noktada kadınınla da görüşmek lazım. Eğer erkeğin gergitleri varsa, kadını tam anlamıyla maddi manevi kocalık vazifesini yerine getirmiyorsa, o zaman kadının da bu noktada farklı davranma hakkı doğar.
Ama bunu adama söylemesi lazım. Demesi lazım ki sen beni bakmaya, bu çocuğa babalık yapmaya, bana kocalık yapmaya muktedir değilsin. O zaman da o nikahı sürdürmenin bir anlamı yok. Oradan da o çıkıyor. Madem muktedir değil, ne yapma sen nikahını, beraberliğini devam ettiriyorsun. Madem muktedir, neden o zaman adamdan izinsiz yapıyorsun böyle bir şey? Madem muktedir, neden çocuğu adamdan izinsiz aldırıyorsun? Madem muktedir değil, neden boşanmıyorsun? Bunun her tarafı sıkıntılı. Allah muhafaza eylesin. Bu tip, bugünkü dilde, çok hoşuma gitmiyor benim ama bugünkü dilde birliktelik dedikleri şeyler, İslam hukukunun içerisinde, İslam hukukuna uygun işlenilmiyor.
İslam hukukuna uygun davranılmıyor. Yani burada bilhassa kadınların, bazı durumlarda da erkeklerin haklarına riayet edilmiyor. Ama genel olarak kadınların haklarına riayet edilmiyor. O yüzden kadınlar bu tip ilişkilerden, bu tip meselelerden kaçınsınlar. Uzak dursunlar. Kadınların kendi hakkını, hukukunu koruması için. İslam müsaade etmiş, etmiş, ona söyleyecek bir sözümüz yok bizim. İslam, evliliğe de müsaade etmiş. Olmadık bir adamla, normal bir evlilikle de alakalı aynı şey. Olmadık bir adamla evleniyor. Kadının hukuku kayboluyor ortada. Normalde evlenirken de kadınlar isabetli evlilik yapmakta sıkıntı yaşıyorlar.
Yani bir an önce evlenecek ama isabetli değil. Veya işte dergah içerisinde evlilik yapanlar, yapacak olanlar da dikkatli olsunlar. Yani sadece dervişlik yetmiyor. İyi olmak yetmiyor. Yetmiyor. Dergah'taki haline bakıyor herkes. Ay ne kadar güzel derviş, sarıyla, haydarisiyle, mükemmel veya ne kadar güzel, iyi derviş, işte örtüsüyle, mantosuyla, dervişliyle. Yetmiyor. İyi ahlaklı olmak, düzgün olmak, sahip çıkmak, mücadele etmek. Bunlar lazım ama böyle görüldüğü gibi değil her şey. Allah muhafaza eylesin.
Bir anne hakkını helal etmiyorsa ne demeliyiz? Ne diyeceğiz ki helallaşıncaya kadar uğraşacağız? Hani meşhur ya, sahabeden bir kimse son nefesine yakın, annesi hakkını helal etmiyor. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz gidiyor, birkaç tane sahabe gidiyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gönderiyor hamiden. Diyor ki hakkını helal etmiyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri son fasıl o gidiyor. Diyor ki neden hakkını helal etmiyorsun? Diyor ki ey Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem. O diyor bir kadın aldı, bir kadınla evlendi. Beni diyor burada bıraktı. Medine'nin dışında, varoşta. Beni diyor burada bıraktı.
Benimle ilgilenmedi. O kadın benimle ilgilenmesine müsaade etmedi. Kadına uydu. Ben diyor burada fakr-ı zaruret içerisinde oğlumu dahi göremedim. Benim yanıma gelip gitmedi. Benim halimi, hatırımı sormadı. O yüzden diyor ben hakkımı ona helal etmiyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri odun toplatıyor. Ateş yaktırıyor. İşte bir çarşaf gibi bir şeyin içerisine koyduruyor. Diyor ki ben ümmetimin mahşerde, cehennemde yanmasına gönlüm razı değil. Orada yanacağına burada yansın diyor. Üç dediğimde diyor atacaksınız. Ateşin içine. Kadının evinin önünde oluyor bu. Bir, iki, üç demeden önce kadın koşa koşa gidiyor yavrum diye.
Anne yürüyor dayanamıyor. Diyor ki her ne kadar bana zulmettiyse ben ona hakkımı helal ediyorum diyor. Adam da o esnada kelime-i şehadet getirecekten ölüyor. Erkek çocuklar anne babalarına bakmakla vazifeliler. Fars. Evli kadınların anne babalarına bakma mükellefiyetlikleri yok. Ama gönül arzu eder ki erkekler bu konuda biraz müsehamakar davransınlar. Onlar da gitsinler anne babalarına hizmet etsinler. Biraz onlara işte bakıma ihtiyaçları varsa bakımın ihtiyaçlarını görsünler. Erdemlilik, iyi huyluluk, güzel ahlaklılık bu. Ama ve lakin kadınlar kocalarının anne babalarına olan hizmetini, onlara karşı olan saygısını, muhabbetini sakın engellemeye kalkmasınlar.
Günah-ı kebair işlemiş olurlar. Bir erkeğin anne babasına bakmasına, anne babasıyla ilgilenmesine, eğer karısı engel teşkil ederse, günah-ı kebair işlemiş olur. Şirkten sonra en büyük günah-ı kebair. Neydi en büyük günah-ı kebairler? Birincisi Allah'ı şirk koşmak. İkincisi anne babaya asi olmak. İkincisi anne babaya asi olmak. Allah'a itaat. Ondan sonra babaya itaat. Bakın, bir kimsenin birinci itaati Allah'adır, ondan sonra babayadır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri anne babayın bakımıyla ilgilenmeyi cihattan evla gördü. Dedi ki, senin yaşlı annen baban yok mu? Var ya Resulallah.
Onların bakıma ihtiyacı yok mu? Var ya Resulallah. Senden başka onlara bakacak var mı? Yok ya Resulallah. Dön dedi, annene babana bak. Anne babaya bakmayı cihattan evla gördü. O yüzden anne babalarınıza iyi geçinin. Anne babalarınıza üf dahi delirttirmeyin. Öyle, dervişlik burada dervişlik değil. Anne babanın önünde de dervişlik yapın. Anne babanın önünde de dervişlik yapın. Üf dahi deme. Değil mi? İlgilen. Ya işte abim yapsın da, kaygır kardeşler yapmıyor da. Sana gelmiş vazife. Yap.
Kimse yapmasa dahi sen yapacaksın. Senin annen baban. O yüzden anne babalar da çocuklarını yokuşa vurmasınlar. Anne babalarda da hata şu, kendisini dinleyen, böyle onun emrinde duran çocuğa rampa yaptırıyor. Yani işte diyelim ki onu dinlemeyen başka bir kardeş var, şey yapmıyor, bir de parayı da ona yediriyor. Onun borcunu ödüyor, onun taksitlerini ödüyor, onun çocuklarına bakıyor.
Kendisiyle ilgilenen, kendisine bakan çocuğunun çocuklarıyla bile ilgilenmiyor. Hele bizim dervişlerde bu daha fazla oluyor. Bizim dergahın imtihanı bu. Biz komple, ben kimi dinliyorsam, 3 aşağı 5 yukarı böyle şeyler yaşıyorlar. Biz kıymetli değiliz. Aslında bu daha geniş. Biz dervişler olarak kıymetsiziz. Anne babalarımızın önünde, eşlerimizin önünde, çocuklarımızın önünde, iş arkadaşlarımızın önünde, biz devletin önünde. He kıymetsiziz biz. Bunu normalde bazen arkadaşlar sindiremiyorlar, yediremiyorlar. Ben diyorum ki ya bak kıymet arama. Bu dünya bizim kıymet bulacağımız bir dünya değil.
Burada kendinize kıymet aramayın. Siz ne kadar iyi olursanız olun, halk arasında, yakın çevrenizde kıymet göreceğinizi beklemeyin. Ve beklerseniz zaten halet-i ruhiyeniz bozulur. Bakın, beklerseniz halet-i ruhiyeniz bozulur. Asla beklemeyin. Ummayın hiç. Ya ben anneme, babama iyi geçiniyorum, iyi bakıyorum. Yani bana böyle hani işte hürmet eder. Öyle şey düşünmeyin. O gene etin en güzel yerini öbür kardeşinize yedirecek. O yine öbür kardeşlerinize bakacak. Neleri eksik tamamlayacak. O yine duayı öbür kardeşlerinize ayıracak. Aynı şey eşleriniz için de geçerli.
Hem kadınlar hem erkekler. Yani öyle eşlerinizden olağanüstü bir ilgi alaka beklemeyin. Bir kıymet beklemeyin. Öyle bir şey yok. Aynı zamanda da bayanlar öyle erkek eşlerinden olağanüstü bir ilgi alaka beklemesinler. Öyle bir şey yok. Biz bu alemin paryasıyız. O yüzden eşlerinizden, anne babalarınızdan, çocuklarınızdan, arkadaşlarınızdan öyle çok fazla ilgi alaka kıymet bilme.
Beklemeyin. Yok böyle bir şey olmayacak. Veya resmi dairelerden bir iş yapıyorsunuz, bir hizmet ediyorsunuz. Öyle resmi daire sizi alkışlayacak diye beklemeyin. Öyle valilikler, belediyeler giderler onlar. Çok hafif edersiniz. Yırtmacı biraz daha fazla olana milyonlar yatırırlar. 100 milyar, 150 milyar, 200 milyar. Onların kaprislerini çekerler. Siz Allah için ücret almayacağız. Biz fi sevillillah Allah'a anlatacağız. Resulullah'a anlatacağız sallallahu aleyhi ve sellem diye gidersiniz. Ücretsiz ekmeğin yanından zeytin silmek gibi. Doğrusu budur zaten. Bakın doğrusu da budur. Ama onlar bir teşekkür dahi yapmazlar. Beklemeyin. Ama oraya bir tane kırık bir tane bir sanatçı denilen herhangi bir kimse gelse etrafında belediyenin bütün müdürleri, amirleri, memurları, şefleri pervane dönerler etrafında.
Veyahut da öyle kırık birisi gelmiş olsa o valilikte bir tane bürokrat kalmaz, havaya kaldırırlar. Ama böyle siz bir şey yapacaksanız öyle kolay değil o. Yapmazlar, koşmazlar. Kıymet görmezsiniz, bilmezsiniz. Görmezsiniz kıymet. Bu bizim biraz dergın karakteristik, böyle ne bileyim fıtri bir hali. Ben artık bunu kendimden kaynaklandığına inanmaya başladım.
Dedim ki Mustafa Özbağ bunun herhalde senden kaynaklanıyor bu dedim ben. Yani bu dedim bütün senin üzerinden bütün herkese tecelli ediyor dedim. Ya bakıyorsun dervişlerin kayınpederine, ne damatlar var, adam şeker gibi adam. Yani sövmüyor, küfür etmiyor, şunu yapmıyor, bunu yapmıyor. Neden derslere gidiyormuş diye şikayeti bu. Evine zaman ayırmıyormuş. Allah'ım bakıyorsun şimdi mesela bir kadın, normal kadın üfüttürüyor ortalığı. Derviş ya, bakıyorsun derviş, adam kıymet vermiyor ona, kıymetsiz. Bakıyorsun çocuk ya böyle terbiyeli. Bu anne babası, çocuğu böyle üfüttürüyorlar. Ya bu çocuk ya ne yapıyorsa size namazında, abdestinde size bir laf söylediği yok, bir şey dediği yok, karşılık verdiği yok.
Ben soruyorum şimdi, size karşılık veriyor mu? Ya hocam şimdi dosdoğru söylemek lazım, karşılık vermiyor. İyi, hakaret ediyor mu? Hayır. Küfür ediyor mu? Hayır. Ya sizin paranızı mı çalıyor? Hayır. Yiyor mu? Hayır. Ya ne yapıyor bu çocuk? Soruyor mu? Bu çocuk ne yapıyor? Hocam derse gidiyor diyor. Allah'ım diyorum kendi kendime, nasıl bir dünyada yaşıyorum ki? Yani bir erkek derse gidiyor diye, kayınvalidesi, kayınpederi, yani utanmamışlar, arlanmamışlar, imanlarını görmemişler, İslam'ı görmemişler. Geliyorlar şikayete. Sen bunu diyorlar, söyle de fazla derslere gitmesin. Diyorum bu çocuk derslere gelmezse kahveye alışır, kafeye alışır, şuraya alışır, buraya alışır, bakıyor öyle.
Hatta şunu duyuyorum, yani oralara gitseydi bir sıkıntı olmazdı. Kıymet bilinmiyor. Bu genel karakteristik bir şey bu. Şimdi anne babalara sözüm şu. Anne babalar, çocuklarınız Kur'an ve sünneti yaşıyorlar. İçki içmiyorlar, kumar oynamıyorlar. Kadına kıza gitmiyorlar. Hovardalık yapmıyorlar. İşlerinden evlerine, evlerinden dergaha, dergahtan eve, evden işe. Ya bu adamların başka bir, bu üçkenden başka bir yerleri yok, bir şey yok. Buna hamd edin, buna şükredin. Bu çocuklara eziyet etmeyin, Allah'ı zikrediyorlar. Veya bu kadınlara, bu kızlara eziyet etmeyin, bunlar Allah'ı zikrediyorlar.
Bunlar bara yakışırlar, pavyona yakışırlar, diskoya yapışırlar, gece kulübüne yakışırlar. E git dolu şimdi her taraf. Yok kahve dünyası, yok şudur budur var mı dolu. İçkili içkisiz her türlü mekan var mı? Var. Oraya gidebilirler mi hepsi de gidebilirler. Ya ne yapacaksın? Yok dinlemiyor. Bakıyorsun bir işte genç bir çocuk veya kız, uyuşturucudan kurtulmuş, ne bileyim işte bataklıktan çıkmış, namazını abdestini almaya, kılmaya çalışıyor. Vay bu çocuk nereye gidiyor? Anne baba koşa koşa geliyor. Koşa koşa geliyor. Yani bir kız çocuğu, yani Allah affetsin, madde kullanıyor. Ya madde kullanan 25-26 yaşındaki bir kız çocuğu, düşünün siz, bir gidermiş evden 2 gün, 3 gün gelmezmiş.
Yani bu çocuk işte böyle bir sıkıntılı bir şey olmuş, demiş ya Rabbi beni kurtar. Ertesi sabahın interneti açmış, işte ne haltı işlediysen, ne günah işlediysen tövbe et gel. Bu sözü duymuş orada sohbette. Benim aradığım adam bu, haydi araya araya bulurmuş ya. Aldı bu, dedim tövbe et, bırak her şeyi. Geldi görüştük, konuştuk. Böyle birkaç gün kullanmayınca böyle titriyor bir oda. Bakın o halde. Geçecek, bitecek, şöyle yap, böyle yap, şunu çek, bunu çek. Şöyle yaşa, böyle yaşa, şuraya git, buraya git. Yani neredeyse şeye yatırılacak yani, o halde. Ne o tedavi merkezi var ya, ana evet, oraya da gitmiş, oradan da bir iki sefer kaçmış zaten, yatmamak için.
Yok orası hapishane gibi hocam diyor. Yani orada iyi, harika. Sen ne olsaydı, annesi babası sen toplan gel. Ben de kimin anası babası olduğunu bilmiyorum. Bir oda böyle, kapı da hafif açık, daldırtak geldiler. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam, Mustafa Hoca'nın yeri burası mı dediler. Buyurun dedim ben. Biz filancanın anne babasıyız. Hoş geldiniz, ben de zannettim ki kendi kendime. Hani bu kız böyle bunlardan kurtuldu, her şeyden kurtuldu, örtündü, namaz kılıyor şimdi. Yani harika, yani diyecekler ki ben Allah biliyor içimdekini. Bakın düştüğüm hataya bakın benim. Yani dedim ki yani, ben öyle düşündüm. Bana dediler ki kızımızın peşini bırak.
Ne? Kızımızın peşini bırak. Ne oldu dedim ondan sonra. Dediler ki bu evde zikir yapıyor. Eee? Sabahtan akşama kadar sizin sohbetlerinizi dinliyor. Eee? Sabahtan akşama kadar açıyor interneti, zikir dinliyor. Eee? İşte sizin sohbetlerinizden başka bir şey dinlemiyor. Eee? Ben şikayetler alıyorum ya. Başka söyle. Ne olursun? Sana rica'ya geldik. Sen bizim kızımızı uzaklaştır yanında. Sebep? Ben şimdi sebep ne diyorum? Sebep ne? Biz, hani burada işte böyle kafayı yiyer. Yok kafayı üşütür. Bakın, adama dedim sen kaç yaşındasın? İşte altmış kusur.
Kız çocuğun dedim ben. Ne iş yapıyorsun? İşte şuradan emekliyim. İyi. Kadına dedim sen o da emekli. Harika. İkiniz de dedim akıllı uslu insanlarsınız. Öyle değil mi? Evet. Kızınızı da çok sevdiğiniz belli dedim ben şimdi. İkisi de çok seviyorlar. Bana söyler misiniz dedim? Bu kız yirmi yedi, yirmi sekiz yaşında. Kaç yıldan beri dedim madde kullanıyor. Öyle değil mi? Bu nasıl sustular şimdi. Kullanmıyor mudur? Evet. Bunu biliyor mudunuz? Evet. Dedim sen babasın değil mi dedim ben? Evet dedim. Bak dedim şimdi kızını kurtarmaya geldin değil mi? Evet. Be adam dedim. Bu kız dedim madde kullanın. Bana anlattığını söylüyorum sana dedim. Madde kullanırken iki gün, üç gün eve uğramıyormuş.
Dört gün, beş gün uğramıyormuş. Evden çıkarken size bir şey söylemiyormuş. Kaçta girip kaçta çıktığı belli değilmiş. Her günde size söylüyormuş. Beni parasız bırakmayacaksınız diye. Doğru mu? Ses yok. Kadına dedim, mutfakta bir gün dedim sana bıçağı çekmiş. Çekti mi dedim mi? Çekti dedi. Betin benzin attı mı dedim ben attı dedi. Kolundaki bileziği kendiliğinden dedim ben istemeden. Dedim mutfak masasının üzerine koydun mu? Koydum dedi. Şimdi dedim, neden kızına dedim harçlık vermiyorsun? Size getirir diye dedi. Güldüm ben şimdi.
Neden güldünüz dedi? Allah affetsin, hakkınızı helal edin. Böyle konuşmak istemem. Kapının önüne baksana dedim ben. Baktı bu şimdi. Seronomi bitecek. Senin kızına vereceğin paraya ihtiyacın olduğunu düşünüyor musun dedim ben. Durdu şimdi. E senden için zaten çok zengin diyorlar dedi. Elhamdülillah dedim. Dedim senin kızına vereceğin harçlığa ihtiyacım yok ya hamdolsun dedim. Peki dedim. Peki dedim. Sen dedim kızına uyuşturucu için para verirken hiç düşünmedin mi dedim. Ses yok. Adam atladı. Hocam biliyorsunuz da bu zaman da kimin ne olduğu belli değil de namustan bahsedecek.
Eh geldi. Ben de normal değilim ya. Dedim ben 60 kusur yaşında adamsın. Eve dedim 3 gün, 4 gün gelmeyen, nerede yatıp kalktığı belli olmayan kızın hangi namusundan bahsediyorum sen dedim. Tık yok bunlarda. Yine kızın derslere gelmesini yasaklıyorlar iyi mi? Gitmeyeceksiniz diyorlar. Ben de kıza diyor mu annene babana tabu. Kızı arada bana mesaj çekiyor. Hocam müsaade et bunlara diyor bir saldırma hani bir falçatayı çekeyim. Kız öyle diyor. Hocam müsaade et bana diyor bir günlüğüne iki günlüğüne diyor. Ben diyor falçatayı çekeyim bunları. İkisini beraber diyor tekkenin kapısının eşine yatırayım bunları diyor.
Bunlar bu dilden anlıyorlar hocam diyor bana. Diyorum yapma. Sen sabırlı ol. Sen dervişlik yap. İnşallah onlar da derviş olur diyorum. Sen dervişlik yap. Kıymet bilmiyor insanlar. O yüzden anne babalar, erkekler, kadınlar, herkes. Ya karşınızda dervişlik yapan bir kimse var ya. Kıymet bilin. Hiç olmazsa rampa vurdurmayın onlara ya. Hiç olmazsa onları zorlamayın. Allah'ı zikrediyorlar. Hürmet ediyorlar, hizmet ediyorlar. E bir nebze kıymet bilin ya. Gelse damadınız öfülen öf dese evde ne yapacaksın? Ne yapabilirsin? Bir tokat akşetse ne yapabilirsin?
Ahlaklı, dümdüzgün çocuk. Eksikleri, kusurları hepsinde olacak. Hepsinde olacak. Ama biraz kıymet bilelim. Allah bizi kıymet bilenlerden eylesin. Bir anne ile baba öldüğünde toprak atmak günah mıdır? Ya ölene hep toprak atıyorlar. Ne günah olsun? Allah günahları affeder. Affeder. Bekar bir erkek ile evli bir kadın birbirini sevip kavuşmak için Allah'a dua edebilir mi? Bekar bir erkekle evli bir kadının bu noktada görüşmesi haram. Bu büyük günahı kebair. Serkeşlik edeceğini tahmin ettiniz. Umduğunuz, hissettiniz. Kadınları dövünüz. Bu serkeşlik namusla alakalı.
Bir kadının başka bir erkeğe meyletmesiyle alakalı. Daha zina yok ortaya. Meyletiyor kadın. Erkek onun meyletini görürse evliliğini kurtarmakla alakalı kadını dövme hakkı var. Sufiler dövmezler. Nasihat ederler. Ama meyli duruyorsa hala da tövbe edip geri dönmüyorsa boşarlar. Bir erkek, bunun da altını çizeyim. Bu normalde delikanlılık raconu. Bir kendini bilen bir adam evli bir kadına bakmaz. Kendini bilen bir adam evli bir kadına meyletmez. Kendini bilen bir erkek evli bir kadın ona meyletse dahi onun meyline cevap vermez. Hatta ona nasihat eder.
Der ki bacım kardeşim bak evli baktısın. Evine barkına bak. Adamına sahip ol. Çoluğuna çocuğuna sahip çık. Evine sahip çık. Öyle bir adam adamın bozuntusu, o affedersiniz adamın bozuntusu, süpüntüsüdür. Evli bir kadına bakıyorsa. Evli bir kadına bakan adam ister adam evli olsun ister bekar olsun. O böyle hani adam görünümünde süpüntünün tekidir o. Tekrar söylüyorum adam görünümünde süpüntüdür o. Evlenmek hakkıdır herkesin. Gider dost doğru evlenir. Ama bir adam evli bir kadına böyle meylediyorsa veya evli bir kadın kendisine meylettiğinde bakıyorsa yemin ediyorum onu, yeminle söylüyorum onun cibilleti bozuktur.
Südü bozuktur o. Bakın o südü bozuktur o adam. Asla böyle bir şeye meyletmez normal bir adam. Ve o bir de dua edeceklermiş. Dünyanın çivisi yok, düzeni hiç kalmıyor. Dünyanın çivisi yok, düzeni hiç kalmıyor. Allah muhafaza eylesin. Amin. Bunlar yanlış. Bunlar yanlış. Neden evli bir kadın zina ederse rejim ediliyor, öldürülüyor? Çünkü evli bir kadının veya evli bir adamın zina etmesi südü bozukluk. İnsanlıktan, hayvanlıktan aşağı bir şey o. İnsanlıktan, hayvanlıktan daha aşağı bir şey olduğundan dolayı rejim ediliyor.
O insanlıktan, hayvanlıktan çıkmış haziyette o. Hayvan hayvanken, orada o sürüde bir tane erkek varsa onu öldürmedikçe orada dişiye dokunamıyorsun. Ya o erkeği, oradaki erkeği öldürecek dışarıdan gelen veya içeriden türüye. Öbür türlü o dişiler de onu kabul etmiyor. Evli bir kadının zinayı düşünmesi serkeşlik o yüzden. Başka bir erkeği düşünmesi serkeşlik. Düşünmüş da. İşte merhabalaşmış, haberleşmiş, böyle bakış yok filan. Bunlar serkeşlik. Ama bunun suçu da adamdadır. Bunun birinci derecede, birinci derecede. Bunun hatalısı da adamdır. Kadının başında dosdoğru adamlık yap.
Dur başından. Hem maddi, hem manevi, hem cinsel olarak adamlık yap başından. Adamlık yap, gözünü açtırma onu. Birinci derecede erkeklerde. E adamlık adamlık yaptı hala, hala da kadın böyle işte aranıyorsa, o zaman diyeceğiz ki ya yok. Onun cibilliyeti bozuk. Katil olmaktansa boşa. Dövüp kıracağını boşa o zaman. Eyvallah. Ama bakın tekrar söylüyorum. Bu bizim kardeşler için de önemli bir ölçü. Kimse evli bir kadına, evli bir adama gözünü dikmesin. Otursun oturduğu yerde.
Herkes otursun oturduğu yerde. Sakın ha. Allah muhafaza eylesin. Amin. Kına yakmamızdaki usul nedir? Kına kınadır. Usulü kaidesi nasıldır bilmem ki. Ben de bir gün kına yakmama lazım. Kadınlara ait bir sünnettir. Biz de askere gidenlere de normalde işte bazen sertçe parmak. Bizim orada sertçe parmaklarına kına yakarlardı. Hani kurban veriyoruz. Kurbanlık koyunlara kına yakılırdı. Yani çünkü Hazreti İsmail Aleyhisselam'ın yerine gönderilen koçun kınalı olduğu, hatta boynundan kınalı olduğu dair rivayetler var. O yüzden normalde Türk toplumunda genelde Orta Asya'dan itibaren savaşa giderken erkekler işte sonradan askere gönderilerken sertçe parmaklarına kına yakarlardı.
Hani vatana millete kurban verdik. Vatana millete gönderdik diye. Erkekler bir de düğün gecesinde Anadolu'da sertçe parmaklarına yine kına yakarlar. İşte sünnet olurken yine sertçe parmaklarına kına yakarlar. Erkek kurbandır ya, sünnette kurbandır. Evlenirken kurbandır. Askere giderken kurbandır. Ölürken kına yakmıyorlar. Bunu da bir sık atıyor. Kadınlarda da tabii normalde onlar da nikahlanırken kına yakıyorlar. Kınalı el sünnet bayanlar için. El görünmesi caiz olduğundan dolayı kınalı da olsa görünmesi caiz. Hani Süfya'nın hanımı Hint, elini uzattı biatlaşmak için. Yüzünü gözünü de sardı iyice tanınmayayım diye. Süfya'nın hanımı olduğu bilinmesin diye.
Yüzünü gözünü sardı tanınmamak için. Ama sesinden hem Hazreti Ömer Efendimiz tanıdı, hem de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hem de Hazreti Ebu Bekir Efendimiz tanıdı. Onlar da Sefa Tepesi'ndeler. Sefa Tepesi'nin bir veçesinde işte bir tarafında Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, sağ tarafında Hazreti Ebu Bekir radiyallahu anh Hazretleri, sol tarafında Hazreti Ömer radiyallahu anh Hazretleri, bir tarafta da Hazreti Hatice annemizin kız kardeşi. Bunların hepsi de biatlaşmaları alıyor. Mekke fethedilince. İşte bayanların bir kısmı Hazreti Hatice annemizin kız kardeşine gidiyor. Kimse Hazreti Ömer'e, kimse Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'e gidiyorlar. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine de geliyorlar. Elini uzatıyor Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine.
Biatlaşmak için. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, bu el diyor, kadın eli midir, erkek eli midir? Hani yüzü gözü sarılı ya, eli biraz böyle, çok affedersiniz, böyle toynaklı gibi. Hatta bazı rivayetlerde, hani bu diyor, toynaklı gibi eli. Böyle şey yani, nasırlaşmış. Bu sefer Hint gidiyor, eline kına yakıyor. Eline kına yaktıktan sonra tekrar elini uzatıyor. Çocuklarınıza öldürmeyeceğini deyince, çocuk mu bıraktın ki diyor, dayanamıyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin biatlarında hırsızlık yapmamaya, zina yapmamaya, çocuklarınızı öldürmemeye diye biatlaşmaları var. Böyle normalde ona da çocuklarınızı öldürmemeye deyince, çocuk mu bıraktın ki öldürecek diyor.
Hepsini sen öldürdün savaşlarda gibisinden. Onun Hint olduğunu, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'de, Hazreti Ömer Efendimiz'de, Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'de biliyorlar. O yüzden, eğer normalde kadınların ellerine kına yakıp, ellerini göstermeleri caiz olmamış olsaydı, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Hint'in elini geri çevirirdi. Derdi ki, ben kadının elinin kınalı olmasına bakmam derdi. Hani bir de bu tokalaşmayla alakalı meselede de, ben bunu biraz ölçü olarak kullandım. Eğer normalde kadınlar ellerini uzattıklarında, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, onların elini tutmuyordu. Niçin Hint elini uzattı? Kendinden öncekinlere elini tutmamış olsaydı, bütün bayanlar bilmez miydi, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, kadınların elini tutmadığına gibi, böyle bir açılım var orada.
Ben tabii normalde tutmuştur, tutmamıştır, böyle bir şey demiyorum. Sadece buradan, bunu da bir böyle ölçü olarak, biatlaşmada almıştım. Ama sonuçta biatlaşmada bizim dergahımızın genel kaidesi, usulü, kadınlar ve erkekler el ele tutuşarakten biatlaşma yapmazlar. Bunu ne Hacı Ebubekir Çorum'i Hazretleri, ne Hacı Alaidar Efendi, ne Çorum'un Hacı Mustafa Efendi, ne de Abdullah Efendi Hazretleri yapmadı. Ben Şeyh Efendi'nin böyle yapmadığının kendimi biliyorum zaten. O da bize öncekinlerin yapmadıklarını aktardı. Biz de genelde biatlaşma, kadınların biatlaşmasını, kadın zakirler yapar. Onun da ölçüsü, yine Sefa Tepesi'nde, Hazreti Hatice annemizin kız kardeşiyle, kadınların biat etmesidir. Veyahut da yine üstadı da biat ederler.
Üstad onlarla musaffa etmeden biat eder. Bizim dergahımızın kadınlarla alakalı biatlaşma adabı budur. Biz öyle el ele, diz dize kadınlarla biatlaşma yapmayız. Bizim dergahımızın adabında böyle bir şey yok. Bazı yerlerde varmış, ben bilmiyorum, hiç görmedim de zaten. Ama kimisi öyle yapıyormuş. İşte kimisi, Şeyh Efendi sarını tutturulmuş. Bu sarını tutturma, Hazreti, Şeyh Efendi'nin bana naklettiği Çorumlacı Mustafa Efendi de, Hacı Bekir Baba da, ondan sonra Hacı Layder Efendi de, zaman zaman bunu yaparmış. Başındaki sarıyı çıkarıp, uzatırlarmış, kadınlar da o sarıyı tutarlar, biatlaşma yaparlarmış. Şeyh Efendi bunu da yapmıyordu. Ben görmedim hiç. Başka yerlerde yaptıysa bir şey diyemem.
Biz normalde uzun uzun seyahatler yaptık, böyle bir şey hiç duymadım. Görmedim de. O yüzden daha önceki Şeyh Efendiler yapmış, ama Şeyh Efendi yapmıyordu. Bir kimse böyle de yapabilir mi? Yapabilir. Bu da sünnetin içerisinde var mı? Biyatlaşmanın içerisinde var. İş ortamında arkadaşlar ile iletişimimizi iyi tutmak için, onlar ile dünyalık konuşmalara dalıyoruz. Allah'ı zikredebilmek için iyi olmaya çalışırken, onlara benziyoruz. Böyle bir tehlikeyi hissettiğimizde iletişimimizi kesmeli miyiz? Bunun ayarlamasını bir türlü yapamıyoruz. Tavsiyeleriniz nelerdir? Gönül arzu eder ki, onlara tatlı tatlı böyle maneviyata doğru çekin. Tatlı tatlı onları Kur'an ve sünnete doğru çekin.
Ama bunu yapamıyorsanız siz de oraya dalmayın. Herkes daldıysa siz de kalben orada Allah'ı zikrederek de ondan uzak durmaya çalışın. Pantolon üzerine tunikle namaz kılınabilir mi? Giyimimizde ölçü nedir? Namaz, bayanların veya erkeklerin namaz kılmayla alakalı kıyafetleri belli. Eğer kadınlar normalde evlerinde tek başına kılıyorlarsa, onların tek başına evlerinde kılarlarken örtünmeleri yeterli.
Yani yok pantolondu, yok pijamaydı, yok eşofmandı, yok dardı, yok boldu. Bunun bir şeyi yok. Gönül arzu eder ki, işte rahat ve bol kıyafetler tercih etsinler. Eyvallah ama namazla alakalı meselede kadının örtünmesiyle alakalı, yani tesettürüyle alakalı belli. Kadının el ayak yüzleri hariç örtünecek, neyle örtünürse örtünsün. İslam'da çünkü tesettürle alakalı iki hal var, üç hal var daha doğrusu. Kadının normalde evinin dışındaki tesettürü ile, evinin içerisindeki tesettürü ile, evinin içerisinde ibadet ederkenki tesettürü farklı. Evinin dışına giderken, çünkü normalde tesettürle alakalı meselelerde, dışarısıyla alakalı konular var.
Bu nedir? O kimse evden dışarı çıkarken kadın bir vücut hatları belli olmayacak, içi görünmeyecek, ince olmayacak yani. Üç, işte el, yüz, ayaklar, müstesna örtünecek. Hanefilerce ölçü bu. Neyle örtünüyorsa örtünsün. Kadının ev içindeki kıyafeti, kadının kendi kültürü ile, evi ile alakalı. İslam genel itibariyle insanların evlerinin içerisine fıkıhsal olarak çok karışmaz.
Kadının evinin içerisindeki kıyafeti dizayn etmez İslam. Burada yanılanlar var. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin eşlerine husisi gelen ayetleri, kendi eşlerine uygulamaya çalışanlar var. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin eşlerinin hukuku özel. Onlar peygamber eşi. Onların peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri boşasa da, ölse de, o kadınların başka bir kimseyle evlenmeleri ve nikahlanmaları caiz değil. Haram. O yüzden onların hukukları özel. Ya işte etrafındaki melekleri de mi görmezsin? Eyvallah. Onlardan mı utanmazsın? Eyvallah. Ama o bir peygamber eşi ve evinde bir peygamber var.
Ve evindeki peygambere ne zaman Cebrail aleyhisselam vahiy getireceği belli değil. O yüzden o mübarek annelerimiz her an Cebrail aleyhisselam gelip vahiy getirebilir diye ölçülü ve nizamlı davranmak zorundalar. Onların evlerinin içlerinde de tesettüre riayet etmeleri özel hukuk. Var ya hani işte peygamber hanımları, Allah sizi temiz tutmak ister. O yüzden siz normal hanımlar gibi davranamazsınız, normal kadınlar gibi davranamazsınız. Dünyalık bir şey isteyemezsiniz. Örneğin, bu peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek zevceleri için, annelerimiz için. Normalde kadınları bu bağlar mı? Hayır. Hatta tersten bakılırsa sıkıntı, sen peygamber eşi misin?
Onunla mı boy ölçüşüyorsun? Kendini öyle mi görüyorsun? Şimdi bir de bu tarafı var. Allah muhafaza eylesin. Evde iş yaparken Kur'an dinlemek uygun mu? Uygun. Yasin, Bakara, Vakıa gibi surelerle ilgili hadisler var. Bunları dinlerken ya da evde iş sırasında da aynı sevaplar anılır mı? İnşallah. Duha 11'e uç. Rabbinizden bağışlanma dileyin. Sonra da ona tövbe edin. Bağışlanma dilemek ve tövbe etmek farklı mıdır? Evet, tövbe etmek günahtan geri dönmektir. Bağışlanma dilemek de o güne kadar işlemiş olduğu günahlardan affını istemektir. Tövbe bir günahtan geri dönmektir. Bir hatadan, bir yanlıştan geri dönmektir. Bağışlanma ise yapmış olduğu hatalardan affını istemektir.
Allah bizi bağışlananlardan ve tövbesinde hastalananlardan eylesin. Nefsimle bağlantı kurmakta bazen zorlanıyorum. Bazen çok hızlı oluyor. Bu zamanla hızlanır mı ne yapmak gerekiyor? Buradaki nefsinden kastın ne? Yani kendinle mi bağlantı kuramıyorsun? Kötülükleri emreden nefsinle mi bağlantı kuramıyorsun? İyilikleri isteyen nefsinle mi bağlantı kuramıyorsun? Hangi noktada bağlantı kuramıyorsun? Bir gün Medine çarşısına girer ve der ki Ey pazarcılar ne kadar acizsiniz? Pazarda bulunanlar ne var?
Ey Ebu Hureyre diye sorduklarında Ebu Hureyre şöyle cevap verir. İşte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin mirası taksim ediliyor. Siz hala daha buradasınız. Gidip de nasibinizi almayacak mısınız? Bu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vefat ettikten sonra olan bir hal. Onlar nerede derler? Ebu Hureyre mescitte der. Onlar süratle çıktılar. Ebu Hureyre de geri dönene kadar onları bekledi. Onlar dönünce de onlara size ne oldu diye sorduğunda onlar Ey Ebu Hureyre mescide vardık içine girdik ve orada taksim edilen hiçbir şey görmedik diye cevap verdiler. Ebu Hureyre bunun üzerine şöyle sordu. Mescitte hiçbir kimseyi görmediniz mi? Evet mescitte bir kısmı namaz kılan, bir kısmı Kur'an okuyan, diğer bir kısmı da helal ve haramları müzakere eden insanlar gördük.
Bu cevaba karşılık Ebu Hureyre onlara şöyle bir ikazda bulundu. Yazıklar olsun size. İşte bu Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mirasıdır. Demek ki peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mirası budur. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mirası Kur'an ve sünnettir. Size iki şey bırakıyorum. Birisi Kur'an, birisi sünnet. Kim bunlara sımsıkı yapışırsa asla delalete ve sapıklığa düşmez. Birinci derecede miras bu. Ve bütün peygamberler kendilerinden sonra bir hikmet, miras bırakmışlardır. Kendilerinden sonra miras olarak handı, hamamdı, saraydı, topraktı bırakmamışlar. Kendilerinden sonra miras olarak ilim, irfan, hikmet bırakmışlar.
Kendilerinden sonra miras olarak hakka tabi olma, hak ve hakikatin peşinde koşmayı miras olarak görmüşler. İşte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de bazı adış şeriflerde size iki şey bırakıyorum. Kim sımsıkı yapışırsa kurtuluşa erer. Bu birisi Allah'ın kitabı Kur'an, diğeri de benim sünnetimdir der. Bazı adış şeriflerde der ki size Kur'an benim sünnetim ve ehli beytimin yolunu der, ehli beytimi der. O zaman bize miras olarak Kur'an sünnet ve sufilerin yolu vardır. Bir üstadın geriye bırakacağı mirası da bu olmalıdır. Bir sufinin, bir dervişin geriye bırakacağı mirası bu olmalıdır. Geriye bırakacağı mirası Kur'an sünnet ve sufiliğin halleri olmalıdır.
Geriye bırakacağı miras delaletti, sapkınlıktı olmaması gerekir. Tabi bir de sufilikte bazı şeyler örtülü konuşulur. Bu da Ebu Hureyre'nin kinaye yapmak, edebiyatta kinaye yapmak veya edebiyatta bir şeyi örtülü konuşmak. Bir şeyi söylerken aslında arkasından başka bir şeyi kinaye yapmak. Bir şeyi konuşurken aslında o konuştuğun şeyinin değil, arkasındaki hakikati, gerçeği anlamaya çalışmak.
Yüzeysel bakmamak, o konuşulan pro tipleri, konuşulan figürleri, konuşulan hallerin arkasında ayrı bir hakikat arama, arkasındaki hakikati görmeye çalışma. Eğer onlar, o pazarcılar, eğer hakikati görmeye çalışsalardı, mescitte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin manevi mirasını görmüş olacaklardı. Ama onların gözlerinde maneviyat yoktur.
Onların gözlerinde dünya olduğundan, onların gözleri manaya açık olmadığından, oradaki zahiri gördüler. Oradaki zahiri gördüklerinde de bir şey anlamadılar. Ve Ebu Hureyre radallahu an hazretlerinin mirası paylaşılıyor deyince, onlara madde geldi akıllarına. Dünyevi hazlar geldi akıllarına. Bu paradır, makamdır, mevkidir bunlar geldi akıllarına. Ve onlar koşa koşa böyle bir şeyle karşılaşacaklarını tahmin ederekten koştular. Baktılar ki orada altın dağıtılmıyor, gümüş dağıtılmıyor. Makam, mevki dağıtılmıyor. Para, pul dağıtılmıyor. Ya bir kısmı namaz kılıyor. Bir kısmı Kur'an tilavet ediyor. Bir kısmı helalları, haramları konuşuyor. Demek ki Allah'ın mescidinde dünyayla, dünyayla alakalı bir şeyler konuşulmayacak.
Allah'ın mescidinde dünyevi hazların, lezzetlerin yeri olmayacak. Allah'ın mescidinde insanların şeytaniyetinin heva ve hevesi konuşulmayacak. Ya Allah'ın mescidinde Allah'ın zikri konuşulacak. Kur'an konuşulacak, helallar, haramlar konuşulacak, ibadet edilecek. Allah'ın mescidleri bunun için var. Allah'ın mescidleri dünyayı tamam etmek için değil. Dünyayı tamam etmek için değil. Ama Ebu Hureyre'de burada bir incelik var. Perdeli konuşmak var. Kinayesine konuşmak var. Bu Sufi dilidir. Sufiler bir şeyi örtülü konuşurlar. Örtülü konuşurlar ki oradakiler hakikati arasınlar, alacaklarını alsınlar. Veyahut da Sufiler farklı bir şekilde bir şeyi, farklı bir noktadan götürürler.
Orada derviş, ey Davut uyanık ol. Dış durunca uyanık olup oradaki hakikati bulmaya çalışacak. Allah bizi o hakikati bulanlardan eylesin inşallah. Ensardan bir zat vardı. Ubey bin Ka'ab anlatıyor. Evi mescid en uzak evdi. Bu zat Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kılınan, onunla beraber kılınan hiçbir namazı kaçırmazdı. Biz uzaktan gelip gitmesi sebebiyle kendisini acıdık. Ben ona ya falan sen bir eşek satın alsan. Da seni sıcaktan ve yerin zehirli aşaratından korusa, rahat bir şekilde mescide gelsen gitsen dedim. O zat da bana bak, Allah'a yemin olsun ki evimin Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin çadır ipiyle bağlanmasını, yani onunla yan yana olmasını isteme diye cevap verdi.
Onun bu sözü bana çok ağır geldi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine gelerek bu durumu haber verdim. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o zatı çağırdı. O zat Hazreti Peygamber'e aynı şeyleri söyledi. Ve kendisinin adım başına ecir aldığına inandığını ifade etti. Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona gerçekten senin için hesap ettiğin ecir vardır buyurdu. İşte yine o zat örtülü konuşmuş. O sahabeye dememiş, ben Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yanı başında evim olmuş olsaydı bu kadar ecir almazdım. Benim evim uzakta ama her yürüdüğüme, çünkü mescide namaz için yürüyen her kimsenin her adımına on sevap, on derece, onda günaha affolunur. Her adımda zikrullah'a doğru gelen bir kimsenin her adımına on sevap, on derece, onda günaha affolunur.
Ya Resulullah günahın affolunmasını anladık. Sevamı da anladık. Bu derece nedir? Ey ashab-ı muhudda altın olsa siz onu tasadduk etseniz bir dereceye ulaşamazsınız. Uzaktan ibadete gidenler, uzaktan zikre giden, sohbete giden, uzağa, zikre giden, sohbete gidenin sevabı katmerlenir.
O yüzden Allah için bu noktada seyahat edenin, seyahat etmek cihat olmuş olur. Cihat, bir kimse bir sohbet için, bir zikir için seyahat etse cihat hükmündedir. Cihat hükmünde Cenab-ı Hak onu bereketlendirir, onu nimetlendirir, onu lütuflandırır. Onu katından ikram eder. Ona katından ikram eder. İşte o sahabe de bunun böyle olmasını örtülü söylüyor. Diyor ki evimin Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem azretlerinin çadırının ipine bağlı olmasını istemezdim. Neden? Bu kadar sevap almazdım o zaman. Örtülü konuşma. Allah bizi hakka ve hakikate giden kullarından eylesin inşallah.
Üç ihlas bir fatiha şerrına. Amin. Amin. Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in bütün Peygamberi Zişan Resulü Kiram Efendimiz'in ruhlarına, Cihadi Yardık Yüzün Hazretleri ve Kısıtlık Ömer, Faruk, Osman, Züneyn Aleyhi Murtaza, İmam Masan, İmam Hüseyin 72, Şuhada Hazretleri'nin Ashab-ı Kiram'ın bir eğitim valideyi muhterem anilerimizin Peygamber Efendimiz'in anesli babası ruhlarına, Cebrail, Nikah-ı İsrafil Azab-ı Tüm Melek Efendimiz'in ruhlarına ayırı ayır ediledik.
Vasıreyle ya Rabbi. Adar dar eyle ya Rabbi. Sefahaten nümmetlerin üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Üç ihlas bir fatiha şerrına. Resulullah sevabı. İmamız İmam-ı Azam ve Banife İmam-ı Şafi İmam, Malik İmam Muhammed İmam-ı Maturud İmam-ı Eşar İmam, Buhar İmam-ı Tirmizi İmam-ı Müslüm İmam-ı Davud İmam-ı Mevmeyin Hazretleri'nin onları ediledik.
Vasıreyle ya Rabbi. Amin. Birimiz birisi. Abdülkadir Geylani Ahmet-el Rufayi Ahmet-el Bedefi İbrahim-i Düzüki. Şeyh Ebu'la Senel-i Şazeli Şanakşı ve Muhammed Bağattin Kada Sallallahu Sallahu Aleyhi ve Mevlana Celaleddin Rumi. Hacı Bektaş ve Hacı Bayram ve Beysel Karani Mahmut-i Dayı Halvet-i Celvet-i Uşak-i Sümbülü Sühreverdik. Gürever Tayistani. Şeyh Muhittin Arabi Kudüsü Baba-i Şiraf Ulu Rum-ı Tayistani Mehmet Muhittin Ütade Hazretleri. Biri piran efendilerimize ruhlarına ediledik. Vasıreyle ya Rabbi. Amin. Abdülkadir eyle ya Rabbi. Amin. Şefaatlerin nimetlerini üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç ilas bir Fatiha-i Şerife. Amin.
Diyakşeh Efendimiz Abdurrahim Tantevi Abdurrahim Neşavi El-Hab-ı Sacayipi Bökür Baba'nın Şeyh Ali Efendi'nin. Çorumlu Mustafa Efendi'nin Antep-i Bel Baba'nın Mevşeyli Hacı Abdullah Baba'nın ruhanetlerini ediledik. Vasıreyle ya Rabbi. Asyiden Şeyhimiz Üstadımız Manevi Babamız Bayramdır'la Hacı Mustafa Efendi Hazretleri'nin ruhaneti kütselerine ayırı ayırı ediledik. Vasıreyle ya Rabbi. Amin. Nehtar Resulü'nün komutanların askerlerin ruhanetlerinden şu anda bulunan bulunmayan kardeşlerimizin ruhanetlerini ediledik. Vasıreyle ya Rabbi. Amin. Sultan Hazretleri Firemin Sultan Hazretleri Okcu Oba, Soluncu Oba, Tezveren Sultan, Karabaşı Vel Hazretleri bütün geçmiş bu sevdiğerlerin onlara yaşayanlar ruhanetlerini ayırı ayırı ediledik. Vasıreyle ya Rabbi. Amin. Şu anda burada bulunan bulunmayan kardeşlerimizin ruhanetlerini ediledik. Vasıreyle ya Rabbi. Amin. Büyüklerimizin şefaatlerinin nimetlerinin üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.