mustafaozbag.org

508. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 19 Ağustos 2016 · 35:42

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzlüğünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Ortalık kan gövdeye götürüyor ya, hani Fatih bütün ordusuyla İstanbul önlerine gelmiş, Bizanslılar içeride meleklerin cinsiyetini tartışıyorlarmış. Bugün ben de böyle kendimce dedim ki, Milleti bir gündemden dışarı çıkarayım. Şöyle gündemden bir dışarı çıksınlar diye düşündüm.
Ama öyle ne o melek cinsiyeti tartışmayacağız. Gündemden dışarı çıkarken yine kendi alanımızla alakalı. İnşallah birkaç hadis okuyalım. Sonra vaktimiz kalırsa sorulara bakalım. Bu hadislerle tasavvuf diye bir eser. Ali Tanevi'nin. Bunu normalde ben de okumadım hiç. Böyle ara sıra içinden birkaç hadis bakmışımdır. Bütünüyle okumadım. Böyle nasip olursa niyet ettim inşallah.
Bunu böyle derslerde, parşembe derslerinde ne kadar zamanımız olursa bir, iki, üç böyle hadislerden okumak inşallah. Ömer bin Haddab'dan rivayet edilen Cebrail Aleyhisselam'ın Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerine gelmesi, ona dinle ilgili bazı sorular sorması ve Resul-i Ekrem'in cevaplar vermesiyle ilgili hadiste, Efendimiz şöyle buyurdu Sallallahu Aleyhi Vesselam, o Cebrail idi. Dıhye suretinde indi.
Malum bu meşhur Cibril hadisidir. Bu Cibril hadisinden İslam uleması hem bu noktada kendisiyle alakalı, İslam ulemaları, dinle alakalı ilim dallarını da bu hadis-i şerife dayandırırlar. Meşhurdur. Gelir bir kimse, temiz giyimli bir kimse, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin önüne oturur, benim sorularım var der. Hz. Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri de ona der ki sor. Birincisi der ki, İslam nedir? Özür dilerim. Önce iman nedir der. İman nedir deyince, o da kelime-i şehadet getirmek, işte ondan sonra Allah'ın varlığına, birliğine iman etmek, özür dilerim. Allah'a iman etmek, meleklerine iman etmek, peygamberlerine iman etmek, kitaplarına iman etmek, din gününe iman etmek, hayırın ve şerrin Allah'tan olduğuna iman etmek, kadere, kabire, hesaba, kitaba, cennetin, cehennemin varlığına iman etmektir der.
Ardından İslam nedir der. Kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmek der. Ardından da ihsan nedir der. İhsan, Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etmek, göremesen dahi, her daim onun seni gördüğünü düşünerekten, tefekkür ederekten yaşamandır der. Ardından der ki, kıyamet ne zaman kopar? Ardından kıyamet elametlerini sorar. Kıyamet elametlerini sorduktan sonra, der ki, ne zaman kıyamet kopar? O da der ki, sorulanın, sorandan daha fazla bilgisi yoktur der. Sorulan, normalde sorandan, sorulanın daha fazla bilgisi yoktur der. Buradan İslam uleması, kendince, iman nedir den, akaitle alakalı meseleleri, İslam nedir den, ibadetle alakalı meseleleri, ihsan nedir den, tasavvufla alakalı, meseleleri çıkarırlar, ilim olarak.
Burada en önemli meselelerden birisi de, Cebrail aleyhisselamla alakalı. Bu soruyu sorar, bu gelen kimse, yürür, çeker gider oradan. Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ashabına der, bu soruyu soran kimdi? Derlerdi ki, ashab dıhyeydi. Dikkat edin, ashab dıhyeydi der. Dıhye deyince, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, onun ashabının dıhye demesinin karşılığında, gelen Cebrail kardeşimdi, size dinini öğretmek için geldi der. Size, dini öğretmek için geldi. Demek ki, buradan, şunu anlıyoruz. Bir kısım, mele-i azam, normalde bir kimsenin, bir şahsın, bir insanın, suretinde görünebilir.
Azrail aleyhisselamın, insan suretinde, Cebrail'i, Mikail'i, İsrafil'i, insan suretinde, bir kısım melekleri, insan suretinde görebilirsiniz. Bunun, tersi de olabilir. tersi nasıl olur? Mübarek bir zatın, bir melek suretinde, zuhuru da söz konusu olur. Ve, bir varlığın, bir varlığın, farklı suretlere bürünerekten, görünmesi, mümkündür.
Burada bir, o varlığın gerçekten, hakikat noktasında, hangi surette olup olmadığı, iki, görenin makamına, derecesine göre, onun suretini görüp, görmemesidir. Şimdi, aslında, Allah'u aleyh, Cebrail aleyhisselam, dıhye suretinde, değildi. Ama, oradaki sahabeler onu, dıhye suretinde gördüler. Ama, o, dıhye suretinde, bütün herkes görürken, gerçekte, hakikatte o, Cebrail aleyhisselam'dı. Bu manada, kalp gözü açık olan, hikmete ram olan, ilmi ledüne, sahip olan, Hz. Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, onun, dıhye değil, Cebrail olduğunu biliyordu. Ama, diğer insanlara, o, dıhye suretinde, görünüyordu.
Ve, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, o, bu, kimdi soruyu soran, dediğinde, oradakiler, ağız birliği, etmişçesine, dıhyeydi, dediler. Onun, dıhye olmadığını, biz, bir tek, Hz. Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, beyan etti. Dedi ki, o, Cebrail, kardeşimdi. Size, dininizi, öğretmek için geldi. Size, dininizi, öğretmek için geldi. Demek ki, bazı manevi, şahsiyetler, veya meleklerden, bir kısım melekler, bir kimsenin, dinini, öğretmesi için de, bir insan suretinde, o kimsenin, etrafına, karşısına, veyahut da, onunla alakalı, bir meselede gelebilir mi? Evet. Bu şeyhi olabilir, bu pecmurda bir kimse olabilir, bu bir kadın olabilir, bu bir erkek olabilir, bu bir pir efendi olabilir, bu geçmiş peygamberlerden birisi olabilir, o kimse, kendi, onun gördüğü kimseyi, ne zannedecek, kendi makamına göre, ama bir kadın görecek,
ama bir erkek görecek, ama bir veli görecek, ama sahabeden bir kimse görecek, ama geçmiş peygamberlerden birisi görebilir mi? Evet. Ve böylece, o gördükleri, o kimsenin, kendince, kendi, kendince, kendi dairesinde, hak mı? Evet. Ama onun, öyle olmayıp da, bir mele-i azam olduğu, veyahut da, öyle olmayıp da, farklı surete bürünmüş, bir veli zat olduğu da, kendi, o velinin tarafından, batin olarak, hak mı? Evet. O yüzden, normalde, ama buradaki, kesin kaidelerden birisi şu, o size, dininizi öğretmek için gelmişti. Demek ki, bunun, bir ayağı, bir perdesi de, o meselenin, dinin öğrenilmesi, hakikate erişilmesi, hakikatin bilinmesi, hakikatin orta yere çıkması için olacak. Bu, farklı bir meseleden değil.
Bakın, tekrar söylüyorum. Bu, bir dini meselede, hakikatin orta yere çıkması, bir dinin, herhangi bir meselesinde, hakikatinin bilinmesi, öğrenilmesi için, ancak, böyle bir tecelliyat, böyle bir zuhurat olacak. O yüzden, Cebrail Aleyhisselam, bu manada, değişik insan suretlerinde, görünmesi muhtemeldir. Mesela, Meryem annemize de, hani, ona bir ruh üfledi derken, Meryem annemiz onu, Cebrail suretinde mi gördü? Yoksa, bir melek suretinde mi gördü? Yoksa, onu başka bir, zat-ı şerifin suretinde mi gördü? Bu konuda da, net bir açıklama yok. Burada da, Cebrail Aleyhisselam, Meryem'e üflerken, İsa'yı üflerken, hangi surette, üflediğine dair de, elimizde, bu noktada, yazılı kitapların içerisinde, herhangi bir şey yok.
Ama, ona, görünürken, Cebrail Aleyhisselam, Meryem annemize, insan suretinde göründü. Ama, insan suretinde görünürken, ona nasıl bir insan, kimin suretinde göründü, burası farklı bir şey. Ama, ona bir insan suretinde, görünmemiş olsaydı, Meryem annemiz, irkilmezdi, korkmazdı, kendince tedirgen olmazdı. Bir insan suretinde, çünkü, namusunu, şerefini, bu noktada, iffetini düşünen bir kadının, kendince titremesi, korkması, irkilmesinin, kadar doğal bir şey yok. Ama, eğer, insan suretinde, görünmemiş olsaydı, melek suretinde, görünmüş olsaydı, belki de bu kadar, irkilmeyecekti. Demek ki, Meryem'e de görünürken, insan suretinde göründü.
İnsan suretinde, göründü ki, Meryem, kendince, kendi namusu, kendi iffeti, kendi şerefi için, irkildi. Çünkü, Meryem'in tanıdığı bir surette de değildi, Allah'u alem. Meryem'in tanıdığı bir surette olmuş olsaydı, Meryem yine irkilmezdi. Demek ki, Meryem'in o güne kadar, görmüş olduğu bir surette değildi, bu insan sureti. Ve, belki de, kendisinden sonra, zuhur edecek bir manevi, surette olabilir. Veyahut da, hiç, kendisinin tanımadığı, bir surette olabilir. Buradan da hareket ederekten. Demek ki, Cebrail aleyhisselam, veya büyük melekler, melekler, veya melekler, insan suretinde, insanları görünebilir mi? Evet. Onlara, Allah'ın emrini, tebliğ edebilir mi?
Evet. Tebliğ ederken de, insanlar, bu noktada, kendince, insan suretinde, bir kimseyi gördüğünden, öyle gördüğünden dolayı, tebliğin öyle olduğunu, anlayabilirler mi? Yani, bu noktada, onun manevi bir şahsiyet olduğunu, bilebilir mi? Bir kısım. Bilemezse, bir zarar gelir mi? Hayır. O yüzden, normalde, bu akşam, dersimiz de, bu kadar olsun. Diyelim ki, evet, Cebrail aleyhisselam, melekler, insan suretinde, insanlara, görünebilirler. İnsan suretinde, görünürken, bir veli zatın suretinde, bir sahabenin suretinde, bir geçmiş peygamberlerin, suretinde, görünebilirler. Ama, Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, mazretlerinin suretinde, görünemezler. Çünkü, Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, mazretlerinin sureti, bu manada, delillenmiştir.
Onu göre, gerçekte görmüştür. Onun şekline, şemanine, şeytan, giremez. Onun şekline, şemaninin, hiç kimse, giremez. Allah-u Alem. Doğrusunu Allah bilir. Amin. Melekler de, insan suretinde mi? Evet. Lüt'e gittiklerinde de, melekler, insan suretinde gittiler. Genç, birer, delikanlı, oğlan suretinde gittiler. Öyle gördüler, onlar daha doğrusu. Öyle gittiler demeyelim de, öyle gördüler. Onlar, onu genç, insan, genç, erkek suretinde gördü. Herkes. Erkeklerin, kendi aralarında, yapmış olduğu, organizasyonlara, bayanlara, nasıl dahil olabilir? Bu noktada erkekler, evli olan erkekler, bazı organizasyonlar yaparlarken, mesela bir pazar günü, veya bir işte ne bileyim, kadınların onlarla beraber, vakit geçireceği bir zaman, eşlerini de düşünecekler.
Bilhassa dergahın içerisinde, aktif olan arkadaşlar, işte değişik yerlerde, sohbetlere, zikirlere, değişik toplantılara, değişik vazifelere gidiyorlar. E, haftanın üç günü, dört günü, bu tip vazifesi olan, sohbetlere giden, derslere giden, semaya, göreve, vazifeye giden arkadaşlar var. E, onlar işte, e, üç beş gün, haftanın birkaç günü, evde kalıyorlar. O birkaç günü, iki üç günü de, evde kaldıklarında, erkekler kendi aralarında, bir program yapıp, eşlerini götürmezlerse, sıkıntı. bu noktada, ya biz arkadaşlarla toplanacağız, işte bir deniz kenarında, piknik yapacağız, veya dağa gideceğiz, veya şuraya gideceğiz. Ey Allah'tan korkun, o kadınlar da bir hafta sizi evlerinde bekliyorlar.
Onlara da yönelik bir program yapın. Gidin, kadınlar bir yerde otursun, erkekler bir yerde otursun. Programlarınızı bu şekilde yapın. Ama, zaten genelde derviş, bayan kardeşler, eşlerinin, dergahla alakalı çalışmalarına, zannediyorum, bir şey demiyorlar. Ama, onun dışında da, bir program yapıldığında, erkekler de, onların bu noktada, haklarını gözetip, programlarına, eşlerinde daire siner. Sohbeti hiçbir hafta duyamıyoruz. Bayanlar ayrı, çocuklar ayrı konuşuyor. Çocuklar sürekli erkekler ve kadınlar tarafına gelip gidiyor. Çok rahatsız oluyoruz. Evet. Bu büyük handikap. Aynı şey, o rahatsızlık, tekkede de oluyor. Bunu defalarca söylememize rağmen, yine de arkadaşlar, kardeşler, bu konuda titiz davranmıyorlar.
Bir, çocuklarıyla ilgilenmiyorlar. Bayanlar. Bırakıyorlar çocuklarını. Çocuklar istedikleri gibi, gürültü yapıyorlar. İki, kendi aralarında konuşuyorlar. Kendi aralarında çok yorum yapıyorlar. Bunu sohbetten önce veya sohbetten sonra yapmalarında bir beis yok. Ama sohbet esnasında yapılıyor. Bu gerçekten, sufi adabına aykırı bir şey. Bu gerçekten aykırı bir şey. Yani normalde hiç hayatımda o kadar utanmadıydım. Hani şey gelmişti, Şevket Yılmaz gelmişti. Şevket Kazan ne o? Şevket Kazan mı? Şevket Kazan gelmişti. Yani sohbetine başlamazdan önce kısa bir Kur'an-ı Kerim okudu.
Yani yukarıda muhabbet devam ediyor. Ardından bir şeyler sohbet etti, konuştu. Daha yukarıdan devam ediyor. Yerin dibine girdim kendi adıma. Bir sufi toplulukta olmaması gereken şeyler. Sufiler edebe çok riayet ederler. Bilirler ki edebe riayet etmemek, Gerçekten o kimsenin manen körelmesine sebep olur. Ve hiçbir şey yapmasalar dahi, Sufiler susmasını bilirler. Şimdi bu bayanlar bölümü böyle ayrı ya, Ayrı olmasının da getirdiği bir problem var. O böyle ne anlaşılıyorsa artık, Böyle kendi kendilerine konuşmayı bu noktada bir kar zannediyorlar. Erkeklerden de oluyor bu.
Bunu normalde hani kendilerince konuşmacıya saygısızlık yapıyorlar. Ama o saygısızlık kendilerine ait. Bir kimse bir toplantıya giderse, O toplantıda bir konuşmacı var ise, Konuşmacı konuşmasını bitirinceye kadar saygıyla dinlenilmesi gerekir. Eğer bir kimse dinlemek istemiyorsa, Çıkar toplantı salonundan, Dinlemez.
Yanındaki bir kimseyle, O sohbet esnasında, Konuşmak şu demek, Yani ben bu arkadaşı dinlemiyorum. Bunu da dinlemek istemiyorum. Buna bir saygı duymuyorum. Bunun karşısında herhangi bir saygım yok. Aslında otomatikmen, Sufi adabınca, Kendisine saygısı yok. Kendisi edepsizin teki. Sufi adabı budur. Konuşmayacaksın, Yani konuşmayı dinlemek istemiyorsa, Yürür gider. Bize öyle öğretildi. Şeyhin yanında, Çay karıştırırken dahi, Ses çıkaramazsınız. Bize öğretilen adab buydu. Çaylar dağıtıldığında, Çatır çatır çatır … Onu ancak, İlk gelen derviş yapar.
İlk gelen misafir yapar. Kimse de dönüp bakmaz ona. Herkes içinden der ki, Bu arkadaş yeni gelmiş. Bakın, Çay karıştırırken dahi, Sufiler, Çay bardağından ses çıkarmazlar. Çayı höpürdetmezler. Çay bitince, Çatır çatır çatır … çalkalamazlar. Ses çıkarmazlar hiç. Çay ver dahi demezler. Çay verir misin demezler. Çay nerede kaldı demezler. Yemek nerede kaldı demezler. Kaşık çatal vurmazlar. Tabağa vurmazlar. Veya bardağa kaşıkla vurmazlar. Hani hiç nerede kaldı gibisinden. Sufiler edeple otururlar. Dillerine sahip çıkarlar.
Boş konuşmazlar. Eğer sohbet eden yoksa, Öyle örneğin, Konuşulmuyorsa, Ama oradan işte üstadı gelip oturduysa, Konuşmuyor. Hiç kimse konuşmaz. Herkes oturur, zikrullah yapar. Oturur, İçinden zikrullah yapar. Konuşmaz. Bu sefer de yanındaki, Onların edebiyle edeplenir. Hani bizde bir ate sözü vardır ya, Üzüm üzüme baka baka kararır diye. Hazreti Mevlana Mesnevisinde de almıştır bunu. Mesnevi'de de der Hazreti Mevlana. Üzüm üzüme baka baka kararır. Bir kimse olgunlaşması, Yanındakine bakaraktan olgunlaşır. Olgunlaşmayacaksan, Yanındakine bakaraktan olgunlaşmaz. Yanındaki bir kimse konuşur da, O da konuşursa, İkisi de ham, Koruk da ham.
Olgunlaşmamış üzüm. İki koruk yan yana gelmiş. Ne haber ya, İyi misin? İyi misin? Sen ne yapıyorsun? İyi misin? İyi misin? Ya işte nasıl be işler? Şu mesele nasıl oldu? Bu nasıl oldu? Şu ne yaptı? Bu ne etti? Sohbet esnasında yanındakiyle konuşan kimse koruktur. Olgunlaşmamış daha. Kaç yıllık derviş olduğu önemli değil. Zikrullah esnasında vazifeli değil, Bir şey değil. Etrafıyla konuşuyorsa, Zikrullah yapmıyorsa, Kaç yıllık derviş olduğu önemli değil. O koruktur. Olgunlaşmamış henüz daha. Olgunlaşmamış. Yanındakinin sorduğu soruya, Sohbet esnasında cevap dayı vermez. Tebessüm eder.
Sonra görüşelim. Sonra konuşalım. Sohbet bitsin. Çünkü sufiler sohbete otururlarken niyet ederler. Kendilerince niyet eder. Ya Rabbi buradan çıkıncaya kadar itikafa niyet ettim. Günahlarını dökmeye gelmiş. Kusurlarını sermeye gelmiş. Kendince temizlenmeye gelmiş. E buna niyet lazım. İhlas lazım. Samimiyet lazım. E bunun içinde susmak lazım. E buna da utanıyorum bu sohbeti yapmaya. Gerçekten utanıyorum. Hani böyle zorla kendimi dinletmek istiyormuşum gibi algılanacak diye utanıyorum. Yoksa Allah muhafaza eylesin. Kendimle alakalı değil. Ama bu bir sufi adabı. Yani aniden herhangi bir misafir gelebiliyor.
Aniden birisi gelebiliyor. Aniden birisi durabiliyor. Bu noktada arkadaşlar edep erkan sahibi olacaklar. Böyle bir şeye maydanoz olmaya çalışmayacaklar. Edeple oturacaklar. Susacaklar. Beklecekler. Konuşmayacaklar. Bakın ses çıkarmayacaklar. O edebi, o erkanı, o adabı muhafaza edecekler. Kadına erkeğe, herkes için geçerli. Lafa girmek, lafı kesmek, sohbetin arasına dalmak. Yok İslam adabında. Sohbet esnasında illaki oradan bir şey söyleyecek. Yok.
Sohbet bitince sorusu olan var mı diye soruluyor. Sorusu varsa sor. Araya illaki bir şey katacak. İlmini mi koyacak? Gel otur sohbet et o zaman. İllaki bilgin varsa muhakkak vardır. Herkes çavuş. Git mahallede aç bir sohbet. Herkese anlat oradan. Sabahtan akşama kadar anlat. Herkes ders yaptırsın. Hiç sıkıntı yok. Aç evini. Topla milleti. Anlat sabahtan akşama kadar. Onlar sorsunlar. Sen cevap ver. Muhteşem. Bakın muhteşem. Hiç mi sıkıntı yok? Kadınlar erkekler. Hepiniz Allah yolunda koşun. Hepiniz Allah dedetlerin.
Hepiniz sohbet edin. Hepiniz. Bakın hepiniz. Hepiniz şeyh olun. Hepiniz birer mürşidi kamil olun. Allah'tan isteyin bu. Hepiniz hem. Ama bunun yolu edepten geçiyor. Bunun yolu edepten geçiyor. Bunun yolu Allah yolunda Allah için koşmaktan geçiyor. Bunun yolu haftada bir gün derse gitmekle olmuyor. Rahat yatağını, rahat evini terk etmekten geçiyor. Bunun yolu kendi rahatını geçmekten geçiyor. Birinci derecede daha. Evde oturaraktan olunmuyor.
Evde oturaraktan olunmuyor. Allah için koşmaktan geçiyor bu. Öyle karpuz yata yata yata büyüyor. Derviş yata yata büyümüyor. Karpuzsa yata yata büyüyecek. Onu da kesip yiyorlar. Ama insan yatarsa insanı kesip yiyemezsinler. Karpuz yata yata kızarır. İnsan yata yata bozulur. Kalmaz bir şey. Çürür. Perişan olur. O zaman edep lazım. Bir yerlerde sohbet edenler anlar onu.
Sohbetinin yarıya kesilmesinin ne olduğunu. Aradan birisinin çıkıntı yapmasını. Gidersin bir yara. Bakın bu Allah muhafaza eylesin. Bu süfyan ahlakıdır. Ebu Cehil ahlakıdır. Sohbeti yarıda kesmek. Birinin sohbetini ağzından almak Ebu Cehil ahlakıdır. Ne yaptı Ebu Cehil? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bütün akrabalarını topladı. Yemek verdi onlara. Cenab-ı Hakk'ın emrini yerine getiriyor. Onlara dini tebliğ edecek. Tam anlatmak için sözü ele alıyor. Konuşacak. Orta yerden Ebu Cehil çıkıyor. Sen bunun için mi bizi topladın buraya diyor. Konuşmayı yarıda kesiyor.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tekrar sohbete başlıyor. Tekrar meseleyi anlatacak baştan alıyor. Tam onlara peygamberliğini ilan edip onları bana biat edin. Gelin peygamberliğimi kabul edin. Allah'ın varlığını birliğini kabul edin. Diyecek. Ebu Cehil yine çıkıyor ortaya. Sen bu yemeği diyor iki lokma yemek yedirdin. Bu yüzden mi bize yemek yedirdin? Lanet olsun diyor. Bu yemeği yemeseydik de biz. Dikkat edin. Bir konuşmacının konuşmasını kesmek, sohbet eden bir kimsenin sohbetini orta yerden kesmek, bunu bilmeyenler tamam. buna söyleyecek laf yok. Ama bunu kesmek Ebu Cehil ahlakıdır. Sorusu olan var mı dediğinde sorar herkes.
Bir kimse soru da kabul etmeyebilir. Gittiniz bir toplantıya. Konferansa gittiniz. O konferansta sunum yaptı bir kimse, bir şeyler anlattı, bitti. Soru almıyor. Tebliğini yaptı, bitirdi. Soru almıyor. Sorusu var mı denmedikten sonra ona soru da sorulmaz. Sorusu var mı denmedikten sonra bir şey sorabilir miyim denmez. Adaba aykırı. O kimse soru almış olsa diyecek sorusu olan sorsun. Sorusu olan sorsun denmiyor. Bir şey sorabilir miyim denmez. Denmez. Sorusu olan var mı denmemiş. Denmez. Bu kadar. Hani konuşmaktan şimdi bayanların tarafına bak şimdi hiç ses çıkmıyor.
Yazık. Ben daha da üzülüyorum o zaman. Yani değer miydi bunca sohbeti konuşmaya, şimdi bunca şey söylemeye? Denmez. Yanı başındaki hiç kimse konuşmazsa gelir bir kimse. Yeni gelmiş. Bakar kimse konuşmuyor o da konuşmaz. Şunu unutmayın. Eskimişlik insanı batırır. İnsan eskidikçe edebini derinleştirmeli. Eskidikçe.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin etrafında hizmet eden bir kimse min cehennemlik olduğunu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri söyledi. Onun yanı başındaydı. Hizmet ediyordu. Vefat etti. Dediler ki o cennetliktir. Hani peygambere hizmet etti. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ahir dedi. O cennetlikte cehennemde o dedi. Gelin evini araştırın dediler. Dedi. Gittiler. Baktılar ki Beytül Mal'ın malını gördüler. Hırsızlık yapmış. Onu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin yanı başında durması onu kurtarmadı.
Dikkat edin. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin etrafında hizmet etmesi onu kurtarmadı. Ne dedi kızı Fatıma'ya? Dedi dikkat et. Babam Peygamberdi diye kendi kendine emin olma. Babam Peygamber deme. Emin olma. Allah muhafaza eylesin. Amin. O yüzden dervişlik sizde daha da incelik daha da edep katsın. Eminlik edip adabı edebi terk eden çiğneyenlerden eylemesin. Adabı erkanı Allah muhafaza eylesin.
Kendi heva ve hevesine döndürenlerden eylemesin. Amin. Hepimizi birer edepli derviş eylesin. Amin. Hepimizi de salihlerden eylesin. Amin. Fâlemen nehu. Lâ

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi