Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 31 Temmuz 2016 · 1:04:45
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır eylesin. Cenab-ı Hak gönlüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Kendi kendimize zikir çekebilir miyiz? Evet. Günlük dersim var, bazen de aklım esiyor, değişik esmaları zikrediyorum, bunda bir sakınca var mı? Hadis-i şeriflerin haricindekilere sayı koymak sakıncalı. Hadis-i şerifle sabit olan varsa sayılı bir şey, o yüzden öyle çekilebilir. Geri kalanları inşallah sayısız çekebilirsiniz. Bazı düşünürler, eskiden birisi polis olacağında, emniyet mi bu? Emniyet mi? Emniyet mi? Emniyet ve ülke ocakları ile iş birliğinde oluyor. İlke ocaklarının zayıflaması ile bu boşluğu paralel doldurdu.
Devletin çoğu kurumlarında bir boşluk oldu. Bundan sonra bir sıkıntı doğabilir mi? Sizce ülke ocakları, MG ve Alper'in ocakları güçlenmeli midir? Bizler bunlara karşı nasıl uyanık olmalıyız? Devletin değişik zamanlarda, değişik pozisyonlarda, almış olduğu değişik pozisyonlar var. 12 Eylül'den önce işte MC hükümetleri geçerse, içinden 3-5 tane ülkücü alırlardı. İşte normalde bu tip şeyleri dengelerdi devlet önceden. Ama son dönem dediğiniz doğru, bu denge bozuldu. Bu denge bozulduktan sonra bunun yerine şey aldı, bugün adına paralel dediklerdi, bu örgütlenme aldı. Ama tabii sonunda devlet bundan da ağzının payını aldı. Sonuçta ülke ocakları da, işte ne bileyim MGV'de, bu ülkenin içi dışı meydanda, ortasının ne o, her şey meydanda.
Bu ülkenin kendi içerisinde muhafazakar yapının yapılanmalarıydı. Ama bugün için bu söz konusu olan, darbe yapmaya teşebbüs eden oluşum, bunu biraz ne o, bozdu. Bunda da vardır bir hayır. Cumhurbaşkanımızın çok sık dile getirdiği kaderin üstünde bir kader var. Dediği herkesin kader anlayışı farklı mıdır? Farklı değil. Dediği doğru, kaderin üzerine bir kader vardır. Aslında Arabi'nin kader ekolini söylüyor. Bu kendi sözü değil, bu Arefni Atasya'nın olması lazım. Sezai Karakoç'un. E Sezai Karakoç da zaten kendisi Arabicidir. O yüzden normalde kaderin üstünde kader vardır sözü.
Arabi'nin kaderle alakalı bir şeydir. Ne o? Kendince inanışıdır. O yüzden Arabi'nindir o söz. Sezai Karakoç'unmuş, bak ondan almış. Bulunduğumuz yerde bayanların mezarlığa gitmesinin haram olduğu söylüyorlar. Annemin, babamın mezarını ziyaret edemezmişim. Ben hadislerle mezarlık ziyaretinin yapılması gereken bir sünnet olduğunu söyledim. Dediler ki kadın yedi tane don giyip gitmeli. Bu enteresanmış. Ölüler, onu çıplak görür yoksa bu doğru mu? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kabir ziyaretiyle alakalı. Mekke döneminde yasaktı. Medine döneminde de bir dönem bu yasak devam etti. Sonra ilk Uhud şehitleri olduktan sonra Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kabir ziyareti.
Bütün ümmete serbest oldu. Ama yasaklanan kadınların kabristanın içine girip kabristanın içerisinde dolaşmaları uygun değildir, caiz değildir. Ama velilerin, mürşidi kamillerinin kabri şerifleri ziyaret edilir. Zaten genelde de bu velilerin, mürşidi kamillerin kabri şeriflerinin etrafını çevirirler. Yani kabrin direkt içine gitmez hiç kimse. Çünkü kabrin direkt içine, kabristanın direkt yanına gitmek yine o sıkıntıya mahal olacağından dolayı etrafını çevirirler. Kabristanın bulunduğu bölge ayrı bölge oldu. Yani o kimse kabristanı tamamiyetle kabristanın içinde dolaşmadı. O hükmü olduğu için çevirirler. Tabi bunu Vahabi zihniyeti, siz kabristanları ne o ibadethane haline getirdiniz, onlara secde ediyorsunuz deyip bütün kabrin üzerindeki türbeleri yıktılar.
Oysa türbe, o normalde kabristan hükmünden ayırmak içindi, şerhan. Hani burada bir sınır var, burada kabri var ama burada bir duvar var. Arasına duvar olunca kadınlar kabristanı ziyaret etmiş olmuyorlar. Kabristanın içine de girmiş olmuyorlar. Böylece sünneti de yerine gelmiş oluyor. O yüzden ama sonradan tabi bunun bir sürü muhabbet oldu, şey oldu. O yüzden eğer kabristanın duvarı var ya o duvardan içeri girmeyecek kadınlar. Kabristanları ziyaret edebilirler. Biblio olan odada namaz olur mu? Namaz genelde olur ama Biblio olan oda, Biblio bütünüyle bir suret, ruh üflenmiş bir suret ise rahmet meleklere girmez. Namaz olur yine. Dün gece eve dönerken bir an kafamın arkasında bir sesin sustuğunu fark ettim.
Susana kadar sürekli konuştuğunu anlamamıştım. Beynim rahatladı, sonra da yola bakıp ne yapıyorum dedim. Niye yolu böyle gidiyorum da uçmuyorum ya da ışınlanmıyorum. O susan ses dünyayla bağlantımı kuruyor gibiydi. Peki diğer ses nedir? İstediğim zaman susturmam mümkün müdür? Bunları açıklayabilir misiniz? Doktor açıkla yüksek ses ve mikrofonu al. Dün gece eve dönerken bir an kafamın arkasında bir sesin sustuğunu fark ettim. Susana kadar sürekli konuştuğunu anlamamıştım. Beynim rahatladı, sonra da yola bakıp ne yapıyorum dedim. Niye yolu böyle gidiyorum da uçmuyorum ya da ışınlanmıyorum soru bu. O susan ses dünyayla bağlantımı kuruyor gibiydi.
Peki diğer ses nedir? İstediğim zaman susturmam mümkün müdür? Normalde insanlar sadece tek bir ses, tek bir kişilik, tek bir bu noktada obje etrafında kendilerini tanırlar ve tanıtırlar. Eğer ikili bir ses olduğunu fark ettiği anda burada aslında şu. Normalde bizim şizofrenin çok kullandığımız bir kelime onun bir anlamı da çift kişilik demek. Yani aynı bünyede iki tane oluşum, iki tane ses birbirinden farklı olarak farklı düzlemde hareket eden iki tane unsur. Burada şu ilginç, konuştuğunu fark ettim demiyor da sustuğunu fark ettim diyor. Yani normalde biz genelde hani işte bir sesin konuşmasını söyleriz. Burada bir sesin yani sustuğunu fark ettim demesinden de şöyle bir şey çıkartılabilir.
Normalde aslında o sıra semptomatolojik olarak o sıra ortaya çıktığını gösteriyor. Herhangi bir şey yaşamış olabilir, bir stres yaşamış olabilir, bir şey yaşamış olabilir ondan hemen öncesinde. Bu şekilde açığa çıkıyor. Yani aslında susan bir ses yok, o sıra o kendi kendine yabancılaşıyor. Tıbbi olarak durumu bu. Tıbbi olarak başlangıç aşamasında bir psikolojik rahatsızlığa işaret. Şizofreni başlamaydı. Şizofreninin böyle başlangıcı ama Şizofreni değil. Değil babacığım. Şizofrektif dediğimiz bizim bozukluklar var. Yani benzer, şizofrene benzer ama şizofren değil şu anda. Ne öneriyorsun? Valla sizinle çok takılsın babacığım. Yani normalde Bunun ben asperin miyim? Rahatlaması lazım.
Bir yerden patlamış. Su kaçırıyor yani. Bir yerden sızdırıyor. Sızdırıyor. Teşekkür ederim babacığım. İnsanlarda değişik sesler vardır. Bu değişik seslerin zahir olanları vardır. Dışarıdan duyar. Bu duyup organlarıyla duymuş olduğu seslerdir. Bir de ses duyar. Kalbidir o kimsenin. Hani kalbi kulak dediğimiz, o kalbi sesler duyar. Buradaki o sesler normalde genelde insanlar meleğin sesini genel olarak duymazlar. Bunlar da normalde nefis konuşur. Bir de şeytan konuşur. Bu içeriden iç ses dediğimiz şey. Eğer bu kardeşimiz bu iç ses olarak bir şey konuşuyordu diyen nefsin sesi olabilir.
Şeytan genelde bulaşmaz ulaşmaz bu tip böyle vasat noktada olanlara. O yüzden normalde o iç ses dediği şey nefsinin sesi olabilir. Ama yok. Nefsin sesi de insanın normalde böyle kötülüğü istedir. Nefsin sesi de odur. İşte namaz kılacak. Ya iki dakika sonra kılarsın. Şu işini de yaparsın. Bu işini de yaparsın. Bu nefsin sesidir. Genelde bu tip sesler insana tavsiye eder. Diğeri yani ben bunun haricinde değişik sesler duyuyorum diyorsa. Genelde doktorun dediği gibi psikolojik sendrom var. Bunu hemen maneviyata atfederler kimisi değil. Bunlar psikolojik problemler. O normalde diyor ki kendi kendine ben ses duydum. Bugün de birisi geldi ondan sonra işte bir sürü sesler duyuyormuş.
Onun veli olduğunu hiç kimse bilmiyormuş. Onu ancak ben bilebilirmişim. Ben buna eğilmişim ondan sonra. Bakın bu da ayrı bir rahatsızlık. Yani bunu böyle söylüyor ki sen benim veliliğimi kabul et. Yani ancak sen anlıyorsun bunu. Ancak sen anlıyorsun deyince önce seni veli ediyor. Sen onun o ancak bunu sen anlarsın. Yani sen velisin. Sen de benim veliliğimi tasdikle şimdi. Ben seninkini tasdikledim. Sen de beninkini tasdikle. Dedim ben veli olup olmadığımı ile alakalı sen bırak onu. Ama sen veli değilsin dedim ben şimdi ona. Sen veli değilsin deyince baktı. Ben neyim dedi. Sen ne olduğunu dedim. Boş ver. Sen kulsun. Dedim git, tövbe et, namaz kıl, ibadetini et, Allah'a kul diye devam et.
Ama sen veli değilsin. Bu kesindir ben şimdi. Öyle bozuldu, canı sıkıldı gitti. Bunlar normal. Psikolojik sendrom. Yani öyle çok her sese kulak verirse insanlar yollarını şaşırırlar. Allah muhafaza eylesin. Kur'an ve sünnete tabi olacağız. Bu noktada yok şurada ses duydum. Yok böyle ses oldu. Bir kimsenin manevi bir şey yok ise bunların hepsi de psikolojik problem. Suriye, Mısır, Irak, İran, Gazze, Filistin, Türkiye Müslümanların durumu ortada. Ahir zamanda Müslümanların hakkında ayet, hadis var mı? Bir bir yükseliş veya düşüş var mı? Bu hep böyle mi olacak? Müslümanlar kendilerini değiştirmezlerse Allah da onları değiştirmez. Müslümanlar kendilerini değiştirirse bak 15 Temmuz'da Allah da onların işlerini değiştir dedi.
Kendini değiştirirse Müslümanlar her şey değişir. Normal zamanda Müslümanların değiştiğini fark etmemişler bak. 15 Temmuz herkes sokaklara yığılıverdi. Millet ordugahından çıkamadı. Şimdi televizyonlar harıl harıl. Yani işte darbeye katılanlar bu kadar ama öbürkünler nerede diyor. Öbürkünler nerede olacak çıkamadılar ki. Millet gitti tankın, topun çıkacağı yerleri önüne, kamyonları, otobüsleri, minibüsleri çekti. Çıkamadılar. Millet kendini değiştirdi. Değiştirdi, değişmiş. Millet kendini değiştirince de bak darbe olmadı. Bu sefer darbeciler darbe yedi. Kendilerine darbe yapmışlar.
Millet değişince her şey değişti. Tersine döndü. Önceden darbeciler darbeyi yapar, otururlardı. Darbenin altında inim inim inlerdi geri kalanı. Şimdi darbeciler darbe yapmaya kalktı. Millet darbecinin üzerine oturdu. Devlete teslim etti. Al dedi senin ürettiğin, beslediğin, bizim başımıza bela ettiğin şeyi, biz bir gecede bitirdik. Siz yok inine gireceksiniz, yok dibine ineceksiniz, yok şöyle mücadele edeceğiz, yok öyle mücadele edeceğiz. Millet bir gecede bitirdi. Derdest etti, topladı, paketi koydu devletin önüne. Al bundan sonrası ne yapıyorsan sen yap dedi. Milletin bu noktadaki gelmiş olduğu konumu görüyor musunuz? Aslında gerçekten millet destan yazdı.
Bak bir tane, şu millet bir tane mantar tabancası patlatmadan darbeyi bitirdi. Bakın bir tane mantar tabancası patlatmadı. Bak koskoca bir millet, tekrar söylüyorum, bir darbeyi önledi, karşısında tank var, top var, tüfek var, uçak var, gemi var, helikopterler, mermi kusuyor. Dikkat edin, bu çok önemli. Herkesin gözünün kaçırdığı şey. Bu millet, zikirle darbeyi önledi. Şimdi size bir müjde vereyim. Az önce diyor ya, böyle mi gidecek diye. Mehdi hareketiyle alakalı, Mehdi hareketiyle alakalı.
Bir hadis var. Hadis şeridi diyor ki, o Mehdi askerleri, burası çok önemli. Mehdi askerleri, zikirlerle galip gelirler. Zikirle fethederler. Bakın zikirlerle, fethederler, zikirle galip gelirler. Düşünebiliyor musunuz? Bütün herkesin dilinde tekbir vardı. Ve insanlar kendilerince, mesela şunu da bir altını çizeyim, eski ülkücü olduğundan dolayı değil, bir realite. Ya Allah, Bismillah, Allahu Ekber, ülkücülerin kullandıkları bir zikirdir. Biz normalde, daha böyle genceciktik, daha çocuktuk.
Biz bunu solculara, komünistlere karşı söylerdik. Ya Allah, Bismillah, Allahu Ekber. Sonradan bunu, Türkeş, sonradan ve devlet bahçeli, Türkeş'in çocuğu gibidir devlet bahçeli, yani onun yetiştirmesidir. Bilhassa devlet bahçeli. Bunu yasakladı, kendisi dağıldı. Bakın, bütün, nereye, hangi televizyonu açarsanız, açın, darbeye karşı yürüyenlerin, tek zikri vardı. Ne? Ya Allah, Bismillah, Allahu Ekber. Darbeyi önleyen, zikir buydu. Bakın, darbeyi önleyen, zikir buydu.
Hatta, denilebilir ki, darbe gecesinin, ismi azamıydı. Darbe gecesinin, ismi azamı, durdu. Bu millet, zikirlerle, darbeyi püskürttü. Ehli zikrin, zikri, milletin, milletin dilinde, tesbih oldu. Gönlünde, aşk, muhabbet, cesaret oldu. Her birinin, vücudu, manevi bir, hal aldı. Tabiri caizse, melekutlaştı. Her zikri çeken, manevi bir gülle gibi oldu. Manevi bir set oldu. Ve ülke, hep bir ağızdan, bütün, her yerde, bütün Müslümanları, müminleri, meydana çıkıp, bu zikirle, manevi bir, koruma, manevi bir muhafaza oluşturdu, Cenab-ı Hak.
Adam uçağı kaldıracak, bir türlü yapamadığı, manevi her şey, tabiri caizse, manevi darbeye karşı darbe oluştu. Manevi bu. Buna normalde, akıl erdirmek, akılla olacak bir şey değil bu. Hani Çanakkale'de, asker geliyormuş da, şeye, ne o, akşam olduğunda, silkeliyormuş üstüne, üstüne sirkeleyince, tapır tapır tapır tapır, mermiler dökülüyormuş ya. Bu öyle bir şey bu. Bu öyle bir şey. Bu başka bir şey değil. O yüzden, bu darbeyi önleyen, iksir, ism-ı azam, ya Allah, bismillah, Allahu ekber. Cenab-ı Hak, bunu böyle, herkesin içerisine yerleştirdi. Herkesin gönlüne yerleştirdi. Cenab-ı Hak, bununla, Cenab-ı Hak, bütün herkesin kalbini ihya etti.
Herkes, manevi bir ordu gibi oldu. Cenab-ı Hak, zikir ehlini, bire bin yapar. Bire bin yapar. Bire bin yaptı. Millet, bir tane mantar tabancası, dahi patlamadı ya. Bir tane mantar tabancası yok. Yoksa bu millet silahlı. Bizim milletimiz, silahsız bir millet, düşünmeyin öyle. Devlet de bilir bunu. Ama ruhsatlı, ama ruhsatsız, herkeste bir çakar almaz vardır muhakkak. Hiç kimse dolmuyor. Bir tane av tüfeği, orada köyde asılıdır. Ya bir tek kırma, ya bir çift kırma. Bir şey vardır muhakkak. Yoksa bu millet, öyle bir işgal halinde kalsa, orduya ihtiyaç duymaz.
Bu millet, bu ara, hele bu ara, bizim üstümüze pek gelmesinler. Bu millet olarak, iyi saatlerde olsunlar, üzerimizde. Yani birileri böyle, üstümüze çok gelirse, yok normalimiz kaçabilir bizi. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, insanlar değişince, halk değişince, her şey değişiyor. Elhamdülillah. Abdullah bin Amr, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, şu dair çok yaptığını, riayet etmiştir. Allah'ım ben senden sağlık, iffet, emin olmak, güzel ahlak ve kadere rıza isterim. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, hadetinin, iffetli, güzel ahlaklı, kadere rıza gösterdiği, ve emin olduğu halde, niye böyle bir dua yapmıştır?
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, bir tarafı hep kuldu. Bir tarafı kul olduğu için, kulluğunun göstergesi olarak, dua ederdi. Ve bizlere de bir işaret, bir hikmettir. O öyleyse, ve öyle dua ediyorsa, biz daha fazla dua etmemiz gerektiğine dair, bir işaret. Hazreti Ömer radiyallahu aleyhi ve sellem, torunu Salim bin Abdullah anlatıyor. Babam Abdullah'ın hiç insana lanet ettiğini duymadım. Babam Abdullah bin Ömer, Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurduğunu söyledi. Lanetçi olmak mümine yakışmaz. Üstadım, bu hadisi anlayamadım, açıklar mısınız? Kafire, zalime, münafığa, Yezidilere lanet okunamazlar. Normalde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, zaman zaman, birkaç yerde, kafirlere lanet okuduğuna dair rivayet var.
İşte, Allah onları lanet etsin, Hendek Savaşı'nda. Allah onlara lanet etsin, namazımı kılamadım der. Böyle bir veya iki tane lanet ettiğine dair rivayetler var. Ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bu noktada ne kendine, ne kardeş, arkadaşlarına, ne ümmete, ne de, La ala hilallah Muhammed'e Resulullah diyenlere lanet etmemiştir. Hiç. Birisi de lanet etti, başına geldi işte her şey. Öyle, lanet diyor, semada gidecek bir yer bulamaz. Bu konuda, değişik rivayetler var. Kelimeler önde, arkada farklı olarak, ama bunlardan çıkan sonuç olarak söyleyeyim. Bir kimse diyor, lanet ederse, beddua ederse, bu laneti, bu bedduası, lanetleşmek farklı bir şey.
Tabii lanet etmek farklı bir şey, beddua etmek farklı bir şey. Beddua etmekle lanet etmek gibi aynı şey. O kimse diyor, beddua ederse, o bedduası semada durur. Allah katına çıkmaz yani beddua. Dua Allah katına çıkar. beddua Allah katına çıkmaz. Enteresan bir şey. Dua, Cenab-ı Hakk'ın katına çıkar. Hani ayet-i kerimede de var ya, güzel kelimeler, onun katına çıkar. Güzel kelimeler, güzel sözler, iyi davranışlar, kötü davranışlar, onun katına çıkmaz. Kötü sözler, onun katına çıkmaz. Beddua etmek de, bu noktada Cenab-ı Hakk'ın katına çıkmaz. İncelik burada zaten. O diyor, semada hani Allah'ın katına çıkmak için bir yer arar. Ama bir yer bulamaz çıkmak için.
Döner durur. Sonra diyor, ya beddua edilenin başına gelir, ya da beddua edenin başına gelir. Eğer diyor, beddua edilen o şeye layıksa, hani o bedduaya, onun başına gelir. Ama beddua edenin başına, beddua edenin, edilen ona layık değil ise, beddua edenin başına gelir. E öyle beddua etti. Ocakları sönsün dedi. Döndü. Dağılsınlar dedi. Dağıldı. Sinelerine ateş dönüştün dedi. Düştü. Ocaklarına ateş düşsün dedi. Düştü. Ne dediyse, geçen gün böyle kendimce dediklerini alt alta koydum. Hem de sıraya koydum onu. Kendimce.
Baktım, sıralı, aynı o beddua sırasında ne beddua ettiyse, hepsine de başına geldi. Çok açık her. Bakın, sonra da onu, şeye, ne o? Sosyal medya, meydan, şeyi açıyorum, gündemde. Orada sıraladım. Sıralayın, bakın, beddua eden, beddua etmiş. Ve beddua ettiği, hem ne söylediyse, hepsi de başına geliyor. Şimdi ne olacaklarmış? gübre olacaklar. Öyle diyor. Gübre gibi yıkılıp, gübre eyle diyor. Gübre yolcusunlar. Sizin önünüzde, sizin yaptıklarınız vardır.
Başka bir şey değil. Bir şey yapıyorsunuz ya, önünüze çıkıyor o size. Müslümanlar için böyle. Gayrimüslimler için, kevurcuklar için öyle değil. Müslümansa, la la illallah Muhammeden Resulullah diyorsa, zulmedenin önüne o zulüm gelir. Zulmedenin zulmü, o kimsenin önüne gelir. Birini aldattın, önüne gelir o senin. Birini kandırdın, önüne gelir senin. Birini üttün sen, önüne gelir o senin. Birine bir çelme taktın, önüne gelir. İman ehliysen, önüne geleceksin. Önüne gelmesini, bu noktada da o kimse, kar bilsin.
sebep, önüne geldi, mahşere kalmadı. Mahşere kalmadı. Mahşere kalınca, daha sıkıntılı. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. İbrahim bin Teymi, babasından naklederek, şöyle anlatıyor. Biz Hazreti Ömer'in yanında otururken, bir adam, başka bir yüzüne karşı, aşırı bir şekilde övünce, Hazreti Ömer şöyle dedi. adamı helak ettin. Allah da seni helak etsin. Yüzüne karşı onu övmekle helak vardır. Bunun için Hazreti Ömer, emsalini onun için istemişti. Mümin lanetçi değilse, Hazreti Ömer niye böyle demiştir. Normalde, o kimse, övmekle alakalı bunu söylemiş, onu tövbe et manasında, Hazreti Ömer, Radıyallahu anh Hazretleri, öyle söylemiş olabilir.
pek duayı söylemiştiğiniz zaman, hadi kalbi buğz, adam bile dökmüyor ama, kalben buğz ediyoruz. Normalde kalbe buğz, eğer bir kötülükse, kötülüğe kalben buğz etmek, o kimse kendince, kötülüğe buğz ettiği için, ibadet işledi. İmanın en zayıf noktası. Ama yok. Mümin kimseye buğz ettiyse, o zaman, suizan besledi. Diline dökmedi, fiiliyata dökmedi, suizan. Diyor ki, suizanının fazlasından sakınır. Bazı oyunlarla, kalbi buğzun, karşıya böyle zarar verdiği için, izlenmiyor. Hüsuslarda, nasıl davranmamız gerekiyor? Dervişler kötüye, ve kötülüklere buğz ederler. Yani, bir kimse, tamamiyetle kötüyse, der ki, ben bu kötüden değilim.
Ama, bir çıtı üstü, bir Müslüman onun, dervişliğine laf söylüyorsa, onu ona buğz ediyorsa, onun dervişliğine laf söyleyince, avam buğz eder ona. Has, dua eder. Ya Rabbi, buna hidayet eyle. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri, Tayyip'te taşlanınca, dedi ki, onlara hidayet eyle. Bu, hasın işidir. Has, has ise, bakar onun, haline. O kimse, ehli cehennemse, tokunmaz. Kardeşlere, şeyimiz, dua edecekler. Buğz etmek, değil işimiz. Dua edelim. Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem, Es bin Sürey, ile, Hazreti Ömer, yanlarına varınca, şiir okumasını, susturmuştur.
Sonra, Es bin Sürey'e, durumu, o batılı sevmeyen, bir adamdır demiştir. Şiir, batıl mıdır? Normalde, Hazreti Ömer, radallahu anh, hazretleri, böyle, şiiri sevmezdi. Şiiri sevmediğinden dolayı da, böyle söylerdi. Ama bu, her ne kadar, edebül müfredse de, Hazreti Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin, direkt ağzından çıkmış olan, birinci derecedeki, hadis-i şeflerden değil, sahabelerin, kendi içerisindeki, söylemiş oldukları, bu konuda, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin, açık,
sarih bir hükmü, olmasaydı, bu hükümle, amel edilenebilirlerdi. Ama bu konuda, açık, sarih bir hüküm var. O da şu, Mekke, fethine gidilirken, yine o, normalde bir, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin, şairi, şiir okumaya başlayınca, Hazreti Ömer, radallahu anh, hazretleri, onu susturmaya kalkar, Hazreti Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, Hazreti Ömer Efendimiz'i, ikaz eder. Der ki, sus, onun sözleri, sizin, mızraklarınızdan, daha fazla etkilidir, müşriklerin üzerinde der. Oradan, bu, bu, noktadan hareket eden, Hanefiler ve ehli sufi, şiir okumanın, bu noktada, şiir okumanın, yazmanın, Kur'an ve sünnet tarihinin, olduğu müddetçe, bir sıkıntı görmemişlerdir.
İki, soru devam ediyor. Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem, Hazreti Ömer, yanlarında olmayınca, ev ise, şiir okumasına, izin vermesi, Resulullah, sallallahu aleyhi ve sellem, batılı ve şiiri, sevmesinden bilir. İşte, bu, normalde, Hazreti Ömer, radallahu anh, hazretlerinin, olmadığı, bir zamanda söyletmesi değil. Bu böyle, çünkü, şeyde, edebil müfredde, bu hadis yok. Ama, başka hadis kaynaklarında, var o hadis. Hazreti Ömer, efendimizi, ikaz ediyor. Sen ona karışma, diye. Oradan hareket ederekten, zaten, şiir okumanın, ve, normalde, şiir yazmanın, caiz olduğuna dair, hükmediyor, Hanefiler ve ehli sufi. Başka sorusu olan, Musiki'yle alakalı, zaten, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin, Hz. Ayşe annemizin, kız kardeşinin, kına, kadınların eğlentisinde, Musiki'yi susturmaması, cariyeleri susturmaması, buna işaret.
Mesela, Arabi'nin, bu noktada, diyor ki, insan, insan Musiki'yi, hakkıyla dinlerse, onu öldürür, diyor. Yani, insan ruhunda, çok büyük bir etkisi var. O zaman, sizin mızraklarınızdan, daha etkilidir, hadisi şerefine, Musiki'nin, kullanılması, özgürler olur mu? Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, şiirle alakalı, böyle söylemiş, şiir, sözdür, güzel sanattır. İnsanlar, Allah'ın, yeryüzünde, kalifesidir. Onlardan çıkan, güzellikler de, Allah'ın, güzel sıfatlarının, onlar üzerinde, tecelli etmesidir. O yüzden, söz için bunu söyleyebiliriz. Ama, Musiki ile alakalı, caiz olan yerler var. Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin, hadislerinden çıkan sonuç, savaşa giderken, bayram günlerinde, düğün, bayram dediğim, dini bayram günlerinde, milli bayram günlerinde, bir de, kınaydı, düğündü, nişandı, o tip meselelerde, Musiki'nin olabileceğine dair, eğlencenin olabileceğine dair,
hadisler var. Bir de, Musiki ve şiir anlamında, ikisinin de mesela, adamın, gönlü, inançsız diyelim, o, dinleyen farklı bir şey anlıyor, ama, inançlı biri, dinlediği zaman, farklı bir şey anlıyor. Buradaki hüküm nedir? Burada o kimsenin, herkes bir şey dinler, dinlerken, dinlediği şeye, kendince bir, anlam, mana verir. O anlamına, manaya göre, o kimse, ama sevap kazanır, ama günah işler. Kur'an-ı Kerim'i, birisine okudular, okuyunca, bu dediler, Allah'ın kelamı, o kimse iman etti. Bir başkasına okudular, o da dedi ki, o sevmedi, beğenmedi, istemedi, o da kafir oldu. Onun gibi. Bu, kader bahsıyla ilgili de, bir soru soracağım. Kaderin üstünde, kader vardı.
Acaba, bütün alem, birer varlıktan ve oluşlardan oluşuyorsa, bütün alemler, insanın duası da silahsa ve etki ediyorsa, oluşumlara, mesela dediniz ki, darbeyi etkileyen, ya Allah, Bismillah, Allahu Ekber zikriydi. yani kadere bir müdahale oldu orada. Peki, kader dediğimiz, insanın azziyetinden dolayı, bütün alemin her yere, duasını ve istediğini, yetiştiremediği yer midir? Örneğin, darbenin üstüne dua ediyoruz ama, bu arada farklı bir yere dua edip, yönelemiyoruz. Oraya hiç kimse yönelemeyince, orasının hükmü Allah'a mı kalıyor? Yani sadece, insanların düşünebildiği, düşüncesinin, duasının, ulaşabildiği yerler mi, hüküm değişiyor? Bu esnada, spontane gelişen bir şey. Yani o spontane gelişen bir şey de, muhakkak, Cenab-ı Hakk'ın, kaderi ilahiyesinde, her şey yazılıdır.
Bu noktada, ben kaderi ilahiyeyim, yazılı bir yazıt gibi görebiliriz, olacak olan hadiseler. Ben o yazılı levhaların üzerinde, Cenab-ı Hakk'ın ilmi ilahiyesinde, kendi kudret-i azamının içinden, o yazılı levhaların, yeniden yazılıp, çizildiğine inanıyorum. Levhaların? Evet. Yani normalde levha dediğim şey, bunu diyelim ki, bugün olacak olan işler manzumesi, bir levhadaysa, o gün öylesine, spontane bir şey gelişti, Cenab-ı Hakk kaleme dedi ki, bunu yaz, bunu sil, bunu yaz dedi, örneğin. Bu, direkt Cenab-ı Hakk'ın, ilmi ilahiyesinden, kendi zat-ı uluhiyetinden, kendi zat-ı uluhiyetinden, kendi katındaki ilimden, akan gelen şey bu.
Peki bu, örnek olarak, Mustafa Özbağ'ın hayatına bakarsak, Mustafa Özbağ'ın düşüncesinin, duasının, isteğinin, ve düşünebildiği dairenin, dışındaki yer midir? Mesela, örnek olarak, darbenin daha evvelinden, bir kimse, darbe, olmasın diye dua etseydi, darbe olmayabilirdi. Fakat hiç kimsenin, düşüncesi, fikri, algısı buraya yetişmediğinden, Allah'ın kaderiyeti, kaderim, galip geldi.
Bizim düşünce ve fikirlerimizin, yetişmediği yer midir, Allah-u Teala'nın cebri kaderi? Normalde ben, düşünce ve fikirlerinin, yetişmediği yer olarak, görmüyorum bunu. Ama düşünce ve fikir, yetiştiği zaman, dua, dua, kaderi değiştirir, bir silahtır. Böyle mi oluyor yani, bu, anlam açısından bir sıkıntı var mı? Gaybı Allah bilir. Biz, bin, üç ay sonrasını bilmiyoruz ki, üç ay sonrasını, bugünden dua edelim. İşte o yüzden mi aciziz? Yani aciziz. Biz beş yıl sonrasını bilmiyoruz, üç yıl sonrasını bilmiyoruz, iki yıl sonrasını bilmiyoruz. Ama beş yıl sonrası için, dua edebilirsek, bu, oraya dua edildiği için, Allah'a uygulayacağından, mutlak kaderden çıkıyor mu?
Cenab-ı Hak, buna, bu meselede, bu hadise, umuma yayılması, mümkün değildir bunun. Yani şimdiden sen beş yıl sonrasına yağmur yağmasın diye dua edersen, beş yıl sonra yağmur yağmayacak mı? Böyle değil. Veya şimdiden beş yıl sonra güneş, dolmasın, kıyamet kopsun dediğimizde, hep beraber dua etsek, kıyamet mi kopacak? Değil. Cenab-ı Hak'ın, mutlak kader anlamında, kainata koymuş olduğu bir ölçü, bir sistem var. Bir de, kulun, kulun, cüz-i iradesinin, etki ettiği bir nokta var. Fiiliyatın üzerinde, cüz-i iradenin etkisi var. Olan olayların üzerinde, cüz-i iradenin etkisi var.
Ben diyorum ki, bir darbe oluyordu. Bir darbe olacaktı. Darbe anlaşıldı. Ve bu insanlar, zikirlerle bu darbeye karşı çıktılar. Ve Cenab-ı Hak, onların bu karşı çıkışlarını, hoş karşıladı, kabul etti. Duaları, kendi sinesinde Cenab-ı Hak, Zat-ı Uliyyetinden cevap verdi. Zat-ı Uliyyetinden cevap vererekten, levhaların üzerindeki hali değiştirdi.
O esnada, diyorum ki, bu, o gecenin, yani, o gecenin iki tane önemli zikri vardı. Birisi, Lebe'yk, Allahümme Lebe'yk'ti. İkincisi, tekbirdi. Normalde Lebe'yk'le başladık biz. Çünkü iksir oydu. Şimdi, onları böyle konuşmak istemiyorum. mesele yanlış anlaşılacak. Zaten, darbenin çözüldüğü yer, Bursa. İlk, liste, Bursa'da yakalandı. İlk, tutuklanan, kimse, buradaki jandarma alay komutanı, tutuklanır, tutuklanmaz, çantasında bulunan, darbeci listesi. Darbeci listesinin, ilk, faş olduğu yer, Bursa. Liste faş oldu. Liste faş olunca, listeyi Türkiye'ye, hızla, buradakiler, Türkiye'nin her tarafına, listeyi gönderdiler.
Listedeki isimler belli, alınacaklar belli, gidilecek yerler belli. ve bütün ülke, hızla, bütün insanlarını, oraya yönlendirdi. Darbenin birinci, adımı, Lebbeyk, Allahümme Lebbeyk'ti. O yüzden, o işin, manevi bir anahtarıydı, kilidiydi. Kapıya girişti. Ve ilk, Bursa'da yakalandı. Bursa'da zaten bitti. Yakalandı, saat yaklaşık, ilk yakalanan oydu zaten. Yani ben şimdi, saat veremeyeceğim, şey olarak ne o, tam saatini. Onun, o yakalandı, çantanın içindeydi zaten. Çantanın içerisinden, aldılar onu, bitti iş. Yanımda Cafer mi vardı? Bitti iş, dedim ben. Cafer vardı. Dedim, iş bitti Cafer, dedim ben ona. Ondan sonra, hani darbe bitti. Dedim, Seher'de de iş bitecek, dedim ben.
Öbürkü bitecek, dedim. Seher'de de öbürkü bitti. Zaten Seher'e kadar bekledim. Yani ben net, kendimce, manevi olarak, onu bitip bitmediğini, şey yapmak için, bitti. Ondan sonra yürüdüm, gittim, darbe bittidir. Bunlar, bu noktada, bu, Cenab-ı Hak'ın, kullarının, cüz-i irade noktasında, Rahman olan, Rahim olan, Allah'a, yalvarışıyla alakalı. Kendi cüz-i iradesiyle, kendisini değiştirmesiyle alakalı. hani meşhurdur ya, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri çok kalabalıklardır ama etrafı bir anda dağılıverir. Dağılıverince Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri niyaza başlar. Hani bu son ordudur. Sana ibadet edecek hiç kimsenin kalmasını istemiyor musun?
Diye başlar. Ve Cenab-ı Hak onu geri çevirir tekrar. Biz bu noktada, gaybde ne olup bitti, bizi bir noktada ilgilendirmez. Nasıl Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, canhıraş o gün için ne yapması gerektiğini yapıyorsa, biz de canhıraş ne yapmamız gerektiğini yapacağız. Allah yazandır, bozandır. Kendi yazdığını kendisi bozandır. Bak kendi yazdığını kendisi bozar. Bahçıvan eker 10 tane fidan, ondan sonra gider ekmiş olduk 10 tane fidanın 5 tanesini söker. Bir başkası der ki ya neden 5 tanesini söküyorsun? O da der ki ben 10 tane ektim buraya. Şimdi bu 5 tanesinin iyi kuvvetlenmesi lazım.
O yüzden söktüm der. Bir başkası der mi bahçıvanın neden 5'ini söktün diye? Geçen pazar günü bizim muhtarla muhabbet ediyoruz iyidir de, diyor ki içinden tüccar dedi, bir kısmının dedi, armutları dedi, bayanlar tarafına çok ses olduğu için sohbet anlaşılmıyormuş. Bayanlar kendi aranızda sohbet ettiğiniz için sohbet dinlemek isteyenler sohbeti dinleyemiyormuş.
Muhtar dedi ki içinden aldılar bir kısmını. Sebep dedim neden hepsini toplamadı? Geride kalanlar biraz daha irileşecek şimdi dedi. Geride kalanlar biraz daha irileşsin diye. Demek ki geride kalanlar biraz daha irileşsin diye içinden ayıklamış adam. Şimdi dışarıdan baktığında dersin ki ya 2 işçilik yapacak adam, 3 işçilik yapacak. Ama onun uzmanı o. Bahçıvan öyle yapmış. 10 tane dikmiş, 3'ünü köklemiş sonra. Veya yeşil dal, biz diyoruz ki yemyeşil dal kesiyor mu, buduyor. Neden buduyor diye soruyor muyuz? Sormuyoruz. Bahçıvan o. O yüzden sahibi o. O kendi yazdığını bozar mı? Kendi yazdığını siler, tekrar yazar. Bak siler, tekrar yazar.
Ben öyle inanıyorum. Bir şey yazar böyle olacak der, öyle olacaktır. Ama kul öylesine yalvarır, öylesine dua eder, öylesine bir geri dönüş yapar. Cenab-ı Hak yazdığını siler, başka türlü yazar onu. Ben de bunu söylüyorum, diyorum ki insanlar hızla bu meseleye sahip çıkınca darbecilerin darbesi önnetti Cenab-ı Hak. Yoksa tankın önünde, tüfeğin önünde, uçağın önünde insan durabilir mi? Duramaz. Çıksa o normalde, örneğin havaalanında orada burada beş yüz kişi, bin kişi, birden önünde, bunlar onu göze alaraktan çıkmışlar. Böyle bir caniliği göze almışlar. Yani diyorlar ki halkı tarayın. Böyle bir caniliği göze almışlar. Halkı tarayın emri var ama bunlar tarayamıyorlar. Yani şimdi şimdi ifadeler çıkıyor, hava kuvvetleri komple Türkiye'yi bombalacak demişler.
İfadelere bakıyoruz. Adamların ifadesi bu savcılıkta. Adam diyor ki bize dediler ki, eğer bunu gerçekleştiremeyecek gibi zora düşerseniz, hava kuvvetleri komple arkamızda, hava kuvvetleri komple Türkiye'yi bombardımana tutacak. Ben zaten kuvvet komutanlarının darbenin içerisinde olmadıklarına inanmıyorum zaten. Onlar beklediler. Eğer darbe başarılı gibi olacak olsaydı, bir Kenan Evren Konseyi gibi karşımıza çıkacaklardı. Ben ona inanıyorum. Bu benim kendi inancım. Hatta ben olsaydım hepsini emekli derdim onlara. Benim inancım bu, benim kendi inancım. Ben onların darbede normalde taraf olduklarına inanıyorum. Bir genelkurmay başkanı düşün, darbe olacak.
Sana 4 saat öncesinden, 5 saat öncesinden söylenmiş. Ondan sonra bir darbeci gelip alacak seni, götürecek. Kim bu? Genelkurmay başkanı. Bir ülkenin genelkurmay başkanı. Bir ülkenin genelkurmay başkanını gelip 5 tane, 10 tane asker genelkurmay'dan alacak, götürecek bir darbe. Düşmüş senin genelkurmayın. Senin apoletlerin de düşmüş. Ben başbakan olsam onun yanında taşımak. Taşımak. Ne kim? Kara kuvvetleri komutanı. Adamı derdest etmiş 3 tane asker. Kim bu? Kara kuvvetleri komutanı. Ya bu kim? Genelkurmay başkanı. Hadi lan 10 tane adama esir almış gitmiş adam. 10 tane adam adına ne esir alamaz ya?
Ondan sonra ya esir alıyor. Adama esir alıyor. Hiç mi tanıdığım bir birlik komutanı yok? Bir tane albay yok, binbaşı yok? Özel harekat. Hiç bir şey yok. Polis özel harekat var. Kaldır telefona. Bana özel harekattan 40 tane özel harekatçı gönderin. Derin ne 40'ı? 10 tane gönderecektim. 1000 tane darbeci indirir de özel harekatçılar. 10 tane özel harekatçı koyacaktı Genelkurmay başkanı yanına. 1000 tane askeri devirirdi 10 tane özel harekatçı. Kara kuvvetleri komutanı ne? Gitti. Deniz kuvvetleri komutanı gitti. Hava kuvvetleri komutanı gitti.
Eee? Kara zaten gitti. Kara deniz hava gitti. Eee? Genelkurmay da gitti. Askeriye, darbeye önlemedi. İçinden bir tane 1. Ordu komutanı çıktı. Aslında onu getireceksin, Genelkurmay başkanı yapacaksın.
Adam etrafında 200 tane özel eğitirmiş, asker olmuş, yara yara girmiş İstanbul'a, havaalanına. O da kendini koruyor. Onu da çünkü tutuklamak istemişler. O da etrafında özel, 200 tane aldığım haber oydu. 200 tane özel askerle İstanbul'da operasyon yapmış adam. Eee? Düşünebiliyor musunuz? Bu şartlar içerisinde bu millet darbeyi püskürttü. Darbecileri derdest etti. Kim ne? Polisle beraber. Elinden askerlerin silahı alıp onlara vurabilir miydi? Vurabilirdi. Bakın ne kadar Cenab-ı Hak bilinç ve şuur veriyor. Bunun ilahi bir el yordamıyla olduğunu buradan görün.
Onca asker tutuklanıyor, tutuluyor. Onca askerin elinde tüfekler var mı? Var. Tanklara el konuldu mu? Evet. Adam 5 dakikada tank kullanmayı öğrendi mi? 5 dakika bile sürmedi adam. Bir de polis demiş ki ona, bak demiş Tugay'ın önüne gidiyoruz. Ölüm de var demiş ölürüm. Adamın üzerine bir tane polis şeyleri giydirmişler. Adam sürüyor tanka. Nereye gidiyor adam? Tank taburuna savaşmaya gidiyor. Yani mekanize Tugay'a gitmiyorlar mı? Mekanize Tugay'a adam savaşmaya gidiyor. Elindeki bir tane tankla. Ankara'nın üzerine gitmiş ben geldim demiş. Korkmuş hep sizden kılıyorum.
Ben geldim sizden kılıyorum. O ayrı bir tane Malatya'da var. Yani adam normal. Bu ilahi bir el yordamı bu. Bu Cenab-ı Hak'ın bu meseleye, ben öyle diyorum. Cenab-ı Hak bu meseleye Zat-ı Uluhiyet'inden, katından ikram etti. Katından. O kulların feryadına, o kullarının zikrine, insanların o feryadına, o zikrine Cenab-ı Hak anında cevap verdi. Anında. Bu çünkü öyle bir şey ki. Bu böyle spontane bir şey. Düzenlenmiş, ayarlanmış, kurgulanmış bir nokta değil ki insanların bu şeysi. Herkes televizyonda hazır beklesin, bugün darbe olacak, çık dediklerinde çıkacağız. Öyle bir şey değil ki. Bana İzmitler diyorlar ki darbe oldu, ben çıktım dışarı. Lan hiçbir yerde darbe izi yok.
MTV'yi dinliyorum ben. MTV'de ben normalde işte darbeye hayır, ondan sonra bütün herkes sokağa çıkmalı diye yazdım. O Oğuz Haksever mi o? Oğuz Haksever. En sonunda ben onu bağırdığına artık, bağırıyor adam MTV'de. Diyor ki bu muhalefet nerede? Bu insanlar nerede? Buna dur diyecek bir şey yok mu? Kimse yok mu? Bağırıyor. Yani iç işlerinden söz yok, başbakandan bir söz yok, kimseden bir söz yok. Ben arabaya çıktım da. Ben de kelayla kuşu gibi darbeye hayır, bütün sok aşağı inmeli diyorum. Birisi de beni aradı. Böyle diyorsun dedi, darbeye geri püskürtürlersen olacak. Ben hesap etmeden söyledim dedim. Bütün arkadaşlar dedim, sokağa ineceklerdir.
Bütün herkes. Darbeye hayır demeli dedim, bütün insanlar. Sonradan şey bağlandı. Ne o başbakan bağlandı, İçişleri Bakanı bağlandı. Sonradan Cumhurbaşkanı bağlandı. Bu bir şey. Cenab-ı Hakk'ın kendince zat-ı uluhiyetinden bir ikram, öyle söyleyelim. Cenab-ı Hakk'a hamdolsun. Evet, bu millet vazifesini yaptı. Darbeye geri püskürttü. Sokağa çıkan darbeciler de derdest etti. Karakollara, devlete teslim etti. Hiç kimsenin burnunu kanatmadı bu millet, incitmedi. Öyle askere filan da onu yapmamışlar zaten sonradan da. Bu da anlaşıldı. Millet tuttuğunu aldı götürdü, polise teslim etti. Polis, devletin kanunu, hukuku neyse onları uyguladı. Devletin de polisin de tutukladığı kimselerden hiçbir tane zayiyası yok.
Bir tanesi ölmedi yani. İçeride ölü çıkan da yok. Yalnız bir tanesi var, intihar etmiş. İnanırsanız. Ben inanmadım. O vardı ya eski istihbaratçı İstanbul. Ne yapmış o? Bu arada tabii kaynadı. Ondan sonra ne yapmış? İntihar etmiş. Öyle değil mi? Darbenin ikinci çözüldüğü yerlerden birisi o adam. Adam da ne varsa döktü bitim bildiklerini. Ona gerekli şeyleri verdiler. Ne o? Kendimce bu. Benimki bir senaryo olsun. Hayalleme olsun. Ona dediler ki ne istiyorsan biz senin emniyetini sağlayacağız. Yüz naklini de yaptıracağız.
Parasını da vereceğiz. Örtülü ödenekten. Sen dediler vatana, minnete bir vazifeyi ifa et. O da vatana, minnete, vazifeyi ifa etti. Ne kadar yazılı, döküman, gizli döküman ne varsa hepsini de İstanbul emniyetinde döktü. İki gün sonra da intihar etti dediler zaten. Belki de son vazifesini yapmış ve o isim olarak intihar etmiş olabilir. Nereyi defnettiler görmedik değil mi? Şimdi ustadım bu kader üstünde kader demiştiniz. Şimdi bize gayet olan, sıra olan mesela on beş temas, insanların dua etmesi, insanların tekbir getirmesi, meydanlara dökülmesi bize gayet sıra olan Rabbimize ayan var. Açıktı.
Ve Rabbimiz açık olan bir şeyi, kendi kaderinin üstünde kader, olayı onun her şeyi önceden bilip takdir etmesi ve levhayı ona göre tanzim etmesinde. Levhayı değiştirmedi deyip de aslında bize göre değişti. Rabbimiz her şeyi önceden bildiği için. Oradan göre anlayabilir miyiz bunu böyle bir şekilde? Öyle de anlayabilirler. Kader bahsi çünkü her türlü, her şekilde anlamaya müsait. Değiştirmesi göre şey olabilir mi? Yani Allah hakikatı zelde bilirdi. Niye değiştirdi? Birisi öyle algılayabilir, senin dediğin gibi düşünebilir. O da mümkün. Kaderi mahsiminin üzerinde tartışmamız. Birisi öyle anlamış, eyvallah öyle anlayabilir. Öyle anlamıştır.
Böyle de anlayabilir, öyle de anlamıştır. Bak bizim Halid de diyor ki, kader o cebri noktadan diyor, kulun aklına gelmeyen yerdir diyor, cebri olarak. O da öyle anlıyor. Kader bahsi. Kadere iman ettik sonuçta. Varlığına da iman ettik. Onun üzerinde herkes kendince bir aldı olabilir. Kulun aklına gelmesede Allah muhakkak de biliyordu. Muhakkak öyle de düşünülebilir. Bunda kesin katiyi bu doğru zelilemez. Öyle değil mi Yusuf hocam? Diyebilir miyiz? Kesin katiyi bu diye. Sadece kaderin varlığına iman ederiz. Kaderin varlığı ne olduğuna dair kesin katiyi böyledir diyebiliriz. O yüzden hadis-i şerifte de kesin kati doğumumuz ölümünüzdür demiş kader olarak.
Fâlemenle hû. Lâh. Fatiha. malzere var. Yarın saat 10'da Gemlik
Meydanı'nda inşallah darbeye karşı sema var. Cephe'ye sema var ya görüyorsunuz mu cephe'ye semanın tecelliyatlarını? O yüzden cephe'ye sema var inşallah. Yarın Gemlik'te Allah izin verirse inşallah kendi araçlarıyla gelebilenler kendi araçlarıyla. Kaç otobüs? Dört otobüs şey kıyafetli olan arkadaşlar tekkede toplansınlar. Ondan sonra oradan matriban semazen ve zeybekler dört otobüs onlar için oradan toplanıp gidecekler. Diğer arkadaşlar, kardeşler bu saatten sonra otobüsü ilan edemeyiz.
Olabilir mi? Olma ihtimali var mı? Neyse, biz arkadaşları geri kalanına orayı yönlendirelim artık. Evet, kadınlar için o zaman bir iki otobüs gelme ihtimali var mı? Bayanlar da tekkede o zaman toplansınlar. Yalnız gelecek olanlar onlar da tekkeden otobüslere oradan şey yapacaklar. Ne o? İnşallah hareket edecekler. Bayanların sorumlusu, zakir o meseleyi dizayn etsin. Bayanların içerisinde inşallah. Teşekkürler. Teşekkürler.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.