Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 5 Ağustos 2016 · 1:46:32
Mazatçılar muhabbeti iyiydi ya. Doktor ne yapıyorsun, iyi misin? Hastalar iyi mi? İyi olmaya çalışıyorlar. Hiç iyi hastan yok mu ya? İyi de sen, faruk değil mi? Hepsi hastalık psikolojisinde yani ha?
O da güzelmiş. Hadi sorun bakalım. Murtaza nasılsın ya, iyi misin? Allah razı olsun, hamdolsun. Mikrofonu açın ağabeyciğim. Çanakkale'liler mikrofonsuz konuşamıyorlar. Ben güncel olan konulardan biri darbe hakkında konuşacağım.
İstediğini sor. Konuşacağım mı? Yok, soracağım. Soracağım, pardon. Konuşacaksan gel buraya oturacak. Şimdi baktığımız zaman darbenin neticesinde İslam'ın üzerindeki algılar, Müslümanlara yönelik baskılar, dinlere, tarikatlara bu noktada yol eline olan baskıların arttığını görmeye başladık. Yani eski o 28 Şubat'taki o dönemdeki aklın tekrar hortlamaya başladığını gördük.
E şimdi insanların devletine, askerine, polisine olan zafiyeti ve milletin de kendi içinde, yani kendini daha üstün görme noktasındaki nefsaniyeti bir kısım arttı. Yani artık kontrol altına alınma noktasında bazı sıkıntılar yaşanılabilir. Çok yani. İşte bu hususta aslında arka plandan şeytanın emelini gerçekleştirdiğini, bu noktada gerçekten bu darbenin Müslümanlara ve müminlere bir darbe olarak amacına kavuştuğunu söyleyebilir miyiz?
Hayır. Yoksa biz, ben bir toz tembeme bakıyoruz işe de, arka taraftan şeytan hani benim işim oldu deyip sırıtıyor mu? Bu noktadaki görüşleriniz, düşünceleriniz nelerdir? Darbe vardır. Normalde darbenin iyisi, kötüsü olmaz ama yani siyaset çıkmaza girmiştir. Böyle bir şey olmuştur. İnsanlar o çıkmaza giren şeye el koyarlar. Askeri olarak değil, onun adı darbedir. Millet el koyar meseleye. Böyle bir kalbi bir şey oluşur. Kalbi bir şey oluştuktan sonra milletin kendi yerel olarak verili şeylerde el koyarlar. Darbe bir de bu açıdan bakmak lazım. Milleti tutturamazsınız. Milleti bu noktada sindiremezsiniz. Millet günlerce işte sokaklarda durur, günlerce caddeleri doldurur, ülkeyi kilitler.
Bu da yoldur çünkü. Bütün insanlar sokaklara çıkar, ülkeyi kilitler. Memurlar işe gitmez, işçiler işe gitmez. Bakkal çakkal kapatır. Bütün her yer kilitlenir kalır. Bu da bir darbedir. Bunu bir kenara yazın. Bu hayal edilip de benim hayal edip de gerçekleşmeyen darbe. Bu normalde en üst seviyede entelektüel bir şey. Bütün insanlar o kadar bir şuurlanır, o kadar şuurlanır.
Herkese dersiniz ki hayatınızı minimize edin. En aşağı noktaya çekin. Hani bazen zaman zaman söylüyorum ya, Güneydoğu'da azıyor o azgınlar. Azdıkları zaman diyorum ya, bütün halk olarak, millet olarak elimize bir tane çakı bir çağ olmadan yürüyelim Güneydoğu'ya. 70 milyon var, 20 milyonu yürüsün Güneydoğu'ya. 30 milyonu yürüsün. Bu önlenemez bir şey çünkü. Bunları zaman zaman hayal ediyorum ben. Diyorum ki bu PKK terörünü dindirmek için 20 milyon insan yürüsün. Bir ay boyunca Güneydoğu'ya el koysun. Sivil olarak. Dağına, taşına, toprağına konsun. Öldürecekse PKK, kimleri katletecekse etsin. Şehit olacak, şehit olacağız. Bir seferde bitecek mesela.
Veyahut da haçta vize var ya, örneğin. Bütün insanlar, hacca gidecek olanlar evlerinde ihramlansın, yürüsün. İhramlı bir vaziyette. Herkes alsın eline pasaportun da. Bu vize de nereden çıkmış? Bir kimse kendi inancının gereği Beytullah'a gidecek. Bütün Müslümanların ortak malı orası. Yer olarak da ortak malı, yönetim olarak da ortak malı. Müslümanlar oraya bir yönetici seçmeli. Müslümanlar oraya bir yönetici atamalı. Müslümanların ortak yeri. Oranın güvenliği de Müslümanlardan sorulur. Hizmeti de Müslümanlardan sorulur. Müslüman kendisi gidemiyor ki. Sıraya koymuşlar, 10 yıl sonra gidiyorsun. Vize koymuşlar, 100 bin kişi gelecek. Çekil git yönetemiyorsan.
Ne kadar Müslüman gitmek istiyorsa her sene gitsin. Aç kapısını, penceresini. Sana ne? 5 yıldızlı otelde, 5 yıldızlı uçakla mı gitmek zorunda? Yol bulabilen gidebilsin demiş Ayet-i Kerimede. Bir kimse alsın pasaportunu, yürüsün. Zaman zaman böyle benim sivil darbe düşüncelerim var. Bunu bütün Ümmet-i Muhammed yürürse ne yapacak? Sana ne kardeşim? Ya bir milyar gelirse, bir milyar gelsin. Sana ne? Allah mısın? Allah tanzim eder onu. Sen ne karışıyorsun? Sen hizmet et gelene. Bunlar geleni tanzim etmeye çalışıyorlar. Gelene hizmet edeceklerine, geleni tanzim ediyorlar. De ki hizmet edemiyoruz biz. İyi edemiyoruz. Sen çekil kenara. Senden su isteyen yok, ekmek isteyen yok.
Ekmeksiz kalırsa seneye gitmesin adam. Susuz kalırsa seneye gitmesin. Ne bileyim işte, rahatı bozulursa gitmesin seneye. Örneğin. Bunun gibi. Böyle benim zaman zaman, tellerin yandığı zamanlar oluyor. Yani büyük ümmetin kitleler halinde, belli şeyleri yapması gibi. Normalde işte bu darbe teşebbüsüne de millet, ritmik olarak kitlesel cevap verdi. Hani dedik ya darbeye darbe yapıldı diye. Ritmik olarak darbeye darbe yaptı millet. Tabi bu darbeye darbe yaparken de, muhakkak bu işin devlet yanı var, siyaset yanı var, milletin yanında bir yeri var, bütün her şeyde bunun yeri var. Bunların hepsi de, kendi içerisinde, kendine ait bir organizasyon, veya ilahi el yordamıyla olan bir şey.
bu olan hadiselerin neticesinde, ben Müslümanlara, yani dinini yaşayan insanlara, ve dinini, sağ din noktasında yaşayan insanlara, ben bir sıkıntının geleceğini tahmin etmiyorum. Gelse dahi. Hani kurunun yanında yaşlayanlar derler ya, o ayıklanır o. Ben onun ayıklanmayacağı yanında değilim. Ama ve lakin bu saatten sonra, biz bunu 28 Şubat'tan sonra bir dönem yaşadık. Yani cemaatlere ve tarikatlara karşı, negatif propagandadan, bizim de bu noktada etkilenmedik desek, yalan olur. Ama ve lakin siz doğrusanız, yaptığınız işler doğruysa, ve siz doğru yolda gidiyorsanız, ondan en az sıyrılan siz olursunuz. Zaman zaman bunu böyle, temcit pilavı gibi önünüze koymaktan dolayı değil, bizim bu noktada, verilmeyecek bir hesabımız yok.
Saklı gizli herhangi bir şeyimiz de yok. Meydandayız biz. Her şeyimiz de meydandayız. O yüzden bizim, benim bu noktada çok umurum değil. Açık konuşmak gerekirse. Yani öyle, ya ne olur, ne olacak diye, 28 Şubat'ta da düşünmedim, şimdi de, şimdi hiç düşünmüyorum. Bakın, 28 Şubat'ta düşünmedim, şimdi hiç düşünmüyorum. Ha Müslümanlar açısından buradaki, hani, dini, kendince yapılanmalar var, onlar problem yaşar mı? Kendilerince yaşarlarsa, yaşarlar. Nasıl problem yaşarlar? Kendi müntesiplerinden, toplayacak oldukları paralarla, hizmet etmeyi düşünenler için, Türkiye'de sıkıntılı günler başladı. Evet. Bu doğru. E bizim böyle bir derdimiz yok. Bizim öyle bir aidat toplama, öyle bir himmet toplama, para pul toplama, çek senet toplama, böyle bir işimiz yok bizim.
Böyle bir işimiz olmadığından dolayı, hiç umurumda değil. Hani meşhur bir lof var, bizim annem çok kullanırdı, Allah rahmet eylesin. Akşam yemeğimiz, annem mi geliyor derdi. Akşam ekmeğim ondan mı gelir der, çıkardı. Bizim kimsenin akşam ekmeğini, kimseden gelmiyor. O yüzden umurumuzda değil, millet para toplamayacakmış, çok umurumda. Hiç ömrüm boyunca, yurt yaptıracağım, ne o, kurs yaptıracağım, okul yaptıracağım diye, hastane yaptıracağım diye, böyle bir şeyin içerisine girmedik. Zaman zaman böyle, yeni gelen kardeşler, bize böyle çok heyecanlı bir şekilde, bunları bize söylediler, yurt yaptıralım, kurs yaptıralım, okul yaptıralım diye, biz uzak durduk.
Zaman zaman birkaç tane, çok olmasa da, bir iki tane çıktı, milletten, bizim haberimiz yok, sonradan haberimiz oldu, yok zekat toplamış, yok bunu yapmış, biz ona da, uyardık, dedik ki, buradan çarpılırsın, o da çarpıldı, gitti zaten. Bizim içimizde, bu tip şeyler, nefes almaz. Cenab-ı Hak'a, hamdolsun, o bir kılıca çarpar, kendi kendisini, lime lime kestirir, attırır kenara. Hem de benim, meşhur bir lafım vardır, ondan sonra, Allah bizi affetsin. Derim ki, böyle bir kimseye, sivrisin en vızıltısı yeter, derim. Yeter. Mustafa Mercan'ın, birilerine yettiği gibi. İçimden gelmezse, şimdi, onu da söylemezsem, içimde, ukde olur şimdi. Onu bir tane, hiç beğenmediğiniz, hiç kimsenin beğenmediği, bir kimse alır adımı.
Ne o? Hani, Yunus söylüyor herhalde, öyle olması lazım. Kimin söylediği, şimdi aklıma gelmedi. Bir sivrisinek, bir fili diyor, yere devirdi. Vallahi de gözümle gördüm, billahi der. İnandım diyor, bir sivrisinek, bir fili, yere devirdi. Bir yerde daha geçiyor, böyle bir şey. Bir sivrisinek diyor, filin hortumundan almış, yere vuruyordu. Şimdi, onun mecaz olarak baktığında, yani, işte, sivrisinek, fili, yerden yere vurur mu? Vurmaz. Ama vurur. Nasıl vurur? Senin, maneviyatta hiç güç, kuvvet, kudret görmedin, en aşağı gördüğün kimse, sen de kendini, fil gibi görürsen, alır senin, hortumundan, tutar burnundan, yerden yere, çakar seni. Biz de seyrederiz böyle.
Deriz ki, hikmet var. Bir sivrisinek, bir file yenilir mi? Yenilmez. Ama sivrisineğin arkasında, ilahi bir el var ise, sivrisineğin arkasında, ilahi bir kudret varsa, fili, yerden yere çakar mı? Çakar. Biz çekiliriz kenara, deriz ki, yani, ondaki hikmeti görürüz. Ne yaptı da, sivrisinek, bunu yerden yere çaktı? Kimseye hafife alma. Kendini de emin görme. Kendini de güçlü, kuvvetli de görme. Bir sivrisinek, bir fili çakar mı yere? Çakar. Hatta, hortumunun üzerinden çakar da, ayaklarını debeletir mi havada? Debeletir. Bir sivrisinek yapar mı? Yapar.
Bunda bir kinaye var. Kinaye var. Şimdi, halkı sivrisinek gibi görüp de, kendisini fil gibi görenleri, sivrisinek çaktı, yere. Darbeye, darbeyle karşılık verdi. Ama, bunda, Müslümanlar, şimdi, zaman zaman da, işte, daha önceleri de söylüyorlardı. İşte, bu hükümet, bu, Cumhurbaşkanı, cemaatı, bitirme kararı aldı. E, gelin beraber, bununla mücadele edelim. Sıra size gelecek. Bana söylenen buydu. Ben de diyordum ki, 28 Şubat'ta biz sıramızı savdık, sıra sizin şimdi. Nasıl yani? Ya, 28 Şubat'ta, bize selam bile vermediniz. 28 Şubatçıların yanında, esas duruşta durdunuz.
Bizimle kardeş olmanız gerekirken, gittiniz, 28 Şubatçıların, çok affedersiniz, eteğini örtmekle kalmadınız. Yaladınız her şeylerin onları. E, ya biz o zaman ensemizde boza pişiyordu bizim. Siz de bize diyordunuz ki, bırakın bu işleri. Ya, gelin cemaata. Ya, ya bunu görün artık. Dünyanın bir numarası bu cemaat. Ben de diyordum ki onlara, siz daha 40 yıllıksınız. Olmadınız bile. Benim içinde bulunduğum yol, en kısası 1300 yıl. Ben 1300 yıllık, 1350 yıllık, bir yolun müntesi beyim. Siz daha 100 yılı görmediniz. Böyle bakıyorlardı.
Diyorum ki, 1300 yıldan beri, bu yolda yürüyenden, ezilmişler, sıkılmışlar, büzülmüşler, sürülmüşler, asılmışlar, her türlü zorluğu, sıkıntıları, çeke çeke gelmişler. Çile doldurmuşlar. Kimisinin boynuna asılmış, hiçbir şehre girmeyecek diye, boynunda fermanla gezen olmuş. Kimisinin boynuna, vukuha koymuşlar, onunla gezmiş. Kimisini sürmüşler şehirden. Çölde yaşamış. Hz. Mevlana, Celal-i Tülmü Hazretleri'nin üzerine atılan iftiralar az değil. Şemsettin-i Tebrize'ye atılan iftiralar az değil. Hacı Bayramı Veli'sinden, Üftada'dan, Mahmud-i Daim'den, bunların hepsi de çile çekmişler. En yakını 600-700 yıllık Pierre Efendileri. Onların geldiği yollar var.
Yol dediğin zaman, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerine kadar gidiyor. Hadi Cihari Yargüzün Efendimiz zamanında, Züht noktasında yol yaşanıyor. Ondan sonra Züht'ten, işte bir tasavvuf yolu noktasına geçilmiş. Ama sonuçta o yolun çilekeşleri var. 1400 yıllık bir yol var. Sen 30 yıllıksın da, 40 yıllıksın. Senin ne olacağın belli değil. Bak sonunu seyrele diyorum ben. Bak sonunu seyrele. Biz bir şekilde hayatımızı yaşamaya devam ederiz. Biz kapıda polis bekler, biz içeride zikruluğa devam ederiz. Bizim işimiz akıl harcayacak gibi değil. Buradan 100 kişi çıkar, polis 5 kişi görür onu. Bu akılla alakalı değil. Ödemiş de zikruluğa yapıyor caminin ortasında.
Polis gelmiş, muhasara altına almış. Ben gözümü bir ara açtım. Polisler sıralandı dışarıda. Camiden içeri giremiyorlar. Dışarıdan gördüm sıralı. Bizim arkadaşlara dedim ki, yumun gözünüzü, hiç kimse gözünü dayaşmayacak. Gözünü açanın dedim. Manen gözü kör olur. Hem de olur. Vurduk zikruluğa. Bitti. Oturduk. Dua ettik. Amin dedik. Polisler girdi içeri. Ne yapıyorsunuz dedim. Mevlüt okuyoruz dedim. Aha Mevlüt kitabı da ortada. Dedim arkadaşlara, hadi arkadaşlar, geceniz hayır olsun. Tek tek tek … Herkes çıktı. Hiç kimse durmuyor. Dedim, hızla evlerinize dağıldım arkadaşlara. Herkes çıktı, polis girdi içeri.
Çıkarken polis içeri girdi. Ben içeride oturuyorum. Dedi ne yapıyorsunuz? Mevlüt okuyoruz kardeşim. Aha Mevlüt kitabı. Ne Mevlüt dedi. Babama Mevlüt okuttum dedim rahmetliye. Ondan sonra, hayır bir dedi karakola kadar gidelim. Gidelim ne var dedim. Ben şikayet var. İyi gidelim. Ondan sonra, tabi imama da ben her ay maaş veriyorum caminin imamına. Dedim biz orada her hafta Mevlüt okuyacağız. Sen al Mevlüt okumuş gibi. Dedim bir iki seferde gel, bir iki ondan sonra Allah adını zikredelim evvela de. karakola çağrıldığında dedim. Biz Mevlüt okuyoruz orada de. Oğlu da derslere gelip gidiyor. Senin gelmediğin zamanlar dedim. Oğlan okur orada Mevlüt'ü. Ondan sonra neyse tabi biz gittik karakola.
işte karakol amir soruyor polise. Kaç kişilerdi diyor. Beş altı kişilerdi amirim diyor. Biz altmış yetmiş kişiyiz içeride. Tekrar soruyor amir. Yazacaklar ya. Diyor kaç kişi vardı? Beş altı kişi vardı diyor. O saranları bir iki kişiye daha sordu. Kaç kişi? Beş altı kişi. Kaç kişi? Beş altı kişi. Sanki böyle şey yapmış gibi. Bana dedi Mevlüt beş altı kişiyle mi oluyor? O kadar insan tanıyor beni. Ben bayındırlıyım dedim. Beni o kadar insan tanıyor dedim. Beni beş altı kişi tanıyor yani. Onlar beş altı kişi deyince ben de dedim o kadar insan tanıyor beni.
Beş altı kişi mi izlediniz dedi. Dedim amirim tekrar benim üzerime gelip beni utandırma dedim. Azız diye dedim. Yazdı. Söz konusu olan şikayet mahalline gidildi. Yazdırıyor. Şikayet mahallinde Mevlüt okutulduğu, okutulduğu, beş altı kişinin olduğu, ondan sonra söz konusu olan şikayetlinin, aslenizm, işte bayındır doğumunu olduğu, burada tanıdığının olmadığı, o yüzden beş altı kişiyle Mevlüt okutulduğu, ondan sonra, Mevlüt okuyan hocanın oğlu, ondan sonra, o da dedi tamam mı, ee az olunca dedi, babam beni gönderdi dedi.
Ondan sonra işte cami imamının oğlunun Mevlüt'ü okuduğu, para aldın mı dedi, almadım amirim dedi. Ondan sonra tekrar söyledi, yok almadım dedi. Biz dedi, beraber tanıyoruz dedi, aynı yerde, iş yerinde çalışıyoruz, o yüzden dedi. Ben seyrediyorum sadece. Ha dedim, Allah isterse dedim, belli altmış kişiyi de, beş altı kişi gösteriyor mu? Gösteriyor. Bizim işimiz onunla. Biz ona sağlam yapışırsak, o bizim beş yüz kişimizi, elli kişi gösterir. Elli kişimizi, beş yüz kişi gösterir. İmtihan eder mi eder, elli kişiyi de, beş yüz kişi gösterir mi gösterir. O yüzden hiç umurumda değil mi? Ya işte, Müslümanlar sıkıntı çekermiş. Çeksin, çekmesini istemem ama çeksin.
Cennet ucuz mu? Geçmiş ümmetlerin başına gelenler, gelenler sizin başınıza gelmeden, cennete mi gideceğinizi zannediyorsunuz? Siz yeter ki hainlik yapmayın. Olur olmadık yerde, kalkıp da, birilerinin düğmeye basıp da, darbe yapmaya kalkmayın. Olur olmaz, siyahi ajanlarının peşine düşmeyin. Bu. Size gelip de, bir siyahi ajanın, şunu şöyle yap, bunu böyle yap derse, kardeş biz yapamayız de, çekil kenara. O yüzden derim ben, zaman zaman, başınızdaki zakirlerinizi, dost doğru tabi olun. Üstadınıza dost doğru tabi olun.
Birinin kulaktan dolma, haberiyle hareket etmeyin. Sakin olun, sabırlı olun, bekleyin. Sorun, kendi kafanızdan iş yapmayın. O yüzden, ben Müslümanların bir sıkıntı çekeceklerine, inanmıyorum. Hiç inanmıyorum. Bu benim dediğim şey, böyle salt, Kur'an sünnet dairesinde, Allah hızası için koşan insanlar. Ama öbür türlü, adam, akçeli işleri varsa, vallahi isterse, yerin dibine batsın. Bana ne? Hiç beni ilgilendirmiyor. Bana diyorlar, hiç mi üzülmüyorsun? Hiç üzülmüyorum diyor. Hiç üzülmüyorum. Burnunun ucundaki, fakir fukarayı görmeyip de, kalkıp da, oraya buraya, milyon dolarları, pehkeş çekiyorlarsa, valla batsınlar, nereye kadar batıyorlarsa batsınlar.
Bana ne? Kendi işçisine, kendi yanında çalışanlara, iki lira borcu olunca, tepesine binen, ne bilen bir zekatını vermeyen, veyahut da, kendince, mal sattığı insanlara, iflas etmiş, bir şekilde sıkıntı yaşamış. Onları rahatlatmayıp, adamın malına, adam, herkes iflas edebilir, herkes hata edebilir, herkes para kaybedebilir. Ya senin bu esnafın, senden mal almış, yıllardan beri, sen de ona mal satmışsın, para kazanmışsın, dön bir şekilde, onun zekatınla, onu temizle. Dön bir şekilde, onun bir yolunu bul, o adamı temizle. Adamın borcu var sana. Adam ticaret yapacak, gene devam edecek ticaretine. Sen gene ondan para kazanacaksın. Para kazanıp, kazanmaman da önemli değil ya.
Bir kişiyi borçtan kurtarmak, bir kişiyi sıkıntıdan kurtarmak, cennet satın almak gibi. E sen bırak onları. İnsanlar böyle çünkü. Bırak onları sen. Cemaatle baş köşey oturtacağım. Yok Amerika'ya götürecekler, el öptürecekler diye. Yaz çekleri, sırala, milyon dolarları, ver senetleri, sepetleri, git Amerika'da, aa gitti, elini öptü, cennetlik oldu. İki gün orada kaldı, cennetlik oldu. Kaça mal oldu diyorum ben de, soruyorum. Kaça mal oldu? Kalıyor. Ya sen alışveriş ettin, bir kimseden, beş lira alacağın olunca, adamın yönünü sıkıyorsun, çeviriyorsun kolu, faiz üstüne faiz yüklüyorsun adama, ondan sonra git, cemaate şuradan yaz, ondan sonra git, işte elinden öp, gel.
E şimdi de, ebisi topluyorlar, az bile yapıyorlar, geç kaldılar. devletin de, kiramen katibin melekleri var. Yazıyor devlet, yazıyor, yazacak. Daha hepsini de toplayacaklar, toplasınlar zaten. Aslında bütün cemaatlere, tarikatlara, hepsinde girmeleri lazım. Kim para toplamış, bangır bangır bağırıyoruz, ücret istemeyenlerin peşinden gidip, öyle bağırdıkça, diyanetçisi de, cemaatçisi de, Süleymancısı da, Nurcusu da, Narcısı da, Sufisi de, tarikatçısı da, rahatsız oluyor. Ulan bütün herkes, rahatsız oluyor. Sufiler de rahatsız oluyor. Diyoruz dergi satmayın, kitap satmayın, gazete satmayın, İstanbul değil, dilenmeyin.
Düşman oluyor. Hepsi dolaylı laf gönderiyor, dolaylı tehdit ediyor. Aha meydandayız. Yok abilere hesap soracaktı, yok saadatlara hesap soracaktı, yok işte bilmem nelere hesap soracaktı. Meydandayız kardeşim. Kim ne hesap soracaksa gelsin. Yok savcılar harekete geçir, git savcının karşısına. Ne yapıyoruz? Ne yaptığımız meydanda? Diyoruz onların nereden kaynaklandığını. Allah'ın hesabı var. Biz Allah diyoruz. Getiriyoruz hadis kitabını, hadis okuyoruz.
Koyuyoruz mesnevi orta yere, mesnevi okuyoruz. E koyuyoruz füksusu, füksus okuyoruz. Meydanda ne okuduğumuzda? Baçak köçek değil bizimki. Arada ben bir höykülüyorum ya, ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz, bir girişinden istediysem çıksın diye, bunlardan dolayı söylüyorum bunları. Arada kılçık atıyorlar bize. Arada iki tane sivil geliyor. Mustafa Bey buyurun. İşte yukarıda sohbet edin siz misiniz? Evet. Siz? E biz işte şuradan geliyoruz. Sende kafanızdan mı geldiniz, savcılık mı gönderdi diyorum ben. Ses yok. Hiç önemli değil diyorum ben.
Biz devletin karşısında konuşacak bir şey değiliz. Kafanızdan geldiğinizi bile bile diyorum. Oturun. Çay söyleyeyim size. Sorun soracağınıza. Kafalarından geldiler biliyorum. Aslında hukuken de hakları yok, onu da biliyorum. Hukuken hakları yok. Bir de onları söylüyorum yüzlerine. Bak diyorum, bir telefon açarsam sizi şimdi diyorum ben. İstersem sizi burada tutuklatırım. Ama ben diyorum, devletimi, milletimi seven insanım. Sizin ne sebeple geldiğinizi de biliyorum buraya. Oturun çay için diyorum ben. Çay söylüyorum. Sorun soracağınızı şimdi. Ben öyle deyince kalıyorlar. Ya işte hakkını helal et. Hacı abi seni seviyoruz da iyi kardeş. Derdini söyle. E cemaate laf atmasan oğlum ben cemaate laf atmıyorum.
Benim ağzımdan cemaat lafı çıkmaz. Tarikat lafı çıkmaz. Benim ağzımdan şahıs lafı çıkmaz. Zekat parasından yurt olmaz. Zekat parasından cami olmaz. Zekat parasından ev, han, hamam olmaz. Zekat parası fukaranın parası. Allah bu parayı sana emanet olarak verdi. Birinci derecede fakirlere, ikinci derecede miskinlere. Bu zamanda diyorum, üçüncü derecede Kur'an ve sünnet noktasında cihad eden parasız kimselere. Dördüncü noktada bu zamanda ne? Borçlulara, yolculara, bunlara vereceksiniz diyorum ben. Bunu söylüyorum size. Neden alındınız? Ayette sabit. Bize öyle demediler. Bize bakın dedim ben. Size duyduğunuzla hareket etmek size yalan olarak yeter. Duyduğunu aktarmak yalan olarak da yeter.
Hadis-i şerif. Kardeş bizi bunlarla siz yıldıramazsınız. 28 Sibat'ı yaşamış bir insanız. Oturun çayınızı için, kahvenizi için. Beni ilgilendirmiyor kimsenin acısı hocası. Beni ilgilendirmiyor. Ama ben Kur'an ve sünnet daresinde doğruyu söylüyorum. İnsanları sınıflandırmayın diyorum. Doktorlar bir yere, mühendisler bir yere, 50 milyar ödeyenler bir yere, 100 milyar ödeyenler bir yere. Şunlar şurada sohbet edecek mi? Yok böyle bir şey. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine Mekkeli müşrikler geldiler. Dediler ki ya Resulallah. Zenginler. Bize ayrı sohbet etsen. Bize ayrı sohbet etsen. Hazreti Peygamber canhıraş bir kişinin imanını kurtarmak için yanıyor. Bir an için olabileceğine dair artık düşündü, düşünmedi.
Bir anlık hemen Cenab-ı Hak ayeti kerimeye gönderdi. Ey Habibim! O gece gündüz Allah'ı zikredenler var ya, evet, nefsini onlarla beraber oturtmaya zorla. Peygamberi ne söylüyor? Nefsini o gece gündüz Allah'ı zikreden kimselerle oturtmaya zorla. Nefsini kime zorlayacakmış Ümmet-i Muhammed?
Gece gündüz Allah'ın rızasını umaraktan Allah'ı zikredenlerle beraber olmaya zorlayacak. Ya Allah'ı zikredenlerle. Bu söylediğimiz nefsini bununla zorla. Oh gelsin kebaplar, gitsin kebaplar, yensin yemekler, içilsin şeyler, vatan kurtarıyor bunlar. Memleket kurtarıyor. Oh buraya terlemeye gelince beğenmiyor buradakınlar, beğenme. Şimdi parmaklıklarının arkasındasın. Beğenmediklerin burada Allah'ı zikrediyor yine. Şimdi evinde rahat yatamıyorsun. Beğenmediklerin Allah'ı zikrediyor burada. Gece var mı yattığında rahatsız olan? Yok, huzur içinde yatıyor. Allah'ım dedin. Elhamdülillahirrahmanirrahim. Hain değiliz. Hainlikten suçlanmıyoruz, darbecilikten suçlanmıyoruz, para ütmekle suçlanmıyoruz.
Paralarını yedirmekle, yemekle suçlanmıyoruz. Ne korku mu olacak? Ne düşüncem olacak? Vallahi hiç düşüncem yok. Hiç ha? Verilmeyecek hesabım yok. Hiç umurumda değil ha? Birini bir yere katmak için birinin hakkını yemedik. Üniversite sorularını çalmadık. KPSS sorularını çalmadık. Askeri lise sorularını çalmadık. Biz de ne? Bizim arkadaşımız müdür olsun diye oradaki müdürün başına çorap örmedik. Bize ne? Aman bizim firmamız iş yapsın deyip de öbür firmalara maliyeyi göndermedik. Aman bizim firma iş yapsın diye o filanca firmanın malını gümrükte bekletmedik. Kasti olarak.
Aman filanca abinin şirketi iş yapsın diye adam getirmiş malı dışarıdan. Onun malına uyduruktan bir rapor yazdırıp onun malını gümrükte bekletmedik. Hain bunlar. Bize ne? Aman cemaate yardım etmediği iki tane maliyeyi göndermedik maliyeci. Yaşayan bir zati adam anlattı bana. Adam böyle gözleri dolu dolu anlattı. Adam diyor ki ya cemaate alıyoruz dediler diyor bir lira diyor. İşte özür dilerim on lira karla diyor işte bilmem ne makinesi verdim toptan diyor. Şu gün para bugün para dediler ki diyor işte gel filanca yere orada abiler ödeyecekler. Gittim oraya diyor. Bana dediler ki diyor bunun yarısını cemaate himmeti olarak kestik biz.
Demiş ki yok öyle şey. Bunu kapatmışlar kapıları orada. Şimdi bu adam da böyle normal bir kimse değil. Yani telefonu kaldırdığı zaman o zaman için cumhurbaşkanı da şeyle ne o? Neydi eski cumhurbaşkanı? Abdullah Gül ile filan konuşuyor. Öyle bir kimse Bursa'da. Biraz da kendine de güveniyor. Demiş yakarım sizi. Demiş yakarım sizi. Demiş benim paramı akşamüstü getireceksiniz. Neyse diyor bağırdım çağırdım kendimi attım hocam dışarı diyor. Ben dedim ki ya onlar seni böyle bırakmazlar arkandan maliyeci gelmiştir. Vallahi geldi dedi. Ben içeri girdim dedi ardından dedi üç tane maliyeci geldi.
Dedim ne yaptın? Geldiler dedi. Ondan sonra işte dehterleri çıkar şunları çıkar bunları çıkar biliyorum ben dedi meseleyi dedi. Hemen dedi o imamlarına kaldırdım telefonu. İki tane dedi onaltılıyı koydum dedi masanın üzerine. İmamlarına telefon açtım dedi. Bu köpeklerini buradan çekeceksen çekeceksin çekmeyeceksen bu üç tane köpeğini burada şimdi demiş. Mermi manyağı yapacağım kalmayacağım demiş. Geleceğim sizi de mermi manyağı yapacağım orada demiş. Ondan sonra demiş icret edeceğim buradan görüşeceğim demiş Türkiye'den. Geldiğim yere demiş. Kapatmış telefonu cımk onların telefonu çalmış. Yemin billahi diyor da. Diyor kimle görüştülerse diyor. Dediler ki diyor işte filanca bey size 80 liralık bir ceza keselim.
Siz bizi yanlış anladınız. Demiş 80 lira değil 8 lira kesin demiş. Yemin etmiş şöyle olayım böyle olayım sizi kurşuna dizeceğim demiş burada. Bunlar pırtılarını toplayıp gitmişler. Kaldırmış telefonu demiş parayı demiş. Bugün getirmeyin yemin ediyorum demiş. Geleceğim basacağım oraya demiş. Yaylım ateşini tutacağım demiş. Yarım saat sonra para da gelmiş. Böyle anlattı. Dedim git savcıya. Hah de yaptı. Git savcıya deyince. Bizim dedi kuzenler var. Onların da dedi çok kuvvetli dedi. Üç dört tane avukatı var. Eee dedim ben. Ona dedi telefon açtım. Bana dedi ki dedi şimdi gidebiliyorsan git. Neden? Demiş ki muhakkak senin başına bir çorap örerler.
Bu da demiş sen git filancıya söyle. Eğer demiş bir tane küçücük bir şey bana bir şey olursa gayet normal bir şey dahi olursa yemin etmiş. Düz bastı. İlk önce onu vuracağım demiş. Hocam dedi iki üç aydan beri dedi bir ses seda yok dedi. Dedim deli seni dedim deli görmüştür onlar. O yüzden sopalarını saklamışlardır dedim. Yoksa dedim seni normal yerde bırakmazlar dedi. Biz yapmadık ki bu tip şeyler. Umurumuza katalım. Anladınız mı? Hiç valla başınız dik dolaşın. Dergahınızı da söyleyin. Tarikatınızı da söyleyin. Şeyhiniz de söyleyin. Hiç saklı kaçacak göçcek hiçbir şeyimiz yok. Hiçbir Müslüman da kendince affedersin yaşı yoksa hiç ne çekinecek ki?
Bitti. Ha gidip siz de bir iş güç yaparken cemaati bir tane çek kestiyseniz bekleyin polisi. Sizin de kapınıza gelecek. Devlet kiramen katibin melekleri gibi. Neydi şey? Defterin adı neydi? Haa. Devlette de bir amel defteri var. Çok hoşuma gittiydi o söz. Onun sözüydü o. Amel defterini açıyor devlet senin. Bekliyor. Yazıyor o buraya. Sen zannediyorsun ki. Aa hiç haberleri yok.
Sen zannediyorsun ki savcı da bizden, hakim de bizden, asker de bizden, polis de bizden, vali de bizden. Öyle değil. O yazıyor boyuna. Senin amel defterine bakıyor, bakıyor, bakıyor. Haa bunun amel defteri bayağı kabardı ya diyor. Bunu diyor bir çağıralım biz. Bir gelsin bu. Arada bir seni sigaret çekiyor. Beni bindirdiler mavi bir tane minibüse. Ondan sonra içerisi uzay istasyonu gibi. Bilgisayarlı, bilgisayarlı. Oturdum. Ondan sonra ben dersten çıktıktan sonra eve girerken aldılar abi. Mustafa Özbağ buyurun. Lütfen gelir misiniz? Gittim. Belli. Girdim içeri.
Ezdiriyorlar benim minibüsün içerisinde. Şeyh Efendi ile boy bor resimlerim. Ondan sonra fotoğraflar. İşte nerelerden toplamışlar boyuna. Bilgisayardan slide yapıyorlar bana. Ben de seyrediyorum. Vay be diyorum ya. Bu filanca yerdeydi. Ben söylüyorum şimdi. Bu fişmancanın düğünüydü. Bu filanca yere gittiğimizde. Bu filanca yerde yemek yerken. Bu filanca yerdeyken şöyle yaparken. Dedim ne var? Bunları slide'lar aldık. Ne ısıraladınız? Bunları biliyorum. Ne var dedim. Söyleyin. Ses yok. Ne var deyince. Suçlayacak bir şey yok. Ha gezdireceksiniz beni. Hadi gezdirin o zaman dedim. Yok mu çayınız kahvenizi? Ya sen dediler hani rahatsız.
Ya ne rahat olmayacağım dedim. Size yazık dedim. Devletin parası, devletin arabası, devletin mazotu. Devlet size bir de maaş veriyor dedim. Dedim siz devleti çarçur ediyorsunuz. Batıracaksınız mı devleti siz dedim. Nasıl yani dedim. Siz ve sizin başınızdaki ahmaklar batıracak. bu devleti dedim. Siz dedim uğraşacak insanlarla uğraşmıyorsunuz. Uğraşmıyorsunuz dedim. Uğraşılmayacak insanlarla uğraşıyorsunuz. Telsizler çalışıyor boyuna. Dinliyorlar her tarafı. Cayır cayır cayır … Komutanlar, kotlar içerideyim ben. Dedim siz mi beni sorguluyorsunuz? Yoksa dedim ben sizin tezgahınızı mı çözüyorum dedim. Kafanızı çalıştırsanıza dedim. Haydi kapattılar her şeyi. Bir telaş ettiler tamam.
Dedim gerçekten siz dedim ya. Gerçekten siz bu işi bilmiyorsunuz. Dedim ne yaptığınızı gösterdiniz bana dedim. Hesapta dedim kendiniz donanımınızı göstereceksiniz ama dedim. Açıya düştünüz dedim. Dolaştırdılar. Beni bir gece, ertesi günlüğünüz gece bıraktılar. Suçlayacak bir şey yok. Ürkütecekler. Lafı bana. Şunu tanıyor musun? Tanıyorum. Bunu tanıyor musun? Tanıyorum. Bunu tanıyor musun? Tanıyorum. Zannedecekler ki ben tanımıyorum. Tanıyorum. Bu elimle evlendirdim diyorum. Elimle evlendirdim. Ama şimdi diyor dergâhtan ayrıldı, ayrıldı diyorum ben. İyi bir arkadaştır, iyi bir çocuktur diyorum ben. Nasıl yani diyor. Beni satıyorsa sizi de satar bir gün diyor.
İyi bir çocuktur diyorum ben. Bakıyor şimdi. Diyorum beni satmış ya diyorum. Size haydi haydi satar diyorum ben. Nasıl yani diyor. Ya ne yapacaksın diyorum ben. Beni satmış ya bu çocuk diyorum ben. Size sattıysa. Demek o yüzden gözümün içine bakamıyordu diyorum ben. Bakıyor şimdi. O yüzden yan yan kaçıyordu. O yüzden derslere gelmiyordu demek dedim ben. Neden dedi. Dedim beni bir sefer satan benim yüzüme bakamaz ömür boyu dedim. Neden dedi. Ben çünkü hiçbirini satmadım bugüne kadar dedim. Bugüne kadar kimseye satmadım. Ben o yüzden herkesin gözünün içine bakarım dedim. Ve dedim beni satmayan da benim gözümün içine bakar dedim. Siz dedim gelmişsiniz sohbetlere geldik dedi.
Sizi seni seven dedi. Böyle dedi hani akılsız seviliyor. Öyledir dedim. Hepsi de gözümün içine bakar benim dedim. Hepsi de gözünün içine bakıyor dedi. Ben çünkü hepsinin gözünün içine bakıyorum dedim. O yüzden hepsi gözümün içine bakıyor. Bu dedim beni satmış ya dedim size. Sizi de satar dedim. Bu durdu. Beni satan her şeyini satar. Boş derim. Devam edin siz dedim. Bunlar sözde beni çözüyorlar. Kendi kendilerine cemaatin içerisindeki çürük domatesleri beni tanıttılar. Hiçbirisi de yok şimdi içimizde. Merak etmeyin. 28 Şubat'ta ayrıldı onlar. Amel defterlerini ayırdılar. Hani geçen gün İzmit'te sohbet vardı ya. Hani kimisi ne?
Siccin. Siccin olanlar ne? Amel defteri kötü olanlar. Onlar diyor bir hadisleri çok hoşuma gitti. Muhteşem. Diyor iyi amel işlemiştir. Onu diyor melekler öldüğünde ruhunu alırlar götürürler diyor. Birinci kat semaya. İki, üç, dört, beş, altı, yedi. Semadaki hep melekler onu methederler diyor. Ama yedinci kata gelir diyor. Oradan yukarı çıkmaz. Allah diyor hitap eder. Der ki, hey melekler siz gördüğünüzü yazdınız. Oysa Allah onun kalbini bilir. İçini bilir. Atın onu siccine. Neden? O ihlas ve samimiyet değildi. Gösteriş için yaptı. O haindi.
O minnetin parası için, pulu için, makamı için, mevkisi için. Herhangi bir şey için yaptı. Kimisi de diyor. Yine ruh yükseliyor ya. Kimi ruh da yükselir. Melekler ona hep böyle kötü söylerler. Kötü nazar ederler. Yukarı kadar çıkar yedinci kata kadar. Hep melekler onu kötüler ama. Her katta. Allah der ki diyor. Onu illiğine götürün. Ne der? Ey melakelerim. Siz onun hep baktınız, eksik ve yanlışlıklarını gördünüz. Ama onun kalbi Allah'laydı. Onu illiğine yükseltin der diyor. O yüzden siccinse Allah bizden uzak eylesin. O yüzden bizim içimizde de siccim barınmaz zaten. Ne yapsın gelecek burada çile çekecek, rutubetti, kokuydu ne güzel.
İşte ne bileyim. Bakacak. Burada fakiri, zengin, hain yerde, herkes yerde oturuyor. Ondan sonra. Bak terlemen var mı içinizde? Yok. O yüzden Cenab-ı Hakk'a hamd ediyor. Böyle yaşadığımıza hamd ediyor. O yüzden hiç korkum, çekintim yok. Tamam. Soğuk. Ben büyük bir güç olsaydım ve böyle bir hareket yapmış olsaydım Türkiye'ye karşı, eğer koparamadığım başı tekrar koparmak için gayret gösterebilirdim. Bunun arkasını nasıl olarak tahmin ediyorsunuz veya ne gibi bir düşünceleriniz vardır? Türkiye'yi, ülkemizi, insanlarımızı yakın tarih içinde ne öneriyorsunuz veya ne bekliyorsunuz?
Nasıl bizi aydınlatabilirsiniz? Bu yakın dönemdeki ilişkiler nasıl olacağı belli değil. Yani içeride henüz hala daha devletin kendisini garantiye almak için CIA'nin bir aile ajanını yakaladılar. Bana öyle geliyor. Yani böyle bir yerden duyun falan değil. Kalbime gelen. Ben ilk o günden beri aynı şeyi söylüyorum. Bu iş böyle Türkiye'deki yapılanmayla kolaycacık olacak bir şey değil. Muhakkak içeride CIA'nin ajanları, CIA'nin askerleri vardı. Ama komuta kademesinde. Fakat bu noktada devlet hızlı hareket edip yakalayabildiklerini yakaladı. Kaçanlar kaçtı veyahut da bir yerlerde saklanıyor. Amerikan konsolosluğunda saklanabilirler.
Mısır konsolosluğunda saklanabilirler. Birleşik Arap Emirlikleri konsolosluğunda saklanabilirler. Bunlar yurt içinde herhangi bir konsoloslukta bunlar saklanıyor olabilirler. Bunlar benim tahmini analizlerim. Ve bu saklanan CIA ajanları veya orada bulundurulan CIA ajanları veyahut da devletin elinde tutukladığı. Yani mesela işte bir askeri hareketlenme olan yere özel harekatçılar halk avlukayı aldı.
Özel harekatçılar da içeriden girdi. Komuta merkezini aldı. Veya komuta merkezinin içerisinde o yabancı unsurları da aldılar. E aldı götürdü hepsini de iyi bu ne Tuggeneral bu ne Yüzbaşı bu ne Binbaşı bu kim? Bu George. George olunca telefon Milli İstihbarat girdi. Tahmini konuşuyorum bunlara. E o zaman Milli İstihbarat aldı George'u. George İstihbaratın elinde. E orada George çıktı öbür tarafta Hans çıktı. George'u anladık Hans ne? E sen ne? Aa o da işin içinde var. E George de var. Hans var. Aa bir de ne çıksa iyi.
Yasef de var içinde. Adı Yusuf ama Yasef. Yasaf da çıktı içinde. Yerli Yezidiler yetmedi. Bir de George, Hans, Yasef onlar da var. Tahmin eyip bunlar. Onları da aldı. MIT topladı onları şimdi. MIT zaten biliyordu. E şimdi bir de bu tarafı var. Ben öyle bilmediğine inanmıyorum ben. Ben bilmediğine inanmıyorum hiç. Ben uyandırmadığına da inanmıyorum. Benim kendi inanışım kendime ait. Söylersem beni de götürürler diye korkmuyorum ondan değil. kendimce devletimin bir işi böyle dillendirmek istemiyorum.
O yüzden yazıyorum Twitter'da bu derin devletle iftihar ediyorum diye. Yani benim tahmin edemediğim bir şeyler yaptılar. Muhteşem işler yaptılar. Hala da yapıyorlar. Yani o böyle işin goy goy o. Yok haberi varmış da yok yokmuş da yok enişte aramış da yok öbürkü de eşten dosttan duymuş da inandım ben de ben de inandım.
Öyle göründüm tabi. İşi bozmamak lazım ilk etapta. Bir yerden bir işaret fışkırtırsın büyü bozulur. Bozmayacaksın. Bunlar işlerini yapacaklar. Milletin sokağa çıkıp sokakları meydanları zapt etmesi onların işlerini rahat yapması içindi. Sokaklar, meydanlar sivil milislerin işi.
Siviller sokakları meydanları sıkı tutacaklar. Öyle tank, top böyle bir yerden bir yere gidemeyecek. Herkes faaliyet halinde filanca yerde bir hareketlerle olmuş. Hüro millet gidiyor oraya. Fark ediyorsunuz değil mi? En güzeli de şey Tatvan'da mı? Nerede? Küreklerle gidiyor millet. Tatvan'da değil mi? Tatvan'da. Öyle değil mi? Tatvan'da değil mi? Erzurum'da mı olmuş? Erzurum'da kadınlar kazmalarla gitmişler. Evet. Ben internette gördüm. Tatvan'da bütün herkes kürekleri almışlar. Tatvan'da orada bir askeri birlikte bir hareketlenme var diye. İnternette gördüm. Şeylerle, küreklerle gidiyorlar.
Tankın karşısına kürek de çıkacak millet. Bizde böyle bir millet var elhamdülillah. Islık lan F-16 düşürüyor. Tişortunu çıkarıp tankın egzozunu tıkayıp tankı çalıştırmıyor. Bizde böyle bir millet var. Hem kendileri okuttular. Kurtuluş Savaşı'nda tarayla, baltayla, kazmakla, kürekle, İngiliz'ini, Yahudis'ini, Fransız'ını, İtalyan'ını denize döktü diyorlar. Lan siz kendiniz söylüyorsunuz, kendiniz okutuyorsunuz. Ya ahmaklar, bu millet tükürükten Amerika'yı boğar. Tükürük çok kuvvetlidir bizim milleti. Daha tükürüğe geçmedi bizinkiler. Tükürseler dünyayı batırırlar. Daha andraman bizimki.
Ya anında telefona gerek yok. Ya ne olacak tankı durdurmak bizinkiler için basit bir şey. Adam tankın tepesine çıkıyor. Ne diyor? Polis soruyormuş. Bunu kullanabilir misin? Kullanırım diyormuş adam. Demiş bak. Kendi askerinin kendi tankınla askeriye basıyor polis. Demiş yalnız şehit olmak da var. Ben bunun için geldim demiş adam. Sen adamın üzerine bir polis yerle tankın başına güldür güldür güldür güldür tankın çıktığı yere bunlar tekrar gidiyorlar fethetmeye. E şimdi bunun böyle devam etmesi lazım. Neden? İşlerini bitirecekler. E şimdi topladılar. E siyayı ajanları, Mossad'ınki, İngiltere'ninki, Alman'ınki topladılar.
Hepsi de bizinkilerin elinde şimdi. Bizinkiler bacak bacak üstüne attılar, tespit çeviriyorlar şimdi. Şimdi pazarlıklar devam ediyor bildiğim kadarıyla. Bu arada da Cumhurbaşkanı bütün herkese toparladı, muhalefeti de aldı koltuğunun altına. Dedi ki gelin pazarlıklar devam ediyor. Çatlak ses çıkarmayın, bir operasyonda size yaptırmayın. Bir anda koltuğun altına girmeyen darbeci olabilir. Bir anda. Bir anda ha. Cumhurbaşkanı'nın bir kelimesine, hatta kelimeye gerek yok, işaretine bakar. O da darbeci olduğu anda o da zaten sıfırı tüketir. Ama zaten buna gerek yok.
MHP o Türkiye'nin derininin de derininde olan akil insanları dinler. Hani bunu seçimlerden önce demiştim ya size. Açıkça. MHP'ye birisi telefon açar. Koalisyon yap, yapar. Hiç sıkıntı yok. Herhangi biri, malumdur o birileri, telefon açar. Alayına gider yap der, alayına gider yapar o. Ondan sonra da seçime gider. İlk açıklamayı kim yaptı? Devlet Bahçeli. Devlet Bahçeli yaptı. Herkesten önce. Herkesten önce. Ne dedi? Darbeye hayır. Birinci ordu komutana ne demiş? Cumhurbaşkanına?
Beni Devlet Bahçeli'ye sor demiş. Beni Genelkurmay Başkanı'na sor demiyor. Doğru yanlış söylenen bu, yalanlanmadı da bu. Kime sor demiş? Devlet Bahçeli'ye sor demiş. O zaman öyle kendi kendine sen ülkede darbe yapacağım diye darbecilik oynama ya. Seni böyle darbe yapmaya kadar, çeşmeye kadar, dereye kadar götürürler. Sen de oh dereden suyu içeceğim dersin. Toplanırsınız hepinizde sinek gibi. Ondan sonra re, psss. Hepinizi çökertirler oraya. Anladınız? Devletin elinde amel defteri. Şunu yapıyorlar.
İyi. Bundan sonra bunu yapacaklar. Bundan sonra da bunu yapacaklar. Ondan sonra da bu geri zekalılar. Ne o darbe yapmaya kalkacaklar. Açın yolunu. Yol açıyorlar. Ne yapıyorlardı Orta Asya'dan itibaren Türkler? İstihkamı kuruyorlar. Karşıdaki kimse saldırıyor. Ortası geri çekiliyor boyuna. Habire geri çekiliyor. Habire geri çekiliyor. Onlar geldikçe geliyorlar. Daha kuvvetli geliyorlar. Öndeki birlikler kaçıyorlar geriye. Mevzileniyorlar. Öndeki birlikler tekrar geriye çekiliyor. Da da da … geri çekilme borusu. Öbür günlerde güldür güldür geliyorlar. Geliyor, geliyor, geliyor, geliyor.
Ordu'nun arkası kaldı mı, kalmadı. Herkes toplandı mı, toplandı. Ondan sonra hilali kapatıveriyor. Ondan sonra bir tane çekiyor. Kocaman bir filama. Buradan çıkış yok. Ondan sonra salıyor. Yalın ayak, baldırı, çıplakları. Hem de onları kimlere boğduruyor biliyor musunuz mu? Yalın ayak, baldırı, çıplaklara boğduruyor. Onlar bir giriyorlar böyle, kılıca gerek yok artık. Tokattan öldürüyorlar. İbret aleme ters oluyor. Diyorlar ki, baldırı, çıplaklar bizi perişan etti. Bak, elinde kılıç olan, ok olan, şu bu olan değil ya.
En ağır gelen şey o. Bu sefer ne yapıyor? Sivrisineklere, fil, sivrisineklere filleri boğduruyor. Bu Türk milleti, Orta Asya'dan beri çok fena ya. Bunların içlerinde böyle ta derinlerinde, derinlerinde. O var ya aksakallılar. Bu aksakallılar. Muhteşem işler yapıyorlar. Bu aksakallılar kadar muhteşem iş yapan insanlar yok. Bakıyorlar, Selçuklu gidiyor, aksakallılar Osmanlı'yı kurduruyorlar. Muhteşem. Bakıyorlar, bu aksakallılar Osmanlı gidiyor, bir tane Türkiye Cumhuriyeti kurduruyorlar. Bu aksakallılar var ya, gaybden ilahi ilim alıyorlar.
Bu gaybden aldıkları ilahi ilmi bir şekilde fiilyata sokuyorlar. Bunlar birbirleriyle çok iyi anlaşıyorlar. Bunları da bir türlü bulamıyor ahmaklar. Bu ahmak bozuntuları, bunları bulsa, bunları görse, asıl darbeye onları yapacaklar. Onlara ama bunlar ahmak olduklarından o derinlere nüfuz etmiş olan o aksakallıları bulamıyorlar.
Bulamayınca bu aksakallılar işleri güçleri yok, darbeye nasıl darbeyle karşılık verilir diye hesap kitap yapıyorlar. Ondan sonra da hiç umurmadık zamanda, umurmadık bir yerde bütün herkes hüra, boğu eriyorlar ortalığı. Muhteşem iş yapıyorlar. Muhteşem bir hazırlık olmuş. Bu aksakallıların ve ekibinin elini öpmek lazım. Muhteşem iş yapmışlar. Sanat böyle büyük bir sanat. Büyük bir sanat bu. Bu böyle bunu bir ne o proje, bunu böyle bir herhangi bir harp planı, bu herhangi böyle o kırmızı apoletlilerin yapabileceği stratejik bir plan değil bu. Bu bir sanat eseri.
Böyle fırçayı atarken zevkle atılmış. Böyle protipler çizilirken büyük bir itinayla çizilmiş. Kim, nerede, nasıl davranacak? Yani müthiş bir şey. Tesbih tanesi ardı ardına itinalı bir şekilde dizilmiş. Herkesin vazifesini itinalı bir şekilde yapıyor. Hiç şey yok. Ne o? Sapma yok. Muhteşem bir senaryo, muhteşem bir şey. Hani diyor ya, Hollywood filmleri gibi diye. O Hollywood'u seyretmiş, Orta Asya'yı seyredeydi. O zaman görüldü bu işin Orta Asya filmi olduğunu. O garibim Hollywood'dan yatıp kalktığından diyor ki ancak Hollywood filmi gibi yapmışlar bunlar diyor. Değil. Bu bir Orta Asya filmi. Bu ta Orta Asya'dan süre gelen bir film.
Bu bitmiyor. Bunun senaryosu tazeleniyor, yenileniyor. Figürler değişiyor, protipler değişiyor. Kimler hangi rolü üstlenecek? Bu roller harika dağıtılıyor. Herkes rolünü bir tamam işledi. Bu dergah da yaptı rolünü. Cenab-ı Hak hamdolsun. Bu dergah da vazifesini bir tamam yerine getirdi. Hamdolsun. Muhteşem o resmin içerisinde, yani bizim de bir payımız varmış orada figüranlık olarak. Ama olsun varsın. Figüran olarak orada bulunmak daim büyük mutluluk. Ve mutluluktan var ya, 118 köşeyim böyle. Böyle o kadar mutlu. Bu son zamanlarda, yaşım 55 benim. Yani bu siyasi olayların içerisinde bu kadar mutlu bir şekilde dolaştığım zamanlar yok. Kendimce yarınlara daha güvenli bakıyorum, daha ümitli bakıyorum.
Kendimce yarınlar için daha ümit varım. Devletim için, milletim için çok ümit varım. Gerçekten. Muhteşem üstü bir iş oluyor. Bunun böyle devam etmesiler. Bu bir. İkincisi, ne olur? Bunun intikamı var. Yani bu CIA bozuntuları, bu Yezidi bozuntularıyla beraber bir şeyler yapmayı planlayacaklar. Ama bunu çok içeriden beklemiyorum artık. Ya bu olursa dışarıdan olur, açıktan savaş olur. Bu olursa da dışarıdan olur, açıktan savaş olur. Bu nereye kadar bunu yapabilirler, yapamazlar? Veyahut da Güneydoğu'dan, PYD, PKK, işte oradaki ne bir sürü isimler var ya, alfabede harp bitti, yarın öbür gün bir isimden bir şey daha kurarlar oraya.
Oradan, onu da içeriden beklemiyorum. O da dışarıdan bir şekilde böyle bir şey yapabilirlerse, açıktan yapabilirler diye düşünüyorum. Başka içeriden bir şey olacağını tahmin etmiyorum. Suikast yapabilirler. O zaten her zaman için o tehlike var. Zaten söz konusu olan Cumhurbaşkanı ile alakalı. Onlar diyorlar ki Cumhurbaşkanı'nı öldürürsek veyahut da bir şekilde onu hizaya getirirsek, yerine de yine böyle AK Partililerin, ya işte ne yapalım olabilir diyeceği bir Cumhurbaşkanı getirmeleri lazım.
Yoksa öbür türlü de millet onu beğenmez, onu istemez. Onu da milletkenen oturmaz oturduğu yerde. O yüzden tehlikeli işler bunlar. Böyle bir şey yaparlarsa, açıktan savaş olur, öyle bir tehlikeyi göze alırlar mı? Alırlar, ben göze alabileceklerine inanıyorum. Ay yuka çıktıktan sonra. Ay yuka çıktıktan sonra alabilirler. Yani şu anda belki de Türkiye ile anlaşıp tamam biz saldırmayalım, siz de saldırmayın. Şu bizim ajancıklarımızı verin. Böyle bir anlaşma da olabilir. Çünkü Türkiye'nin elinde şu anda bir hayli koz var. Bir hayli koz var ellerinin Türkiye'nin elinde. Bir hayli koz var.
Türkiye şimdi sınır dışına çıkarılan para trafiğini çözdü. Bu paraların banka hesapları üzerinden nerelere gittiğini çözdü. Terörle bağlantılı uluslararası anlaşmalar var. Teröristlere gönderilen paraların el konulması, hesaplarının dondurulması var. Bunların daha işin içerisinden arkası daha çok gelecek. Buna üç ay yetmez. Milleti şimdi kalayana getirmemek için üç aydan önce de kısa da sürebilir diyorlar. Eğer üç aydan kısa sürerse demek ki tam donanımlı amel defterlerini bunlar hazırlamışlar. Yeni gelen amel defterlerinden alacakları bir bilgi yok demektir. O da olabilir. Yıllardan beri hazırlanıyorlar çünkü onlar da.
Amel defterleri ellerimde dolu onların ama yetmez daha arkası da daha yeni bulunan amel defterleriyle yeni bulunan unsurları da ekleyip bir şey yapacaklarsa o zaman bu üç ay yetmez. Ama yok daha yapacaklarsa hani bir hazırsa o zaman bu üç ay yeter. O yüzden kendimce tehlike bekliyor muyum? Evet. Ben tehlikeyi dışarıdan bekliyorum. Örneğin Kıbrıs'a saldırabilirler. Kuzey Kıbrıs'a bir saldırı söz konusu olabilir. Bir bakmışsınız bir sabah Kuzey Kıbrıs'a saldırı olmuş. İşte ilerliyorlar Kuzey Kıbrıs'a doğru. Türkiye'ye müdahale etmek zorunda kalırız. Bir bakmışsınız Güneydoğu'dan bir saldırı olabilir.
Bu beklenen bir şey ama şeytanın görme dediği yer. Kuzey Kıbrıs'ta bir sabah uyandığınızda bombalanıyor olabilir Kuzey Kıbrıs gibi ders vermek isteyebilirler. Veyahut da bir gemi filo olarak giderken uzaktan kumandalı roketlerle batırılabilir ders vermek için. Örneğin F-16'ları uçarken dışarıdan kumandalı yine F-16'ları düşürebilirler. Yapabilirler bunları. Öyle şey değil yani uluslararası denklemde düşünülecek olursa yani bu konsansüs açıktan bizi bombalayıp açıktan bize böyle eylemler yapabilirler. Sonunda da özür dileriz yanlışlık da oldu derler. Oradaki bir yüzbaşıdan yanlış kodlama olmuş böyle bir şey olmuş derler. Bunlar böyle şeyler yapıp bunlar çünkü yani tabirimi af görün ama bunlar böyle şey ne o cibilletsiz hain insanlar her taraflarından batıdan başka bir şey beklemek mümkün değil.
Yani kaldırırlar uçak gemilerinden işte F-16'larını savaş uçaklarını bir yeri aniden bombalayabilirler. Bombalayacakları zaman da gidip o içerideki bu Yezidi varsa da kalıntıları o Yezidi kalıntılardan yardım alabilirler. Uçakları kaldırırlar, uçakları kaldırırlar, yapabilirler bunları. Çünkü o Yezidi içeride varsa kalan daha gizli kripto Yezidi kalıntıları onları harekete geçirip onlara da bir şeyler yaptırabilirler.
Veyahut da içeride sivil olarak kamikaze gibi ahmaklık yapacak olan insan çok onlara bir şeyler yaptırabilirler. Çünkü aptallığın sonu yok, ahmaklığın sonu yok. Rabbim muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak muhana kadar muhafaza etti bundan sonra da muhafaza etsin. Böyle bir ipten aldı döndürdü ki Cenab-ı Hak'a hamdolsun. Cenab-ı Hak bundan sonrasında inşallah selamete erdirsin inşallah. Selamete erdirecek akıl, fikir, kalp nasip eylesin. Selamete erdirecek feraset nasip eylesin. Bu tip meselelerde böyle çok güvenli olup da hani yaparız, kırarız, dökeriz demenin de bir anlamı yok. Şu anda tehlike bertaraf edildi. Sükunete erip bu meselede rolantiye inip ama güvenlik açısından üst düzeyde durup bu meseleyi iç bir mesele olarak görüp sükunetle gitmekte de fayda var.
İnşallah. Sizin için uyku, yemek, yemek, internet, para bu gibi en çok gaflete düştüğümüz konular ne ifade ediyor? Bunlar gençlikte böyle bir sanki lazımmış gibi gelir gençlere bir amaç olabilir bir müddet. Gençler için söylüyorum. Sonra bunlar araçlığa dönebilir. Bunlar böyle insanların imtihan edildiği şeyler. Ama belli şeyleri yaşayanlar için bunlar böyle işte olması gereken, oluyormuş gibi görünmesi gereken şeyler. Bunları bakış açınız ve ihtiyaç olarak düşüneceğiniz nedir? Hakkınızı helal edin. Bu biraz fazla abartılı gelebilir. Ben bir şeye ihtiyaç olarak görmedim hiç. Bu böyle ama yani İslam öncesi de böyleydi.
Benim kendi nefsim için ben bir şeye ihtiyaç olarak görmem. İş lazım mı? Evet işte annem var, kız kardeşim var. Ondan normalde işte bir şekilde bakılıp, görülüp, gözetilmesi lazım. Bu yüzden lazım. Öyleydi. Ama ben kendi nefsim açısından ben hiç bugüne kadar kendim için bir şeye ihtiyaç olarak görmedim. Hakkınızı helal edin. Böyle çok konuşmak istemiyorum ama yani böyle abartıymış gibi. Ama insanlar sorumlulukları var. Evliyse eşi var, çocukları var. Değilse erkekler olarak annesi babası var. Hepimizin hayatında sorumlulukları var. Veya biz sorumluluk almışız. Bu sorumluluklarımızı yerine getirmekle mükellefiz. Ya sorumluluğu almayacağız üzerimize ya da o sorumluluğu yerine getirmekle mükellefiz.
Bunlarla ilgili ölçümüz nasıl olmalıdır? Bu noktada insanlar sorumluluk aldıysa o sorumluluklarını yerine getirecekler. Hocam İslam'da rabıta nedir? Bazı kişilere göre rabıta açıkça şirk de diyorlar açıklar mısınız? Bir kimsenin bir şeyi sevmesi ve kendini ona teslim etmesi. Ben rabıtaya bu açıdan bakıyorum. Bir kimse Kur'an ve sünneti sevdi kendini ona teslim etti. O hep bu noktada ribat halinde. Yani ne? Hareketlerine, tavır ve davranışlarına Kur'an ve sünnetin çizgisini aşmayacak. Üstadıysa üstadını seviyorsa üstadının adaf ve erkanını aşmayacak. Her hayatın alanında, yaşamın bir parçasında orayla alakalı bir hukuk vardır.
Bir adaf ve erkan vardır. Sen o bulunduğun noktada, bulunduğun dairede oranın adaf ve erkanını korumak. Rabıtayı böyle görüyorum. Ben sizin konuşmalarınızı, duruşunuzu, hitabetinizi, dine bakış açınızı çok beğeniyorum. Lakin size bağlı değilim. Geçen günlerde bir arkadaş şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır dedi. Bu sözün maksadı nedir? Bu bir rivayette zayıf hadis olarak geçer. Ama bu sufiler için kimisi Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin sözü der. Bir sufi sözü olarak kabul edilir. Bu böyle daha önce bir üstad olmuş, bir şeyhi olmuş. Ondan sonra da o şeyh vefat etmiş veyahut da işte bir şekilde o kimse şeyhten feragat etmiş, ayrılmış. O kimse muhakkak yine bir şeyhi intisap etsin.
Veyahut da o kimse bu yolda yürüyecekse bir üstada intisap etmesi gerekir. Sufilik yapacaksa, kalp tezkiyesiyle iştigal edecekse onu muhakkak bir üstada ihtiyacı var. Bu manada söylenmiş bir söz. Bu herkese şumul bir söz olarak kabul etmiyorum bunu. Herkese, herkesin içine kapsayacak bir şey değil bu. Bir kimse kendince Kur'an ve sünnete tabi olur, iman eder, ibadetlerini yapabildiği yere kadar yapan, haramlardan uzak durmaya çalışır, o da cennete girer. Yani illaki bir şeyhi intisap etme zorunluluğu yok. Ama ben biraz daha ilerisini istiyorum, biraz daha derinini istiyorum, biraz daha farklı olmak istiyorum diyorsa, o zaman bir sufi yolunda gideceğim. Çünkü yolu inkar etmek mümkün değil. Böyle bir yolda gideceğim diyorsa bir üstada ihtiyacı var. Bu mesele o açıdan bakıyorum.
Artık dua bile edemiyorum diyen bir kardeşe esma vermiştiniz İzmit sohbetinizle. Aynı durumda olan herkes bunu çekebilir mi? Çekebilir. Çekebilirsek ne kadar süre devam etmeliyiz? Çekebildiğiniz yere kadar çekin, devam edin. Allah'ı zikir. Yani bir kimse dua edemiyoruz dediği zaman bu gerçekten sıkıntılı bir şey. Dua edin, duanıza icabet edeyim. Ayet de sabit. O yüzden dua etmek farz, ibadet yani. Fars, arz, dua etmek. O yüzden bir kimse kendi kendine ya Rabbi beni affeyle bile diyemiyorsa sıkıntı var bunda. Yani bir kimse namaz kıldığında ya Rabbi beni affet, ya Rabbi benim ibadetlerimi kabul et. Veyahut da işte kendince Cenab-ı Hak'tan bir şey istemiyorsa sıkıntı var.
Dua edemiyorsa sıkıntı var. İsteyim, emir. Bak isteyim, emir. Allah'tan isteyim, emir. İste, kendine istemeyebilirsin. Arkadaşına iste, eşine iste, çocuklarına iste, etrafına iste, ülkene iste, memleketine iste, İslam dünyasına iste. Allah bizi Cenab-ı Hak'tan her daim isteyenlerden eylesin. İyyâkena büdü, iyyâkena steyin. Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz. Ya Rabbi bizlere yardım eyle. Ümmet-i Muhammed'e yardım eyle. Memleketimize yardım eyle. Germiş kardeşlerimize yardım eyle. Katından meccanen ihsan eyle. Katından meccanen memleketimizi muhafaza eyle. Katından meccanen memleketimizi idare edenlere hayırlı akıl fikir nasip eyle.
Meccanen hayırlı kararlar almayı nasip eyle. Meccanen onlara hayra döndür. Meccanen hayırlı kapılarımızı aç. Meccanen hayırlı rızık kapılarımızı çoğalt. Meccanen hamdini yükseltenlerden eyle. Meccanen hamdini arttırdıklarından eyle. Meccanen zikrini arttırdıklarından eyle. Meccanen sana yaklaşmayı arttırdıklarından eyle. Meccanen kendine yaklaştırdıklarından eyle. Meccanen habibine muhabbet besleyenlerden eyle. Meccanen habibini sevenlerden eyle. Meccanen sana aşık olanlardan eyle. Arkadaşlarımızı sana aşık olanlardan eyle. Dostlarımızı sana aşık olanlardan eyle. Kardeşlerimizi sana aşık olanlardan eyle. Akrabalarımızı sana aşık olanlardan eyle.
Evlatlarımızı sana aşık olanlardan eyle. Bütün alışveriş ettiklerimizi sana aşık olanlardan eyle. Selamlaştıklarımızı sana aşık olanlardan eyle. Muhabbetleştiklerimizi sana aşık olanlardan eyle Gelecek zürriyetlerimizi sana aşık olanlardan eyle Ey merhametlilerin en merhametlisi bizlere merhamet eyle Duvarlarımıza merhamet eyle Temeslerimize merhamet eyle Yücutlarımıza merhamet eyle Hayatlarımıza merhamet eyle Bizlere merhametli olanlardan eyle Gönlünden merhamet akanlardan eyle Bizleri merhametsizlikten uzak eyle
Merhametsizlerden uzak eyle Merhametsizlerin de gönüllerine merhamet eyle Onların gönüllerine merhamet layık değilse yakışmıyorsa Bizleri onlardan uzak eyle Bizleri merhametsizliklerden uzak eyle Bizleri merhametsizlerden uzak eyle Bizleri vicdansızların elinde bırakma Bizleri katı kalplilerin elinde bırakma Bizleri kötü sözlülerin elinde bırakma Bizleri kötü bakışlardan muhafaza eyle Bizleri lanetlenmişlerden olanlardan uzak eyle Bizleri lanetlilerden uzak eyle Meleklerin lanet ettiklerinden uzak eyle Göktekinlerin lanet ettiklerinden uzak eyle
Yerdekinlerin lanet ettiklerinden uzak eyle Bizleri lanet ettiklerinden uzak eyle Ey merhametlerin en merhametlisi bizleri illiğinde eyle İlliğinde olanlara dost eyle İlliğinde olanlarla beraber eyle Amin Amin Diyen dillerimizi narı cehennemden azat eyle Amin Dillerimizi senin zikrinle ıslandır Amin Gönüllerimizi senin zikrinle süslendir Amin Hayatımızı senin zikrinle sonlandır Amin Rabbil alemin Bismillahirrahmanirrahim
Vel asre innel insane lefihus İllellezine amenu ve amelus salihati Ve tevasav bilhak Ve tevasav bil sabr Sadakallâhul azîm Subhâne rabbike rabbil izzete ammâ yâsifûn Ve selâmun alel murselîn Velhamdülillâhi rabbil âlemin Subhâne rabbiyel alîn alel vâhâ Amin Amin Habibullah Salâtu vesselâm aleyke ya nebiyyallâh Amin Salâtu vesselâm aleyke ya hayrâ hâlkıllâh Amin Salâtu vesselâm aleyke ya nur-i arşîllâh
Amin Amin Salâtu vesselâm aleyke ya seyyid evvelîn vel-i ahirîn Amin Velhamdülillâhi rabbil âlemin Amin Amin Ya Rabbi hatalarımızı, küsurlarımızı, noksanlıklarımızı affeyle Amin Ya Rabbi günahlarımızı affeyle Amin Sen affetmeyi seversin bizlere affeyle Amin Amin Mümleketimizin başına tuzak kuranların tuzaklarını kendi başlarına makus eyle Amin Ey zafer sahibi, zaferin sahibi sensin.
O zaferi bizlere muzaffer eyle. Zaferlerinle bizleri muzaffer eyle. Gönüllerimize ilham eyle. Kalplerimizi kendi yönüne çevirdiğin kalplerden eyle. Memleketimizin Müslümanlarının gönüllerini doğruya çevir ya Rabbim. Hikmetine ve hakikatine çevir ya Rabbim. Doğruda ve hakikatte birleştir ya Rabbim. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapıştır ya Rabbim. Kur'an ve sünneti sımsıkı yapıştır ve yaşattır ya Rabbim. Yaşayanlardan ve yaşatanlardan eyle ya Rabbim. Bizleri kafirlerle dost eyleme. Bizleri Yahudilerle dost eyleme. Bizleri müşriklerle dost eyleme. Müsliklerin hainliklerinden bizleri uzak eyle. Kafirlerin hile ve desiselerinden uzak eyle. Yezidilerin hile ve desiselerinden uzak eyle.
Memleketimizin başına çorap örenlere fırsat verme. Memleketimize kötülük ve ihanet edecek olanlara fırsat verme. Onları kendi karanlık inlerinde çökert ya Rabbim. Kendi karanlık odalarında dağıt ya Rabbim. Bunları para kendi eyle ya Rabbim. Bunları felç eyle ya Rabbim. Bunların gözlerini kör eyle ya Rabbim. Bunların kulaklarını sağır eyle ya Rabbim. Ellerinin ayaklarını tut ya Rabbim. O hainler hareket edemeyecek hale gelsinler ya Rabbim. İbrahim'in hanımına elini uzatan müşrikler gibi elleri kurusun ya Rabbim. Mahremize mahremlerimize ellerini uzatmaya çalışanların ellerini kurut ya Rabbim. Gözlerini uzatmaya çalışanların gözlerini kurut ya Rabbim. Gönüllerini çevirecek olanların gönüllerini kurut ya Rabbim.
Mahremlerimizi sen muhafaza eyle ya Rabbim. Sen ne metin kalasın, senin kalana sığındık ya Rabbim. Bana sığınanlardan eyle ya Rabbim. Allah muhafaza ettiklerinden eyle ya Rabbim.
Gönüllerimizi muhafaza eyle ya Rabbim. Allah muhafaza eyle ya Rabbim. Muhafaz eyle ya Rabbim. Müskülatlarımızı hal eyle, sıkıntılarımızı def eyle, kurşlarımıza edalar nasip eyle, eşleri olmayanları eş nazip eyle, eşleri olmayanları hiç nazip eyle, sıkıntıda olanları def eyle, sıkıntılarını yara, hastalıklarımızı hayırlı şifa nasip eyle, Ver murat olanların muratlarına hal eyle, muratlarımızı hal eyle, muratlarımızı hal eyle, muratlarımızı hal eyle,
Eşimizi dışımızı nur eyle, önümüzü arkamızı nur eyle, sağımızı solumuzu nur eyle, nefeslerimizi nur eyle, son nefesimizi nur eyle, Nur'dan minberleri oturtturdun kullarından eyle, Nur'dan elbiseler giydirdin kullarından eyle, Nur'dan tacile taşlandırdın kullarından eyle, Hacı Mehmet Arkadaşlar, cuma günü akşam, yarın akşam, cepheye sema ribatı yapacaktık.
Ama yarın akşam çok doluymuş. O yüzden, Hacı Cafer, cumartesi günü dersten sonra olur, bilir mi dedim, ben de olur o zaman dedim. Cumartesi günü, tekkedeki dersten sonra, inşallah, tekkeden derlenip, toparlanıp, Fomara meydanına gidip, inşallah, ribatımıza devam edeceğiz. O yüzden kardeşler, Çanakkale cepheye sema özgünlüğünde hazırlıklı olarak gelsinler.
Yöresel kıyafetler, zevbi kıyafetler olarak, inşallah herkes, tekkede zannediyorum işte 12, yarım gibi hareket ederiz. Oradan Fomara'ya gidip, orada müsaade ederlerse, bir küçük konuşma etmezlerse, dua edip, inşallah oradan, Allah izin verirse, ayrılacağız. O yüzden, kardeşler, gelebilenler, inşallah gelmeye gayret etsinler. Haklarınızı helal edin. Ne olsun.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.