mustafaozbag.org

513. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 11 Ekim 2016 · 45:48

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi, gündüzünüzü, ömrünüzü, nefesinizi hayırlı eylesin için. Geçen haftaki biatlaşma bizim için bir dönüm noktası mıdır? Biatlaşmadan sonra kişi daha dikkatli davranmaya, eski hatasına davranmak, eski hatasına kefaret olur.
Biatlaşma muhakkak bir sufi daha disiplinle der. Daha böyle kendisine çekidüzen vermeyi, kendisine bu noktada daha Kur'an ve Sünnet'e uydurmaya, kendince vermiş olduğu sözde durursa, onu daha ileriye doğru götürür. Bunun bir de sıkıntılı tarafı şudur, o biatlaşmayı yapan kimse, o ahitleşmeyi yapan kimse, bu noktada durmazsa bu sefer de manen de sıkıntı yaşar.
O yüzden biatlaşmada o kimse kendince iyi davranmalı, iyi düşünmeli, kendince iyi analiz etmeli. Önceden sufilik yolunda gidecek olanlar, bir müddet dersleri takip ederler, bir müddet kendilerini düzenli bir şekilde götürmeye çalışırlar. Ondan sonra bir gördükleri rüyayla, gördükleri bir hal ile veyahut da yaşadıkları bir herhangi bir olağanüstü meseleyle, bu zuhur ettiğinde o kimse üstadıyla biatlaşırdı.
Ve bir işaretle o biatlaşma olurdu. Bu zaman içerisinde bu usul, bu kaide kalmadı. Bunun yanı sıra bir kısım üstadlar, şeyhler, pirler, dervişin belli bir zaman gelip gitmesine bakmaksızın, gelir gelmez bir kimseye de anında ders verdiği, biatlaştığı da görülmüştür. O biatlaşmanın bu noktada, sufi kültüründe değişik geleneği, göreneği, kendince ritüeller olan bir şey. Bunu herkes, her şeyh, Kur'an sünnet dairesinde ama üstadından gördüğünce, ama üstadının üstadından gördüğünce, ama kendisi Kur'an ve sünnet dairesinde bu biatlaşma sünnetini icra ediyorlardı. Biz bu noktada biatlaşma arkadaşlarla daha önce de yaptıydık yolun başında.
Ardından ders veren kardeşler, sonuçta kardeşlerle yeniden ders verirken biatlaşıyorlar zaten. Bu biatlaşma bizde zaten var olan bir şeydi. Perşembe gün bir örnekleme oldu, söz konusu böyle bir hadis-i şerif olunca, biz hep beraber yeniden bir daha biatımızı tazeledik. Bizim için dönüm noktası değildi. Öyle söyleyelim. Bu böyle bir kimse, ben öyle düşünürüm. Bir kimse, bir üstadı gidip intisap ettiyse, intisap ettiği an onun dönüm noktasıdır. Gerçekten intisap ettiyse, benim nazarımda o sufinin dönüm noktası orasıdır. Benim kendimce, bu benim söyleyeceğim şey, o kimse Kur'an ve sünnet dairesinde bir herhangi bir açık, bariz bir yanlışlıkta ısrar görmediği müddetçe, ona orada tabiri caizse liman babası gibi oturmak yakışır.
Benim bir üstada, bağlılık bir üstada biatlaşmaktan anladığım bu. Tekrar söylüyorum, Kur'an sünnet dairesindeki bir yanlışlıkta ısrar olmadığı müddetçe, biatlaşan, sufiye düşen vazife, o kimsenin orada liman babası gibi oturup kök salmasıdır. Oturup orada kök salacak. Şunu hiçbir zaman unutmayın. Hiçbir bizim geldiğimiz yol öyle, öyle söyleyeyim, kendimize münhasır bu. Bizim dergahımızda problem, sıkıntı, rüzgar, fırtına, deprem, bunlar eksik olmaz bizde. Ben bu dergaha girdiğimden beri Cenab-ı Hakk'a hamdolsun, bunlar zaman içerisinde olur hep böyle. İşte yoldan kayanlar, çekip gidenler, gönderilenler, bunların hepsi de yaşanır.
Ben hep kendi nefsime şunu söylerdim, Mustafa Özbağ, sen kendini sabit tutmaya çalış. Kendime hep o telkini verirdim, hala da ben o telkini veriyorum. Diyorum ki, Mustafa Özbağ, sen kendini bu noktada sabit tutmaya çalış. Sen kendini sabit tut. Sebep, ya herkes bir fırtına, hiç kimsenin bu noktada elinde bir eminliği, bir delili yok. Bir fırtına eser. Sen dersin ki, liman babasına hiçbir şey olmaz. Öyle bir gemi gelir, öyle bir fırtına olur, öyle bir halat atmıştır, liman babasını da yerinden söker götürür. Tekar söyleyeyim bunu. Öyle bir fırtına eser, öyle bir gemi, sana öyle bir sağlam halat atmıştır, seni söker götürür, savrulursun.
Savrulmayacak, hiç kimse yoktur. Allah'ın muhafaza ettikleri hariç. O yüzden böyle, ben çok eski dervişler gördüm, çok baba dervişler gördüm, halifeler gördüm, şeyhler gördüm. Allah'a affetsin, büyüklenmek için söylemiyorum. Bir tecrübe. Ben şeyhlerin yıkıldığını gördüm, halifelerin yıkıldığını gördüm, nakiplerin yıkıldığını gördüm, nükabbaların yıkıldığını gördüm. Yıkılıyor adam. Ama bizim kendi dergahımızdan, ama başka dergahlardan. Bunu gördüm. O yüzden, hiç kimse, bunu bütün kardeşlere söylüyor. Öyle kendince, eminlik peydah etmesinler. İşte benim gibi seven yok, buna böyle kendince, öyle eminlik peydah etmesinler.
Hiç ama. Dosdoğru herkes, yoluna devam etsin, Kur'an ve Sünneti yaşamaya devam etsin, sufili yaşamaya gayret etsin, sufili anlamaya gayret etsin, bu konuda çaba göstersin, bu konuda kendine bir yol çizsin, ben Allah'a yaklaşacağım, ben Allah'a iyi bir kul olacağım, ben Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hazreti'nin dizinin dibinde duracağım, ben onun kokusuyla kokulanacağım, Cenab-ı Hakk'ın rengine boyanacağım diye, kendince bir yol biçsin.
Bu hedefte değil, ama ben kendimi bu Allah'ı zikredenlerle beraber oturtmak istiyorum. Zayıf hadisler, hadisçiler, Allah'la bir mecliste oturmak isteyenler, sufi topluluklarda otursunlar. Allah'la oturacak olanlar, sufi topluluklarda oturacaklar. Bunu böyle zayıf hadis, ben mana olarak söyledim bunu, ama mesnevide geçer bu. Kim ehli tasavvuf ile, sufilerle oturursa, Allah'la oturmuş dur der. Ve bunu normalde Kuşehir Risalesi'nde bunu söyler, Arabi bunu fituhatında söyler. Yani bu sufiler için hiç önemsiz görünecek bir mesele değildir. O yüzden hiç olmazsa insanlar kendilerini, o sufi topluluğun içerisinde durup, o sufi topluluğun içerisinde duraraktan, son nefesini vermeyi, kendisine hedeflesin.
Hiç olmazsa bir üstadın, bir mürşidin terbiyesi altında, onun elinin altında, onun gölgesinin altında, onunla beraber son nefese kadar yürüyüp, orada nefes vermeyi kendine distur edinsin. Bu onu inşallah sabitler. Yoksa hepimiz için geçerli, bir fırtına eser, bir rüzgar eser, hepimiz bir yerlere dağılabiliriz. Dağılanlar var önümüzde örnek olarak. Benim önümden. Sizin de elinizde, sizin de etrafınızda örnekler vardır. Muhakkak bir sürü derviç kardeşiniz vardır. Dağılmıştır. Derslere gelmemeye başlamıştır. İşte zakiri bahane etmiştir. Çavuşu bahane etmiştir. Oradaki bir kardeşi bahane etmiştir. Oradaki bir meseleyi bahane etmiştir.
Kendi istediği olmamıştır. Yok oradan rüzgar ters esmiştir. Yok fişmancanın fişmancası böyle olmuştur. Nefis bu tip işleri şeytanla ortaklaşa çok karıştırır. Vay şeyh efendi bana ters baktı, yan baktı, düz baktı. Yok bizde ilgilenmedi, telefonumuza bakmadı, mesaj çektik, cevap vermedi. Bunlar çok şimdi. Yani o üstad herkese mesaj, cevap verecek. O kimse bütün herkesin her mesajına cevap verecek. Her şeyine cevap verecek. Böyle bir zorunlu sanki. Yani oradan yerinden kalkıp onu ziyaret edeyim, gideyim orada anlatayım. Öyle bir şey yok. Yani sizi yolda görecek, belde görecek, telefondan işini halledecek. O kıymetli çünkü. Yani mesela örneğin rüya anlatacağız diyorlar.
Perşembe günleri Bursa'dayım diyorum ben. Perşembe günü gelin. Buraya anlatacaksın, anlat. Ne derdin varsa. Burada da bekliyorum 12'ye kadar, 1'e kadar. Ama yok. O telefonda anlatacak. Veya yazacak, mektup gibi. Okuyacaksın. Ben diyorum bu kadar okuyacağıma kitap okurum, hadis okurum. Bir şey okurum. Okuyabileceksem okuyacağım zaten. Diyorum gözlerim sıkıntılı. Okuyamıyorum eskesi gibi. Yok. Okuyacaksın onun kumu. Ardından bir daha mesaj çekiyor. Okudunuz mu? Ardından bir daha mesaj çekiyor. Cevap yazın. Ardından bir daha mesaj çekiyor. Ne oldu? Bir rüya anlatıp üzerine 80 tane mesaj çeken var WhatsApp'ta. Ondan sonra neden mesajıma cevap vermediniz?
Ben onun mesajıma cevap almadım. İşte böyle ne o? Allah yolum olur. Böyle tasavvuf yolum olur. Ondan sonra hakkınızı helal edin. Selamünaleyküm. Daha ders almamış. Yüzünü tanımıyorum. Sonra yazıyorum. Siz ders almış mıydınız? Hayır diyor. Birine öyle oldu. 80 kusur sefer mesaj çekmiş. Dedim siz bizden dersli değilsiniz. Rüya yazmış. Evet ben dedi işte. Yani söylemek istemiyorum şimdi. Bir nakşibendi şeyhe bağlı. Menzile bağlı. Söylemek de istemiyordum şimdi. E dedim ben şeyhinize yazın. Biz onlara ulaşamıyoruz ki dedi. Ha ben elinin altındayım. Dedim tasavvuf adabı.
Senin bunun şeyhini anlatman lazım. Rüyanın şeyhini anlatacaksın. E yazıyor. Biz ona ulaşamadık ama. E git ulaş. Şeyhinin yerini biliyor musun? Biliyorsun. E toprağını biliyor musun? Biliyorsun. Ondan sonra da yazmış. Oraya gidince de bizi çalıştırıyorlar. Bilmiyorum öyle dedi. Çalıştırıyorlarmış orada. İş yaptırıyorlarmış. Rüya anlatmak için oraya gidemiyor. Çalışacak diye. E ben elinin altındayım. Bana anlatacak. Ben de mecburum ya. Ben de onun rüyasını yorumlayacağım. Yorumlamazsam 80 tane yorumu neydi diye bana mesaj çekecek. En sonunda diyeceğim ki sen bize derviş değilsin. Seni tanımıyorum. O da bu cevabı verecek.
Ondan sonra da bu nasıl bir tasavvuf yolu diyecek. Kendi yolumu sorgulamıyorum. Oturup ben şeyhime niçin ulaşamıyorum? Ben şeyhime niçin meram anlatamıyorum? Ben bir rüyamı şeyhime nasıl anlatamıyorum? Bunu sorgulamıyor. Benim yolumu sorguluyor. O yüzden bu tipte insan nefsi problemler çıkarır. Kendinizi bu noktada yani hedefleyin. Hani hadisi kutsi'de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyuruyor ya. Allah'ı görüyormuşçasına. Bakın hedef bu. Bir çıt altı ne? Diyor sen onu göremesen dahi onun seni her an gördüğünü tefekkür ederek yaşamam. İhsan nedir?
O zaman hedef. Hedef. Allah'ı görüyormuşçasına o halde halleninceye kadar yol yürümek. Ha bu noktada o kimse bu halde ulaşamasa dahi her an Allah'ın onu gördüğünü düşünerek, tefekkür ederekten hayatı yaşama. İhsan, tasavvufun bu noktadaki hedefi kulu iman, İslam, ihsan noktasına götürmektir.
Sufilin hedefi, sufilin yolu, sufilin menzili, sufilin niyeti, iman, İslam, ihsandır. Başka bir şey değildir. Benim nazarımda. Bizim derdimiz iman, İslam, ihsan. Bu üç hali üzerimizde bulunmaktadır. Bulunmaktır. Üç adım. İlmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin. Kur'an'ı tabirle. İlmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin. Kur'an'ı tabirle. Hadis-i kudsi, hadis-i kudsi. İman nedir? İslam nedir? İhsan nedir? Cebrail Aleyhisselam'ın sorusu. Herkes dıhye olarak gördü.
İmanı anlattı. Allah'ın varlığına, birliğine, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, din gününe, yani hesaba çekilmeye, hayırın ve şerrin yaratıcısının Allah olduğuna, kadere, kazaya iman etmektir. Kadere de iman etmek. Mustafa İslamoğlu kadere iman, imandan, imanın şartlarından değildir diyor ya. O yüzden kadere iman etmek diyorum. Kaderi, imanı şu anda inkar ediyorlar ya. İmanın şartlarından değil diyorlar. Biz onlardan değiliz. Bizim yolumuz Kur'an'a, sünnete, imamların iştahatlarına, ilk sufilerin algı ve anlayışlarına uygun olacak.
O zaman biz kadere de, hesap gününe de, hayırın ve şerrin yaratıcısının Allah olduğuna da iman ediyoruz. İslam nedir ya Resulallah? Kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmektir. Sonradan alimler bu zekat vermeyi, işte parası olduğunda zekat vermek. Zekatın kendince şeyi var ya, usulü, kaidesi var. Hac olunca işte parası olduğunda hacca gitmek diye şerh düşmüşler. Ama İslam bu noktada hadisi şerifte şerh düşülmemiş. Kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmek, zekatı vermek. Zekat vermek için çalışın, gayret edin ve paramız olduğunda vereceğiz. Çalış paran olsun, koştur.
Sen çalıştın, koşturdun da Allah vermedi mi? Sen gayret ettin de gayretinin karşılığını mı almadın? Hacca gitmek. E paramız yok. Yol bulabilen, beytimi tavaf etsin. Ayet-i kerime. Para olması şerh değil, yol bulabilen. Yol bulabilen. Yol var mı? Var. Hacca gitmek. Sufi anlayışı bu. Ehli şeriyat şöyle düşünür. Haktır. E ben normalde temel ihtiyaçlarımı göreyim, hacca ondan sonra giderim. Hele bir torunun da düğününü yapalım, hacca gidelim. Kaç yaşında? 70 yaşında. Ondan sonra birisi yanından tutacak. Çok affedersiniz, çişini tutamaz. Kakasını tutamaz, yerlenmeyi tutamaz, adım atamaz.
Yürüyecek takatı yok. Ölmeye gönderiyor evlatları. Ölmeye gönderiyor. Takatı yok. Yürüyecek mecali yok. Birileri elinden kolundan tutacak. O şirket sahipleri de lazım ya, onlara da para lazım adam. Ticaretini yapıyor. Hacca gidecek olanı desek ki, 100 metre koş bakayım şurada bir. Nereye koşacak, kılını kımıldatacak hali kalmamış. O zaman yol, Kur'an ve sünneti uyacak. Ardından ne? İhsan nedir ya Resulallah? Allah'ı görüyormuşçasına yaşamandır. Öyle ibadet etmendir. O hal üzerinde durmandır. Görüyormuşçasına. İhsanın zirvesi.
Göremesen de, O seni her daim gördüğünü hissederek yaşamandırsın. Görüyormuşçasına yaşamak. Yolun kaidesi bu. E bir hadis-i şerifte, kul farzları yerine getirmekle Allah'a en sevimli işi yapar. Nafilelerle ona yaklaşır. Allah onu sever. Allah onu sevince, Gören gözü, Duyan kulağı, Tutan eli, Yürüyen ayağı, Söyleyen dili olur. Onunla konuşur, Onunla duyar, Onunla görür, Onunla tutar, Onunla koşturur. Sufilin yol, Disturları.
O yüzden bizim için, Bir atlaşma, Bir kimse, Normalde, Hangi kardeşten, Vazifeli hangi kardeşten, Ders aldıysa aldı, O alması bitti. Biz tekrar tazeledik, Ahit tazeledik. Hep beraber. Katılanlar, Katılmayanlar. Gönlü burada olanlar. O gün öyle niyet ettik ya, Ertesi gün bir sürü arkadaş telefon açtı. Haberleri yokmuş. Diyorlar ki, Biz derse gelemedik, Ama çok böyle işte gelemediğimiz için üzgündük. Rüyamızda gördük. Bizimle, İşte benimle, Biatlaştı. Şöyle oldu, Böyle oldu. Bir topluluk oldu. Yok işte, Beyaz bizlere birer tane kağıt verirdi. İşte bu yeni biatlaşma denildi. Birisi rüya anlattı. İşte gökten bir, Ondan sonra, Halat sarkıtıldı.
Biz tuttuk hepsinden. Yok birisi daha başka türlü rüya anlattı. İşte herkes bir halata tutulmuş. Herkes biat ediyordu. Yok işte birisi daha rüya anlattı. Herkes toplanmış. Ben de oradaydım. İşte siz de oradaydınız, Biatlaştınız gibisinde. Ben de dedim ki, Niyet ettik biz de, Gönlü, kalbi bizimle beraber olanların da Biatlaşmasına diye. Onlar da manen, Biatlarını yapmış oldular. Bu normalde öyle, Kendi kendimize, Evet, Tekrar biatı tazeleme, Kendimizi tazeleme adına, Ondan sonra, Güzel bir sünnet oldu. İnşallah. Kardeşler, Bu noktada, Biatlarına sağlam dursunlar. İnşallah. İnşallah. İnternette belli bir hesaba para yatırıyor.
Yatırılan parayla o şirket reklamcılık yapıyor. Sana da belli miktar kar payı veriyor. Başka üyeler de buraya para yatırdığında, Onlardan da bir hisse alıyorsun. Bu tür ticaret caiz midir? Kardeşler, Bu böyle, Neydi o bir ara bir, Titan vardı değil mi? Saadetli zinciri. Ondan sonra adam tutuklandı, Cezaevi'ne filan girdi dolandırıcılıktan değil mi? Öyle olması lazım. Ben bu tip işleri bilmiyorum kardeşler. O yüzden benim bildiğim bir kimse ticaret yapıyorsa, Alışveriş yapacak. Allah ticareti, Helal, faizi haram kıldı. Öyle, İşte belli bir parayı yatır. Her ay sana şu kadar para. Bunlar, Ondan sonra bir bakmışsın, Bunu yapanlar orta yerden kaybolup gitmiş. Paralar da gitmiş.
Tabi bunları yapanlar böyle, Kendilerince, İlk etapta böyle paralar da veriyorlar. İnsanlara tatlı geliyor bu. Hani, Yurt dışından, Ondan sonra, Millet paralarının, Yurt içinden millet paralarının, Değişik şirketler vardı. O değişik şirketlere, Kar payı veriyorlardı. İşte, Kompassan gibi meşhurdu ya bir ara. Ondan sonra, Daha birkaç tane daha çıktı. Ondan sonra, Bazıları da, Bir şeyler böyle yapmaya kalktı. Birini de ortak etmeye çalıştı. Dergâhtan da birilerini ortak edeceklerdi. Şeyh Efendi'ye söylediler. Ondan sonra, İlk önce bana dediler, Ben böyle bir şey olmaz dedim. Arkadaşlara da müsaade etmem dedim. Ben arkadaşlara da müsaade etmem deyince, Şeyh Efendi'ye beni şikayet ettiler.
Ondan sonra, Ben hiç, Kulak harf ettim. Kulak harf, Umruma katmadım. Beni dinleyen arkadaşlara dedim ki, Asla böyle bir şeye para yatırmayacaksınız. Asla böyle bir şey olmayacak. Hatta bana gelenler, Teklifle gelenler dediler ki, Sen para vermeden, Ortak olacaksın. Herkes para verip ortak olacaktı. Ben para vermeden ortak olacaktım. Sonra bir duyduk ki, Bu arkadaşlar, Bir sürü yanlış yanlış işler yapmışlar. Orta yerde büyük paralar dönüyor. Sonradan işin içerisine mafya girdi. Beni dinlemeyip de, Benim kinayeme hareket edenlerin, Paraları da gitti. Şirket de gitti. O kardeşler sonra malını yük sahip oldu. Sonra dergahı da terk ettiler. Beni tutuk kaka ilan ettiler.
Öyle hayatlarına devam ediyorlar şimdi. Bunların bende örnekleri var. Yok, Hep beraber aynı yerden alışveriş edelim. Bir market açalım. Eee, Bütün derviş kardeşler, O marketten alışveriş etsin. Ben gene muhalefetim. Diyorum ki, Yok, Biz sufiliğimize bakalım. Biz marketçi miyiz? Haydi, Market açıldı. Marketin başına, Hayatta ticaret yapmamış bir kimse getirildi. Ben gene bangır bangır bağırıyorum. Yapmayın, Etmeyin, Yanlış yapıyorsunuz. Tabii, Bu proje, Şeyh Efendi'ye, Böyle yaldızlı bir şekilde gidiyor. Projeyi anlatanlar yaldızlıyorlar böyle. Ardından bu meselenin içerisine girdiler tabii. Ben yine bizim arkadaşları ve kendimi bundan uzak tuttum.
Bazı arkadaşlar buraya para yatırdılar. Ondan sonra bazıları kalktılar. Ben vermeyin dediğim halde, Kinayesine, Mustafa Özbağ düşmanlığı için, Zeytin verdiler, Mudanya'dan, Çekleri aldılar. Adamlar, Adam başındaki müdür ömründe ticaret yapmamış, Ömründe ticaret yapmamış, Camide imamlık yapmış bir kimse, Camideki imamda ne kadar ticaret adam olursa o kadar olur.
Sonra orası da battı. Milletin paraları gitti, Filan pişman. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu internette, Orada burada, Bunlara para yatır, Karşılığında, Şu kadar para, Bunlar benim kafamı basan şeyler değil. Bilmiyorum. Ben gönlüm arzu der ki, Arkadaşlar da uzak dursunlar. Ama kendilerince, Kendileri karar verecekler. Biz arkadaşların, Ticaretlerinin helal olup olmadığına bakarız. Biz şu işi yap, Bu işi yapma bizim işimiz değil. Arkadaşların normalde, Ticaretlerinin bu noktada, Helal olup olmadığını, Bize danışırlarsa, Bu helal mıdır, Değil midir? Bu meselede de, Normalde helaldir, Değildir diyemiyorum. Bilmedim bir mesele. Altını üstünü, Bakmam lazım.
O yüzden, Size, Tavsiyem şu, Çalışın. Emeğinizin karşılığı kadar, Kıymetli ve bereketli bir iş yoktur. Bir kasa limon alırsın, 100 lira atıyorum, Sayarsın, Dökersin bir kasa limonu. Kaç tane var içerisinde? İşte 200 tane var. Bunlar 200'lik, 250'lik öyle, Limon kasaları vardır. Biraz büyükleri, 200'lüktür. Biraz küçükleri, 250'liktir. Öyleydi. Şimdi bilmiyorum, Hala da aynı mı? Var mı limon satan? Kaçlık kasalar? En büyük. Sen nereden alıyorsun limonu? Halden. Halden alıyorsun. Evet. Nerede satıyorsun? Sen parçalarını.
Maşallah. Cumartesi derse, Geliyor musun sen? Bir tane 100'lük kasa bana al. Tamam. Kaç para 100'lük kasa? Maşallah. İyi. Bir 100'lük kasa cumartesi bana getir. Tamam. Bak, 50 lira, 100'lük kasa. Tanesi kaça geldi? Kaça geldi tanesi? Nasıl satması lazım tanesini onun?
50 kuruşa, %100 para kazanacak değil mi? Aferin. İyi. Senin için iyi. Ben %100'de çalışmam. İş bulamazsam, böyle yapacak bir şey kalmazsa, boş vaktimi geçireyim diye, %100'de çalışırım. Gülüşümü kimse görmesin diye. Kafam. Kim satıyor pazarda limon, Çanakkale'liler? Kaldırın bakayım elinizi. Bir kişi mi satıyor? Eğitim veriyoruz dedin sen, iki kişi oldu. İki kişi mi eğitim alıyor? Açık bir şey söyleyeyim mi? Eğer pazarda limon, maydanoz satamıyorsanız, bu böyle bir çift daha ileri söyleyeceğim aslında da, dilim varmıyor.
Yani bir kız babasına şunu demek isterim. Geldi mi kızına talip birisi? Evet. Evladım, çık bakayım seni bir pazarda göreyim limon satarken. Pazarda maydanoz satarken bir göreyim. Ne iş yapıyorsun sen? Ben mühendisim. Harika. Nerede çalışıyorsun? Filanca bir firmada. Harika. Ama ben kızımı pazarda limon satan bir kimseye vermek istiyorum. Nasıl yani? Basbayağı. Eğer pazarda limon satabiliyorsan, çaya, çorbaya limon deyip sıkıp da, yoldan geçenlere böyle, iki kasa, üç kasa, dört kasa satacağım diye, çırpınırsan tamam. Sen hiç önemli değil. Sen hanımına bakarsın. Eğer bunu yapmıyorsan, yani işine son verdiler, ee bir daha git başka yere, oradan da son verdiler.
yok, bakamazsın. Evet. Çocuklarınızla dükkanın önünde bardak bir lira, bir lira diye bağıttıramıyorsanız, çete başı götürüyor millete. Yaptığını da biliyor, güle güle gidiyor. Bardak bir lira diye bağıttıramıyorsanız, bilin ki, bu noktada sıkıntı var. Allah muhafaza eylesin. Allah'ım cümlemizi korusun inşallah. Amin. Ben namaz kılarken, zikir yaparken, hep sevdiğim kız aklıma geliyor. Benim ibadetim bu şekilde olur mu?
Aklıma gelmesi aşkın bir sebebi mi? İyi, ne güzel, aklına gelen bir şey var. Kimine ticaret geliyor. Şimdi siz bunu normalde kendinizce, aklına kız geliyormuş ya diye düşünürsünüz. Senin aklına ne geliyor? Çek gelmiyor mu? Senet gelmiyor mu? Evlat gelmiyor mu? Ne olacaklar demiyor musun? Herkesin aklına bir şey geliyor. Muhakkak. Onda ne güzel, kız geliyormuş bak. İbadetin ibadet, devam et. Halk içinde geçen felek tabiri nedir? Kederi, kaderi, mesele gibi anlaşılır. Ama kader de değilmiş gibi açıklanır.
Ama feleğin bir şeyleri yazıp bozduğu gibi anlaşılır. Adı varsa kendi vardır dersiniz. Öyleyse nedir? Evet, felek bir yerde kader gibi algılanır. 10 aylık yeğenimin rahatsızlığı var. Doktorlar epilepsi diyor, sizden dua bekliyoruz. Allah şifa versin. Epilepsi şifasız bir hastalık değil. Abdullah bin Büreyde, o da babasından rivayet ettiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. Sakın münafığa efendi demeyin. Eğer münafık sizin efendiniz olursa, Yüce Allah'ın gazabına uğrarsınız. Üstadım bir kimsenin münafık değil mi, münafık mı nasıl anlarız? Tam olarak anlayamadığımızdan dolayı birisine münafık dememiz uygun değildir, caiz değildir. Bu noktada bir kimse açıkça söylüyorsa, İmani noktada, itikadi noktada münafıklığını açıkça söylüyorsa, O esnadadır hüküm.
Sen şu anda münafık oldun. O esnada. Yanından ayrıldı, belki de adam tövbetti ona. O esnada verdiğin hüküm. Veya amelen münafıktır. Hani işte söylediğinde yalan söyler, emanete hıyanet eder, sözünde durmaz. Bu üç hal bir kimsenin üzerinde bulunursa o münafıktır, bu amelidir. Bakın bu üçü aynı anda o kimsenin üzerinde bulunacak. Yine de onun yüzüne münafık demek uygun değildir. İş yerimiz maaş için bir bankayla anlaştı. Banka maaş karşılığında bize promosyon veriyor. Almamızda bir sakınca olur mu? Almayacaksan bana getirebilirsin. Bu eski fıkıh erbabının yoludur. Hani sorarlarmış onlara. İşte bir kuyuya bir şey düşmüş. Ölmüş hayvan orada.
İşte yazmışlar. Böyle böyle bu kuyunun suyundan içilir mi diye. O da cevap yazmış. Birkaç gün sonra geleceğim, bir bakayım demiş. Neyse gelmiş ondan sonra kuyunun başına. Kuyuya bakmış, içerideki suya bakmış. İşte düşen, geçmiş gün aklımda kalan bir kedi mi, köpek yavrusu mu ne olacak herhalde? Kovayı daldırmış suyun içerisine. İçmiş kendisi ilk önce. Yani su içilebilir dememiş. Kendisi içmiş. Kendisi içince ne olmuş oluyor? İçilebilmiş oluyor. İlk sema nerede ve ne zaman başlamıştır? Sahabede yaşanmış örnekler var mıdır? İlk başlangıç kün demeden önce. Başlangıcı kün demeden önce.
Bunu böyle söyledim birisine. Kün demeden önce diye kaldı. Siz de kaldınız ya. Arkasından bir açıklama yapmadım. Durdu, durdu, durdu, … O hani sema yoktur. Sema işte bu manada söylemiş. Başlangıcı ne zaman demiş. Kün demeden önce dedi Mender. Durdu şimdi. Bunun delili dedi. Kün demeden önce başlamasaydı şimdi yapılır mıydı dedim. Yapılır mıydı? Zikrullah'ın başlangıcı kün demeden önce. Kün demeden önce.
Senin zikrullahın başlangıcı. Soruyor. Başlangıcı kün demeden önce diyor. Ne yapacak? Küne kadar gidecek. O gitsin. Öğrensin. Günümüzde miras hukuku nasıl olmalıdır? Kadın bir hisse erkek iki hisse almalı mıdır?
Yoksa yarı yarıya mıdır? Bunu böyle yapan bir kimse eğer zina ettiyse gidip kendisini hukukun önüne koyacak. Ben zina ettim. Evliyken rejim edin mi? Örneğin miras hukukunu böyle icra eden bir kimse bütün günahları için gidip bir İslam hukukunun önünde oturup kendince o hukuka tabi olacak. Zinada İslam hukukunu aramayanlar, içkide İslam hukukunu aramayanlar, kumarda İslam hukukunu aramayanlar, faizde İslam hukukunu aramayanlar, haramlarda İslam hukukunu aramayanlar, helallarda İslam hukukunu aramayanlar, herhangi bir hayatın içerisindeki herhangi bir şeyde İslam hukukunu aramayan Müslümanlar mirasa gelince hepsi de herkesten fazla mümin kesiliyor.
Bilhassa erkekler. Hemen telefona sarılıyorlar. Gece saat iki üç adam ölmüş daha yeni babaları daha ertesi gün gömülecek saat üç. Bir numara nasıl arıyor cehir cehir. Bir bakmadım, iki bakmadım, üç bakmadım, dört bakmadım, beş bakmadım, altı bakmadım. Yok aynen hep dedim ya. Saat üç, üçü geçiyor. Açtım. Salamun aleyküm, aleyküm selam. Hocam sen beni tanımazsın. Yok dedim tanıyamam. Tanımadım kimse çünkü. Sizin telefonunuzu bilmem kimden, bilmem kimden aldık. İyi kardeşim buyurun. Hocam bizim babamız vefat etti. İnna lillahi inna ilahi raci'u ben şimdi. Şu anda dedi daha henüz daha evde dedi ama evde dedi miras meselesi çıktı.
Daha babaları ölmüş, yatıyor orada nüfuzun. Miras meselesi çıktı dedi. Erkek iki mi alır, bir mi alır dedi. Soran adam ya. Dedim ara sıra alkol alıyorsun gibi geldi bana dedi. Evet hocam dedi. Her alkol aldığında dedim, seksen değnek sopa yedin mi dedim ben. Hayır dedi. Peki dedim, genelde alkol alanlar dedim, evli bekar değişir ama dedim, hafiften dedim böyle gayrimeşru zinaya da kayarlar dedim ben. Allah affetsin efendim hocam oldu dedi. Her zina yaptığında dedim, evliysen rejim için, evli değilsen yüz değnek sopa yemeye gittin mi dedim ben. Hayır dedi. Ulan dedim ben şimdi, ben kardeşim dedim.
Sabahın saat üçü. Zinada İslam hukuku aramıyorsun. İçkide İslam hukuku aramıyorsun. Evlenmede, boşanmada hiçbir şeyde İslam hukuku aramıyorsun. Miras olunca dedim, daha babanı gömmeden oğlanı iki kız bir alacak değil mi diyorsun dedim ben. Sen dedim normalde evliyken zina ettiğinde rejim edilecektin. Öldürülmüş olacaktın. Öldürülmüş olsaydın dedim, sen mirasa da girmeyecektin. Senin çocukların mirasa girecekti dedim. Evliyken zina yaptığında çocuğun var mıydı dedim ben, yoktu dedi. Dedim bir tek eşin mi vardı, evet. O da dedim bir tek eşten dolayı girecekti dedim. Senin malın mülkün de gene kardeşlerine gidecekti. Sen dedim, ölü hükmündesin şu anda.
Ya hocam biz vakitsiz aradık galiba dedi. Ben ölü hükmündesin deyince, tabii evden de uyananlar oldu. Kim ölmüş dedi lan. Adama ölü hükmündesin deyince durdu. Sen ölü hükmündesin diye. Biz dedi vakitsiz aradık herhalde dedi. Hayırlı geceler hocam dedi, kapattı. Allah bizi muhafaza eylesin. Fırat Kalkanı hakkında sizin görüşlerinizi alabilir miyiz? Tancı konuştuydum herhalde bununla alakalı değil mi? Evet.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi