Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 19 Temmuz 2020 · 20:32
Soluktaşımın dudaklarına eş olsaydı, neyi gibi ben de söylenesi, sözleri söylerdim. Bir dildeşten ayrılan kişi, yüzlerce namesi bile olsa, dilsiz olur gider, gül, soluk gül bahçesi sarardı mı, bundan böyle bülbülden başından geçenleri duyamazsın. Soluktaşımın dudaklarına eş olsaydım, soluktaşımın, soluktaş, soluktaşınız kimdir ki?
Efendim, evsimiz dedi, zikr arkadaşı dedi. Mevlana Celaluhu Hazretleri soluktaş derken Allah'ı kastetmiştir. Sizin söylediklerinizin hepsi de doğru. Onlar yanlış değil. Mevlana Celaluhu Hazretleri buradaki soluktaşı Hazreti Allah'a dost olsaydın, o sevgilinin gönlünden gelen benim gönlüme gelseydi, o sevgilinin diline dökülen benim dilime dökülseydi ve onunla dost, onunla öylesine yakın ne gibi ben de söylenesi sözler söylerdim.
Mürsid-i Kamiler gibi, bililer gibi dinlenecek sözler söylerdim. Çünkü ney kendi başına bir şey demez, kendi başına bir şey söyleyemez, kendi başına bir şey anlatamaz. Ona bir soluktaş gerek, ona bir neyzen gerek. Neyzenin nefesiyle can bulur. O neyzenin nefesiyle ruh bulur. O neyzenin üflemesiyle bin bir tane cana kavuşur. O neyzenin dudağında hayat bulur. O neyzenin makamında makamlanır. O neyzenin pesliğinde pes bulur. O neyzenin delinde dem bulur. O neyzenin içidir neyden çıkan şey.
Neyzenin içinde ne varsa neyden çıkan da olur. Neyzenin o gün hüzün deryasına daldıysa, neyden ta derinlemesine bir hüzün gelecektir. Eğer neyzen o gün kahır deryasında dolaşıyorsa, neyden öyle bir kahır sedası çıkacaktır ki, duyan kahırdan kendisini yerden yere vuracaktır. Ney o gün neşeye boğulduysa, öylesine bir neşeli makam bizim kulaklarımıza gelecek ki, bizim canımız kıpır kıpır olacaktır neşeden.
O gün neyzenin halet-i ruhiyesi neyse, biz neyzenin halet-i ruhiyesini neyden dinleyeceğiz? Ve neyi dinlerken diyeceğiz ki, bugün neyzen coşkuluydu. Bugün neyzen Fırat Nehri gibiydi. Bugün neyzen ağlamaklıydı. Bugün neyzen kahırlıydı. Bugün neyzen kederliydi. Bugün neyzen kıpı deryasına dalmıştı. Bugün neyzen ümit deryasında dolaşıyordu. Bugün neyzen beşinci kat semada dolaşıyordu. Bugün neyzen İbrahim'den bir nefes getirdi. Muhakkak ki İbrahim makamına tecelli etti. Bugün neyzen Musa Aleyhisselam bahsettiyse, o zaman neyzen bugün Musa makamına tecelli etti. Demek ki bugün Musa Aleyhisselam'ın makamında bize Musa'dan inciler getirdi.
Bugün neyzen İsa Aleyhisselam'dan bahsettiyse, diyecektik ki bugün neyzen İsa makamında. O gün neyzen teclik makamından konuşuyorsa, diyecektik ki biz bugün neyden gelen ses teklik makamından. Demek ki bugün neyzen teclik makamında dolaşıyor. Eğer o gün neyden biz kesreti anlıyorsak, diyecektik ki bugün neyzen kesret makamında. İşte Hazreti Mevla'nın Allah'ın alem, diyor ki, eğer soluktaşımın dudaklarına eş olsaydım, ben de ney gibi, ben de söylenesi sözler söylerdim. Neyin sözlerini, yani Mürşid-i Kamil'in sözlerini Mürşid-i Kamil'den görmüyor. Velinin sözlerini veliden görmüyor. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözlerini Hazreti Resulullah'tan görmüyor.
Çünkü o konuşmadı, o konuşturdu. Sen atmadın, ben adresinden hiç konuşmadım. Habibim benim emirlerimi söyledi. Habibinin üzerinden ne çıktıysa, elinden, dilinden, ayağından, gözünden, kolundan, kulağından, kirpiklerinden, mimiklerinden, dudağının titretmesinden, ne çıktıysa, Allah'ın emri, müsaadesi ve takdiriyle çıktı.
Muhammed-i Mustafa'nın üzerinde, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde, heva, heves yok idi. Kim yok idi. Nefret yok idi. Öfke yok idi. Hırs yok idi. Üçkağıtçılık, beşkağıtçılık yok idi. Merhamet, şefkat, hedef, işte nasıl Muhammed-i Mustafa'nın üzerinde ne tecelli ettiyse, Allah'ın sıfatlarının tecelli ediyse, Muhammed-i Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, muhalislerin üzerinde ne tecelli ettiyse, o da Allah'ın sıfatlarının tecelli edildi.
İşte Hazret-i Bövdan Hazret-i Ruhmaz desedi, eğer soluk taşımın dudaklarına eş olsaydım, ben de neyler gibi türlü türlü hünerler sergilerdim. Musa'nın asası gibi, o kadar çok hünerim olurdu ki, atardı beni orta yere. Ve aklında Firavunların bütün oyunlarını alır yutar, Firavun'un bütün büyülerini alır yutar, yine asa haline girdi. Yapan asa değildi. Aslında Allah'ı, Yusuf'u kuyunun üzerine çıkaran su değil idi. Yusuf'u kuyunun üzerine çıkaran suyu görürsen sadece, Allah'ı göremezsin. Suyu yükselten Allah idi. İbrahim'i ateşten kurtaran Allah idi. Eşin yakmasını ve yanmasını önleyen, ateşi gül bahçesine döndüren, Allah'ın takdiri ve emriyle düşer.
Eğer kainatta bir meyve olgunlaşacaksa, o Allah'ın takdiri ve emriyle olur. O zaman bütün kainatı sevk ve idare eden, Hazreti Allah'tır. O zaman bir veliyi, bir mürşidi kamili, mana aleminde de sevk eden, takdir eden, Hazreti Allah'tır. Bu yüzden Hazreti Mevla'nın diyor ki, ben de soluktaşıma dost olsaydım, neyi gibi halde sözler disserlerdi.
Neyden bilme, onu üfleyenden bilme. Halikülade halleri, sopadan bilme. O bir sopa, o bir asa. Onu Allah'tan bilgör. Cenab-ı Hak, o akıllı olan, aklını padişah edenlere, aklını ilah edenlere, tamla hemhal köşesine oturtturanlara, yakın sahipleri. Hadi sizin aklınız yetsin hadi bakalım. Hadi bu asayı, haklını büyülerini yutuverdi. Haklarına matematik olarak kurdun. Kimyasını getir bana. Hadi bütün akılların akıllarını topla, bütün akılların akılları baktın. Bütün akıl, neyin karşısında, imanın karşısında, neyin karşısında, aşkın karşısında, bütün akılların akıllarını teker teker getirin.
İbrahim'i ateş yapmadı. Ateş yapmadı değil, İbrahim'i ateş yapmadı. İyi, senin dediğin gibi olsun. İbrahim ateş yapmadı. Senin dairini çizen benim, senin haddinin hududunu çizen benim, şeytanla eş olun, şeytanla yoldaş olun, şeytanla arkadaş olun.
İsmail'i gönderdim, İsa'yı gönderdim, Musa'yı gönderdim, İsa'yı gönderdim, Hazret-i Muhabbet-i Mustafa'yı, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni gönderdi. Onlar da dost olduk. Anta aleyhi. İman ehli olduğunu kurmayacaksın.
Din, aklın almayacağı bir şeydir. Din manadır. Din akıl değildir. Kim derse ki din akıl, zavallı bir şeyin içerisine, mana alemi, bir şeyin içerisine koymaya çalışıyorlar. Din başlı başına mana alemidir. İş altılamaz. İçerisine hapsedemezsin. Bu manada, kendi kendilerini dini, akıl dini olarak algılayanlar. Sizin kastettiğiniz akıl, Allah'ın kastettiği akıl aynı akıl değil. Siz savalı beyinlerinizi kastediyorsunuz, akıl olarak.
Allah'ın kastettiği akıl ise, küri akıl, mana aklı. O akıl akıllarından eylesin inşallah. Bir dildeşten ayrılan kişi, yüzlerce namesi bile olsa, dilsiz olur gider. Biz dildeşimizden ayrıldık. Biz dildeşimizden ayrıldık. Biz, bizim dilimizden anlayanın, dilinden anladığımızdan ayrıldık. Biz her daimdaşla, dilleşirken ayrıldık. O dildeşle, dilleştiğimizden, dildeşliğimizden, arkadaşlığımızdan, dostluğumuzdan, ayrıldığımız için, ayrıldığımız için, suskunluğumuz var. O yüzden kelimeleri karıştırıyoruz. O yüzden cümleleri karıştırıyoruz. Oradan ayrıldığımızdan beri, bizim aklımız da karışık. Oradan ayrıldığımızdan beri, bizim hiç haleci ruhiyemiz iyi değil.
Biz oradan ayrıldığımızdan beri, hiçbir mekanı kendimize mekan edemedik. Biz oradan ayrıldığımızdan beri, hiçbir yurdu kendimize yurt edinemedik. Biz oradan ayrıldığımızdan beri, hiçbir gönülde karar kılamadık. Hiçbir gönül de bizde karar kılamadık. Ne sevdik de bizde karar kıldı, ne bizi seviyorum diyenler karar kıldı. Biz ne bir gönüle sığdırdık, ne de bir gönül bizi sığdırdı. Biz garip, biz kimsesiz, çocuklar gibi kaldık ortaya erden. Kime elimizi uzattıysak, elimizi uzattığımızın eli yandı. Kime gözümüzü uzattıysak, gözümüzü uzattığımızın gözü yandı. Kime yüreğimizi yasladıysak, onun yüreği yandı, parçalandı, aktı gitti. Baktık ki yüreği yalan şikayet ediyor.
Baktık ki gözü yalan bizi terk edip, şikayet edip gidiyor. Elimizi tuttuğumuz, bizim elin yandı deyip bırakıp gidiyor. Tutacak el, tutacak göz, yaslanacağım yok. Anladım ki senden başka dayanacağım yok.
Anladım ki senden başka sevenim yok. Anladım ki senden başka sevgili de yok. Anladım ki sen lan ne dildaşsın, ben seninle dildaşım. Anladım ki dilim garip, gözüm garip, elim garip, ayağım garip, gönlüm garip, bedenim garip, ruhum garipsin. sürgünümü beklemekteyim. Beklemekteyim.
Anladım ki son anımı beklemekteyim. heyha. Yanmışım, kanmışım, yanmışım. Bilememişim. Kul tökezlemiş, yüreğim tökezlemiş, gözüm tökezlemiş. Bilememişim, dizlerimin bağı çözülmüş. Bilememişim, gönlümün bağı çözülmüş. Bilememişim, gözümün bağı çözülmüş. Bilememişim, bin bir tane perdeler ölmüşüm gönlümünün. Bilememişim, gönlümün önüm bir tane perde. Ayırda, din duvarlarımı yıka yıka. Ben de diyemem ki, bir de hata olmasın diye. Sevilecek senmişsindir tek.
Yaslanılacak senmişsindir tek. Oysa, annemi anne bilirdim, babamı baba. Kardeşi kardeş bilirdim, eşi eş, çocuğu çocuk. Her şey yabancıymış bana. Her şey uzakmış. Ben yakın görürken. İçindeymiş gibi hissederdim dostlarımı. Ama her biri Yemen'deymiş. İçindeymişim gibi görürdüm dostlarımı. Ama ben Yemen'deymişim. Sevilecek senmişsin. Gözüne bakılacak sen. El uzatılacak senmişsin. Gönül vurulacak olan senmişsin. O yüzden nameler name değil. Mızrahtar kırık.
Şiirler şiir değil. Halklar kırık. Edebiyat parçalanmış. Yerini bulunuyor. Diller suskun. Gözlerin teri kaybolmuş. Manaya bakmaktan yoksun. Kulaklar tıkanmış. Manayı dinlemekten yoksun. Suskun. Şarkıcı'nın dediği gibi her yer karanlık. Her yer karanlık. Her yer karanlık. Dilsiz olmuşuz dilsiz. Gül soluğu. Gül bahçesi sarardı mı? Bundan böyle bümbürden başından geçenler duyamazsın. Bir gün bümbür bahçesi solar. Gül bahçesi solduğunda gülün namesi de biter. Gül namelenecek gülü bulamazlar. Bülbür namelenecek gülü bulamaz artık.
Her yer sarılır. Her yer bozarır. Mevsim sonbahardır. Kış yakındır. Güller yapraklarını döker. Çeçeklerini batırır. Artık bümbürden söyleyecek hiçbir şey bulamaz. Çünkü ona aşk veren, ona şevk veren, ona muhabbet veren güller sarılıp sormuştur. Güller sarılıp sorduğunda da bülbürler suskun olur. Bülbürler suskun olunca da başından geçenleri anlatamaz olur. El Fatiha.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.