Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Temmuz 2016 · 56:02
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gününüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Darbe gerçekleşemediği için şu anda herkes AKP'li oldu. Ben bunu AKP'yi kötülemek için söylemiyorum. Ben kendim de AKP'liyim. Ama darbe gerçekleşseydi, herkes darbeci olur muydu? Yani TSK yönetimi ele alsaydı çoğu insan onlardan yana olur muydu? Belli olmaz. Bunlar yani normalde bu böyle olurdu, şu şöyle olurdu deyip analiz etmek mümkün değil. Muhakkak ki bir yerde bir sıkıntı olunca bir kısmı o sıkıntıdan dolayı dökülür. Bu insanoğlunun gerçeği, bir yerde bir problem varsa, sıkıntı varsa, baskı varsa, orada herhangi bir şey varsa, insandan bir kısmı orada sıkıntı yaşayabilir.
Ne bileyim işte baskıcı, sıkıntı veren tarafa yönelebilir. Veyahut da kendi bulunduğu alanı, kendi bulunduğu yolu terk edebilir. Bunlar tarih boyunca görülmüş şeyler. O yüzden bu yaşanmadan öğrenilecek bir şey değil. Aynı şey 28 Şubat'ta bizim kardeşlerimizin üzerinde de görüldüğü. Yani şunda görülür, bunda görülmez diye bir kaydı yok. Yani bir sufi bir oluşumda, sufi bir dairede bunlar yaşandıysa, olduysa, işte bir partide bunun yaşanması gayet normal ve doğal olur. 28 Şubat'ta bizim bazı arkadaşlar bizi terk ettiler, Şeyh Efendi'ye söyleyerekten. Bana Şeyh Efendi'nin söylediği şey, ben onların ağzından duymadım. Şeyh Efendi dedi ki, oğlum diyorlar ki dedi, işte çeklerimizi ödeyemesek Mustafa abi mi ödeyecek, dükkanlarımızı Mustafa abi mi açacak, o yüzden biz ayrılıp ayrı ders yapmak istiyoruz, ayrı toplanmak istiyoruz.
Onun derslerine gitmek istemiyoruz gibisinden böyle şeyler söylemişler. Şeyh Efendi de onlara demiş ki, tamam siz derslere gitmeyin, kendi kendinize evde toplanın. Bir kısmı memurluğunu söylemiş, bir kısmı çeklerini söylemiş, bir kısmı dükkanıma gidemezsem demiş. O kardeşler bizden ayrıldılar o zaman için. Ayrı ayrı dersler yapıyorlardı. Şimdi de hala da devam ediyorlar herhalde aynı şekilde, ayrı bir şekilde devam ediyorlar. Bir daha bizim onlarla yolumuz birleşmedi. Bunun gibi Şeyh Efendi'nin zamanında yine böyle bu tip 28 Şubat'taki sıkıntıları bahanederekten dersleri iptal etti arkadaşlar. Kendi bulundukları illerde, ilçelerde, bölgelerde dersleri iptal ettiler.
Dersleri iptal ederken de Şeyh Efendi demişler, baskı var. Yok işte polis geliyor, yok şu geliyor, yok bu geliyor. Bize de geliyordu o zaman. Biz, arkadaşlar basıyorlardı. Değişik birkaç yerde basıldılar. Ne bileyim işte bu tip baskılar bizde de vardı. Şeyh Efendi bana soruyordu, hatta hiç unutmuyorum, ömredeydik. Böyle telefon açıyorlar şimdi. Tek tek ben yanındayım, tek tek telefon açıyorlar. Böyle korku hummasına kapılmışlar gibi. Ondan sonra işte birisi aradı, efendim burada problem var, dersleri iptal edebilir miyiz? Edin. Birisi aradı, tabii bu da, yani adam kendisi diyor, dersleri iptal edebilir miyiz? O da edin diyor, ben yanı başındayım. Hemen böyle arkasında oturuyorum.
Sağında arkasında oturuyorum böyle. Bir şeyhle aynı izada oturmak, edeba aykırı. Yani biraz geriden durmak, biraz geriden yürümek, biraz arkadan takip etmek, edeb. O yüzden o duruyor, ben de hemen onun böyle anında yani seslendiğinde duyabileceğim, biraz gerisinde duruyor. Böyle kafasını çeviriyor bana her telefon açanda, görüşüyor şimdi. İşte kimle görüştü, x kimseyle görüştü. Oğlum filancadan yerinde sıkıntı varmış, sende var mı diyor, sizin orada var mı? Bizde yok efendim diyor. Ardından tekrar bir başka sarıyor, ardından bir daha başka sarıyor. Her arayan da şöyle diyor, efendim burada problem var, sıkıntı var, biz dersleri iptal edebilir miyiz? Ediyorlar.
Bakın bu aynı şey, Bursa'ya yansıtılırken arkadaşlara, şeyh efendi bütün dersleri iptal etmiş, siz de edin. Öyle değil, öyleydi değil mi Hüseyin laf? Sen mi aradaydın, kim aradın, sen kim aradı, benim birisi aradı. Geçmiş gün söylenen şey şu, şeyh efendi dersleri iptal ediyor, siz de edin. Bursa'ya böyle telefon açmışlar, Bursa'dan da beni arıyorlar şimdi. Şeyh efendi dersleri iptal etmiş, ben diyorum ki yanındayım, iptal etmedi. Her arayan da bana soruyor, oğlum Mustafa efendi, var mı Bursa'da bir sıkıntı? Yok efendim diyor. Yani o polis gelir, basar, götürür seni. Sıkıntı değil bunlar, onları sıkıntı olarak görüyorlar. Ve işte o ömredeki o şey atlatıldı, biz derslere devam ediyoruz.
Sonradan bizim bazı arkadaşlar, biz dersleri iptal etmeyince, devam edince, bazı arkadaşlar ayrıldılar. Şimdi Bursa'da farklı gruplar var, şeyh efendiden kalma birkaç tane. Onlarınla bizim ayrışmamız 28 Şubat'ta. Ben de dedim ki siz, hani bir şey vardır, bir problem vardır bir yerde, siz ona susarsanız, ondan olursunuz.
Siz bir yerde hani fıkıhta bir ibare var ya, kanun var, hüküm var. Bir yerde kumar oynanıyorsa, sen de o masaya oturdun, onları seyrediyorsan, oynamış gibi günahı kebayra girdi. Bir yerde zina yapılıyor, sen de oradasan, seslenmiyorsan, zina yapmış gibi günahı kebayra girdi. Bir yerde içki içiliyor, sen de oturuyorsun, onlara bir şey demiyorsan, zorla oturan yok. Eğlenti hoşuna gidiyor, oturuyorsun, içmiş gibi günahı kebayra giriyor. Darbe var, susuyorsun, sen de yapmış gibi günahı kebayra giriyor. Katliam yapıyorlar, sivilleri katlediyorlar. Elinde silah yok, top yok, tüfek yok, tank yok, mermi yok. Birileri çıkmış sokağa katlediyor ortalığı. Sen ona susuyorsan, seslenmiyorsan, sen de darbeci oldun.
Bu senin partin, benim partim meselesi değil. Sen de darbeci oldun. O yüzden AK Partiliymiş, CHP'liymiş, o partili, bu partili önemli değil. Ortalığı kan gövdeye götürüyor, darbe yapılıyor. Ne yapıldığı belli değil. Arkasında kimin olduğu belli değil. Kimin adına yapıldığı belli değil. Düşünebiliyor musunuz? Bir darbe yapılıyor, kimin adına yapıldığı belli değil. Cumhurbaşkanı kim olacaktı acaba? Cumhurbaşkanı'nı öldürmeye gidenler, yerine kimi Cumhurbaşkanı ilan edeceklerdi? Başbakanın konvoyunu tarayanlar, konvoyuna mermi sıkanlar, onu öldürmek için takip edenler, yerine kimi başbakan yapacaktı acaba? Çünkü darbeci olunca muhakkak senin bir cumhurbaşkanın, bir başbakanın vardır.
Bakın bir cumhurbaşkanının, bir başbakanın vardır senin. Onunla gidip görüşmüşsündür, konuşmuşsundur, anlaşmışsınızdır. Ya da birileri örnekliyorum, Amerika'dan paketlenip getirilip başımıza Hümeyni mi olacaktı? Ne olacaktı? Şimdi bunların hepsi de muamma mesela. Şu anda da zaten ortalıkta herkes çerçöple uğraşıyor. Şu anda devlet de çerçöple uğraşıyor. Nerede savcı var, nerede hakim var, nerede öğretmen var, onları almakla meşgul. Eyvallah, alacak alacağını. Asıl bataklığa doğru yönelecek. Bataklığa yönelmesi farklı şey. Bu darbenin planını çıkaracak ortaya, stratejik planını çıkaracak. Arkadaki uluslararası desteği çıkaracak. Arkadaki uluslararası desteğini, arkadaki uluslararası siyasi desteği, stratejik destek, askeri destek, ekonomik destek kim?
Bunların ülke içindeki yapılanmaları kim? Ülke içerisindeki siyasi, askeri, stratejik, ekonomik yapılanmaları kimlere ait? Bu önemli. Bunun açıya çıkması lazım. E git oradan öğretmenin işine son ver. E o işin kolay tarafı zaten. Ne olacak ki? Veyahut da git ne bileyim işte bilmem kaç tane bilmem şeyi açıya al. Tamam eyvallah. Ben 10 günden beri şunu duymuyorum. Bu darbe yapmak isteyenler, uluslararası güç olarak bunlar bunlar bunlar bunlar var önümüzde. Bunların Türkiye'deki siyasi yapılanması bu, iktisadi, ekonomik yapılanması bu.
Bunların Türkiye'deki sosyal yapılanması bu. Hedefte bir tane FETÖ'yü koydular önümüze, gelen geçen FETÖ'ye ateş ediyor. Ateş etti. Tek başına mı bu? Tek başına mı? Eğer sadece o bu işi organize ettiyse, devlet pulunu pırtasını toplasın, lav etsin kendini. Yeniden sıfırdan devlet kursunlar. Eğer söz konusu cemaat bugün tek başına bu darbeyi yapıyorsa, Türkiye'de yapmaya çalışıyorsa, devlet ve devlete idare edenler pıllarını pırtalarını toplasınlar. Bu büyük, daha büyük ayıp bu. Bu daha büyük bir acizlik. Bu daha büyük bir handikap.
Bitmiş o zaman. O zaman buna söylenecek bir laf yok. Biz halk olarak o zaman teçhizatlanacağız. Yeniden biz devlet kuracağız o zaman. Tam bağımsız bir devlet kuracağız. O zaman daha başka keşmekeşlik çıkacak. Yani bir tane adam ve onun kurmuş olduğu cemaat ülkede, bu ülkede 200-300 tane bilinen anlı bir darbeye kalkışıyorsa ve devletin kendi içerisindeki güçler ilk etapta bunu bastırmaya, bunu önlemeye yönelik bir şey yapamıyorsa ve bunu önleyen, bunu bastıran sivil halk ise işin daha büyük garibi bu.
Neden vergi veriyoruz? Neden polis besliyoruz? Neden hukuk, hakim, savcı besliyoruz? Neden askeriyeyi besliyoruz? Vergi veriyoruz. Çocuklarımızı askere gönderiyoruz. Yani bir tane cemaat ülkede darbe yapıyor. Bunun uluslararası bir ayağı yoksa, siyasi, stratejik, ekonomik, askeri bir ayağı yoksa, arkasında desteği yoksa ve bir adam bunu gayet normal bir şekilde örgütleyip yapabiliyorsa bütün devlet kepenk indirsin.
Kepenk indirsin. O zaman hiç kimsenin hiçbir şeye güveni kalmayacak, hiç kimsenin hiçbir şeye, hiçbir şeysi olmayacak. Yani işin bir de bu tarafı var. Bütün herkes maaş alıyor. Bütün esnaflarda vergi veriyor. Bütün herkes canla başla devlet için, millet için çalışıyor, gayret ediyor, koşturuyor. Eee devlet terörist bir yapılanmayı, darbeci bir yapılanmayı önleyemiyor.
Arkasında hiçbir uluslararası güç yok. Arkasında hiç derin bir yapılanma yok. Ha, e birisi kalktı Pensilvanya'da, milleti yetiştirdi, koydu devletin değişik kurumlarına, bastı düğmeyi, darbe yapın dedi. Arkadaşlar da yapmaya çalıştılar, yapamadılar. Eğer bununla böyle bakacaksak meseleye, hiç konuşmamıza gerek yok. Yarın öbür gün X kimse de oturur. O Malatya'da neydi, Müslüm Gündüz müydü? Neydi? Müslüm Gündüz de oturur, böyle bir yapılanmayı yapabilir o zaman. Bu kadar zayıfız demek ki. Veyahut da işte, Türkiye'nin şu anda en kalabalık örneğin bir cemaatini söyleyin bana. Adıyaman cemaatı, çok mu kalabalık şu anda? Mahmud Efendi'nin cemaatı. Mahmud Efendi'nin cemaatı.
Tamam. Bakın sıralıyorsunuz, başka kim var? Süleymancılar var. O zaman onlar da otururlar da rahat bir şekilde, yani X kimse ki, adı önemli değil kalabalıklar ya, otursunlar, onlar da biraz canla başla çalışsınlar, darbe yapsınlar. Nasıl olsa yol geçen anı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ya. Ya bunlar yapmaz. Ya ne alakası var, herkes yapabiliyor. Bak yol geçen anı gibi olmuş. O çıkar ortaya, Allah muhafaza. O yüzden normalde şimdi her darbe sıkıntılıdır. Hep problemlidir. Hep problemlidir. Dedim ya, ben üçüncüsünü yaşadım diye. Üçüncüsünde galip geldi halk. Ya ben ikincisinde benim yenildiğimi düşünmüyorum.
Halk olarak düşünüyorum. Biz elhamdülillah yenilmedik ikincisinden. Biz Cenab-ı Hakk'a hamdolsun, hiç dersleri iptal etmedik. Hiç ınkıtaya uğratmadık. İki tevhid okuduk, on tevhid okuduk. Zikrullah yaptık, basıldık. Biz devam ettik. Azaldık ama, azaldık. Bakın azaldık, sıkıntı değil. Herkes bir bahaneyle yanımızdan ayrıldı bizim. İnsan nefsine uyacak oldu mu, bir bahane bulur. Baskı var, ayrıldı herkes. Eyvallah, sıkıntı yok. O yüzden işte, AK Parti'den de ayrılanlar olur muydu? Olurdu. Hatta, ben böyle yolda İzmit'ten gelirken, ben tabii darbeye hayır, herkes sokaklara inmeli dedim. Yani gelirken, böyle hızlı da geliyorum, bakabildiğim yere kadar hani kim ne diyor, kim ne yapıyor diye.
Oradan buradan baktım, herkes sessiz, sakin duruyorlar. Kel aynak kuşu gibi, bir tek ben varım darbeye hayır deyip sokaklara inin diye. Kel aynak kuşu gibi. Ardından, yani ben de MTV'den dinliyorum bu haberleri. Medyanın içerisinde de en sağlam duran MTV oldu, ha enteresan bir şey. Yani o bir tane gözlüklü orada bir, ne?
Oğuz? Oğuz? Haksever. Aksel mi? Haksever. O bangır bangır bağırıyor. Ben kılahımla duydum. Bu CHP nerede? Bu muhalefet nerede? Bu MHP nerede? Bu milletvekilleri nerede? Bir açıklama yapmayacaklarını diye, MTV'de bağırıyor boyuna. Yani bir açıklama yapan yok çünkü. Bir şey söyleyen yok, karşı duran yok. Flülük var ya, herkes şimdi korkuyor. Korkuyor. O esnada. Korkudan dolayı tarafını belli edemiyor. Çünkü tarafını belli eder, darbeye hayır der de, darbeciler galip gelirse önce hayır diyenler topacak. Diyecek gel yavrum. Sen miydin hayır diyen? Evet. Atacak seni içeri sorgusuz, sualsiz.
Gayet şey, açık meydanda. Seni kesin atacak. Herkes onun bilincinde. Ben yaşta olanlar, benden küçük olanlar bunu biliyorlar. Çünkü birisi darbeye karşı geldiyse, o şeyde Cumhuriyet'in ilk dönemindeki darbeci aklı odur. Eskilifli Atıf Hoca, daha Cumhuriyet kurulmazdan önce, şapka devrimi olmazdan önce bir risale yazmış. Kim bir frenk şapkası giyer de, o frenk şapkasına giydikten sonra ben ne güzel frenklere benzedim derse, kafir olur demiş. Bunu ne zaman söylemiş? Daha Cumhuriyet kurulmazdan Osmanlı'nın zamanında, son döneminde yazmış. Neden? Osmanlı'da frenk akımı var. Jöntürklerle beraber bir frenk akımı var. Frenk kıyafetleri, frenk gömlekleri, frenk pantolonları, frenk paltoları.
Bir frenkleşme, yani frenkleşme adı altında, batılılaşma var. Bu Osmanlı'nın son 100 yılının sıkıntısı. Eskilifli Atıf Hoca da, bu batılılaşmanın o zaman için, simge ismi frenkleşme. Fransa'da gidip okuyanlar var. Fransız kültürünü alanlar var. Fransızca konuşanlar var. Fransız yemekleri yiyenler var. Fransız yemek kültürünü, salon kültürünü uygulayanlar var. O mersi lafı var ya, Osmanlı'dan kalma. O zaman için Fransızca konuşmak bir incelik, bir kibarlık, bir narinlik, bir naziklik. Yani Türkçe konuşanlar kabar. Böyle bir algı var. Tabii Eskilifli Atıf Hoca da bu fetvayı veriyor. Bir kimse işte, hadis-i şerifte var ya, bir kimse birine benzemeye çalışsa, dini de ondan olur, kime benzemeye çalışırsa.
Hadis var. Oradan hareket ederekten fetva veriyor. O sonradan darbeci zihniyet ne yapıyor? Sen şapka devrimine karşı fetva verdin deyip Eskilifli Atıf Hoca'yı asıyor. Şehit ediyor. Darbe kafası böyledir. Darbe kafası adamı alır, her darbecide böyle bir şey vardır. Bakın her darbecide vardır bu. Alır darbeci seni, kanunu değiştirir. Veyahut da bir kanun getirir, yargılar asar seni. Aynı şey bu. İdam yasak mı? Evet. Evet. İdam yasak mı Türkiye'de? Evet. İşte şimdi idamın yerine geri getirir de darbecilere asarsanız, hukuksuzluk yapmış olursunuz. Evet.
Siz de darbeci kafası olursunuz. Adama mevcut yasaya göre yargılacaksın. Adama bakacaksın, darbeye karışmış mı? Hayır. Darbeye karışmadıysa adam, eline silah almadıysa, desteklemediyse onu darbeden yargılayamazsın. Onu darbeden yargılarsan, sence darbeci kafalı olursun. Hayır. Yapamazsın bunu. Böyle hamasi lütukla böyle garezine lütukla olmaz. İslam böyle davranmaz. Şimdi darbe yapanları top yok ki asalım. Asamazsın. Ne kadar suç işlerse işlesin, asamazsın. Tecavüzcüleri astın mı?
Katilleri astın mı? PKK teröristlerini astın mı? Ecelan'ı astın mı? Bakıyorsun orada yıllardan beri. Diğer onca askerleri şehit eden, şehirlerin yıkılmasına, yakılmasına sebep olan teröristleri astın mı? Hayır. 28 Şubatçılar astın mı? 28 Şubat'ın hesabını bile göremediniz.
Millet gördü. Millet gördü cumadan beri. Muksuzluk, adaletsizlik yok. Çin'le, nefretle adaletsizlik yapılmazsın. Sen de darbeci kafası olursun. Bak sen de darbeci kafası olursun. Şimdi neden olağanüstü hal uyguladılar? Bütün herkesi alıyorlar çünkü. Bütün herkesi alınca sen 3 gün içerisinde onu bitirmen lazım hukuken. Olağanüstü hal, hukuku farklı. Şimdi 3 gün içerisinde bırakmak zorunda değil. Ne o? Soruşturmayı derinleştirinceye kadar, tamamlayıncaya kadar içeride tutacak. 90 gün tutacak içeride. Zaten 90 günde bunları tutarsa sonradan ne o? Sussuz oldu, anlaşıldı. Haydi gönderecek, gönderecek olduklarını. Böylece o zamana kadar da ortalığı düzeltirse, düzeltecek.
Ya da üstüne bir, ne o olağanüstü halde 3 ay uyguladı ya, bir 3 aylık daha isteyecek. Ardından bir 3 aylık daha ister. Düzeltebildiği yere kadar düzeltecek, temizleyebildiği yere kadar temizleyecek. Ama geriye yönelik hukuksuzluk yapamazsın. Bu da darbe zihniyet olur. O zaman bu da halkın arkasında durmasını etkiler. Bizim insanımızın kalbinde böyle bir rengi noktası var. Kim zulmediyorsa, Cenab-ı Hak onun gönlünden o sevgiyi alıyor ondan. Öyle bir sessiz, sakin ol. Bak 28 Şubatçı, ben hepsinde dedim, bu 28 Şubat'a destek verenler tasfiye olacaklar hep dedim. Tasfiye oldular. Şimdi en son tasfiyeyi yaşıyoruz biz şimdi. 28 Şubat'ı destekleyen cemaat tasfiye oluyor şu anda. Bitti.
Bu 28 Şubat'ın sonucu. 28 Şubat'ta Müslümanlara zulmedilirken onlar seyrettiler. Dün akşam örnek verdim ya, Hz. Osman Efendimiz'i bahiler sarmışlar, su dahi vermiyorlar. Su, su, su vermiyorlar. Yemeği bırakıyorum, su vermiyorlar. Tek başına o muasarayı yarıp geçen Hz. Ali Radyallahu anh Hazretleri. Eline tabiri caizse su, ekmek, iftarlık bir şeyler alıyor. Her gün o muasara altındayken, o muasarayı yarıp, ona yemek ve su götüren Hz. Ali Efendimiz. Ve o muasara altındayken de, Muamiye'nin 5 bin teçhizatlı askeri, Medine'nin dışında ordugah kurmuş vaziyette.
Teçhizatlı, hepsi de zengin, minferli, her şeyi bir tamam. Yani, böyle işte süper güç askeri gibi. Öbür günler, Mısır'dan. Öbür günler de Mısır'dan. Ha, dikkat edin. Mısır'da kim var? Amur bin As. Kim atadı? Hz. Osman Radyallahu anh Hazretleri. Ama, kimle en samim arkadaşı kim? Muaviye. Anladınız mı? Arelal, devlet yapılanmasının temeli bu. İslam tarihinde. E, Kur'an-ı Kerim'in sayfalarını, mızrakların ucuna asma aklını veren kim? Muaviye'nin yanında?
Amur bin As. As. Sahabenin yaşadığı hayatı iyi okuyacaksınız. Olayları iyi analiz edip, bugüne taşıyacaksınız. Olayları iyi analiz edip, bugüne taşıyacaksınız. 28 Şubat'ta, 28 Şubat'ta, Bağiyiler, isyancılar, Müslümanları Türkiye'de, muhasara altına aldılar.
Boğuyorlar. Cemaat de dışarıdan seyrediyor. Hatta, Bağiyilere, isyancılara diyor ki, ne istiyorsanız size verebiliriz. Destekliyorlar. Destekliyorlar. Allah'ın tokadı da geldi. İçeride, o yargılanmalarda, o baskınlarda, o soğukluya çekilmelerde, o ızdırabı çekenlerin, gözyaşı bunlar. Cenab-ı Hak, hesabını bilir. E şimdi de bir darbe oluyor, siz seyredemezsiniz.
Seyrederseniz, ateş size de bulaşır. Eyvallah. Seyret, hamdolsun. Ama, benim kendimce istediğim, bunun arkasında kim var, kim yok bir çıksın meydana ya. Sonra, on yıl sonra, inceleme, araştırma yazısında, aa, bunun arkasında şu varmış, demek istemiyorum. Şimdi sıcak sıcağına. Desinler ki, bunların bağlantılarını çıkarsınlar. Açık konuşmam gerekirse, öğretmenlerin, lisanslarını lav etmek, işin kolayı. Milleti açıya almak, işin kolayı. kardeş, arkasında kim var? Şu insanları açıkça söyle. Ben toplum olarak, bu ülkenin bir vatandaşı, bir ferdi olarak, öğrenmek istiyorum.
Bu, 15, 16, Temmuz darbesinin, arkasındaki, uluslararası güçlerin, kim olduğunu, bu uluslararası güçlerin, Türkiye'deki, işbirlikçi, Yezidilerinin kim olduğunu, bunların isimlerinin kim olduğunu, bunların normalde, hangi örgütler altında toplandığını, bunların ekonomik olarak, Türkiye'deki yapılanmalarının ne olduğunu, hangi şirketler olduğunu, bunların Türkiye'deki, hangi yapılanmalar üzerinde olduğunu, hangi vakıf, hangi dernek çatıların altında, olduğunu öğrenmek istiyorum, vatandaş olarak.
Yoksa, işte, X öğretmen, ne darbesi yapabilecek, ancak, o benim gibi saf, işte, birisini hoca olarak görmüş, arkasına da düşmüş, ben, böylece, işte, kendince, dinini yaşayacak, dinini öğrenecek, bu noktada, kitlemişler bir de onu, bu da Mehdi demişler, gözünün önüne, bir de mahkeme kararı koymuşlar, gayet normal, işte, gidiyor, yani, ona bir şey diyorsan, Bülent Arınç'a da diyeceksin, onun da nesini iptal ediyorsan, edeceksin, Bülent Arınç'la onun arasında bir fark yok, o da çıktı, ben de diyor, düne kadar diyor, bana abdal diyebilirsiniz,
pardon, abdal değil, aptal, teyler, abdal deyince, veli hükmüne girer, teyler, aptal, aptal, diyor ki, bana aptal diyebilirsiniz, o kapıyı açmış, deriz biz de, önemli değil, kendisi demiş çünkü, kendisi, bana bunu diyebilirsiniz, deyince, herkes diyebilir, bu, gıybet olmaz, iftira olmaz, hani, birisi de, ben kıtmir deyince, kıtmirsin sen, diyebilir bir kimse, bunları ben kabul etmiyorum ya, sufi dilinden, bizim sufi dilimizde, bu yok, birisi ben kıtmır deyince, sen köpek misin, diyor bana, Allah seni, eşrefi mahlukat olarak yaratmış,
insan olarak yaratmış, sen insanken, ben köpeğim diyorsan, iyi köpeksin o zaman, ona da köpek misin deyince, bozuluyor, oğlum az önce, ben kıtmır demedin ne, veya da kıtmırın olayım, yani köpeğin olayım, lan oğlum, Allah seni insan yaratmış, tabi bir kimse, sohbet eden bir kimse, işte, bu kıtmır derse, kendini kast ederekten, ne diyor biliyor musunuz, hepiniz de, benim önümde kıtmır olun, oradaki, gizli şifre bu, sen diyorsun ki, vay ya, tevazuya bak ya, kendini köpek yerine koydu, kıtmır dedi, ee, biz ona kıtmır olalım,
onun gizli şifresi bu, yok kardeş, biz insanız, Cenab-ı Hak, bizi insan olarak yarattı, halife olarak yarattı, ha birisi, kendisini, maymundan gelme, görüyor ya, maymundan gelme, gören bir kimse, kendini maymun hissedebilir, veya köpekten geliyordur, yeni bir tüydür o, kendini köpek de hissedebilir, bizi ilgilendirmez, biz insanız, Rabbim muhafaza eylesin, bu noktada, böyle bir algıyla, o kimse de böyle, kendini öyle görmüştür, o zaman normalde, bir öğretmenin, örneğin, bir meslek grubundaki, bir kimsenin, o cemaate müntesip diye,
adam, bir suça bulaşmamış, bir şeye bulaşmamış, ne o, bir olaya bulaşmamış, bir suçu yok adamın, Türkiye Cumhuriyeti kanunları içerisinde, onun bir şeysini, iptal ettiysen, bugün Bülent Arınç da, açıklama yapmış, demiş ki, ben de düne kadar, terör örgütü olarak bilmiyordum, çünkü o, kendisi açıkladı, ben uzak doğudaki bir, devletin, oradaki, devletin abisi o, yani uzak doğuda bir, işte Sri Lanka mı neresi bir şey, oranın cemaattaki abisi, sorumlusu o oranın, evet, o zaman onun da, milletvekilliğini de düşüreceksin,
emekliliğini de düşüreceksin, her şeyini düşüreceksin, adalet tam çalışmalı, darbeci kafası olmamalı, Allah muhafaza eylesin, bu meseleler devam eder, bu arada, korkum şu, hani derler ya, kurunun yanında yaş dayanması diye, kurunun yanında yaşın yanmasından korkarım, darbeye de darbecilere de karşıyız, hukuksuzluğa da karşıyız, adaletsizliğe de karşıyız, evet, darbeye karşıyız, eyvallah, darbecilere de karşıyız, eyvallah, ama adaletsizliğe de karşıyız, hukuksuzluğa da karşıyız, öyle bizim, karşı olmamız, çarşının karşı olması gibi değil,
çarşı her şeye karşı, öyle değil, biz adaletsizliğe, hukuksuzluğa da karşıyız, böyle bir şey yok, Allah bizi muhafaza eylese, amin, çünkü, bir masumu savunmak, en büyük cihattır, bir masumu savunmak, en zor zamanda, en sıkıntılı zamanda, en büyük cihattır, şimdi darbecilere karşı galibiyet var, şimdi darbecilere karşı galibiyet varken, masum insanların ezilmesine karşı çıkacak, sağduyulu, adalet sahibi, hukuk sahibi, seslere de ihtiyaç var, böyle bir şey yok, tekrar söylüyorum, darbeye ve darbecilere karşıyız, ama bunlara karşı olduğumuz kadar,
masum insanlara dokunulmasına da karşıyız, masum insanlara da dokunulmasına da karşıyız, ve bir masum kimsenin hukukunu savunmak, bizim için en büyük cihattır, o yüzden, masum insanlara dokunulmaması gerekir, önlem açısından devlet önlem alır, alır, gözaltına alır, bilmem ne yapar, geçiş süreci, ama masum insanların, burnu dahi kanamamalı, devletin görevi, bunları ayırt etmek, toptan pazarlık olmaz, o zaman Muaviye kafası bize de, intikal etmiş olur, ne dedi Muaviye, Hz. Osman'ı dedi, bunların içinden birileri katletti,
sanki kendisi o katliama seyirci kalmadı, askerleri oradaydı, bunlar katletti, hepsini de katlet bunların dedi, Hz. Ali Efendimiz dedi ki, suçluları bulup, suçluları cezalandıracağız, bakın, suçluları bulup, suçluları cezalandıracağız, devletin vazifesi, suçluları bulup, suçluları cezalandırmaktır, bunlar filancacı, topyekun cezalandırmak, Muaviye kafası olur, Yezid kafası olur, başka kafadan farkı kalmaz insanın, Allah muhafaza eylesin, Kişinin anne babasının bilerek veya bilmeyerek adadığı kurbanlar unutulup kesilmediği zaman çocuklarına sıkıntı olur mu?
Veya kişi adak adayıp da unutup kesmediği zaman kendisine sıkıntı olur mu? Anne babanın yapmış olduğu hata ve kusurlar çocukların üzerine silah etmez, çünkü günahlar, hatalar, kusurlar, unutmalar, bireyin kendini ilgilendiriyorsa bireye ayettir. Bir kimse adak adayıp da unuttuysa, ben adadıydım, unuttum dediyse, zaten hatırlamıştır, gidip kesmesi lazım. Peygamberimize nasıl selavat edeceğiz? En kısası Allahümme sallallahu seyyidine Muhammed. Allah niye bizim yanımızda? Allah bütün her şeye yakındır. Haydar ve sarık sarmadan giymeden zikre girse kabul olur mu? Allah'ı zikredin, Allah sizin suretlerinize, dışınıza bakmaz, içinize, suretinize bakar der.
Bu sarık sarmak sünnettir. Haydar da Ali radıyallahu anh hazretlerinin kıyafetidir. O yüzden Cenab-ı Hak sizin içinize, suretinize bakar. Beş aylık bir bebeğim var, herkes kafasına göre davranıyor, kendi kurallarımı koyamıyorum. Hırpalayarak, ısırarak seviyorlar. Eyvah eyvah eyvah. Çocuğuma, kendi kurallarıma göre davranamıyorum, kimseydi, kırmak istemiyorum. İlk çocuğum çok arsız oldu. Bu çocuğum da öyle olmasından korkuyorum. İnsanlara nasıl tepki vermeliyim? Ne yazık ki bizim insanımızı öyle seviyor. Çok affedersiniz, çok çok özür dilerim. Bizim orada çok kullanırlar. Ayı Encen'i severken öldürüyormuş. Bizim insanımız da çocukları severken perişan ediyorlar. Yok yanağını sıkacağım diye uğraşıyor.
Yok yanağından öperken ısıracağım diye uğraşıyor. Birini gördüm, çocuğun kolundan ısıracağım diye uğraşıyor. Çocuk ya. Yani o çocukları mıncıklamaktan, kesme almaktan, öpüp ısırmaktan ne anlıyorlar bilmiyorum. Ben çok özür dilerim ama beyin gerisinden başka bir şey anlıyorum. Böyle yapanlar özgür bir şekilde seks hayatları yok. O yüzden bunlar öpüp ısıracak yer arıyorlar. Ve Allah size öpüp ısıracağınız eşler verdim demiş. Bunlar ya eş yok bunlarda ya da eşlerine bu tip muamelelerde bulunamıyorlar. Çocuklar dilsiz ya. Yani biz o anne de, baba da ay çocuğumu seviyorlar diye düşünüyor önce. Çocuk ağlamaya başlayınca çocuğun sevilmediği, çıkıyor meydan ama söyleyecek laf yok.
Acı tarafı bu. Erkek kız hiç önemli değil. Bizde böyle bir vahşi bir sevgi var. O çocukları öpecekler, ısıracaklar, canlarını acıtacaklar, korkutacaklar, hoplatacaklar yukarı. Veya birisi böyle tokatlıyor çocuğu. Her bir de yaparaktan tokatlıyor. Dedim ya dövüyorsun çocuğu. Dövmüyorum dedi. Ya dövüyorsun, vuruyorum dedim. Ben sana öyle vursam canım acı. Yok. Böyle bir enteresan şey var. Ben kendi kendime bunun üzerinde kendimce düşündüm. Açık konuşuyorum. Bunların beyin gerisinde tatminsizlik var. Bu çocuk sevgisi değil. Ya çocuk ağlatıncaya kadar öpülür, ısırılır mı?
Çocuğun yanında diş izi var. Kolunda diş izi var çocuğun. Bunu kadınlar da yapıyor, erkekler de yapıyor. Şimdi siz bu sohbeti dinlediniz ya. Siz şimdi hiçbirinizde öpüp ısıramazsınız. Vahşi bir şekilde. Ama şimdi öpüp ısıranı gördünüz de beyin gerinizde şunu diyeceksiniz. Sapık. Ama gerçekte öyle. Bakın gerçekte öyle. Gerçekten onun beyin gerisinde problem var. Allah onu öpüp ısıracağı eş nasip eylesin. Amin. Çok böyle hafif bir amin oldu ama. Yani bu normalde istenilen seviyede değil. Eşimle yeni evliyiz, severek evlendik.
Ama çok tartışıyoruz. Tartıştığımızda da bana ağır küfürler, hakaretler ediyor. Ve vuruyor. Ben de ona söylüyorum. Karşılıkla tartışıyoruz. İkimiz de dervişiz. Bu durumdan utanıyorum. Artık kocam sürekli boşanmaktan söz ediyor. Gencebay'dan severek ayrılalım. Var ya, şarkısı öyle değil mi? Severek ayrılalım. Hiç, yanlış anlamayın da bu soruyu soran kimse. Severek evlendik demeyin. Bu, severek evlendik sözüne uygun bir şey değil. Hiç olmazsa, severek evlen, tırnak içerisinde söylüyorum. Severek evlenme duygusuna, felsefesine, felsefesini kirletmeyelim. Allah muhafaza eylesin.
Bir birisi susmasını bilmeli ama bir kimse de zulmetmemeli. Bir de ikimiz de dervişiz. Eşim bana vuruyor deyince ben kaldım zaten. Derviş şu demek. Dervişin önünde bir şeyh vardır. Şeyh onun için protiptir. İlk gördü odur çünkü. Bunun velayet yolunda fena fişşeh denir ya bu noktada. Hani o şeyhi örnek alır o kimse. Şeyhin edebini, adabını, erkanını örnek alır kendisine. Bu sufilin en düşük mertebesidir. Bunun asıl bir adım ilerisi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin protip alıp, onun haliyle hallenip Allah'ta fena olmaktır.
Yol budur. Biz şimdi kardeşlere diyoruz ki, hep sohbetlerimde diyorum ya. Kardeşler siz işin en sağlamına bakın. Mustafa Özbağ'ın üzerinde bir eksiklik, bir kusur, bir hata, bir yanlışlık tespit edebilirsiniz. O yüzden Mustafa Özbağ'ın üzerine odaklanmayın. Sizin odaklanacağınız kimse, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretler olsun.
O yüzden biz derslerimizde çokça hadis okuruz. O yüzden biz eleştiriliriz. Onlar Kur'an'dan fazla Peygamber'e tabirler filan diye. Yani biz Peygamber'e tabi olmakla eleştiriliyoruz. Benim yüzüme de söylüyorlar. İyisiniz, hoşsunuz ama çok sünnete Resulullah konuşuyorsunuz. Yani çok Peygamber Efendimiz'e tabisiniz. Yani haşa birisi de öyle dedi. Yani siz dedi Allah'ı bırakmışsınız, Peygamber'e tabisiniz dedi. Ben de dedim ki o bizim pro tipimiz. Biz dini onun gibi yaşamak, onun izinle gitmek, ona tabi olmak. Bu noktada onun ön görüşüyle Kur'an'ı anlamaya çalışıyoruz, Allah'ı öğrenmeye çalışıyoruz diye anlattım uzun mesele. Ama bunun hani bir çıt altı o kimse hani hadisleri bilmeyebilir, okuyamayabilir, çok öğrenemeyebilir.
Ama hani önünde bir şeyh diye kabul ettiği bir kimse var ya, hiç olmazsa onun sözlerini dinliyor ya, ona tabi ya, ona tabi. Ve kardeş, burada defalarca beyan etmişim, daha benim eşime bir fiske yok diye, beyan etmişim, daha ben omuzundan tutup iktirmemişim diye, beyan etmişim, daha ağzımdan bir tane kötü söz çıkmamış diye, beyan etmişim, ağzımdan bir tane hakaret çıkmamış, beyan etmişim.
Ağzımdan bir tane küfür çıkmamış ve kardeş diyorum hala da. Bunları da mı duymadın? Bunları da mı duymadın? Biz nasıl yol kardeşliği yapacağız? Nasıl yapacağız? Ders almak, intisap etmek. Ben bu yolun öğretisini kabul ettim. Ben bu yolun öğretisinin dairesinde yaşamaya söz verdim. Ben burada öğrendiklerimi kendi hayatıma uygulamaya söz verdim demek.
E ben beyan ediyorum, daha bir fiske vurmadım diyorum, beyan ediyorum, daha hiç küfür etmedim, beyan ediyorum, daha hiç hakaret etmedim. Biz de gençlik yaşadık. E kardeşler, dilinize geleni söylerseniz, elinize geleni yaparsanız, haklı haksız, nasıl kardeşlik hukuku tesis olacak? Nasıl yolcu olacağız biz? Nasıl yol arkadaşı olacağız? Nasıl doğersin ya eşini? Eşleriniz Allah'tan size birer emanettir.
Emanet sana. Sen Allah'ın emanetine vur. Kadınlar da nasıl adamları o noktaya getiriyorsunuz? Bir de işin bu tarafı var. Yok, dinlememişsiniz o zaman. Allah bizi dinleyenlerden eylesin. Hanımlarımıza nasıl davranmalıyız? Kur'an ve sünnet dairesinde davranacaksınız, zulmetmeyeceksiniz, hakaret etmeyeceksiniz, yanlışlık yapmayacaksınız.
Bu noktada onlara yardımcı olacaksınız. Haramlardan uzak tutmaya gayret edeceksiniz. Daha en baştan söylüyorsun. Derviş demek, kılıbık demek. Yani canlı şimdi Halit'te nefsine uymasın. Halit'in kayınvalidesi bana teşekkür ediyor. Şimdi bir başkası böyle erkeklik yapar. Ben dedim Cenab-ı Hak'a hamd ediyorum dedim.
Halit öyle yumuşak bir adam değil. Vurdu mu düşürür adamı. Öyle benim diyen adamla, öyle benim diyen adam baş edecek bir kimse değil mi? Öyle bakmayın yumuşak davrandığına, güldüğüne filan. İpe dizer, belli bir kimselere. Belli bir sayı dahi. Kayınvalidesi bana teşekkür ediyor.
Benim için büyük mutluluk. Ben de dedim ki Allah'a hamd ediyorum. Yani bir kadının annesi damadıyla alakalı yetiştiren üstada teşekkür ediyorsa mesele bitmiştir. Çünkü bir kızın, bir kadının annesi asla kolay kolay kızının üzerinde duran erkeğin şeyhine veyahut da o erkeğin anne babasına veyahut da o erkeğe kolay kolay teşekkür etmez.
Kendisinin bulmadığını kızında arar, kızında olmasını ister. Kendisinin yaşamadığını kızının yaşamasını ister. Kadınların beyin gerisinde bu vardır. Ve kolay kolay damatlarından bir de toplumun algısı yapısı var ya damatlarından memnun olmazlar. Toplumun yüzde yetmişi sekseni aynıdır. Aynı yüzde yetmişi sekiz, yetmişi sekseni de gelinlerden razı değildir. Eğer bir gelinden de bir kayınvalide Allah ondan razı olsun diyorsa vallahi o gelin cennettiktir. Bak o gelin cennettiktir. Bir kayınvalide diyecek ki gelinimden Allah razı olsun böyle göğsünü gere gere böyle ciğerinden döküle döküle diyecek. Vallahi derim ki ya o gelin ehli cennettir. Sebep?
Ya kolay kolay hiçbir oğlanın anası gelininden o kadar Allah ondan razı olsun diye ciğerinden yanaraktan söylemiyor. Bunlar güzel ölçüler. Derviş kardeşler, erkekleri, kayınvalideleri Allah ondan razı olsun demeleri lazım. Eşleri Allah eşinden razı olsun demesi lazım. Dervişlerin bayan kesimi. Eşleri diyecek ki Allah eşinden razı olsun. Eşinin kayınvalidesi diyecek ki gelinimden Allah razı olsun. İşte iyi derviş o. İyi derviş o. İyi derviş o. İyi derviş burada derste zikrullah yapıp bitmek değil. Allah bizi iyi dermişlerden eylesin.