Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 16 Ağustos 2016 · 1:40:59
Selamun. Allah gezenizi ayır etsin. Selamun. Üzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Zikir esnasında çalgı kullanmak. Neyi, def, davul, caiz. Bunu normalde neyi, defi, davulu kullanmak haram olduğuna dair herhangi bir ibare yok. Bir şey, Kur'an ve sünnet dairesinde haram kılınırsa, haram kılınanlar, Kur'an ve sünnette bellidir.
O yüzden, İslam'ın ilk tarifinde, bu haram mı? Niye sorulmaz zaten? Çünkü haramlar bellidir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine bu haram mı, bu haram mı, bu haram mı sorduklarında, Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, onlara böyle soru sormalarını men eder? Ve der ki, siz haramları mı çoğaltmak istiyorsunuz? Bu yüzden bir kimsenin haramları çoğaltmak gibi bir yüksü yok. Kur'an ve sünnet tarihinde de böyle bir yüksü yok. O yüzden zikir esnasında ve normal zamanlarda bu tip çalgı aletlerini kullanmakta bir beis yok. Veyahut da malumdur ya, İslam'da eğlenceli veyahut da çavgı aletlerini kullanılacağı yerler var. Ben o zaman zaman derslerde bahsederim. İşte düğün cemiyetleriyle alakalı, nişan cemiyetleri, bayramlar, dini bayramlar, aynı zamanda milli bayramlar diye, bunun yeri, yurdu belirlenmiş. Bu yüzden mesela nihin, mihin, defin davul çalmanın haram olduğuna da bir ibadet.
Amma velakim insanların nefsaniyetini ayağa kaldıracak çalgıcılık men edilmiş. Yani bir kimse örneğin işte insanların heva ve heveslerini, nefsaniyetini o şeydi, nefsaniyetini ayağa kaldırıcı bazı hadis-i serifler varlar. Bunlar men edilmiş. O yüzden çalgıcılıkla zikrullahta veya ne bileyim işte bayramlarda, milli günlerde davul, def davul vurmak, düğünlerde def vurmak veya zikrullahta işte gudum vurmak bunlar ayrı şeylerdir.
O yüzden çalgıcılıkla düğünlerde ne bileyim böyle işte insanların heva ve hevesini ayağa kaldıracak, şarkıcılıkla ııı zikrullah'taki ilahi söyle, ilahisel, bendersel, zilzenli bizim insanlığı biraz karıştırıyor. Normalde şarkı dinlemek caiz mi? Örneğin eğer müşrik bir kimse söylüyorsa ondan şarkı dinlenir. Cariyelerin söylemiş olduğu şarkıları asla dinlerdir. Cariyelerin normalde çalgıcılığını asla bunları dinlerdir.
Ama velakin tekrar söylüyorum, insanların heva ve hevesini, nefsaniyeti, şeytaniyete yönelik, çalgıcılık yapmak caiz değildir. Böyle ben yaşta filmler bunu daha iyi bilecekler. Geriye doğru gittiğinizde düğünlerde çalgıcılık yapanlar mesela İslam topraklarında derilik kavimdeki insanlar yaparlar. Hiç düşündünüz mü? Cumhuriyetin ilk yıllarında sanatçı denilen şarkı söyleyen bu noktada sahneleri çıkanlar gayrimüslim unsurlardır.
İlk tiyatrocular meddaflık vardır ama işte tiyatro sanatçılığı, ses sanatçılığı, bayanların ilk gayrimüslimlere aittir Türkiye'de. Çünkü İslam bunları yasakladığından bu tip kişilerle ilgilenenler gayrimüslimler olur. Düğünlerde eğlence iyi yapan, eğlendiren insan, düğünlerde bu noktada şarkı söyleyen, işte düğünlerde çalgı çalanlar olsun. Osmanlı'da gayrimüslim unsurlardan. Gayrimüslim unsurlardan Hanefi'ye göre dinlemek caizdir. Bunu bizim insanımız ince fıkıh literatörünü bilmediğinden dolayı bunu böyle şey yapmalı. Bir de sonradan telkin ve tedbir adı altında eee caiz olan şeyleri var. Olar ki harama düşebilir diye insanları yasaklayan bir ziynet var. Bu sonradan, bu zaten.
Bu ayrı bir mesele. Allah muhafaza etsin. Zekir esnasında ilahi söylemek caizdir. Normalde bununla alakalı en eski Risale, şeyin, Cüneyd-i Bağdadi'nin sem'a Risale seksin. O yüzden zekir esnasında böyle nefes denirdi önceden ona. Dörtlükler söylenmesi, birinin nefeslerinin söylenmesi veyahut da bu noktada söyleyen bir kimsenin kendi kalbine geleni kendi nefes olarak söylemesi caiz görmüştür.
Bunda bir deyiş yoktur. Aslında şöyle söyleyeyim. Şimdi eee zikir halakalarında bu tekke ve zavirler kanunu çıktıktan sonra tekkeler lava edildikten sonra zikir meclisleri, Cumhuriyet'in ilk yıllarında kaçak bıçak böyle işte evlerde orada burada devam ederken bunun adabı, erkanı kayboldu. Aslında zikrullah esnasında çok sık ilahi söylenmez. Zikrullah normalde işte bir baştan yapılacak olan zikrullaha uygun bir Kur'an tilaveti olur ayet-i kerimede.
Allahü la ilahe illa hu denir hu esması başlangıcına. Ondan sonra hu esmasının başlangıcına bu ayet-i kerime okunur. Ve böylece zikrullah ile ayet-i kerime ile zikrullah birleştirilir. Zikre böyle devam ederler. Eski zikir usulü budur. Bu zikrullah bir dilden arada bir kaç ilahi söylenir. Herkes o esnada bir devlenir, bir nefeslenir.
Bir iki ilahi söylendikten sonra örneğin hu esmasından, hay esmasına geçiliyor. Hay esması ile alakalı başta yine bir ilahi, bir ayet-i kerime okunarak da hay esmasına geçilir. Böylece hay esması bitirilir. Aslında ortasına yine bir iki ilahi okunur. Ardından hak esmasına geçilirken yine bir ayet-i kerimenin başlangıcı okunarak da hak esmasına devam edilir. Geçişlerde bir, bir tane, iki tane ilahi okunur. O ilahilerde çünkü nasihat vardır. O ilahiyi bütün ehl-i zikret dinler ondan nasihat alır. İlahiler nasihattır çünkü. Ben bazen böyle İslami radyo denilen radyoları dinliyorum. Onlar böyle şey olmuşlar. Ne olur? Ankara türküsü gibi. Öyle değil. İlahiler geçmiş velilerin sözleridir. İlham üzerine yazılmıştır. Her biri birer nasihattır. Kur'an-ı Kerim tefsiri gibidir. Ayet tefsiridir, hadis tefsiridir.
Orada nefiste terbiye ile alakalı, Allah ve Resulunu sevmekle alakalı özlü sözler vardır. O yüzden ilahiyi dinleyenler aynı zamanda da nasihat dinlemiş olurlar. O arada bir ilahi zenbaşı, öyle bir ilahi okun, o günkü günün anlam ve manasını anlatan, zikrullahın anlam ve manasını anlatan bir ilahi seçer. O ilahi ile ilahi zenbaşı, yani bir mutluluk başı aslında cemaata o ilahilerle nasihat etmiş olur. Nasihatçı olur.
O yüzden ilahi zenbaşı, ilahi zenbaşı, rafu artarı çok geniştir. Rafu artarı çok geniş olduğundan oradaki havaya, konuma, duruma, maneviyata göre bir ilahi seçip, zikrullahın ara esmasında o ilahi öylesini okur ki herkesi kendinden geçerir. Bir gazel okur örneğin, o gazelde muhakkak ki bir nasihat vardır. Herkes o nasihatı dinler, o nasihatı dinledikten sonra kendisine çekidüzen verir.
Çünkü Hz. Peygamber sallallahu ve Selam Hazretleri Mekke fethine giderken, onun şairi, önceden müşrikli biliyorsunuz, sonra Müslüman oldu. İsmi neydi hocam, Yusuf hocam aklına geldi mi? Kab bin Malik. Kab bin Malik. Mekke fethine giderken, şiirler okumaya başladı. Şiirler okumaya başlayınca, Hz. Ömer, Radır Allah Ban Hazretleri onu susturmak istedi. Yani tabiri caizse, ilahi okuyordu, özlü sözler söylüyordu. Hz. Ömer Efendimiz'in susturmaya kalkınca, ona dedi ki, dur ya Ömer, onun sözleri, onun sözleri, Mekke'li müşriklere sizin mızraklarınızdan daha fazla acı verir. O yüzden hikmetli söz, hikmetli söz, müminin yitik malıdır. Kimden gelirse gelsin, bir ilimdir, onu alır.
İlahiler bu manada, hikmetli söz noktasındadır. Normal dinlenilir, dinlenilmesinde, söylenilmesinde bir beyiş yoktur. Zikir esnasında raks etmek, birlik katlanana kadar bükmek caizmidir. Raks olunca, raksın önce ne raksa gider, bunu bir sefer anlayacağız. Raks'a girin, bunu yine ulema, bunu kendince tefsir etmiş.
Raks'a girmesi için bir kimsenin, işte vücudunun değişik yerlerini titretmesi, oynatması, ayaklarını belli bir ritimle göre, heva ve hevese göre, oynaması lazım. Oysa zikrullah, ehl-i zikir, hadisi Kudsi'de buyrulan, siz Allah'ı öylesine zikredin ki, o yullaşmış bu uzay başaklarının, rüzgarın onları salladığı gibi sallanamaz. Allah'ı zikrederken bir kimse, iki ayağını birden yerle temasını kaldırmadan, vücudunu böyle rakkaseler gibi oynatmadan, sallanmasında bir beyiş yoktur. Ama işte böyle, ben de bazılarını görüyorum, öylesine hopluyorlar, zıplıyorlar, bana da gönderiyorlar böyle şeylerde, ne o? Facebook'ta, orada, burada. Ama bunu, şunu da unutmayın. Zikrullah'ın yapılış biçimiyle alakalı fazlaca ayet ve hadis yoktur.
Yapılış biçimiyle alakalı. Bir tek bu hadisi Kudsi var, hani hafiften sallanlaması gibisinden. Bu hafiften sallanma caiz görülmüş, bundan daha fazlası ehl-i zikir tarafından caiz görülmüş. Bunu kendilerince caiz görenler var, kendilerince yapanlar da var. Ben bunlara katılanlardan değilim. O yüzden zikrullah esnasında bir kimsenin disiplinli bir şekilde Allah'ı zikretmesi, böyle çok fazla rakkaseler gibi davranmadan, tatlı bir şekilde esmanın konumuna garası, ondan sonra bir ritimle sallamasında bir beis yok. Zikir esnasında, zikir halkasının ortasında dönerek zikretmek caiz midir?
Evet bu caizdir. Normalde sema ederek dönmek değildir bizde bu. Sema betonulmadı. Sema ederekten bir kimse Allah'ı zikredebilir mi? Evet. Liyanetin görevli kıldığı hocaların arkasında namaz kılınmaz diyenler var. Sizin görüşünüz mümkün. Biz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisi şerifi mucibince, imam günah işleyen, günahkar, fasık bir kimse de olsa onun imamlığı muteberdir, ona tabi olumlu hadisi şerifi, baz alan Hanefiler, imam günahkar da olsa onun arkasında namaza durunun fetvasını vermişler, biz bu fetvaya uyanlardanız.
O yüzden de imam günahkar da olsa biz ona tabi olup onun arkasında namaz kılarız. Bunu söyleyenler belli ölçütlere dayanarak da söylüyorlar. Ben önceden cemaat ismi, tarikat ismi, topluluk ismi, şahit, şahıs ismi söylememeye özen gösteririm, özellikle. Hani ümmetin arasında böyle bir şey çıkmasın, isimler şahıslar, topluluklar değil, ölçüler konuşulsun isterim. Zaman zaman dilimin bu noktada ayarı kaçmaya başladı. Kaçmasının sebebi insanlara biz ölçüyü konuşmaya gayret ediyoruz. Ama sanki böyle bizim insanımız bugün için artık bunu hedef istiyor. Yani bunu kim söylüyor bize söyle biz ondan uzak duralım. Bu manada.
Bunu da Türkiye'de ilk başlatan Süleyman Hilmi Tunah Han Hazretlerinin son dönem talebeleri başlattı. 15-20 yıldan beri böyle bir şeyleri var. İşte bunlar maaş alıyorlar. O yüzden devletin imamı bunların arkasında namaz kılınmaz. Bunların arkasında namaz kılmak cahil değildir diye böyle bir şey başlatıyorlar. Ve kendileri kılmıyorlar. Hatta cumalarında kendi yurtlarında toplanıp kılıyorlar. Bursa'da öyle yapıyorlar. Bilmiyorum buralarda nasıl yapıyorlar. Burada da maaş alıyor. Burada da maaş alıyor. Yurtlarında toplanıyor. Yurtlarında toplanıyor. Cuma'yı öyle kılıyorlar. Onlar da namaz alıyor. Kendilerince kendilerini bağlayalım bir şey. Kimse kendince böyle bir şey yapar yapmaz bu ayrı bir mesele.
Bunun bu noktada kendilerince haklı gördükleri kendilerinin yerleri vardır. Ama ben bu noktada camilerin birleştirici, bütünleştirici, bütün cemaatların, tarikatların hepsinde toplanamayacağı bir yer olarak görüyorum. O yüzden cami bu noktada bütün Ümmet-i Muhammed'i cem eden birleşmektir. Asıl olan tefrikaya düşmek, ayrılmak, bölünmek değildir. Asıl olan birleşmektir, toplanmaktır. Tek vücut olmaya belirtmektir. Ben bu noktada gördüğümden, durduğumdan dolayı onu tasvip etmiyorum kendimce. Ne olursa olsun camilerde toplanılmalı. Cumalar, cemaat ve namazlar camilerde kılınmalı. Teravihler camilerde kılınmalı. Müslümanlar bu noktada cami birlikteliğine devam ettirmeliler.
Yoksa her cemaat, her tarikat, her topluluk kendince kendine bir namazgâr, kendince kendine bir cami, bir toplanma alanı tespit ederse, ümmetin içerisinde birlik ve beraberliğin tesis olmayacağına inanıyorum. O yüzden biz camiyi terk etmektense, camide varsa eksiklik ve nıfsanlık biz orayı düzeltelim. Biz tamamlayalım. Oradaki imamın eksikliği varsa diyelim ki imam efendi böyle davranma. Hutbeleri uzun tutma. İmam efendi her cuma kalkıp da burada para isteme. Dilenme. Varsa bir şey bize söyle, esnaf olarak biz bu camilerin giderlerini üzerimize alalım. Yani buraya cumalar geldik, biz burada para istenilmeden dönelim. Ama biz esnaf olarak 10 esnaf birleştik, 20 esnaf birleştik.
Bu caminin ne gideri varsa biz üzerimize aldık. Bundan sonra camide senin bilencilik yapmanı istemiyoruz. Örneğin. Gibi biz varsa eksiklikten, noksanlıktan tamamlayalım. Bu noktada bir sıkıntı yok. Veyahut da diyelim ki imam efendi senin devletin verdiği ne o? Bu maaşla senin bize namaz kıldırmanı istemiyorlar biz. Eee? Devletten aldığın maaş git şu fukaralara ver. Biz 20 tane esnaf toplandık. Senin iyi ayşeyle biz sağlayacağız. Örnek. Ümmet-i Muhammed böyle bir şey yapmıyor. Böyle bir örgüt vermesi yok. Oradaki mahalleliler toplanıp da camisini tahvilat ettirmiyor.
Tamir ettirmiyor. Boyatmıyor. Temizletmiyor. Mahalle camisiyse, çarşıdaysa oradaki esnaflar camiye el atmıyor. Bir esnaf camisinde gidiyorsun dökülüyor. Tuvaleti kötü. Çevre düzenlemesi kötü. İçerideki halıları kötü. Temizliği kötü. İmam'a diyorsun ya bu neden çalışmıyorsun? Bu caminin hali ne? Burada yapmıyor Allah Hacı abi diyor. Diyorum kabahat sende. Tek tek esnaflar dolaştın mı? Bu konuda bir örgütledin mi? Bunları topladın mı? Bakıyor gözünün içine. Caminin tuvaleti yok. Diyorum ki bunların tuvaleti muhakkak vardır. Kim gasp ettin bu caminin tuvaletini? Tuvaletsiz cami olur mu?
Olmaz. Birisi gasp etmiş orada. Ya evlerden birisi gasp etti. Ya dükkanlardan birisi gasp etti yakın etrafta. Hocam buraya bir tane tuvalet yaptın. Bakıyor gözünün içine. Beni tanımıyor ya bir de. Hani yabancı bir kimseyim ben. Nasıl bir imamsın burada yüzüne? Ya hocam çok ağır konuştun ya. Ya ağır konuştun. Burada cami değil mi? Abdest alacak bir kimse. Abdest alacak ya. Bir caminin tuvaleti olmaz mı? İşten kaçıyor imam da. E cemaat da onu sorgulamıyor. Soruşturmuyor. Cemaat demiyor ki ya hocam buranın tuvaleti yok. Bir tuvalet yaptıralım. E hacı ağabey buranın her tarafı ama şey no. Tarihi eser iyi yap. Caminin içini mi bozacak kardeş?
Tarihi eser de. Dışına bahçesine iki tane. Bir bay bir bayan tuvaleti yaptır. İhtiyacını görsün insanlar. E yok. Burada da sıkıntılıyız. Ama bu sıkıntılarımızı bizim. Oradan veyahut da işte imam devletten maaş aldığı için haram var. E o yüzden namazı kabul olunmaz. Ya bana günahsız bir adam getirin ya. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hariç. Allah muhafaza etmesin. Doğru ölçü değil. Yunus aleyhisselamın balık ne için yuttu? Kaç gün kaldı? Ne yedi ne içti? Kırk gün kaldı. Buyurun. Hocam ben bir şey sorayım. Az önce dediniz ya. İmamın devletten aldığı parayı haram gözüyle boçuyorlar. Dayanaklar mıydı bu konuda? Yani nasıl haram olabilecek? Onların kendilerinde dayanak çok.
Kurt kuzu yiyecekse. Ya ama ortada görünür bir şey yoktu mu bu konuda? Ha var canım. Yok yok. Fetva konusundan da evet haram bir konusundan. Ona bakarsan hepimizin kazancında haram var. Yok imamın aldığı parayı. İmamın aldığı parada da var. Devletten aldığı parayı var. Devletten aldığı para. Devletten almasa da var. Devletten aldığı parada da var. Bugün Türkiye Cumhuriyeti devletinde yaşayan bütün herkes. Kursa'nda haram var. Hepsi haram değil mi? Haram var. Yani hocam hani yaptığı işe daha doğrusu ayırdığı zamanda karşılık almıyor mu o parayı? Hayır o ayrı bir mesele.
O ayrı bir şey yok. Bu noktada devletin kazancına bakılır. Devlet meyhaneteden de genel evinden de ondan da bundan da belge alıyor mu? Faiz gelirleri de var mı? Bu parayı da maaş olarak dağıtıyor mu? Bana da veriyor. Ben devletliğin bakul emeklisiyle. Nasıl söylüyor mu? Kendini ömüyor. Ayırmıyor mu? Veyahut da adam şeyde, no örneğin. Devletle hiç alakası olmasın. Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırlarının içerisinde yaşıyor mu? Yaşıyor. Hasbel kadar devletle alakalı herhangi bir hizmetten faydalanıyor mu? Faydalanıyor. Ona tabulaşıyor. Peki hocam o zaman bir kişinin elbisesinde bir iplik kadar haram olsa ibadeti kabul olmaz.
Hadis-i şerifine muhatap oluyor mu biz bu konuda? Hepimiz muhatabız. O hadis-i şerifi bilmiyorum ama okumadım yani. Veyahut da işte yediği yemeğiyle, yediği elbisesine içtip bir karış haram karışsa kırk kim ibadeti kabul olmaz mı? Bu daha mevcut. Olur da okumadım. Okudun mu Yusuf? Ben bir hadis-i şerif derse bir kimse yok diyemiyorum yani. Ama ben öyle bir hadis okumadım. Yani bir kimsenin evet yediğine içtiğine bir kimse dikkat edecek. Geydiğine dikkat edecek. Haramlardan uzak durmaya gayret edecek. Kul hakkına gayret edecek. Ama o melakinin başka bir hadis-i şerifte de bu hadis-i şerif bunu biliyorum. Diyor ki her zaman öyle bir zaman gelecek ki faiz bursa girmemiş kimse kalmayacak.
Dağdaki çoban da dahil. Ben bu hadis-i şerife binaen herkesin üzerine haram var dedim. Herkes haram kazanıyor değil mi? Dediler ki ya Resulallah. O dağdaki çoban nasıl faize karışabilir? Dedi ki faizle iştikal eden bir kimsenin yemeğini yiyecek o da faizle nasibini alacak. Bugün için Türkiye'de ve dünya üzerinde böyle bir hal var mı? Evet. Bu noktada. Ama bir de bir kimsenin elinde olmayan sebeplerden dolayı haramla ilintilenmesi var. Bir de göz göre göre kendi istiniatifinde, kendi iradesinde haramla ilintisi var. Göz göre göre kendi iradesiyle hırsızlık yaptı, birine malını gasp etti, birine haksızlık yaptı. Bu, o kimsenin kendi cünzi iradesinde olan haramı.
Bu senin dediğine o zaman katılır. Anlatabilir miyim? Bir kimse ama bir de insanın kendi cünzi iradesinin dışında kendisine bulaşan haramlar var. Ben söz konusu olan bu haramları bahsettim. Kendi cünzi iradesinde değil ama bulaşıyor ona. Kendi iradesinde değil ama bulaşıyor. Devlet, ticaret yapıyorsun. Devlet diyor ki muhakkak ödemelerini bankadan yapacaksın. Örnek. Ya diyorsun ki ben peşin aldım. Hayır. Yok öyle bir şey diyor. Ben bu yüzden ceza edeyim. Ya diyorum ben peşin çalışan bir kimseyim. Sekiz bitti. Evet. Şimdi sekize çıkarmışsam. Ya ben peşin çalışan bir kimseyim. Benim aldığım makbuzu kabul etmedi devlet. Yani karşıdan makbuz kestirmişim. Parayı yatırmışım. Malı almışım.
Faturasını kestirmişim. Kabul etmedi. Bunu dedi bankadan geçireceksin zaten. Benim bankaya mecbur ediyor. Mesela ihracat yapmışım ben o zaman için. Geldi adam Yunanistan'da mal aldı. Biz adam mal aldı. Adam Euro'yu da geldi. Masanın üzerine saydı. Adam yeni sipariş veriyor bana. Oturdu bir de fotoğraf çektirdi benden. Adam parayı saydı masanın üzerine. Gitti. Oh elhamdülillah. Biz dedik ya. Mevlüt kandili bugün. Dedik ki kandilin bereketi. Bizim de öyle bir paraya ihtiyacımız var. Aslında böyle ipteyiz. Para lazım. Mevlüt kandili. Ben o gün Mevlüt kandili diye takım elbise giydim. Bir tane de gül taktım. Ondan sonra yakama. Gittim iş yerine.
Rezzat olan Allah dedim ben. Mevlüt kandili. Gelemediklerine kandilleşiyoruz. Biz bir grup geldi böyle. Adam böyle bir meclisi geldi. Grubu getirdi dedi. Hacı abi sana getirdim. Ondan sonra benim kulağımı fısıldıyor. Benim yüzdeliğimi isterim. Bana yüzdelik isterim. Dedim şöyle. Ben ne fiyatı onu söylerdim. Hacı abi bize bir şey verirsin. Sana hediye mi olur? Bu ayrı dedi. Ama dedim ben müşteriye kalkıp da ayrı fiyat. Sana ayrı fiyat yapmam dedim. Ya hacı abi sen beni gözetirsin. Seni gözetmek ayrı bir şey dedim. Yüzü ne söylüyorum ben? Onlar da yabancı ya. O komisyon koparacak benden. Ben komisyon verdim. Komisyon vermeyeceğimi söyledim. İşte adam ona Rumca söylüyor şimdi.
Bana şu lazım. O bana Türkçe söylüyor. Var diyor ben. İndirdim Alkat'a, depoya. Şundan şu kadar istiyorum. Var. Kaç para? Ona soruyor. Kaç para? Ben fiyat soruyorum. Bu kadar diyor. O diyor ki çocuk bana şimdi bana getirelim. Acaba benim yüzdeliğimi koymadın. Oğlum ikide bir de bana yüzdelik söyleme. Ben yüzdelik vermem kimseye. Ben aldatamam diyor. Bu adam kim olursa olsun aldatamam. İki fiyat söyleyemem diyor. Ben onunla akit yapıyorum. Caiz olan bu. Sana hayret edin. Hediye vereceksem veririm. Böyle yaparsan sana hediye de vermeyeceğim diyor ona. Sus. Peki sustum acaba karışmıyım artık dedi ya. Ben seni buraya getirdim yüzdelik alırım diye dedi.
Demek ki sen de ters bir adam çektim dedi. Beni tanımıyor çocuk. Ama yani biraz da ticaretten elleri mahkum onun. Çünkü böyle benim gibi su toplu çalışan, bizim işi yapan kimse yok. Yani hiç kimsenin deposunda atıyorum. İşte bugün için yedi sekiz bin bornozu olan yok. İşte iki üç ton hazır malı olan yok. Ben de onlara çalışıyorum genelde ihracatçılara. Onlar hemen işte bin tane bornozluk tırda boş yer kalıyor. Geliyorlar bana diyorlar ki acaba bir tırda boşluk var. Bin tane bornoz var mı var mısın? Bas parayı. Ben de öyle çalışıyorum. Ben de hep hazır mal var. Neyse ondan bin tane, bundan iki bin tane, şundan üç bin tane, bundan beş bin tane. Derledik, toparladık. Geçmiş gün 50-60 bin Euro'luk mal oldu.
Ondan sonra biz ön faturayı çıkardık pro forma gibi. Ondan sonra ben adama dedim ki ben bu malları yapacağım. Onun yarısını peşin isterim de ondan sonra. O söyledi ona, topladın mı dedi ondan sonra. Topladı işte ne kadar şu kadar. Adam hanımından, hanımına dedi çantayı çıkart, çantayı çıkarttırdı. Hanımında para. Yanında kızı var ondan sonra. Saydı saydı saydılar parayı. Paranın tamamını masanın üzerine koydu adam. Hepsinden. Bana döndü. Tamam mı dedi. Dedim tamam. Şimdi seninle fotoğraf çekileceğim dedi. Adam Türkçe biliyor. Komisyoncu renkten renge geliyor.
Onu getiren. Diyeceğim ki dedi. Ben padişahtan mal aldım. Diyeceğim ki ben sultandan mal aldım. Böyle adam Türkçe konuşuyor. Hanım bizim fotoğrafımızı çek. İkimiz beraber fotoğraf çekildik. Böyle adam bana sarılıyor. Bugün ne gündür? Bana sorduk. Bugün ne gündür? Bugün dedi Mevlid kandili. Hz. Muhammed Mustafa'nın doğum günüdür. Maşallah. Benim Muhammed Mustafa'ya saygım vardır dedi. Allah'ım düşeceğim. Hanım, hanım gel sen de o da geldi. Kızım gel sen de.
Çek fotoğraf çekiyor. Çek fotoğraf çekiyor. Sultanla mal aldım diyeceğim. Allah'ım diyor. Mevlid kandilinin bereketine bak. İçimden. Ve dedim Allah'ım bana doğruyu yaşattığın için sana hamd ediyorum. Ya öyle sıkıntıyla sana yüzde şu kadar veririm deseydik gittiydik biz. Müşteriden de olduydik. Eriyor çocuk. Çocuğun umuduna vurdum. Gördün mü dedim ben doğruluğun kerametini. Ben şimdi çocuğa. Sana hediye vereceğim dedim. Merak etmeyin. Sana hediye vereceğim. Böyle yaptı. Evet. Sen doğru adam. Bu. Böyle yapıyorum. Ne dersiniz? Tamam. Öyle böyle. Dedim sen nerelisin? Bilecik'ten gitme adam.
Bilecik'ten gitmiş. Çocuk umudu. Yunanlılar için diyor ki onlar bizi sevmedi. Onlar bizi türko, türko. Bize türko diyor. Buradan gidenleri onlar sevmiyorlar mı? Siz tümsünüz türkosunuz diyor. Bizi Türkler de sevmedi. Rum rum dedi diyor. Bizi Türkler de sevmedi. Ben böyle hürmet ettim. Böyle hizmet ettim. Böyle onlara seveceğim. Ama sen bizi sevdin diyor. Ben sana güvendim diyor. Harika değil mi buraya kadar? E biz aldık. Şey yaptık. Onu yükledik. Kestik fikturayı. Gönderdik. Yunanistan'a. Devret dediken. Ne oldu? Bunu bankada bozacaktım. Ya biz bankada bunu yok.
Bankada bozmadığından dolayı cayırlattı bize cezayı. Şimdi sizler sizi böyle hani koyunları kotoraya katarlar ya sağacak ya koyunlar. Koyunun sağması için koyunu kotoraya katarlar. O koyunların hepsi de bekler. Dar bir geçit vardır orada. Her koyun teker teker oradan geçer. Her geçerken de oradan çobanlar onu yakalar. Südünü sağar onun. Ondan sonra bırakıyor. O yüzden sistem sizi kotoraya katmış. Siz o kotoraya gireceksiniz. Sizi sağacak orada. Bundan siz sorunlu değilsiniz. Zaten böyle girmemezlik kaçak kucak yaparsan çoban ne yapıyor? Bu bana südünü sağdırmıyor diyor. İlk önce köpekleri seni yem yapıyor. Önce kasaba seni gönderiyor.
Neden? Bu diyor deli baş oldu. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bir kimsenin de bu noktada harama girmede bir kendi cüzce iradesiyle bile bile haramlık işleyenler var. Evet onlar çok tövbe edecekler. Bu noktada Cenab-ı Hakk onların tövbelerini kabul eder inşallah. Bir daha işlemeyecekler. Ama bir de kendi cüzce iradesinin içerisinde sistemin getirdiği haramlar var. Bunlarla da mücadele etmek bütün Ümmet-i Muhammed'e farzaydı. Soru ve gündem serbest. Son vermeyi alakalı bir tohumlar mıydı? Yoksa ticaret alakta bu? Önceden benimle anlatsa ben her getirdim müşteriden. Sen kaça satarsan sat ben senden yüzde bir alırım dese bu cahiz olur.
Bunda bir sıkıntı olmaz. Olur da faiz vermek durumunda kaldı. Olur da faiz vermek durumunda kaldı. Bu devirde çok fazla kıyık artık kullanırlar var. Mesela geciktirmedik. İstemeyse geciktirdim. Oldu bulaştı bunu. Bundan kaçabildiği kadar kardeşler, arkadaşlar kaçmaya gayret edecekler. Ama yine yakalanıyorlarsa burada da Darül Harp, Darül İslam fıkıhı giriyor. O fıkıh girince Darül Harp'te müminle kafirin arasında faiz yoktur fetvası çalışıyor. Tövbe edeceğiz. Mümkün ben kardeşlere diyorum. Mümkün olduğunca bankalardan işlem yapmamaya, kredi kartı kullanmamaya uzaklaşabildiğiniz yere kadar uzaklaşın. Ama yani örnek kaçamadığınız yerler var.
Örnek işte eve tut su parası. Ben normalde haftanın Allah affetsin dört günü Mursa dışındayım. Öyle olunca telaştan bakıyorum bir fatıra oradan unutulmuş, kalmış. Adam kesmeye gelmiş. İşte bir bakıyor adam kellesi kulağı yerinde. Ya Hacı abi senin de nöyledir mi keseceğiz? Ya kardeş unutmuşuz, yok masanın altında kalmış, yok masanın üstünde kalmış. Bin bir dereden anlatıyor olacak gibi değil. Bizim de öyle üzerine faiz ödediğimiz zamanlar oldu. Bu noktada önceden yokluktan kesildi, ödeyemedik. Bunlar da oldu. Bunlar bizim irademizin dışında. Sonuçta en sonunda ne yaptım? Ben de gittim otomatik ödemeye bağladım. Ne emekli maaşını gördüğüm var, ne bir şey. Ne bankanın yolunu biliyorum.
Ne kredi, ne bankadan emekli maaşı çekeceğim diye bekliyorum. Ne o beni, ne o ben onu görüyorum, ne o beni görüyorum. Aleyküm selam. Önce bir ayetle başlayayım. Şöyle müsaade edelim. El-Evutu billahi minneş-i'ye rağulları, bismillahirrahmanirrahim. Her kim Allah'ın vermiş olduğu hükümlerde hüküm vermiyorsa, onlar zalimlerin hakçilerinden var. Allah'ın azından. Tüm hocamız, Allah'ın hükümetmeyen bir iktidar vermek ise, şu anda iktidar olan parti, AK Partili, bunlara oy vermek, o zalimlere. Çünkü Allah bunları zalim belirsemiştir. Onlar adın hükümetmeyen bir iktidar vermek ise, şu anda iktidar olan parti, AK Partili. Bunlara oy vermek, o zalimlere, çünkü Allah bunları zalim belirsemiştir.
Bunu yapıyoruz, yanlış mı yapıyoruz? Önce bu ayet-i kerimenin esbab-ı mucibine bakmak lazım. Esbab-ı nüzul sebebi ne? Bir. İkincisi, bununla alakalı İslam dünyasında muhteşem bir tartışma var. Bu tartışma da yeni değil. Ta İmam Maturilerden itibaren bunun tartışması var. Allah'ın hükmüyle hükmetme. Allah'ın hükmüyle hükmetme. Bunda bir kimsenin bu hükmetmede kendi sorumluluk alanları var. Biz şimdi size, siz Allah'ın hükmüyle hükmetmiyorsunuz, zalimin ta kendisiniz diyebilmemiz için, sizin güç yetirebildiğiniz bir şeyde bunu söylememiz gerekir. Eğer size güç yetiremediğiniz bir şeyde Allah'ın hükmüyle hükmetmiyorsunuz, zalimin ta kendisisin dersek, size haksızlık yapmış oluruz.
O yüzden mesela Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, Mekke döneminde siz Allah'ın hükmüyle hükmetmiyorsunuz diyebilme imkanınız var mı? Yok. Allah'ın resmi, ona diyemiyoruz. Medine'nin belli döneminde Allah'ın hükmüyle hükmetmediniz diyebiliyor muyuz? Diyemiyoruz. Sebep? Henüz daha o kıvama, o güce gelmesin. İslam yirmi üç yılda tamamlandı. Şimdi bir topluluk düşün, o topluluğun İslam'la hiç alakası yok. Onlara önce namazı mı öğreteceğiz? Yoksa namaz kılmıyorlar diye katletileceğiz.
Size sorun. Önce namazı öğreteceğiz değil mi? Önce onlara ne yapacağız? Tebliğ edeceğiz. Nasihat edeceğiz. Öğreteceğiz. Onlar namazın hakikatini öğreninceye kadar nasihatla ve tebliğle hükmüyoruz. Ondan sonra biz onlara namazla alakalı ceza vermeye başlayacağız. Burası da tartışmalı da ayrı bir mesele. Ama biz onlara önce diyebilir miyiz? Allah'ın hükmüyle hükmetmediniz. Bu partiye oy verme ayrı mesele. Oraya ayrıca konuşacağım. Önce ayet-i kerimenin iyi anlaşılması lazım. Bir kimse aile reisi. Evinde Kur'an'a göre erkek aile reisi. Evinde İslam'a uygun olmayan bir şey var ise nasihat mı edecek?
Hükmetecek mi? Nasihat edecek mi? Öyle değil mi? Neden? Bu toplum İslam'ı bilmiyor. Bu toplum İslam'ı bilmediğinden dolayı yaşamıyor. Bir kimsenin Müslüman olması ayrı bir şeydir. İslam'ı bilip bilmemesi ayrı bir şeydir. İslam'ı bildiği halde yaşayıp yaşamaması ayrı bir şeydir. Kurallarını yerine getirip getirememesi ayrı bir şeydir. Biz kurallarını yerine getirmeyen bir kimseyi de kurallarını yerine getirmiyor diye katletme noktasında değiliz örneğin. Şimdi ayet-i kerime bu noktada olgunlaşmış, kemale ermiş bir İslam topluluğu için söz konusu olabilir. Olgunlaşmış, kemale ermiş bir sistem için söz konusu olabilir.
Olgunlaşmış, kemale ermiş bir aile için olabilir. Ama bunu şu anda olgunlaşmadan bu ayet-i kerime böyle değil, birilerine ask etmek bence hakkaniyet açısından sıkıntı var. Şimdi bunun açık, buradan bakarken bir de biz Kur'an ve Sünnet'in evrenselliğine mi bakacağız? Tarihselliğine mi bakacağız? Veya da tarihselliği ile beraber evrenselliğine mi bakacağız? Şimdi Almanya'daki Müslümanlara ne diyeceğiz? Fransa'daki Müslümanlara ne diyeceğiz? İngiltere'deki Müslümanlara ne diyeceğiz? Onlara Almanya'daki Müslümanlara gelin İslam için siz burada cihad edin silahlarını mı diyeceğiz? Siz burada Allah'ın hükrü ile hükmedilinceye kadar savaşmakla emrolundunuz mu diyeceğiz?
Böyle dersek oradaki Müslümanların hepsinin de cezaevlerine girilmesine, idam edilmesine mi sebep olacağız? Yoksa bu meseleyi yeniden iştahat edip sizin burada vazifeniz çok önemli. Kur'an ve Sünnet'i en iyi şekilde yaşamanız lazım. Ve buradaki insanlara İslam'ı anlatıp nasihat etmeniz lazım. Bütün Hristiyan alemin için sizler önemli birer nasihatçılarsınız mı demeniz lazım.
Bunları böyle örneklendirmek, bu örnekleri yaymak çok mümkün. Yani bu ayet-i kerimeyi Müslümanların bir Müslümanın üzerinde konuşması biraz haksızlık gibi geliyor bana. Oy meselesine gelince. Bunun altına önce ben altının imzamı atayım. Ben hiç oy kullanan bir kimse değilim. Ben en son 94'te mi ne onu bir Refah Partisi, MHP birleşmişlerdi ya. O zaman bir oy kullandım şeyhimin emriyle. Ondan öncesi, ondan sonrası ben hiç oy kullanmadım. Ben demokrat değilim. Demokrasiyi tavsiye edenlerden de değilim. Bu oy vermenin seçimin bir düzmece olduğuna inanıyorum. Bunun altını bir çizeyim, bir koyayım. Ama 28 Şubat'ı da en denilemesine yaşayan bir kimseyi, kendi çapında.
Şimdi bir kimsenin kalkıp da mesela diyorlar ya, bunu diyenler de genelde oy vermeyin. Bu partiye oy atılmaz, bu sistemde oy atılmaz diyenler. Böyle bunun isim belirtmek istemiyorum. Selefi, Vahabi çizgisinde olan kardeşler bunlar söylüyor. Kendilerince iştahat noktasında bir kimse böyle iştahat etmiştir. Şeyh'i, İmam'ın hocası. Ben, aa neden böyle iştahat etti demem. Oradan bakmış. O zenginlik var mı? İslam'dan var. Bir kimse kendince ben atmıyorum oy. Bana birisi kalkıp da sen neden oy atmıyorsun diyebilir mi? Demez. Ben diyorum ki ben oy atarım. Ne zaman ki diyor millet meclisi sıralamasını ben yaptım, atarım o zaman diyor. Veyahut siz getirdiniz milletin önüne bir tane sandık, siz sıralayın meclise kimleri göndereceğinizi.
Ben o zaman oy atarım diyor. Ama sen sıralayacağım, ben tasdikleyeceğim. Benim aklım yok mu o kadar? Ben seni sıraladığınız tasdiklemek istemiyorum diyor. Bu benim kendi anlayışım. Bursa'da sandık koysalar, kim daha fazla oy alacak deseler, ben CHP'den kendime aday göstersem, birinci sırada seçilirim. İstediğim partiden koysam, istediğim partiden birinci sırada seçilirim. Ben meclise gider miyim o zaman? Giderim. Beni meclise alırlar mı? Almazlar. Hiçbir fark almaz benim. AK Parti'de almaz. Ben hepsini aykırı edeceğim. Ama oy kullananlar da kullanmayın demiyorum. Peki zalim olan bir hükümetle oy verirsek bu milletin durumu nedir? Harika. Kaç yaşındasın? Yirmi.
Yirmi sekiz Şubat'ı on iki yaşlarındaymıştım. Öyle mi? Zalim görmemişsin sen. Şöyle hükümetmeyen zalimse. Sen zalim görmemişsin kardeş. Kaç yıldır İslam'ın faaliyetlerinin içindesin? Altı. Ben evimde hadis okurken götürürdüm. Elimdeki bu harbine kitabı Diyanet'e soruldum. Dini kitap mı değil mi de müfte dini kitapları diye cevap yazamada günü çıkardım. Sen Türkiye'deki İslami mücadelenin nereden geldiğini, nasıl geldiğini bilmiyorsun. Birilerinin sloganını kullanma.
Hayır. Onu sloganlaştırdılar Türkiye'de. Ayet-i kerimenin normalde ayet-i kerimenin esbabın yüzüğünde bakmadan, ayet-i kerimenin esbabın yüzüğünde bakmadan konuşuyorlar. Evet. Çok acı bu. Yani bazen ben sohbetlerde zaman zaman bu konuda sert eleştiriler koyuyorum. Türkiye'deki bakın İslam'ın evrenselliğinin içerisinde bölgeselliği vardır.
Biz İslam'ın evrenselliğinin içerisinde bölgelerin hassasiyetlerinin dinini, dinini, ırkını, kültürünü, oradaki adetini, geleniğini, görüneyini gözetmekle mükemmelfiz. Sorunun geldisini, gittisini iyi bilmemiz gerekir. Eğer biz sorunun geldisini, gittisini, geçmişini bilmezsek ee, bilmezsek o zaman normalde biz orada dini faaliyetleri, dini tebliğleri yerine getirebiliriz. Habeşistan'a hicret eden Müslümanlar nereye hicret ettiler? Habeşistan Kral'ın önünü ne yaptı? Evet. Çünkü Mekke'de o zaman zulüm var. Zulüm vardı değil mi? Onlar neden orada zulmün altında durmadılar da hicret ettiler? Resul'a salallahu aleyhi ve sellem Efendimiz söyledik. Değil mi?
Onlar ilk önce ilk istek onlardandır. Dediler ki ya Resulallah biz hicret edelim bari. Burada dayanamıyoruz biz buna. Siz bunlara dayanamıyorsanız diye onları küfürle itham etmedi. Bunların hicretlerine müsaade etti. Nereye hicret ettiler? Ehli kitapsız bir yerden ehli kitap olan bir yere hicret ettiler. Yani Ehven-i Şer'e gittiler. Nereye gittiler? Ehven-i Şer'e. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri kitapsız bir yerden Medine-i Münevvere'ye hicret emir oldu. Nereye gitti? İslam devleti yoktu. Onlar da ehli bir kısmı Hristiyan, bir kısmı Yahudi değil. Şimdi İslam'ın o büyüme safhasında ehli kitapla birliktelikte olundu mu?
Siz Yahudileri ve Hristiyanları dost tutmayınız. Bu ayet-i kerimesi Medine döneminin son dönemidir. Medine döneminin son döneminde gelmiştir. Bu ayet-i kerime de İslam'ın en son dönemindedir. Son dönemidir. Medine dönemidir. Artık her şeyle kemale ermiştir İslam. Her şeyle kemale erdikten sonra Cenab-ı Hak der ki Allah'ın hükmuyla hükmetmeyenler, zalimlerin kendileridir. Ama ondan önce değildir bu ayet-i kerime. Şimdi Türkiye'de İslam kemale mi ermiş? Hayır. Toplum kemale ermiş mi? Hayır. Siz şimdi Türkiye'de millet tırnaya kazıya kazıya gelmiş, basıla basıla, yargılana yargılana gelmiş, sürüne sürüne gelmiş. Bir insanlara bir kelime anlatabilmek için koltuğunun altına 13 sene cezayı göze alarak da gelmiş.
Malına el konulma, evine el konulma, iş yerine el konulmayı göze alarak da gelmiş. İnsanları Kur'an ve sünneti anlatacağım, onları zikrettireceğim, onlara bir şeyler yaptıracağım, bir şeyler olması için uğraşmış. Şimdi selamete ermiş ortalık. Şimdi konuşmak çok basit. Şimdi atmak da çok basit. Şimdi de kalkacak. Seni tenzih ediyorum. Bazı kardeşler diyecekler ki, ha siz İslam'ın hükmuyla hükmetmiyorsunuz, zalimin ta kendisi. Sen geliydin onun 28 Şubat'ta benim yanıma. Bir gözlerinin bağlanıp indirleydin 6 yıl aşağı, bu soğuk suya tutulaydın. Bir basılaydın, evine anlaşmamak gibi ataylardı bir sene. Bir sene hanımınla, çoluğunla, çocuğunla bir karakola götürüleydin.
Sen göreydim ben seni. Ondan sonra bir strateji mi çizerdin kendime? Arkanda bir kitle olaydı da o kitleyi burnunu kanatmadan. Üzgün diye mi götürmeyi düşünürdün? Yoksa çok basit. Ayet-i Kerime'yi sloganlaştır. Allah'ın hükmuyla hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendilerine. İyi. Harika. Kim bu? X parti. Bu da harika. Gel hadisen hükmet. Buraya otur hükmet. Senin peşine düşer. Ne yapacaksın? Mahkemeyi basacaksın.
Bana bir strateji koy. Türkiye'de İslam'ı nasıl hakim edeceksin? Türkiye'de İslam'ı nasıl hakim edeceksin bana? Bana strateji koy. Kim benim dinime yardım ederse biz de ona yardım ederiz. Eyvallah kardeşim. Eyvallah. Bana stratejini söylesene. Din adamları, alimler bir araya... İslam'da var mı din adamları? Yok. Yok. Öylesin. Öylesin. Ümmet niye bu halde? İslam'da din adamları yok. Nereden çıkardın din adamını? İslam'de din adamları diye bir şey yok mu? Yok. Alimler ne güne duruyor? Alim var. Alim var. Din adamı yok. Alim var.
Din adamı yok. Din adamını nereden çıkardın mı? Var mı Krali Kerim'de din adamı? Yok. Hadislerde var mı? Yok. İştahatta var mı fıkıhta? Yok. Ne var? Alim var. Ne var? Bana stratejini söyle kardeş. Senin alim diye sevdiğin, beğendiğin, iştahatlarına güvendiğin kimsenin Türkiye'de İslam'ın hakim olması için stratejisini bana anlatıyor. Benim stratejim şu. Biz diyoruz ki arkadaşlara Kur'an ve sünneti anlatacağız. Dinin bu noktadaki hükümlerini anlatacağız. Bütün herkesi Kur'an ve sünneti sevdireceğiz. Kur'an ve sünneti elimizden geldiğince öğreteceğiz. Ve bu toplum İslam'ı benimsecek, İslam'ı öğrenecek, yaşayabildiğince İslam'ı yaşayacak. Toplum kendini İslam'laştırdıkça yukarı gidenler de İslam'laşmış olacak.
Daha ileriye doğru gidecek. Peki öyleyse bugün... Bak benim stratejim bu. Eleştirme strateji koyacaksın. Lakin bütün millet sizin dediğiniz gibi hareket ederse ama kötülüklerden bu şekilde de kurtulamayız. Şu farkla ki biz bu üzere gideceğiz. Devletin başındakiler bunlara özgürlük tanıyacak. İçki serbest, alkol serbest, uyuş serbest... Canım kardeşim. Bana stratejini söyle diyorum bak. Ben on beş yaşından beri ülkücüyüm. Ta yirmi altı yaşına kadar. Kendimi bildim, ben gençliğinden itibaren ülkücüydüm. Ta ne zamana kadar? Yirmi beş, yirmi altı yaşına kadar. On iki evlili, daha doğrusu on iki evlili oluncaya kadar, on iki evliliğinden sonra ben bu manada piyasadaki ülkücülüğü bıraktığım Türkiye'nin sıkıntısı şu, herkes konuşuyor, strateji koymuyor önümüze.
Tepedekiler, ailelerin baskısı kağıt gelir. Canım kardeşim. Stratejim. Canım kardeşim, bana diyeceksin ki, benim hocam, benim üstadım bu işlerin düzelmesi için bu stratejiyi koydu. Eleştirmeye ben de eleştiriyordum. Ben az önce ne dedim, devlet dedim, şuradan kazanıyor, buradan kazanıyor, buradan kazanıyor, bunların içerisinde haram hepsi de dedim. Eleştirmek kolay, müminlerin en basit yaptığım işe Müslümanlar, müminler strateji üretmiyorlar. Birisi bana desin ki, kardeş biz bu ülkede İslam'ın hakim olması için bu stratejiyi biliyoruz. Ne yapıyorsunuz kardeşim? Ben soruyorum. Ne yapıyorsunuz? Bana ne yaptığınızı söyleyin. Evlerde toplanıp ders mi yapıyorsunuz?
Evlerde toplanıp ders yaparak da mu kurtulacağına inanıyorsunuz? Kendi kendinize toplayıp hangi dersleri okuyorsunuz? Hangi tefsir okuyorsunuz? Hangi hadis kitaplarını okuyorsunuz? İnsanların önüne nasıl bir strateji koyuyorsunuz? Bu ülke insanlarına uygun, bu ülkenin insanlarının karakterine, karakteristik yapısına, bu insanların kültürüne, ananesine, örgüne, adetine uygun siz bir strateji mi belirlediniz? Bu stratejimizi bize söyleyin. Ve bu stratejimizin ne kadar başarılı olduğunu da görelim biz. Biz yepildek olalım, sizin peşinize gelelim. Sizin arkanızda toplanalım, biz diyelim ki harika işler yapıyorlardık kardeşler. Gerçekten ya, biz de bu rüzgarın peşine takılmaktan mutluluk duyarız. Yoksa sizin söylediğiniz ayet-i kerimelerin hepsini biliyorum ben.
Reştirmek çok rasif. Herkes herkese bakmıyor. İslam dünyasındaki bütün herkes, herkesi zalimle suçluyor. Kadın kocasına diyor ki Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenler, zalimlerini takenlere, zalimse sen diyorlar. Adam koca koca gülüyor, hanım bana zalim dedi diyor, ne yaptım diyorum ben. İşte şunu ya bu. İşte bu küçük günah. Hükmüyle hükmetmedi diyor. İyi kardeş, bana Allah'ın hükmüyle hükmedecek birisini gösterdi. Ben mi gösterdim? Alimler. Bana hangisi? Bana göster, ben gidebilirim. Ben ona şunu diyeceğim, kardeş ben zina ettim. Ben Allah'ın hükmüyle hükmet. Kadına elli değnek, kadına yüz. Kardeş, o ben o hükmü biliyorum.
Tamam. Uygulasın bana. Uygulasın derken bir adam gelecekse ben zina ettim. Ha biz zina ettim diyecek, o da diyecek ki sen evli misin, evliyim. Rejim edin diyecek, hükmettim. Kim rejim edecek onu? Rejim dinde yoktur. Ya. Allah'ın hükmünün dışındadır. Hoş geldin yirmi üçlü insan. Esselamu aleyküm. Aleyküm'e selam. Hazreti Peygamber, Sallallahu ve Selam Hazretleri'nin bu konudaki uygulamasını yok mu kabul ettin? Allah'ın dininde rejim olayı yoktur. Allah'ın dininde değnek vardır. Kadına yüz, erkeğe yüz değnektir. Kim vuracak? Onu tartışmadım şimdi ben. O da en az iki kişi olmak kaydesi. Kim vuracak kardeş? Türkiye'de vuran var mı? Öyleyse biz niye harekete geçmiyoruz din millet olarak? Kardeş, bana. Yukarıdakiler de niçin baskı yapmıyorsunuz?
Kardeş, ben. Biz bunlardan sorumlu değil miyiz? Kardeş, sorumluyuz. Bana diyorum ya, bu stratejikten bunu yapacak olan Allah'ın hükmüyle hükmedecek olan bu alim nerede? Alimler sadece müritlerinden mi sorumludur? Yok kardeş. Kendi ülkesinin başındaki. Canım kardeşim. Hükümeden. Canım kardeşim. Ayet-i Kerime'yi söyleyen sensin. Hükümete de bu hükümle hükmet meydanım sen dolayı. Ben onların savunucusu değilim. Beni ilgilendirmiyor. Sadece ilgileşmeyin. Evet. Normalde onlara da zalim hükmüne koyan da sensin. Eyvallah. Başkerime mücubelince öyle tefsir ettin. Eyvallah. Ben de diyorum ki, bu alim kim hükmedecek olan Allah'ın hükmüyle? Ben gideceğim ona teslim olacağım.
Diyeceğim ki, kardeş sen Allah'ın hükmüyle bana hükmetmeye muktedirsen, böyle bir hükmedebilirsen, örneğin diyeceğim ki, ben şöyle bir hırsızlık yaptım. Beni temizle. Bunun iki seçeneği var. Ya tövbe et, bir daha yapma ya da getir kolunu keseyim. Kolumu kestirmek istiyorum ya. Öyleyse kes. Kesecek var mı? Sen kes. Ben neden keseyim? Var mı İstanbul'da kendi kendine keseyim? Adam hırsızlık yapmış, suçunu itiraf etmiş. Sana kolumu keseyim, Allah'ın hükmüyle hükmet. Nerede okudun bunu kendi kendine kolunu kesmeye, adamın hükmetmeye? Hocam ilahiyatta böyle mi öğretiyorlar? Hayır efendim. Okuduğum kitaplarda böyle bir şey var mı?
Yok efendim. Peki bugün size bir kişi çıksa gelse ben hırsızlık yaptım, kolumu kestese ne yaparsın? Ben ona diyeceğim ki, kardeş ben senin kolumu kesecek hükümde değilim. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde İslam hükümleri yok. İslam hükümleri icra edilmesi için mücadele etmek bütün Müslümanlara. Farzayın, sen şimdi tövbe edeceksin diyeceğim. Benim stratejim zaten bunu söylememi gerektiriyor. Değiştiriyoruz. Neden? Sıkıldı herkes sanırım. Yok sıkılmadılar, bizimkiler sıkılmazlar. Çok böyle... Biz ne o atraksiyonu sevenmeyeceğim arasında. Biz bu konuda şeyiz valla, ooo. Biz hiç sıkılmayız.
Hatta böyle bütün dikkatler böyle sohbetin üzerinden. Biz de çünkü karşılıklı sorunu cevabı sohbet çok olur. Bundan sıkıntı yaşamayız biz. Problem yok. O da İstanbul rejim de var. Kolum kesme de var. Yok o kardeş onun... Rejim dediğimiz olay taşlamak değil midir? Söyleyeceğim. Taşlamak. He he. Zine erkek olarak... Kadın da erkek de olsa... Yani ona bakacak olursanız ayet olarak olmayan o kadar çok şey var ki hadis-i şeriflerde beyan edilmiş. Siz hadisleri inkar mı ediyorsunuz? Şeriatın dışındadır rejim olayı. Allah taşlayın... Canım kardeşim. İsmi ne? Ebu Talip. Ebu Talip kardeşim. Hadisleri kendine ölçü olarak kabul ediyor musun?
İnşallah. Bitti. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine sağlığında bir zatıyı icra ettirdi mi? Hadisler var mı? Kütübüsü'nde de var. Kabul ediyorsan. Bu uydurulmuş bir şeydir. Rejim olayında bu taşlam olayında suyu bir takmış. Farklı bir hay vardır. Bismillahirrahmanirrahim. Tanakan, göze göz, dişe diş. Tanakan, göze göz, buruna burun. Dişe diş, buruna burun. Sadakallahu aleyhi ve sellem. Yani o kıssada farklı bir haydidir. Nasıl ben bir kişinin gözünü koymalıdır? Burnunu kırmalıdır, dişini kırmalıdır. Bunlar da iyi. Onlara da aynı şekilde kısas yapılmıştır. Yusuf Hoca Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri zina ile alakalı hem bir Yahudi kadını hem bir Müslüman kadını rejimle cezalandırmadın mı?
Cezalandıydı. Taşlandı değil mi? Herkesinde. Hatta Yahudi kadının zina ettini veya... Sadece kaynaklar ibarettir. Kimse gözünü görmemiştir. Ve böyle bir şey dinde yoktur. Rasulullah dinin dışına çıkmaz. Şeriat hükümlerinde Allah'ın hükrü, kadına yüzdeynek, erkeğe yüzdeynek. Zinanın cezası bu taşlama değildir. Ben bunun tartışmasını yapmıyorum. Tartışmak değil. Kur'an'da var hocam. Kur'an'da var. Bunun normal bu konuda tartışmasının iştahatla alakalı meseleleri olunca iştahatlarda da çok tartışmam. Yani birisinin iştahı öyle olabilir. Eyvallah. Kendince bu konuda bir hadis-i şerifle dayandırabilir kendisini. O hadis de vardır. Ben o hadisi de yok da diyemem.
Birisi de var olan bu hadisi kendince der ki biz bu hadisi sahip görmüyoruz. O yüzden buna göre de amel etmiyoruz diyebilirim. İştahatla alakalı meselelerde ben tartışmanın anlamsız olmaya inanıyorum. Çünkü bu şeye benzer. Hani kan abdesti bozdu, bozmadı meselesine benzer. Veyahut da işte ne bileyim değişik sünnetlerin değişik yerlerde, değişik tezahürler olarak. Bunun tartışmasını yapmam. Çünkü insanı bir yere götürmez. Bizde sohbet vardır, münazara değil. Tabi bu bir yere götürmez. Bu noktada şey yapmam. Birisi bu konuda normalde hani böyle bir iştahat etmiş olabilirdi. Ama böyle öbür türlü iştahat edenleri de böyle yok, öyle bir şey yok. Bu uydurmadır. Demek ki hoş bir şey değil.
Zaten hadisi hocam uydurma değildir yani. Hani uydurma hadisi değil, kanım var ya. Yani Allah muhafaza eylesin. Orası da çok böyle sıkıntılı bir nokta da. Ona da gerek yok da. Ama bu tip şeyler dilini ben muhafaza etmeye çalışıyorum. Yani bir hadis eğer varsa ona uydurma demek çok boş bir şey değil. Ha biz bunu namel etmiyoruz. Eskiler öyle demişler ya. Mesela El Hidayi okurken El Hidayi'nin yazarı der ki mesela işte Şafiiler her ne kadar bunu böyle böyle dedilerse biz ona uymayız. Bizim de ölçümüz şu hadis şeriftir. Biz de böyle böyle böyle yaparız derler. Bu ilmi, dil daha hoş bir şey. Yani onlar bunu böyle söylemişlerdir. Ama biz ona uymayız biz de bu delilimiz budur.
Veya İmam Muatulü de aynı şekilde söyler. Haricilere cevap verirken veyahut da mütezziliye cevap verirken veya afizilere cevap verirken onlar bu ayeti kerimeye böyle yorumlamışlardır. Böyle bakarlar. Bu hadis şerife böyle derler. Ama biz bu ayeti kerimeye böyle yorumlamışlardır. Bu hadis şerife böyle bakarız diye tatlı bir dil oluşturmuşlar. Şimdikilerin dili tatlı değil. Şimdikiler mesela bir böyle kendisinin iştahına uymayan bir hadis olursa o hadis sahih değil deyip atıyor kenara. Bu konu sadece şeriatın dışında olmasının yanı sıra Kur'an'ı değiştiremezler, değiştiremiyorlar. Sadece bu konuda tahrip etmeye çalışıyorlar. Şöyle söyleyeyim yani bir Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem aleyhi ve sellem'in değişik hadisleri olabilir bu konuda.
O yüzden böyle uydurmaya çalışıyorlar demek hoş bir şey değil. Din olarak hani yine tatlı bir şekilde sana söyleyeyim. Bunlar hoş şeyler değil. Çünkü İslam çok zengin bu haftada. Çok zenginliğin vermiş olduğu materyal çok fazladır. Bugün için o materyallerden birisini biz kullanmayabiliriz iştahat olarak. Ama beş yüz, beş yüz yıl sonra o materyal bize lazım olabilir. Biz bugün için bir hadis şerife bakarız. O hadis şerif bizim aklımıza uymayabilir, fikrimize uymayabilir. Bugünkü iştahımıza uymayabilir. Onun bu uydurmadık veyahut da bu şeriatın dışındadır demekten ise ya böyle bir şey var ama biz bunun amel etme noktasında bununla amel etmeyi uygun görmedik. Biz bununla amel etmeyi uygun gördük demek.
Din olarak daha iyi bu. Niçin? Beş yüz yıl sonra o hadis şerif bize lazım olabilir bir meselede. Biz o hadis şerif bugün için kimin kafasına uymadı? X kimsenin kafasına uymadı. O hadis şerif. X kimse onu anlayamamış olabilir. Bu Buhal de olabilir. Bu Müslim de olur. Bu Tirmizi de olur. Bu İmam-ı Azam da olur, bu İmam-ı Şafii de olur, bu İmam-ı Maliki de olur, bu İmam-ı Hambeli de olur, bu filanca Şeyh Efendi de olur, filanca Hoca Efendi de olur, filanca X, işte Mürşid-i Kamil olabilir, filanca Ahlame olabilir. Olabilir.
Şimdi Nebimiz taş atmayı yasaklamıştır. Taş, diş, kırar, göz çıkarır diye. Şimdi şeriate göre hırsızlık yapanın kolunu kesmek farz. O kesilir. Şeriatın hükmü budur. Öyle değil mi? Evet. Şimdi zina edene de değnek vurulur. Bu Kur'an'da geçiyor mu? Kur'an-ı Kerim'de evet. Allah razı olsun. Peki hırsızlık yapanın kolunu kesmeyelim de öldürelim. Uygun olur mu? Yok, hayır. Peki zina edene ne için taş atalım Allah'ın hükmü? Burada değnek vurulması hükmünün normalde bu fesirlerin bu noktada hadis-i şerifler ışığında değişik tefsirleri, değişik bakış açıları ve iştahatları var. Ben bu konuda taklit ehliyim, tahkik ehli değilim. Ben bakıyorum, Hanefi'ye göre böyle hükmetmişler. Örneğin ben diyorum ki Hanefi'nin hükmü buymuş. Ben tahkik ehli olmadığımda bu tip meselelerde taklit ediyorum.
Gerçekten uydurulmuş bir şey olmasa anlatmam. Bu konuda bak tekrar dil olarak tekrar sana itiraz edeceğim. Lütfen, uydurulmuş kelimesini kullanmayalım. Bu dil beni çünkü incitiyor, sebebi şu. Yani İslam düşmanları da önümüze çıkıp bu uydurulmuş din diyor. Bu uydurulmuş hadisler diyor. Hadislerinin hepsini atıyor. Bu uydurulmuş lafına, kelimesini inciniyorum. Bu konuda İmam-ı Azam'ın kendisine ölçü almış olduğu bir hadis-i şerifi. İmam-ı Şafi kabul etmemiş bak. İmam-ı Azam'ın ölçü aldığı bir hadis-i şerifi, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Hüseyin, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf, örneğin Veyaz-ı Mahşer'i, bunu kendisine ölçü olarak almayabilmiş, almamış.
İmam-ı Azam'a göre vitim namazı vacip. İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf'a göre nafile. Ama İmam-ı Azam'a göre vacip. Ama İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf demişler ki, iştahat farklı iştahat bakmışlar. Onlar da nafile demişler. Ama İmam-ı Azam'ın vacip hükmünün verdiği hadis-i şerifi, uydurulma dememişler. Biz bu hadis-i şerife katılmıyoruz. Biz böyle, bu hadis-i şerifi, muciküncük, öyle anladık demişler. Bir kimsenin, yani bir işlenen, fiiliyata konulan, bu noktada hükmedilmiş, hükmü icra edilmiş. Alimlerin bu konuda iştahatları olmuş zamanın alimlerine. Mehmet Konuş kardeşimizle konuya dahil aynı şekilde hadise bakarım, Kur'an'a bakarım. Uyuyor, uyuyor, uyuyorsa kabul etmiş, uyuyorsa kabul etmedim.
Çünkü reçim olayı da aynı şekilde, onu da kabul etmemiştir. Canım kardeşim, X kimse kabul etmemiş olabilir. X kimse de kabul eder mi? Eder. O konudaki kendince, kendi hadis, hani meşhur Buhar, Müslim, Temizli, İbn-i Mawrca, Ebozavut, Bunları normalde bir kesim kendince buna sahih hadis kitapları olarak görüyor. Bu görüyor. Bir kimse de dese ki biz bunu kabul ettik. Bu hadis şerifi. Bu noktada evli kadın, ondan sonra sizin dediğiniz ayet-i kerimeyi, o yüz değnek vurmayı, o bekar erkekler için söylenmiş olarak tefsir ediyorlar. Bunu reddetmiyor. Diyor ki, bekar bir kimse, herkek, zina etmesi, yüz değnek vurur. Kadına da, kıza da, elli değnek vurur.
Kadına da elli değnek vurur. İkisi de bekarsa. Ama diyor, birisi bekar, birisi evliyse evli olur. Taşlanarak da öldürür. Bekar olana da yüz değnek vururur diyor. Bu sizin dediğiniz ayet-i kerimeyi, yüz değneği reddetmiyor zaten onlarları. Onlar bunun diyor, bekarlar için bu ceza alıyor. Evliler için değildir diyor. Bunun da normal ne için? Evlilerin diyor, ceysel ihtiyacını göreceği eşleri var. Bu noktada şeyi koruma, ne o? Nesebi koruma, aileyi koruma, evlilikleri koruma adına o hadisleri, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadisleri kendi zamanında olmuş olan iki meseleden dolayı bu hükmü çıkarıyorlar. Birisi diyebilir, ben bu hükme kabul değilim. Düşünebiliyor musun sen?
Yani evli kadınların eğer ki öldürülme, rejim cezası yoksa, yüz elli değnek ise, düşünebiliyor musun sen İslam dünyasında insanların evliliklerini ne kadar koruyabileceğini? Şu anda böyle bir cezanın olmayışından dolayı insanların evliliklerinin hangi noktada olduğunu bir kimse bilmiyor. Bilmiyorlar.
Bu senin dediğine şöyle katılabilirim. Bir topluluk erdemlilikte ve kemalata ermekte zirveye ulaşır. O zaman siz meselenin evrensel boyutundan bakın. Öyle zirveye ulaşmış bir toplumda. Hoş zaten bir ceza vardı da ne oldu? Yani 1400 yıllık İslam dünyasında 8 tane var böyle baka ceza kesilmiş. O 8 tanesinin 2 tanesi, 3 tanesi Osmanlı zamanında. İkisi zaten siyasi, o 2 kadının ikisi de Fransız. Fransa'ya bir tepki olarak yapmışlar. İslam dünyasında tamamen 8 vaka var tarihi kitaplarda. 8 tane rejim cezası uygulanmış. 1400 yıldan beri yani Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde. Tabi bu İslam dünyasındaki bu devletlerin ne kadar İslam olmadığı da tartışılır.
Ayrı bir mesele. Ama 1400 yıllık İslam tarihi boyunca 8 vaka var böyle cezayı. Yani ceza orada duruyor ama tecelliyatı yok. Çünkü neden? Onun tespit edilebilmesi için bir kimsenin ancak itiraf etmesi gerekir. İtiraf edelim de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri köyüne, kentine, kabilesini araştırılmış. Akli dengesi yerinde bu değil, akli dengesi yerinde demişler. Hamile doğur gel demiş, tekrar sormuş, doğurmuş gelmiş, tekrar ona sormuş. Böyle bir şey oldu mu olmadı mı? Çünkü erkek reddediyor. Demiş yok oldu, çocuğunu emzir gelmiş. İki yılda çocuğunu emzirmiş gelmiş. Tekrar sormuş, böyle bir şey oldu mu? Evet oldu demiş.
Karşıdaki kimse reddetmesine rağmen. Reddedene bir ceza vermemiş, beni temizle ya Resulallah diye. Kadın tekrar tekrar gelince taşlanaraktan öldürülmüş. Sahabeden bir kimse de ona kötü bir nazarla bakmak istemiş. Çünkü bu konuda onun namazını da kendisi kıldırmış. Şimdi böyle bir şey olunca, yani bu böyle haber-i vahiy değil, müteşabih, bütün sahabe toplumunun önünde olan bir şey. Bu bütün sahabe toplumunda olan bir şeyi normalde reddetmek. Bir kısım, ulema tarafından mümkün değil. Ve bütün hepsi, hatta rivayet edilir ki, parmak uçlarına basa basa cenaze namazına geliyor. Diyorlar ki ya Resulallah, hani ne oldu? Öylesine melekler geldiler ki onların kanatlarına basmamak için ayak ucuma basa basa geldi.
Yani sahabeden birisi de böyle ona kim söz söyleyecek oluyor? Sus diyor, o Allah ve Resul'u sever. Ya, sakın ha, cennetteki birini görmek istiyorsanız bu kadına bakın be. Hadi şey bu konuda. Ha birisi bunu kabul etmiyordur. Ben bir şey demem ama. Veya bu olay olmasına rağmen iştahat ediyordur. Var şimdi çok. Bu olayı kabul etmiyor. Aa iyi, bakıyoruz bir şeyine. Yani böyle bir şey var. Yani çok affedersin bu kelimeye o yüzden çok canım sıkmıyor. Uydurma. Allah Allah. Buhari'de var, Müslüm'de var, Temizli'de var, İbn-i Macaze var, Ebu Davut'ta ne var, Nesai'de var. Ya bu altı hadis kitabının, kütüb-i sildenin hepsinde var. Hepsinde toplamışlar bu hadisi.
Ve Hanefisi, Şafisi, Malikisi, Hanbelisi, dört mezhebin dörtlisi, Suyitisi. Hepsi de bunu kabul etmişler. Ve İslam'da evli bir kadının veya erkeğin cezasının zina dersi. Bu olduğuna hükmetmişler. Ve bin dört yüz yıldan beri bu hüküm devam ediyor. Bu hadisler de kötü bir siddete duruyor. Daha fazla hadis kitaplarında da duruyor. Umutani'de de duruyor. On dört tane hadis kitaplarında. Bunların hiçbirisi de doğru düzgün bir araştırma yapmamışlar. Bugüne kadar gelenler, gidenler bunun normalde senin ve bir diğerlerinin tabiriyle uydurup bir şey. Ya şimdi bir kimse var, umut çıkardık, uydurup oldu. Aa!
Olmayan bir şeyin söylenmesi, uydurulmuş bir şey değildir. Olmayan bir şey. O zaman Muharri'den üstünde... Sadece katılmıyorum deyip onu savuşturmak mıdır? Yoksa bu uydurulmuş bir şey değil mi? Muharri'den üstünde, Temmizli'de, İbn-i Maci'de, Ebu Davut'tan. Bin dört yüz yıldan beri uygulanan bir noktada ve bütün mezhep imamlarının iştihatları olan eserler de var. Yani akıl kabul etmiyor bunu. Allah Zeynep vurun demiştir, buyurmuştur. Biz taş atıyoruz. Böyle bir şey. Allah'ın eserinin dışında... Hazreti Ali Efendimiz diyor ki, aklıma uysaydım diyor, ayağımın altını mest edecektir. Gördüm ki Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ayağımın üstünü mest ediyor diyor.
Aklıma uyacak olsaydım diyor, aklıma bakacak olsaydım, Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine o zaman gerek yoktur. O zaman altını mest edecektir. Çünkü insanın ayağının altı kirlenir değil mi? Ama vallahi gördüm ki diyor, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, mestin ayağının üstünü mest ediyor diyor. Eğer biz şimdi meselelere birinin, bu benim kendi yorum, ben meseleye kendi aklımca veya birinin aklımca bakmaktansa, ben kendimce dinimi, hadis-i şeriflere ve imamlarımı iştahatınca bakmak istiyorum. Eğer hakkında hadis varsa, imamların iştahı varsa, ben onların akıllarına uymayı düşünüyorum.
Hani hadis-i şerifte diyor ya, eğer yol yürüyecekseniz, ilk insanların, ilk olanların yoluna yürüyün. Eskilerin yoluna yürüyün. Sonra da diyor, yenilerini uydurmuş olduklarına deyin. Bu hadis çok önemli. Ben uyuyacaksam, ben bir ayet-i kerime hakkında, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ne demiş bu konuda? Bu ayet-i kerimeyi nasıl uygulamış? Nasıl hayata geçirmiş? Bu hayata geçirirken bunun neresini ölçü almış imamlar? Bakıyorum, İmam Azam bunun hakkında ne demiş? İmam Şafi ne demiş? İmam Maliki ne demiş? İmam Muhamberli ne demiş? İmam Suiti ne demiş? İmam Muhammed ne demiş? İmam Yusuf ne demiş? Biraz bende bu konuda kitaplık geniş.
İştahatsa, ben onlara bakıyorum. Bulamıyorsam, bak bulamadım. Değilimizde sadece şeytan taşlanır. O da Mina'da. Yani bunun dışında hadis de vardır. Taş atmak, göz çıkarır, diş bırakır. Bunun dışında bunun için taş atmayın buyurmuştur Resul'un. Kendisi de taşlanmıştır. Senin söylediğin şey, benim okuduğum hadisler, hadislerin dışında. Benim okuduğum hadisleri, ben az önce söyledim. İmamların iştahatlarını söyledim. Bu konuda birisi oturacak. Bu kimse, o hadislerin nereden uydurulmuş olduğuna hükmetecek. Nasıl hükmetecekse. Nasıl hükmetecekse. Bir de şu var, tamam mı? Ben Kur'an'a göre hadislere bakıyorum. He, yani senin aklına göre bu hadis, bu Kur'an'a uymadı, attın.
Kim attı? Sen attın. Ha senin aklınca bu. Öyle değil mi? Evet, ben senin aklına uymak istemiyorum kardeş. Sana otursun herkes, kendince, bu da Kur'an'a uymadı desin, atsın. Kim? Fülancı alim, attı. Aa, biz de atalım şimdi. Siz koyun gibisiniz. Ha sana koyun olmamızı istiyorsun sen. Ben sana koyun olmak istemiyorum. Ya, ben kötü bir siddye koyun olacaksam. Ben senin aklına koyun olmak istemiyorum. Neden? Kardeş, uluslararası bir teşkilat var. Bu uluslararası teşkilat, içerideki alimlere, profesörlere, onlara, bunlara, medrese sahiplerine elinin altına almış. Bana da geldiler. Dediler ki, bu hadislerle hakkında söyleyeceğim sohbetlerde şey şu, ne diyeceğim dedim ben, hadislerin bir kısmı var ki uydurma.
Senin dediler, çok sevenin var, bana söylediklerini söylüyorum. Ve toplantılarını takip edenler var, internete takipte muhteşemsin, sohbetler, salonlarda sohbet ediyorsun. Dediler ki, sadece bunu kullanacaksın. Peki, ne yapacaksınız dedim, sizin sohbetlerinizi kitaplaştıracağız, yayın evlerine vereceğiz, sattıracağız, sizi televizyonlara çıkartacağız. Aylık on bin dolar. Dedim, peki, bunun sonucu ne olacak? Yani bununla alakalı çalıştığınız kimler? Sıraladılar. Bir sürü profesör var, o televizyonlara çıkanların, o hadisleri söyleyenlerin büyük bir çoğunluğu, daha bilinmeyenler. Adamlar sıralı. Kravatlı takım evliseyi. Şimdi şuna inanıyorum ben.
İsterse, en allame bir kimse olsun. Hadislerin içerisinde uydurma hadisler var dediği anda ben şunu diyorum. Seni gidi hin oğlu hin, sen de on bin dolara sattın diyorum. Seni gidi zalim, namussuz, şerefsiz, haysiyetsiz, din düşmanı diyorum. On bin dolara sattın sen diyorum. Senin de sakalına baktılar insanlar, başındaki sarına baktılar, cübbene baktılar, senin profesör unvanına baktılar.
Yok ne din araştırmacısı, ne işte bilmem ne yazarlığı, ne bilmem ne sosyolog, bilmem ne felsefeci, bilmem ne medrese alim. Ona baktılar, sen de sattın bizi diyorum. Alim insanların oturup, hadislerin üzerinde inceleme yapmasına taraftarın. İncelesinler. Yeniden iştahat etsinler taraftarın. Yeniden Kur'an'ı yeniden tefsir etsinler taraftarın. Yeniden iştahatları gözden geçirsinler taraftarın. Yenilensin taraftarın. Ama kardeş, sen bundan bin yıl önce derlenip toplanmış, bin iki yüz yıl önce, bin üç yüz yıl önce derlenip toplanmış, hadis şerifleri, buradan oturduğun yerden hükümetme ya. Yapma bunu.
Oturduğun yerden kalkıp da bin dört yüz yıllık bir dinin hükümleriyle, hukukuyla alakalı, uydurulmuş demeyen. Buharda geçer, Müslüm'de geçer, Temmizli'de geçer. Canım kardeşim, Muhar'de, Müslüm'de, Temmizli'de, İbn-i Maciri, Elvudavut'ta geçer bir hadis şerifi, bir kimse, birkaç tane hadis şerifi, on tane hadis şerifi, yirmi tane hadis şerifi, otuz tane hadis şerifi, benim aklıma uydurulmadı. Uydurulmuş dediği zaman, diğerinin de eline malzeme veriyorsun. Adam lise talebesi, hadislerin hepsi de uydurulmuş deyip çıkıyor işin içinden. Lisede okuyor bu çocuk daha. Ve adam iki mürekkep yalamış orada, iki kitap okumuş, hadislerin hepsi uydurulmuş diyor. Kardeş, Arapçı dil biliyor musun? Hayır. Sen harfi, nahibi biliyor musun? Hayır.
Senin bu konuyu incelemen, araştırman var mı? Hayır. Sen otur, diz çöp bir yerde bir şey öğrendin mi? Hayır. Fıkıh mı okudun? Hadis mi okudun? Hadis alim misin? Hayır. Kardeş, sen hadis alim misin? Hayır. Soruyorum, adam ne doçent. Hocam, hadis alim misin? Hadis doçentik misin? Hayır. Nesin hocam? Soruyorum, nesin hocam? Dalın ne? Tıpçı. Ya hocam, ben gel seni ameliyat edeyim kalbimden. Ya olur mu? Ya sen hadisten neden konuşuyorsun o zaman? Veyahut da ilk soca efendi. Harika, hadis alim mi mi kardeşim? Değil mi? Ne konuşuyorsun ya? Senin dalın mı? Bir tane de Hizmet'te geliyordu, fıkıh. Ben fıkıh doktoratısı yapayım. İlcal hocam bakayım, geldim.
Nerede doktoratı falan filanca yerde. İnsana bir soru soracağım da. Bana bunun fetvasını getir. Fetilir bu şey. Bir kadın, yaşanmış bir şey söylüyorum. Bir kadın evli. Ankara'ya gitti. Ankara'da on beş gün başka bir adamla ilişkiye girdi. Evli ama. Birisiyle nikahı varken. Adam hoşuna gitmedi, oradan Antalya'ya gitti. Antalya'da da on beş gün bir adamla yaşadı. Hoşuna gitmedi, adam geldi, kadın geldi. Bursa'ya, eski kocasına. Söyle şimdi nikahı, duruyorum, durmuyorum dedi. Neden kafa salladın? Ve durmaz diye. Neden? Hani nerede Kur'an'da ayet? Nikahının fesholumuna dair Kur'an'dan ayet getir bana. Bu dur, eminim.
Nasıl durmayacağını bana Kur'an'dan ayet getir. Fetva verdiğinde şöyle. Ben senin durmayacak, durmayacak dediğini, diyeceğini biliyorum. Anında böyle tepki göstereceğini biliyorum. İşte o yüzden din hakim olmaz. Herkes alim çünkü. Bana Kur'an'dan sünnetten ölçü getir.
Getiremezsin. Bir de yaralı. Bak getiremezsin. Bu anlayışından getiremezsin. Neden getiremezsin biliyor musun? Çünkü senin dediğin ayet-i kerime yüz değnekle sen cezalandırıyorsun. Yüz değneği yedi, bitti işi. Zinai deninde dört şahit getirmesi gerekiyor. İtiraf etti ya. İtiraf etti. Ben zina ettim dedi. Dört şahide gerek yok. Kapatmıyoruz, hakkını helal edin. İtiraf etti. Dört şahide gerek yok. İtiraf etti. Ben böyle böyle zina ettim dedi. Dediğin ayet-i kerimenin üzerine, dediğin fetvanın üzerine yüz değnek, parmağıl, elli değnek. Burcu'ya bırakacak. O kadın gitti, bir başkasıyla bir daha zina etti.
Ondan sonra dört ay, on gün bir süre tarzında evinde hapseder, ondan sonra güzelce boşa. Kim boşayacak? Adam mı? Adam. Boşamıyor adam. Böyle Müslümanlık olmaz. Nereden hükmettin onlarının ha? Adam nerede yayılamam, burada nasıl bak diyor. Hem karısı kabul edecek, hem boşamayacak dine uygun görecek kendisini, onu layık görecek. Bu boş geldiğin yirmi üç Nisan. Şu anda darbe yapılıyormuş, köprüler yolla tutulmuş. Bir kalkışma olduğunu söylemiş.
Şu an darbe ederim mümkün olmayacak. Yani uzmanın bir saldırı olmayacak. Şu an. Şu an. Bir saldırı. Cenab-ı Hak muhafaza eylesin. Bu dediğin bir şeyle, hani az önce dediğim ya, bu konuda taşlanmış. Taşlama yoktur diye. Sakin olun, biz çok darbe ediyoruz. İki darbe yaşadık biz. Bu ay çetin olacak. Ya sen kimsin? Bir kendini tanısala. Sakin olun. Abdullah. Hayır. Abdullah. Allah'ın konu. Allah'ın konu. Hiçbir şey çetin olmasın. Bir geçen sonra. Bir geçen sonra. Bir de bu bu dediğin bir şeyle hani az önce dediğim ya, bu konuda taşlama yoktur diye. Sakin olun, biz çok darbe gördük. İki darbe yaşadık. Bu ay çetin olacak. Bu ay çetin olacak. Ya sen kimsin?
Bir kendini tanısala. Abdullah. Hayır. Abdullah, Allah'ın konu. Bekiriyor yazdığımızda. Hiçbir şey çetin olmaz. olmasın. Bu millet o derdilere kışkırttır artık. Hiç kimse hiçbir şey yapamadı saatten sonra. Bu tekerlik kalmaz tümsekte. Yarın elbet kesin. Eyvallah. Şimdi bu senin az önce dediğin iştahat var ya hani elli değne. Ucu yok onun. O zaman bir kadın istediği zaman gider bir erkekle zina eder gelir. Elli deney ya oturur ya. Kabul edebilir misin? Öyle birinin aklıyla olmuyor. On dakika genel kurma garbe yapmaya çalıştılar diye. Olmaz bir şey üzmeyin kendinizi. Olmaz.
Olmaz. Bunun üzerine bir seçime giderler yüzde altmış da gelirler. Olmaz bir şey. Arkadaşımız evet zalimler de diyor da yöneten Allah'ın Allah'ın hükmüyle. Sizler olan emir sahiplerine şey yaptım da. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Allah'a itaat edin. Resönle itaat edin. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Şimdi biz namaz o zaman oy vereceksek namaz kılacak vereceksek namaz kılacak işe mi vereceğiz? Yoksa arkadaşa söylüyorum ben. Yoksa namaz bunu ben işe vereceğiz. Yok bunlar bu ayrı bir mesele. Bir ayrı bir mesele. Yani gerek yok buna. Gerek yok buna. Ben sadece dinin bu noktada kendi hükümsel noktalarından konuşuyorum. Ya diyorum ki ben dinin kendi hükümsel noktaları var. Bu hükümsel noktalarında bazı şeyler insanlar bu yoktur dediğimde mesela diyor ya öldürülme yoktur. Örneğin rejim
ederekten öldürülme yoktur. Ben de onun önüne başka yoktur dedin ya. Hadis olarak yok dedin sen. Bu hadisi kabul etmedi ya bu konuda. Eyvallah. Ben de dedim ki onun önüne. Bir kadın çıktı. bunu ben aslında daha direk söyleyecektim ona da hani incinir diye söyledim. Ya bunu söyleyen kimsenin hanımı değil. Çıktı. Gitti. Bir zina etti. Sen ne yapacaksın kardeşim? O diyecek ki ben boşayacağım. Örneğin. Neye göre boşayacaksın?
Boşama. Bir suç işledi. Gitti elli değnek cezasını yedi geldi. Içki içti. Seksen değnek cezasını yedi geldi. Içki içeni boşuyor musun? Hayır. Zina neden boşuyorsun o zaman? Adam öldürdü. Büyük günah işledi. Öyle değil mi? Öldüreni öldürecek. Yaraladı. Yaralandı. Yaralananı yaralayanı boşuyor musun? Hayır. Şimdi o vardı ya bizim İzmir tek arkadaşlar. O arkadaşı hatırlayacaklar. Cemaatin en arkasından bağırıyordu. Dedim ki sana bir ay müsaade. Bir ay sonra dedim bu fetvalın bana cevabını al gel. Bak dedim.
İbn-i Abidin'e bakma. El-Hidaye'ye bakma. El-İhtiyar'a bakma. Dürer-Gürer'e bakma. Ondan sonra Fetevay-i Hindi'ye bakma. Ondan sonra şeyin en son o mevsuta bakma. Ben şimdi. Bunların hepsine de baktım dedim. Bunların hepsi hepsine de baktım. Bunların hiçbirisinden de dedim sonuç alamadım. Bunlara bakmadan geldi. Hala da gelecek. Aradan iki ay ne geçti? Geldi. Hocam hazır dilerim senden dedi. Yani dediğinizi bulamadım. Siz neye görelim? Dedim diyanete sordurdum. Diyanet şunu dedi dedim ben. Resmi olarak kiminle evliysen onunla evliliğin devamı. Tövbe et demiş. Bana
dedi ki siz nasıl hükmettiniz? Dedi siz nasıl hükmettiniz? Dedim hocam arkadan doldurmak değil mi? Bir şey konuşmak da değil. Önüne geldi. Hükme. Dedim bunun dedim rejimle öldürülmesini kabul ediyorsan oradan. Bu İslam hukuku içerisinde bu kadın öldürülecek zaten dedim. Öldürülseydi otomatikman nikahı da düşmüş olacaktı. Erkek bu noktada dedim kadın öldürüldüğü için nikahı düşmüş olacaktı. Otomatik mantık. Bu kadın dedim manen ölü hükmünde o kadın o kadın dedim şimdi diyecek ki dedim ben sana helal değil. Erkek de
diyecek ki seni ben boşadım. Başka türlü dedim bu sistemin içerisinde bunu dedim mümkün değil. Bu dedim mümkün değil. Yaşanması da mümkün değil. O yüzden yani bazı şeyleri yeni iştahat ederken dikkat etmekte fayda var. Bu yeni bir iştahat çünkü. Bu iştahat. Bu Hanefiye, Maliki, Hanbele'ye göre bir iştahat değil. Bu yeni bir iştahat. Bu yeni bir iştahat olunca böyle bir yeni yeni böyle iştahat getiriyorlar. Ama yeni iştahat getirirlerken bak tekrar söylüyorum. Bu böyle hani çok ııı dinin harika yaşandığı, hedef adaf olarak
harika yaşandığı büyük toplumda ortamlar. Sadece asrı saadet dönemini biliyorsunuz. Asrı saadet döneminde mezhep yok diyor. Sonradan mezhepler çıkınca farklı bir iştihata dönüştü. Tekrar ııı seni ııı tatlı bir dile davet ediyorum. Asrı saadeti bilmiyorsunuz demek. Bir kimseyi cahillikle batırmak. Bu çok farklı bir konu. Yani bu farklı bir iştah derken ben burada mezhep uydurmuyoruz. Mezhep asrı mesadet döneminde yoktu. Sonradan oldu. Hocam bir şey sorayım mı? Yani kütübü siteyi okudum şu anda arkadaş. Ben şundan dolayı, şundan dolayı söyleyeceğim. Çünkü bayramda ben
bu yolu çok yaşadım. Hep aynı diyorlar vardı. Birilerinin kitapları okumuyor bu devletler. Yani bugünki aklıyla hükmedenleri. Ve kütübü siteyi hiçbir şekilde okumadan bu kitaplarda bu şekilde bir şey diyebilmeye başladı yani. Artık. Ben bunu kabul edemiyorum. Ben hani okumadım kütübü siteye hafızda sınarak ama sonuçta şunu biliyorum. Onca alem. Onlar kasırda bize geldi. Ve bir şekilde bir sürü alem yerinden geçti. İnşallah Halak suresini okuyunuz. Allah bana Kur'an'ı okumamı evletmiştir. Sizin dediğinizi değil. Halak. Halak suresini okuyordun ama bir yerde de sünneti de uyanız demedir. Tartışmayın. Biz bilmeyenlerdeniz. Ama estağfurullah. Siz beni yanlış anladınız. Aaa. Ben sadece asrı salif döneminde. Ben bilmiyorum ya. O yüzden yanlış anladım yani. Peki. hakları güzel. Eyvallah. Bilmemekten dolayı Allah bizi inşallah affetsin. Hakkınızı helal edersin.