Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 1:08:49
Mürtet bireyyle evlilik olurum diye sormuş bir kardeş, mürtet bir kimseyle evlilik olmaz. Mürtet dinden geri döner demek. Daha önce İslammış, İslam'dan geri döner. İslam'dan geri döner bir kimseyi mümin bir erkek nikâhlayamaz. Mümin bir erkek ancak mümin kadınları veya ehli kitap kadınları kendilerine nikâhlayabilirler. Ama eğer, la ilah illallah Muhammed anasılullah deyip de geri döndükse onu nikâhlayamaz. İslam'da evlat edinmeyi yedi, evlatlık nasıl yedi?
İslam'da aslında genel manada evlat edinmediği bir müessese yok. Bu İslam'dan önce müşrikler kendilerine evlat edinirlerdi, evlatlık edinirlerdi fakat evlatlık müessesesi oradan kaldırıldı. Yani evlat edinilen kimse eğer aklaba değil ise akıl vali olunca eğer erkek ise kadına haram olur, eğer kız ise erkeğe yani evin sahibi olan erkeğe haram olur.
O yüzden evlat edinmede bu noktada problem var. Bunları bu türlü işte bir kimse yeğenini yanına alabilir, işte bunları bakabilir, bunlarla ilgilenebilir, bunlar da bir değişiyor. İslam'da sıkıntı ve stresi artmak için eğlenme ve eğlence nasıl olmalı? Davul ve zurmanın İslam'daki yeri ve bunlarla oynamanın yeridir. İslam'da oyun, oynamanın yeridir. Yani normalde Peygamberimiz kılıçlarla oyun oynamayı seyretmiş. Bu konakla bilgi vermişsiniz.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin zamanında ashab kendi arasında kendi halk oyunlarını oynanlardı. Habeşliler, Habeşliler, Yemenliler, evs kabilesi vardı. Bunlar normalde kendi halk oyunları vardı. Bayramlarda veya onların kendi bayram günleri vardı, kendi kabilelerinin. O kendi bayram günlerinde, kendi o kendilerince zevki günlerde ve aynı zamanda da Ramazan ve Bilas'la Ramazan bayramında, çünkü hadisler var öyle, asla kendi arasında kendi halk oyunlarını oynanlardı. Buradan hareket ederek Hanefilerin hepsi de demişler ki,
insanların kendi halk oyunlarının oynamalarında bir beis yoktur. Kendi halk oyunlarının oynamalarında bir beis yoktur diye bedvaa vermişsiniz. Tabi sonradan bu meselede fazla fırtına kokmuş. Bir kısmı şimdi, işte bu tip halk oyunları oynamayı kübür noktasına götürenler var, Allah muhafaza eylesin, yanlış. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Hz. Ömer Efendimiz müdahale edeceği zaman, bir bayram gününde böyle halk oyunları oynayanları Allah Resulü'nün müdahalesine müsaade etmedi.
Hatta müdahalesini onun kesti. Dokunma ya Ömer dedi. Ramazan bayramıydı. Onlar 30 gün oruç tuttular. Bugün bayram yapmaları yani böyle oynamaları onların hakkı döndü. Önceden Osmanlı zamanlar, işte son yıllara kadar insanlar Ramazan bayram gününde, işte bu tip eğlentiler bayram gününde, bayram gününde eğlenti düzenlenirdi. İslam bu noktada, Hanefeler kadınların kına geceleri yapmalarında, düğünlerinde işte kadınları kendi aralarında çalıp nikata ilan etmelerinde, erkeklerin kendi aralarında yöresel oyunlarını oynamalarında, bu noktada davul çalmalarında veya işte ne bileyim yöresel olarak kendi yörelerini, çalgı aletlerini kullanıp oynamalarında bir beis görmemiş.
Bunu defaatle söylüyorum ben. Yani işte Bursa'nın yöresel oyunu ne? Kılıç kalkın. Kaksın oynasın adam. Çünkü beis yok. Veya işte İzmir'in nesi var? Zevbe'ye var. Kaksın oynasın adam oynuyorsa adam. Söylediğim şey Hanefi'ye göre. Hanbeliler de buna karşı çıkmamış. Malikiler de buna karşı çıkmamış. İmam-ı Gazali karşı çıkmamış gibi.
Vallahi işinizi gücünüzden getirsen. Yani normalde bu noktada bir kimsenin çalışmasına, sen neden çalışıyorsun diyecek olan bir kimse yok. Eğer namazlarını kılıyorsa, namazını kılıyorsa adam, fazla ibadetlerini yerine getiriyorsa çalışsın. Yani dünyalık çalışmak haram değil ki. Adam sabah sekiz gece on iki çalışsın. Önce on iki çalışıyorsa namazını kılsın. Dünyayı sevmesin yalnız. Çalışsın bunda ne var ki? Tembellikten iyi. Tabii ki de sabah sekiz gece on iki yatıyor. Çalışsın. Çoluğunun çocuğunun nafakası için mağluni. Vallahi işinizi gücünüzden getirsin. Yani normalde bu noktada bir kimsenin çalışmasına, sen neden çalışıyorsun diyecek olan bir kimse yok. Eğer namazlarını kılıyorsa, namazını kılıyorsa adam, fazla ibadetlerini yerine getiriyorsa çalışsın.
Yani dünyalık çalışmak haram değil ki. Adam sabah sekiz gece on iki çalışsın. Önce on iki çalışıyorsa namazını kılsın. Dünyayı sevmesin yalnız. Çalışsın bunda ne var ki? Tembellikten iyi. Tabii ki de sabah sekiz gece on iki yatıyor. Çalışsın. Çoluğunun çocuğunun nafakası için, mağluni nimet için çalışsın. Bu haram değil. Bu haram değil. Yani o meşhur söz var ya, işte dünyada kalacağınız kadar, dünyalık için, ahirette kalacağınız kadar ahiret için. Eyvallah. Adam iki namazın arasında, yani sabah namazını kıldı, öğlen namazına niyet etti, ikisinin arasında geçirdiği zaman, günah işlemediyse ibadet hükmünden.
Çalışarak geçirdiği zaman ibadet hükmünden. Evinin iyaşesi için, çoluğunun çocuğunun iyaşesi için geçirdiği zamanda Allah hesap sormuyor. Günah işlemediği müstedecek. Yani işte alırken, satarken, çalışırken, haram işlemezse, ibadet hükmünden. O yüzden sakın aklımızda öyle bir şey gelmesin. İşte biz dünyayı zeme derken, dünyayı kötülerken, dünyayı kötülemek farklı bir şeydir. Dünyayı kötülemek farklı bir şeydir. Çalışmamak, tembellik farklı bir şeydir. Çalışmamak farklı bir şeydir. Bir kimse dünyanın kötülemek nasıl demek? Dünyaya aşık olmayacak, dünyayı sevmeyecek. Dünyayı sevmek ne demek? Adam dünyalık meta için, mal için yalan söylemeyecek. Alışveriş için harama girmeyecek. Malı satmak için harama girmeyecek.
Dünyayı sevmek ne demek? Dünyaya aşık olmayacak, dünyayı sevmeyecek. Dünyayı sevmek ne demek? Adam dünyalık meta için, mal için yalan söylemeyecek. Alışveriş için harama girmeyecek. Malı satmak için harama girmeyecek. Dünyayı sevmek bu. Veyahut da zengin olmak için çalıp çılpıp millete vicdansızlık, merhametsizlik yapmayacak. Dünyayı sevmemek bu. Yoksa adam namusuyla ticaret yapıyor, namusuyla iş yapıyor. Biz vay sen neden dünyalık çok çalışıyorsun? Ona diyecek çok durumda değil mi? Allah muhafaza eylesin. Tarikat o değil zaten. Ben isterim ki bütün dervişlerin işin düzgün olsun, düzgün çalışsınlar. Bütün arkadaşlar. Herkes ticaretine sağlam olsun, işine sağlam olsun, işine iyi baksın, evine iyi baksın, çoluğuna çocuğuna iyi baksın, etrafına iyi baksın, elinin altındakileri iyi bir keçim versin.
Bunun yolu çalışmaktan geçiyor. Bu olması gereken şey. Adamın bugün dersi var, adam dersini ben çalışıyorum deyip de iptal etmesin. Dersine gelsin. Ona göre kendini dizaylesin. Haftanın iki gecesi ders var, iki gecesi derse gitsin adam, evinde durmasın, dersine gitsin. Adam günlük büyüdü var, günlük büyüdünü çeksin, ben çalışıyorum deyip düzgün atmasın kenara. Veyahut da işte çalışmak da ibadettir deyip namazı kenara atmasın. Böyle bir şey yok. Benim anlattığım bu değil. Bir kimse namazını kılacak, orucunu tutacak, zikrini yapacak, ibadetini edecek, ahlakını güzelleştirecek, çalışacaksa dünyanın da kazanacak, malını yine yerine getirecek. Ben isterim ki buradaki cemaatin hepsinin de arabası olsun, burada araba park edecek yer olmasın.
Bunda bir şey yok. Yani dünyayı zem etmemiz, yanlış anlaşılmasın. Allah bizi affetsin inşallah. Nefis'in sağdan soldan, önden, arkadan yaklaşmasını açar mısın? Nefis insana, bunu çok uzun tutup bir görüşmama, konuşmama gerek yok. Bir şey İslam ahlakına uygun değilse nefistendir. Bir şey Kur'an ve sünneti uygun değilse nefisten nefis değil. Bunu tefarrüatlandırmak farklı bir şeydir. Ben size tefarrüatlandırırım, tefarrüatlandırırım. Önden, arkadan, yandan, sağdan, soldan, alttan, üstten. Her yerden nefis vurur insana. Her şeyden vurur. Nefsi vurmayacağı yön, nefsi vurmayacağı yer, nefsi vurmayacağı makam, meratı, yer yoktur. Manevi olarak da yoktur. Nefis insana her zaman her yerden vurur.
Her zaman her yerden vurur. Nefsi vurmayacağı hiçbir zaman ve yer yoktur. Siz diyemezsiniz ki şu zamanda nefis vurmaz diye. Nefsin vurmadığı zaman imtihanın bittiği zamandır. İmtihan biter mi, bitmez. İmtihanın bitti dediğin an nefis vurmuştur zaten o sözde de. O zaman nefsin vurmadığı bir zaman ve alan yok. Nefsin vurmadığı bir yer yok. Nefsin vurmadığı bir makam yok. Her makamda, her merafitte nefis vurur. O yüzden Muhammed Mustafa dedi ki, gözlerini açıp kapatıncaya kadar, Ya Rabbi beni nefsimin eline bırakma. Neden? Çünkü her an nefis insanı aldatmak için uğraşır. Eğer ki siz bir an kendi kalbinize rabıta ettiğinizde, kendi kalbinize baktığınızda, eğer ki zikrullahı göremiyorsanız orada nefis sizi vurmuştur.
Eğer siz namazı geciktiriyorsanız, nefis size vurmuştur. Her zaman, her an. Eğer ki ibadetinizi geciktiriyorsanız, eğer ki tövbenizi geciktiriyorsanız, eğer ki yanlışlıklara düşüyorsanız ve yanlışlıkları bile bile yanlış olduğunu bile bile yapıyorsanız, nefis size vurmuştur. Sağına soluna bakma. Ha işte bütün kitaplarda yazar, ben de size anlatırım. Nefis insana soldan vurur, kötülüklere emreder. Nefis insana arkadan vurur, geçmişini karanlık gösterir, hafı olmaz gösterir. Nefis insana önden vurur, insanı ümitsiz gösterir. Ümitsizlikçi kurmak ister. Nefis insana sağdan vurur, nefis insana sağdan vurur, o zaman yaptığı ibadetleri vurur kendisine, yeterli ve güzel gösterir.
Tefalatlandır bunu. Eğer bir şeyden hoşnut olduysan, bir konudan nefsin vardır. Yemekten hoşlandıysan, nefsin lezzet almıştır. Zikrullah'tan hoşnut olduysan, zikrullah'tan nefsin lezzet almıştır. Ben düzgün zikrullah yapamadım demen lazım. Ben sohbet ettim, bugün çok güzel sohbet ettim dediysem, nefsin vurmuştur. Anlatamamıştır, anlatamamıştır. Yani nefsin seni ne zaman iyi, güzel, hoş, tatlı, lezzet alıcı bir noktada seni gösterdiyse, sana nefis vurmuştur. Ne zaman kafanı kaldırdıysa senin nefsin, nefsin sana vurmuştur. Çok basit, çok basit. Ne zaman ki kendini bir kimseden faziletli gördün, nefsin seni vurmuştur.
Ne zaman ki yanındakinden sen kıymetli gördün, kendini nefsin sana vurmuştur. Ne zaman ki kendini bir başkasından tatlı gördün, nefsin sana vurmuştur. Allah muhafaza eylesin. Gönlünüzde Allah sevgisini oturtturun, yerleştirin. Kalbinize Allah'ın zikrini yerleştirin. Kalbinizde Allah'ın muhabbetini yerleştirin. Bunların hepsi de, bu nefis vurmalarının hepsi de tıfıllıkta olur. Tıfıllıkta olur bunların hepsi de. Tıfıllıkta insan gelen o müşkilatlara, sıkıntılara karşı ahuzar eder. Tıfıllıkta. Bunların hepsi de nefsindir. Ahuzar ediyorsan nefsine uydun. Feryadına feryat ekliyorsan gelen müsibetlerden nefsine uydun. Gelen sıkıntılara feryat ediyorsan nefsine uydun.
Ne zaman ki, ne zaman ki muhabbetullah noktasına geldin, o zaman nefsin başka türlü vurmaya başlar. Bunlardan vurmaz. Belaydı, müsibette, sıkıntı, az ibadetti, çok ibadetti. İşte şundan ve bundan onlardan vurmaz. O zaman da Allah'la konuşmana, Allah'la sohbetine perde inmeye başlar. O perde inmesi senin nefsine uyduna işarettir. Allah'la sohbetine perde iniyorsa, Allah'la muhabbetine perde iniyorsa, Allah'la muhabbetin inkıtaya uğruyorsa, Allah'la gönlünde konuşurken konuşamaz hale gelip lal hale geliyorsan ve seninle sevgili konuşmuyorsa, asıl o zaman sen kendine yol ara, yer ara, iş ara. O zaman ahuzar et, feryadına feryat ekler.
Bu sohbetin size değil. Sen kendine bir üstad ara. Kendiyse, sen kendinin kendi halini düzeltecek bir halde iş ara. Konuşmuyorsa, beni iyi dinler. O zaman sen kendine başka bir yol ara. Nefsine değil, şeytana uymuşsun. Ben niye uymuşum? Nefis çocukların işidir. Allah'ın evliyasıyla şeytanlar uğraşır. Allah'ın evliyasıyla, velileriyle şeytanlar uğraşır. Nefsin gıdıklamalarına tüfiller uğraşır.
Tüfiller nefisle uğraşırlar. Onlar az yiyecekler, çok yiyecekler, o işte kadına bakacaklar, bakmayacaklar, tövbe edecekler, etmeyecekler. Gelen belada, musibetten kaçacaklar, kurtulmaya çalışacaklar, yan yatacaklar, çamula batacaklar. Bunlar tüfillerin işidir. Büyüklük iddiasındaysan tüfillerin işiyle ilgilenme. Eğer tüfillerin işiyle ilgileniyorsan, o zaman büyüklük iddiasında bulunma.
Git büyüğün birisinin elinden tut. Ve insanlar nefisleriyle mücadelelerini belli bir noktaya getirmedikten sonra seyr-i sülûk de edemezler. Bir kimsenin seyri sülükunun başlayabilmesi için nefis meratibi olarak onun mutmainne makamına gelmesi lazım. Mutmainne makamına gelen bir kimsenin seyri sülükü başla. Mutmainne de başla. Mutmainne den önce seyri sülükü başlamaz. Eğer seyr-i sülûk edecekse mutmainne makamına gelmesi lazım. O da hay esmasıdır. Hay esmasına gelen bir dervişin gönlüne Allah ilham eder. Onun gönlüne Allah kendi kelamını, zikrini, kendi zikrini oturtturur. Onun gönlüne Allah gümbür gümbür zikrullahı oturtturur. Eşkare söylüyorum size.
Bu sohbetim de size. Gönlünüzde eğer kimsenin tecelli ediyorsa Allah'ın zikri. Gecenin kalkında la ilahe illallah, la ilahe illallah. Gönlünde Allah diye bir feryadı duyduysan ve feryat vücudunu bütün her tarafını sardıysa, ruhunu sardıysa, sırrını sardıysa ve o feryat mükevanatı sardıysa, her baktığında, duyduğunda sonsuz bir şekilde o nidayı duyduysan gönlüne Allah zikri yerleşti.
Resulü der ya, Allah'ın sizi ne kadar sevdiğini görmek istiyorsanız sizin Allah'ı ne kadar sevdiğinize bakın. Bu hadis-i şerif çok şeyi içine alır aslında. Allah'ın sizi ne kadar zikrettiğine bakmak istiyorsanız siz gönlünüzdeki Allah'ın zikrine bakın. Allah'ın size ne kadar muhabbet beslediğine bakıyorsanız siz Allah'a ne kadar muhabbet beslediğinize bakın. Dervişlik gönle Allah zikrini oturtturmaktır, yerleştirmektir. Dervişlik kalbe zikrullahı oturtmaktır. Kalbi ihya etmektir, parlatmaktır. O zaman kalbinize Allah'ın zikrini, Allah'ın muhabbetini, aşkını, muhabbetullahı yerleştirin. Siz haberi esma alın. Üstadın verdiği esma değil, manevatta verdiği esma.
Mane gelsinler sizin kalbinize, sizin rüyanızda esma versinler. Desinler ki sen bundan sonra hu esmasını çekeceksin. Desinler ki sen bundan sonra hay esmasını çekeceksin. Kayyum esmasını çekeceksin. Kahhar esmasını çekeceksin. Hak esmasını çekeceksin. Yani bir şey budur kardeşler. Yoksa üstad bir şey sana demiş ki nakipsin, nükkabasın, su kabasın, alifesin. Şeyh etsin desene olacak ki. Gönlündeki tecelliyatı seyret. Gönlündeki tecelliyatı seyret. Allah ve Allah'ın sevdikleriyle misin? Şeytan ve şeytanın sevdikleriyle misin? O halini kontrol et. Günlük halini, anlık halini kontrol et. Durduğunu gör. Konuştuğun halini, konuştuğun kelamı kontrol et.
Nerede durduğunu gör. Bir başkasının sana şeyh demesine bakma, evliya demesine bakma, veli demesine bakma. Bir başkasının sana çavuşsun, nakipsin, kapatsın, su kabarsın, havada uçuyorsun dediğine bakma. Ama Allah ne demiş ya? Vicdanınız en güzel müftü, siz ona tanışın demiş. Vicdanınız en güzel müftüdür dedi. Bu fıkhî meseleler için değil bu. Bu tasavvufî meseleler için. Fıkhî meseleler için. Fıkhî meselelerini öğrenmen çok basit. Gidersin oradan bakarsın. Ne haram ne helal bilirsin. Bilemecinden de Allah seni sorunlu kılmaz zaten. Merak etme. Unuttuğundan sorunlu kılmaz.
Öğrenememişsindir. Sorunlu kılmaz. Merak etme. Zaten mümin haram, büyük haramlardan, münaki evallerden uzak durmuştur. Arasındaki küçükleri de bilmediklerini de Allah affeder zaten. Allah zalim değil. Asıl sen müftülüğün kalbi hallerine bak. Asıl müftülüğü sen kalbinin içerisindeki tecelliyata bakarak da karar ver. Kalbinde neyin sevgisi var? Kalbinde neyin muhabbeti var? Kalbinde hangi kıpırtılar var? Asıl o da var. Kitap o. Kelam o. Hal o. Kalbimizdeki tecelliyatı seyredeceğiz. Ve gözünüze şimdi bakacaksınız. Şimdi, şimdi hemen, hemen şimdi rahat edeceksiniz. Kalbinizde ne var? Allah zikri mi var? Resulullah muhabbeti mi var?
Ne var? Nerede sen? Neyi düşünüyorsan oradasın. Kafanda işi mi düşünüyorsun? Aşı mı düşünüyorsun? Eşi mi düşünüyorsun? Hatun mu düşünüyorsun? Çocuk mu düşünüyorsun? Makam mevki mi düşünüyorsun? Sen hemen vabut et. Nerede oldun? Kediğin gör. O zaman Allah bizi muhafaza eylesin. Nefsin sağın solu önemli değil. Nefsin sağın solu önemli değil. Her yerden vurur o. O zaman her anı yanık duracak. Her anı yanık durmak için her an Allah'ı zikretler. Allah bizi zikredenlerden eylesin. Yurt dışında bazı din bacılarımızın İslam'ı anlatmak için başını açmalarına ne dersiniz? Bunun hükrü nedir? Biz hiç kimseye başını açın diyemeyiz. Ben kendi nefsim için söylüyorum. Ne okul için, ne çalışma için, ne başka bir şey için.
Ben daha bugüne kadar bir kimseye başını aç demem. Demem de beni iyi güvendirmez. Allah'ın tarzını yerine getirme. Bunu yapma demen hiç kimsenin hakkı değil. Birisi başını açıyormuş. Ben derim ki bu senin yaptığın haraptır. Başa çıkmış derim ki bu senin yaptığın haraptır. Başı kapalı. Sen dini anlatmak için başını aç diyemem. Başkası diyormuş. Beni ilgilendirmez. Diyeceksin ki başı açık bayan kardeşlerimiz var mı? Evet var. Onlara ders veriyor musun? Veriyorum. Yıllardan beri veriyorum ben. Bana soruyorlar ne diyorsunuz? Bunun hakkında diyorlar. Diyorum ki harap istiyorsunuz. Açık dolaşmanız harap.
Hiçbirisine demem ki sen başını ört. Kendisiyle alakalı. Kendi sevecek, isteyecek, kalbi oturacak yerleşecek. Örtecek. İnşallah. Durumu kaldırma almış. Biya iş yerinde çalışıyormuş. Devlet ailesinde çalışıyormuş. Bunlar kendileriyle alakalı şeyler. Biz kimsenin işini, aşını, eşini bozmak için bir şey diyemeziz. Allah muhafaza eylesin. Çalışmak zorundadır. Ailemi sebepleri vardır. Problemleri vardır. Kendince. Doğru yerleri vardır. Kendince. Bunlar bizi ilgilendirmez. Beni ilgilendirmez. Ben dini tebliğ etmekten sorumluyum. Bütün Müslümanlar dini doğru tebliğ etmekten sorumlu ve yükümlüdirler. Biz insanların başına silah kayıp dini böyle yaşayacaksınız deme noktasında değiliz.
Böyle bir noktada olsam onlarla ne uğraşırım ki daha başka şeylerle uğraşırım. Biz dini tebliğ ederiz. Muhammed-i Mustafa dini tebliğ etti. İnsanlara anlattı dini. Doğru dini. Allah'ın dinini insanlara tebliğ etti. İmam edin dedi. Dinin şartları bu, kuralları bu. Bir günlük hayatta yaşanma standartı bu dedi. Dini tebliğ etti. Biz onun yolundan gideceksek biz de sadece tebliğ ederiz. Doğru neyse biz doğruyu anlatmaya çalışırız. Allah muhafaza eylesin cümlemizi. Bazı cemaatlerin her şeyleri var. Mesela norcuların dünyanın öteki ucunda bile yurtları, okulları, cemaatleri var.
Bizim olmamasının hikmeti nedir? Çok güzel. Ehli tasavvufun da her yerde dervişi ol. Ehli tasavvuf kendince dünyada çok uzun duracağına inanmaz. Ve kendince bu tip yerlere tarih boyunca, tasavvuf tarihi boyunca bu tip şeylere meyletmemiştir. Bu tip şeylere meyletmek için para toplamaları gerekir.
Ehli tasavvuf da böyle bir şey kendisine düştür edilmemiş. Gerçek tasavvuf rehinleri asla ve asla bu noktada para toplamaya çıkmamışlar. Toplamamışlar. Siz de asla kadar toplam olmayı uygun görenlerdeniz. Ben kendi nefsim için söyleyeyim. Böyle şeyler olması için muhakkak ki insanların maddi güceye ihtiyacı var. Para toplayacaklar, deri toplayacaklar, belli bir sermaye erdedecekler.
İnsanatla tula açacaklar, yurt açacaklar. Bizeysiniz ki bunları işte redmediyorsun, yok. Kim Allah için bir tuğla koyuyorsa Allah ondan razı olsun. Allah onu gerçek istikametine ulaştırsın. Allah bütün dünya üzerinde İslam'a hizmet etme noktasında bulunan bütün cemaat, tarikat, kurum, kuruluş ne varsa hepsinde istikametlerini düzgün eyleyip Cenab-ı Hak sıratı müstakim de eylesin. Bu noktada herhangi bir kimsenin yaptığı hizmetleri veya yaptığı işleri engelleme, kötüleme, reddetme noktasında değilim. Allah bizi muhafaza eylesin. Böyle şeylerle uğraşmayı pek istemem. Herkes kendince, kendince. Allah için bir şey yapıyordu. Herkesin yaptığı, kendince yaptığı kurum ve sünnet doğrusunda olduğum müddetçe bizim söyleyecek bir lafımız olmaz.
Siz bilir misiniz? Bazı tarikatlarda bizim verdiğimiz ders kağıtları var ya, ders kağıtları parayla. Geçen gün telefonu açtılar. Ya ders kağıdı 50 milyon liraymış. Onun gibi bir şey. Ben durdum telefonda anlamadım dedim. Ders kağıdı 50 milyon lira dediler bana. Söyleyecek bir laf yok. Bizimki dedim internette yayınlanıyor dedim ben. Çekip. Ya bu konuşacak bir şey diyemiyorum. Bulamıyorum yani bu tip şeylere. Dergaha girmek paraylaymış. Bunları duyuyor mu hayret ediyorum. Telefon açıyorlar bana. Yani işte biz arkadaşlar davet, birisini davet etmişler bayanın birisini.
Davet edilen bayan beni aradı. Tekke edilmiş, üretti ne kadar dedi. Yani tedarikli gelecek ona göre. Dedim çok pahalı. Ne dedi? Dedim çok ihlas lazım, başka bir şey lazım dedi bize. Bedava olunca da kıymeti olmuyor herhalde. Bizde de bedava, çay bedava, çorba bedava, sohbet bedava, ders bedava. Para verince kıymetleniyor belki de. Yani insanlarda öyle bir şeyde olur ya hani bir şey bedalasa adam için kıymetsizdir. Para verirse onu kıymetlendirir. Öyle değil mi? Herhalde insan psikolojisi böyle demek. Bizde bunlardan uzak durmaya çalışıyoruz. Gayret ediyoruz. Ve bizim böyle uzak durmamızda rahatsız olanlar da var. Acımasızca, acımasızca reddedilip eleştiriliyoruz.
Acımasızca, acımasızca. Ben bunları söyledikten sonra da reddedilip acımasızca eleştiriliyorum. İnsanların gözlerinin para bürümüş, madde bürümüş. İnsanlar tarikatı, cemaatı parasal bir yer olarak görmüşler. Gazete satmaya gelmişler bana. Şey yapacaklar, abone edecekler. Olmak istemiyorum dedim ben. İslami hizmetlikler. Hayır dedim ben. Siz gazete satıyorsunuz. Bu gazeteye yazı yazan, yazar para alıyor mu? Alıyor dedi. Ben akşamları sohbet ederken para almıyorum dedim ben de. Bu gazetede makale yazan para alıyor mu kardeşim?
Alıyor dedi. Allah rızası için değil Osmanlıdır. Bir İslami dergi, herhangi bir İslami gazete, herhangi bir İslami televizyon, radyo adına ne derseniz deyin. Orada hizmet veren bir kimse ücretini alıyor mu? Alıyorsa Allah rızası için yapıyorum demesin bana. Dergi çıkarıyor. Ne İslami dergi. Sen ne yapıyorsun? Makale yazıyorsun. Kaç para? Dergide çalışıyorsun. Her makale için para yazıyor. Para alıyor. Neymiş bir de Allah rızası için bu. Hayır. Fetvaya para mı aldı arkadaşlar? İmam-ı Şafi fetva mı aldı? İmam-ı Muharri bütün hadisler için para almış olsaydı dünyanın maddesal olarak en zengin insan olurdu öyle değil mi?
Tirmizisi, Müslümesi, Müslümi, Ebu Hureyresi hepsi de Ebu Hureyre naklediyorum hadis deseydi, para alsaydı dünyanın en zengin insan olurdu. En fazla hadis nakledenlerden birisi siz dağda da ovada pazarda para peşinde koştururken ben ilim peşinde koşturuyorum. Ben Muhammed-i Mustafa'nın dizinin dibinde ondan ilim öğrenmek için uğraşırdım dedi. Ve çok hadis nakledi. Biz şimdi diyebilir miyiz ona sen her nakleddin hadise para mı verdi bu ümmet? İmam-ı Rabbani sohbetlerini yaparken her sohbete para mı aldı? Bediüzzaman Sayyidi Nurs Hazretleri risaleleri yazarken para mı aldı risalelerden? Süleyman İbn-i Tunağan Hazretlerden okuturken o Kur'an okuttuğu talebelerden, o hafızlardan ücret mi aldı?
Ücret alınan şey Allah rızası için yapılmış değildir. Ücreti Allah'tan beklenen şey Allah rızası için olmuştur. Sen beklersin sen. Bitti. Bitti. Söylenecek bir laf yok. Birisinden alıyorsan karşılığını alıyorsunuz. Rızası için deme. Bu benim kendi şahsi kanal.
Hayır. Bir kurumda çalışıyor. Ben Allah rızası için çalışıyorum buradan. Alma maaşları bakalım. Arkadaşlar Allah rızası için orada öğretmenlik yapıyorlar. Anneler babalar mı veriyor ya şeylerini dedim ben. Yok. Nereden alıyorlar? E maaş alıyorlar. Nereden alıyorlar? Kurumdan alıyorlar. Kurumdan alıyorlar. Allah rızası için deme bana. Kurumdan maaş alıyorlar. Bana ne? Yanımızda Allah rızası için çalışan bir eleman. Allah bize affetsin inşallah. Şarkı dinlemek günah mı? Şafi'ye göre günah mı? Hanefi'ye göre normalde şarkıların içeriği önemli.
Eğer şarkılarının içerisinde şirk noktasında bir şey yoksa onda herhangi bir problem yok. Ramazan orucundan iki gün borcum vardı. Sağlık sorunlarının sebebi dolayısıyla şevvalya içinde tutulması gereken orucumu tuttum. Ramazan borcum duruyor. Bir masum var mı? Yok. Ramazan borcumu da tut. Gerçek bir tövbe nasıl yapılır? Bugünkü ölen askerler şehit midir? Anlat onu ha. Ölmekle şehit olunur mu? Nasıl ölmekle şehit olunur mu? Ya bir kimse eğer ki hastalıktan ondan sonra herhangi bir hastalıktan ölürse. Bir de kulmen öldürülürse o kimse mümin ise şehittir. Şehitliğin birinci bütün müminliktir.
Şimdi şu soru İslam'da yoktur. Bu ölen şehit mi? Burada ölenler şehit mi? Soru sorulmaz İslam'da. Neden? İslam şahsın üzerine bir grubun üzerine hükmetmez. Allah yolunda öldürülenler şehittir. Mümin ise şehitliğin hükmü bellidir. Nedir? Şehit bir kimseyi şehit diyebilmemiz için mümin olması gerekir. Birinci şarttır. Şimdi ölen askerlerin hepsi de şehit mi dediğinde içinde Hristiyan varsa ne yapacağız? İçerisinde Yahudi varsa ne yapacağız? Onlar da Türk vatandaşı gidip o askerliğini yerine getiriyor mu? Getiriyor. Öldü adam orada ne diyeceğiz Hristiyan'a şehit mi diyeceğiz şimdi? Şehitliğin birinci şartı mümindir.
Mümin ise o kimse, o kimse dinin uğruna, vatan uğruna ölürse şehit olur. Mümin ise, mümin ise, mümin değilse yapacak bir şey yok. Bir de niyete adamın önemlidir. Hani gitmiş ya birisi, savaşıyormuş ashabın zamanında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Allah Resulü sormuş o kimseyi. Demişler ki ya Resulallah şehit ol. Hayır demiş. Şehit olmadı. Hemen bulmuşlar yararlıların arasından. Kafasını kaldırmışlar. Demişler ki ne için savaşsın? Bu müşrikler gelir hurma bahçeliklerimizi talan eder diye savaşsın demiş. Saddak ya Resulallah demiş. Tak bitmiş. Allah için savaşmadıkları talan edecekler diye savaşmış. Ve Allah Resulü diyor ki o şehit olmalıdır.
Neden? Hurmalıkları korumak için savaşmış. Kendi hurmalığını, kendi hurmalığını, kendi hurmalığını korumak için savaşmış. Allah muhafaza edersin. Bir kimsenin şehit olabilmesi için mümin olması gerekir. Mümin. Yani şimdi millet gündemde bu mesele, yani biraz daha ızgalaşan gündemi karıştıracağım. Yani adam gazeteci gidiyor arabada, araba devriyor şehit oldu.
Ne? Basın şehidi. Demokrasi şehidi. Cumhuriyet şehidi. Basın şehidi. Tıp şehidi. Sehçilerin birisini vurdular tek şehidi. Şehitlik dini bir kavramdır kardeşler. Dini bir kavramdır. Dini dini. Dini dini. Dini bir kavramdır. Dini dini bir kavramdır. Yani bir yüzünden imam nikahları derse bir kimse, Paldır Küldürk Cumhuriyet Savcısı onu soruşturmaya alıyor. Bu memleket kayık, demokratik bir devlet, sen nasıl dini nikah kıyarsın, nasıl imam nikahı kıyarsın diye otomatikman şey alıyor onu.
Savcılık soruşturması geçiriyor. Hülya Aşar ile geçirmedi mi? Medyadan. Geçirdi. Yani bir tarafta dini nikah kıyarsın diye insanlar savcılık soruşturması geçirecekler. Bir taraftan da devlet şehitleri diyecek ki bu benim şehidim. Dini nikah olursa Cumhuriyet Savcısı, şehit denirse Cumhuriyet Savcısı yok. Bir soru soruyorum sadece.
Hocam, özür dilerim, ben biraz şerif okudum. O mümin kişi diyor görevi başında ölürse, o da şehitler, eceniyle dönse. Ama şimdi asker şehidi, la ilahe illallah, hak-bulhamen-i-marsulullah diyorsa, Allah hızası hiç çamaktan beklediği için şehit söylüyor. Ben onun şehidi olup olmadığını tartışmıyorum. Ben onun kalbinde değilim, ben onun dininde değilim, ben onun ruhunda değilim.
Ben onun hükmünü verecek noktası değilim, Allah bizi affetse. Yok. Meseleyi iyi anlayın. Devlet bir tarafta dini nikahı yapı kimseye soruşturma geçiriyor. Neden? Dini termoloji kullandığı için. İmamlar dini nikah kıymaya korkuyorlar. Doğru mu? Doğru. Öbür tarafta devlet başka bir dini termolojiyi kendisi kullanıyor. O zaman devlet komple dini termolojiden sıyırılacak. Burada anlatmak, vurgulamak istediğimde anladınız mı? Dini termolojiden sıyırılacak. Devlet layık ise dini termolojiden ve dinden sıyırılacak. Bir tane askerimiz oldu.
Ayrı mesele onu değil. Bakın dikkat edin. Ben devletle alakalı benim dediğim. Devletin termolojisiyle, devletin diliyle alakalı bu. Devletin diliyle alakalı. Devlet bir tarafta din ve dinden olan bir şeyi reddediyor, öbür taraftan kabul ediyor. Devletin iki yüz dilini anlatmaya çalışıyorum. Devlet ya tamamiyetle din ve dinle alakalı her şeyden sıyırılır. Din ve dinle alakalı her şeyden sıyırılır. Kendince doğrudur. Eyvallah. Ama bir tarafta sıyırılır, bir taraftan sıyırılmamazlık edemez. Bizim vatandaşlarımızda bulunan haberi yok. Radyoda sorulu cevabını program yapıp bana mı soruyorlar.
Güneydoğu'da öldürülenler şehit mi değil mi? Kardeşim nefesimde değilim ki ben dedim. Şehit mi değil, hükme değil. Hükmetmiş şehit diyen. Ölenin niçin öldünü, öldürülenin niçin öldürüldüğünü biliyor musun? Yok. Varsa bilen desin ki bu şeyhi din termoloji koymuş. Demiş ki mümin olacak. Allah yolunda öldürülecek. Hastalıktan öldürülecek. Zulmen öldürülecek. Asiler, bayiler öldürülecek. Bunlar kimdir? Bunlar şehittir demiş. Mümin olduğuna dair var mı elimizde bilgi? Yok. İnşallah şehittir.
Zinglendirmez ama birisi ona hükmedemez. Benim anlatmaya çalıştığım şey bu. Biz ona hükmedemeyiz. Allah bizi affetsin inşallah. Ölmekle şehit olunur mu? Yani her ölen erkek bu şekilde ölüyorsa şehit hükmündedir. Gerçek tövbe. Ah, ah. Ah ya. Baktaki esmanların yapılış şeklindeymiş.
Onu da attık. Bir daha Ali İmran'dan sormuşlar. Tövbe insanın halini terk etmesidir. Ve insanın kendi halinden başka bir hale geçmesidir. Başka hale geçiş ise, Kur'an ve sünnet noktasına geçiştir. Bir kimsenin şeytanın ve nefsin taraftarlığından, Allah'ın taraftarlığından hücu etmesidir. Hücret etmesidir tövbe. Tövbe bir hicrettir. Tövbe bir dönüştür. Tövbe aslında bir varıştır. Ne? Allah'a varıştır. Resuluna varıştır. Tövbe hikmete, tecelliyata, tecelliyatın sünnet noktasına varıştır. Dönüştür. O yüzden tövbe geçmiş halimize feryat edip ağlamaktır. Tövbe sadece günahlara tövbe etmek değildir.
Tövbe sadece kusurlarımıza, hatalarımıza tövbe etmek değildir. Tövbe sadece yanlışlıklarımıza tövbe etmek değildir. Tövbe bir önceki anlayışımıza da tövbe etmektedir. Bir gün önceki düşüncemize tövbe etmektedir. Bir gün önceki herhangi bir ayeti anlayışımıza tövbe etmektedir. Çünkü bir gün önceki daha dar dairede anlamışızdır. Bir gün öncesini daha kısa anlamışızdır. Bir gün öncesini daha uzak görememiştiriz. Daha geniş görememişizdir. Ve her haline tövbe etmektir tövbe. Her haline. Bir an önceki haline tövbe etmektir. Bir an önceki nefesine tövbe etmektir. Bir an, bir gün öncekine tövbe etmektir her halde. O zaman bizim her halimiz tövbe etmekle geçecek.
Tövbe çünkü bir önceki tecelliyatın, bir önceki, bir önceki tecelliyatın yeniden tecelli ederken daha geniş, daha anlamlı, daha mükemmel bir şekilde olacağından dolayı bir öncekine tövbe etmektir. Derviş bir öncekine tövbe eder. Bir önceki haline tövbe eder. Bir önceki konumuna ve durumuna tövbe eder. Derviş illaki muhakkak ki günahlarına tövbe eder. Günahlarına tövbe etmek hakiki manada günahı terk etmektir. Günahı terk edemezse dahi o kimse yine tövbe etsin. O tövbesi, o tövbesiyle hiç olmazsa o günahtan kazandığı, o günahtan kazandığı negatifliği tövbe ederekten pozitifliğe çevirir. Hadi diyeceksiniz ki, ertesi gün yine aynı günahı işliyor, ertesi gün yine aynı günahı işlese de yine tövbe etsin.
Ama tövbenin hakikati öylesin. Bu noktada tövbe ettiği bir şeyi terk etmektir, bir daha yapmamaktır. Eğer bir daha yapmadıysa hakiki manada o kimse tövbe etmiştir. Bir daha yapmadıysa hakiki manada o kimse geri dönmüştür. Gönül arzu eder ki bütün tövbelerimiz hakiki manada o şekilde tecelli etsin. Bir daha geri dönmesin. Bir daha o yanlışlığa dönmesin. Bir daha o eksikliğe dönmesin. Eğer dönmez ise Allah onun o geçmişteki günahlarını ayrı çevirir. Geçmişteki günahlarını sevaba çevirir. Geçmişteki yanlışlıklarını ve eksikliklerini ibadete çevirir. Hay ve hasenata çevirir. Ve Hadis-i Kudsi'nde buyurulduğu gibi o kul diyor feryat etmeye başlar.
Keşke daha fazla günah işleseydim. Hadis-i Kudsi'de Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve selleme der ki, Kul mizana getirilir. Mizana getirildiğinde Allah onun kulağına der ki, Şu kadar sevap işlemiştin. Bunların hepsini de kabul ettim der. Bunların hepsini de kabul ettim deyince kul kendi kendisine sevinir. Ve içinden der ki benim günahlarım da vardı, kusurlarım da vardı. Ve içinden der ki yarabbim bu günah kebayelerim var benim. Bunlar ne oldu ki? Kendi kendine onu merak eder. Kendi kendine onu sorgular. Kendi kendine ona sorar. Kendince onun kalbinden mahşer yerinde onu sorgulamaya başlar. Bir Hadis-i Kudsi var. Allah der ki ona diyor. Hiçbir şey demeden senin işlediğin o günahları da hayra çevirdin der.
Başka bir rivayette başka bir konuyla alakalı Hadis-i Kudsi de der ki diyor. Onun kulağına eğilir. Der ki sen bu günahları da işlemiştir. Kul üzülür, erir, yerle yeksen olur, perişan olur. Ve Cenab-ı Hak onun kulağına tekrar eğilir. Der ki senin günahlarını da hayra çevirdin, sevama çevirdin sen. Hadi cennetime ver diyor. Ve kul öylesine sevinir, öylesine sevinir ki diyor. Mahşerde der ki diyor, keşke daha fazla günah işleseydim. Birincinden böyle söylerdi. Bu kalbi hareketi kalbine zikrullah oturmuş insanlar için geçerlidir. Kalbine muhabbetullahın oturduğu insanları Allah sevindirir.
Allah onların gönüllerine inşirah verir, açıklık verir. O zaman tövbeni salih tövbelerden yap. Tövbeni düzgün et. Bu Hadis-i Şerif'i kendine ölçe et. Bu Hadis-i Kudsi'yi kendine ölçe et. Bir daha geri dönme meçesine. Bir daha geri dönme meçesine tövbe. Bir daha geri dönme meçesine git bir üstadın elini tut. Bir daha geri dönme meçesine git bir tarikatın elini tut. Bir daha geri dönme meçesine git salih insanların yanında otur. Bir daha geri dönme meçesine git Muhammed-i Mustafa'nın eteğine yapış. Bir daha geri dönme meçesine git Allah'ın eline yapış. Bir daha bırakma. Sırf sıkı. O salihlerle beraber istiyorsan gönül gevşekliği kaldırmaz. El gevşekliği kaldırmaz. Bağlanma gevşekliği kaldırmaz.
Sıkı, sıkı tut. Eğer sıkı tutamazsan billahi parçan bulunmaz. Sıkı tutamazsan billahi senin parçanı bulamaz hiç kimse. O zaman tövbe öylesine bir tövbe olsun ki dönüşün öylesine bir dönüş olsun ki bir daha geriye yüzünü dönme. Bir daha geriye kalbini çevirme. Yalpalama. Zevrilme. Yıkılma. Hangi halin karda olursan ol sımsıkı tuttuğun yeri. Ne halde olur? Salihlerin cümresinin peşini bırakma. Hangi halde olursan ol. Allah'ı zikredenlerle beraber ol. Onlara sabret. Duymadın mı? Muhammed Mustafa'ya dahi dedi ki, Ey Habibim o zikredenler var ya evet. Sen nefsini onlarla beraber ettiyse sen nefsini Allah'ı zikredenlerle beraber tutmayı gayret et onlarla beraber ol.
Kendine buradan bir pay çıkar. Canım kardeşim. Allah'ı zikredenlerle beraber ol. Onların yanındaki sıkıntılar, belalar, musibetler senin nefsine vurmasın. Sana vurmasın. O yolda muhakkak ki vuracak. O yolda muhakkak ki sıkıntı olacak. Müşkülat olacak, dert olacak, çile olacak. Yanlış anlaşılma olacak, doğru anlaşılma olacak. Ama sen Allah'ın, Muhammed'in Mustafa'ya evrini unutma. Sen Allah'ı zikredenlerle beraber nefsini orada mükin tut. Nefsini orada sabit tut. Eğer ki salihlerle beraber olmak istiyorsan, eğer ki dönüşün tam dönüş olacaksa, yürüyüşün Allah'a olacaksa, yürüyüşün Muhammed-i Mustafa'yla el ele gönül gönüle din diden, Allah'a doğru miraç olacaksa, uruç olacaksa, yükseliş olacaksa, sen salihler cumresinin yanından ayrılma.
Şeriatın tövbesi vardır. Şeriatın tövbesi o kimsenin din ile günahlarına tövbe etmesidir. O kimse oturur, tövbe eder günahlarına. Tarikatın tövbesi vardır. O kimse ağlar, göl ceşidi döker. Günahlarına, kusurlarına. Bu tövbe kalbin tövbesidir. Geriye hiç gözüne döndürmez.
Geriyle olan irtibatını kesmiştir. Ettiği şeylerle hiç alakası yoktur. Alakalı şeyleri düşünmez. Hayretten hayrete düşmeyi ve bir önceki hayretin eksikliğini görür. Ve bir önceki hayretin eksikliğini görerekten o eksikliğine tövbe eder. Sırrın tövbesi vardır ki bir an sevgiliden uzak kalmaya tövbe etmeye başlar. Bir an sevgiliyi göremezse ona tövbe eder. Bir an sevgiliyle konuşamazsa ona tövbe eder. Bir an sevgilinin tecelliyatını izleyemezse ona tövbe eder. Bir an sevgilinin dizinden ayrılmaya gönlü razı değildir. Gözü razı değildir. Sırrı razı değildir.
Marifet Allah'ı razı değildir. O her an onunla konuşmaya gözünü, kalbini, ruhunu, sırrını dikmiştir ki o her an bu noktada tövbe etmeye mutlattı. Ve tövbe eder. O yüzden Muhammed Mustafa dedi. Ben günde yetmiş kez Allah'a tövbe ederim. O günahından, kusurundan değil. O eksikliğinden tövbe et. Muhammed, Muhammed olmasına rağmen onun bir önceki Allah'ın kudretinin, bir an sonraki Allah'ın kudretinin farklı anlayışlarını, farklı tezahürlerini gördü.
Bir an önceki o tezahüre tövbe etti. Yarabbi seni tanıyamamışlar. Yarabbi sana hakkıyla kulluk edemedim ya Mabuz. O yüzden geceleri ağladı, feryat etti. Seydelerde kaldı. Hazreti Aişe dedi ki Ya Resulallah sizin gelmeyiş geçmiş bütün günahlarına... Ya Resulallah ben Allah'a hakkıyla tövbe eden bir kul olmayın mı? Hakkıyla ona ibadet eden bir kimse olmayın mı? Değerli kardeşler. Bu sır ehlinin tövbesidir. Bu marifetullah ehlinin tövbesidir. Bu aşk ehlinin tövbesidir. Asıl tövbe de odur. Allah bizi o tövbe eden kullarından eylesin. Bir kardeş bugün bana bir rüya anlattı. Akşama ben de anlat dedim.
Herhalde o göndermiş. Rüyamı anlatabilir miyim diye. Bu geceyle alakalıydı rüyası. Hadmeyle alakalıydı. Ben de akşama dedim arkadaşlara anlat. Hatta bir rüyam var anlatabilir miyim dedi. Akşamla bana. Ben de direkt dedim ki mesincirde. Akşam anlatırsın. Akşamla alakalıydı dedi. Ondan sonra iyi dedim anlat. Kalbi ferahlasın diye. Yoksa hiç anlattırmadan burada anlattıracaksın direkt. Sabrı demedi. Anahtayıdır inşallah. Kalk ayağı anla. Gel buraya gel. Mikrofona verdim mikrofonsuz olmaz. Arkadaşlar.
Yani bu sabah için gördüğünüz gibi bir yer. Bir tane de kendini çok büyük bir kişilerdi. Yani büyük bir askerlerin içerisinde bulduk. Ama giriş kapısı çok tüksü. Dedik ya ben buraya niye geldim? Ben askerlik yaptım dedi. Fatih dergi sende dersin. Tecüman var. Çok büyük işler var. İşte benim dolaştığımda gezdiler zaten. Çok büyük böyle. Kapıları büyük, yüksek. Onun içerisinde su var artık. Böyle çabuklu, çabuklu, bakapaklığı gibi yerler var. Dedik yazdılar, duraştılar böyle. Tamam dedim ama dedim. Dedim buraya nasıl girdin dedim. Hani kapısı büyük ama. Yani bir de tersten geldi bana. Dedim senin tababiyle. Kardeşim azamdan doğrusu. O getirdi dedi.
Allah Allah diye. Ben askerlik yaptım diyorum. Yani niye geldim buraya? Fakat orada böyle çok büyük. Konuşma yapan birisi var. Çok büyük bir tanınmış birisi. Yani dünyaca tanınmış. Herkes tanıyor. Yani medyada var, radyoda çıkıyor. İşte ismen geçiyor. Öyle mizah. Ama kim olduğunu bilen mizah ben olanda. Herkes tanıyor. Komutanlar tanıyor. İşte paşra tanıyor. Dünya lideleri tanıyor. Ondan sonra da konuşuyor. Konuşma yapıyor. Bir arada dua ediyor. Herkes amin diyor. Yaldım Allah Allah. Bu askeri ne kadar dindan oldu diyorum ya. Yani askerin içerisine girmiş. Birisi kutbe yapıyor. Ve dua da ediyor. Şaşırdım neyse. Doraştım tekrardan. İşte dua ettiler.
Dışarı çıktım. Dışarı çıktım. Dışarıdım. Children'dra kutbe yats TV'ye döndüm. Dışarıdım. Dışarıdım. нулayı y�de. Çıktım dışarıya. Tı ak tastan울i compt應該 12 2000 lalasından beraber sar Tam tarifiye ona sarılınca Mustafa abi arkamda duruyor, Mustafa abi sarılmadım yani arkada iki ucadın geride duruyor.
Mustafa abi böyle içeridekleri onu anlatmak istedim. Yani abi bu ne kadar dindar bir askeriye var, ne kadar işte niye böyle gibi bir şey diyecek, ona bir okey alayım. Böyle bakınca Mustafa abi böyle etti. Kapasını salladı ama ben bunu daha önceden birkaç sefer Mustafa abi görmüşüz ya bir anda Mustafa abi gördüğüne soran bize bir havrede hemen Mustafa abinin yüzü Peygamber Efendimiz geliyor karşıma. Yani böyle devlen yapıyor. Tanrı'na görmüşsün böyle birkaç sefer. Aynı şekilde yine Mustafa abi böyle kapasını salladı. Yani içerideki olanlar ne varsa onları sanki böyle biz bir serzenişte bulunduk. Bir şeyler dua etti. İşte o olumlu bir şekilde şey yaptı bana başını salladı yani tamam gibi. Ve Mustafa abi Peygamber Efendimiz oldu.
O da başını salladı ve tebessümle tamam dedi. Yani rahat olun, tamam işte ne oldu dediğiniz gibi bir şey oldu. Ben de dedi Mustafa abi bunu alalım sabahtan. Herhalde Mustafa abi geçen hafta demişti ki bir daha kafta duvarımız bu olacak. Peki dedim onun bir ışıyordu bir mutfak anlatayım. O da dedim herhalde bir açıklama yapar veya onun bir şey anlatayım. İnşallah. Bu akşamki hatmayı her memleketimiz için hayırlı yöne ümmet-i Muhammed'in hayırlı yöne askerlerimizin ve devletimizin hayırlı yönde karar almalarına vesile olması için niyet edeceğim. Malum Türkiye'nin gündemi birdenbire değişti. İçeriden dışarıdan memleketimizin üzerinde ağır oyunlar oynanıyor.
Ağır oyunlar oynanıyor. Bu şu anda Türkiye'nin içinde bulunduğu durum öyle hafife alınacak bir durum değil. İnsanlar bunu yollarda yürümekle halledeceklerini zannediyorlar, yanılıyorlar. Nümayişlerle hallolacağını zannettiğimiz bir şey değil bu. Bu deccalın oyunu. Bu direkt deccalın oyunu. Deccalın oyununa kurban etmeyi düşünüyorlar. Yazın Cenab-ı Hak bize bir fırsat verdiği dersler yaptıydı. Ne yazık ki kardeşler bu dersleri iyi dinlemediler ve dönüp bakmıyorlar hâlâ bana. İyi dinlemediler ve dönüp bakmıyorlar.
Bütün ümmet-i Muhammed'in üzerinde zaten oyun oynanıyor ama şu anda Türkiye'nin başında oynuyorlar oyunu. Türkiye'yi ham yapmak istiyorlar. Hani ham yaparlar ya çocuklara ham yap dersin ya çocuk yer ya. Bu noktada Türkiye'yi yalayıp yutmak istiyorlar. Sizin bugün doğru gördüğünüz şey beş yıl sonra doğru olmadığı meydana çıkar.
Bugün doğru görebilirsiniz onu. Önemli olan geleceğe yönelik doğru görmek, doğru tespit etmek, doğru hareket etmekte. Bu noktada ben siyasetçi değilim. Bizler siyasetçi değiliz. Biz devlet idare eden insanlar, devlet idare edecek insanlar da değiliz. Bizim elimizden nacizane gelecek olan dua etmekte. Memleketinize dua edin. Ümmet-i Muhammed'e dua edin. Evet. Memleketinize ve Ümmet-i Muhammed'e dua edin. Askerlerimize dua edin. Cenab-ı Hak muhafaza eylesin. Düştüğü yeri yakmakla kalmaz. Derler ya ateş düştüğü yeri yakar diye. Hayır.
Etrafını da yakar. Etrafını da yakar. Eğer o ateşi söndürmeye kalkmazsanız, ateşi muhafaza ve koruma altına almazsanız o ateş etrafı da yakar. Düştüğü yeri yakmakla kalmaz. Yakmakla kalmaz. O yüzden o meseleyi insanların kolaycılığını almışlar. Düştüğü yeri yakar. Yani onu yakar. Bir düşsün de bakalım nereleri yakıyor gör. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu akşamki hatmede benim kendi niyetim o. Benim kendi niyetim o. bu memleketin, İslam aleminin dirli, birli, beraberli, düzeni, selameti için, hayırlı kararlar alınması için, hayırlı kararlar alınması için önemli olan bir şeyin hayırlı olması.
Bir şey yıkılır, yıkılması hayırlıdır. Hayırlıdır bilemeyiz bu zaman. Yıkıldı diye üzülürüz ama bir müddet bakarız ki ha gerçekten hayırlıymış deriz. Bir şey yok olur. Demiş ki ya yok olur ama bilemeyiz hayırlıdır. Sen felaket olur. Demiş ki ya felaket. Bilemeyiz ki hayırlıdır. Deprem olur. Bilemeyiz hayırlıdır. Zaman onun hayırını gösterir. O yüzden şu anda da memleket karar aşamasında. Devlet olarak, siyasetçi olarak, askeriye olarak karar aşamasında var. Cenab-ı Hak denk getirdi hatimeye.
Hayırlı karar alması için siz de niyet edin inşallah. Cenab-ı Hak hepsine de hayırlı karar alırsınız. Bu memleket için, dini, mübini, İslam için hayırlı olsun inşallah. Çok önemli şeyler bunlar. İnsanlar bir hareket ederler, küçük bir şeymiş gibi olur o. Ama bütün Orta Doğu'yu ilgilendirir. Türkiye öyle bir noktada. Türkiye bir hareket eder, Orta Doğu'nun dengeleri bozulur. Belki de Türkiye'nin dengesi de bozulur. Denge bozacağım derken dengeni bozmak da vardır. Her denge bozduğu şeyin dengesi de bozulma riski üzerinde taşır. Siz denge bozmaya çalışırsınız, dengenizi bozarsınız. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Cenab-ı Hak hepsine de hayırlı karar alırsın inşallah. Bu akşam ki harbinin niyeti bu.
Devlet, millet, memleket, askeriyesi, siyaseti, hükümeti, hepsi de memleket içinde, ümmet-i Muhammed içinde, dünya içinde hayırlı karar alsınlar inşallah. Hakkınızı eylaa edelim. Ben de hakkını eylaa edelim. Lütfen biraz uzatır, hükümetin. Hükümetin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.