Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 30 Eylül 2016 · 1:07:17
Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Sıraya takip etmeyin, enteresanıma giden bir şey var. Önde oturmak için uzun kollu giymeliyiz, yoksa kısa kollu mu giymeliyiz? Sufiler normalde bir şey tercih edeceklerse kısa kollu mu, uzun kollu mu? Uzun kollu.
Uzun sakallı mı, kısa sakallı mı? Uzun sakallı. Sarıklı mı, sarıksız mı? Sarıklı. Haydarli mi, haydarlisiz mi? Haydarli. Kur'an-ı Kerim'i hangisi daha güzel okuyor? Şu, o. Bunun gibi şeylere dikkat ederler. O yüzden normalde bu meselede uzun kollu, kısa kollu meselesi değil. Ama tercih açısından daha takva olan, daha böyle İslami kurallara, ritüellere tabi olan kimseler tercih ediyor. Hani imamiyette aranıyor ya, sakalsız imam mı, sakallı imam mı, sakallı imam mı? Kur'an-ı Kerim böyle tecvidle okuyanı mı, tecvidsiz okuyan mı? Tecvidle okuyan. Bunun gibi. İlahi okumak için ne yapmalıyız? Hemen geçecek şuraya oturacak. Namaz kılarken kendimi odaklayamıyorum bunun için ne yapmalıyım? Namazı baştan niyet ederken abdestinizi düzgün alın.
Abdesti düzgün aldıktan sonra Allah'ın hususi huzuruna, hususi yakınlığına doğru yürüdüğünüzü tefekkür edin, düşünün. Ve namaz başlamazdan önce direkt huzurullahta namaz kıldığınızı ve namazın onunla görüşmeye, konuşmaya vesile olacağına kendi kendinize niyet edin. Çünkü kulumun bana en yakın hali secde halidir demiş. Namazda secde var. O yüzden o secde kulun Allah'a en yakın olduğu haldir. O hale tefekkür ederekten bir kimse namaza girerse inşallah bu noktada sıkıntı olmaz. Saffetü tevafir sabuninin tevhibül Kur'an meydudinin hangisini tefsir okumalarına başlasam veya sizin tavsiye edeceğiniz başka bir tefsir kitabı var mı? Ben bir meseleye bakarken işin doğrusu birinci derecede bende şey var.
Neydi taberhani miydi? Yok. Tefsiri taberi var. Birinci derecede ben ona bakıyorum. Onunla o sana. Eğer orada bulamazsam zaman zaman elmalıya bakıyorum. Hadislerle Kur'an tefsirine bakıyorum. Onunla o sana. Diğer o Kurtubi'nin bir tefsiri var. Kurtubi'nin tefsirine bakıyorum. Çok az da olsa tefsiri kebir var. Farhettin Nazisi'nin oraya bakıyorum. Bu sabuniyi ve mevdudiye hiç bakmadım. Bilmiyorum bu konuda bir şey diyemeyeceğim. 1500 TL maaşla çalışıyorum. Devlet vergi olarak 250 TL civarı maaşımdan vergi kesiyorum. Maaşım haliyle yetmiyor. Kamyonetimle vergiye girmeden nakliye türü işlerden para kazansa vergi ödeyip de bu işi yapanların hakkına girmiş olur mu?
Savaş bu arkadaş kamyoneti için ayrı etten vergi verecek mi? Normalde sigortalı. Vergi mükellefiyeti olması lazım şey için. Ne o? Nakliye işi yapması için. Peki adam sigortalı yine vergi mükellefiyeti olacak mı? Vergi ödüyor mu gene ona da?
Kazanç elde ederse. Kazanç elde etmezse bu arkadaş savaşla görüşsün. Zikir çekerken gözler niye kapanır? Normalde kapatırız etrafla ilgimiz alakamız kesilsin de sırf kalbi olarak Allah'la bağlantı kuralım diye. Dinde aşırılıktan sakının sizden öncekileri dinde aşırılık helak etmiştir. Hadisindeki dinde aşırılık ile toplumun ağzındaki aşırı dinci sözü aynı şey midir?
Dinde aşırılık nedir? Dinde aşırılık sünnet-i Resulullah'ın çizgisini aşmaktır. Din adına. 30 Ramazan farz adam Ramazan orucunu 35'e 40'a çıkarıyor, 50'ye çıkarıyor. Veyahut da işte namazın sünnetleri belli. Sünnet namazlar da belli. Nafile namazlar belli. Bunun haricinde namaz üretiyor o kimse. Zekat belli. Bunun haricinde zekat o kimse kendince belirliyor. Bunun gibi dinde ölçüler belli. Allah dini tamam etmiş. Bugün sizin dininizi tamam etmiş. Tamam ettim demiş. Ve size din olarak İslam'ı seçtim demiş. Din tamam olmuş. Dinde aşırılık normalde din, Kur'an ve sünnetle çevresi belirlenmiş. İbadetlerin çevresi belirlenmiş.
Haramların, helalların çevresi belirlenmiş. Birisinin kalkıp çayı haram etmesine benziyor bu. Birisinin kalkıp kahveyi haram etmesine benziyor. Veya birisinin kalkıp bir meyve suyunu haram etmesine benziyor. Normalde haram olanlardan değil, haram ediyor. Bir şey haram değil ama haram ediyor. Dinde aşırılık bu. Toplum içerisindeki bu normalde söz konusu olan aşırı dinci. Onlar o söyleyen kimsenin kendince, kendi dairesinde bir namaz kılanı aşırı olarak görüyor. Sakal bırakanı aşırı görüyor. Bir kimse sünnet-i Resulullah'a bağlıysa onu aşırı görüyor. O yüzden o aşırı dinci dedikleri, o kavramın içerisine aslında bütün Müslümanları koyuyorlar. İbadet ehli, takva sahibi, bütün Müslümanlar aşırı dinci dedikleri o kavramın içerisine koyuyor.
Mesela bizler onlar için aşırı dinciyiz. Bir kimse sünnet-i Resulullah'a bağlıysa aşırı dinci. Bir kimse beş vakit namazını bir tamam kılmaya devam ediyorsun. Bunda tetizlik gösteriyorsa aşırı dinci. Bir kimse otuz Ramazan orucunu tutuyorsa işte yok Ağustos'a geldi, yok Temmuz'a geldi. Biz ondan sonra bu sıcaklığı tutmayalım, kışın tutarız. Temmuz'da, Ağustos'ta bir de yazlık var şimdi. Biz yazlıkta soyunacağız, ondan sonra giyineceğiz, işte ne bileyim denize gireceğiz. Hem denize gir hem yazlık böyle olmaz. E biz otuz Ramazan orucu nasıl olsa ölen neydi o şey? Yaşar Nuri'de otuz Ramazan oruç istediğiniz zaman tutun diye fetva verenler de var. Yaşar Nuri'de vardı.
Bir kısım Melami'ler de bunun fetvasını verirler kendilerince derler ki bir kısım. Yani Allah'ın istediği otuz gün oruç istediğiniz zaman tutun der. Yazın tutmayın, kışın tutuverin derler. Normalde bunlar şimdi onlara göre bakılırsa biz yok Ramazan ayı ne zaman o zaman biz işte orucu tutacağız. Bizim için o sıcakta oruç tutmak onlar için aşırı dinci noktasına geliyor. Velhasıl kelam kadınlar tesettüre riayet ederlerse, işte kadın bir güzel başını örttü, işte başını örtmekle kalmadı, vücut hatlarını belli etmeyen, içini de göstermeyen bir tesettür seçti. Çünkü kadının bu noktada tesettürü Hanefi'ye gören işte yüzü, elleri, ayakları hariç herhangi bir şeyle örtmesi, vücut hatları belli olmaması, içinin görünmemesi.
Ama normalde işte böyle bir tesettüre riayet ederse o birileri diyor ki sizler aşırı dincisiniz. Ben birkaç tanesine sordum da hani bu aşırı dincilikten ne kastediyorsunuz, ne anlıyorsunuz? Mesela bir tanesi dedi ki siz şeriat istiyorsunuz dedi. Dedim sen biz istemiyoruz dedi. Yani siz Allah'ın hukukunu, Allah'ın bu noktadaki kurallarını, kanunlarını istemiyorsunuz yani öyle mi dedim. Ben evet dedi. Birisi gelse senin kızını tecavüz edip öldürse ne yaparsın dedim ben? Öldürürüm dedi. Allah da bunu diyor dedim. Sen şimdi şeriatçı mı oldun? Allah da bunu diyor. Ama bak dedim bugünkü kanun öldürmüyor. 10 yıl sonra bırakıyor. Bu baktı şimdi.
Dedim gelse senin çocuklarını birisi uyuşturucuya alıştırsa, hepsinde uyuşturucu müptelası etse. Dedim o uyuşturucuyu alıştıran kimseyi ne yaparsın dedim. Onu da öldürürüm dedi. O uyuşturucuyu üreteni ne yaparsın dedim. Onu da öldürürüm dedi. Birisi gelse senin çocuğunu dedim haksız yere öldürse. Zevkine öldürse dedim. Veya işte İstanbul'da vardı ya sen geçtin ben geçtim ben geçeceğim sen geçeceğim. İstanbul'da ne o? Üsküdar'da adamı denize atıverdiler, öldürdüler. Dedim böyle öldürseler çocuğunu getirmişsin dedim 20-25 yaşına dal gibi yüzüne bakmaya kıyamıyorsun. Geldi dedim Maganda'nın birisi attı dedim onu denize öldürdü. Ne yaparsın öldürür dedim.
E dedim din de öldürür. Şeriat da öldürüyor dedim. E dedim bak ikimiz de aynı noktalarda birleştik. Ama sen dedim beni aşırı dinci görüyorsun. Sen kendini aşırı dinci görmüyorsun dedim. Sen de aşırı dincisin. Ya ne oldu ki şimdi ya biz nereden buraya geldik dedi. E dedim sen beni aşırı dinci gördün. Onlar için bunlar aşırı dinci. Yani ama ne manaya geldiğini bilmiyor bir kısmı. Siyasi bir söylem olarak söylüyorlar. Oturup konuşsanız ondan sonra bakıyor ki yani farklı şeyler, düşünceler farklı değil. Bu toplum 3 aşağı 5 yukarı birbirine yakın düşünüyor. Dergahımız bünyesinde bayanlara yönelik hafıza teknikleriyle Kur'an-ı Kerim'i anlama dersi yapılacaktır.
Katılım ücretsizdir. 30 saatlik çalışma sonucunda Kur'an-ı Kerim'e mana verebilecek ve okunduğu zaman kısmen anlayabilecek noktaya gelinecektir. Çalışma cumartesi günü başlayacaktır. Kayıt ve detaylı bilgi için Bursa Bayan Sorumlusu'na müracaat edilebilirsiniz. Evet. Bayanlar mezarlığın içine girerek dua edebilir mi? Hayır. Konuyla ilgili hadis var mıdır? Bilgilendirir misiniz? Demiş. İnşallah. Ama Hanefiler buna hayır fetvası vermişler. Nereden verdiklerini aklımda değil şimdi. İnşallah. Hayır olduğunu biliyorum. Ona bakayım tekrar. Erkeklerin dar pantolon giymesi hususunda 16 yaşında oğlum son zamanlarda dar pantolonlar giyiyor. Doğru olmadığını anlatıyorum güzel bir şekilde ama giyiyor.
Hevesi geçince bırakacağını düşünüyorum. Bu konuda tutumum nasıl olmalı? Ne yazık ki çocuklarımızın hepsi kız erkek etkileniyorlar. Normalde çok dar pantolon giymek erkekler için de caiz değil. Aynı vücut hatlarının belli olmaması ölçüsü erkekler için de geçerli. Erkeklerin böyle dar streçli vücut hatlarının önünü ve arkasını belli eden pantolon giymeleri de caiz değil. Aynı kadınlar gibi. Yani kadınların nasıl daracık vücut hatlarını belli eden kıyafetler caiz olmadığı gibi erkekler için de caiz değil. Aklımda kaldığı kadarıyla dördüncü hadisteyiz değil mi? Bu vesveseyi okumuştuk değil mi? Geçen hafta.
Evet. Biz 7 veya 8 ya da 9 arkadaş Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yanında idik. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bize Allah'ın Resulüne biat etmez misiniz dedi. Bunun üzerine biz ellerimizi açarak biz sana biat etmiştik ya Resulullah. Daha niye biat edeceğiz dedik. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki Allah'a kulluk edeceğinize, ona hiçbir şeyi ortak koşmayacağınıza, beş vakit namazı kılacağınıza, başınızdakiler hayırla emrettiğinde itaat edeceğinize ve işitemediğiniz bir kelime söyledikten sonra işitemedikleri bir kelime söylemiş Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri.
Başkalarından hiçbir şey istemeyeceğinize biat edeceksiniz buyurdu. Biz de bu hususlarda kendisine biat ettik. Bundan sonra burada biat eden bu arkadaşlardan bazılarını gördüm. Birinin kamçısı yere düşse hiçbir kimseden şunu bana ver diye istemezlerdi. Hadis Müslüm, Ebu Davud, Nesai ve İbn-i Mace'de geçiyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri zaman zaman ama bireylerin kendilerinden, ashabından etrafındaki ashabtan ama birey olarak tek tek biat aldığı, bazı böyle toplu 6-7 kişilik gruplar halinde biat aldığı,
Müslüman oldukları halde, aynı şey malum akabe biatı var ağacın altında, onlar da hepsi de biat ehliydi, hepsi de Müslümandı, hepsi de ne yaptı? Orada da yeniden biat aldı, en meşhur biatlardan birisi. Ve Cenab-ı Hak dedi ki, ellerinizin üzerinde, ellerinizi Allah'ın eline uzattınız. Onların üzerinde Allah'ın eli vardı. Yani biat edenlerin hepsi de bu manada, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin elinin üzerinden Allah'a biat etmiş oldu. Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yapmış olduğu biatı, kendi üzerine aldı, fiiliyat olarak. Yani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin elini tutan, gerçekte Allah'ın elini tutmuş oldu.
Ayet-i Kerime ile. Ve bu biatları yapan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, bu noktada biat eden sahabeler de, gerçekte Allah'a biat etmiş oldu. Kim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine tabi olursa, gerçekte Allah'a tabi olmuştur. Ve Hz. Peygamber'in peygamberliğine iman etmek de, Allah'a iman etmek gibidir. Çünkü başka bir adi şeritte kim peygamberin peygamberliğine iman etmezse, Allah'a iman etmemiş kabul edilir. Öyle olunca peygambere iman eden bir kimse de Allah'a iman etmiş kabul edilir. O zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin elini tutan onunla biatlaşan, bu manada Allah'la biatlaşmış kabul edilir.
Tabi bu biatlaşma sufilerce, bu biatlaşma sünneti sufilerce devam ettirilmiş. Tabi son dönemlerde siyasiler de bu kendilerince toplulukları bu noktada biatlaşmaya götürüyorlar. Bu Erbakan Hoca'dan kaldı. Bu Erbakan Hoca biatlaştırırdı milleti. Yeminleştirirdi, ahitleştirirdi. Bu Erbakan Hoca açtı bu çığırı siyasilerin önünde. CHP, MHP, işte HDP, tabi AK Parti, bugünkü partiler de kendilerince bu ahitleşmeyi, bu biatlaşmayı devam ettiriyorlar. Tabi sufiler bu geleneği hiç terk etmemişler. Sufiler bu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlere vefat ettikten sonra Müslümanlar Hz. Ebu Bekir radiyallahu anh hazretlerine hem siyasi olarak hem de dini olarak biat ettiler.
Hz. Ebu Bekir'den Hz. Ömer Efendimiz'e, ondan Hz. Osman Efendimiz'e, ondan Hz. Ali Efendimiz'e kadar bu biatlaşma hem siyasi olarak hem de dini olarak devam etti. Tek kutupta bu Hz. Ali Efendimiz'e kadar geldi. Hz. Ali Efendimiz'in zamanında Muaviye ile Şam valisiydi. Hz. Osman Efendimiz onu atamıştı. Muaviye ile Hz. Ali radiyallahu anh hazretlerinin arasında hem hukuki hem siyasi ayrılıklar başlamıştı. Ve Hz. Osman Efendimiz'den sonra Muaviye uzun müddet Hz. Ali radiyallahu anh hazretlerine biat etmemişti. Ve zaten malum sıfî vakası var, karşı karşıya kalınmalar var. Ve Hz. Ali radiyallahu anh hazretleri vefat ettikten sonra küfe halkı Hz. Hasan Efendimiz'e biat edip bu noktada siyasi ve dini olarak o biatı devam ettirmek istedi.
Ama Muaviye bu noktada savaş edecek, savaş çıkaracak, ümmet ikiye bölünecek ve kan dökülecek. Ümmetin ikiye bölünmesi ve kan dökülmesini engellemek için Hz. Hasan Efendimiz hutbeye çıktı. Müslümanların dini olarak imamları olduklarını ama siyasi olarak Şam'a yani Muaviye'ye biat ettiklerini söylediler. Öyle söyleyince İslam dünyasında dini biat ile siyasi biat bu noktada ayrıldı.
İlk ayrılma noktası burası. Oradaki Müslümanlar dini olarak Hz. Hasan Efendimiz'e biat ettiler. İmam olarak onu seçtiler. İmam olarak ona biat ettiler. Siyasi olarak da biatlarını Muaviye'ye yaptılar. Tabi o biatlaşma Hz. Hasan Efendimiz'den sonra da devam etti. Hz. Hasan Efendimiz'i vefat ettikten sonra Hz. Hüseyin Efendimiz'e dini olarak biat edildi. Hz. Hüseyin Efendimiz'den sonra dini olarak biatlar çoğalmaya başladı. Dini olarak biatlar çoğalmaya başlayınca artık insanlar dini olarak ama bir hadis alimine, ama bir fıkıh alimine, ama genel olarak züht ehli olan, zahid olan, çünkü Sufi'nin ilk başlangıç noktası bu, o tabi'nin ilk imamlarına biat etmeye başladılar.
Bu ardından bir Sufi yolu oluştu. O Sufi yolu oluşmasıyla artık Sufiler üstadlarıyla biatlaşmaya başladılar. Ve üstadlarıyla biatlaşma sünneti böylece Sufilerin içerisinde devam etti. Siyasi biat da kendi yolunda devam etti. Siyasi biat da herkes işte devletin başındaki kimseye biat etti. Biat etmeyenler özel bir biatlaşma olmadı. Bir müddet sonra devletlerin sınırları bu noktada genişledi. Genişleyince Müslümanların tek tek işte bir devlet başkanına biat etme geleneği kalmadı. O sünnet bu noktada ortadan kalktı siyasi biatlarda. Ve siyaseten devlet başkanına biat etme öyle bir şey olmadı. Kim devlet başkanı olduysa oldu, insanlar ona isyan etmediyse, ona itiraz etmediyse devlet başkanına biat etmiş kabul edildi.
İsyan etmezse, ona itiraz etmezse, o topraklarda yaşarsa, o devlet başkanının tebaası olduysa, o bayrağın altında yaşadıysa, o devletin, o hükümetin emri altına girdiyse ona biat edilmiş kabul edildi. Bu ta Osmanlı'nın son dönemine kadar ve Osmanlı'nın son döneminde de Osmanlı'da Yavuz Sultan Selim'den sonra dini biat noktası ile siyasi biat noktası tekrar birleşti. Buradaki dini biat noktası siyasi dini biat, halifelik. Halifelik birleşince bu sefer iş daha da farklılaştı Osmanlı zamanında. İnsanlar nefis terbiyesi, dini ilimleri öğrenme, kendini bu noktada Allah'a yaklaştırma açısında tasavvufi olarak, sufilik olarak şeyhlere biat etti. Ama siyasi hiyerarşi olarak hem dini siyasi hem de normal devlet siyaseti olarak devlet başkanına biat etti.
Çünkü Yavuz Sultan Selim halifeliği de alınca her Osmanlı padişahı aynı zamanda İslam halifesi oldu. Aynı zamanda İslam halifesi olunca İslam halifesi bu noktada din işlerinin de oluşması için değişik mekanizmalar kuruldu. Bu Şehr-i İslam zaten daha önce de vardı Osmanlı'da. Osmanlı'da camilerin açılması, kapanması, bu noktada ibadete açılması, tekkelerin açılması, tekkelere şeyhlerin atanması bu Şehr-i İslam kanalıyla oluyordu.
Yani Şehr-i İslam bunlara hepsine de icazet veriyordu, tek merkezden yönetiliyordu ve Şehr-i İslam tekkeleri de, zaviyeleri de, bu noktada medreselere de kontrol etme, onları normalde işte dizayn etme, onları Kur'an ve Sünnet dairesinde çalışıp çalışmadığını bu noktada bakma, onları bu noktada eğer bir sıkıntı varsa hizaya getirme görevini Şehr-i İslam devam ettiriyordu. Bir müddet sonra Şehr-i İslam ayrıyeten bu meseleler batini meseleler, bu meseleler zahiri meselelerin dışında, o yüzden bu batini meselelerden de anlayan bir meclis-i meşayih kurmuşlardı. Bu meclis-i meşayih, bu tasavvuf olarak sufilik yolunda giden, işte ama sufi toplulukları, ama tarikat topluluklarını, ama tekkeleri, onlar kontrol ediyorlar, onlar bu noktada işte yapılması gereken, yapılmaması gereken şeyleri dizayn ediyorlardı.
Ama Cumhuriyet'le beraber bu halifeliğin kaldırılması, Osmanlı'nın padişahlıktan bu noktada padişahlığa son verilmesi ve son padişahın sürülmesi, son halifenin azledilmesi, bunların da bu noktada el etek çektirilmesi ve halifeliğin bu noktada meclisin kendi bünyesine alınmasıyla beraber Müslümanlar siyasi olarak başsız kaldı. Ama Müslümanlar zaten öteden beri sufiler bu biatlaşma sünnetini, sufilik dairesinde, dergahlarda, tarikatlarda devam ettiğinden dolayı bu devam etti. Günümüze kadar geldi. Her türlü baskıya, her türlü zulme, her türlü sıkıntıya, her türlü bu noktada nahoş problemlere rağmen bu yol hiç kapanmalı. Bu yol hiç inkıtaya uğramalı.
Bunlar şeyhten şeyhe, şeyhten şeyhe, her ne kadar tasvip etmesek dahi, babadan oğula, ben tasvip etmem. Fakat olmayan yerde, onlar bayrağı sallandırdılar, bir şekilde yolu devam ettirdiler. Çok da böyle o Cumhuriyet'in ilk baskıcı dönemlerinde, o her şeyin yasak olduğu dönemlerde babadan oğula da olsa onu devam ettirmek kolay bir şey değildi. Bakın, babadan oğula da olsa onu devam ettirmek kolay bir şey değildi. Cezaevine girme, basılma, işte değişik sıkıntılara maruz kalma, bunları böyle göze alaraktan buna devam ettirmek kolay bir şey değildi. O yüzden onlara da böyle fazla kem göze bakmayın. Ya işte babadan oğula geçmiş falan böyle demeyin. Kolay şeyler değildi bunlar.
Bazılarının evleri satıldı müzayede. Kimisi asıldı, malum o Cumhuriyet'in ilk dönemindeki istiklal, istiklal mahkemeleri miydi? Adı istiklal mahkemesi bir de. Adı istiklal mahkemesi bir de. O mahkemelerde yaklaşık 700'ün üzerinde şeyh astılar. Kayıtlılar. Kayıtsız ne olduğu belli değil. Böyle söylentiler var, doğru yanlış bilmiyoruz. Bir gecede 600 kusur kişi Konya'da asmışlar. Bir gecede. Mahallelere dara açlarını kurmuşlar, mahallelerde asıyorlar. İstiklal mahkemeleri hala da tutanakları mutanakları açıklanmaz. Meclis bu konuda hala da çalışma yapamaz.
Yasaktır. Bakın yasaktır. İstiklal mahkemelerinin tutanaklarını konuşamazsınız. Birinci, ikinci meclisin bazı meclis konuşmaları yasaktır. Tutanakları gizlidir. Bugünkü meclis başkanı bile onu okuyamaz. Başbakan okuyamaz. Önüne kanun maddesini koyarlar, bunu okuyamazsın derler, biter. Biz daha özgür değiliz yani. Bunlar için de özel bir yasa çıkarmalar lazım. O özel yasayı çıkarsalar ne olur bilmiyorum. Her neyse. Bunlar sonuçta ama böyle de olsa, böyle de olsa, ne kadar zulmetseler de, ne kadar sıkıntıyı da soksalar, bu yol Allah'ın. Sufilik yolu, Allah'a insanları götüren özel bir yoldur.
Tarih boyunca, insanlık tarihi boyunca, bunlarla savaşan siyasiler, askeri erkan, hepsi de çökmüştür. Sufilerle, gerçekten, gerçek sufilerle uğraşan, kılıç değil, giyotinin altına kafasını kendi aptallığıyla, kendi kendine gidip koyan insanlar. Bakın, hangi sufiyle uğraşırsa bir kimse, bir kimse fise bilillah sufi, hatırmış, dervişlik yapıyor.
Bu ister zakir olsun, ister çavuş olsun, ister nakip olsun, ister şeyh olsun, isterse işte adı sanın bilinmeyen bir derviş olsun. Ona kim zulmederse, ona kim haksızlık yaparsa ve tövbe etmezse, onun helallığını almazsa, bu tecrübeyle sabitmenden. O kendi ayaklarıyla, kendi aptallığıyla, giyotinin altına kafasını vermiştir. Kimisi zakirine haksızlık yapar, o dervişin dervişliğinin sonu olur. Kimi zakir, dervişine haksızlık yapar, onun zakirliğinin sonu olur. Kimisi üstüne farz değil, bir dervişi böyle ondan çok uğraşır. Eğer kendisi dervişse, dervişliğinin sonu olur. Bir dervişin gönlünü kırar, incitir, farkında değildir o ama farkındadır.
Onun dervişliğinin sonu olur. Çünkü yolun sahibi Allah'tır. Bakın, yolun sahibi Allah'tır. Cenab-ı Hak bir şey ihmal etmez. Cenab-ı Hak teennili davranır. Teennili davranmak, yavaş davranmak. Biz isteseydik alemleri bir anda yaratırdık, altı günde yarattık diyor. İnsanoğlu acelecidir. Hemen birisinin helak olmasını ister. Allah hemen helak etmez. Kiramın, katibin yazar, yazar, yazar, … Ondan sonra Cenab-ı Hak bir tokadı basar ona. O derviş, o çavuş, o zakir, o nakip, o nügabba, o şeyh kendince haklıyım zanneder. Bu herkes için geçerli.
Hatta şu yanılgıya düşer. Bir yanlış yapsaydık, biz rüyamızda görürdük, bizi ikaz ederlerdi. Bunu çok duydum ben. Bizim bir hatamız oysaydı, bizi ikaz ederlerdi. Ben rüyamda görürdüm ki kesin. Ona ne desen, boş o. O çünkü arkadaş, allame. O, baba derviş o. Rüyasında görürdü ya. Rüyasını görmediyse zulme devam. Ama bilmez. Hiç böyle umulmadık bir yerde. Hani Nemru'da bir sinek yetmiş ya. Bakın koca Nemru'da bir sinek yetmiş. Öyle kocaman dervişim deme. Bir sinek yeter sana.
Bir sinek yeter sana. Bir küçücük, kurtçuk yeter sana. Bir küçücük. Hiç ummadığın, en zayıf gördüğün derviş yeter sana. Hiç beğenmedin, serkeş gördüğün derviş seni alaşağı eder. Sen cartınısın, nakibim, nügabbayım diye serkeş gördüğün derviş seni alaşağı eder. Beğenmedin. Bu ne işi var bunun burada dediğin derviş seni alaşağı eder. Çünkü yol Allah'ın yoludur. O kimse bir el tutmuş, o el Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden Allah'a ulaşır. Sen onu hor hakir görme, ona zulmetme. Ona çelme takacağım diye uğraşma.
Onunla didişme. Neden? Yol Allah'ın. Bakın kıyamet kopar, kıyamet kopar. Ortalık çalgalanır. Nuh tufanı gibi tufan çıkar. O yola müntesip olan, has olanlar, o yolda Nuh'un gemisindeki gibi durur. Bunu bizzatihi biz 28 Şubat'ta yaşadık.
Kıyamet koptu. Sanki Nuh tufanı ortalıkta. Sanki Nuh tufanı. Ama o yola müntesip olan, has olan kimseler kaldılar. O tufandan zarar görmediler. Ama yepildek olanlar tufan aldı götürdü onları. Ama yolun özünde duran, yolda kendisini sapasağlam tutanlar, Allah'ın izniyle hiçbir şey olmadan selamete kavuştular. Çünkü yolun sahibi Allah.
Nice zalimler gelmiş, nice zulmedenler gelmiş, nice siyasiler gelmiş. Bakın tekrar söylüyorum. İstiklal mahkemelerinde, Anadolu'da ne kadar böyle bilinen şeyh varsa hemen hemen hepsini astılar. Düşünebiliyor musunuz? Bir kısmını sürdüler, bir kısmını cezaevine attılar, asamadıklarını. Ama Cenab-ı Hak o yolu neşv-i neva ettirdi. İnsanlar şeyhleri vefat etti, bir şeyh yok. Dergan'ın halifesi kim? Gidip ona intisap ettiler. İşte onu da bulamadılar, gittiler Dergan'ın zakirine intisap ettiler. Dediler ki sen bizim başımızda dur, zikrimizi yaptır, biz dersimizi çekelim, sahibi gelir dediler. Eskilerle konuştum bunu.
Dedim ne yaptınız? İşte biz dediler, işte fişmanca vardı Allah rahmet eylesin, filanca vardı işte Allah rahmet eylesin. Anlatan adam böyle anlatıyor. Biz Mustafa Efendi 8-9 kişiydik, filanca bizim zakirimizdi. E şeyhimiz nereye gitti belli değildi, ne olduğu belli değildi. Herhalde astılar Allah rahmet eylesin, haber alamadık. Anadolu'da çok dinledim ben bunları. E zaten o zaman için halifesi filancaydı, o da öyle oldu. Biz başımızdaki zahire intisap ettik. O zaman nerede şeyh? Öyle konuşuyorlar. Nerede şeyh? Şeyh yok yani. Varsa dahi adam şeyhim demiyor. Nasıl desin? Asılacak. Şimdi dahi yasak, ben şeyhim demek.
Şimdi birisi kalksa şikayet etse, bu filanca bana şeyhim dedi dese, Cumhuriyet Savcısı alır onu. Kimisi de sorar ya, siz şeyh misiniz? Benim korkumdan değil bu cevabım. Biz olamadık derim. Bu benim korkumdan değil, herhangi bir korkumdan dolayı değil. Biz hiçbir şey olamadık. Allah bizi affetsin. Ama olan bir kimse de bunu diyemezdi. Neden? Yasak. Hani bir de ben şeyh efendiye intisap ettiğimde, işte bana sorarlardı. İcazeti var mı? Yok derdim ben. Hani kafa sallıyor, icazetsiz olmaz. Hangi şeyhin icazeti var? Hangi şeyh icazet veriyor? Biz gidelim ona, soralım icazet verebilecek mi?
Kalıyor şimdi o derviş. Bakıyor böyle. Çünkü şeyhin birisi kalkar, icazet verirse, altına şeyh diye mührünü basacak. Şeyh diye mührünü bastığı anda, son dönem ceza 13 yıldır. Bilmiyorum şimdi bir daha onları elden geçirdiler mi, aşağı düşürdüler mi, düşürmediler mi? Ben şeyhim deyip de birisinin altına, normalde icazetinin altına mühür basmak 13 seneydi. Öyle kolay değil. Ama ne basıyor, işte Allah rahmet eylesin, şeyh efendinin mührü oydu. İşte Kadiri'den, Rufay'den, Bedevi'den, Dostuki'den, Şazeli'den, ondan sonra derviş adayı olarak bu icazeti verdim. Hadimül fukara, Abdullah Gürbüz. Şeyh ibaresi yok. Birisi alsa o icazeti götürse çünkü, yine cezası var.
Türkiye'de hala daha cezası var. Dikkat edin. Bir kimseyi normalde öyle şey olmasın. Ama bu, gönül biatı olarak. Önceden biat eden dervişlere, biat eden dervişlere bir biatname verilir. Tergaha adabında. O kimse biat etmişti, biatnamesini alır. O der ki, işte ben filanca şeyhe biat etti. Şeyh efendinin de bir biatnamesi vardır, altına imzala. O kimse ders almıştır. O şeyhe biat etmiştir. O icazetnameyi alır. Neden lazım bu? Önceden biatnamesi olanlara asker alınmıyor çünkü Osmanlı'da. Osmanlı'da bu biatlaşma, biatnameler önemli. Sebep vergiden muaf oluyor. Sebep asker alınmıyor. O şeyh de o biatnameyi herkese vermiyor o yüzden. O biatnameden sonra ne?
Dervişlik icazeti var. Ardından bir müddet o kimse dergahta çalışıyor, belli bir hale geliyor, belli meratipler kat ediyor. Ona şeyhefendi ardından dervişlik icazeti veriyor. Biatname, derviş adayı. Dervişlik icazetini alınca o kimse derviş. Ardından eğer yolu devam ediyorsa, böyle bir yerlerde ders yaptırıyorsa, zikrullah yaptırıyorsa, ondan sonra çavuştu, zakirdi, nakipti, nügabbaydı, devam ediyor. Onların da hepsinde ayrı ayrı neleri var? İcazetleri var ve biatlaşmaları var. Ve o şeyhlerde o biatlaşma ne yaptı? Devam etti. Osmanlı'dan sonra da, Cumhuriyet döneminde de o biatlaşmalar devam etti. Şeyh Efendi de de Allah rahmet eylesin, o biatlaşmalar devam ederdi. Ve bu biatlaşma özeldir, hususidir. Şimdi bu biatlaşmayla alakalı, o derviş orada biatlaşma esnasında vermiş olduğu sözü, harfiyen yerine getirmiş olması gerekir.
Eğer harfiyen yerine getirmezse, o kimse o biatlaşmadan sonra biat ettiği şeyler, ister farz ibadetler olsun, ister nafile ibadetler olmuş olsun, yeniden akit yapıldığından dolayı sorumluluk ister. Mesela Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Allah'a hiçbir şey ortak koşmayacağınıza, beş vakit namazı kılacağınıza. Tabii değişik Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hususi almış olduğu biatlaşmalar var. Bu biatlaşmalardan sufiler kendilerine örnek çıkarmışlar. Mesela işte bizde böyle biraz uzundu biatlaşma, benim ilk dergaha girdiğimde. Sonradan Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin, oğlum dervişler bunları yerine getiremiyorlar, yerine getiremeyince de manen tokat diyorlar.
O yüzden biz bu biatlaşmayı uzundan, işte üstadımızı üstad olarak kabul ettin mi ettin, biz de seni evlat olarak kabul ettik. Bitti, bu noktaya geldi. Benim dergaha ilk girdiğimde biatlaşma geniş, uzun. İşte şirke düşmeyeceğini, beş vakit namazını kılacağına, otuz Ramazan orucunu tutacağına, pazartesi perşembe oruçları tutacağına, nafile evvabim ve duha ve teheccüh namazlarını kılacağına genişti bu. Uzundu. Yalan söylemeyeceğine, yemin etmeyeceğine, küfür etmeyeceğine, kimseyle kavga etmeyeceğine, maddeler halindeydi bu. Bu maddeler halinde, buna baktığınızda aslında işin bir de portresi çıkıyor tabii. Abdestsiz dolaşmayacağına mesela.
Bu biatlaşmada şeriat, tarikat, hakikat, marifet içindeydi. Dört kapı kırk makam gibi. Sıralanırdı bu. Bazen zaman zaman bunu böyle düşünmüyor değilim. Çünkü insanlar da bunun ehemmiyetini kaybetmeye başladılar. Yani adam gidiyor bir dergaha, bir tekkeye, bir şeyhe işte ders alıyor. Lay lay loma devam ediyor. Kadın erkek. Yani bu sefer bir taraftan diyorsun ki insanlar gelsinler, Allah'ı zikretsinler, bir kelime, bir harf öğrensinler, en azından tasavvufa karşı, sufiliğe karşı sıcak baksınlar. Bir taraftan da diyorsun ki kalite düşüyor. Yani adam diyor ki işte biz Mustafa Efendi'nin dervişiyiz, işte bizde hata mı olur, bizde kusur mu olur, biz hak yandıyız, kadının kafasını, gözünü yarıyor.
Biz filanca yere dervişiz, her türlü yanlışlığı, eksikliği, bir türlü yapıyor. İşin bu tarafı var. Bu biatlaşma sünnetine riayet etmiyor insanlar. Mesela Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, o gün için sahabeler muhakkak namazlarını kılıyorlar. Ama onlara diyor ki beş vakit namazı kılacağınıza, tekrar onlardan söz alıyor, biat alıyor. Yani normalde ayrıca başınızda bir kimse var. O hak ve hakikat noktasında size bir şey söyleyeceğine, ona itaat edeceğinize. Bu normalde mesela o bizim Şeyh Efendi'nin ilk zamanlardaki biatlaşmanın içinde vardı bu. O kimse Şeyh'ine itaat edeceğine dair biatlaşmanın içerisinde vardı.
İşte üstadını üstad olarak kabul edip ona itaat edeceğine, Kur'an ve sünnete aykırı bir şey yapmayacağına, farz ibadetleri bir tamam edeceğine, bunun kısası Kur'an ve sünnet dairesinde hayat yaşayacağına, farz ibadetleri bir tamam edeceğine, haramlardan uzak duracağına, üstadına her söylediği Kur'an ve sünnet dairesinde itaat edeceğine biatlaşılırdı. Tabii bir de yedi sahih üzerine biatlaşma var, o ayrı. Onu Şeyh Efendi, Allah rahmet eylesin, bir icazet töreninde yedi sahih ders vermişti o zaman için. İcazet verdi, Nakib-i Nükabba'ya, yedi sahih üzerine ders verdiydi. Onu herhalde izlersiniz. İnternette vardı, bir ara dolaştırıyorlarmış. Yayınlamışlar, kim yayınladıysa, ondan sonra, onu normalde izlersiniz.
O da yedi sahih üzerineydi. Yedi sahih üzerine biatlaşmayı da ayrıydı. İşte, bu biatlaşma sünneti, sufilerce ehemmiyet gösterilmiş, bu devam edilmiş. Aslında, şu anda insanlar bir üstada biatlaşırken, aynı zamanda da bu sünneti işlemiş oluyor. Özel, husisi biat. Mesela Hz. Ebu Bekir Raddallahu anh Hazretleri, halifeyken, devesini ıhıldatıyor, kırbacını alıyor. Yola ki, ya emir el müminim, biz verirdik bize söyleseydin. Hem arkadaşım, dostum olan, hem de benim peygamberim olan, Muhammed Mustafa, ya söz verdim, biatlaştık. Bana dedi ki, hiç kimseden hiçbir şey istemeyeceğine, bana söz ver. Söz verdim ya Resulallah. Düşen kırbacını dahi, söz verdim ya Resulallah.
Ben de ona söz verdim. Düşen kırbacımı dahi, hiç kimseden istememeye. Hz. Ebu Bekir Raddallahu anh Hazretleri, halife, işte, devesini ıhıldattı, devesini ıhıldattıktan sonra, kırbacını aldı. İşte, Ebu Zergi Fari'ye, biatlaşmış. Ebu Zergi Fari Hazretleri diyor ki, biz Hz. Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem, bana buyurdu ki, ey Ebu Zer, dikkat et, senden biatlaşma alacağım. Hazır mısın? Hazırım ya Resulallah. İyi düşündün mü? Düşündüm ya Resulallah. İyi düşündün mü? Düşündüm ya Resulallah. Hiç kimseden hiçbir şey istememeye, bana söz ver. Söz verdim ya Resulallah. Eğer diyor, bunu yerine getirirsen, ben de sana cenneti söz verdim. Bakın, biatlaşmanın hususiliğine bakın. Buna söz verdiysen, ben de sana cenneti söz verdim.
Çünkü, onunla biatlaşan, gerçekten Allah'la biatlaşmıştır. Onun bu manada söylediği de, Allah'ın söylediği gibidir. Şimdiki hadis, peygamber inkarcılarına bakmayın. Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, söylediği, Allah'ın söylediği gibidir. Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, yasakladığı, Allah'ın yasakladığı gibidir. Kim, Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, yasağına uymazsa, Allah'a, Allah'ın, hududunu, hukukunu çiğnemiştir. Kim, Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, sözünün hilafına söz söylerse, Allah'ın sözüne, sözünün hilafına söz söylemiş olur. Bu, hadis inkarcığı, ne idüğü belirsiz, kimselerin sözüne bakmayın.
Bunlar, ne idüğü belirsiz bunlar. bunlar normalde beyinlerini, kalplerini şeytan tecavüz etmiş bunlara. Bunların akılları makılları yok. Şeytan bunların akıllarına bevletmiş. Şeytan bunların kalplerine bevletmiş. Tecavüz etmiş şeytan bunlara. Şeytan tecavüze de devam ediyor bunlara. Bunlar farkında değil. Oysa, bir anlık böyle, biz, Peygamber'in getirdiklerini de kabul ettim, onların hadislerini de, onun sünnetini de kabul ediyorum dese, kalbi pırıl pırıl olacak. İmanı bulacaklar. Bunlar, Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, hadislerini ve sünnetlerini, red ettiğinden dolayı, kalpleri kapkara. Mühürlenmiş her biri.
Siz ne derseniz deyin anlamıyorlar. Neden? Gözleri kör, kalpleri mühürlenmiş, kulakları tıkalı, kalpleri mühürlü. Kim hadislerin hepsini inkar ediyorsa, kim Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, sünnetini inkar ediyorsa, Hz. Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, hadislerini ve sünnetlerini, inkar edenler, küfür ehlidir. Küfür ehli. Onlar, iman etmiş sayılmazlar. Çünkü, Peygamber'e iman etmek farzdır. Bir kimse, Peygamber'e iman etmiyorsa, imanı kabul olmaz onun. Kim Allah ve Resulüne itaat ederse, Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, bir sürü ayet var.
Bunlar göz göre göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, hadislerini ve sünnetlerini inkar ediyorlar. Çünkü, Husisi hazırlanmış proje adamı bunlar. Ve bunların saldırdıkları tek yer var, sufiler. Çünkü, çünkü şu anda İslam dünyasının içerisinde, selefi, vahabi çizgisine kaymayan, İslam dünyasının içerisinde, Pers şiasına kaymayan, İslam dünyasının içerisinde, dinini, imanını, vatanını satmayan, bir tek sufiler kaldı.
Bir tek sufiler kaldı. Saf Kur'an ve sünneti yaşayan, Saf Kur'an, sünnet ve imamların iştahında duran, bir tek sufiler kaldı. Kimisi mezhepleri reddediyor, mezhepleri normalde mezhepsizlikten, ondan sonra vahabilikten, selefilikten, vahabilikten doğru çıkıyor. Herkes bir kul buluyor. Kimisi kendi kardeşlerinin arasında, faizciliği caiz görüyor. Türkiye'de cemaat var, adam kim olursa olsun, Müslüman da olsa, birbirinden faizi cevaz vermiş adam. Diyorsun haram, Darül Harp'te caizdir. Kardeşim yok, Darül Harp'te müminle kafirin arasında, faiz caizdir. Müminin müminden faiz alması, vermesi Darül Harp'te de caiz değildir.
Söylüyorsun, hadis-i şerifleri koyuyorsun, imamların iştahını koyuyorsun, adam kabul etmiyor. Şu anda büyük bir cemaat. Süleyman İlmi Tuna'nın şu anda devam ettiğince, arkasından devam ediyoruz diyen cemaat. Bunların isimlerini önceden zikretmiyordum. Ama bilinsin diye zikrediyorum. Yani biz böyle, hadi örtelim, kimsenin kusurunu söylemeyelim, susalım, şahısları konuşmayalım, cemaatleri, tarikatları konuşmayalım, aman işte biz, böyle laf taşıyan, laf söyleyen olmayalım diye, dikkat ettikçe, ama insanlar, bilmiyorlar,
araştırmıyorlar, görmüyorlar, adamlar, birbirlerinden faiz alışverişini, caiz görüyor. Haramı helal etti adam. Haramı helal etti. O yüzden, dünya üzerinde, bir tek, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp, imamların iştah adında devam eden, sufiler kaldı. Bunların da büyük bir çoğunluğu, Anadolu'da, Türkiye'de. Böyle dışarıdaki, sufi topluluklarda da sıkıntılar var. O yüzden, bunların savaştıkları, bunların normalde, kendilerine hedef gösterdikleri, bir tek sufiler var. Bakın, bir tek sufiler. Yatıyorlar, kalkıyorlar, sufilerle sataşıyorlar. Dönüyorlar, dolaşıyorlar, televizyonlarda izleyin, hemen sufilere, şeyhlere, yok aklınızı kiraya verdiniz, yok siz aklınızı ona kiraya versiniz.
Adam şeyhine değil, taslamama gidecek, aklını kiraya verecek. Adam şeyhine değil, Mehmet okuyana gidecek, kiraya verecek. Bu ilahiyatçılarda da, bu hastalık var. Onlar da diyorlar ki, biz ilahiyatçıyız, biz alimiz, biz ulemayız, biz bileniz. Bizim peşimizden düşmüyorlar, bize bakmıyorlar da, cahil, cühelâ, şeyhlere bakıyorlar. Gel otur, gel otur kardeşim. Sen geldin de, sohbet ettirmedik mi sana? Gel. Sen geldin de, kürsü mikrofon vermedik mi sana? Gel. Gelmezler ki. E ne olacak, kendi ders notlarını, öğrencilerine satan adamdan hayır mı gelir?
Hadis satan adamdan hayır mı gelir? Ayet satan adamdan hayır mı gelir? Ayet hadis düccarı her biri. Ayet hadis düccarı. nasıl profesör üniversitede ameliyat yapıyor, onun karşılığında hastadan ücret almaması gerekiyorsa, bunların da talebelerden ücret almaması gerekiyor. ama hepsi de ders notlarını satıyorlar mı? Evet. E kim gidecek peşinizden sizin? Tüccarsınız siz. Tüccar. Ne tüccarı, din tüccarı. E kimin peşinden gidiyor insanlar? İşte bir rüyasında görmüş, halinde görmüş, Allah'a yalvarmış, Ya Rabbi ben nefsimi tezkiye edeceğim, nefsimle mücadele edeceğim, sana yakın olacağım, sufilik yolunda gideceğim, bana bir yol göster.
Cenab-ı Hak ona rüyasında bir üstad göstermiş, bir veli göstermiş, ona tabi olmuş, ona teslim olmuş, adam diyor ki ya rüyada görülmez oluyor, rüyada hak değil. Ya nasıl hak değil? Avrupalısı kabul etmiş, Firut'u kabul etmiş, Sokrat'ı, Platon'u kabul etmiş, Amerikalılar kabul etmiş, İngilizler kabul etmiş, üniversite çevresi kabul etmiş, ulan bütün dünya rüya denilen şeyi kabul etmiş. Bizim ilahiyatçılar kabul etmiyor. Ayetle sabit, Yusuf Aleyhisselam'ın rüyası var, İbrahim Aleyhisselam'ın rüyası var, ayetle sabit. Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam, Hazretlerinin kendi rüyaları var, hadisle sabit, sahabenin rüyaları var, hadisle sabit, ilahiyatçılar kabul etmiyor rüyayı. Adam diyor ki, saçma sapan şeyler bunlar ya diyor, ne alakası var diyor.
Ya ayet var diyorum, peygamber müsünüz siz diyor. Hadis var diyorum, diyor ki ya sahabe misiniz siz? Ya görüyorlar diyorsun rüyalarında, nar öyle işte, biraz da alay var, bir tarafları açık yatmıştır diyor. İlim yok, reddediyor adam. İlimle cevap vermiyor. Yani diyeceksin ki hemen, hemen orada işte, diyeceksin ki, sen hadisleri de kabul etmedin, evet. Eee, ben bu ayeti kerimeye baktım, sen bu ayeti reddettin, peygamberler rüyalarında görmüş. Eee, sen küfür ehlisin, senin kafanı alacağım şimdi diyeceksin. Seni öldürmek farzayın şimdi diyeceksin. O zaman söz hazır, işte siz işitçisiniz diyecek. Senin işitten farkın ne?
O da aynı şeyi yapıyor, o da reddediyor. Allah bizi muhafaza eylesin. Amin. İşte sünnet-i Resulullah'ta, biatlaşma, sünnet. Sahabeler, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, hem toplu, hem de birey, hem küçük grupları halinde, husisi biatlaşmalar yapmışlar. Ve aynı zamanda da, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden sonra, bu biatlaşma sünneti, Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, ondan sonra Hz. Hasan, ondan sonra Hz. Hüseyin Efendimiz'den sonra, devam ede gelmiş.
Ve bu biatlaşma sünneti, sufilerin içerisinde, hiç inkıtaya vuramamış. Sufiler, üstadlarına bu manededen biat ederekten, yollarına devam etmişler. İşte bir üstadın, bir biat alması, veya bir müridin, mürid adayının, üstada biat etmesi de, sünneti Resulullah'ın içerisinde olmuş. Ve bir sünneti işlemiş olmuşlar. Bu biatlaşmada, normalde işte, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, sünnetini icra ettikleri gibi, birbirleriyle de bu noktada, gönül bağı kurmuşlar.
Birbirlerine söz vermişler. Birbirlerine söz vererekten, Kur'an ve sünnet tarihinde, yollarına devam etmişler. Allah bize onlardan eylesin inşallah. O yüzden bir kimsenin bu noktada, biatlaşaraktan, kendisine yol çizmesi, biatlaştığı şeyhin, söylemiş olduğu, o titizlendirdiği, titizlik noktasında sıktığı meselelere, harfiyen uymaya çalışması da, bu manada, o sünneti Resulullah'ın içinde olmuş. Bu biatlaşmanın bu noktada, müritlere, yani dervişlere olan faydası, dervişler de kendi kendilerine söz verdik, biat ettik deyip, ibadetlerde devamiyet, ibadetlerde devamiyet, hata ve kusurlardan kaçma, yanlışlıkları terk etme noktasında, dervişler bu noktada, bir ciddiyet, bir manevi bağ kurmuşlar. İnşallah Cenab-ı Hak, bizi o manevi bağla, bağlayan kullarından eylesin.
Amin. Şimdi hep beraber biatlaşalım. İnşallah. Bu sohbeti dinleyen, bu sohbete de uzaktan, yakından bu noktada, bu gönlü, kalbi burada olup da, gelemeyenlerin de bu noktada, biatlaşmaları tazelenmiş olsun. İnşallah dediğimi tekrar edin. Olmaz mı? Özübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim. Ya Rabbi niyet ettik, Kur'an ve sünnet üzerine biatlaşmaya. Ya Rabbi niyet ettik biatlaşmaya. Ya Rabbi bizleri ashabın biatından eyle. Ashabın biatından eyle. Onlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerine nasıl biat ettilerse, biz de öyle biat etmek istiyoruz. Biatımızı kabul eyle. Onlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ortak koşmamayı.
Beş vakit namazı kılmayı. Beş vakit namazı kılmayı. Ramazan orucunu tutmayı. Ramazan orucunu tutmayı. Zekatlarımızı bir tamam vermeyi. Zekatlarımızı bir tamam vermeyi. Paramız ve gücümüz ve yol bulursak, Ömrümüzde bir sefer de olsa haç farizasını yerine getirmeye. Haramlardan uzak durmayı.
Helal dairede yaşamayı. Dilimizdeki haramlardan kurtulmaya. Dilimizdeki haramlardan kurtulmaya. Gözümüzdeki haramlardan kurtulmaya. El ve ayaklarımızın haramlarından kurtulmaya. El ve ayaklarımızın haramlarından kurtulmaya. Cinsel uzuvlarımızın haramlarından kurtulmaya. Cinsel uzuvlarımızın haramlarından kurtulmaya. Ya Rabbi azmettik, söz verdik. Bizleri sözümüzde durmaya yardım eyle. Bizleri Kur'an ve sünnet dairesinde üstadımızın çizgisinde yürümeyi nasip eyle. Biatımızı sağlam eyle.
Sözümüzü ahdimizde duranlardan eyle. Sözünden geri dönenlerden eyleme. Biatını bozanlardan eyleme. Bu biat üzerine son nefesimizi verenlerden eyle. Bu biat üzerine kabre inenlerden eyle. Bu biat üzerine mahşerde yeniden dirilenlerden eyle. Bu biat üzerine mahşerde yeniden dirilenlerden eyle. Bu biat üzerine hesaba kitaba çıkanlardan eyle. Bu biat üzerine hesaba kitaba çıkanlardan eyle. Bizleri Allah ve Resulünün yolunda daim eyle. Anbiyatınızı mübarek eğlensin.
Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.