Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 30 Nisan 2016 · 1:25:55
Allah gecenizi ayır etsin, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, umduklarınıza nail eylesin, korktuklarımızdan hırs-ı muhafaza eylesin, âlem-i İslam'a dirlik, birlik, beraberlik, ihsan eylesin, inşâAllah deccaliyete karşı muzaffer eylesin. Saddam Hüseyin, Muammer, Kaddafi ve Mesud Farzani hakkındaki fikirleriniz nelerdir?
Ne fikrim olabilir ki, hepsi de Osmanlı'dan sonra emperyalist ülkelerin emrinde olan kimselerdir. Kur'an ve Sünneti arasında meseleye bakacak olursak, hani bir İslam'da ehven-i şer hükmü var ya, şer ama onun içerisinde daha ehveni var. Yani her ikisi de namaz kılmıyor ama birisi böyle daha sıcak dine.
İkisi de oruç tutmuyor, birisi namaz kılıyor. Namaz kılığını seçmek zorundayız ya, beş tane adam var, beşini de seçeceğiz, hemen hemen özellikleri beşinde aynı. İmam seçimi var ya, imam seçerken beşi de aynı ama birisinin sakalı var. Biz sakallı olanı tercih etmek zorundayız ya, beş tane adam var, birisinin İslami duruşu daha güzel, onu tercih etmek zorundayız ya. Ehven-i şer noktasında. Bu noktada dünya liderlerinin içerisinde, devlet başkanlarının içerisinde ehven-i şer olan kimseler olabilir. Ama İslam dünyasının başındaki liderlerin hiçbirisi de, hiçbirisi de deccaliyetin emrinin dışına çıkabilen liderler değil. İçlerinden bunun farkında olup da bir nebze, hani olabildiğince, yapabildiğince yapmaya çalışanlar var.
Büyük bir kısmı da teslim olmuş vaziyette. Bu mevzuya biraz daha girersen dağılır ortalık. Buna bizler de dahiliz. Kendimizi ayırmıyoruz. Biz de gerçekten tam imanı kemale ermiş kimseler değilleriz.
Öyle kendi kendimizi de, kendimizi fasulye gibi nimetten görmeyelim. Biz de bir düdükle eve oturabiliriz. Bir düdük. Biz şer'in içerisinde kendimizi ehven görebiliriz belki de. Aldatmayalım kendimizi. Bir toplum kendini değiştirmedikçe, Allah onları değiştirmez. Allah onların başındaki neri de değiştirmez. Başınızdaki lider kim ise, siz osunuzdur. Siyasi olarak söylüyorum. O yüzden toplum kendini değiştirdikçe, baştaki lider de değişir. Bunu normalde şimdi Saddam Hüseyin, o toplum kendince de, kendince de başında bir Saddam Hüseyin vardı.
Biz diyeceğiz ki ya Saddam Hüseyin zalim. Öyle değil mi? O toplum zalimi seçiyor. O toplum zalimi kabul ediyor. O toplum da zalim. Biz şimdi diyeceğiz ki Muammer Kaddafi zalim. O toplum da zalim. Neden Muammer Kaddafi'nin peşinde minnet dimdik durmadı? Toplum. Neden Saddam'ın peşinde dimdik durmadı toplum? Neden şu anda Suriye'de Esed'in arkasında toplum dimdik durmuyor? Şimdi benim AK Partili olduğumu söyleyecekler gene. Neden Tayyip Erdoğan'ı milyon kişi karşıladı şeyden gelirken, yurt dışından gelirken, herkes yurt dışında kalacak derken, milyon kişi karşıladı.
Toplum durdu arkasında. Neden gitti yüzde 49 mu kaç aldı? 49,5 oy aldı. Neden aldı? Toplum durdu arkasında. 49,5 oy almamış olsa parçalarlar adamı. Toplum arkasında durmazsa, o topluma zulmederse toplum onun arkasında durmaz.
Şimdi burada ben arkadaşlar, hizmet edenler, gelenin kalbini kırsa kim kalır burada? Bu işin şeyidir. Dileyen kalsın canım. Sen Kur'an sünnet ahlakından sorumlusun. Sen Kur'an sünnet ahlakını gösterdinde, millet çeker giderse, o zaman dersin. Dileyen gidebilir. Ama sen Kur'an sünnet ahlakıyla burada insanlara davranmıyorsan, suçlusu sensin, senin arkanda kimse kalmaz. Hadesi şerif, imamın kötüsüdür, istenilmediği halde orada imamlık yaparsa. Sen istediğin kadar birisini oraya çavuş tayin et. İstediğin kadar birisini zakir tayin et. O kimse etrafına hardhurt yapıyorsa kimse kalmayacak etrafında.
O kendi kendine de terennem yapar. O kendi kendine de haklıdır ha. Herkes nefsine uyuyordur orada. Demez kendi kendine. Ben ne yaptım da buradan insanlar gitti? Demez kendi kendine. Ya ben ne kusur işledim de insanlar gelmiyorlar derse. İnsan kendine hepsine soracak. O zaman liderler de kendine hepsine soracak. Ben ne yaptım da bu insanlar benim arkamda durmadılar. Ya ben dört dörtlükim. Yok kardeş dört dörtlük olursan herkes senin arkanda durur zaten. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azletenin zamanında dinden geri dönen, ertidat eden kaç kişi var? Yok, çok az. Ve demek ki o zaman bir lider, bir lider, siyasi bir lider, isterse dini bir lider olsun.
O topluluğun aynası hükmünde. O yüzden Saddam Hüseyin biz otururuz zalim deriz. Veya da Muammer Katafi otururuz zalim deriz. Veya Mesut Barzani. Neden seviyor oradaki Kürtler onu? Irak'taki Kürtler seviyor. Seviyor. Biz şimdi oturacağız şimdi. Seviyor insanlar onu. Diyeceksiniz ki yanlış yanlışı sever. Yanlış yanlışı sever. Eyvallah. Ama bir gün o topluluk doğrulduğunda o yanlışı devirir. Bak meclis başkanı yeni anayasadır, layıklık olmasın, dindar bir anayasa olsun dedi. Millet başladı açıklama yapmaya.
Kılı kımıldadı mı? Dolar kımıldadı mı? Yok. Düştü daha hala değil mi? Siz bilmezsiniz 10 yıl önce böyle bir şey olduğunda dolar fırlardı, devülasyon olurdu. Bundan 10 yıl önce olsaydı, 15 yıl önce olsaydı, Güneydoğu'daki bu olaylardan kaç sefer devülasyon olurdu, IMF ile kaç sefer imza atıldıydı, IMF'nin önünde kaç sefer sıraya girildiydi. Bundan 15 yıl önce olsaydı orada PKK'ya atacak kurşun olunmazdı. Şimdi bir şehri yıkıyorlar, yeniden yapıyorlar şimdi. 10 yıl önce olsaydı, ihtilal olurdu. Allah iyiyetsin.
Amin. Kişi nefisle mücadeleyi yalnız ya da birkaç arkadaş da yapabilir mi? Nefsini köşeye sıkıştırmak için örneğin, birbirlerine ben bugün gıybet etmedim ya da haram işlemedim gibi, eğer haram işlediyse ben bugün haram işledim gibi. Bunda sünnette pek örneği yok. Ya da biz okumadık. İslam toplu dini ama böyle birbirlerine karşı hatalarını, kusurlarını söylemeleri, birbirlerine karşı iyiliklerini söylemeleri de çok hoş karşılanmamış.
Yani ben bugün gıybet etmedim demek, tövbeyi gerektiren bir şey. Kişi nefisle mücadelede her yolu deneyebilir. Kur'an ve Sünnet tarihinde dener. İnsan vücudu kırk güne alıştırırsa helali bu kırk gün gerçekten kalıcı mıdır? İnşallah harama girmekse kalıcıdır. Nefisle mücadelede birbirlerine anlatılan haram işlememek, nefsi bir davranış olur mu? Bence olur. Nefis çok derler ya, Hinoğlu Hindi'ye. Bayanların tesettürlü veya açık şekilde Instagram, Facebook, Whatsapp gibi yerlerde fotoğraf paylaşmalarında dinen bir sakınca var mı? Bayanların bu yüzleri, elleri, ayakları, müstesna, bunların açık dolaşmasında bir beis olmadığı gibi bu tip elini, yüzünü gösteren bir fotoğrafta da bir beis olmaz.
Yani normalde hani kimlik fotoğrafları var ya, onun gibi onda da bir beis olmaz. Veyahut da tesettürlü bir şekilde onun fotoğrafında bir beis olmaz. Bizde şöyle bir algı var. Yani bayan dışarıda tesettüre riayet ederekten dolaşması caiz. İşte Whatsapp'ta böyle bir fotoğrafının görünmesi caiz değilmiş gibi algılanıyor. Bir şeyin haramı, helalı bellidir. Bir kadının yüzü açık, elleri açık, ayakları açık. Malum bilek kemiklerinden aşağı. Caiz mi? Evet. Onun her yerde görünmesinde bir sıkıntı yoktur. Caizdir. Kaldı ki, bir normalde bir kadınınla yüz yüze bakışmak, yüz yüze bakmak, bir kadının canlı bir şekilde yüzüne bakmak caiz değildir.
Ama bir kadının fotoğraftan bakmak caizdir. Anladınız mı? Burada çünkü karşılıklı etkileşim söz konusu değil. Öbürkünde karşılıklı etkileşim söz konusu yok. Ve erkeğin bakışlarından veya kadının bakışlarından erkeğin yüz yüze olunca etkilenmesi muhtemel. O yüzden mümin erkeklere de, mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakındırsınlar.
Yani birbirlerine şehvani bir şekilde bakmaktan, birbirlerini süzmekten, birbirlerini iyice iyice incelemekten. Hazreti Ali radıyallahu anh hazretlerinin naklettiği hadis-i şerif. Birinci bakış Allah'tan, ikinci bakış nefisten, üçüncü bakış şeytandan. O zaman karşılıklı kadın ve erkeğin bakışmaları, kesişmeleri caiz değil. Öbür türlü bir kadının tesettürlü fotoğrafında bir beis yok. Ne bileyim işte elbisesiyle, ne bileyim tesettürüyle. Bu noktada bir fotoğraf çekilmiş, bunda bir beis yok. Din adına para toplamak, parayı istemek, kermes yapmak doğru mudur? Bunları biz doğru görmüyoruz. Bunları doğru görmediğimizden dolayı da bu tip işlerle iştigal etmiyoruz.
Bunları da ben Allah affetsin, böyle dini hizmet olarak da görmüyorum. Böyle orta yere çıkıp, işte filanca yere cami yapacağız, şöyle para toplayalım. Pamuk eller cebe, fişman ciğeri kurs yapacağız, pamuk eller cebe. Bunlar son dönem olmaya başladı. Son 25-30 yıldan beri oluyor. Ondan öncesinde İslam tarihinde böyle şeyler yok. Cihad, savaş için Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kim ne tasadduk edecekse ederdi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, istemezdi, dilenmezdi. Bakın istemezdi, dilenmezdi. Mescid-i Nebevi yapılırken dilenilmedi.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, aldı Mescid-i Nebevi'nin yerini, kendi parasıyla aldı. Başladı kerpiçten yapmaya. Onu görenler ona yardım ettiler orada. Kendiliğinde. O buraya mescit yapıyorum deyip de milletten para toplamadı. Bir yere mescit yapacaksa bir kimse, gider arsasını alır, başlar yapmaya.
Ümmet-i Muhammed de mescide bir şey yapacaksa, birisi gider demirini alır, alır. Birisi gider çimont alır bir kısmı, alır. Birisi gider tuğlasını alır, alır. Oraya gider, tasadduk eder, ederler. Malzeme olarak. Ayni ve nakdi derler ya, birisi yapar. Bir şey istemek, dilenmek çok hoş değil. Allah muhafaza eylesin. Yol yürümek isteyen bir insanın mülki, idari mesleklere yönelmesi bu yola tezat mıdır? Değildir. Ne tezat olsun ki? Geçen hafta izah ettiniz, hayır ve şer'in Allah'tan geldiğine inandık. Peki insanın kanser olması Allah'tan değil midir? Bakın bütün her şeyi yaratan Allah'tır. Ama bir şeyi biz talep ederiz, isteriz, kesp ederiz. Bakın kesp ederiz, isteriz.
Beslenmemize dikkat etmeyiz. Sağlığımıza dikkat etmeyiz. Sağlığımız bozulur. Bakın sağlığımıza biz dikkat etmeyiz. Amur cabur yeriz. Çok uyuruz, çok konuşuruz. Haram işleriz. Sağlığımızda bir bozukluk olur. Bizdendir kusur. Hatta bizdendir. Biz otantik beslenmeyiz. Rahatsız oluruz. Hata bizdendir. Bak hepimizde besili koyunlar gibiyiz. Çok yiyoruz. Çok yiyen insanlarda çok hastalık oluyor.
Çok uyuyoruz. Sağlıklı beslenmiyoruz. Abur cabur yiyoruz. Çikolataydı, bisküviydi, hazır yiyeceklerdi, hazır gıdalardı. Hazır içeceklerdi. Bunlar toplanıyor bizde. Toplanıyor. Ondan sonra kanser vakası artıyor, artıyor. Hastalıklar artıyor, artıyor. Şu anda toplumun mesela, kadınlar örneğin, büyük bir çoğunluğu yani rahim operasyonu geçirmeden hamile kalamıyorlar. Büyük bir çoğunluğu. Gün geçtikçe artıyor bu. Erkekler, büyük bir çoğunluğunda siper meksikliği var. Gün geçtikçe artıyor bu.
Bakın gün geçtikçe artıyor. Yediğine dikkat etmiyorlar. Geydiklerine dikkat etmiyorlar. Daracık kotları, pantolonları geliyorlar. Kadınlar da, erkekler de. Her şey plastik. Nylon. Bol değil. Sağlığa zararlı. Ne bulursa yiyorlar. Hamburgardır, fast food'tur, bilmem ne burgardır, tavuk çiziktir, bilmem nedir bir sürü var. Habire'de yayınlanıyor. Kimisinden çok affedersiniz. İnsan pisliği çıkıyor, kimisinden fare pisliği çıkıyor, kimisinden lavum suyu çıkıyor, kimisinden bilmem ne çıkıyor. Yiyor gene millet ya. Gene yiyor.
Hamburgarmış da, fast food'muş da yok işte. Tavuk burgarmış da yok, tavukmuş da bilmem neymiş de. Hepsi de hazır, hepsi de hastalıklı. Ben bazen diyorum, tuhafına gidiyor milletin, 15 yıldır tavuk yemiyorum diyorum. 2002'den beri tavuk yemiyorum ben. Yani hazır tavuk yemiyorum. Ya 40 günde bir tavuğun geliştiği nerede görülmüş?
40 gün. Sen civciviler kaç kesime zamanı, kaç ayda geliyor? 6 ayda anca büyüyor. 40 günde kasaba, dosdoğru. Kesimhaneye. Ya bu mümkün mü? Biz bu tavuklar İsmail Aleyhisselam'ın soyundan mı? Haşa. Bir günde bilmem kaç günlük şey olacak, büyüyecekler. İbrahim Aleyhisselam mağarada öyledi ya. Bir günde bir aylık olurdu. Bir aylık olunca bir yıllık gibi görünürdü. Bir yıllık gelince sanki 10 yaşındaymış gibi oldu. Kocaman oldu. E bu ne? Millet yiyor. Ondan sonra hasta herkes, hasta. E bizim normalde şimdi tohumlar genetiğiyle oynanmış.
Yiyeceklerin bütün hepsinde genetikleriyle oynanmış vaziyette. Siz domatesin çekirdeğine çıkarıp da bir daha siz domatesi ekebiliyor musunuz şimdi? Hayır. Nerede iyidirler bizim? Kaldırın ellerinizi bakayım. Fatih, yapıyorsunuz mu öyle bir şey? Tutmuyorsunuz. Hepsi de İsrail. Bir seferlik değil mi? Yerli tohum kalmadı değil mi? İçinizde, elinizde hiç. Hiç kimse de köyde kalmadı değil mi? Yerli tohum yapamaya var mı? Yok. Var mı başka köyde yaşayan hiç? Hangi köy? Var mı yerli tohum eken? Getir oradan bize tohum. Gerçekten. Yerli eğer orada domates, biber, patlıcan varsa getir bana. Ektireceğim husus edilerek.
Tamam mı? Unutmayın inşallah. Çorum'un neresi? Tamam. İnşallah. Var mı yerli tohum? Bozulmamış denk gelirse getir gel bana. Duruyor mu? İyi onları ben unutturma ya. Tamam. Ama geç kaldık bu sene ya değil mi? Vakit bitti evet. Seneyi unutturma onu şey yapalım. Tamam. İnşallah. Fatih yetiştirirsin değil mi şeyden? İyidir de. Getireyim inşallah ekore. Evet. Toplamış. Geçen hafta gördüm.
Ayrı ayrı böyle kavunmuş kavunmuş hepsini toplanmış kurumaya almış. Ben yetiştireceğim onu inşallah. Tohumu alacağız onlardan tamam mı Fatih? İnşallah. O yüzden normalde insanın kanser olması da insanın kendisinden. Hastalığı insanın kendisinden. Yaratan ne? Allah. Her şeyi yaratan Allah. Şimdi biraz böyle tuhaf gelebilir size. Yapan. Bunu normalde. Bunu kesmeden. Bunu inşa eden insanın kendisi. Cüz-i irade noktasında. Ben cebriyeci değilim. Kaderiyeci de değilim. Bir kimsenin cüz-i iradesinin cüz-i iradesinin sınırını çizmeye çalışıyorum. Ya da sağlıklı olması bir hayırdır.
Bu da Allah'tan değil midir? Cenab-ı Hak hiçbir kuluna zulmetmez. O yüzden bir kimse hayrı isteyen hayre koşar. Şerri isteyen, şerri talep eden şerre koşar. Cenab-ı Hak hayır isteyene hayır yaratır. Şer isteyene şerri yaratır ama istemeden memnuniyetsiz bir şekilde yaratır. Memnuniyetsiz bir şekilde yaratır. Hayrı yaratırken de memnun bir şekilde yaratır. Secdede iken uyumak abdesti bozar mı? Hayır. Domuz yağından üretilen kremleri kullanmak caiz midir? Hayır. Babamın kapanmayan yarasını da kullanmak istiyoruz. Kantoron yağını kullanın. Sarı kantoron çiçeği vardır. Sarı kantoron çiçeğini bir şişenin içerisine koyup, koyup böyle işte örneğin 100 gram, ne kadarsa 100 gram çok da onu böyle bir tutam koyardı annem Allah rahmet eylesin.
Üzerine zeytinyağı konulur. Onu böyle güneşte bekletirler. Güneşte. Güneşte miydi hacı? Değil mi? Güneşte bekletirler onu. Ondan sonra onu bütün yaraları kullanırlardı. Annem de hatta şeker hastalığından dolayı ayağında yara vardıydı. Kapanmadıydı bir türlü. Doktorlar kapatamadılar. Kadın onun kantoron yağıyla Allah'ın izniyle kapattı. O yüzden kapanmayan yaralar için aklınızda olsun. Kantoron yağı kullanın. Kantoron çiçeğinden. Sarı kantoron çiçeği. Bir de kara kantoron var. Karı kantoron da zannediyorum bu hapse yapan yerlere sürüyorlardı. Solo yağ ile evin yağda 5 kiloluk şişelerde 1 gram trans yağ vardır yazıyor. Bu yağlar yenilebilir mi? Domuz yağıdır diye şüphelendik.
Trans yağı ne ya? Var mı trans yağı bilen? Sağlıklı bir yağ değil. Evet Ali.
Zararlı yağ. Zararlıymış. Bitki şifacımız var Allah'ın izniyle. Neydi? Vuslaz şifa ürünleri miydi? Hep şarkı söyleyecek değil ya da. Hayır yarın öbür gün bir de beyaz önlük takım gelecek buraya. Şifacımız olacak böyle giderse. Önünü alamayacağız yükselişini. Doktor sakın ona göndermeyesiniz onu Ali'ye. Ya çatışıyorsunuz değil mi siz? Ben şimdi kalkıp kantoron yağını söyledim. Sana ters. Bu şey uluslararası emperyalist güçlerin adamı. Kendi derdine devamı da mı?
Bu ne? Bu ne o? Bir gece hastanede devamı. Bir gece hastanede. Bana geldi ya hastane. Eyvah eyvah eyvah. Gardını düşürdüler senin bak. Hocam bu çocuk alternatif tıp bıraktığı gibi şey. Kodak tıp'ın kucağına geldi. Alternatif tıp. Kendisi. Ağlayarak da yani. Eyvah eyvah eyvah. Üç adet sorun vardır. Bir derviş gönülsüz olacak ne anlama geliyor? Kur'an ve sünnetin dışında bir şey ise bunda gönülsüzlük söz konusu olmaz. Burada derviş gönülsüz gerek deyince bir kimse bize karşı haram işecek. Biz onun haramına seslenmeyeceğiz. Birisi bir kötülük işecek. Biz onun kötülüğüne seslenmeyeceğiz.
Böyle algılanıyor. Siz bir kötülük gördüğünüzde elinizde. Mümkün değilse dilinizde. O da mümkün değilse kalben buz ederekten önlemeye çalışınız. Bizim dervişlik algımız bir tokat vurdu öbür yanağına çevir değil. Bizim dervişlik algımız bu değil. Derviş gönülsüz olsun. Biz Kur'an ve sünneti yaşamaya çalışalım. Kur'an ve sünneti anlatmaya çalışalım. Bu konuda zorluklara göğüs girelim. Hor görsünler, hakim görsünler, dinlemesinler, bizi ikinci sınıf vatandaş görsünler. Sıkıntı yok. Dervişin gönülsüzlüğü bu. Ama birisi zulmediyorsa zulümle biz mücadele ederiz. Birisi haksızlık yapıyorsa biz haksızlıkla mücadele ederiz.
Birinin yanlışlığını kabul etmeyiz. Hayır. Bir kimsenin hayvaniyetten, nefsaniyetten, şehvaniyetten, şeytaniyetten davranışını kabul etmeyiz. Hayır. Konuşulması gerekiyorsa konuşuruz. İtiraz edilmesi gerekiyorsa itiraz ederiz. Susmayız. Benim dervişlik algım bu. Bir kimse kalkıp da hakaret edecek. Yok kardeş ya. Kimsin hakaret edecek? Veya bir kimse kalkacak, Kur'an ve sünnetin dışında bir şey konuşacak. Kimsin kardeşim? Ya işte derviş susması lazım. Susarız. Hak ve hakikat karşısında susarız. Suskunluğumuz Kur'an ve sünnetin karşısındadır. Suskunluğumuz hayrın karşısındadır.
Şerre karşı susmayız. Hayır. Haksızlığa karşı susmayız. Hayır. Mücadele ederiz. Savaşırız. O yüzden derviş gönülsüz gerek. Eyvallah. Biz kimseye büyüklük yapmayalım. Kibirlilik yapmayalım. Kimseye tepeden bakmayalım. Gönülsüz olalım. Ama birisi kibirlenirse ona kibirleniriz. Kibirlene, kibirlenene, kibirleniniz. Emir bu. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretenin emri. Bir kimse bize kibirleniyorsa biz de ona kibirleniriz. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretenin sünnetidir çünkü. Güzel ahlak onun sünnetindedir. O en güzel ahlak sahibiydi çünkü. O zaman örneğimiz oysa bizim.
Bizim için gönülsüzlük, Kur'an ve sünnet dairesinde hak ve hakikat karşısındadır gönülsüzlük. Doğruyu bize kim söylerse alır başımıza tac ederiz. Ahmet söylemiş, Mehmet söylemiş. Toplumun içerisinde beşinci sınıf vatandaşmış, birinci sınıf vatandaşmış. Doğruyu söyledim evet, alır kabul ederiz. Ama biz Kur'an sünneti yaşıyoruz. Sufiyiz diye birisinin bize hakaret etmeye hakkı yok. Bu kim olursa olsun. Birisi kaçak Kur'an ve sünnetin dışında bir işlemde, bir davranışta bulunacak. Biz susmayız. Ben susmam. Bu Kur'an ve sünnetse, ilimse, varsa bir bildiğim ilim olarak koyarım önüne. Önüne derim ki hayır bunu söylemeye hakkı yokseniz. Veya o meselede Kur'an sünnet tarihinde doğruyu biliyorsam ben sonuna kadar mücadele ederim.
Nerede olursa olsun her. Bu doğru mu? Doğru. Hakkında ayet, hadis var mı? Var. Bitti benim için. Ya derviş gönülsüz gerek. Derviş hak ve hakikat noktasında gönülsüz gerek. Birisi Kur'an ve sünneti bana tebliğ ederse eyvallah. Başım gözüm üstüne. Gönülsüzlüğümüz Allah'a ve Resulüne. Ve onun dostlarına. Ve onun hakikatine. Gönülsüzlüğümüz şeytana şeytaniyete değil. Hayvaniyete değil. Birisi hayvanlık yapacak karşımızda biz de gönülsüz olacağız. Hayv. Nerede bir kötülük varsa mücadele ederiz onunla. Nerede bir zulüm varsa mücadele ederiz onunla. Nerede bir şeytaniyet varsa mücadele ederiz. Nerede bir nefsaniyet varsa mücadele ederiz. Ya derviş gönülsüz gerek.
Kardeş biz o noktada gönülsüz değiliz. Gönüllüyüz. Öyle hiç kimse. Hayvı damarınıza mı bastılar? Birisi öyle diyor damarından mı bastınız? Dedim Kur'an ve sünnetin dışındaki her şey bizim damarımızdır dedim. Basarsanız cevabınızı alırsınız. Senin karşında susacak değilim. Senin karşında ezilecek, büzülecek değilim. Kalkacak adam din ve dinle alakalı bir şeyde alay edecek ben susacağım. Hayır. Susmak küfür. Bir kimse din ve dinden olan bir şeyden alay ediyorsa ve sen ona karşı susuyorsan küfür. Çünkü küfre düştü sen onun küfre düşmesinin karşısında sustun. Sen de onu desteklemiş oldun.
Ya kalben buğz edeceksin diyeceksin ki ya Rabbi benim buna gücüm yetmedi. Bu zalim bir kimse. Bunun zalimliğinden dolayı ben ürttüm, çekindim. O yüzden sustum. Ama ben ondan değilim. Orada Müslümanın durması caiz değil. Gücü yetmiyorsa orada hızla orayı terk edecek. Onun yanında he yapıyorsa o da gitti. Allah'ı seven bir kimse zulmün karşısında dimdik duracak. Allah'ı seven bir kimse Allah'ın sevmediği bir şeyin karşısında dimdik duracak. Mücadele edecek. Bize hep böyle Allah affetsin. Yani ben etrafta gördüklerime bakıyorum. Ya strateji yapıyor arkadaş. Ya kardeşim bu adam senin eşdeğerdesin. Biz devlete strateji yapmıyoruz.
Değil insanlara yapacağız. Yargılanacaksan gider yargılanırız. Alıp götüreceklerse götürürler. Çıkacaksak mahkemenin ne çıkarız. Hakikati söylemekten geri durmak yok. Allah muhafaza eylesin. Layıklık ne anlamı anlamı taşıyor. Bir din dersi öğretmeni şöyle diyor ki La demek Arapça hayır demektir. İlk demek Yunanca din demekmiş. Yani dine hayır demek diyor. Acaba öyle midir? Normalde Türkiye'de kullanılan şey o. Layıklık sonuçta Yunanca bir kelime. La işte Yunanca'da yok demek mi değil mi bilmiyorum. Ama Türkiye'de layıklığın kullanılış noktası din düşmanlığı. Din düşmanlığı derken bütün dinler değil sadece İslam düşmanlığı.
Türkiye'deki layıklık uygulaması bugüne kadar İslam düşmanlığı olarak uygulandı. Zaten bütün Müslümanlara antipatik gelmesinin sebebi bu. Onlar diyorlar ki layıklık din ve vicdan hürriyeti. Kardeşim din ve vicdan hürriyeti bu memlekette Osmanlı'da yok muydu? İslam dünyasında din ve vicdan hürriyeti yok muydu? İslam dünyasında Cebriyeci'den tutun, Kaderiyeci'den tutun, Şia'dan tutun, Fatimilerden tutun.
Bütün o kadar mezhep ve meşrep olmuş. Din ve vicdan hürriyeti olmayan bir yerde o kadar mezhep, o kadar meşrep olur mu? Din ve vicdan hürriyetinin olmadığı bir yerde Hristiyan mı olur, Yahudi mi olur? İslam dünyasının içerisinde onca Yahudiler ve Hristiyanlar var. Katletmişler mi? Bu Yezidilerin hepsi de İslam dünyasının içinde değil miydi? Dürziler İslam dünyasının içinde değil miydi? Bu Hristiyanlar İslam dünyasının içinde değil miydi? Lübnan'daki, Suriye'deki Hristiyanlar İslam dünyasının içinde değil miydi? Filistin'deki Hristiyanlar, Filistin'deki Yahudiler İslam dünyasının içinde değil miydi? Türkiye'deki Hristiyanlar, Anadolu'daki Hristiyanlar, Yahudiler, Ermeniler İslam dünyasının içinde değil miydi?
Onların hangisinin din ve vicdan hürriyetine baskı altında alındı? Hangi kiliseleri yağmalandı? Onlar İstanbul'da kendi Hristiyanlar, kendi kiliselerini, kendileri yağmaladılar Haçlı Seferleri zamanında. Osmanlı oraya girdi bir tane kiliseyi yağmaladı mı? Gitti Ayasofya'yı kendi akçesiyle aldı. Ayasofya Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri'nin. Osmanlı Hanedanı'nın Ayasofya. Neden yasa çıkaramıyorlar şimdi? Hristiyanlar kendi vakıf mallarını alıyorlar şimdi. Yahudiler de kendi vakıf mallarını alıyorlar. Müslümanlar kendi vakıf mallarını alamıyorlar hala da. Alamıyorlar.
O yüzden din vicdan hürriyetiyse var zaten bu İslam'da. Bu topraklarda var din vicdan hürriyeti. Bugüne kadar sen Osmanlı'da sen Alevisin deyip birisini mi katledilmiş? Sen Şiasın deyip sen şusun sen busun diye Osmanlı'da bir şey mi var? İslam dünyasında bir şey mi var? Yok. Aman Türkiye'deki uygulanan layıklık, dinsizlik resmen. İslam karşıtlığı, İslam düşmanlığı, hainlik. Başka bir şey değil. Herkesin kafasında demokrasinin kılıcı gibi duruyor. Türkiye demokratik, layık bir ülkedir. Eyvallah. Ama başka miyim? 14. maddesinde diyor ki Kim bunu işte bu irticayi faaliyetlere girerse. Bitti.
14. maddeden güldürk gidiyorsun. 4. maddede Türkiye layıktır. Herkesin din ve vicdan hürriyeti vardır. 14. maddede güldürk gittin. Orada duruyor 14. madde. Türkiye'de layıklık hiçbir zaman din ve vicdan hürriyeti olmadı. Hani din ve vicdan hürriyeti? Kahrolsun şeriat diye Çanakkale'de yürüyorlar. İstanbul'da yürüyorlar. Kahrolsun şeriat diye İzmir'de yürüyorlar. Hani din ve vicdan hürriyeti? Senin benim dinime kahrolsun demeye hakkın var mı? Ne yapalım şimdi yarın biz de toparlayalım. Kahrolsun şeriat diyenler kahrolsun diye yürüyüş mü yapalım? İşte çıktı çatışma.
Türkiye'nin %99'u Müslüman. 10 kişi çıkıyor. Kahrolsun şeriat diye bağırıyor. Hukuk susuyor. Bütün Müslümanlar da susuyor. Bizler de dahiliz derken sözüm de buydu. Müslümanlar suskun. Laf hazır. Provokasyona gelmeyenim. Kardeşim ben provokasyona gelmiyorum. Onları nasıl alıyorsun? O eke edenler serbest. Dileyen dilediği zaman pankart açıyor. Kahrolsun şeriat diye yürüyor. Sen kahrolsun layıklık diye yürürsen anayasaya aykırı hareket etmiş oluyorsun.
Sen kahrolsun layıklık diyemiyorsun. Neden? Anayasanın dördüncü maddesine aykırı hareketten kültürtek içeridesin. Birisi sabahtan akşama kadar kahrolsun şeriat diye bağırabilir. Bağırır. Sen kahrolsun layıklık diyemezsin. Bütün İslamcı olan, kendini muhafazakar, dini kabul eden, siyasetçisi de, bürokratı da, tarikatçısı da, şeyhi de, dervişi de, hep söz uza.
Biz biraz sonra la ilahe illallah derken kendimizden geçeriz. Geçeriz. Ertesi günde heykelde birisi kahrolsun şeriat der, biz görmezlikten gelir, yürür gideriz. Ama ne dokunalım ya provokasyona gelmeyelim biz. Evet. Ama bir kendimizden geçeriz ki, kimseler tutamaz bizi. Siyasetçilerimiz çıkar, bir konuşma yapar, yürürüz peşlerinden. Doğru söylemiştir onların hepsi de. Ama ertesi gün pankart açarlar kahrolsun şeriat diye. Tamam. Herkes susar. Batılı, aa babalarımız ne der?
Ondan sonra dolar ne olur, euro ne olur, borsa ne olur biz konuşursak. Kahrolsun şeriat diyenler bize söylemezsek, bizi Avrupa Birliği'ne almazlar. Hala da siz gerici misiniz derler. Birisi kalkar, kahrolsun gericiler der. Kim bu gerici ya? Kimse sormaz. Kim bu kardeşim gerici? Neyi kastettin gerici? Gerici sensin. Yobaz da sensin, gerici de sensin. Kimse demez. Kimse demez. Evet. Türkiye'deki layıklık, din vicdan hürriyeti olarak hiçbir zaman uygulanmadı. Hiç uygulanmadı. Siz bir savcının karşısına gidip de bu maddeleri sizin yüzünüz okunmadı çünkü hiç sizin. Siz bilmezsiniz.
Bir soruşturma savcısı sizin önünüzde bunları okumaz. Tehdit etmedi sizi çünkü. Seni istersen buradan atarım, tıkarım içeri demedi çünkü hiçbirimize. Hiç kimse demedim. O yüzden kahrolsun şeriat demek serbest bu ülkede. Müslümanlara hakaret etmek, Müslümanlara küfretmek, Müslümanları ikinci sınıf vatandaş görmek, Müslümanların üzerine her türlü baskıyı, her türlü zulmü, her türlü algı operasını yapmak serbest. Ve herkes de susar bunu. Koca koca tarikat liderleri, parti liderleri, cemaat liderleri, cemaatlerin gazeteleri, partilerin gazeteleri, basını, yayını, hepsi. Hiç kimse mıkını çıkarmaz. Dergahlarda şeyhler susar, susarlar. Dervişler bir şey konuşacak olursa dervişleri de sustururlar. Aman belli kesimlerle aramız bozulmasın.
Çok da zaten öyle işlerine yararlarsa götürürler ama herkes zaten orada rahat edersin. Bir tane mesele. Daha ne zamana kadar bu ülkede kahrolsunuz şeriat sloganlarını duyacağız bilmiyorum. Evet. Müslümanlar böyle pısırık olduğu müddetçe, pısırık olduğu müddetçe, gavurun bir tanesi bin tane Müslümana bedel olur.
O önceki Müslümanlardı o. Öyle inananlardı ki, inananların diyor birisi bin kişiye bedeldi. İnananın ama, inananın. Öyle iman sahibi, öyle inançlı bir kimseyse evet. Bir kişi bin kişiye bedeldir. Bir kişi bin kişiye bedeldir. Şimdi onların bir kişisi bin kişiye bedel. On tanesi çıkıyor, kahrolsun şeriat diyor, herkes susuyor. Herkes susuyor. Koca meclis başkanı dahi öyle deme dedim de, böyle de dedim de, onu demek isteme dedim de, bunu demek iste dedim de, şöyle yaptıydım da, böyle yaptıydım da, bir tek gırnatasıyla zurnası bilmem çalgı aletleri eksik, başlayacak oynamayan. Gıvır yavrum gıvır istediğin yerinden gıvır. Akça kavak yaprağı var.
Bizim onlarda çok, o neydi onun adı şey? Neydi o ağaçlarının adı? Gargaç. Değil mi? Bir tarafı beyaz, bir tarafı yeşil mi oluyordu? Kara ağaç mıydı gargaçtı? Çılığı var, gargaç. Evet, ikisi de öyle değil mi? Evet. Bizim orada bir gargaç ağaçları var böyle, bir tarafı beyaz, bir tarafı yeşil. Rüzgar esince, rüzgarın durumuna göre, kimisini beyaz görüyor, kimisini yeşil görüyor. Bir tarafı yeşil, bir tarafı beyazı çalıyor böyle, beyazı değil, gri. Böyle insanın öylesinden kork. İnsanın iki dillisinden, üç dillisinden, iki dillisinden kork. Kadış Şevre diyor, iki dilli. Ne iki dillisi ya? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti, tenzih etmek değil, o kadar ki ötüleştik ki, biz o kadar aşağı düştük ki, iki dil bizim için.
Yani ehveni şer oldu. Şimdi çok dilliyiz biz. Diyor ya, ahir zamanda öyle kimseler olur ki, onlar sizin dilinizden konuşurlar. Dikkat edin, sizin dilinizden konuşurlar. Ama sizden değillerdir. Onlar ümmeti helaka götürürler. Bizim dilimizden konuşuyor bizi kandıranlar. Şeyhi de, dervişi de, siyasetçisi de, belediye başkanı da, bürokratı da, o su da, bu su da, hemen küçücük ve kaytan bıyık, elhamdülillah, subhanallah.
İşi götürüyor herkes. Ama şey yok yani. Herkes ne kadar Müslüman, ne kadar Müslüman, ne kadar Müslüman, ne kadar inanç sahibi. Ama beş kişi çıkıp kahrolsun şeriat deyince, o iman sahibilerinin hiçbirisine de sessiz olu yok. Bir hocanın sohbetinde dinlemiştim. Bir insan Allah şahit, ben layıkım derse dinden çıkar diyor. Bunu açıklar mısınız? Bir kimse ben layıkım derse, evet dinden çıkar. Bu çok güzel de. Dinden çıkmış bir anayasanız var o zaman. Bu ülkenin de yüzde doksan sekiz evet dedim ona. Hoş geldin yirmi üç Diyan.
Gönderdiğimiz meclis, milletvekilleri yeni bir anayasa yapacak mı? Yapacak. O yeni anayasa yapacak olan meclistekinler şimdiden de biz layıklık koruyacağız diyorlar mı? Diyorlar, hoş geldin yirmi üç Diyan. Haydi hep beraber şimdi kıvıralım. Ne diyelim? Şahıs, şahıs. Layık olmaz ama devlet layık olmalı diyelim. Ya bu ne demek biliyor musunuz? Ey insanlar, siz istediğinize inanabilirsiniz ama sizin bağlı bulunduğunuz devletin inancı yok. Nasıl mı?
Siz istediğinize inanabilirsiniz ama sizin devletinizin bağlı bulunduğunuz devletinizin dini yok. Yani dinsiz, dinsiz. Yani ne demek biliyor musunuz? Devlet kerhane çalıştırır, meyhane çalıştırır, bunları açar, kumarhane çalıştırır, kumar oynatır. Devlet huş yapar, yaptırır. Bunlardan vergi toplar. Devlet her türlü İslam'ın haram kıldığı her şeyle iştigal edebilir. Siz kalkıp da buna bir şey diyemezsiniz, layıklıkla devletin bütün haramları korunmuştur. Türkçesi bu bunu.
Başka bir şey değil, benim anladığım Türkçesi bu. Devlet layık dediğinizde, dediğiniz an devletin dini yok kardeşim. Bağırma devlet neden faiz alıyor diye, bağırma neden kumar oynatıyor diye, bağırma neden kerhane çalıştırıyor diye, bağırma neden meyhane çalıştırıyor diye. Bağırma kardeşim, bağırma hakkın yok senin. Neye tecavüzcüler idam edilmeliymiş, bağırma ne alakası var tecavüzcüler, lazım bu memleketerde.
Nasıl yani, basbayağı tecavüz edecekler, girecekler içeri, çeker çıkacaklar, bir daha tecavüz edecekler, bir daha girecekler, bir daha çıkacaklar. De lazım tecavüz ettikleri de kendi kendine intihar edecek. Veyahut da ya ben tecavüze uğradım diyecek, başka yapacak çarem yok diyecek. Annesi babası reddedecek, istemeyecek onu, o da gidecek, çok affedersiniz kerhaneye yazılacak. Bu kimin kızının, kimin karısının olduğu önemli mi? Devlet de ondan şakır şakır vergisini alacak, imam efendiler de bu vergiden maaşlarını alıp gidecekler. Ondan sonra çıkacaklar minareye Allah'a ekber diye bezan okuyacaklar. Bu değil mi? Müftü efendi ondan sonra cuma günü öyle bir vaaz edecek, öyle bir vaaz edecek hepimiz, coş uğruş içerisinde kalacağız.
Bir ağlayacağız, bir ağlayacağız, bir ağlayacağız. Kendiminden geçeceğiz. Anlatırken kendimden geçecek zaten. Kimse demeyecek, hocam bu faizi ne yapacağız biz? Kimse demeyecek, bu meyhaneler, bu kerhaneler, bu barhaneler, bu cazhaneler, bu randevu evleri, bu beş boynuzlu oteller ne olacak mı? Kimse, sorulur mu, konuşulur mu? Devlet layık zaten. Biz iman etmiş Müslümanlarız, kendimizden geçeceğiz biz. Biz o için yaratılmışız. Birimiz Allah derken titriyecek böyle ne oldu? Ay cezbe geçirdi. Öbürki duracak böyle. Ne yapacak? Vay be. Müthiş oldu diyeceğiz ya. Bu işte aradığınız diyeceğiz. Evet.
Ondan sonra bilmem hangi Fethullah Hoca Efendi demokrasiden geri dönüş yoktur artık diyeceğiz. Herkesten vay ya, hocaya bak dedik ya. Demokrasiden geri dönüş yoktur dedi. Yani demokrasi en güzel sistem. İslam, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sistemi aşere-i mübeşere. Ya ne alakası var kardeşim ya? İşte ya Hazreti Ebu Bekir, Ömer, Osman Ali. Dört büyük ashabın kuyulmuş olduğu bir sistem. Ya İslam hukuku var mı öyle bir şey ya? Demokrasi en güzel sistem. Ve herkes daha okuşacak. Hocamız ne güzel söyledi. Biraz daha milyon dolarlar götürelim. Demokrasiden dönüş yok. E neden?
Sen Amerika'nın kucağında oturur da demokrasi İslam'a aykırı dersen seni oturtturur mu orada adam? Ne? Amerika demokrasinin beşi. Amerika dinsizliğin beşi. Ama yok. Demokrasiden dönüş yok. Yani hepimiz demokratız. Birisi kerhane açacakmış. Açsın canım demokraside kerhane mi yasaklanırmış? Birisi meyanı açıyormuş. Tabii açabilir. Birisi pavyanı açıyormuş. Açabilir. Ne demek ya demokraside bunlara karşı çıkabilir misin? Çıkamazsın. O oğlan oğlanı erkek erkeğe evleniyormuş. Evlenir demokrasi. Daha ileri demokrasi var şimdi Amerika'da. Evleniyorlar. Hollanda'da ileri demokrasi var.
Evleniyorlar. Sen oğlan oldu diye iki tane kurban kesiyorsun. Ondan sonra on yıl sonra, yirmi yıl sonra büyüyor. Yanında bir tane daha erkekler geliyor. Bu kim? Bu benim kocam diyor. Demokrasi. Sen kalkıp da ona diyeceksin ki Allah'ın laneti senin üzerine olsun. Kisinin, şahsın özel yaşantısına demokraside müdahale etmekten küldürtmek içeridesin. Şahsın özel hayatına dokunamazsın. Demokrasi bu. İleri demokrasi bu. Biz daha ileri demokrasiyi yakan diyorlar ya bize. Siz daha ileri demokraside değilsiniz diye. Onun Türkçesi ne biliyor musunuz arkadaşlar? Siz daha kalkıyorsunuz bizim kızlarımızın bekareti diyorsunuz. Kalkıyorsunuz kadınlarımızın namusu diyorsunuz.
Kalkıyorsunuz siz eşcinselliğe aykırı davranıyorsunuz. Kalkıyorsunuz eşcinselliği istemiyoruz diyorsunuz. Kalkıyorsunuz siz kerhane istemiyoruz, meyane istemiyoruz, bar istemiyoruz, pavyon istemiyoruz, ahlaksızlık istemiyoruz, kumar oynamak istemiyoruz diyorsunuz. O yüzden siz henüz daha ileri demokrasi seviyesine gelmediniz. Ne zaman iyice namuslu, şerefsiz, haysiyetsiz oldunuz. İstan'daki cinsel suçların hepsi de kalktı, hepsi de helal oldu. Hiç kimse onlarla mücadele etmedi. O zaman ileri demokrasi seviyesine geleceksiniz. Bir layık olacaksınız o zaman. O zaman demokrasiden dönüş yoktur diyenin kalbine vuracağın tale geldi. Evet, hiç kimse burayı görmüyor.
Müslümanlar da kendilerince Türkiye'deki İslamcı geçinenler. Aman işte biz de bu demokrasinin faydalarından, nimetlerinden faydalanalım. Biz de demokrasi isterim diyorlar. Kardeş yangına gidiyorsun, deccaliyete gidiyorsun, şeytaniyete gidiyorsun, haramın, fuhuşun, şehvetin göbene gidiyorsun. Allahsızlığın, dinsizliğin göbene gidiyorsun. Sen nasıl istersin böyle bir şeyi? Sen diyeceksin ki benim yolum Kur'an ve Sünnet. Ben demokrasiden anlamam, ben layıklıktan anlamam. Benim anladığım bir tek bir şey var. Kur'an ve Sünnet. Benim yolum bu diyemezsin. Benim bu yolum değil diyemezsin. Müslümansan. Müslümansan söyleyeceğim tek laf var. Benim yolum Kur'an ve Sünnet.
Ben demokrat değilim, ben demokrasici de değilim, ben layıklı değilim. Layıklığı da istemiyorum. Anayasada da istemiyorum, babayasada da istemiyorum, çocuk yasada da istemiyorum, hiçbir yerde istemiyorum. Diyemez zaten bir Müslüman'ın. Ya ne demek ya? Benim devletim dinsiz olacak. Bu ne demek biliyor musunuz? Siz Kur'an ve Sünnet'in haram ettiği hiçbir şey anlatamazsınız. Kur'an ve Sünnet'in haram ettiği hiçbir şeyi haram deyip anlatamazsınız. Layıklığa karşılık. Layıklığa karşı çünkü bu. Benim bu anlattığım, yaptığım sohbet layıklığa karşı. Adamı isterse beni... Bu memleket yangına gidiyor. Müslümanlar suskun.
Hala susuyor bütün herkes. Hala da susuyor. Nereye kadar susacak ya bu insanlar? Nereye kadar susacaklar? Ölüm değil mi sonu? Allah'a kavuşma değil mi sonu? Yok. Biz başımız ağrıdı cennetlik olacağız hemen. Biz onu arıyoruz. Biz mücadele yok bizde. Neden? Şeyhler nasıl girsinler içeriği şimdi? Nasıl anlatsınlar bunları? Karka, polisin birisi alır götürürse ne cevap verecek orada? Malını müsaade eder, satarsa, götürür iki tane cop bir tarafına değdirirse. Şeyhliğine zeval gelir. En iyisi böyle götürdükleri zaman, gittikleri zaman en samimi, en kendisini seven derviş kim?
X. O şeyh o derler çıkarlar. Ne olacak ki? Veya ben şeyh değilim der çıkar. Ne olacak ki? Veya ben normalde... Gerçekten. O siyasetçiler ne olacak ki? Ne olur adam parçayı toplamaya çalışıyor. Topladı, bitti adamın işe. Ne yapacak ki adam? Ama seçim zamanı gelip buraya oturup da bir güzel bize vaaz etmesi lazım. Siyasetçi yap. Evet. Ve gönderdiğimiz siyasetçiler de orada laikliği savunması lazım. Bizden alkışlamamız lazım arkalarından. Ah bizi doğru yola ilete. Amin.
Dikkat edin. Doğru yolu ne olarak gösteriyor Fatiha'da? Dikkat edin. Ne diyor? İnam ettin. İhsan ettin. Bak innam ettin. İhsan ettin. Kulların var ya. Kim bunlar? Birincisi peygamberlerin. Kim bunlar? İkincisi dostların, velilerin, peygamberlerin. İhsan ettin. İnam ettin. Kişilerin yoluna. Neymiş doğru yol? Senin kendi hevandan, kendi hevesinden kurduğun Kur'an, sünnet yolu değil. Senin kendi şeytaniyetinden, kendi nefsaniyetinden kurduğun yol değil. Senin kendi hevandan, hevesinden çıkardığın yol değil. Ya.
Peygamberlerin, velilerin yolu. Sırat-ı Mustafa kim neymiş? Peygamberlerin ve velilerin yolu. Bana bir tane peygamber getirin. Bir tane peygamber getirin bana. Lutiliği destekleyecek olan, eşcinselliği destekleyecek olan. Bir tane veli getirin bana. Eşcinselliği, lutiliği, kerhani, meyhani destekleyecek olan. Getirin bana. Bir tane veli. Kur'an ve sünneti ve inam etti, ihsan etti o dostlarının yolundan aykırı hareket eder. Bir tane veli getirin bana demokrat. Bir tane peygamber getirin bana. Layık ve demokrat olan.
Bir tane peygamber getirin. Kimi? Abdülkadir Geylan Hazretleri, Muhammed Rufa Hazretleri mi? Kimi? Ben Kur'an'ın kuluyum. Muhammed-i Mustafa'nın yolunun tozuyum. Kimi getirecekler? Getirirsiniz son iki yüz yılda. Son iki yüz yılda getirirsiniz. İki yüz yıldan öncesinde getiremezsiniz. Son iki yüz yılda gelir. Evet. Sebate isti de gelir. Kendisini satanı da gelir. Kendisini de değiş tokuş edeni de gelir. Hepsi de gelir. Gelir. Aman şimdi devletler muazenesinde filanca lan dost olmam lazım diyenler hılır. Aman Amerika bize ne der, Almanya bize ne der, Avrupa bize ne der diyenler gelir. Gelir. Sırat-ı Mustakim.
Bizleri Sırat-ı Mustakim deyile. Sırat-ı Mustakim açıklıyor. İnam ettin, ihsan ettin. O innam ettin, ihsan ettin kulları var ya. Onların yolunda eyle. Onların yanında eyle. Onlarla bizleri beraber eyle. Hem bu dünyada beraber eyle. Hem de öbür dünyada beraber eyle. Her nefeste bizleri onlarla beraber eyle. Gözümüzün önünde o Ya Rabbi onları görenlerden eyle. Attığımız her adımda, konuşacağımız her kelimede, kalbimizden geçecek her meselede, o sırat-ı Mustakim'de olanlarla beraber eyle. Onları göre göre, onların nefeslerini hissede, hissede, onların gözyaşlarının içerisinde, onların dualarıyla bizleri beraber eyle. Bizleri layıklılarla, demokratlarla, faizcilerle, fuhuşçularla, kerhanecilerle, meyhanecilerle beraber eyle.
Bizleri sünnet-i Resulullah'a aykırı olan ve onları inkar edenlerle beraber eyle. Bizleri hadisleri inkar edenlerle beraber eyleme. Bizleri ayeti kerimeyi kendi heva ve heveslerine uyaraktan şerh etmeye çalışanlardan eyleme. Onların yanında da eyleme. Bizleri dimdik Kur'an ve sünneti yaşayan, dimdik Kur'an ve sünneti lepbe lepbe, nefes nefes, hücrelerinde dahi hissedip, öyle bu dünyada nefesini aldıklarından eyle. Gözümüz göre göre, Muhammed-i Mustafa'yı tanıya tanıya, Cenab-ı Allah'ın cemalullahına baka baka, son nefesimizi verenlerle eyle. O Hazreti Resulullah sallallahu ve sellem hazretlerinin elinden suyu içe içe, elinden o son nefeste, o dudağımızın kuraklığını aldıra aldıra nefesini verenlerle eyle. Bizleri o Habibinin hayatından, nefesinden, canından, kanından, ruhundan bizleri ayırma ya Rabbim.
Amin. Fala vallahu, la ilahe. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.