mustafaozbag.org

495. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 7 Mayıs 2016 · 21:45

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır eylesin inşallah. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Mallarının zekatını veren bir kişi ihtiyaçlarını kaliteli ve pahalı bir şekilde temin etse israf etmiş olur mu? İhtiyaçlarımızı karşılarken nelere dikkat etmeliyiz? Burada normalde bir kimse gelir Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, Ya Resulallah ben iyi giyinmeyi seviyorum der.
Öyle deyince Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de Allah vermiş olduğu nimetinin kulunun üzerinde görmek isterler. Biz Sufiler bu noktada bize dilenci gözüyle bakılmasın, bir şey isteyecek nazarıyla bakılmasın diye kendi konumumuzdan bir çıt üste giyiniriz. Şunu da unutmayız. Hazreti Mevlana Celal Atın Rum Hazretleri bir kimse bir topluluğa girdiğinde kıyafetiyle karşılanır, fikirleriyle uğurlanır der. Bunu da unutmayız ama bir topluluğa girerken sonuçta bir çıt üstünü giyiniriz. Bizim örneğin bu bir çıttan şeyim şu, yani halimiz 500 liralık takım elbise giymeye müsait. 600-700 lirasını da bulabilirsek giyeriz.
Bu noktada bunu israf olarak görmeyiz. İsraf, yani bir kimsenin kendisi kullanmadığı halde yiyecekte, içecekte, giyecekte kenarda biriktirmesidir. Bir kimsenin konumu her gün bir takım elbise giymeyi gerektiriyordur. Onun için o israf değildir. Onun durumu ona müsaittir. Öyle olması gerekiyordur. Ona söylenecek bir söz olmaz. Herkes konumuna göre, durumuna göre ihtiyaçlarını karşılar. İhtiyaçlarını karşılarken de kendince fazla lükse, sefaata kaçmaz. Sufice bu. Ama bir kimse işte kendince lükse kaçsa, dinen biz ona bir şey diyebilir miyiz? Hayır. Dinen onu suçlayamayız. Ama bir sufi terbiyesi açısından bizim için çok uygun değildir.
Ha, kimisi de gerçekten de öyle şatafatlı bir hayat yaşıyordur. Ama kalbine o şatafatı koymamıştır. Bu muhteşem bir şey. Bakın, bu muhteşem bir şey. Ama ve lakin herkes o muhteşemini yakalayacak diye bir kaide yok. Önemli olan insanın bu noktada Allah'ın vermiş olduğu nimetleri infak etmesi, etrafına da o nimetlerden faydalandırması, etrafıyla o nimetleri bu noktada Kur'an ve Sünnet tarihsini hayır yolunda kullanması.
İnşallah. Dedemle bir konu hakkında konuşurken tartıştık ve beni evinden kovdu. Ben de bir daha evine gelmem deyip yemin edip gittim. Şimdi pişmanlık duyuyorum. Yemin edip gittiğim için şimdi ne yapmalıyım? Dedenin kovması hoş değil. Senin de yemin edip gitmen hoş değil. E üç gün oruç tut, git yine dedenin gönlüne atandır çünkü. İnsanoğlu bir şeyi neden sever? Sevmek ya da sevilmek ihtiyaç mıdır? İnsan sevgisini kontrol edebilir mi? Yine söyle. Yani yönlendirebilir mi? Cenab-ı Hak kendi sevgisini mahlukatın üzerinden yüzde birini mahlukata yaydı. Sevgi dediğimiz unsur Cenab-ı Allah'tandır. Cenab-ı Hak da, Cenab-ı Allah da yüzse bu sevgi, bunun bir tanesini bütün mahlukatın üzerine yaydı.
Bütün mahlukatın fıtratında sevgi var. Yaradılış olarak. Hepimizin fıtratında yaradılış olarak sevgi var. Bu sevgiyi bir kimse kendince yönlendirebilir mi? Evet. Mesela bir kimse menfaatinden dolayı sevebilir mi? Evet. Onu menfaat sevgisinden arındırıp, menfaat sevgisinden arındırıp, bu bir kişise, bir şahısa, bu eşse, işte bu çocuksa, bunu menfaat sevgisinden arındırılması gereken yerler vardır. Oradan arındırmak o kimsenin üzerine erdemliliktir. Ama bir kimse işini de sevmeli. Bakın işini neden sevecek? O işini de severken diyecek ki, Allah bana böyle bir nimet vermiş. Ben bununla işimi, çoluğumu, çocuğumu, etrafımı hiç kimse muhtaç etmeden yaşatmaya çalışacağım. Kur'an ve sünnet tarihinde onların iyi bir hayat sürmeleri, dinlerini iyi bir şekilde yaşamalarına vesile olacağım, sebep olacağım diye, o kimse kendi mesleğini ve kendi işini sevmeli, bu konuda titiz davranmalı.
O zaman, burada normalde sevgiyi kontrol altına almak var mı? Bu manada var. Biz bu noktada kendimizce neyi seveceğimizi kontrol altında tutmamız lazım. Yani bazen derler ya, işte yok sevgi ota da konarmış, BOK'ye de. Hiç alakası yok. Cahil insanlar giderler, BOK'yi severler. Cahil insanlar. Eğitimsiz insanlar, kültürsüz insanlar, belli bir terbiye almamış insanlar, neyi ve kimi seveceklerini bilmezler. Onlar neyi ve kimi seveceklerini bilmediğinden dolayı, onlar şeytanın eğitimsizlikleri, kültürsüzlikleri, bilgisizlikleri, danışabileceği bir kimse olmadığından, şeytanın vesvesesiyle, heva ve hevesiyle, olmalık bir yere konarlar.
BOK'ye konmasının sebebi, şeytaniyetten, deccaliyetten, nefsaniyettendir. Arı, BOK'ye konmaz. Kim konar, sinek konar. Sinek çiçeğe de konar. Bal yapar mı? Yapmaz. O zaman, erdemli bir kimse, neyi, ne kadar seveceğini bilir. Öyle bodozlamasına, ben severim, aşık olurum, laf onlar. Sen şeytanın ve deccaliyetin, üflentisine gitmişsin. Sen gidip küfür ehrini, firavunu seviyorsan, firavun gönüllüsün. Vay gönül firavuna kondu. Var mı öyle bir şey? Sen Musa gönüllüyse, Musa'yı seversin. Musa gönüllüyse, Musa'yı seversin.
Menfaatçı bir kimseysen, Musa'nın asasını seversin. Menfaatçısın. O asanın yaptığı şeylere bakar, hayrette kalır, asayı sever. Sen asanın arkasındaki, gizli sırrı gör. Sen asanın arkasındaki, gizli sırrı görmüyorsan, menfaatçısın. Gider asanın yaptıklarına, hayran hayran bakarsın. Onu da asadan zannedersin. Asayı tutan Musa var. Musa'nın arkasında, hem asaya, hem Musa'ya hikmet koyan, Allah var. E sen erdemliysen, kalkar Musa'yı seversin. Yok erdemsizsen, bir düşüksen, ne yapar? Gider asayı seversin. Daha da hayvandan daha aşağısınsan, gider firavunu seversin.
Yok meselenin sen, hakikatin de hakikatine vakıfsan, sen gönlünü Musa'nın da, asanın da sahibi, Allah'a bağlarsın. E sen gönlünü, Musa'nın da, asanın da sahibi, Allah'a bağlamıyorsan, gider firavuna bağlarsın. E firavuna bağlamanın da, ne yapayım gönülü bunu sevdiğiyle, açıklamam mümkün değil. O zaman, erdemli insanlar, aklı kerim insanlar, kalbi çalışan insanlar, doğru sevgiye doğru yönlenirler.
Senin kalbinde zikrullah var ise, sen zikrullah yapanı seversin, zikir ehlini seversin. Ama senin kalbinde zikrullah yok ise, heva heves fırtınaları esiyorsa orada, sen heva hevesine düşeni seversin. Neyi seviyorsan odur der ya, Hazreti Mevla'nın. Sen neyi seviyorsan osun der. Sen neyi seviyorsan osun. Sen Allah yolunda gidenleri, Allah'ın dostlarını seviyorsan, sen Allah'ın dostusun. Yoksa şeytanlaşmış ve, şeytanın yoluna gidenlerle berabersen, sen onları seviyorsun. Eee, senin gönlün sevmek noktasında, bu manada, o üflentiyi alıyor. Sen cehennemden gelen yele kaptırmışsın kendini. Yemen'den gelen yele değil. Eee, sen cehennemden gelen yele kaptırdıysan kendini, ondan sonra kendi kendine de dersin.
İşte bu benim de, bu sevgisi, bana öyle diyorlar şimdi. Gitmiş olmayacak, Mendevur bir kimseyi sevmiş, bunu sevdiren Allah değil mi diyor. Ya Mendevur'a sen gittin. Cenab-ı Hak senin kulağından tutup da, insana dayanıp da, yaslanıp da, illa ki git Mendevur'u sev demedi ki. İlla da git, ahlaksız bir kimseyi sev demedi. Ahlaksız da beraber olmayı, sevmeyi Allah men etti. Yanlışla dolaşmayı, yanlışa gitmeyi Allah men etti. Ama o kendi heva hevesini, kendi şeytaniyetini, deccaniyetini, Allah'a bağlayacak. Bir de Allah'a iftira atıyorlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden insan sevgisini kontrol edebilir mi? Evet. Biz doğruyu, iyiyi, güzeli, hak ve hakikati sevmekle emrolunduk.
Yoksa önüne gelen herkes her şeyi sever ondan sonra. Bu da doğru olmaz. Biz kendimizce, böyle yanlışı sevdiğimizi kendimiz biliyoruz da, bu bizim hoşumuza gidiyor yani. Nefsimize tatlı geliyor. Nefsimize tatlı gelince, bu sevgiyi de gönlümüze koyan Rabbim değil mi diyoruz biz? Onu biz kendi elimizde, hani Hazreti Ömer Efendimizin dediği gibi, biz puttan helvalar yapar, karnımıza acıkınca da yerdik diyor. Şimdi insanlar duygularıyla, puttan helvalar yapıyorlar, duygularıyla. Puttan helvayı yapıp, kendisi o helvayı yiyor. O duygusuyla yapmış olduğu helvadan putu da Allah'a edelendiriyor. Daha da iş sıkıntılı. Ya sen bunu kendi ellerinle yaptın bu putu. O heva, heves duygusu sana tatlı geldi. Sana tatlı geldiği için, açıktan haram isteyen, açıktan haramla iştigal eden, açıktan fitursuzca haramla iştigal eden bir kimse, diyor ki benim gönlüm ona kaydı.
Onu da Allah bana sevdirdi. Diyorsun kızım, bak bu adam içkici, içkici, kumarcı, şöyle et, böyle namaz kılmıyor, oruç tutmuyor. Yok. Hadis-i şerif, senin ekmeğini namaz kılanlar yesin. Bak ekmek dahi yediririz ki, yani önceki namaz kılananı tercih edeceksin. Ya öbür adam aç mı kalsın kardeş? Sen önce namaz kılanı doyur, ondan sonra artanından kılmayanı da doyur. Ha o kimsenin İslam'a ısınacağına inanıyorsan, önce namaz kılmayanı doyur. Onu İslam'a ısındırmak için. Ama buradaki sebebin, onu İslam'a ısındırmak için olsun. Ondan hoşnut oldun, veyahut da onunla muhabbet kurayım, oh gecelere dalayım diye değil. Ya buradaki bakın niyet, onu İslam'a, Kur'an'a, sünnete ısındırmak.
O zaman önce ona ver. Hani zekat önce fakirlere, sonra miskinlere, ondan sonra işte borçlulara, alimlere, Allah yolunda cihad edenlere, yolculara, ondan sonra da gönlünü İslam'a ısındırmak için olanlara diyor ya. Evet. Bu da onun gibi bir şey. Niyetin onun İslam'a ısındırmaksa, söyleyecek bir laf yok. Ama niyetin öyle değil de, oh hoşuna gitti senin, heva hevesine, hitap etti, o zaman sıkıntılı Allah muhafaza eylesin.
Kesilen hakika kurbanından kişi kendisi yiyebilir mi? Evet yiyebilir, yediği miktar kadar parasını tasatok eder. Şimdi hakika kurbanı kesilmiş, evde de millet az bir şey kavuracak, evirecek, çevirecek yani. Ama hepsini dağıtıyorsa dağıtsın. Ama yenmesi gerekli diyelim ki, öyle bir şey oldu. Aman hakika kurbanından tatalım, böyle batılı şeyler vardır ya, sanki tatmazsan hakika kurbanın yerine geçmeyecekmiş gibi. Veya yemezsen ondan sanki bir şey olacakmış gibi. Böyle bir ev halkında bu tip şeyler olabilir. O zaman işte kaç kilo et yendi? İki kilo. Kaç kiloya tekabül etti bu hayvanda? On liraya, yirmi liraya. On liraya, yirmi liraya ne yapar? Tasadduk edersin. O etten yemek istiyorsan yersin. Kurban etini dağıttıktan sonra kalanı çocuğa mevlüt okutup gelen misafirlere ikram edilebilir mi?
Hakika kurbanı tamamıyla infak edilecek. İster gelen misafirlere yedirin, ister dağıtın. Bu noktada sıkıntı yok. Çalıştığım iş yerinde daha önceleri Perşembe akşamları, işe akşam sekiz yerini on ikide iş başı yapıyordum. Şimdi ise ille de sekizde geleceksin diye söyleniyorlar. Perşembe akşamları sohbete geldiğimi biliyorlar. Bu yüzden ne yapmamı önerirsiniz? Perşembe akşamları idare etmelerini söyledim. Kabul etmiyorlar. Teşekkür ederim. Bilmiyorum ne iş yapıyorsunuz ama karar size ait. Bu konuda biz kardeşlerin işlerine karışmak istemiyoruz. Haram helal noktasında deriz bu haram veya bu helal. Ama diğer yerler herkesin kendi iradesiyle verecek olduğu bir karar.
Ama dergah için işsiz kalın demem. Öyle söyleyeyim. Bu hataları bir kısmı ehli tahrikat yapıyor. Niyeti işinden ediyor. İşinden olan ondan sonra aşından oluyor. Aşından olan sonra eşinden oluyor. Çocuklarından oluyor. Allah muhafaza eylesin. Bunlar ince meseleler. Herkesin bir hayat standardı var. O hayat standardını korumaya gayret etmeli. Şimdi hiç kimse köyde yaşamıyor. Küçük bir kazada da yaşamıyor. Şimdi işsizlik kolay bir şey değil. Hayat standardı aşağı düşünce. İnsanlar doğal gazıydı, elektriğiydi, suyuydu. Küçük kazarlarda veya köylerde böyle dert yoktu. Millet oradan bir un oldu, az bir şey yağ oldu mu işini hallederdi. E şimdi halledemiyorlar büyük şehirlerde.
O yüzden insanların işleri önemli. Önemli oldu çünkü. Kalkıp da işinin üzerinde birisine hükmetmek böyle sırça saraylarda oturanlar için kolay olabilir ama benim için kolay değil. O kimse işini kaybeder. Allah muhafaza eylesin. Bir sıkıntı yaşar, bir problem yaşar. Bu o zaman ağır sonuçlar verir. O yüzden kardeşler işlerine dikkat etsinler. Bu noktada işlerine ehemmiyet göstersinler. İşlerine titiz davransınlar. Titiz davransınlar. Kimseye muhtaç olmadan bu dünyadan göçüp gitmeye Allah cümlemize nasip eylesin. Yanında iki kızıyla birlikte bir şeyler istemek üzere huzuruma bir kadın girdi. Ayşe annemiz bunu anlatıyor. Yanımda bir tek hurmadan başka bir şey yoktu.
O hurmayı gelen kadına verdim. O da iki kızına taksim etti. Kendisi ağzına vurmadı sonra kalkıp çıktı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yanıma gelince durumu onu anlattım. O da her kim bu kızların yetiştirilmesiyle ilgili bir şeyle imtihan edilir de, onlara ihsanda bulunursa, yani güzel bir İslam terbiyesiyle yetiştirirse, onlar kendisi için cehennem ateşine karşı bir perde olur. Tirmizi'de de her kim kızları hakkında bir şeyle imtihan edilir de, onlara karşı sabrederse, kendisi için cehennem ateşine karşı bir perde olurlar. Her kim iki kız çocuğuna bakar yetiştirirse, kıyamet günü parmaklarını birleştirerekten, yani böyle birleştirir ya Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri.
der ki parmaklarını birleştirerek dedi ki, ben ve o kıyamete böyle geliriz mahşere. Yine her kim iki kız çocuğuna bakar yetiştirirse, ben ve o cennete bu ikisi gibi gideriz, gireriz duyaraktan işaret parmağıyla orta parmağını gösterdi. Yine hiçbir Müslüman yoktur ki, iki kız çocuğu bulunup da, onların yanında bulunduğu veya onlar kendisinin yanında bulunduğu sürece, onlara iyi bakmış olsun da, onlar kendisini cennete sokmasın.
Her kim kendisine yakınlığı olsun veya olmasın, bir yetime kefil olursa, yine iki parmağını birleştirerek, ben ve o cennete böylece yan yanıyız. Her kim de üç kız çocuğunu bakar yetiştirirse, o da cennettedir. Ona geceleri namaz kılarak, gündüzleri de oruç tutarak, Allah yolunda cihad eden bir mücahit sevabı verilir. Herhangi bir Müslümanın üç tane kız çocuğu olur da, onları evleninceye kadar veya ölünceye kadar, bakarsa kendisi için cehenneme karşı bir siper olurlar.
Bir kadın iki kızı olursa da aynı mıdır diye sordu. Resul-i Ekrem iki kızı da olursa aynıdır diye buyurdu. Allah çoluğumuzu, çocuğumuzu, Kur'an ve Sünnet'e göre yetiştirenlerden eylesin. Amin. Ba'l-e menna hu. La'l-e menna. El-emliyâ i'vâil-münselîm. Elhamdülillâhi Rabbil âlemîn.
El-Fatiha ma'as-salam. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi