mustafaozbag.org

497. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 21 Mayıs 2016 · 50:29

Esselamun Aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Allah ruhları yarattığında cennete ya da cehenneme gideceğimizi biliyordu. Madem dünyadan önce bunlar belli ise, dünyada kendi irademizle yaptığımız iyi ya da kötü ameller, dünyadan önce belli olan sonuçları değiştirebilir mi?
Madem belli ise, bu dünyadaki irademiz ne derecede geçerlidir? Geriden bakın. Yani siz şimdi normalde ileriye doğru bakıyorsunuz, ileriye doğru bakınca sizin için ilerisi gayb. Ama geriye doğru baktığınızda sizin için gerisi gayb mı? Değil. O zaman varlık sürecinde kendi varlığınızda sizi yaratan, sizin son nefesinizden geriye doğru baktığında veyahut da varoluşunuzdan son nefesinize kadar baktığında bütününü görüyor ne yapacağınızı. Ne yapacağınızın bütününü görünce diyor ki, bu bütünün içerisinde o kimse cehennemlik ameller işleyecek. Cehennemlik ameller işleyeceği için onu cehennemlik yazdı.
Sizin cehennemlik amel işleyeceğinizi biliyor çünkü. Veya bütününe baktığında sizin cennetlik ameller işleyeceğinizi de biliyor. Cennetlik amel işleyerekten son nefesinde la ilahe illallah Muhammedin Resulullah diyerekten son nefesinizi vereceğini de biliyor. O yüzden onu yazdı. Öyle yazdığı için öyle yaşamıyoruz. Eğer öyle yazdığı için yaşamış olsak cebriyeye giriyor. Öyle yaşayacağımızı biliyor bizim. Öyle yaşayacağımızı bildiği için sonucunu yazdı. Ne yapacağımızı bildiği için. Biz onun emirlerini bu noktada onun daha doğrusu yazdığı gibi hareket etmiyoruz.
Cebri değil. Allah hiç kimsenin yazısını kötü yazmaz. Bu noktada cüz-i irademiz var. Malum yeni Başbakan Binali Yıldırım bundan sonra partili cumhurbaşkanı mı yoksa başkanlık sistemi memleketimiz için hangisi hayırlıdır görüşlerinizi lütü eder misiniz?
Bizim gibi ülkelerde başkanlık sistemi her zaman için uygun. Doğru bir başkanlık sistemi şu anda çok acil gerekli hem. Böyle arada olmaması lazım. Bu ara dönemsiz geçmesi lazımdı bunu. Yani Türkiye milletvekili seçimlerinden hemen sonra koyacaktı.
Başkanlık sistemini normalde kanun, madde, anayasa neyse nasıl olması gerektiğin. Ama bu konuda böyle çok donanımlı bir bilgilendirme yapmıyorlar. Burada sıkıntı var. Yani adı var sadece. Adı da güzel. Bu noktada İslam ve Türk kültürüne inanışına uygun başkanlık sistemi. Kurul uygulanırsa bunda bir sıkıntı yok.
Ama geç kalındı. Bunda artık hangi dengeleri, hangi hesapları, kitapları yapıyorlar bilemem. Ama geç kalındı. Belki de geç kalındığı için Cumhurbaşkanı bir değişikliğe gitti. Bu konuda ayak direten, ayak sürüyenler olduysa Cumhurbaşkanı o yüzden de bir değişikliğe gitmiş olabilir. Geç kalınmış bir şey. Bunu normalde şimdi çok eski ülkücüler bilirler. Başkanlık sisteminin temeli ülkücülere aittir. Şu anda MHP'nin karşı çıkmasına da böyle hayretle bakıyorum zaten. Yani biz eski ülkücüler gençliğimizde başkanlık sistemini bu noktada savunan, söyleyen bir sistemin içerisindeydik. Şu anki MHP şu anda eski ülkücülerin bu noktada yolunda değil, yine de enteresan noktası da bu zaten.
O yüzden Devlet Bahçeli bizden birkaç yaş, bizden bir jenerasyon dahaki de öndedir. Devlet Bahçeli Türkeş'in yanındaydı. Olaylara molaylara karışmadı hiç. Cezaevi hayatı yoktur, çilesi yoktur onun. Ama normalde tabii MHP'nin böyle daha önce Türkeş'in zamanında savunduğu bir şeye şimdi nasıl böyle karşı çıkıyor? O da hayretle bakılacak bir şeye. Bir şey doğrusa doğrudur. Yani bu noktada evet Türkiye'nin gerçekten başkanlık sistemine geçmesi lazım. Hızla yine milletvekilliği sisteminin değiştirilmesi lazım. Doğru dediğim şey o. Yani normalde milletvekillerini eğer genel merkez seçecekse yine, millete gidip genel merkezin seçtiği milletvekillerini tasdikleyecekse o çok şey değil.
Şu anki seçim sisteminin de değişmesi lazım. Bu seçim sistemi seçim sistemi değil. Bu seçim sistemine göre halkın kendisi kendi hür iradesiyle kendi milletvekilini çıkaramıyor. Halk kendi hür iradesiyle kendi belediye başkanını seçemiyor. Hür iradesiyle milletvekilini de seçemiyor. Hür iradesiyle il milli eğitim müdürünü seçemiyor. Seçemiyor. Hür iradesiyle örneğin şeyi, valisini seçemiyor. Hadi dedik ki valisi, emniyet müdürü devlete ait, devletin devamiyeti için bunlar seçimle olmasın. İyi.
Güzel. E belediye başkanını da millet ellemeyin kendisi seçsin ya. Onu da yapmıyorlar. E milletvekilini de millet kendisi seçmiyor. Neymiş? Demokrasiymiş. Aldatıyorlar bizi. Kaç tane parti başkanı var? Beş tane. Beş tane parti başkanı oturuyorlar, milletvekili adaylarını belirliyorlar, koyuyorlar. Birinci sıra bu, ikinci sıra bu, üçüncü sıra bu, dört, beş, altı, yedi. Kaç tane Bursa çıkarır? İşte sekiz tane, dokuz tane. Sekiz, dokuz taneyi genel merkez kafasına göre işte tespit ediyor. Ondan sonra orada koşuşturacak yerelde insanlar lazım.
İşte dokuza onu koyuyor, onuncuya onu koyuyor. Onlar koşturacak ırgat gibi. O yüzden başkanlık sistemi düzgün bir sistem olursa, mesela işte şeyi, meclise gidecek olan milletvekillerini halkın kendisi belirleyecek. Mesela tercih çıkarabilirler ortaya. Örneğin, herkes tercih kullanabilmeli. Tercih kullandırmıyorlar. Bunun gibi. O yüzden bu cumhurbaşkanı olduğu müddetçe başbakanın kim olduğu da önemli değil zaten. Cumhurbaşkanı olduğu müddetçe birisi de çok fazla başbakanlık yaparsa onu da değiştirir zaten. Yani orada başbakanlık yapacak bir kimse lazım değil.
Normal bakanların koordine edecek, koordinasyoncu lazım bir tane. Koordine edecek ortamı. Evet, başbakanlık yaparsa ipini çekerler adamın. Bunu unutmayın. Sizi birisi lütfedip bir yere getirdiyse, o getiren kimse de sizi bir gün oradan alır, indirir aşağıya. Bu değişmez bir şey.
Birisi size bir at getirmiş emanet, biniyorsunuz üstüne. E at benim diye kurulma. At senin değil. Kimin? Ağa verdi sana. Ağanın atıyla hava atılır mı? Atılmaz. Öyle şey yok. Türkiye burası. Her şeyi götürür ve kaldırır. Sıkıntı yapmayın. Bir şey olmaz. Öyle problem mu problem de çıkmaz. Hiçbir sıkıntı olmaz. Merak etmeyin. Kimse de doğulmaz. Öyle minneti işte partide olacak mu olacak zannediyorlar. Hiç öyle bir şey olmuyor. Doğulmaz. Hiçbir şey olmaz. Hiç kimse hiçbir yere gitmez. Sebep? İnsanların büyük bir kısmı güce tapar. Avam için üç tane put devam eder.
Lat, menat, uzza. Avam her ne kadar ben Allah ve Resulüne inandım dese de avamın içindedir bu. Lat, menat, uzza. Bu gerçek tahkiki noktada imana eremediğinden kaynaklanır bu. O yüzden o kimse otoriteden korkuyorsa, gücün karşısında eğiliyorsa, paradan bozuluyorsa, kadından bozuluyorsa, dünyadan bozuluyorsa, bunları kaybetmekten korkuyorsa, o zaman o kimse hakikate doğru değil, korkularına doğru koşar.
O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, korkaklığın şerrinden Allah'a sığınırım dedi. Bu elindekini kaybetme korkusu da bir korkaklıktır. Makamını kaybetme korkusu korkaklıktır. Sermayesini kaybetme korkusu korkaklıktır. Eşini kaybetme, çocuğunu kaybetme, arkadaşını kaybetme korkusu hep korkaklıktır. Sen hakikati söylersin, yalnız kalırsan yalnız kalırsın. Ama öyle ben hakikati söylüyorum deyip de yanlış bir şekilde, yanlışa doğru, kendi yanlışını da hakikat görme. Söylediğin şey Kur'an ve sünnet noktasında olsun. Doğru yerde doğru şeyi söyle, doğru yerde doğru şeyi söyle. Hikmete uygun söyle. Yalnız kalıyorsan kal.
Bu ayrı. O yüzden avam insanlar bu korkulardan vazgeçemezler. Vazgeçemedikleri için güce eğilirler. Otoriteye boyun bükerler. Menat, paranın da esiri olurlar. Bunlardan vurulmazsa, olmazsa bir de kadın girer devreye. Böylece o kimseyi esir alır bir şekilde. O yüzden ancak mesela işte böyle bir fikir noktasında buluşanlar, bir dava noktasında buluşanlar, bunlar ayrı şeylerdir.
Ama şunu unutmayın hiçbir zaman. Bir kimse dava olarak yola çıkar da bir müddet sonra, bir müddet sonra davayı kendine basamak eder. Kendine ileriye yönelik maldı, müüktü, paradı, makamdı, mevkidi o tarafa doğru döndürürse, sonuçta o kimse dava diye yola çıkıp, kendisini lat uzza menata peşkeş çekmiş bir kimse olur. Bugünkü dünyada ne yazık ki böyle samimi dava ehli insanlar çok az.
Siyasetin içerisinde hemen hemen yok denecek kadar az. Bu acı bir şey. Ama sonuçta dava denilen şeyler de bir müddet sonra hep bozulmaya uğruyor. Müslümanlar bu manada yorgunlar. Müslümanlarda bir 300 yıllık bir yorgunluk var.
Bu yorgunluk iyice şu anda böyle ümitsizliğe doğru götürüyor insanları. Yorgun. Yorgun olmasının sebebi hep aldatılmak. Bu bilhassa Anadolu Müslümanları yorgun. 200 yıldan beri yorgun. İnşallah Cenab-ı Hak derleyip toparlatır. Yorgunluğunun sebebi sonuçta hep aldanmasından kaynaklanıyor. Dava diye yola çıkan insanlar bir müddet sonra bir bakıyorsun ki işte milletvekili olmuş, belediye başkanı olmuş veya bir yerlere bir amir, memur bir şeyler olmuş ve kendisini oraya peşkeş çekmiş, unutmuş, savunduğu bütün her şeyi kaybetmiş, savunduğu bütün her şeyi unutmuş.
Bu dervişlerde, dergahlarda da aynı, partilerde de aynı, ne bileyim işte siyasetçilerde de aynı, her yerde aynı bu. Bundan dolayı yorgun Müslümanlar. Bundan dolayı bıkkınlar. Yani bir bakıyorsun harika böyle duygu, düşünce, fikriyat, hedef muhteşem ama Uhud okçuları gibi. Uhud okçuları ne yaptılar?
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin emrettiği mevzileri bıraktılar. Mevzileri bırakmalarının bir sebebi galibiz. Eee ganimetlerden, ganimetlerin bize kötüleri düşebilir. Ganimetten biz hakkıyla pay alamayabiliriz. Hakkıyla pay alamazsak diye yerlerini terk ettiler. Oysa Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki benim emrimi bekleyin. Ben emretmedikçe mevzilerinizi terk etmeyin dedi. Ama onlar ganimete gözlerini diktiler. Ganimete gözlerini dikince bıraktılar mevzilerini. Mevzilerini bırakınca Halid bin Velid deha, askeri deha. Bir an galibiyet sarhoşuyla Müslümanların ciddiyetini kaybedeceğini tahmin etti.
En vurucu askerlerini, en güzel silahşörlerini etrafında topladı, bekledi. Ne zaman ki Müslümanlar galibiyet sarhoşuyla malın başına üşüştüler, arkadan geldi tahrumar etti ortalığı. Müslümanlar ne olduklarını anlayamadılar. Bu edebiyat olarak orada duruyor.
İnanış olarak değil. Müslümanlar da bu edebiyat olarak orada duruyor. Herkes yola çıkarken dava diye yola çıkıyor. Bu acı bir şey. Ben bunu gördüğümden dolayı benim de korkum bu manada budur. Dava diye yola çıkıp, dava deyip yola çıkıp bozulanları eleştirirken kendimin ve bizlerin bozulmasından korkarım.
Benim de korkum budur. Bursa'da yaklaşık 26 yıl olmuş. Bayındır ödemişe de koyarsan 28 yıl, 29 yıl. 29 yıldan beri dava olarak yola çıkmışız. Bir gün gelir bu bozukluktan, bu gevşeklikten nasipdar oluruz diye korkum. Allah muhafaza eylesin. Amin. O yüzden normalde hep böyle bir müddet sonra ne yazık ki bu hale geliyor insanlar. Bu işin acı tarafı. O yüzden yorgun Müslümanlar. Bu böyle Allah korusun her yerde gördüm bunu. Gittiğim cemaatlerde gördüm, gittiğim tarikatlarda gördüm. Görüştüm, konuştum, yerlerde gördüm.
Kendi içinde büyüdüm. Ülkücü camiada gördüm. Gördüm ben açıkım bu noktada. Refah Partisi'nde gördüm. Gördüm. Örneğin Büyük Birlik Partisi'nin içinde gördüm. Gördüm. Görmedim bir yer kalmadı. Kendi dergahımızın içinde gördüm. Gördüm. Ufak büyük. Gördüm. Bizde de farklı tezahür ediyor. Adam geliyor efendim işte ne olursun hizmet edeceğim, hürmet edeceğim. İşte ben bir arabalıyım dua edin.
Adam arabayı alıyor dergahı unutuyor. Gördüm. Geliyor ne aşklı ne aşklı. Efendim anam da sensin babam da sensin. Senden başka beni evlendirecek kimse yok. Şeyh efendi evlendirelim oğlum diyor. Evlendiriyoruz. Adam evlendikten sonra yok. Gibi. Veyahut da bir yere bir kimse bir işe girmek istiyor. İşte siz onu tanıyorsunuz, bunu tanıyorsunuz. Bir telefon açın, bir söyleyin. Hasbelkader söyleniyor. Adam dergahı unutuyor. Unutuyor. Dava diyor, yola çıkıyor. Ooo ne bahadır. Bir düdük, önce o gidiyor şeyh efendiye. Biz yakalanırsak, basılırsak Mustafa abim ödeyecek bizim çeklerimizi, senetlerimizi diyor. Bu her yerde var.
Bakın bu her yerde var. Ya bizde olmaz deme. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ashabında oldu. Bundan kendi kendine temizleyip, kendini temiz tutabildiğin yere kadar tut. E şimdi düşünün, Refah Partisi öyle değil mi? Davaydı ne oldu? MHP davaydı ne oldu? Ülkücü Gençlik davaydı ne oldu? Siyasetçi Anak davaydı ne oldu? AK Parti davaydı ne oldu? Şimdi dergahlara da gireriz. Cemaate girelim.
Risale-i Nur davaydı ne oldu? Fethullah Gülen Hoca'nın cemaati davaydı ne oldu? Esat Coşan'ın kayınpederi olan neydi adı? Mehmet Zahit Kotke Efendi. Koskoca Gümüşhanevi'nin silsilesi davaydı ne oldu? Mahmut Esat Coşan'ın damat diye getirdiler, koydular başa.
Vefat edince ne oldu? 28 yaşında oğlan. 28 yaşındaki oğlu, babasının cenaze töreninde hiç unutmuyorum. Babasının cenazesinde İstanbul Sosyetesi gibi siyah gözlükleri taktı geldi. Ondan sonra da ona intisap ettiler herkes. Şirketlerin başına oturacak birisi lazım. Davaydı ne oldu? Davaydı. Bütün dergahları alın önünüze.
Türkiye'deki en böyle meşhur dergahların hepsini de önünüze alın. Hepsinin de başlangıç noktası dava muhteşem. Bak sonunu seyreyle. Menzil davaydı. Öyle değil mi? Kaç tane şeyh var şimdi? Ben hiç gitmedim. Gidenler söylüyorlar. Otel, lokanta bilmem ne hepsi de orada sıralı diyorlar. Var mı gideniniz içinizde? Öyle mi? Öyle değildi. Bir on beş yıl önce baya bir savaş var. Herkes camide kalıyordu. Herkes otelde kalıyor. Şimdi tamamen de yükselen şey gibi olmuş. Şabi'nin etrafı gibi olmuş.
Şeyh Efendi'nin otelinde kalıyor herkes. Lokanta demek ki. Orada zakinler çok farklı taktı. Bir de oraya gelin bir de kardeşi orada kendini şey ilan etmiştir. Bunun da zakinleri var. Davaydı değil mi? Ben böyle söyleyeyim diye çok eleştiriyorlar beni. Umurumda değil benim. Bakın umurumda değil. Hepsi de bunlar davaydı. Zakirler ehli tasavvuf olan bir yerde bir dergâhta Zakirler oradan maaş almaya başladılarsa Halifeler orada bir para üleşiyorlarsa Millet şeyhin cebine para katıyorsa bir yerde Şeyhin cebine para katmak için yarışıyorsa millet Orada davama hava kalmaz.
Anladınız? Bunları topladığınızda yoruluyor Müslümanlar. Yorgun. Yorgun olmasının sebebi aldatılmışlıktan kaynaklanıyor. Bakın aldatılmışlıktan kaynaklanıyor. Aldanıyor Müslümanlar. E aldanınca bir müddet sonra bakıyor. İlk önce aldandığının farkında değil. Yani 10 yıl sonra bakıyor aldanmış adam. 20 yıl sonra bakmış aldanmış. Adam vermiş senetleri, vermiş senetleri, dava demiş, vermiş senetleri. İşi bozulmuş. Bir tane senedi ödeyemedi diye bütün senetlerin hepsini de haciz etmişti.
Adam koşa koşa geliyor. Ya ben bunu Allah rızası için verdim diyor. Böyle bir şey caiz mi? Kardeş, dedim vermişsin. Onlar da böyle yapıyorlar. Ne diyeyim sana şimdi dedim. Ne söyleyeyim? Dedim bir fukaraya git ver deseler vermezsiniz dedim. Ama şeyhin yanına gideceksin, oturacaksın ya sen. Veyahut da şeyhin evinde misafir olacaksın ya sen.
E şeyhin yanında misafir olmak, evinde misafir olmak. Yani bir ayrıcalık ya senin için. Öyle bakıyor bana. E yorluyor insanlar. Allah muhafaza eylesin. Amin. Bunu böyle yeniden ümmeti bu noktada heyecanlandıracak. Ümmeti bu noktada yeniden harekete geçirecek. Ümmeti bu noktada gerçekten inandıracak insan çok az. Çok az. Aklın ayaklarda olursa bitmez ağrısı. Ümmeti bu noktada heyecanlandıracak çok az. Bizim Anadolu'daki Müslümanlar da yorgun. Yorgunuz hep beraber. Yorgun.
Siyaseten yorgun, ilmen yorgun. Her taraftan yorgun. E şimdi bir tek şu anda Anadolu'daki insanların kafasında siyasi bir lider var. O da Tayyip Erdoğan. Alternatifi de yok. Önü de yok. Önü de yok. Arkası da yok. O da bunun farkında. O yüzden Anadolu'daki Müslümanlar bir hamle daha yapıp başkanlık sistemini getirmeleri gerekiyor. Bir hamle daha lazım. Ben bunu memleket için söylüyorum. Bir hamle daha lazım. Öyle bir hamle lazım ki hatta ben öyle diyorum ki geri dönüşü olmasın diye buradan geri dönüşü 400 milletvekili koysunlar. 367 değil 400 koysunlar 450 koysunlar buradan geri dönüşü için %70 oy istesinler.
Yani buradan geri dönüşü için %51 referandumdan %51 ile yetmesin buradan geri dönüşü için %70 istesinler. Desinler ki buradan geri dönmek için %70 oy alması lazım. Geri dönüşü. Yolda çarpık taraflarını düzelsinler ayrı mesele. Ama zaman yok şu anda. Bu konuda da millete gerekli olan açıklamalar yapılmadı. Millet bu noktada bilgisiz. Nasıl bir sistem olacağından da haberi yok. Sistemi yazıp milletin tartışması için koymadılar önüne. Yani iyi bir tane başkan seçecekler de alt kadro meclis nasıl oluşacak örneğin. Kimse bilmiyor.
Meclis oluşacak mı? Kimse bilmiyor. Atamalar nasıl yapılacak? Kimse bilmiyor. Kim atacak? E kimse bilmiyor. Bilmiyor ben de bilmiyorum. Hiç kimse bilmiyor. E hiç kimse bilmeyince minnet bakıyor şimdi öyle. Ha başkanlık sistemi ne ki bu? İyi ne bu? Kimse bilmiyor. Ben başkanlık olması lazım diyorum. Çok önceden bir öğreti bu. Ben de. Ama ben de nasıl yapacaklarını bilmiyorum sonuçta. E milletvekilleri de bilmiyor. E il başkanları da bilmiyor. İlçe başkanları da zaten bilmiyor.
E il ve ilçe başkanı zaten kim bursa il başkanı bilen var mı? Bir kişi kaldırdı elini. İkinci kişiyi kaldırdı. Üçüncüsü kaldırdı. Dördüncüsü. Dört kişi. Koca cemaattan AK Parti il başkanını tanıyan dört kişi var. Dört kişi saydım. Aha beş kişi oldu. Kimse tanımıyor.
Bu neden kaynaklanıyor biliyor musunuz? Adamın sizde işi yok. Yerel ve işi de yok adamın. Genel merkezden birisi atacak onu bitecek işi. Aha oldu il başkanı. Aynı şey. MHP il başkanını bilen var mı? Bir kişi. İki kişi. MHP il başkanının. Üç. Dört. Bu kadar bakın. CHP il başkanını bilen var mı? Bir kişi. Bir kişi. CHP'li yok mu elimizde? İçimizde hiç ya. Bizim Hakan da CHP'li değil ki bir tane de olsaydı. Bakın bu aslında neyi gösteriyor biliyor musunuz?
Yereldeki siyasetçilerin gerçek manada yerel siyaseti yapmadığını gösteriyor. İhtiyaç yok çünkü. Sebep yukarıdan atanıyor. Milletvekillerini tanıyor mu millet? Tanımıyor. Sebep yukarıdan atanıyor. Aşağıdan yırta yırta. Çalışa çalışa gelmiyor. Kendisi öyle geldi ama. Mohpazekar bir partinin başına kumar bazı olan bir milletvekilleri gelmiş ne kadar oluyor sizler? İnsanlar biz Hazreti Lut'u çocuklarından sorunlu tutar mıyız?
Adem'i çocuğundan sorunlu tutar mıyız? İslam hukukla konuşur. Nasıl Adem'i çocuğundan sorunlu tutamıyorsak, nasıl Lut Aleyhisselam'ın çocuklarından ve eşinden sorunlu tutamıyorsak, Lut'ta, Nuh'ta.
O yüzden bir kimseyi çocuğundan sorunlu tutmamız mümkün değil. Bu işin İslam hukuku. Bizi ilgilendirmez orası. Biz bu noktada. Seçiyor insanlar kendilerince veyahut da o atanmışı kabul ediyorlar mı? Ediyorlar. Neden siyasetin içinde değiliz? Birisi bize bir şey atacaksa biz onun manevi olmasını isteriz.
O yüzden atanmışı kabul edemem. O yüzden bir Sufi'yi atanmıştan kuvvetli ve üstün görürüm. Bu biraz abes olacak ama ben herhangi bir yerdeki bir zakirimi, herhangi bir yerdeki milletvekilinden, genel başkan yardımcısından üstün görürüm.
Beni ilgilendirmez. O genel başkanmış, genel başkan yardımcısıymış. Hiç ilgilendirmez. Benim için bizim zakirimiz ondan kıymetlidir. Bizim dervişimiz onlardan kıymetlidir. Biz o yüzden gidip de bir siyasi oluşumun emrine girmeyiz. Yok.
Bugün atar, yarın alır. Adam çalışmış, didinmiş. Mücadele etmiş. Hala da çalışıyor, didiniyor. İpleri kimsenin eline bırakmıyor. Devam ediyor. Haklı. İlham sadece kalbe mi gelir? Evet. Aslında düşüncelerimizden yaptığımız çıkarımları ilham mı zannediyoruz? Bazen. Yoksa akla ilham gelir mi? Evet. Bizi yanıltan bu ikisini ayırt edemememiz mi? Evet. Kul tam manasıyla vuslata erebilecek mi? Her daim Allah'la beraber olabilecek mi?
Böyle olacağını söyleyenler var. Ben buna inananlardan değilim. Evladımız pazar günü KPSS sınavına girecek. Allah rızası için dua. Allah hepsine de zihin açıklığı verse. Amin. Hangi fıkıh kitabını okumamızı tavsiye edersiniz? El ihtiyar uygun mudur? El hidayi okuyun. Dört ciltlik eğer okuyacaksanız. El hidayi uygun. Tek ciltlik kuduri var. O uygun. Sabah namazını yataktan kalktığımız eşofmanla kılabilir miyiz? Eşofman tesettürlü değil mi ki? Nasıl tövbe etmeliyiz? Ellerimizi açmadan da tövbe edebiliriz. Sen günahı terk et.
O tövbedir zaten. En güzeli odur. Dini nikahta babanın rızasını alma şartı var mıdır? Şafilerde vardır bu. Hanefilerde yoktur. İmam-ı Ali radiyallahu anh hazretlerinde yoktur. Hazreti Ayşe annemizde yoktur. Bu noktada velinin izni. Hanefilerde de velinin izni gerekmez nikahta. Ama şafilerde velinin izni gerekli.
Hadis Allah-u Teala şöyle buyurdu. Ey Ademoğlu hasta oldum ziyaretime gelmedin. Ademoğlu sordu. Ya Rabbi sen alemlerin Rabbisin. Seni nasıl ziyaret edeyim? Allah-u Teala buyurdu. Bilmiyor musun? Falan kulum hasta oldu. Ama sen onu ziyaret etmedin. Eğer onu ziyaret etseydin beni yanında bulacaktın. Yemek ve su ile de aynı. Anekdot geçtikten sonra bunu da mı anlayamadın? Diyor. Soru. Bir şey istendiğinde veya ziyaret gerektiğinde zengin, fakir, iyi, kötü demeden her canlıyı bir görüp az çok helal ölçüde istediğini vermeli miyiz? Bu noktada vermekle alakalı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisi var. İsteyene vermekle emrolundum diye.
Eğer onun haliyle halleneceğim diyorsa bir kimse, her kim ne istiyorsa vermesi gerekir. Az çok. Ama işin bir de fıkıhı boyutu var. Fıkıhı boyutunda da lazım olan isteyen mesela dilenciye verilmeyeceğini hükmetmişler bu noktada. Bir günlük yiyeceği var olan kimseye verilmeyeceğini, dilense dahi verilmemesi gerektiğini hükmetmişler. Niçin? Bu istismar edilir. Her isteyene verince ortalık tembelden geçilmez manasında. Hadisteki istenilenin hayatına düstur edilse dahi seyir-i sülükten geçmeden hakikat anlaşılmayacak mı? Her şey, bir kimse Kur'an ve sünneti yaşamaya çalışıyorsa o seyir-i sülükün içindedir. O yüzden seyir-i sülükün dışında değildir. Haklarınızı helal edin.
Ömreyle alakalı son demeye gelmeye başladık. Listeler 3 aşağı 5 yukarı hazır veya hazırlanacak gibi. O yüzden oturum yani 3'lü, 4'lü, 2'li odalar, 2'liler belli, eşleriyle beraber gelenler de öbür türlü 3'lerde, 4'lülerde bazen değişiklikler oluyor. Gelen, giden oluyor, iptal eden oluyor. O yüzden iptal edenlerin yerine yedeklerden aldıklarımız oluyor. 3'lü, 4'lü odalar bazen böyle şey olabiliyor, değişebiliyor. Yani işte kimisi 4'lüydü, 3'lüye geçiriyoruz. Kimisi 3'lüydü, 4'lüye geçiriyoruz. Zaman arkadaşlarından, eşinden, dostundan, akrabalarından veya aynı şehirdeki kardeşlerinden ayrılmasın diye. Bu 3'üncü, Cafer nerede? 3. oldu. Bir daha tekrar bugün elden geçirmeye kalktık.
Benim kafam olmadı artık. Dedim ki kalsın pazartesi günü tamamlayalım. 3'üncüyü uğraştık değil mi bugün? 3'üncüyü uğraştık. O yüzden normalde bunun bütün arkadaşlar, herkes birbirine duyursun. İşte gelmek isteyen varsa bu normalde yedeklere ismini yazdırsın. İşte herhangi bir sebepten dolayı gelemeyecek olan varsa da bu noktada şey yapsın, ne onu geriye dönsün, desin ki ben gelemeyeceğim, iptal edeceğim. İptal ediyorum. Bu şekilde biz bu manada odaları son şeklini vereceğiz. Listeyi son şekline getirmeye gayret ediyoruz. Getireceğiz inşallah. Bu normalde işte cumartesi var önümüzde. Pazar var, pazartesi var. 3-4 gün içerisinde arkadaşlar son hallerini, son bu noktada durumlarını analiz edip ona göre kararlarını versinler, bu mesele de inşallah bitmiş olsun.
Bu manada hakkılarınızı da helal edin. Kimisini böyle belki de hani yerleştirirken bazısına telefon açıyoruz, bazısına telefon açmıyoruz. İşte telefon açtığımızı, söylediğimizi normalde ona göre kendimizce, daha doğrusu ben açık açık konuşayım, kendimce, kendi kafamdan o oraya ondan iyi geçinir, bu buraya bundan iyi geçinir diye kendi kafamdan analiz ederekten kendimce öyle bir düzen tutturmaya çalışıyorum.
Şimdiden herkes hakkını helal etsin. Arabaların normalde bu otel yerleşim düzenini hazırlayınca arabaların da düzenini hazırlayacağız. Kafamdan geçen öyle hayalim o, herkes binecek olduğu kaç numaralı araba, kaçıncı koltuk bilerekten oturacak. Yani herkes bilecek mesela 3 nolu araba, 35 nolu koltuk gidecek, koltuğa oturacak. Buradan giderken de, Medine'de de, Gezi'de de, Medine'den Mekke'ye gelirken de, Mekke'de 2 tane dışarıdan ömremiz var. Onlara da gider gelirken, herkesin işte arabası, arabanın numarası, koltuğu, koltuk numarası belli olacak. Oda numaraları belli olacak. Herkes gittiğinde, oda numarasını buradan, daha henüz yola çıkmadan, herkes kaçıncı kat, kaçıncı oda bunları görecek.
Arkadaşlarımız zaten daha öncesinden görecek. Bunları son haline getirince, açıklayacağız bütün herkese oda arkadaşlarını. Onu da görecek herkes. İnşallah kafamda, hayalimdeki şey o, buradan yola çıkarken de, herkes otobüsteki koltuk numarasını, kaç nolu otobüse bineceğini, ondan sonra kaç nolu odada kalacağını, kaçıncı katta kalacağını ve oda arkadaşlarını, hepsini de bilecek, görecek. Allah'ın izniyle öyle bir ömre hayal ediyordum ben kendimce. Hatta böyle bir çıt daha üstüne istiyorum da, inşallah bakalım. Kafamdan geçen o, eğer şirkete kabul ettirebilirsem, 4-5 tane diyeceğim eleman al getir, bu millet gitsin, tavaf etsin, şeyle ne o, valizle uğraşmasın. Herkes valizlerin üzerine birer tane kağıt, ondan sonra üçüncü kat, 4 nolu oda örneğin gibi valizlerini taşısınlar orada 3-4 tane adam.
Minnet gitsin, tavaf etsin, işine, valiz taşımakla, onunla bununla uğraşmasın. İnşallah, haklarınızı helal edin. Bu konuyla bir kafasına takılan bir şey varsa sonra sorsun, ömreyle alakalı. Şey, no, Salim'e telefon açıyorlarmış ne kadar olacak diye. En düşük, en düşük fiyatı belli nasıl olsa siz başlayın parayı göndereceksiniz. Paraları ödeme. Onun için ben üçlüde mi kalacağım, dörtlüde mi kalacağım falan diye düşünmeyin. Ne olacak ki merak etmeyin. Siz eksik olanı istenecek nasıl olsa, ödeyecek olan ödesin. Dolarda gidiyor valla, aldı başını. Allah yardımcınız olsun inşallah. Cümlemizin yardımcısı olsun. Ne yapalım, yapacak bir şey yok. Biz bir ömreye niyet ediyoruz.
Dolar 3 bin liraya çıkıyor, dua edin. 4 bin liraya çıkmadı, o da benim yüzümden oluyordu. Öyle mi oldu? Vallahi hiç. Tamam, ömreye. Evet, ömreye gideceğimiz sıra. Dolarda. Bak, haşta da aynı olmuş, haberim yok benim. Haşta da mı çıktı? Sonra düştü iki yetmiş sekize. Tam fizi olup ne güzel çıkıp yine düştü. Mübarek dolar. Dolar mı mübarek? İki mübarek de var, bir mübarek ama çözemedik oruçlar. Allah yiyesin inşallah. Evet, durum mu var mı bu konuda bir şey diyecek olan? Yok. Fâle mele hûn. Allah yiyesin inşallah. Fâle mele hûn. Fâle mele.
Fâle mele. Amin. Ey. Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi