mustafaozbag.org

506. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 12 Ağustos 2016 · 1:30:38

3-5 dakika. Gizli sırlar var dedim. Eee? İzmit'te mi dedim, ne dedim? Dışarı çıkmaya çalışıyor, ben bastırıyorum dedim. Demek ki daha baskın devam ediyor. Allah hayır versin canını. 3 tane. Mikrofon verin. Çünkü soru anlaşılmayınca cevap da anlaşılmıyormuş. Babacım, şimdi az önce gelirken bonzai krizine girmiş birini gördük yolda da. İşte Abdullah dedi ki, yani biz dedi, bonzai içenlere diyoruz ki, yani bonzai içenize esrar için. Şimdi bu noktada zararı fazla olan bir şey, zararın azını seçebilir mi?
Seçebilir. Daha az zararlı demeni seçebilir mi? Seçebilir. Bunda bir sıkıntı olmaz. Normalde o kimseyi tedavi etme noktasında çok zarardan, az zarara götürmekte kârız. Bir de bu Biblio, işte resim, bunlarla alakalı soracağım. Bu tam bir sima mı olması lazım? Yani şey, yani tam bir mesela insan şey mi olmadı? Direkt bir insan sureti olması lazım. Yani bütün vücuduyla mı? Mesela bana bir böyle semazen hediye etmişler, ettiler Biblio. Şimdi mesela bu buna girer o zaman. Yüzü belli mi değil. Yüzü belli. Yüzü belli derken kaşı, gözü, burnu belli. Tabii kaşı, gözü, burnu belli. Eğer bütünse öyle, evet onun girer. Sıkıntı var. Bu bütün canlılar için mi geçerli yok, sadece insan?
Bütün canlılar için geçerli. Bir de şey soracağım, bu iskat. Bunu yapmak, yani bunu böyle mamul hale getirmek caiz değil. Yani evde bulundurmak? Evde bulunursa oraya rahmet melekleri girmiyor. Yapmak ayrı, bulundurmak ayrı hükmü. Bunu mesela, fotoğraflarımız oluyor, şeylerimiz oluyor, anı olarak saklanın. Bunların evin bir köşesinde saklamak da aynı hükme giden. Bir beis yok. Bir de iskat diye bir şey. Devir iskat, ölenin arkasından. Ölenin arkasından yapılan harcama diye. Bununla alakalı, biraz böyle bir bakmıştım da, Diyanet falan önce buna fetva vermiş, sonra bu fetvadan dönmüş bazı cemaatler. Bu noktada bunun olması gerektiğini söylüyorlar da. Mahmud Efendi'nin cemaatı olması gerektiğini söylüyor.
En çok onlar çatışıyor zaten. Onlar bu konuda çok, isim söyleyeceğiz artık bundan sonra. Önceden böyle bir kavga tartışma çıkmasın, cemaatler arasında, tarikatlar arasında bir problem olmasın diye. Ben hiç şahıs isim kullanmazdım. Ama öyle şeyler var ki artık mecbur kalıyoruz yani isim belirtmeye. Çünkü kimin yaptığı belli değil. İnsanlar bilmiyorlar kimin ne yaptığını. İsim söyleyeceğiz. Mahmud Efendi'nin cemaatı devir iskat konusunda, çok üzerinde duruyorlar. Devir iskat yapıyorlar. Bu sizin fikrinizi sormak istiyorum. Bu uygun bir şey mi yoksa? Ya bu eğer böyle bir hadis-i şerif var, sahabeden bir kadın geliyor, diyor ki ya Resulallah, ben babamın adına kurban kesebilir miyim?
Evet diyor. Yine başka bir kadın geliyor. Babamın tutamadığı oruçlar vardı. Ben onları tutabilir miyim? Diyor, evet diyor. Bunun gibi mesela bir evlat veyahut da bir anne baba, bir kimse bir günlük, iki günlük hastalığı müddetince orucunu tutamamış olsa, namazını kılamamış olsa, bununla alakalı kendi malı da olsa, dese ki ben hastalığımdan dolayı on günlük orucumu tutamadım, benim malımdan on günlük oruç için fidyesini verin.
Buna normalde nasıl oruca fidye var, bu sefer şey yapıp, iştaat edilebilirler kıyasla, işte on günlük namazı, namazı için de fidye dense, bunu makul göreceğiz. Çünkü zemininde bir hadis-i şerif var, zemininde bir hadis-i şerif olduğuna göre, kıyas yaparaktan böyle bir sonuca ulaşabilirler. Ama bugün toplumda uygulanan şekil bu şekil değil. Adam bir ömür boyu namaz kılmamış, bir ömür boyu oruç tutmamış, öldükten sonra devir iskat, selamun aleyküm, para bir yerlerde kaldı. Buna pek ben sıcak bakmıyorum. Bu iskat sadece ölürken, öldükten sonra mı? Öldükten sonra olan mı? Teşekkür ederim. Cenab-ı Hak ayet-i kerimesinde, bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?
Diyor. Allah yaratmış olduğu bütün varlıklara, kendi istidadınca bilgi yüklüyor. Burada gerçek anlamda bilenler kim, bilmeyenler kim? Bilgi bu noktada, İlmel-i Öken noktasında bakacak olursak, bütün varlığın üzerinde, kendine ait, kendi özünde, kendi daresince bir bilgisi vardır. Yani bu böyle bilginin biz doğalı diyebiliriz, fıtri olanı diyebiliriz. Çünkü normalde bir arı ne yapacağını biliyor, bir böcek ne yapacağını biliyor kendince veyahut da bir çocuk doğar doğmaz anne memesine gideceğini biliyor kendince. Biz bunu fıtri bilgi olarak diyebiliriz. Bunun bir çıt üstü var. O kimsenin kendince hiçbir yerden ilim almaksızın etrafı gözlemleyerekten, gözeterekten bir bilgi sahibi olması.
Biz de bunu bir kimsenin kendi doğallığında etrafı gözlemleyerekten bir bilgi sahibi olması olarak nitelendirebiliriz. Yani bekler, güneşin doğmasına bakar, güneş doğar, ardından batar, ha der ki güneş doğup batıyormuş. Yani ardından battığında bakar, yıldız, ha der ki bu yıldız da böyleymiş. İşte bu normalde o kimsenin etrafındaki tabiat olaylarını, etrafındaki dönen hadiselere bakaraktan bilgi sahibi olması. Bu manada İbrahim Aleyhisselam'ın kıssası da buna örnek ne kadar teşkil eder, edebilir. Hani ilk defa gece dışarı çıkıyor, gece dışarı çıkınca bakıyor ki ay böyle pas parlak, kendince diyor ki bu benim Rabbim olmalı herhalde. Ardından sabah olup da güneşi görünce diyor ki yok hayır, bu ondan daha parlak, bu çıkınca diyor o kayboldu.
Benim Rabbim bu olmalı o zaman diyor. Ardından o da batınca ben batanları sevmem diyor. Benim Rabbim bu olamaz diyor. Bu o kimsenin kendi kendisine akletmesi, kendi kendisine düşünmesi, kendi kendine fikretmesi, kendi kendine etrafındaki olaylara bakaraktan kendince bu bilgi edilmesi. Bu da normalde bir kimsenin bu manada kendi çabasıyla etrafındaki olayları analiz ederekten bilgi sahibi olması.
Biz bunun üstünde bir bilgi sahibi daha var, bilgi var. O da dini meselelerde veyahut da dünya ile alakalı veya başka bir şeyler, meselelerde birisinin eğitimine, birisinin öğrenimine, birisinin öğretisine tabi olunaraktan bilgi edilmesi. İşte burada bizim en çok üzerinde durduğumuz konulardan birisi bu. Bu birisinin eğitimine ve öğretimine tabi tutularaktan bilgi edilmenin de kendi içerisinde bilgilenmenin de yolları var.
Bunun birincisi vahiy, yani Cenab-ı Hakk'ın peygamberlerine vahiy etmesi. Bu en önemli, en kutsal, en kıymetli bilgi edilme yolu vahiyden kaynaklanıyor. Vahiyin de kendi içerisinde dereceleri var. Bir Cebrail Aleyhisselam'ın direkt bir peygambere Cenab-ı Hakk'ın kendi varlığını, birliğini ve emirlerini vahiy etmesi, ona iletmesi. Bunun bir alt kategorisi biz onun, o kimsenin gönlüne, kalbine vahiy edilmesi. Cenab-ı Hakk'ın Meryem'e vahiy etmesi gibi, Cenab-ı Hakk'ın Musa'nın annesine vahiy etmesi gibi. Bu da direkt kuluyla Rabbisinin arasında kalbi bir bilgi edilme, vahiyin ikinci kategorisi. Üçüncü kategorisi bilgi edilmede rüya.
O yüzden normalde rüya da peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür. Hadis-i Şerif'i bilgi edilmede bu noktada vahiyin en alt kategorisi olarak söylenebilinir. Ve burada hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu dediğimizde, bu üç bilgi adımını derecesine göre bilenlerle bilmeyenlerin bir olamayacağını, yani bu noktada bir çıt önde bilgiye sahip olan kimsenin, o bilmeyenden bir çıt fazla bilenin daha kıymetli, daha önemli olduğunun göstergesi.
Hikmet nedir efendim? Hikmet Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarından bir sıfattır, sahibi Allah'tır bu manada. Ama hikmete ne olduğunu söyleyecek olursak, genel olarak insanlar şer'i olarak veya kelamcılar, ehli fıkıhçılar, ehli din sahipleri veya ehli ulema, bir şeyi, bir eşyayı yerli yerinde kullanmak, bir bilgiyi yerli yerinde kullanmak, bir şeyi yerli yerinde kullanmak, yerli yerinde onu tanzim etmek olarak nitelendirmişler.
O yüzden, hani, yarım bardak suyu, yarım bardak, daha küçük bir bardağın içerisinde koyup, yerli yerinde kullanmak, hikmet örneği. veyahut da bir kimsenin, işte, bir eşyayı, hikmetin çünkü farklı boyutları var. Eşya üzerinde bakacak olursak, eşyayı yerli yerinde kullanmak, fikri noktada bakacak olursak, fikri yerli yerinde kullanmak. Maksadına, amacına uygun bir şekilde onu tanzim edip, orada onu kullanmak olarak algılayabiliriz. Harabat ehli, dış görünüşüyle, sanki Kur'an ve sünneti yaşamıyormuş gibi görünüp, iç aleminde Allah'la dost olan kimsedir. Bunlar zaman içerisinde, böyle pejmurde bir şekilde yürümüşler.
Bugünün harabat ehli çok iyi giyiniyor. Bunu böyle kıyafetsel anlamda algılanlarsa, şekilsel olarak algılanırsa, işin içinden çıkılmaz. Yani siz bakıyorsunuz, onun kılına, kıyafetine, tavır ve davranışlarına, hareketlerine, üzerinde haram yok. Ama yani böyle çok dindar bir görüntüsü de yok. Muhteşem bir şey aslında, sufi açısından. Yani dışında hiç böyle dindar görüntüsü olmayıp, ama dini en ince noktasında yaşamaya çalışan, hem ahlaki olarak, hem de akidevi olarak, en hakikat noktasında yaşamaya çalışan kimse, bunu hadis-i şerife vuracak olursak, mesela işte, bir kimse bir topluluğa girdi, geldi, oturdu, o topluluktan çıktı, gitti, hiç kimse onun oraya gelmesinden ve gitmesinden, bir şey böyle, bir değişiklik olmalı.
Cennet tek birini görmek istiyorsanız ona bakın. Harabat ehli, fazla önde görünmeyen, öne çıkmayan, ama hem akide noktasında, fikri noktada, hem de dini yaşama noktasında, ince eleyip, sık dokuyan kimse. Yani bu böyle harabat deminca, yırtık pırtık dolaştırmışlar önceden. Veya ne bileyim işte, böyle çok iyi kıyafetlerle gezmemişler. Ama şimdi düşünebiliyor musun, birisi jilet gibi giyiniyor, örneğin, yani ultra bir kıyafet seçimi var, yani böyle bizim gibi, bir kocaman sakalı da yok, başında sarı yok, haydarisi yok, ama o kimse böyle, namazında tetiz örneğin, orucunda tetiz, zikrinde tetiz, derslerinde tetiz, dini hayatında tetiz, yani hiç umulmadık bir noktada, tetiz mi tetiz davranıyor.
Benim nazarımda harabat ehli o. İnsanlar ona baktıklarında, böyle dinin nişanelerini görmüyorlar, ama davranış biçimine incelediğinde, muhteşem bir davranış biçimi var. Bugün için harabat ehli o. Yani tabii biz onu normalde harabat deyince, kelime anlamıyla, yıkıntı, pejmurda, tamir edilmemiş bir yer çıkıyor harabatta.
Ama bunu böyle algılarsak eğer, o zaman yırtık pırtık, zaten böyle algılayanlar çok olmuş, gitmişler tabii önceden böyle eski elbiseyi, her zaman eski elbise giymek, horhakir görünmeye sebepti. Onlar da geçmiş dönemlerde, eski elbiseler giymişler, insanlar ona horhakir görmüş, ne bileyim işte böyle, yıkık dökük yerlerde yaşamışlar, şehrin kenarlarında yaşamışlar. Onlar çok böyle, onları kale almamış insanlar, kale almayınca da işte, ne bileyim işte onlarla irtibat kurmamışlar. Şimdi mesela işte, birisi saçlarına, bir erkek düşünün şimdi, saçlarını arkadan topuz yapmış, işte ne bileyim, kendince muhafazakar bir kıyafeti yok, ama muhteşem dini bir algısı ve yaşantısı var. Toplumun içerisinde yürürken, hiç kimse onun dindar olduğuna dair, bir hükme varamayabilir.
Ama o, çok ince perdeden dinini yaşıyor. Veyahut da, tersi olarak da, işte o kimse yine üzerinde, dini bir, kılık kıyafeti, görüntüsü yok. Yani çok ultra, kıyafeti de yok ama, o kimse dinde çok ince. Harabat ehli demek, dinden taviz vermek, dini hayatından taviz vermek, akidevi noktadan taviz vermek demek değil. Harabat ehli, çah, eski zamanda, dışına ehemmiyet vermeyip, içini süslemişler. Bu zamanda da, dışı da, içi de süslü kimse olabilir. Bunu böyle bir kazığa bağlamak, bu böyle olur demek, biraz abes. Yani bu böyle, belki de bugüne kadar, Harabat'la alakalı, en enteresan tarifi dinliyorlar şimdi.
Harabat dediğinde, işte Pejmür'de, Virane, yıkıntı, onun üzerinde, kılık kıyafet olarak, hırpani bir kıyafeti var. Ama o kimseden, hikmet pınarları doğuyor. Bence, oradaki Harabat, o kimse böyle, yani, dışının süsüne, ehemmiyet vermeden, içini süsleyen kimse. Veyahut da, her şeyiyle, süslü. İçi de, dışı da süslü. Dışı süslü olunca, herkes bakıyor, yani, bu diyor, bundan ne kadar derviş olur bu, ne yani diyor, ne olacak ki bundan diyor. Mesela işte, yani, bizim arkadaşları da, bir şeye benzetemezler ya, şalvarları yok, cübbeleri yok. Ne bileyim işte, bol, kendilerinden yarım metre, önde giden bir şalvar giymiyorlar, yarım metre arkadan, yarım metre önden giden.
Ne bileyim işte, kocaman cübbeleri yok, kafalarında kavukları, sarıkları yok. E, bir şey benzetemiyorlar zaten, arkadaşlar açına, söylüyorum. Beni zaten benzetmiyorlar, bir şeye de. Ama arkadaşlar da öyle, duruyorlar ya böyle işte, yani, dışarıda cübbeli dolaşmıyorlar, ne bileyim, sarıklı dolaşmıyorlar, dolaşmıyorlar, şalvarlı dolaşmıyorlar, ellerinde 99'luk tespit, tespit çeke çeke gitmiyorlar. Öyle olunca da, yani onların nesi derviş deyip, dik hale almıyorlar ya, onun gibi. Evet. Dilin afatı birinci derecede haram işlememek, gıybet etmemek, dedikodu etmemek, iftira etmemek, bu noktada bir kimsenin dilinden, bütün Müslümanların emin olması, eleştirmemek insanları, yüzüne karşı da eleştirmemek, arkasından eleştirirse, gıybet ediyor zaten, yüzüne karşı eleştirmek de haram.
Dili bu noktada, her türlü haramdan korumak, muhafaza etmek. Ama bunun birinci derecedeki, en büyük günah kebari, gıybet, dedikodu, iftira, dilden haram çıkmak, küfür, hakaret, dilden hiç haram çıkmayacak. Bunlara dikkat etmek. Bugün, bugünkü Müslümanların, veya dünkü Müslümanların da, bir önceki Müslümanların da, demek ki en büyük handikapları bu olmuş. Kur'an-ı Kerim, bizim dilimizle alakalı, çok bize, ikaz etmiş. Yalan, gıybet, iftira, dedikodu. Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri bu konuda, çok ikaz etmiş. Ehli, sufi, ehli alimler, hep ikaz etmişler, dille alakalı. Ben, dili korumanın, namazdan daha önemli olduğunu, düşünenler derim.
Yani, bugünün Müslümanı da, dilden kaybediyor. Hz. Mevlana, mesnevisinde, senin ambarında, neden bu iday toplanmaz, bilir misin? Ambarında, bir delik vardır, der. Ben, bugün için, o ambardaki deliğin, dille alakalı olduğuna inanıyorum. Yani, başka bir beytte de, senin ambarında fare vardır, der. O farenin, dille alakalı olduğunu, düşünüyorum. Yani, bir kimse, bugün için, kaybettiği, en önemli, unsur, dili. Yani, beytullah da, böyle durdum, baktım, bütün herkes, herkes namaz kılıyor. Harıl harıl. Herkes oruç tutuyor. Oruçlu, tavaf ediyorlar, fırıl fırıl.
Tavaf ediyorlar. Ve, Müslümanların, büyük bir çoğunluğu, zekat veriyorlar. Muhteşem. Hacca baktığınızda, dolup taşıyor ortalık. Adım atacak yer yok. Adım atacak yer yok. Gidenler, görmüşlerdir böyle. İzdiham, her tarafta. E, ben, yaklaşık, uzun zamandan beri, ömreye gitmemiştim. Bu sene, ömreye, Cenab-ı Hak nasip etti, gittik. Yani, bu sene, ömrede de, adım atacak yer yok. Yani, namazdan bir saat önce, içeri girmeniz, mümkün değil. Yani, türlü yollar bulmanız lazım. Biz, birkaç sefer, cenazenin peşine takılaraktan gittik.
Oradan, cenazelerin girdiği bir yer, tespit etmişler. Hacı Ahmet dedi ki, biz daha önce böyle girdik, cenazenin peşine dedi, cenaze, o zaman karışmıyorlar dedi. Ben ilk önce tereddüt ettim. Dedim, yok, yapacak bir şey yok. Biz, Cevdet, Hacı Ahmet, biz takıldık, bir cenazenin peşine geçtik. Dedim, bugün cenaze namazı kılmamız vacip oldu bize artık. Dedim ben. Bu cenazenin, arkasından giderekten, içeri girdik diye. Dolu hepsi de. Ama içime geleni söyleyeyim. Yani dedim ki, en zor kısmı, en zor kısmı. Ahlak, ahlak, en zor kısmı ahlak.
Bana diyorlar, bir tavsiye edin bunun, dilini tut diyorum, bakıyor benim gözümün içine. Diyor, dilinden bir haram çıkmasın. Tavsiye mi istiyorsun? Evet, dilini tut. Ve dilini zikre alıştır. Eğer dilini zikre alıştırsa, dilini korucak. dilini zikre alıştırmadığından, dilini koruyamıyor. Ama namazı kılıyor, sıkıntı yok. Ezan okunmazdan önce, kollarımızı sınıyoruz, bir güzel abdest alıyoruz, muhteşem. Abdest alan Müslüman, caminin bahçesinde, abdest alan Müslüman, hemen yanındaki kimseyi görünce, duydun mu ya, filancanın olmuş, eşe dönene. ya abdest alırken, konuşmak zaten, caiz değil, bıraktım, konuştum, gıybet bari etme.
Yani, Müslüman cuma kılıyor, cumada oturuyor, arkada, veyahut da yanlarda, böyle polit bürolar var ya, onlar senatör gibi. Yani senatör onlar. Ya caminin arkasında, oturuyorlar, ya da yanlarda, yanlarına geçirip, böyle, ondan sonra yayılıp, kaykılıp, ve arkada, sandalelere oturuyorlar ya, yani, hutbede, yanındakıyla, gıybet ediyor. Hutbede konuşmak, caiz değil, haram. Hutbede dinlemek, cuma'nın vaciplerinden, ve iki rekat namaza bedel, hutbede dinlemek. Hutbede esnasında, konuşulmaması, ve hutbede, namazda oturur gibi, oturulması gerekiyor. Ya bıraktık, gıybet ediyor Müslümanlar, cumada, ve hutbe zamanında.
İftira ediyor, dedikodu yapıyor. Bu her yerde var ama. Bu aynı şey, bizim tekkede de geçerli, sohbet var. Konuşuyorlar, gıybet ediyorlar, dedikodu ediyorlar, dili korumuyor. ve bütün ibadet edenlerin, farz ibadetlerle alakalı, hiçbir sıkıntı yok, Ümmet-i Muhammed'de. Ve Ümmet-i Muhammed, o farz ibadetlere, dikkat ettiği kadar, ahlakına dikmiş, dikkat etmiş olsa, kurtulacak. Yani işte parmağın, yüzsüğünün altına su değip değmediğini, defalarca kontrol edeceği kadar, dilini kontrol altına almış olsa, kurtulacak.
Sakalının dibine su değdi mi, değmedi mi diye, sakalı hilalleyeceğim diye, neredeyse derisini, derisini yüzecek noktada, hilalleyen Müslüman, haramlara bu kadar dikkatli değil. Haramların içinde, diline bu kadar dikkatli değil. Diline bu kadar dikkatli değil. Eşine, çocuklarına, etrafına, ahlakına bu kadar dikkatli değil. Ama bütün Ümmet-i Muhammed, namaza çok dikkatli. Birbirlerine namazda ikaz ediyorlar, irşad ediyorlar, namazın ehemmiyetini anlatıyorlar. Çok güzel. Sakalın ehemmiyetini anlatıyorlar. Cübbenin, sarının, şalvarın ehemmiyeti anlatılıyor. Harika. Yazıyorlar camilere, çorapla, mescide. Ne o? Çorapsız camiye girmeyin. Tabii ayağında çorap yoksa, camiye girmeyin.
Yürü git. Ya da cebinde çorap taşı. Camiye girme adaplarından birisi oldu. Yanında cebinde çorap taşıcam. Eğer çorabın yoksa, camiye girilmez. Evet. Hatta bundan sonra fotoğraflarını çekip, böyle yayınlayacağım. camiye girme adaplarından birisi çorapsız girilmez. Demek velev ki birisi böyle dizinin kapağının altıyla göbek diliğini örten, bir tane don giymiş olsa veya pantolon giyse veya ne diyorlar ona şimdi, kapri giymiş olsa, üstü de çıplak olsa, almayacaklar camiye.
E çorapsızı almayacağına göre onu hiç almasın artık. Onun üzerinde faline de yok. Üzerinde gömlek de yok, tişört de yok. Ya giremez camiye. Sebep? E camiye girme adabı da böyle. Bunlara çok titiziz. Ama ahlakımıza titiz değiliz. Evimizin temizliğine titiz olduğumuz kadar ahlakımızın temizliğine titiz değiliz. Üzerimizdeki elbisenin temiz olmasına dikkat ettiğimiz kadar ahlakımızın temiz olmasına dikkatli değiliz. Üzerimizdeki elbisenin ütülü olmasına dikkat ettiğimiz kadar ahlakımıza dikkatli değiliz. Ve bu ahlaki kuralların içerisinde en büyüğü de dil.
Dile hiç dikkatli değiliz. Koca Yunus ne güzel söylemiş. Ele geleni yersin, dile geleni dersin. Böyle dervişlik dursun. Sen derviş olamazsın. Ben kendi nefsim için söylüyorum aslında. Ele geleni yiyor Müslüman şimdi. Her yerde her şeyi yiyor. Müslümanlar her yerde her şeyi yiyor. Her yerde her şeyi diyiyor. Söylüyor. Ve her yerde her şeyi de biliyor. Bilmeyen yok. Herkes öylesini biliyor ki. İhtiyaç yok hiçbir şeye. Alimmiş, amirmiş, hakimmiş, ulemaymış. Yani o işte İmam-ı Azam'mış, İmam-ı Şafi'miş. Kim ki ya haşa.
Ya Muhar-ı Müslüm kim ki yani. Eee şimdiki işte o zırtaboz hadislerin hepsini birden inkar ediyor. Kim ki onlar? Yani İmam-ı Azam kim ki? Adam şimdi diyor ki ya İmam-ı Azam kim ki diyor. Bizim Mollalarımız ondan daha fazla alim şimdi diyor. Mahmut Efendi'nin cemaatı söylüyor bunu. Yani şimdi ismi FETÖ olan cemaat müntesipleri de aynı şeyi söylüyor.
Bunlar hepsi de aynı şeyi söylüyorlar. Yani birisi öyle söylüyor. Birisi de öyle söyleyince aman o bizden onu söylemeyelim. O şimdi terörist oldu. Şimdi söyleyelim. Nasıl olsa önceden tırsıyorduk biraz. Başımıza bir bela, musibet açar, bir çorap örer diye. Konuşmuyorduk önceden. Şimdi konuşuyor millet. Önceden kimse konuşmuyordu. Siyasetçisi, bürokratı, ondan sonra normal vatandaşı, ticaret erbabı, amiri, memuru konuşmuyorlardı. Korkuyorlardı. Onlar da konuşanları zaten tatlı bir şekilde tehdit ediyorlardı. Veya acı bir şekilde tehdit ediyorlardı. Bir şekilde tehdit ediyorlardı. İnsanlar da susuyorlardı. Şimdi baktım bizim konuştuğumuz zaman susanlar, şimdi konuşmuşlar, bülbül kesiliyorlar şimdi.
Bizim de kaderimiz böyle zaten. Biz 28 Şubat'ta direndik, hiç kimse yoktu yanımızda. Lan oldu bitti, aa herkes bülbül kesildi. Sanki dersleri iptal eden zakirler bunlar değildi. Sanki dersleri iptal eden dervişler bunlar değildi. Sanki 28 Şubat'tan dolayı bizden ayrılan kimseler bunlar değildi. Her biri böyle, baba yiğit, böyle cihatçı birer derviş haline gelmişler. Ulan dünkü dersleri iptal edenler değil misiniz siz? Ben şeyhimin yanında oturuyordum. Hepiniz tesbih tanesi gibi sıraya girdiniz. Bütün bulunduğunuz yerlerde kadın, erkek, çoluk, çombolak bütün dersleri iptal ettiniz. İptal ederekten direnmediniz. Direnmeyerekten dolaylı bir şekilde 28 Şubat'ta destek çıkan siz değil miydiniz?
Aynı şey, şimdi bu tırnak içerisinde söylüyorum. Devlet çünkü FETÖ diyor. Devlet böyle bir isim koydu. Yoksa bir kimseye böyle isim koymak dinen caiz değil. Birisi mesela Ahmet ismi, Ahmo diyemezsiniz ona. Onun kabul etmesi lazım. Mustafa'ya Muso diyemezsiniz örneğin. Dinen bu caiz değil. Bir kimseye hoşuna gitmeyecek lakap takmak, hoşuna gitmeyecek bir isim takmak dinen caiz değil. Bu haram. Tırnak içerisinde o yüzden söylüyorum. Devlet böyle nitelendirdi şimdi. Böyle isimlendirdi.
Açılımı ne oldu şimdi onun? FETÖ'nün? FETÖ'nün. FETÖ'nün terör örgütü. FETÖ'nün terör örgütü olduğu. FETÖ. FETÖ. FETÖ mu FETÖ mu? FETÖ. Orijinali FETÖ. Herkes FETÖ dedi. Ha orijinali ne? FETÖ. FETÖ. Tamam. Bunu Cumhurbaşkanı FETÖ dedi. O oyla söyledi. O oyla söyledi. Cumhurbaşkanı. O zaman o oyla söylemekte caiz oluşur. Değil mi bu hocam? Cumhur oyla söylemiş ya. Devlet, tırnak içerisinde o yüzden söylüyorum. Tırnak içerisinde. Devlet, nedir? Bir de paralel. Devlet yapılanması. D-D-Y. Paralel devlet yapılanması. P-D-Y. Bir de oradan, o da devletin literatürüne girdi değil mi? P-D-Y.
Evet. Devlet bunu böyle söylüyor. O yüzden devlet bunu böyle nitelendiriyor. Benim tabii nitelendirmem darbe günü farklı bir şeydi. Ben darbe yapanlara Yezidi dedim. Çıktım işin içinden. Ben çünkü normalde devlet buna ne diyecek, ne demeyecek. Devletin birini beklemek hiç hoşuma gitmez benim. Ben Yezidi dedim. Çıktım işin içerisinden. Şimdi normalde bir kimseye çünkü. Ben tabii darbe yapan ve destekleyenlere Yezidi dedim. Birisi bayi diyebilir bunlara, isyancı manasında hain diyebilir buna. Bunda bir sıkıntı yok. Öyle denmesinde bir sıkıntı yok. Darbecilere hain demek, bayi demek, Yezidi demek. Bunlar normalde şey olarak sıkıntı değil.
Topluca. Ama tabii devlet şimdi buna FETÖ. FETÖ dedi mi öyle. FETÖ dedi ya şimdi. Kayıtlara da öyle geçmiş. Yani komple şahıs adı yok. Bu şimdi komple bu grubun adına FETÖ, terör örgütü dedi. İşte şimdi bunlar hakkında da hiç kimse konuşmuyordu. Biz konuşuyorduk kelaynak kuşu gibi. Gelen giden siyasetçilere söyledik. Canları sıkıldı bize. Tatlı tatlı bize haber gönderdiler. Tekkiyi elinizden alacağız falan diye. Ben de buyurun gelin alın dedim. Şey değil. Hiç kimse konuşmuyordu. Ürküyordu, korkuyordu herkes. Herkes korkuyordu. Konuşmuyordu kimse.
E şimdi konuşmaya başladılar. Şimdi söylemeye başladılar. Hakkı ve hakikati konuşmak. İyi, güzeli konuşmak. Yer yerinde konuşmak. Allah bizi yesin. Meseleyi dağıtmayayım. Şunlara bakayım. Derviş, zakirine hangi noktalarda tabi olmalıdır? Zıt düşüldüğünde ne yapılmalıdır? Dervişin zakirine zıt düşünülmesi, zıt düşünülmesi düşünülemez. Sebep? Çünkü bizim zakirimiz, bizde zakirlik derganla alakalıdır. Ders, sohbet, bu noktada dergan kendi içerisindeki hizmetiyle alakalıdır. Bunun dışında bir şey yoktur bizde. Biz bu noktada ders yaptıran kardeşe, Kur'an sünnet dairesinde, dergan adabı erkanı dairesinde dersle alakalı, dergahla alakalı tabi oluruz. O da Kur'an ve sünnetin dışında, dergan adabının erkanının dışında bizden bir şey istemez.
İsterse sorarız. Deriz ki ya abi, abla bu ne iş? Ya böyle olacak. Hayır, aman yok. Bunda bir haram yok mu? Veya bu meselede dergan adabının erkanının dışında değil mi? Çünkü hadis-i şerifte tabiyet, tabi olma, maruftadır buyurdu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Şimdi bu mesele daha ehemmiyetli oldu. Tabi olmanın veyahut da bu noktada bir kimseye dinlemenin, Kur'an ve sünnetle sınırlı olması daha da ehemmiyet kazandı. Sebep, bakın terör örgütleri çıkıyor, devlete karşı isyan edenler çıkıyor, bu millete silah çekenler çıkıyor, bu milleti bombalayanlar çıkıyor veya bu milletin başına çorap örmeye çalışan örgütler çıkıyor.
Yani o küçük sapmalar ileride büyük sapmalara sebep veriyor. Küçük sapkınlıklar ileride büyük sapkınlıklara sebebiyet veriyor. Ha o zaman kardeş, biz Kur'an ve sünnet dairesinde dinimizi yaşamaya çalışıyoruz. Herkesin tabili ve itaatı Kur'an ve sünnet dairesinde olacak. Haramlarla çizili örülü olacak. Ki hiçbir zakir ve zakire kardeşimiz, derviş kardeşlerden kendi nefsine ait, kendi işine ait, Kur'an ve sünnetin dışında, dergahı ilgilendirmeyen bir meselede kendisine tabiyet beklemesin. Hiçbir zakir ve zakire kardeş de etrafına, Kur'an'ın sünnetin dışında, imamların iştahdının dışında, dergahın adaf ve erkanının dışında bir şey istemesin onlardan.
Burası çok önemli. Çünkü küçücük bir sapma, ileride kocaman bir sapmaya sebep oluyor. Yani bunu Sufiler'i eleştire, eleştire, eleştire, eleştire Sufiler, Sufiler kendi kendilerine o kadar artık böyle bu konuda alınganlaşmışlardı ki, yani ödümüz kopuyordu bizim. Bir böyle çizgi dışı bir şey olacak da, hani yine eleştireye tabi tutacağız, millet laf söyleyecek diye, bu FETÖ kurtardı Sufileri. Ulan bir baktık, deşifre oluyor ya, yalan doğru yanlış, basından izlediğimiz kadarıyla, yok alçıdan el öptürmeler, yok dudağını sildiği peçeteyi yemeler, okuyoruz şimdi. Ulan diyoruz bunlar, böyle hani Sufilik'te böyle çizgi dışı duran yapılanmalar vardır. Benim dervişliğimi yeni zamanlarında, yeni yıllarda bir kısım böyle şeyler görürdük biz.
Bizim dergahta değil. Ben şeyhimden görmedim, Allah rahmet eylesin. Ama işte yok abdest suyunu içenleri biliyorum, abdest suyunu böyle işte yalayanları biliyorum, yok ayağının altını öpenleri biliyorum, işte yok cübbesini öpenleri biliyorum, ondan sonra elini böyle koltuğun üzerine koyup, herkes sırayla öpüp geçiyor, öpüp geçiyor, öpüp geçiyor. Onu biliyorum, her öpenin yastığının altına, minderinin altına bir harçlık bıraktığını gördüm bunlara hep. Veya ayakta durup, ne o şalvarın cebi ne kadar derinse, bu dizine kadar şalvarın cebi. Cuma mübare, herkes geliyor, elini öpüyor, cebine bir şey bırakıyor, elini öpüyor, cebine bir şey bırakıyor, bir müddet sonra cep şiş böyle.
Ta dizine kadar cep var şalvarında. Dedim ki, asla şalvar diktirmeyeceğim kendime. Sonra halifesine sordum, maşallah dedim, sizin cumalar çok bereketli dedim ben. Hamdolsun dedi. O da böyle bir an önce halife olmak için can atıyor. Şey, posta oturmak için can atıyor. Böyle elimi omuzuna koydum, bu postana kalmaz dedim. Rengi değişti adamın, postana kalmaz deyince. Neden dedi? Dedim, böyle cebi dolduruyorsa burada dedim ben, bu şeyh dedim, kesin oğlunu bırakır arkaya dedim. Bunun babası da şeyh midi, evet dedim ben. Bunun babası da şeyh midi, onun babası da şeyh midi, evet. Dedim, tamam bunlar adabı oturtturmuşlar bak dedim halifeye.
Bunlar sırayla dedim ben, o don bile değişmiyordur dedim ben. Dedim, o don babasının giydiği don mu? Nereden bildin Mustafa Efendi dedi. Beni keramet gösteriyor zannediyor. Lan ne kerameti? O don elden ele geçiyor işte. Bir de bereket var diyorlar, onu dolduruyorlar boyuna cebi. Dedim, sen asla buraya şeyh olmazsın. Dedi, oğluyla küs ama, merak etme, barışır yakında dedim. Ama dedi, vasiyet etti bize dedi, cenazeme bile gelmesin diye dedi. Sen merak etme dedim ben, yakında duyarsın. Affeder, bir de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ona görev verdi der dedim. Gider elini öpmek zorunda kalırsın dedim. Ya da terk edersin dergahı, seni de zındık ederler dedim. Sen dedim dergahı terk edersen de dedim, rahat edemezsin.
Aradan üç ay geçmedi, Allah söyletecek ya. Tekrar toplantıya gittim de, Mustafa Efendi dedi, bana ders verir misin? Ne oldu dedim ben? Böyle böyle senin dediğin gibi oldu dedi. Ben sana ders vermem dedim ben. Neden dedim, bozarsın sen bizi dedi. Tabii böylesi bozar insanı. Bu fakir gördü bunları hep. Ben üstadımdan görmedim böyle şeyler. Allah için. Ama böyle başka yerlerde görürdüm bu tip şeyler. Davet ederlerdi. Giderdim bakardım, Allah muhafaza eylesin. O yüzden bizim tabiyetimiz, Kur'an sünnet dairesinde. Aynı şeyi kadın kardeşlere söylüyorum. Eşlerinize Kur'an sünnet dairesinde tavisiniz. Eşleriniz sizden haram bir şey istediğinde yapmayın. Boşuyorsa boşasın.
Senden haram bir şey istiyor. Yapma. Genelde de haram istekler cinsellikle alakalı. Bugünün sapkınlıklarından birisi, bugünün sapkınlıklarından birisi, erkekler eşlerini, eşlerinin üzerinde cinsel haramları istiyorlar. Ve cinsel harama dalıyorlar. İşlemeyecek kadınlar. O yüzden çocuklarınızı evlendirirken, çocuklarınızı evlendirirken, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine tabi olun. Dindar olanını seçiniz dedi. Kadın erkek, dindar olanını seçin. Bilhassa güzel ahlaklı olanları seçin. Temiz ahlaklı olanları seçin.
Bu konuda kadınlar çok büyük ızdırap içindeler. O yüzden bir kadın da kocasından haram bir şey istemeyecek. Erkek de karısından haram bir şey istemeyecek. Anne baba çocuklarından haram bir şey istemeyecek. Çocuklar da anne babalarından haram bir şey istemeyecek. Elinin altındakilerden haram bir şey istemeyecek. İstemeyecek hiç kimse. Çünkü elinin altında ya o. Sen ondan haram bir şey istersen ona zulmetmiş oluyorsun. Allah zalimlerden intikamını alır. Mazlumun intikamını zalimden alır. İster bu zakir olsun, ister şeyh olsun, ister koca olsun, ister karı olsun, ister anne baba olsun, ister çocuk olsun, ister müdür olsun, ister amir olsun. Adı, lakabı, cinsi cibilliyeti, makamı ne olursa olsun kim zulmediyorsa Allah onun intikamını alır.
Kim zulmediyorsa ve bir şey yıkılıyorsa herkes kendine baksın. Bak, yıkılmaz görünen, kimsenin ulaşamayacağı, kimsenin böyle devremeyeceği gibi görünen bir cemaat şu anda terör örgütü oldu. Ve Türkiye'nin yüzde doksan beşi düşman oldu.
Ve bütün millet ayağa kalktı. Bütün millet, herkesin yobaz, pısırık, tembel, eğitimsiz, öğrenimsiz, cahil, cüheyle, makarnacı, korkak, ürkek, şöyle böyle dedikleri millet ayağa kalktı, tükürmedi bile. Tükürse okyanusu boğacak.
Sadece bir kalktı böyle bir baktı ne oluyor diye, yetti. Sildi, süpürdü, attı kenara. Zulmetmek yok. Bakın zulmetmek yok. Neden? Seni bir günde alaşağı eder. İbret alemlik. Herkes ders alsın. Herkes. Siyasetçisi, bürokratçısı, şeyhi, dervişi, zakiri, eş, çoluk, çocuk, kadın, erkek, belediyeler, devleti yönetenler, hükümeti yönetenler, dergahlar yönetenler, şeyhler, alimler, ulemalar, profesörler, ilahiyatçılar, diyanetçiler, bütün herkes ders alsın. Allah öyle bir tokat vurur ki yerle yeksan eder.
Cenab-ı Hak gönülleri öyle çevirir ki bütün dostlar düşman olur. Cenab-ı Hak bir anda Yemen'den bir nefes verir, bütün herkes sana düşman olur. Bütün herkes düşman olur. Dağıldığını görürsün. Yerle yeksan olduğunu da görürsün. Tanrımar olduğunu görürsün. Bir anda böyle gözünün önünde eriyip yıkıldığını görürsün. Bir anda bitti. Dört saatte bitti, dört saatte. Dört saatte kırk senelik emek bitti. Dört saat yetti. Bitti.
Şimdi birisinin kalkıp da dışarıda bu FETÖ terör örgütünün desteklemesi, bir laf söylemesi, övmesi mümkün mü? Değil. Açacak yer arıyorlar bakın her tarafa. Bir gecede cezaevleri doldu taştı. Koyacak ceza varıyor Türkiye şimdi. Bu darbeci terör örgütünü koyacak ceza varıyor yok. Ne yapacaklar şimdi? İçeridekinleri salacaklar, siz iyiymişsiniz diyecekler. İçeridekinlere diyecekler ya tamam siz ne işte ufak tefek bir şeyler çalmışsınız ya. Ulan bunlar trilyon götürmüş, katrilyon götürmüş, milyon dolar götürmüş. Adam iki tane baklava çocuk yedi diye Antep'te dokuz yıl ceza yedi.
Şu memlekete bakın. Antep'te iki dilim baklava için çocuklar dokuz yıl ceza yedi. Bunların valisi, kaymakamı, belediyesi, amiri, memuru götürmüş de götürmüş. E biz bangır bangır bağırıyorduk sizden ücret istemeyenlerin peşine gidin. E yok. Biz bir de tehdit altında söyledik onları. Diyanetçisi tehdit ediyor, ilahiyatçısı tehdit ediyor, cemaatçisi tehdit ediyor, tarikatçısı tehdit ediyor. Şikayet ediyorlar polise. Gelip araştırıyor içinizde. Para alıyor mu, almıyor mu, ücret alıyor mu, almıyor mu? Bunun parasını kim ödüyor, şunun parasını kim ödüyor? Bu pilavın parası nereden geliyor? Yok bu çay neden bedava dağıtılıyor?
Yok canım belediyeden siz para alıyorsunuzdur. O mümtazer var ya, o da öyle yazdı zaman gazetesinde. Dedi ki AK Parti bütün tarikatlara yardım ediyor. Ben kendisine mektup yazdım. Dedim bütün tarikatları sen altında tutuyorsun. Eğer elinde bir belge varsa herhangi bir tarikatın AK Parti'den para aldığını, hükümetten para aldığını onu açıkla dedi. Herkesi zan altında bulunduruyorsun sen. Zulmediyorsun böyle söyleyerekten dedim. Cevap yok, bir daha yazdım. Yine cevap yok, bir daha yazdım. Yine cevap yok. Bu sefer Twitter'de yazdım. Yine cevap yok. E o da ahmakmış demek ki işte. Öyle demiş ya, hepsi de öyle diyorlar ya. İşte darbe gecesi anladım ki bunlar darbeciymiş.
Öbürkü de çıktı ya ne dedi, bana ahmak diyebilir misiniz? Bana ahmak diyebilirsiniz dedi. E hepsi de aynı kategoride olduğundan hepsine de ahmak diyebiliriz demek ki. Tabii. Ona da dedim, dedim hükümet, parti sadece dedim cemaate çalışıyor. Halkın içerisinde dedim rahatsızlık var. Yapmayın. Ondan sonra işaret fişeni patlattı. İşte tekkeyi onlardan almak lazım diye. Bizim içimizden bir tane abi de yazdı bunu Facebook'ta. Bülent Arınç bunu ondan sonra dillendiriyor diye. Ben de gelsin alsın, kim alacaksa dedim. Nasıl alacaklarsa dedim. Kim alacaksa gelsin alsın.
Tekke burada dedim. Neden? Hoşuna gitmedi. Tabii, tabii geçen Yusuf'a söyledim Vietnam sorumlusu diye, Yusuf'un gözleri açıldı bizim. E şimdi de söyleyeyim artık Vietnam sorumlusu olduğunu. Oranın abisi, tabii onu da götürmeleri lazım şimdi. Bütün abileri götürüyorlar. Yetmez. Alacak götürecek. Abi o da. Alacak götürecek. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Amin. Evet. O yüzden bizim tabiyetimiz, bizim birbirimize olan bağımız, Kur'an ve Sünnet dairesindedir. Kur'an ve Sünnet dairesinin dairesini geçmemeye gayret gösterir inşallah. Bir kimseyi yüzüne karşı övmenin ne gibi sıkıntıları olabilir?
Radî şeriflerde belini kırdınız, boynunu vurduğunuz gibi tabirler kullanılıyor. Hakkınızı helal edin. O yüzden bir kimsenin yüzüne karşı övmek İslam ahlakında yok. Hatta birisi diyor sizi yüzünüze karşı överse onun yüzüne diyor bir avuç toprak atın. Toprak atmak da kalmadı da. O yüzden bir kimseyi yüzüne karşı övmeyin, met etmeyin. Bir kimsenin arkasından iyiliğinin, hayrının, cömertliğinin veya bu noktadaki kendisinin güzelliğinin hani ahlak olarak anlatılmasında, söylenmesinde bir beyiş yok. Bizde böyle enteresan bir şey var. İyilik gördü, iyi gördü kimseyi arkasından met etmek. Bizim insanımız böyle yaparaktan aslında iyiliği arttıracak.
İyiliği arttıracak. İyi insanların arkadan met edilmeleri, iyi insandan arkalarından övülmeleri, onların iyiliklerinin anlatılması sünnet. Bakın iyiliklerinin anlatılması sünnet. Ya filanca kardeş Allah razı olsun ya. Şöyle iyi insandın. Bana şöyle bir iyiliği dokundu. Bana şöyle bir cömertlik yaptı. Bana şöyle bir iyilik yaptı. Allah ondan razı olsun. Buna sebep oldu. Allah ondan razı olsun. Bu sünnet. Bunu terk ettik biz. Bu bize zul geliyor. Birisi bize bir iyilik yapmış, o iyiliği dillendirmek bize zul geliyor. Kibirleniyoruz aslında. Farkında değiliz. Sen Allah için iyiliklerin artması için onun arkasından onun iyiliğini anlatacaksın.
Met edeceksin ki insanlar öyle iyi olmaya gayret etsin. Yüzüne karşı bir kimsenin iyiliğini söylemek yalakalıktan başka bir şey değil. Bu yalakalık. Bir kimsenin yüzüne karşı övmek yalakalık. Kimle söyleyecekse. Nasihatsa yüzüne nasihat edecek. Eleştirmek değil nasihat. Ya ben Hüseyin abiyi seviyorum aslında da Hüseyin abi. Bak onu sevdiğim için söylüyorum ama arkasından konuşuyor. Ya bir de şöyle yapmasa. Lan oğlum nasihat edeceksen git Hüseyin abine selamun aleyküm aleyküm selam. Abi hakkını helal et. Böyle bir hadis-i şerif var. Anlasın o da. Hadisle söyler.
Ayetle söyler. İmamların iştahı ile söyler. Yine onun yüzüne Hüseyin abi sen böyle böyle yapıyorsun yapma deme hakkın yok yine. Ona nasihat edeceksin. Hadisle, ayetle hatta dişen ya abi böyle bir hadis okudum ya. Bana açıklar mısın abi bunu? Yüze karşı met etmek yok. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Zaman gazetesi doyurtum ile daha önce Kutubi Sidd'e aldık. Fakat içerisinde FETÖ'nün kitabından alıntı var. Bu darbe olaylarından sonra içimize sinmeyen şeyler oldu. Bu kitap serisini ne yapmamızı tavsiye edersiniz. Demek ki siz bir de Zaman gazetesini aldınız yani. Hem bu dergaha geldiniz gittiniz.
Hem bir de gazeteyi aldınız demek ki. Daha önce kim almadı ki? Biz almadık kardeşim. Daha önce kim desteklemedi ki? Biz desteklemedik kardeşim. Daha önce kim yurtlarına gitmedi ki? Hiç gitmedim. Daha önce sohbetlerine gitmeyen mi var? Ben varım gitmedim. Bir yakası var. Şimdi tutturmuşlar böyle söylüyorlar. Daha önce yardım etmeyen mi vardı? Ben varım etmedim hiç. Olduğumdan beri hiçbir cemaatin dersine Hiçbir cemaatin zikrine gitmemiş adamım.
Ne alakası var? Derviş olduktan sonra bir tane şeyhe dahi dönüp bakmamış adamım. Böyle konuşmak istemem ama kapıma kadar geldiler ders verelim sana diye. Halifelik verelim diye. Şimdi de öyle diyor. Ya işte. Öyle değil mi? Kim desteklemedik? Hayır ben desteklemedim diyor mu? Kalıyor şimdi. Ne alakası var? Biz tabi çelaynak kuşu gibi kaldık o zaman. Abiler hesap soracaktı bize. Hesap veriyorlar seni. Ömer Öngül İlmali kitabını bir arkadaş tavsiye etti. Bu yazar hakkında pek bilgim yok.
Bizi bu konuda aydınlatır mısınız? Ömer Öngül kitaplarını tavsiye eder misiniz? Etmeyiz kitaplarını da okumayız. İlmahal okuyun. İlmahal okuyun gidin Ömer Nasuhu bilmenin İlmahal'ini okuyun. Gidin Guduri'yi okuyun. Gidin ondan sonra emanet ehliyet okuyun iki cid. Hatta gidin en güzeli dört cid El Hidaye'yi alın okuyun. Bu bize yeter. Bir kardeşimiz abdest alırken ve namaz kılarken sürekli vesveseye kapılıp zorlanıyor. Bir abdest alması 10-15 dakikayı buluyor. İyi 10-15 dakikaysa. Daha uzunluğu olanlar da var. Ancak yanında birisi durunca çabuk alabiliyor. Aynı şekilde namazda da böyle.
Bir duayı sürekli tekrarlıyor ve ötekine geçemiyor. Bu nedenle yalnızken yatsız namazını ancak 45 dakikada kılabiliyor. Bu konuyla ilgili düşünceleri nedir öğrenmek istiyorum. Doktor senin işin bu. Doktor hükmetsin. Al şey teşhisinle doktor söyle bakalım. Babacım obsesif kompülsif rahatsızlık. Obsesif kompülsif anlamıyor musun? Obsesif kompülsif anlayan var mı? Elini kaldırsın. O zaman Türkçesini söyleyeyim. Bak aa obsesif kompülsif anlayan var. Dur ellerinizi kaldırın şundan. Arkadan dur. Bir, iki, ikincisi kim? Kaldır elini oradan. Birisi daha üç. Kalkın bir tanıyım bakayım sizi ya. Doktor musunuz siz yoksa? Asterix diye bir çizgi filmler.
Ha asterix. Muhteşem bir dergaz ya. Yok bu yetti tamam. Yok bu yetti. Kendime geleyim. Başka bir şey söyleyeyim. Bu bir adabında babacım yani Türkçesi saplantı ve zorlantı hastalığı dediğimiz bizim.
Saplantıdan kasıt bir düşünceye, bir fikre, bir bu noktada fiiliyata bağlı kalmak. Körü körüne bağlı kalmak ve onun dışına çıkamamak. Bu fikri boyutu. Zorlantı da bunun fiiliyata dökülmüş hali. İşte mesela abdest alırken yağısını yıkayamadım. Kuru kaldı, kuru kaldı, kuru kaldı diye düşünüp daha sonra orayı sürekli yıkaması gibi bir şey. O kol 15 dakikada anca yıkanıyor dolayısıyla. Anca ikna olabiliyor. Veya işte kapıyı ben kitlemedim, kitlemedim, kitlemedim. Bu düşünce, saplantı boyutu, zorlantı fiile girmiş hali gidip sürekli kapıyı kontrol etmesi. Yarım saat, bir saat çıkamıyor evden gibi bir rahatsızlık babacım. Tedavisi? Tedavisi yani normalde psikoterapi yapılır bunlara.
İlaçlar çok etkilemez bunları. Fikirsel manada bir disiplin gerekir. Yani normalde işte kapıyı kitlemedim, kitlemişimdir deyip çıkmak gerekir bu noktada. Sizin tarzınıza yakın babacım. Yani sizin tarzınız da böyle zaten. O yüzden sohbetlere devam etsinler. Evet bu kardeş sohbetlere devam edecekmiş. Abdestle alakalı o normalde kolum yıkanmadı diye düşünüyorsa yıkanmış diyecek. İşte başıma ben su değdirdim mi değdirmişimdir diyecek. Ondan sonra işte yok yüzümün altına su değdi mi diyecek. Değmiştir diyecek. Namaz üç mü kıldım, dört mü kıldım, dört kılmışımdır diyecek. Meseleyi bitirecek. Malum kurban bayramı yaklaştığından kurban alırken ve keserken, kestirirken dikkat etmemiz gereken hususlar nelerdir?
Bir de bazı cemaatlerde Süleyman Efendi gibi verdiğimiz paraya göre hisseli kesimler yapılıp etlerini veriyorlar. Ancak geçen yılda başımıza geldiği gibi kelle, deri ve ayakları kendilerini alıp yurttaki öğrencilerin masraflarını karşılamak için satıyorlar. Ama hisseye daha girerken bunun bilgisini bize veriyorlar. Kesim parası veya başka herhangi bir ücret almıyorlar. Kelle almak istersek parayla alabiliyoruz. Ooo! Burada herhangi bir rıza durumu söz konusu mudur? Böyle cemaatlerde kesilen kurbanlarda herhangi sıkıntılı bir durum var mıdır? Bir, kurbanla alakalı bir şeyin, kurban sahibinin onu parayla satması caiz değildir. Bir kimse kurbanın derisini, ayağını, kellesini satamaz.
Derisini, kellesini, ayağını kesim parası karşılığı olarak da bırakamaz. İki, hisseli kurban alacaklar, 400 bin lira ödeyecek. Hissesiz kurban, işte örneğin işte küçük baş 700 lira, büyük baş hissesi 600 lira atıyorum. Bu uygun değil.
Sizin büyük baş mıydı? Evet, 30 kilo al bakalım karşılığı. Bu uygun değil. Hisseli kurban kesecek olanlar, hissedarların birbirlerini tanımaları gerekir. Tanımasalar dahi birisi sırf et için o kurbana niyet ederse, diğer hisselilerin de kurbanları bozulur. Eğer diğer hissedarlara kurban kesmek farz değilse, onlara yeniden kurban kesmek farz olur.
Bir kimse etinden dolayı kurban kesmez. Et için kurban kesmez yani. Kurban, fi sevbilillah, hanefilerce zekat veren kimselere vacip bir ibadettir. Herkes ama büyük baş ama küçük baş olarak kurbanının başında bulunmak, kurbanın sünnetlerindendir. Yapabilirse kendisinin boğazlaması kurbanın sünnetlerindendir.
Bayanların kurban kesilirken, kendi kurbanlarının başlarında beklemesi kurbanın sünnetlerindendir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, öleceği sene bir tek kendi kurbanını boğazlamadı. Ondan önceki seneler kurbanlarını kendisi boğazladı. Hz. Ayşe annemiz için de kurban boğazlanırken, Ey Ayşe kurbanının başında bekle, kurban kesilirken diye buyurdu. O yüzden kadınların da kurban kesiyorlarsa, kurbanlarının başında beklemeleri kurbanın sünnetlerinden. Erkeklerin kendi kurbanlarını boğazlamaları kurbanın sünnetlerinden. Kardeşler kurban kesim yeri ayarlıyorlar, teliflikte ayarlıyorsunuz mu yine orada yukarıdan. Ayarlanıyor. O yüzden kardeşler hem orada kendi kurbanlarının başında durup, hem de kendi kurbanlarını kesmeyi öğrensinler.
Yunus elinde de ayarlanacakmış. O yüzden kurbanlarınızın başında durun. Kurbanlarınızı kendiniz kesin. Hali ve akti yerinde olmayanlar orada kasaplık eğitimi yapsınlar. Yüzmeyi parçalamayı öğrensinler. Allah'ın izniyle bir dahaki seneye de kasap olarak hacca gitsinler. E şimdi elhamdülillah bu sene bayağı şey, ne o kasap olarak hacca giden kaç kişi? 16 kişiler. Dergahtan mı bizim? Beşi dışarıdan, 11'i dergahtan bak kasap olarak gidiyor. Seneye inşallah hali vakti yerinde olmayanlar bu noktada kasap olarak birkaç yıl böyle iyice alıştırsınlar, masat tutmayı öğrensinler, kurban kesmeyi parçalamayı öğrensinler. Hiç olmazsa kasap olarak haçlarını yerine getirsinler. Haç menakıslarının tamamını yapabiliyorlar.
Geçen sene çünkü bizatihi şahit oldum, yani kasap olarak gitmedim ama arkadaşlarının hepsi de haç menakıslarının hepsini de yerine getirdiler. Zaten en önemli şey Arafat'a çıkmak. Arafat'a çıkıyorlar, ondan sonra şeytanı taşlıyorlar. Hiç sıkıntı yok bunda. Şeytan taşlandıktan sonra kesin başlıyor çünkü. Geri kalan da mesaileri bittiğinde diğer günlerde de şeytanı taşlayaraktan hiçbir sıkıntı yok. Haç menakıslarını yerine getiriyorlar. Çünkü bizatihi bizle beraber onlar da görevlerini ifa ettiler. Hep beraber ifa ettik. Geçen sene Müzdelife'de beraber şeyde ne o? Arafat'ta beraberdik, Müzdelife'de beraberdik. Hep beraber gittik şeytan taşladık. Ondan sonra şeytan taşladıktan sonra onlar mezbaneye döndüler. Biz de otele döndük.
Ertesi gün biz oteldekiler olarak şeytan taşlamaya gittik. Onlar da orada mesaileri bitince vardiyalı çalışılıyor. Çünkü şeytanı taşlıyorlar. Bir sıkıntısı yok. O yüzden kurbanla alakalı kardeşler kendileri kesip yüzmeyi, parçalamayı öğrensinler. Hiç olmazsa oradan hacca da giderler inşallah. O yüzden kurban bayramının birinci günü derviş kardeşler orada burada dolaşmasınlar. Kendi kurbanlıklarını alsınlar. Kurbanlığı olmasa dair. Gitsin kurban kesim yerlerine. Orada hizmet etsinler. Orada çalışsınlar. Hem kurban kesmeyi öğrensinler. Boş geçmeyin. Öğrenin. Birkaç yıl, iki, üç yıl gitseniz gayet iyi öğrenirsiniz. Hiç olmazsa sınavla alıyorlar. Çünkü imtihan ediyorlar. İmtihan ederken orada yüzünüz kara çıkmaz.
Haccınızı yapar gelirsiniz inşallah. Kasaplar bir para vermiyorlar değil mi haç için? Vermiyorlar. Bu büyük bir kolaylık. Yani bu noktada durumu iyi olmayanlar. Allah bizi onlardan eylesin. Haccını, ömresini, farzlarını yerine getirenlerden eylesin inşallah. Evet o yüzden kurbanlıklardan herhangi bir şeyin satılması veya kurban kesim ücreti karşılığı olarak derinin bırakılması caiz değil.
Durum bu. Hakkınızı helal edin. El-Fatiha maalesef. Amin.
Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi