Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 2 Eylül 2016 · 25:32
Selamun aleyküm. Allah gecenizi zahir etsin inşallah. Gündüzünüz hayırlı oyun olsun. Ayınız, yılınız, ömrünüz hayırlı olsun inşallah. Ölülerin arkasından Kur'an okunur mu? Okunur. Okuduğumuz Kur'an ölüye ne gibi faydası olur? Rahmet olur, bereket olur, lütuf olur, ikram olur, ihsan olur, af olur inşallah. Arkadaşım, sahabe ve peygamber efendimiz okumamıştır diyor. Yalan söylüyor. Kocaman bir yalancı o. Verdiğiniz bilgilerden dolayı teşekkür ederim.
Yalan söylüyor. Kocaman yalancı. Hadisleri inkar eden, ashabın yolunu inkar eden bir kimse o. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri her Perşembe Uhud şehitliğini gider, ziyaret ederdi. Cumaları da Cuma gün, Cuma namazından sonra Medine-i Münevvere'de gider, Cennet-ül Baki'yi ziyaret ederdi. Ve orada onlara okurdu. Arkalarından onların dua ederdi.
Sahabe de okurdu. Okumadı diyenler hadis inkarcıları, sünnet inkarcıları. Uzak durun onlarla ya da çatır çatır mücadele edin. İlminiz varsa oturun, deyin ki var bunlar böyle böyle böyle … diye var deyin. İlminiz varsa, ilminiz yoksa dinleyemeyin. Ama deyin ki sen hadis inkarcısın. Böyle böyle diye diye minneti Kur'an'dan uzaklaştırın. Böyle söyleye söyleye Kur'an-ı Kerim okumasını bilen yok şimdi. Böyle diye diye nereye ait olduğunu bilmiyor insanlar. Gidecek mezarlığı ziyaret edecek. Gidecek orada üç ihlas bir fatihe okuyacak hiçbir şey bilmiyorsa. Ya işte ölünün arkasından Yasin okunur mu? Okunur kardeşim. Kur'an-ı Kerim Yasin de okunur. Ya ölünün arkasından siz ticaret ayetleri okuyorsunuz.
Evet ticaret ayetleri de okuruz biz. Kutsal kitabımız bizim. Ölüye de, dirye de ticaret ayeti okuruz. Sana ne? Sana ne? Senin dansına karışan var mı? Valisine karışan var mı? Senin gayri İslam'ın hayatına karışan var mı? Senin içkine, kumarına karışan var mı? Bunları da söyleyenlerin hepsi de büyük bir çoğunluğu. Namazdan haberi yok adamın. Namaz yok, abdest yok, oruç yok, hadis yok, sünnet yok, hiçbir şey yok. Kim söylüyor bunu? Bunlar söylüyor. Bir de kim söylüyor? İşte Vahabi Selefi takımı söylüyor. Vahabi Selefi takımı. Selefilik ayrı bir şeydir. Allah bizi affetsin. Abdülmellik isimli kardeşimizin size selamı var. Ve aleyküm selam.
Muhyiddin el-Arabi hakkında bahsedebilir misiniz? Görüşleriniz nelerdir? E hayda bir, Çanakkale Üniversitesi'nin bünyesinde bulunan eski kilisede Arabi sohbetler oluyor. Olumsuz görüşümüz, düşüncemiz olmuş olsa böyle sıra hem bir de. Kaç hafta oldu Halit Hocam? 49. ay. 49 ay olmuş. Arabi mi konuşuyor? 26 aydır Arabi. 26 aydır Arabi konuşuyormuşuz oradan. Küfrüne fetva verenlere katılmıyorum. Birisinin hemen küfrüne fetva vermek kolay bir şey. Otur. Varsa kafanın almadığı, aldığı bir şey yaz Risale olarak karşısında. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen kimsenin direkt küfrüne fetva vermek hoş değil. Organ bağışının dinimizdeki yeri nedir?
Biraz bahseder misiniz? Eğer varsa bağışlanacak bir şey, bağışlayalım ama o hani ölmeden önce alıyorlar ya organları. Biz oraya şart düşüyoruz. Son nefesini alıp verirken, kalbi çalışırken bir kimsenin öldüğüne kim hükmetecek? Dinen kim hükmetecek? Mevcut hukuk açısından kim hükmetecek? Adam makineye bağlı, makineye bağlı. Kalbi çalışıyor mu? Evet. Henüz daha ruh var mı onda? Evet. Can var mı onda? Evet. Öldüğüne dinen kim hükmetecek? Öldüğüne bir de mevcut hukuk, TC hükümeti açısından kim hükmetecek? Hükmetecek olan gelsin buraya. Ne? İşte bir gün camide, cuma hutbesinde okuyor imam. İşte hükmenin öldüğüne hükmedilince.
Ben camide sesimi yükselttim. Dedim hocam öldüğüne kim hükmetecek? Oradan hutbeyi okuyorsun. Tekrar söylüyorum. Makineye bağlı olduğu halde yaşayan bir kimsenin öldüğüne hükmetecek olan kim? Çatımıza köpek almayı düşünüyoruz. Bunun dinimizce hükmünü öğrenmek istiyoruz. Yatak odasına dalabilirsiniz. Bir sıkıntı yok. Öyle ya insanlar kucağında taşıyorlar şimdi. Eğer hırsız girme ihtimali varsa çatıdan ancak o zaman alabilirsiniz. Çünkü normalde bir kimsenin köpek besleyebilmesi için çoban olması lazım, hırsızlığa önlem olması lazım, taroluna ilgilenmesi lazım.
Millet şehrin göbende oturuyor, balkonunda köpek bakacağım diye uğraşıyor. Hav hav hav … sabaha kadar. Yok çatısında köpek bakacağım diye uğraşıyor. Git kardeşim köyde yaşa, sana köyden yer de vermezler. Verir misiniz muhtar köyden öyle bir kimseye? Yabancıya vermiyorlar. Klişe halinde yabancıya vermiyoruz. O yüzden ben de bir şey isteyemiyorum artık. Şehrin içerisinde, evlerin içerisinde köpek bakacağız diye bakıyorlar. Bir aç insanı doyuramayan, bir çıplağa giydiremeyen, bir yetimi görüp gözetemeyen insanlar köpek besleyeceğim diye uğraşıyor. Bir de köpek sevgisini kutsallaştırdılar. İnsan sevmeyen köpek seviyor.
Annesini sevmiyor, babasını sevmiyor, kardeşini sevmiyor, çocuklarını sevmiyor. Torunlarını sevmiyor, köpeği seviyor. Ağlıyor bir de onun başında. Doktorlar bu tip psikolojik problemlerle ilgileneceğine, benim şizofreni olduğuma karar vereceğim diye uğraşıyor bizim doktor. Kararlarım değişti mi? Doktor üzerimdeki. Ben sandım. Evet, evlerinde böyle köpek besleyenler, gerçekten psikolojik ve psikolojik problemi olan kimseler. Tedavi görmeleri lazım. Ondan oturacaksın böyle yapıp çocukluğuna ineceksin. Başka çaresi yok. Kur'an-ı Kerim'in Arapça manasını az çok biliyoruz.
Peki Kur'an-ı Kerim'in hakikatte manası nedir? Maşallah sen az çok manasını biliyorsan çok çok iyisin. Karabasın olayını açıklar mısınız? Sebebi cinler midir? İnsan vücuduna fiziksel zarar verebilir mi? Uyandığında kolunda diş izlerinin olduğunu fark etmiş. Bu böyle şehir efsanesi gibidir bunlar. Diş izi fark eder, renk fark eder. Bunu yapanlar gerçekten bunu gördüklerini de söylerler. Bu böyle şey değil, böyle nasıl söyleyeyim, böyle abartısız bunu söylerler. Yaşamış gibi. Öyle mi doktor? Gerçekte var mıdır böyle şeyler? Al mikrofonun eline bakalım. Nasıl bir psikolojik bir durum bu? Anlat bakalım. Öncelikle bunun bir fizyolojik boyutu var.
Normalde biz sabahleyin bizim uyanmamızı sağlayan ve geceliğin uyumamızı sağlayan bir mekanizmamız var. O da şöyle ki... Cemaate döndü. Şöyle ki, normalde biz uyuduğumuz zaman bütün kaslarımız inaktif hale gelir. Yani etkisiz hale gelir. O bilinç onu kapatır ki, olur da rüyamızda gördüğümüz şeyleri yapmaya kalkmayalım diye. Uyanırken de tam beyin uyanma aşamasında kendi bu kasların üzerindeki baskıyı kaldırır. Yani artık bu noktada hareket edebilecek duruma geliriz. Bazen çok çok nadiren de olsa, bazen bu ikisi arasındaki ilişki normalde böyle çok milisaniyeler kadar çok kısadır. Bazen bu uzay, beyin uyanır ama o sıra daha o kasların üzerindeki o baskı kalkmamıştır.
Kalkmadığından dolayı kişi hareket edemez hale gelir. Yani sanki böyle üzerinde birisi oturuyormuş gibi bu noktada hiç kolunu kıpıldatamaz, işte bacağını kımıldatamaz, sıkışır kalır. Bu da sanki göğsün üzerinde işte bir ağırlık varmış gibi, birisi varmış gibi. Bu da alışık olmadığı bir durum olduğu için zaten onu da böyle paniklemeye sebep olur. Aynı zamanda işte artık hayatı boyunca izlediği filmlerden, gördüğü şeylerden, düşündüğü şeylerden, duyduğu şeylerden neyse o psikolojik boyutu devreye girer. Ve bu sefer de işte halüsinasyon şeklinde, tam halüsinasyon olmasa da bir şeyler gördüğünü iddia edebilir, bir şeyler duyduğunu iddia edebilir. Bu kısa bir süredir.
Mesela hiç kimse bir saat sürdü diyemez. Çok kısa bir süredir bu. Ama o kısa sürede yine ona çok uzun bir noktada gelebilir. Bu işin bir fizyolojik boyutudur. İkincisi, eğer ki kişinin kendi zaten psikoloji problemleri varsa, sağlıklı bir psikolojiye sahip değilse, zaten rüya, gerçek, hayal çizgisi biraz karıştıysa, yine sabahleyin özellikle uyanma vaktinde, ki bunların öyküsü genelde sabahleyin uyanma vaktindedir, yine bunlarla karşılaşabilir. Bu da bu noktada işin iki tane boyutudur. Yani böyle karibatan denilen bir şey yok. Yok, böyle bir şey yok. Böyle bir varlık var mı? Böyle bir varlık bizce yok. Tıp ben yok. Tıp ben yok. Halit Hoca tatlı tatlı tebessüm ediyor da varmış gibi söylüyor Halit Hoca. Bilmiyorum. Alayına gider. Şimdi artık biz bir de yani Ruman Mahallesi'nde olduğumuz için ha bre, hocam bunlar geldi, hocam şunlar geldi, hocam mezarlıktan bunlar geldi, bunlar gitti artık yani.
Gelen giden çok size yani. Ben reçeteyi söyleyeyim, herkesin var gördüğünü yok görecek noktada değilim. Bir şey, bir kimse için varsa hakikaten ona vardır. Ama ben kendi kullandığım ilacı söyleyeyim. Sanı da mı gelen giden oluyor? Ben duanızla müdahale ediyorum etrafa babacım. Ben üstadım Mustafa Efendi Hazretlerine söylerim seni dediğim zaman benim ortalık açılıyor. Şeye de söylüyorum, geldim mi hocam, onlar da H de yok, hocam, hocam ne oldu? İşte bizim kız bağırıyor, çağırıyor, çığlık atıyor. İyi tamam, babayı arıyorum. Böyle böyle diyeyim, olur mu? Uygun, elhamdülillah. Bak diyorum, bir daha gelirse senin üstadım Mustafa Efendi Hazretlerine söylerim de diyorum. Oranıcı duymasın bunu.
Elimde Halit söylüyor bunu. Zaten bir daha hani, şu da olmuyor. Adama bir daha gelip onun o şeyi söylemesine fırsat da olmuyor yani. Hani o hiçbir zaman söyleyemiyor o, üstadım Mustafa Efendi Hazretlerine söylerim diye. Çünkü oradan, oradan duyunca bile kaçıyorlar. Sen şimdi internete yayınlanıyor, bütün Türkiye sana gelecek şimdi. Pardon, işte biz de sizin, biz de sizin. Yok, sen öyle söylüyorsun, tamam. Ve anneannem de öyle mesela. Anneannem 83 yaşında, 86 yaşında, pardon 80 yaşında. Böyle, dedem vefat ettiğinden beri 25 senedir böyle şey, ona da dedim, geldiler mi, geliyorlar diyor yani. Bazen diyor, şeyle yapıyorlar, böyle yapıyorlar. Sen dedi, Mustafa Efendi Hazretlerine söylerim de onu dedi.
Tamam dedi. Hiç de reddetmiyor yani. Tamam. Bir daha ne gelen var, ne giden şimdi. Anneannem rahat rahat yatıyor, evlendirme. Bir de ciddi ciddi ilaç yani onlara. Onu duydular mı da tamam. Zaten ilk kendi gönüllerinde işi yakıp yıkıyorlar. O yüzden ben Karabasan, her türlü. Karabasan, Akbasan, Çırmızı, Akbasan. Ne var? Kabul ediyorum. Eyvallah. Ama onların gönüllerine göre, eğer bu ama gerçekten üstadı seviyorsa söylesin, yoksa ters de tepebilir yani. Bunlar bunu görüyorlar. Sevdiğinin ismini söyle. Açılır ortalık diye. Bu benim kişisel formülüm. Herkesle olacak diye de bir şey yok. Allah korusun ters de tepebilir yani. Eyvallah. Allah'a razı olsun.
Allah'tan bizim için olmasını istediğimiz bir duayı sık sık ve ısrar ederek istemek Allah'ın takdirine ve bize verilen nasibe karşı gelmek olur mu? İsteyin demiş. Cenab-ı Hak vereyim. Dua ederseniz duanızı kabul ederim. Beni zikrederseniz ben de sizi zikrederim. Siz fakirsiniz. Ben zenginim. Ben de isteyin demiş. İsteyin. Hali kötü. Kurban bayramı birinci gün veya son günü eline nisap miktarından fazla para geçen kişinin borcu yoksa kurban kesilmesi vacip mi? Yoksa bir yıl beklemesi mi gerek?
Normalde o kimseye vacip olması için nisap miktarı paranın bir yıl beklenmesi gerekir. Hanefi'ye göre bir kimsenin nisap miktarı parası var ise ona vacip olur. Ama para eline geçer geçmez. Nasıl zekat ona farz olmuyorsa, paranın bir yıl elinde beklemesi gerekiyorsa kurban da aynı. Ama bir kimse şunu böyle yapabilir. Para eline geçer geçmez. Nasıl zekatını verebilirse, para eline geçti zekatını verebilirse. Paranın eline geçince de kurbanını kesebilir. Yalnız bu esnada kurban alırsa kurbana bir zarar gelmiyor. Sünnet, nafile bir ibadet için gerekli değildi, onun için vacip değildi ama sünnetti. Nafile bir ibadette kalkıştı.
Artık ona o zaman vacip olur. Yoksa bir beklemesi mi gerek? Ve bazı kişiler şöyle diyor. Sünnetin sünnettir kesmesen de olur. Bu tarz bir söylem sünneti hafif almış olur mu? Oysa ki biz Kur'an-ı Kerim ayetlerine göre sohbetlerimizden sünnet ve hadis-i şeriflere göre amel etmek mecburiyetinde farz olduğunu anlamıştık. Biz mi yanlış anladık? O kişilerin ifade şekli mi doğru? Bu noktada bir kimse zekat ödüyorsun ona vacip. O yüzden onun beklemesine gerek yok. Ama para eline yeni geçtiyse nasıl zekat verebilirse kurbanını da kesilebilir. Ama bu sünnet oluyor. E şimdi burada bir özür yazısı var ama özür dileğinin kim olduğu belli değil. Hakkınızı helal edin.
Yani böyle özür yazıları var. Okuyacağız şimdi. Bir de uzun burası. Bu kadar. Altında ad, soyat yok. Kim kimden özür dilemiş belli değil. Cami imamı sohbetinde kurban parası ödenmeden, ödenmeden önceden anlaşma kaydıyla kesildikten sonra kaç kilogram geldiyse anlaşılan kilogram fiyatı üzerine kesilmesi caiz olduğunu söyledi.
Konu hakkında bizleri aydınlatır mısın? Biz bilmiyoruz bunu. O zaman gitsin adam ne o? Ha bir tane kurban aldı. Kurbanın kilogram fiyatı belli. Yani dedik adam kargas olarak keseceğim kurban senin kaç kilo geldi kargası? İşte 50 kilo geldi. 50 kilo üzerinden parasını ver. Bu farklı bir şey. Kilogram fiyatı belli. Bunun kastetiyse bu tamam. Mübarek insanlar bu kadar uzun uzun sorular yazmayın diyorum diyorum diyorum. Ama kusura bakmayın. Tanrı için bilmek yaratmaktır.
Fiyatı hak yolcusu ve ilahi isimler Ekrem Demir'le. Bu düşünce doğru ise o her türlü yaratmayı bilir. Ayetinden yola çıkarak. Allah'ın ilminde hiçbir şey gizli kalmaz mı? Ayağını sabit olan her şey varlık sahasına iner mi? Allah tüm bu yaratılış çeşitlerini hayat bulduracak mı? Ayağını sabit eder her şey varlık sahasına inecek diye bir kaide yok. Allah'ın ilminde hiçbir şey gizli değildir. O her türlü yaratmayı bilir. Allah için bilmek yaratmaktır dediğimizde yani Cenab-ı Hak bütün bildiğini yaratır manası çıkar. Dur haddi aşar o zaman. Allah tüm bu yaratılış çeşitlerini hayat bulduracak mı? Zaten kün ol hükmüne girdiyse hayat bulmuştur o.
Milli köye kurulsa herkes bir evlat feda ise eğitim alsa zor günde devletin desteği olsalar iyi olmaz mıymış? Soru kimin? Yazıyı tam anlayamadık. Yazıyı tam anlayamadık. Kuvvayı milliye kurulsa. E var zaten kurulmasına gerek var mı? Bak millet evlatlarına feda etti. Bütün Türkiye kendini feda etti. Var hamdolsun. Evet. Allah'a izin verirsen inşallah pazar gün gece yoluna çıkıyoruz. Haç için.
Şimdiden söyledim haklarınızı helal edin. Helal olsun. Bizden yana da helal olsun inşallah. Kurbanlarım, Ramazan'ın hemen peşinden geleceğiz büyük bir ihtimalle. İnşallah. Son aldığımız haberlere göre otel iyiymiş, güzelmiş, yakın yerdeymiş yine. İnşallah. Cenab-ı Hak bu sene de nasip ederse gidip geleceğiz inşallah. O yüzden haklarınızı tekrar tekrar helal edin inşallah.
Bizden yana da helal olsun. Allah'ı hepinize de tekrar tekrar nasip eylesin inşallah. Amin. Sözler dedim her sene gideceğim diye Allah sözümü yerine getirmeye de bana gayret kuvvet versin. Amin. İnşallah bana da dua edin. Cenab-ı Hak sözümü yerine getirmeyin inşallah. Amin. Ne zamanki dervişler haç yapmaktan inticap etti hiç kimse kalmadı. O zaman herhalde biz de gitmemişe gerek kalmayacak. O zaman diyeceğiz ki dervişler gitmiyorlar. Allah'ım ayırarsın inşallah. Amin. Sevindiğim arkadaşlar adına da tabi otel yakınmış ona sona. Hem de güzelmiş, iyiymiş her şey. Oradan bizim Yunus konuşmuş herhalde. Gayet iyiymiş. Allah razı olsun hepsinden de. Bizimki de ertelendi normalde.
Cevdetin çıkmamıştı. Ertanın çıkmamıştı. Başka sonra İzmir'ler nerede? Geldiler mi? Kimse gelmedi mi İzmir'ten? Gelecekler mi? Onlar da ertelediler. Böylece onlarla beraber inşallah. Pazartesi sabah saat 10'muş galiba olacak. 10'mu. Allah izin verirse Sabriyo Gökçen'den mi? Sabriyo Gökçen'den pazartesi sabah saat 10'da gidiyormuşuz. Lastikçi geldiğine göre gerisi de geldiğine bak. Ekip tamam mı? Kaç kişi geldiniz? Tamam Cevdet'te emanetleriniz var tamam.
Unutmayın. İnşallah. Fahle mannahum taminin eşit. Peace ya.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.