mustafaozbag.org

492. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 15 Nisan 2016 · 33:46

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Çalıştığımız iş yerinden tüm haklarımız bize verilerek çıkarıldığımız zaman tekrardan mahkemeye başvurarak tazminat davası açabilir miyiz? Biz, kazandığımız para bize helal midir? Burada devletin vatandaşlarına vermiş olduğu bütün hakları, vatandaşların kullanmaları, bu İslam hukuku açısından bakmıyorum bu meseleye.
Bu noktada kendince devletin bu sistemini kabul edildiğinden dolayı bunda bir beis yok. Buna tekrar Darül Harf hukukuna gireceğiz. Darül Harf hukukuna girdiğimiz zaman da çıkamıyoruz zaten. Normalde oradan, o meseleden baktığımızda devlet bir hak vermiş mi? Vermiş. O yüzden devletin bütün vermiş olduğu hakları en sonuna kadar kullanmakta bir sıkıntı yok. Çünkü normalde İslam hukuku geçerli değil. Kişi devlet arasında, kişi kurum arasında İslam hukuku yok. Hukuk devletin herhangi bir kurumu veyahut da örneğin herhangi bir özel kurum, bu da önemli değil. Bakın herhangi bir özel kurum, devlet kurumu olması da şart değil.
İş resmi ise ama özel, ama tüzel, ama kamu, ama devlet. Bu tip ilişkilerde mevcut hukuk ne ise o mevcut hukukun öngördüğü, mevcut hukukun içerisinde kalarak da hakkınızı, hukukunuzu veyahut da yapmanız gerekeni yapmaya çalışacaksınız. Veya bir zarar gelirse o zararı çekeceksiniz. Zarar da geliyor mu? Evet, o zararı da çekiyorsunuz. Burada normalde bu tip hukuku İslam olmayan beldelerde yaşayan Müslümanlar, iki şahıs bireyler birbirlerine olan muamelelerinde güçlerinin yettiğince İslam'a uygun yaşamaya çalışacaklar. Birey hukuku, bir kimsenin arkadaşıyla olan hukuku ilişkisi, bir kimsenin eşiyle olan ilişkisi, çocuklarıyla olan ilişkisi, anne babasıyla olan ilişkisi, komşularıyla olan ilişkisi, müridin mürşidiyle olan ilişkisi, işte öğrencinin hocayla olan ilişkisi gibi.
Tekrar bunun altını çizmemde fayda var. Tekrar söylüyorum. Bir, iş yeri. Tüzel kişilik. Orada İslam hukukunu aramayın. Mevcut hukuku iyi uygulanmaya, orada iyi sağlamaya çalışın. İş yeri. İki, işte devletin herhangi bir kurumu veyahut da devlet. Onlar da İslam hukuku aramayın. Mevcut hukukunuz. Neyse, bunu icra etmeye çalışın.
Kendinizi korumanız gerekiyorsa koruyun. İmza atma hukuktan uzak durun. Veyahut da ne bileyim işte mahkemeye verilecekse mahkemeye verin. Yok işte şikayet edilecekse şikayet edin. Burada normalde bütün dünya üzerindeki İslam toplumlarında şöyle bir sıkıntı var. Bilhassa Anadolu Müslümanlarında da bu var. Bu bir taraftan iyi. Anadolu Müslümanları, Türkler Orta Asya'dan itibaren devletleriyle savaşmazlar hiç.
Bakın, Orta Asya'dan itibaren Türkler devletleriyle savaşmazlar. Giderler köşede yeni bir devlet kurarlar. Yani normalde örneğin Osmanlı İmparatorluğu Selçuklu topraklarında, Selçuklu topraklarında kurulmuş, Selçuklu topraklarında yeşermiş. Selçuklu devrildiği anda da orada bir devlet oluşmuş zaten.
Hazırmış, hazırlanılmış. Osmanlı Devleti Selçuklu Devleti'ne rağmen kurulmuş bir devlet değildir. Bunun altını çizin. Bakın, Selçuklu Devleti'ne rağmen kurulmuş bir devlet değildir. Ama burada bir altını çizecek bir yer daha var. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlı Devleti'ne rağmen kurulmuş bir devlettir.
Daha henüz Osmanlı yıkılmamıştır çünkü. Osmanlı yıkan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Bunun da altının çizilmesi lazım. Şimdi, o yüzden Anadolu'daki Müslümanlar, yani bu ırk önemli değil bunda. Hiç devletleriyle çatışmazlar. Sünni İslam ekolünde devletle çatışmak zaten yoktur. Türklerin geleneksel kültürlerinde, geleneksel davranışlarında, geleneksel devlet, millet hiyerarşisinde bir kimsenin devletle çatışması da yoktur. Normalde hadis-i şerif vardır. Başınıza kulağı küpeli bir kimse, burnu delik bir kimse veyahut da işte burnu yarık veya kulağı kopuk bir zenci bir kimse de gelsin, siz ona itaat edin.
Yani bunlar ne demek? Yani eksik o kimsenin. Bu sadece fiziki eksiklik olarak değil. Eksiklikleri, noksanlıkları vardır. O sizin başınıza geçtiyse, Hanefilere göre kılıçla da geçse caizdir. Seçimle de geçse caizdir. Hanefilere göre normalde kılıçla da gelse caizdir, seçimle de gelse caizdir.
Yalnız kılıç kullanan kimse için hükmederler. Derler ki eğer ki kılıçla gelmeye kalkar da gelemezse, bu sefer arkasındaki askerlerle ona tabi olanların da bütün yükünü o kimse çeker. Çünkü bayi, isyancı hükmüne katılıp hepsi de katledilir. Hanefi'ye göre. Katledilince de o katledilenlerin, bütün hepsi de katledilenler suçlu olduğu gibi, başlarındaki komutan da asıl suçlu olur.
Serhasi İslam Devlet Hukuku veyahut da geriye doğru gidin, İmam Muhammed'in devletle alakalı fetvalarına bakın. Veya geriye doğru gidin, İmam-ı Azam Hazretleri'nin devletle alakalı fetvalarına bakın. Bunun gibi. Şimdi, Anadolu'daki İslam anlayışı devletle çatışmaz, kavga etmez. Onu değiştirir mi? Evet. Onu dönüştürür mü? Evet. Onu değiştirmek ve dönüştürmek var mıdır? Evet. Millet bağırıyor ya şimdi. Değişim ve dönüşüm var şu anda. O yüzden bağırıyorlar. Bu değişim ve dönüşüm devam ediyor çünkü. Yani durmuyor o. Değişim ve dönüşüm devam ettikçe, Türkiye'deki muhafazakar yapı, Türkiye'deki dindar yapı, halk nezdinde, bürokrasi nezdinde, ekonomi nezdinde güçlenmeye başlıyor.
Güçlendikçe de, Avrupa'nın, Türkiye'deki uşakları, global dünyanın, emperyal güçlerinin uşakları, bağırıyorlar Türkiye'de. Var güçleriyle. Bağıranların tabii bir kısmı da bizdenmiş gibi görünüyor. Bu noktada Müslümanlar, bu bir algı, devleti İslam devleti gibi görürler.
Türkiye'deki, Anadolu'daki muhafazakar yapı, devleti İslam devleti gibi görür. Hatta bunlarla karşılaştığınızda şok olursunuz. Bu önceden daha fazlaydı. Bu Osmanlı öğretisinden kalma geriye. Öyle olunca devlete laf söyletmez. Devlete karşı bir kalkışmayı, bir direnişi asla uygun görmez.
Türkiye'deki sol yapılanma ile, muhafazakar yapılanmanın arasındaki en büyük uçurumlardan birisi budur. İkisi de doğru hastalıklara parmak basarlar. Orta yerde bir hastalık vardır çünkü. Bir rahatsızlık vardır, bir çuban vardır, bir ciraat vardır orada. Anadolu'daki muhafazakar yapılanma, bunun zaman içerisinde tedavi edilip, değişime ve dönüşüme uğramasını tavsiye eder.
Kaos çıkarmadan, kavga çıkarmadan, devletle çatışmadan ama, Türkiye'deki ve dünya üzerindeki sol yapılanma, eline silahı alıp, bunlara kim karşı çıkarsa onunla mücadele eder. Zaten onların mücadele sistemi silaha dayalıdır. Onlar fikri ilk etapta aşılamayı düşünürler, aşıladıktan sonra adamın eline silahı verirler. Bunun tek çaresi savaşmaktır, silahlı mücadeledir. Silahlı mücadeleye devam ederler. Mars'tan, Lenin'den, Engels'ten tutun, Mao'ya kadar. Bütün komünist ve sosyalist yapılanma, sonuçta silahlı mücadeleye yönelik ve dönüktür. Biz ise devletimize, ve la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen kimseye, silah döndüremeyiz.
Asla, onun fikri ne olursa olsun, onun düşüncesi ne olursa olsun, Türkiye'deki muhafazakar yapılanma, devletle ve halkla savaşmaz. Bir yapı, devletle ve halkla savaşıyorsa, bu toprakların yapısı değildir o. Tekrar altını çiziyorum. Türkiye'deki herhangi bir yapı, devletle ve halkla savaşıyorsa, o yapı, bu toprakların yapısı değildir.
Onun başı dışarıda, dışarıda, kuyruğu buradadır. Bu yapının başı dışarıda, kuyruğu buradadır. Kuyruğuyla ortalığı bulandırır. Kuyruğuyla ortalığı karıştırır. Şimdi, burada hani az önce, işçi hakkıyla alakalı bir mevzu oldu ya, bizde ise mesela, bu muhafazakar yapı, bunu sorar bakın. Yani ben bir iş yerinden, haklarımı aldım, mahkemeye verince, bir daha alıyor. Mahkemeye vermezse almıyor. Ben biliyorum o meseleyi. Diyor ki, mahkemeye vereyim mi, vermeyeyim mi? O şimdi kendince, bir kuruma karşı, dini düşünmeye çalışıyor. Yani örneğin, işte Oyak Reno'dan çıkarıldı.
Tazminatları verildi. Öyle yapıyorlar ya genelde. Bunu yaparken de mesela, işte o işçi, belli bir zaman çalışırken, maaşları yükselmeye başlıyor. Kapitalist sistem. 10 yıl çalışıyor. 10 yıl çalışınca, onun maaşı 3 milyar, 3,5 milyar oluyor. Ondan sonra, 10 yıllık olanları, bir tırpanlayıp atıyorlar dışarı. Çünkü, bir daha devam ederse, yani 20 yıllık olunca, maaşı olacak 6-7 milyar lira. 6-7 milyar lira olunca, onun kapitalist sistemin, boğuşuna gitmiyor. Ne yapıyor? 5 yılda bir, 6 yılda bir, çok vasıflı olmayan, iskelete dokunmadan, ha bire işçileri çıkarıyor dışarı. Onlar zaten, o işçilerin, mahkemeye gideceğini biliyorlar. Mahkemeye gittikten sonra, mahkemeleri kazanacaklarını da biliyorlar. Bunları bile bile yapıyorlar.
Onlar hesaplarını, kitaplarını yapıyorlar. Nerede zarar edip, nerede kar edeceklerini de biliyorlar. Merak etmeyin siz. Onlar sineğin yağının, yağının, yağının, tozunu hesaplarlar. Sineğin yağından bırakmazlar. Onlar sineğin, yağının, tozunu bile hesaplarlar. Onlar öyle hesapsız, kitapsız yapmazlar. O yüzden, verin mahkemeye. Hakkınızsa, verin mahkemeye. Bir de karşınızda böyle, işte, Müslüman böyle, ay ne Müslüman, ne Müslüman, ne Müslüman. Yok. Sen ona bakma. Aldanma, kanma sen. Ya derviş kardeşin, aldanma kardeşim, kanma, bırak sen.
İsterse derviş kardeşin olsun, ister öz kardeşin olsun. Bırak. Sen mevcut hukuk ne? Evet, o mevcut hukuka göre, nasıl davranman gerekiyorsa, öyle davransan. O, böyle, acıları çekmiş bir kimseyim ben. Abi, önemli mi abi ya? ne demek abi ya? Ya getir şu senedin arkasına bari, yazalım ne kadar ödediğimizi. Abi, vallahi ya, Hacı Baba burada değildi, Hacı Baba memlekete gitmişti, yazamadık da. Aman, biz bir daha ödedik. Bir de suçlu olduk. Yok kardeş, tecrübe ya şimdi, yaşayacakmışız. Birisi bir şey, senedini aldın mı diyorum ben. Bana söylenen şey şu, bir şey olmaz ki, olur abicim, bana olduktan sonra, sana haydi haydi olur.
Al senedini. Ödüyor musun sen? Evet, al senedini. Ödedin mi sen? Ödedin. Al çekini oradan. Çekini al. Sen ödedin mi? Evet. Ya, çeki ver de, ondan sonra sen parayı aldın. Ya, bir şey mi olacak? Oluyor. Olmayacak diye bir şey yok. Oluyor. Ben söylüyorum, işte ev almış. Bu ev kimin diyorum ben? Ben aldım diyor. Kimin, tapusu kimin üstüne? Ev babamın üstüne. Ev babanın aslanım, senin değil. Sen babana bir tane ev almışsın. Ya benim? Değil. Değil. Ya, babanın ev. İşte babam söyledi ama kardeşlere. Dedi ki, işte buradan bunları bunu ver. Değil kardeşim ya, geç bırak.
Baban öldüğünde, herkes şahan gibi gelecek, oturacak. Kim yaptı, bunun parasını kim verdi? diye sormayacak. Herkes alacak oradan alacağını. Herkes alacak alacağını. Hakkıymış. Geç sen onları. Ya bunu, ya bırak kardeşim, senin değil o. Senin değil. Tapusu senin üstüne mi? Evet. Ama bu senin. Tapusu senin üstüne. Bu senin. Araba kimin üzerine? Ruhsatta. X kimsenin üzerine? Arabanın. Ama benim. Ya kardeşim değil. Allah Allah. İddia etme. Hadi götür sat. Duruyor. Hadi bağışla birisini arabayı.
Değil. Tapusu seninse, eyvallah. O zaman senin. Allah muhafaza eylesin. O yüzden mevcut hukuk ne diyorsa, siz mevcut hukukun dairesinde durun. Mevcut hukukun dairesi neyse kendinizi ona göre gardınıza alın. Bir de en büyük sıkıntıyı, darbeyi, böyle bu acı şey ama kendini böyle Müslüman gösterenlerden yersiniz. Yakınlarınızdan yersiniz.
Uzaktaki bir kimse bir şey yapamaz size. Ona karşı tedbir alırsınız çünkü. Yanınızdakinden, kardeşinize tedbir almazsınız. Sıkıntıyı oradan yersiniz. Kuş güvercin bakmak caiz midir? Haberleşme için kullanılıyorsa caizdir. Hani haberleşme güvercinleri vardı ya, bununla alakalıysa bu caizdir.
Haberleşme aracı olarak. Normalde bir kimse güvercin besleyebilir mi? Her cevap evet. Aslında beslenmesi gerekir mi haberleşme için? Evet. Devletin bu konuya dikkat etmesi lazım. Devletin her ile hatta yapabilirse büyük ilçelere güvercinle haberleşme ağı kurması lazım. Stratejik olarak. Her ile mümkün ise büyük ilçelere, önemli yerlere, stratejik yerlere güvercinle haberleşme ağı kurması gerekir. Her ile atlı birlikler, haralar kurması gerekir. Askeriyenin stratejik bölgelerde atlı birliklerinin olması gerekir.
Askeriyenin katırların, büyük katana beygirlerinin arkasında taşıyabileceği küçük çapta toplar, havan topları, ne bileyim değişik böyle roketler, beygirlerle, atlarla gidebilecek, iş görebilecek küçük birlikler kurması gerekir. Hatta bu birlikleri stratejik olarak dağların değişik yerlerinde, bölgelerinde konuşlandırması gerekir.
Aynı bu birliklerde de böyle güvercine dayalı haberleşme araçlarının oluşturulması gerekir. Yani örneğin Uludağ'ın bir böyle yamacında, bir merkezinde böyle bir 50 kişilik, 60 kişilik bir birlik var, atlı birlik. O atlı birlik Uludağ'ın yamacında konuşlanacak. Örneğin Çanakkale'de de ne dağları var orada? Kaz Dağları'nda olacak. Uludağ'daki güvercinlerle Kaz Dağları'ndaki güvercin, arada muhakkak işte uçuş mesafesine göre ayarlanacak haberleşmenin olması gerek. Eğer bu kardeş böyle güvercin böyle haberleşme noktasında bakıyorsa caiz. Yok hayır, bu noktada güvercin uçurmak için bakıyorsa, hadis-i şerif var biraz ağır. Bunların kafası biraz kuş kafasına dönüyor sonra.
Aklı kuş aklına dönüyor. Küçük çocukların evde böyle kuş beslemeleri, bir hayvan beslemeleri de caiz. Hani hadis-i şerif çok güzel, Enes'cik diyor. Kuş nasıl? Enes'cik. Hazreti Enes, radıyallahu anh hazretleri, malum 6-7 yaşında annesi getirip Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini yanına bırakıyor. Eğitilsin, ona hizmet etsin diye. Onun da bir kuşcağızı var. Hasta oluyor. Hasta olunca, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ey Enes demiyor. Enes'cik, kuş nasıl oldu? O yüzden bir kimsenin kafası Enes'cikse o baksın. Zaten kafası Enes'cik olanlar böyle kuş uçuracağız, muş uçuracağız diye uğraşır.
Damlarda dolaşır, pişt pişt pişt boyuna sabahtan akşama kadar kuş uçuracağız diye uğraşır. Allah muhafaza eylesin. Evin üstünde bıldırcım bakılabilir mi? Bıldırcım bakılabilir etinden faydalanmak, yumurtasından faydalanmak için. Tavuk gibi o hükme girer o. O yüzden bıldırcım bakılabilir. Bunda bir beis yok. Oruçluyken sürülen jel orucu bozar mı? İlaç olarak sürülen, kullanılan jel ve kremlerin orucu etkisi nedir? Normalde ilaç olarak sürülen jellerin ve kremler orucu bozar mı? Mesela, Hanefiler bir tek göze krem sürülürse, onun sona göze damla damlatılırsa, bundan bir faydalanma yoktur diye buna müsaade etmişler. Ama öbür türlü ağrı kesici, ağrıyı dindirici, bu tip şeyler ne olacak?
İşte tedavisi pansuman olacaksa, bunlar normalde işte oruca niyet etmezden önce gece pansumanlar olacak. Çünkü jellere, merhemlere müsaade edilince sıkıntı var. Hanefilerin bir kısmı bunlara cevaz vermişler, gene bir yerlerden okursunuz. Ya Hanefilerin cevaz verdiği şeyi nasıl caiz değildir dedi, edersiniz. Ama şu anda askeri amaçlı kullanılan jeller ve kremler var. Bunlar açlık hissettirmiyor insana. Hatta vücuda aşırı derecede kuvvet yüklüyor. Direnç yüklüyor. O yüzden jele gir çık oruç tut. Zaten oruç oruç olmadı. O yüzden şerh düşüyorum burada. Allah bizi affetsin insanı. Allah her çobanı devam ediyoruz.
Aile fertlerine ve eşe infak etmekle alakalı hadislere devam ediyoruz inşallah. Saat da ona geliyor ama hiç olmazsa birkaç tane okuyalım inşallah. Allah her çobanı yani her sorunlu kimseyi üzerine aldığı işten sorguya çekecektir. Onu korudu mu yoksa ihmal mi etti diye. Hatta erkekleri aile fertlerinden dolayı sorguya çekecektir. Demek ki bir kimse bir işi üzerine alırsa Allah o işten o kimseyi sorunlu tutacak. Ondan sorguya çekecek o kimseyi. Ders aldı ya o dersten sorguya çekecek onu. Çünkü üzerine iş üstlendi. İman etti. İman ettikten sonra iş üstlendi üstüne. İman etsen bir dert etmesen bin dert.
İman ettin, iman ederek ben Allah'a iman ettim dediğin anda hemen arkası geliyor. Meleklerine de iman edeceksin. Ya ben sadece Allah'a iman edeceğim. İmanın kabul olmadı. Bu olmadı çünkü. Ya Allah'a iman eder etmez hemen meleklerine, hemen peygamberlerine, kitaplarına, din gününe, hayrın ve şerrinin Allah'tan olduğuna iman edeceksin. Kadere iman edeceksin. Kabir azabına iman edeceksin. İman ettin, sorumlusun imanından. İman ettin, hemen İslam'dan da sorumlusun. Ya namaz kılacaksın, oruç tutacaksın, hacca gideceksin. Sorumlusun. Bir şeye söz verdin, bunu yapacağım dedin. Sorumlusun. Bir şeyin mesuliyetini üzerine aldın.
Sorumlusun ondan. Birinci derecede mesuliyeti üzerine aldığından dolayı, birinci derecede Allah onun hesabını soracak senden. Hani başka bir Adi Şerif'te elinizin altındakilerden sorumlusunuz diyordu ya. Bu da ne? Bu da söz verdiklerinizden. Bu da normalde üzerine aldı, bir şey üzerine aldıysan ondan sorumlusun. Öyle sorumsuzluğun yok değil. Ondan sorumlusun sen. Üzerine aldığın şeyden sorumlusun. Onun kendi iç hukukuna göre. Nereye kadarsa ondan sorumlusun sen. Allah bizi o sorumluluklarımızı yerine getirenlerden eylesin. Hatta erkekleri aile fertlerinden dolayı sorguya çekecektir. Çünkü İslam'da ailenin reisi erkek. Aile reisi erkek.
Birinci derecede ailesinden sorumlu olan kimse. Eşinden, varsa çocuklarından sorumlu. Onların Kur'an ve sünnet dairesindeki hayatlarından, onların Kur'an ve sünneti yaşayıp yaşamadıklarından sorumlu o kimse. O sorumluluğunu yerine getirecek. Hani çocuğun ebeveynden hakkı üçtür. Hadis-i Şerif. Bir, doğduğunda hayırlı bir isim konması. İki, ona dininin öğretilmesi. Çocuğun dininin öğretilmesinden birinci derecede sorumlu olan ebeveyn, anne baba. Anne babalar olarak biz çocuklarımızı çok iyi yetiştirmeye çalışıyoruz. Almadıkları ders ve kurs bırakmıyoruz. Ama dinini öğretmekte sınıfta kalıyoruz. Ahlaklarını öğretmekte sınıfta kalıyoruz.
Çocuğun birinci derecede dinini öğrenmesinden sorumlu ebeveyindir, anne babadır. Bir, üçüncüsü ne? Ona bir sanattan, ziraattan, ticaretten, bir şeyden ona çalışıp, ayaklarının üzerinde durup, ihtiyacını görebilecek şekilde bir meslek öğretilmesi. Bir iş öğretilmesi. Bundan aile reisleri sorumlu. Bunların hesabını Allah'a versekler, Rabb'i muhafaza eylesin. Allah her çobanı üzerine aldığı işten sorguya çekecektir. Allah her üzerine alınan bir işle alakalı o kimseyi ne yapacak? Sorguya çekecek.
Allah sorgusunu kolay eğleyenlerden eylesin. Bu hadis-i şerifin üst metni, hepiniz biliyorsunuz bunu. Ben kısadan kesip bitireceğim bu sayfayı. Erkek kendi ailesi içinde bir çobandır ve idaresi altındakilerden sorumludur. Hizmetçi, efendisinin malı hususunda bir çobandır ve eli altındakilerden sorumludur. Kısaca hepiniz birer çobansınız ve idareniz altındakilerden sorumlusunuz. Herkes kendince, kendi dairesinde bir idarecidir. En kötüsü kendisinin idarecisidir. Herkes kendi iradesinin ve idaresinin altında olan her şeyden sorumlu. Ya benim etrafımda hiç kimse yok, benim hiç kimseden sorumlu değilim, kendinden sorumlusun. Kendine çeki düzen var, kendini düzelt. Birinci sorumluluk bu zaten, sen kendini düzeltemezsen ailenin, çoluğunu, çocuğunu düzeltemezsin.
Sen kendi nefsiyle mücadele etmezsen, sen çoluğunun, çocuğunun, ailenin nefsiyle mücadele etmesine yardımcı olamazsın. Önce kendini kendince nefis terbiyesinden geçer. Nefsini böyle haklılardan, büyüklerden, ululardan, ululardan görmesinden uzak tut. Allah muhafaza eylesin inşallah. Devam edeceğiz. Önümüzdeki hafta inşallah. Hakkınızı helal edin. Fatiha ma'as-salamu alaikum. Amin.
Destur.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi